2015-12-29 - 16:42
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'ye birinci sınıf demokrasiyi getireceklerini belirtti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'ye birinci sınıf demokrasiyi getireceklerini belirtti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yarın kendilerine yapacağı ziyarete ilişkin, "Neleri söyleyeceğini doğrusunu isterseniz ben de merak ediyorum. Başkanlık sistemiyle ilgili gelecekse, nasıl bir başkanlık olduğunu da ben böylece öğrenme fırsatı bulmuş olacağım. Nasıl bir başkanlık sistemi? Herhalde bana söyleyecektir. Bu sistemle ilgili bana anlattıklarını da sizinle paylaşacağım" dedi.
Bu konuya geçmeden Bülent Ecevit'in başbakanlık yaptığı dönemi anımsatan Kemal Kılıçdaroğlu, o dönemde Türkiye'nin ekonomi ve toplumsal barış olmak üzere iki temel sorunu bulunduğunu, Ecevit'in iki konuda da hiçbir siyasi liderin üstlenmeye cesaret edemediği kararlar aldığını savundu.
Gecelik faizlerin yüzde bin 500'ü, enflasyonun yüzde 100'ü aştığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bankalar batıyordu, bu koşullarda Ecevit başbakan oldu. 'Güçlü Ekonomiye Geçiş' diye bir program hazırladı. Bankaların kanunu yoktu, Bankalar Kanunu'nu çıkardı. Bağımsız idari yapılanmaları hayata geçirdi. Yolsuzluklarla mücadele etti, Kamu İhale Kanunu'nu değiştirdi. Kamu İhale Kurumu kurdu. Bunların tamamını yaptı. İşin meyvelerini toplayacakken, erken seçim çıktı geldi. Birisi dedi ki 'biz erken seçime gidiyoruz' ve Türkiye bu noktaya geldi. En sorunlu alan olan ekonomiyi düzeltti, bankaların güçlü yapıya kavuşmasını sağladı. Daha da önemlisi Merkez Bankası'na bağımsızlık hakkını verdi. AB ile uyum süreci içinde ne gerekiyorsa hepsini yaptı. Ecevit bir ülke sevdalısıydı, bunun hepsini yaptı. Toplumsal barış sorunu vardı, Bekaa'da konuşlanan PKK terör örgütü vardı. Türkiye'nin başına belaydı. O konuda da bir devlet adamının atması gereken bütün adımları attı. Önce sınırda bir general gitti konuştu, 'Suriye üzerinden terör örgütü üyelerinin Türkiye'ye gelişini kabul etmiyoruz' dedi."
Bülent Ecevit'in isteği ile 5 Ekim 1998'de Mısır Devlet Başkanı'nın Ankara'ya davet edildiğini ve eline bir Suriye dosyası verildiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Git Hafız Esad'la konuş dediler. 'Ya bu sorunu çözer ya da sonuçlarına katlanır' dendi. Bunu medyanın önünde söylemediler. Bir devlet adamı ciddiyetiyle nelerin yapılması gerektiğini söylediler ve Abdullah Öcalan oradan çıkmak zorunda kaldı. İşte Türkiye'nin gücü budur. Öyle sabah akşam konuşmak değildir. Devlet adamı budur" diye konuştu.
Daha sonra Abdullah Öcalan'ın getirildiğini, yargılandığını ve hapse atıldığını, terörün "sıfır noktasına" geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları anlattı:
"Arkasından erken seçime gidildi. Neden o seçime gidildiğini hala çözmüş değiliz. AKP 2002'de geldi ve tek başına iktidar oldu. Terör sıfır, ekonomi çok iyi. Kuralları aynen uyguladılar. 34'e düşen enflasyonu, 7'ye, 8'e kadar indirdiler. O kurallara uyuldu ve devam edildi. Ama şimdi geliyorum 2015'e. 2015'e bir bakın, bizim siyaset tarihimiz açısından çok önemli bir yıldır. İki kez arka arkaya genel seçimler yapıldı. İki seçim arasında 400'e yakın vatandaşımız teröre kurban gitti. Türkiye'nin temel sorunu yokken, 2015'te beş temel sorunu çıktı. Terör, birinci temel sorun alanı. Ekonomi, eğitim, toplumsal barış, hukuk. 13 yıldır ülkeyi yöneten bir siyasal iktidar, ülkeyi bu noktaya getirdi. 13 yılda benim söylediklerimin 'şu noktası yanlıştır' diyen bir Allah'ın kulu var mı? Asgari ücretin ne olduğunu bilmezlerdi, ne olduğunu bizden öğrendiler. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük krizlerinden birisini yaşıyor. Bu sürecin içine girdik. Ne olduğu belli değil. Hukuk... Allah aşkına çıkın sokakta birine sorun, 'bu ülkede adalet var mı?' Niye yok? Kim bu hale getirdi? Dilleri dönse CHP diyecekler ama iktidarda değil. Kim yönetiyor bu ülkeyi 13 yıldır. Hangi vatandaşın can ve mal güvenliği var?"
Gazetecilerin "doğru haber yaptı" diye cezaevinde çürüdüğünü iddia eden Kemal Kılıçdaroğlu, 32 gazetecinin cezaevinde bulunduğunu kaydetti.
"Böyle demokrasi mi olur?" diye soran Kılıçdaroğlu, "Hukukun üstünlüğü... Hangi hukuk? Birilerinin üstünlüğü var. Egemenlerin üstünlüğü var, hukukun değil. Sadece vatandaşa gelince hukuk, kendilerine gelince guguk. O noktaya geldiler ki 'benim söylediğim hukuktur' diyor. Bu noktaya Türkiye'yi taşıdılar" değerlendirmesinde bulundu.
Bunu yaparken de her seferinde vatandaşın "darbe geliyor" diye kandırıldığını öne süren Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
"Ne darbesi kardeşim. 21. yüzyılda darbe mi olur? İşi o noktaya taşıdılar ki 17-25 Aralık olaylarını bile darbe olarak nitelendirdiler. Hırsızlığınız ortaya çıktı. Siz ne yaptınız? Bir hükümetin, bir devleti soyduğuna tanık oldu bu millet. Buna da 'darbe' dediler. Geçen hafta 'madem ki (darbe) diyorsunuz' dediler, Meclis'e bir araştırma önergesi verildi. 'Siz de darbeye karşısınız, hepimiz karşıyız, gelin darbeyi araştıralım...' Ne yaptılar? Ret oyu verdiler. Ne diyorum, iki yüzlü siyaset Türkiye'yi bu noktaya getirdi. Sen 'darbe' diyorsun buna, gel darbeyi araştıralım. Hayır. Neden? 'Bizim kirli çamaşırlarımız ortaya çıkacak.'
Hukukun nerelere taşındığı konusunda daha ilginç bir örnek vereyim, biliyorsunuz bizim bir diktatör bozuntumuz var. Tutuyor Cumhuriyet Savcılığına 'gizli' ibareli yazı yazıyor. 'Yazıda, 'Sayıştay: Kaçak saray hileli' başlığıyla bir haber çıkmış' diyor. Buradan da Cumhurbaşkanı'na hakaret edildiği söyleniyor. Savcıya, 'Kanuni işlem yapın, sonucundan da bana bilgi verin' diyor. Kimsin sen? Senin savcıya talimat vermeni kim, hangi yasa öngörüyor? Birileri kendini hukuk olarak görüyor, yazdığı her yazının da kanun metni olduğunu düşünüyor. Bu savcı ne diyor, ne yapıyor merak ediyorum?"
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanı'nın dahi böyle bir yetkisi olmadığını aktarırken, bakanlığın konuyla ilgili genelgesini okudu.
"Türkiye'nin çivisi çıktı" diye boşuna demediklerini belirten Kılıçdaroğlu, "Bir yerde adalet yoksa, orada sonu belirsiz olaylara gebe olduğunu hepimiz bilmeliyiz. Eğer bir ülkenin cumhurbaşkanı bunu yaparsa, sade vatandaşı da aynı şeyi yapacak. Örnek gösterecek, cumhurbaşkanını. Cumhurun başkanı hukuksuzluk yapıyor. Kanunsuzluk yapıyor. Sonra diyoruz ki hukuk. Hangi hukuk?" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yarın kendilerini ziyarete geleceğini bildiren Kemal Kılıçdaroğlu, "Hoşgeldiniz diyeceğiz. Elbette konuşacağız. Neleri söyleyeceğini doğrusunu isterseniz ben de merak ediyorum. Başkanlık sistemiyle ilgili gelecekse, nasıl bir başkanlık olduğunu da ben böylece öğrenme fırsatı bulmuş olacağım. Nasıl bir başkanlık sistemi? Herhalde bana söyleyecektir. Bu sistemle ilgili bana anlattıklarını da sizinle paylaşacağım. Demesin 'ben söyledim gitti anlattı' diye. Baştan söylüyorum, bana söylediklerini gelip burada sizinle paylaşacağım" dedi.
İktidara eleştirilerini sürdüren Kılıçdaroğlu, iktidar partisinin bir ekonomi politikasının da olmadığını iddia ederek, "2023'te ithalat şöyle olacak, ihracat böyle olacak" denilebileceğini, onun bir politika değil, hedef olduğunu savundu.
Kemal Kılıçdaroğlu, "O hedeflere ulaşmak için hangi stratejilerden yola çıkacaksınız? Böyle bir strateji var mı? Yok" dedi.
Dolar bolken ülkeyi yönetmenin de kolay olacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, değerlendirmelerine şöyle devam etti:
"Ekonomiyi asıl şimdi yöneteceksin. İşsizlik artıyor, ihracat geriliyor. 15 yılda geldiğimiz nokta bu. Türkiye, cumhuriyet tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyor. Hukuk alanında, konomi alanında. Hele yolsuzluk almış başını gidiyor. İhale mi alacaksın, önce gideceksin TÜRGEV'e parayı yatıracaksın, sonra ihaleni alacaksın. Ben bu grup toplantılarından birinde Suudi Arabistan'dan 99 milyon dolar para geldiğini söylemiştim. Beni mahkemeye verdiler. Makbuzun tarihini ve numarasını hakime verdik. 'Bunu ilgili bankadan isteyin, bakalım gerçekten böyle bir para var mı, yok mu? Vakıflar Bankası mahkemeye yazıyı göndermiş. 99 milyon 999 bin 990 lirayı TÜRGEV'in hesabına yatırmışlar. TÜRGEV'in artık adı, götürgev. Malı götüreceksin."
Üçüncü temel sorun alanının dış politika olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, AK PARTİ'nin iktidarı devraldığında Türkiye'nin dış politikasında bir sorun olmadığını bildirdi.
İktidarın dış politika için "sıfır sorun" dediğini anımsatan Kemal Kılıçdaroğlu, "Eyvallah, başımızın üstüne. Siz sıfır sorun yaptınız da biz karşı mı çıktık. Bugün geldiğimiz noktaya bakın, 2015'in Türkiyesi'ne. Kavga etmediğimiz ülke yok. Buna da bir şey uydurdular, 'değerli yalnızlık' dediler. Neren senin değerli. Perişan olmuşsun" diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, dış politikada söylem ve eylem alanlarına çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizerken, "Bir ülkenin cumhurbaşkanının söylemi 10 dakika sonra başka bir devlet tarafından yalanlanırsa bu Türkiye Cumhuriyeti'nin onurunu incitir" ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, dış politikanın iç politikaya malzeme edilemeyeceğini, bundan da özenle çekinilmesi gerektiğini söyledi.
"Kimse, Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkmasın" denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bravo, ne güzel laf. Uçağını düşürdüler, konsolosluğunu bastılar, ne oldu? Bir Ecevit'e bakın Suriye'de nasıl kararlı adım attığını, bir de bunlara bakın. Ne diyorlardı? 'Rus uçağını ben düşürdüm', o diyordu 'Ben düşürdüm.' Yarışıyorlardı. Vazgeçtiler, 'biz düşürmedik, komutan düşürdü.' Şimdi 'Komutan da değil Fethullah Gülen düşürdü.' Pes yani. Bu halkın aklıyla oynamaya ahlakınız müsait mi?" diye sordu.
Türkiye'nin, bütün komşularıyla kavga ettiğini savunan Kılıçdaroğlu, Kaddafi ve Rusya lideri ile dost olunduğunu, sonra arkadan hançerlendiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, "Arkadan hançerleme geleneği bunlarda nerede var? Bunlar rahmetli Erbakan'ı da arkadan hançerlediler. Sanıyorlar ki bunu yaparız, bir şey olmaz. Faturasını 78 milyon ödüyor" dedi.
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, Arap Birliğini karşısına aldığını, birliğin dışişleri bakanlarının, Türkiye'yi kınadığını belirtti. Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet tarihinde bunun bir ilk olduğuna işaret ederek, "Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Türkiye buna layık mı?" sorusunu yöneltti. Kılıçdaroğlu, "Afrayla tafrayla geziyorlar. Kapalı kapılar ardında kimi dost bulacağız diye dostluk arıyorlar. İsrail'e sarıldılar" diye konuştu.
AK PARTİ'nin seçim beyannamesinde, "İsrail'in Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak Mart 2013'te özür dilemesinin ardından başlayan normalleşme sürecinde ilerleme kaydedilebilmesi, İsrail'in Filistine'e yönelik saldırıları ve başta Gazze olmak üzere, uyguladığı acımasız ambargo sona ermedikçe mümkün olmayacaktır" denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, buna aynen katıldıklarını söyledi.
Kılıçdaroğlu, "Şimdi fırıldak gibi dönmeye başladılar. Nasıl buradan döneceğiz? Kapalı kapılar ardında görüşüyorlar. Bu diktatör bozuntusunun sözcüsü var, basın toplantısında 'Gazze ablukasının tümüyle kaldırılmasından söz etmiyorum hafifletilmesinden söz ediyorum'... Demezler mi, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Niye büyük laf ediyorsun? yutamayacağın lokmayı niye ağzına alıyorsun?" dedi.
Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet tarihinin en karmaşık eğitim politikasının son 13 yılda uygulandığını, bütün çocukların kobay olarak kullanıldığını savundu.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 2014-2015 döneminde 644 bin 448 öğrencinin okula gitmediğini, bir önceki yıla göre bu oranın yüzde 225 arttığını bildirdi.
Eğitim çağı nüfusunda olan, okula gitmesi gerekirken 90 bin çocuğun hiç kayıt yaptırmadığını savunan Kılıçdaroğlu, okulların yüzde 31,41'inde birleştirilmiş sınıfların bulunduğunu vurguladı. Kılıçdaroğlu, Ankara'da 64, İstanbul'da 25, İzmir'de 115, Balıkesir'de 123, Samsun'da 262, Şanlıurfa'da 558, Mardin'de 270, Van'da 297, Yozgat'ta 103, Ağrı'da 306, Adıyaman'da 276 okulda birleştirilmiş eğitim yapıldığını iddia etti.
ODTÜ'de yaşanan tartışmaya da değinen Kılıçdaroğlu, "Şimdi kafayı ODTÜ'ye takmışlar. ODTÜ sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en önemli markalarından biridir" ifadesini kullandı.
Namaz kılan öğrencilere saldırıldığının söylendiğini, öğrenciler ve öğretim üyeleri üzerinde baskı kurulmaya çalışıldığını savunan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Özellikle ODTÜ'lü kardeşlerime söylüyorum. Sizin özgürlük anlayışınızı çok iyi biliyorum. Herkesin inancını özgürce yerine getirmesi herkesin görevidir, özellikle ODTÜ'lülerin görevidir. ODTÜ'lüler bunu yapıyor. Yıllardır orada namaz kılınıyor, insanlar ibadetini yıllardır yapıyorlar. Neden şimdi bir saldırı? provokasyonlar yapılıyor. Gencecik çocuklarımızın heyecanları istismar ediliyor. Bu provokasyonlara herkes dikkat etsin. Hiç kimse ODTÜ'de 'sen namaz kıldın, ibadet yaptın' diye saldırıya uğramadı. provokasyonla ODTÜ üzerinde tezgah kurulmak isteniyor. Kuramayacaksınız. ODTÜ'lüler kendi üniversitelerine sahip çıkacak. Her şeye maydanoz olan var ya, diktatör bozuntusu, konuşuyor. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyorsun, araştır, bu olay ne, nasıl oldu. Sormuyorsun, istismar edecek ya, her şeyi kendisi için kullanacak ya. Çünkü önce kendisi, sonra tufan. 'Gereğini yapın' diyor. Allah bilir onun için de savcıya yazı yazmıştır, 'savcı gereğini yap, sonucunu bana bildir' diye.
Bir AKP'linin söylediğiyse yürek acıtıcıdır, 'Cizre'ye nasıl girdiysek, ODTÜ'ye de öyle gireriz.' ODTÜ'ye tankla, topla,TOMA, tüfekle giremezsin. ODTÜ'ye girmek istiyorsan sınavla girersin. Bir başkası da 'Halk çocukları oraya girsin' diyor. Peki bunlar bizim çocuklarımız değil mi? Ötekileştirmeyi o kadar ileri noktaya taşıdılar ki toplum ayrıştı. Birbirimize selam veremez noktaya geldik. Türkiye'nin, dünyanın en önemli üniversitelerinden birisine açıkça, utanmazca, alçakça saldırı yapıyorsun. Kabul edilemez."
Kılıçdaroğlu, ODTÜ'nün Türkiye'ye yönelik siber saldırıda görevini yapmadığının ifade edildiğini de anımsatarak, Bakanlar Kurulu kararıyla Siber Güvenlik Stratejisi ve 20013-2014 Eylem Planı yayımlandığını, Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi kurulduğunu anlattı. Kılıçdaroğlu, bu merkezin neden konuşmadığını sorarak, "Çünkü işin kolayını buldular, ODTÜ'yü yıpratacaklar ya" ifadesini kullandı.
Türkiye'nin tam anlamıyla ateş yumağı içinde olduğunu, gencecik çocukların öldüğünü, morglarda yer kalmadığını ileri süren Kılıçdaroğlu, böyle bir travmayı Türkiye Cumhuriyeti'nin hiç yaşamadığını dile getirdi.
Kılıçdaroğlu, "Asacağız, keseceğiz" diyerek, kahramanlık edebiyatı yapmaya çalışıldığını öne sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sorun kahramanlık yapma günü değildir. Terör bitmişti, şimdi terör başka noktaya taşındı. Ülkeyi kan gölüne çeviren iktidar kimdir, ülkeyi bu hale getiren kimdir? Bunu her vatandaş sormalı. Bu sorulmadığı takdirde olmaz. Önce siyaset kurumunu sorgulayacaksınız çünkü vatandaş yönetmiyor, yöneten bir siyasal parti var. Şehit cenazeleri geliyor. Bugün bir gazetenin manşetinde Balıkesir'de bir şehit evi var. Ben hep, bu şehitler yoksul halk çocukları derim. İşte bu fotoğraf onu kanıtlayan bir söylem. Ankara'da oturan, iktidar olan beylerin çocukları, yakınları, akrabaları oraya gidiyor mu? Gariban çocuklarına 'buyurun gidin' diyorlar. Bütün şehitlerimizin kanı, AKP yöneticilerinin yakasındadır. Fidan gibi çocuklarımızı toprağa veriyoruz.
Oturdunuz, terör örgütüyle pazarlık yaptınız. Siz, PKK ile hangi görüşmeleri yaptınız, hangi tutanakları imzaladınız, hangi konularda görüş birliğine vardınız, çıkın millete anlatın. Kahramanlık yapıyorsun, geç onları, onları külahıma anlat. Sen PKK ile oturup ne pazarlığı yaptın, bizim bunu bilmeye ihtiyacımız var. PKK şehrin merkezine silah depoladı, silahlar gelirken sen neredeydin, o zaman ülkeyi kim yönetiyordu? Hendekler zorla vatandaşa kazdırılırken sen neredeydin, hendeklerin içine patlayıcı madde konulurken siz neredeydiniz? Şimdi kalkmış kahramanlık taslıyorsunuz. Bari bu fakir fukaranın sırtından kahramanlık yapmayın. "
Kılıçdaroğlu, 28 Şubat 2015'te Dolmabahçe mutabakatının açıklandığını da hatırlatarak, şunları kaydetti:
"16 Mart'ta Erdoğan açıklama yaptı. 'Kardeşim ne Kürt sorunu, artık öyle bir şey yok.' 180 derece çark. Vallahi fırıldak bile bu kadar hızlı döner mi bilmiyorum. Milletten gizli bir şey olmaz. Türkiye'nin en temel sorununu çözeceksen adresi TBMM. Geleceksin, burada çözeceksin, burada tartışacağız. Ama sen kapalı kapılar ardında soluğu başka yerde alıyorsun. Sana 'bu yol yol değil' dedik. Ama sen, 'Hayır, ben böyle yapacağım' dedin. Böyle yaptığın için Doğu, Güneydoğu Suriye'ye dönüştü. Diyarbakır'da toplantı yaptılar, hendekleri savunuyorlar. Hendekleri kimse savunamaz. Savunan insan, demokrasi, hukuk, adaletten, özgürlüklerden yana değildir.
Şehrin ortasına hendek kazacaksın, birileri sessiz kalacak. Zaten sessiz kaldıkları için ülke bu hale geldi. Niye zamanında kapatmadınız? 'Birden fazla il bir araya gelsin, özerk bölge olsunlar.' Anayasanın ilk 4 maddesini değiştirmeyi niye istiyorlardı, buna izin vermek için. Onun için anayasanın ilk 4 maddesi kırmızı çizgimiz dedik. Ön görülen 14 madde, AKP yetkilileriyle ne zaman, nerede görüşüldü, çıkıp anlatsınlar. Türkiye Cumhuriyeti etnik kimlik devleti değildir, her kimlikten insanımız var, her kimlikten insanımız başımızın tacı dedik. 'Kimlikler, inanç, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapılmaz. Yaparsanız Türkiye'yi Ortadoğu bataklığına sürüklersiniz' dedik, geldiğimiz nokta budur. Bunu yapanlar, hesabını vermek zorunda. Hesabını da sen soracaksın sevgili vatandaşım. Eğer bu ülke bu hale gelmişse ona oy veren vatandaşımın da sorumluluğu vardır. Sen oy verdin, o da böyle yaptı. Gücü senden aldı. Türkiye ayrışma süreci içinde. 'Bana 400 vekil verin bu işi bitirelim' diyordun. Hangi işi, nasıl bitirecektin çık anlat. Tık yok. Şimdi kahraman kesiliyorlar, asarız, keseriz diyorlar. Oradaki vatandaşın hali nedir? 200 bin kişi evini terk etti. Bunlar Suriye, Irak'tan gelmiyor."
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yarın kendilerine yapacağı ziyarete ilişkin, "Neleri söyleyeceğini doğrusunu isterseniz ben de merak ediyorum. Başkanlık sistemiyle ilgili gelecekse, nasıl bir başkanlık olduğunu da ben böylece öğrenme fırsatı bulmuş olacağım. Nasıl bir başkanlık sistemi? Herhalde bana söyleyecektir. Bu sistemle ilgili bana anlattıklarını da sizinle paylaşacağım" dedi.
Bu konuya geçmeden Bülent Ecevit'in başbakanlık yaptığı dönemi anımsatan Kemal Kılıçdaroğlu, o dönemde Türkiye'nin ekonomi ve toplumsal barış olmak üzere iki temel sorunu bulunduğunu, Ecevit'in iki konuda da hiçbir siyasi liderin üstlenmeye cesaret edemediği kararlar aldığını savundu.
Gecelik faizlerin yüzde bin 500'ü, enflasyonun yüzde 100'ü aştığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bankalar batıyordu, bu koşullarda Ecevit başbakan oldu. 'Güçlü Ekonomiye Geçiş' diye bir program hazırladı. Bankaların kanunu yoktu, Bankalar Kanunu'nu çıkardı. Bağımsız idari yapılanmaları hayata geçirdi. Yolsuzluklarla mücadele etti, Kamu İhale Kanunu'nu değiştirdi. Kamu İhale Kurumu kurdu. Bunların tamamını yaptı. İşin meyvelerini toplayacakken, erken seçim çıktı geldi. Birisi dedi ki 'biz erken seçime gidiyoruz' ve Türkiye bu noktaya geldi. En sorunlu alan olan ekonomiyi düzeltti, bankaların güçlü yapıya kavuşmasını sağladı. Daha da önemlisi Merkez Bankası'na bağımsızlık hakkını verdi. AB ile uyum süreci içinde ne gerekiyorsa hepsini yaptı. Ecevit bir ülke sevdalısıydı, bunun hepsini yaptı. Toplumsal barış sorunu vardı, Bekaa'da konuşlanan PKK terör örgütü vardı. Türkiye'nin başına belaydı. O konuda da bir devlet adamının atması gereken bütün adımları attı. Önce sınırda bir general gitti konuştu, 'Suriye üzerinden terör örgütü üyelerinin Türkiye'ye gelişini kabul etmiyoruz' dedi."
Bülent Ecevit'in isteği ile 5 Ekim 1998'de Mısır Devlet Başkanı'nın Ankara'ya davet edildiğini ve eline bir Suriye dosyası verildiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Git Hafız Esad'la konuş dediler. 'Ya bu sorunu çözer ya da sonuçlarına katlanır' dendi. Bunu medyanın önünde söylemediler. Bir devlet adamı ciddiyetiyle nelerin yapılması gerektiğini söylediler ve Abdullah Öcalan oradan çıkmak zorunda kaldı. İşte Türkiye'nin gücü budur. Öyle sabah akşam konuşmak değildir. Devlet adamı budur" diye konuştu.
Daha sonra Abdullah Öcalan'ın getirildiğini, yargılandığını ve hapse atıldığını, terörün "sıfır noktasına" geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları anlattı:
"Arkasından erken seçime gidildi. Neden o seçime gidildiğini hala çözmüş değiliz. AKP 2002'de geldi ve tek başına iktidar oldu. Terör sıfır, ekonomi çok iyi. Kuralları aynen uyguladılar. 34'e düşen enflasyonu, 7'ye, 8'e kadar indirdiler. O kurallara uyuldu ve devam edildi. Ama şimdi geliyorum 2015'e. 2015'e bir bakın, bizim siyaset tarihimiz açısından çok önemli bir yıldır. İki kez arka arkaya genel seçimler yapıldı. İki seçim arasında 400'e yakın vatandaşımız teröre kurban gitti. Türkiye'nin temel sorunu yokken, 2015'te beş temel sorunu çıktı. Terör, birinci temel sorun alanı. Ekonomi, eğitim, toplumsal barış, hukuk. 13 yıldır ülkeyi yöneten bir siyasal iktidar, ülkeyi bu noktaya getirdi. 13 yılda benim söylediklerimin 'şu noktası yanlıştır' diyen bir Allah'ın kulu var mı? Asgari ücretin ne olduğunu bilmezlerdi, ne olduğunu bizden öğrendiler. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük krizlerinden birisini yaşıyor. Bu sürecin içine girdik. Ne olduğu belli değil. Hukuk... Allah aşkına çıkın sokakta birine sorun, 'bu ülkede adalet var mı?' Niye yok? Kim bu hale getirdi? Dilleri dönse CHP diyecekler ama iktidarda değil. Kim yönetiyor bu ülkeyi 13 yıldır. Hangi vatandaşın can ve mal güvenliği var?"
Gazetecilerin "doğru haber yaptı" diye cezaevinde çürüdüğünü iddia eden Kemal Kılıçdaroğlu, 32 gazetecinin cezaevinde bulunduğunu kaydetti.
"Böyle demokrasi mi olur?" diye soran Kılıçdaroğlu, "Hukukun üstünlüğü... Hangi hukuk? Birilerinin üstünlüğü var. Egemenlerin üstünlüğü var, hukukun değil. Sadece vatandaşa gelince hukuk, kendilerine gelince guguk. O noktaya geldiler ki 'benim söylediğim hukuktur' diyor. Bu noktaya Türkiye'yi taşıdılar" değerlendirmesinde bulundu.
Bunu yaparken de her seferinde vatandaşın "darbe geliyor" diye kandırıldığını öne süren Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
"Ne darbesi kardeşim. 21. yüzyılda darbe mi olur? İşi o noktaya taşıdılar ki 17-25 Aralık olaylarını bile darbe olarak nitelendirdiler. Hırsızlığınız ortaya çıktı. Siz ne yaptınız? Bir hükümetin, bir devleti soyduğuna tanık oldu bu millet. Buna da 'darbe' dediler. Geçen hafta 'madem ki (darbe) diyorsunuz' dediler, Meclis'e bir araştırma önergesi verildi. 'Siz de darbeye karşısınız, hepimiz karşıyız, gelin darbeyi araştıralım...' Ne yaptılar? Ret oyu verdiler. Ne diyorum, iki yüzlü siyaset Türkiye'yi bu noktaya getirdi. Sen 'darbe' diyorsun buna, gel darbeyi araştıralım. Hayır. Neden? 'Bizim kirli çamaşırlarımız ortaya çıkacak.'
Hukukun nerelere taşındığı konusunda daha ilginç bir örnek vereyim, biliyorsunuz bizim bir diktatör bozuntumuz var. Tutuyor Cumhuriyet Savcılığına 'gizli' ibareli yazı yazıyor. 'Yazıda, 'Sayıştay: Kaçak saray hileli' başlığıyla bir haber çıkmış' diyor. Buradan da Cumhurbaşkanı'na hakaret edildiği söyleniyor. Savcıya, 'Kanuni işlem yapın, sonucundan da bana bilgi verin' diyor. Kimsin sen? Senin savcıya talimat vermeni kim, hangi yasa öngörüyor? Birileri kendini hukuk olarak görüyor, yazdığı her yazının da kanun metni olduğunu düşünüyor. Bu savcı ne diyor, ne yapıyor merak ediyorum?"
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanı'nın dahi böyle bir yetkisi olmadığını aktarırken, bakanlığın konuyla ilgili genelgesini okudu.
"Türkiye'nin çivisi çıktı" diye boşuna demediklerini belirten Kılıçdaroğlu, "Bir yerde adalet yoksa, orada sonu belirsiz olaylara gebe olduğunu hepimiz bilmeliyiz. Eğer bir ülkenin cumhurbaşkanı bunu yaparsa, sade vatandaşı da aynı şeyi yapacak. Örnek gösterecek, cumhurbaşkanını. Cumhurun başkanı hukuksuzluk yapıyor. Kanunsuzluk yapıyor. Sonra diyoruz ki hukuk. Hangi hukuk?" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yarın kendilerini ziyarete geleceğini bildiren Kemal Kılıçdaroğlu, "Hoşgeldiniz diyeceğiz. Elbette konuşacağız. Neleri söyleyeceğini doğrusunu isterseniz ben de merak ediyorum. Başkanlık sistemiyle ilgili gelecekse, nasıl bir başkanlık olduğunu da ben böylece öğrenme fırsatı bulmuş olacağım. Nasıl bir başkanlık sistemi? Herhalde bana söyleyecektir. Bu sistemle ilgili bana anlattıklarını da sizinle paylaşacağım. Demesin 'ben söyledim gitti anlattı' diye. Baştan söylüyorum, bana söylediklerini gelip burada sizinle paylaşacağım" dedi.
İktidara eleştirilerini sürdüren Kılıçdaroğlu, iktidar partisinin bir ekonomi politikasının da olmadığını iddia ederek, "2023'te ithalat şöyle olacak, ihracat böyle olacak" denilebileceğini, onun bir politika değil, hedef olduğunu savundu.
Kemal Kılıçdaroğlu, "O hedeflere ulaşmak için hangi stratejilerden yola çıkacaksınız? Böyle bir strateji var mı? Yok" dedi.
Dolar bolken ülkeyi yönetmenin de kolay olacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, değerlendirmelerine şöyle devam etti:
"Ekonomiyi asıl şimdi yöneteceksin. İşsizlik artıyor, ihracat geriliyor. 15 yılda geldiğimiz nokta bu. Türkiye, cumhuriyet tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyor. Hukuk alanında, konomi alanında. Hele yolsuzluk almış başını gidiyor. İhale mi alacaksın, önce gideceksin TÜRGEV'e parayı yatıracaksın, sonra ihaleni alacaksın. Ben bu grup toplantılarından birinde Suudi Arabistan'dan 99 milyon dolar para geldiğini söylemiştim. Beni mahkemeye verdiler. Makbuzun tarihini ve numarasını hakime verdik. 'Bunu ilgili bankadan isteyin, bakalım gerçekten böyle bir para var mı, yok mu? Vakıflar Bankası mahkemeye yazıyı göndermiş. 99 milyon 999 bin 990 lirayı TÜRGEV'in hesabına yatırmışlar. TÜRGEV'in artık adı, götürgev. Malı götüreceksin."
Üçüncü temel sorun alanının dış politika olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, AK PARTİ'nin iktidarı devraldığında Türkiye'nin dış politikasında bir sorun olmadığını bildirdi.
İktidarın dış politika için "sıfır sorun" dediğini anımsatan Kemal Kılıçdaroğlu, "Eyvallah, başımızın üstüne. Siz sıfır sorun yaptınız da biz karşı mı çıktık. Bugün geldiğimiz noktaya bakın, 2015'in Türkiyesi'ne. Kavga etmediğimiz ülke yok. Buna da bir şey uydurdular, 'değerli yalnızlık' dediler. Neren senin değerli. Perişan olmuşsun" diye konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, dış politikada söylem ve eylem alanlarına çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizerken, "Bir ülkenin cumhurbaşkanının söylemi 10 dakika sonra başka bir devlet tarafından yalanlanırsa bu Türkiye Cumhuriyeti'nin onurunu incitir" ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, dış politikanın iç politikaya malzeme edilemeyeceğini, bundan da özenle çekinilmesi gerektiğini söyledi.
"Kimse, Türkiye'nin gücünü test etmeye kalkmasın" denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bravo, ne güzel laf. Uçağını düşürdüler, konsolosluğunu bastılar, ne oldu? Bir Ecevit'e bakın Suriye'de nasıl kararlı adım attığını, bir de bunlara bakın. Ne diyorlardı? 'Rus uçağını ben düşürdüm', o diyordu 'Ben düşürdüm.' Yarışıyorlardı. Vazgeçtiler, 'biz düşürmedik, komutan düşürdü.' Şimdi 'Komutan da değil Fethullah Gülen düşürdü.' Pes yani. Bu halkın aklıyla oynamaya ahlakınız müsait mi?" diye sordu.
Türkiye'nin, bütün komşularıyla kavga ettiğini savunan Kılıçdaroğlu, Kaddafi ve Rusya lideri ile dost olunduğunu, sonra arkadan hançerlendiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, "Arkadan hançerleme geleneği bunlarda nerede var? Bunlar rahmetli Erbakan'ı da arkadan hançerlediler. Sanıyorlar ki bunu yaparız, bir şey olmaz. Faturasını 78 milyon ödüyor" dedi.
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, Arap Birliğini karşısına aldığını, birliğin dışişleri bakanlarının, Türkiye'yi kınadığını belirtti. Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet tarihinde bunun bir ilk olduğuna işaret ederek, "Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Türkiye buna layık mı?" sorusunu yöneltti. Kılıçdaroğlu, "Afrayla tafrayla geziyorlar. Kapalı kapılar ardında kimi dost bulacağız diye dostluk arıyorlar. İsrail'e sarıldılar" diye konuştu.
AK PARTİ'nin seçim beyannamesinde, "İsrail'in Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak Mart 2013'te özür dilemesinin ardından başlayan normalleşme sürecinde ilerleme kaydedilebilmesi, İsrail'in Filistine'e yönelik saldırıları ve başta Gazze olmak üzere, uyguladığı acımasız ambargo sona ermedikçe mümkün olmayacaktır" denildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, buna aynen katıldıklarını söyledi.
Kılıçdaroğlu, "Şimdi fırıldak gibi dönmeye başladılar. Nasıl buradan döneceğiz? Kapalı kapılar ardında görüşüyorlar. Bu diktatör bozuntusunun sözcüsü var, basın toplantısında 'Gazze ablukasının tümüyle kaldırılmasından söz etmiyorum hafifletilmesinden söz ediyorum'... Demezler mi, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Niye büyük laf ediyorsun? yutamayacağın lokmayı niye ağzına alıyorsun?" dedi.
Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet tarihinin en karmaşık eğitim politikasının son 13 yılda uygulandığını, bütün çocukların kobay olarak kullanıldığını savundu.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 2014-2015 döneminde 644 bin 448 öğrencinin okula gitmediğini, bir önceki yıla göre bu oranın yüzde 225 arttığını bildirdi.
Eğitim çağı nüfusunda olan, okula gitmesi gerekirken 90 bin çocuğun hiç kayıt yaptırmadığını savunan Kılıçdaroğlu, okulların yüzde 31,41'inde birleştirilmiş sınıfların bulunduğunu vurguladı. Kılıçdaroğlu, Ankara'da 64, İstanbul'da 25, İzmir'de 115, Balıkesir'de 123, Samsun'da 262, Şanlıurfa'da 558, Mardin'de 270, Van'da 297, Yozgat'ta 103, Ağrı'da 306, Adıyaman'da 276 okulda birleştirilmiş eğitim yapıldığını iddia etti.
ODTÜ'de yaşanan tartışmaya da değinen Kılıçdaroğlu, "Şimdi kafayı ODTÜ'ye takmışlar. ODTÜ sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en önemli markalarından biridir" ifadesini kullandı.
Namaz kılan öğrencilere saldırıldığının söylendiğini, öğrenciler ve öğretim üyeleri üzerinde baskı kurulmaya çalışıldığını savunan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Özellikle ODTÜ'lü kardeşlerime söylüyorum. Sizin özgürlük anlayışınızı çok iyi biliyorum. Herkesin inancını özgürce yerine getirmesi herkesin görevidir, özellikle ODTÜ'lülerin görevidir. ODTÜ'lüler bunu yapıyor. Yıllardır orada namaz kılınıyor, insanlar ibadetini yıllardır yapıyorlar. Neden şimdi bir saldırı? provokasyonlar yapılıyor. Gencecik çocuklarımızın heyecanları istismar ediliyor. Bu provokasyonlara herkes dikkat etsin. Hiç kimse ODTÜ'de 'sen namaz kıldın, ibadet yaptın' diye saldırıya uğramadı. provokasyonla ODTÜ üzerinde tezgah kurulmak isteniyor. Kuramayacaksınız. ODTÜ'lüler kendi üniversitelerine sahip çıkacak. Her şeye maydanoz olan var ya, diktatör bozuntusu, konuşuyor. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyorsun, araştır, bu olay ne, nasıl oldu. Sormuyorsun, istismar edecek ya, her şeyi kendisi için kullanacak ya. Çünkü önce kendisi, sonra tufan. 'Gereğini yapın' diyor. Allah bilir onun için de savcıya yazı yazmıştır, 'savcı gereğini yap, sonucunu bana bildir' diye.
Bir AKP'linin söylediğiyse yürek acıtıcıdır, 'Cizre'ye nasıl girdiysek, ODTÜ'ye de öyle gireriz.' ODTÜ'ye tankla, topla,TOMA, tüfekle giremezsin. ODTÜ'ye girmek istiyorsan sınavla girersin. Bir başkası da 'Halk çocukları oraya girsin' diyor. Peki bunlar bizim çocuklarımız değil mi? Ötekileştirmeyi o kadar ileri noktaya taşıdılar ki toplum ayrıştı. Birbirimize selam veremez noktaya geldik. Türkiye'nin, dünyanın en önemli üniversitelerinden birisine açıkça, utanmazca, alçakça saldırı yapıyorsun. Kabul edilemez."
Kılıçdaroğlu, ODTÜ'nün Türkiye'ye yönelik siber saldırıda görevini yapmadığının ifade edildiğini de anımsatarak, Bakanlar Kurulu kararıyla Siber Güvenlik Stratejisi ve 20013-2014 Eylem Planı yayımlandığını, Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi kurulduğunu anlattı. Kılıçdaroğlu, bu merkezin neden konuşmadığını sorarak, "Çünkü işin kolayını buldular, ODTÜ'yü yıpratacaklar ya" ifadesini kullandı.
Türkiye'nin tam anlamıyla ateş yumağı içinde olduğunu, gencecik çocukların öldüğünü, morglarda yer kalmadığını ileri süren Kılıçdaroğlu, böyle bir travmayı Türkiye Cumhuriyeti'nin hiç yaşamadığını dile getirdi.
Kılıçdaroğlu, "Asacağız, keseceğiz" diyerek, kahramanlık edebiyatı yapmaya çalışıldığını öne sürerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sorun kahramanlık yapma günü değildir. Terör bitmişti, şimdi terör başka noktaya taşındı. Ülkeyi kan gölüne çeviren iktidar kimdir, ülkeyi bu hale getiren kimdir? Bunu her vatandaş sormalı. Bu sorulmadığı takdirde olmaz. Önce siyaset kurumunu sorgulayacaksınız çünkü vatandaş yönetmiyor, yöneten bir siyasal parti var. Şehit cenazeleri geliyor. Bugün bir gazetenin manşetinde Balıkesir'de bir şehit evi var. Ben hep, bu şehitler yoksul halk çocukları derim. İşte bu fotoğraf onu kanıtlayan bir söylem. Ankara'da oturan, iktidar olan beylerin çocukları, yakınları, akrabaları oraya gidiyor mu? Gariban çocuklarına 'buyurun gidin' diyorlar. Bütün şehitlerimizin kanı, AKP yöneticilerinin yakasındadır. Fidan gibi çocuklarımızı toprağa veriyoruz.
Oturdunuz, terör örgütüyle pazarlık yaptınız. Siz, PKK ile hangi görüşmeleri yaptınız, hangi tutanakları imzaladınız, hangi konularda görüş birliğine vardınız, çıkın millete anlatın. Kahramanlık yapıyorsun, geç onları, onları külahıma anlat. Sen PKK ile oturup ne pazarlığı yaptın, bizim bunu bilmeye ihtiyacımız var. PKK şehrin merkezine silah depoladı, silahlar gelirken sen neredeydin, o zaman ülkeyi kim yönetiyordu? Hendekler zorla vatandaşa kazdırılırken sen neredeydin, hendeklerin içine patlayıcı madde konulurken siz neredeydiniz? Şimdi kalkmış kahramanlık taslıyorsunuz. Bari bu fakir fukaranın sırtından kahramanlık yapmayın. "
Kılıçdaroğlu, 28 Şubat 2015'te Dolmabahçe mutabakatının açıklandığını da hatırlatarak, şunları kaydetti:
"16 Mart'ta Erdoğan açıklama yaptı. 'Kardeşim ne Kürt sorunu, artık öyle bir şey yok.' 180 derece çark. Vallahi fırıldak bile bu kadar hızlı döner mi bilmiyorum. Milletten gizli bir şey olmaz. Türkiye'nin en temel sorununu çözeceksen adresi TBMM. Geleceksin, burada çözeceksin, burada tartışacağız. Ama sen kapalı kapılar ardında soluğu başka yerde alıyorsun. Sana 'bu yol yol değil' dedik. Ama sen, 'Hayır, ben böyle yapacağım' dedin. Böyle yaptığın için Doğu, Güneydoğu Suriye'ye dönüştü. Diyarbakır'da toplantı yaptılar, hendekleri savunuyorlar. Hendekleri kimse savunamaz. Savunan insan, demokrasi, hukuk, adaletten, özgürlüklerden yana değildir.
Şehrin ortasına hendek kazacaksın, birileri sessiz kalacak. Zaten sessiz kaldıkları için ülke bu hale geldi. Niye zamanında kapatmadınız? 'Birden fazla il bir araya gelsin, özerk bölge olsunlar.' Anayasanın ilk 4 maddesini değiştirmeyi niye istiyorlardı, buna izin vermek için. Onun için anayasanın ilk 4 maddesi kırmızı çizgimiz dedik. Ön görülen 14 madde, AKP yetkilileriyle ne zaman, nerede görüşüldü, çıkıp anlatsınlar. Türkiye Cumhuriyeti etnik kimlik devleti değildir, her kimlikten insanımız var, her kimlikten insanımız başımızın tacı dedik. 'Kimlikler, inanç, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapılmaz. Yaparsanız Türkiye'yi Ortadoğu bataklığına sürüklersiniz' dedik, geldiğimiz nokta budur. Bunu yapanlar, hesabını vermek zorunda. Hesabını da sen soracaksın sevgili vatandaşım. Eğer bu ülke bu hale gelmişse ona oy veren vatandaşımın da sorumluluğu vardır. Sen oy verdin, o da böyle yaptı. Gücü senden aldı. Türkiye ayrışma süreci içinde. 'Bana 400 vekil verin bu işi bitirelim' diyordun. Hangi işi, nasıl bitirecektin çık anlat. Tık yok. Şimdi kahraman kesiliyorlar, asarız, keseriz diyorlar. Oradaki vatandaşın hali nedir? 200 bin kişi evini terk etti. Bunlar Suriye, Irak'tan gelmiyor."
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
