2011-03-10 - 17:00
TBMM Başkan Vekili ve AK Parti Kayseri Milletvekili Sadık Yakut, İstiklal Marşı'nın TBMM'de kabul edilişinin 90. yıl dönümü nedeniyle TBMM TV'ye Mehmet Akif Ersoy'u ve İstiklal Marşı'nın önemini anlatan özel bir açıklama yaptı.
TBMM Başkan Vekili ve AK Parti Kayseri Milletvekili Sadık Yakut, İstiklal Marşı'nın TBMM'de kabul edilişinin 90. yıl dönümü nedeniyle TBMM TV'ye Mehmet Akif Ersoy'u ve İstiklal Marşı'nın önemini anlatan özel bir açıklama yaptı.
Yakut'un açıklaması şöyle:
Bir Milletin destanlaşmış duygularının TBMM'de kabulünün 90. yılı münasebetiyle TBMM Başkanvekili olarak büyük bir heyecan içerisindeyim. 23 Nisan 1920'de TBMM açılır. 1920 yaz'ında ülke topraklarının büyük bir bölümü işgal altında ve Ankara düzenli bir ordu kurma çalışmaları içerisindedir.
İstanbul Hükümeti, Mondros Ateşkes hükümleri gereğince orduyu terhis etmiş, yeni bir ordu kurma çalışmalarında sayısız güçlüklerle karşılaşılmaktadır.
Meclis Hükümeti sömürgecilere karşı yeni bir ordu oluştururken, bu orduyu ayakta tutacak, ona moral verecek güçleri de harekete geçirme çabasındadır.
Büyük Türk Milletinin ortak duygularını, ümitlerini, birlikte yaşama ve var olma azmini, milli birlik ve inancım terennüm edecek ahenkle söylenebilecek Türk Şiirinin klasik ve retorik kompozisyon düzenini, temsil kabiliyetli, milli mutabakat içerikli sembol bir esere ihtiyaç vardır.
İşte böyle bir ortamda;
Anadolu'da tutuşan heyecanı koruyacak, vatan sevgisi ve inancı canlı tutacak, imanı besleyecek, Türk Milletinin şanlı mazisi ve ruhundan süzülen bir marş olması düşüncesinin hâkim olduğu bir alışımda Türkiye Cumhuriyetinin "önsözü" olan İstiklal Marşımız ortaya çıkmıştır.
Doğurgusu, Türk Kurtuluş Savaşının en çetin dönemine rastlayan İstiklal Marşımız, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılırken, bilinç altına yer etmiş olan, kendi kökenine ait, tarihi, edebi, dinî, kültürel ve ona bağlı sosyal unsurlardan beslenmiştir.
Akif in portresinin temel çizgilerinin de belirginleştiği yenileşme ve başkalaşma arasındaki fark, yetiştiği çevre, aldığı terbiye ve eğitim, inanç ikliminin bütün olgunluğunun ve güzelliğinin yaşandığı bir ailede ortaya çıkmış olması rastgele bir olay değildir.
Ünlü bir şairimiz, Akif in ailesi ve kökeni ile ilgili tanımlamayı yaparken, Baba soyu Rumelili, Ana soyu Buharalı, doğuş yerini de Fatih olarak belirtmektedir.
Akif in bu özelliği anne boyutunda Duyarlılığı, sağduyululuğu,kendini bir ülkeye adayışlığı ve şairliğini.
Baba çizgisinde; Ataklığı, yılmazlığı, her vuruşmada daha da çelikleşen bir savaş adamlığını, gözü pekliliği, korkmazlığı, ürkmezliği, umutsuzluğa düşmezliği.
Doğuş yerinde ise; İstanbul'un içindeki ikinci bir İstanbul olan Fatih semtinde hayatı tanıyıp, keşfettiği yönünde bir karakteri ortaya koymaktadır.
Mehmet Akif, Toplumsal dokuyu, inanç ortamının güzelliğini, halkın yazılı olmayan mutabakatlarını, modern hayatın yerli ve geleneksel alana nasıl nüfuz ettiğini, bu gidişatın hangi çelişkilere trajedilere yol açtığım, neleri çürüttüğünü, nelerin eksildiğini ve nelerin yenilenmesi gerektiğini bu mahallede gözlemledi.
Bilim ve teknoloji ile Garplılaşma ve kendi olma ya da benzemek arasındaki
tercihlerin ilk çizgilerini burada idrak etti. Hatta doğulu ve batılı olamayan, kültürel kimlik ve
milli şahsiyetini ana kavramlar ile anlatamayan ve kutsallarım korumak üzere harekete
geçemeyen bir neslin, entelektüel bir ufuk yakalayamayacağını, dünya ile entegre
olamayacağını birikimlerini sosyal hayatta fonksiyonel olarak kullanamayacakları izahatının temelini de bu semtte elde etti.
Her türlü boğumlanmaya açık bir fakirliğin sade ve onurlu bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini, erdemli yoksulluğun helal kazanç ve emek olduğunu, şiirle gelen ödülün, yoksul kadın ve çocukların iş öğretilmesi için verilmesini önermesi, Edip, vakar ve haysiyet abidesi M.Akif Ersoy'un bugünkü sosyal yaraların kapanması koleksiyonunda ilkeli anlayışın toplumun tüm kesimleri için model bir tavır olarak algılanması gerektiğini umuyorum.
Burada şunu açıkça belirtmeliyim ki Türk Milletinin en yaygın ve en büyük müşterek değerlerinden biri olan İstiklal Marşımızı da ancak mütefekkir, dava ve devlet adamı yazar şair ve daha birçok güzel sıfatlara haiz, Türk tarihinin altın sayfalarında yerini almış böyle münevver bir insan yazabilirdi.
Zaten birçok şiirinde görüldüğü gibi İstiklal Marşında da bir roman hacmiyle anlatılabilecek kurgusal bir yapıyı yakalamıştır Mehmet Akif.
Metindeki muhteva kurgusu, bir sabah vakti şafakla başlar milli mücadelenin mukaddesatı ve Türk vatanının düşmanlardan temizlenmesi serüveni ile devam eder. Milli birliğimiz, İstiklalimiz, hürriyetimiz, vatanımız ve şehitlerimiz ile kutsal bir terkibe ulaşır.
İstiklal Marşımızın içeriğinde, Tarih sahnesinden silinip gitmeyeceğimizi yedi düvele gösteren bir milletin direnci başarıları ve özgüveni vardır. Her kelimesinde, içerisinde ümit olan, başarı imkanı olan ve milletine güven veren bir ses gizlidir.Her cümlede kararlılık ve mücadele gücünün altı çizilmiş, iç muhasebenin ve direniş gücünün yansıması dile getirilmiştir.DuasaUaştırılan dilek ve temenniler hece hece kararlılığa dönüştürülmüştür.Neticede zafer sevinci ve mutluluğuna dayanan bir hareketlilik, ödenen bedeller, özgürlük ile karşılığım bulmuş ,hakkmıız olan istiklal kazanılmıştır.
İstiklal Marşımızın konusu Milli bağımsızlıktır.Milli özgürlüğümüz, en dinamik sosyal birim olan aileye kadar indirgenmiş ve Türk milli varlığım temsil eden ocak kavramı ile en son Türk kalıncaya kadar, Milli varlığımız bağımsızlığımız var olacak, bayrağımız sonsuza kadar dalgalanmaya devam edecektir denilmiştir.
Yine İstiklal Marşımız; Kuva-yı Milliye örgütlenmesiyle direnişlerin gösterildiği, sosyo ekonomik, siyasal, askeri, psikolojik olumsuzlukların üst üste yığıldığı, umutsuzluk ve yılgınlık ortamında Türk milletine ve Türk ordusuna yemden doğruluş, ayağa kalkış için ümit,şevk ve moral telkin etmiştir.
Burada çok önemli hususu daha dile getirmek İsterim. Mehmet Akif in Milli Mücadele Hareketine destek maksadıyla geldiği Ankara'da yazdığı en önemli şiir kuşkusuz ki İstiklal Marşı'dır.Akif in son yüzyıldaki hikayemizi anlattığı şiirlerini,destanın muhtelif parçalan olarak düşünecek olursak, İstiklal Marşım anlamak için marşı Çanakkale şiiri ile birlikte düşünmek en akılcı değerlendirme olsa gerek.Çünkü her ikisi de bir diriliş destanıdır.
Bilindiği gibi Çanakkale savaşları, saldıran çeliğe ve ateşe karşı, etin ve kemiğin kendini savunmasıydı."Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum" diyen Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın haykırış ve sarsılmaz duruşuna Mehmet Akif;
Canı,Cananı,bütün varımı alsın da Hûda
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda
Kararlılığı ile, bir fikir, iman ve vatan eri şuuruyla karşılık vererek, Türk Milletini, İstiklal Marşı ile taçlandırmıştır.
Öyle ise ortaya çıkan sonuç şudur ki;
İstiklal Marşı,Türk Milletinin bin yıllık tarihi öyküsünün maddi ve manevi değerler bütünü ve mukaddesleri uğruna ettiği yeminin manzum ifadesidir. Bayrak sevgisinin vazgeçilmez terennümü, kararlılık, azim,erdem ve cesaret sembolüdür.Allah'a sığınma ve millet adına yapılmış dua ve yakarışın en kutsi ifadesidir.Kısacası geleceğimizin ve bağımsızlığımızın meşalesidir.
Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli marşı olan İstiklal Marşımız, Mehmet Akif Ersoy'un cesaret ve tahammül aşılamak ve Onda var olan cevheri harekete geçirmek için Büyük Türk Milletine vermiş olduğu en büyük armağandır. Türk Milleti ve Türk ordusunun şecaat, kahramanlık ve fazilet destanıdır.
Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
Mısralarındaki Türk Milleti'nin asırlardır damarlarındaki hissettiği heyecan ve asil ruh derinliğini milletimizle en içten duygularımla paylaşıyorum.
Türk Milletinin sarsılmaz maneviyatının tecessüm etmiş haliyle, bayrağımızın kaderi ve milletimizin kaderini birbirine bağlayan, Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın diyen Akif'in, Türk Milletinin, iman ve özgürlüğün en doğal ve en kaçınılmaz hakkı olduğunu ifade eden iki mısrasıyla konuşmamı bitirmek istiyorum.
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet.
Hakkıdır Hakka tapan milletimin İstiklal. (17:00)
