2022-10-18 - 14:24
TBMM'nin ev sahipliğinde, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİT PA) bünyesinde yer alan İpek Yolu Grubu'nun "Kriz Zamanlarında Enerji ve Gıda Güvenliğinin Temini İçin Bağlantılığın Güçlendirilmesi" konulu 4. Uluslararası Parlamenterler Konferansı, İstanbul'da gerçekleşti.
TBMM AGİT PA Türk Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, konferansta yaptığı konuşmada, kendi alanında önemli çalışma yapan konukların konferansta yer aldığını söyledi.
Gıda sektöründeki küresel risklerin, son zamanlarda özellikle Kovid-19 salgınının ve Rusya-Ukrayna savaşının acil çözüm bekleyen bir mesele olduğuna dikkati çeken Altınok, gıda arz güvenliği için ulusal ve uluslararası çözüm yolları arandığını belirtti.
Altınok, enerji ve gıda güvenliğinde kapasitenin yükseltilmesi ve geliştirilmesi için iş birliği yapabileceklerini dile getirerek, "Bağlantılık, istihdam yaratmak ve ekonomileri çeşitlendirmek böylece ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunmak, ekonomik iş birliği için anahtar bir kavramdır. İnanıyorum ki bu konferans kapsamında daha geniş kapsamlı ve geniş bütçeli projeler oluşturulabilir ve tüm üye ülkelerinin yararlanabileceği alanları kapsayan çalışmalar yapabiliriz." diye konuştu.
Günümüzde 828 milyon insanın açlıkla mücadele ettiğini ifade eden Altınok, dünyada yaşanan gıda krizinin çözümünde daha etkin ve kalıcı çözümler sunmanın önemli olduğunu bildirdi.
Altınok, 3 yıldır enerji piyasaları açısından son derece kritik bir dönemden geçildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
"Salgın sonrası toparlanma süreci ve içinde bulunduğumuz jeopolitik gerilimler, enerji sektörü üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Dünya, olağanüstü hızlı bir teknolojik yenilikle gelişme sürecinin yanı sıra olağanüstü zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Temiz enerji dönüşümüne yönelik çalışmalar tüm dünyada devam ederken birçok ülke enerji duruşu politikaları kapsamında net sıfır hedefleri açıklamaya devam ediyorlar. Bununla birlikte artan fiyatlar ve olağanüstü hava şartları nedeniyle enerji güvenliği endişeleri devam etmektedir. Jeopolitik gerilimler de bu endişeleri etkilemekte, piyasalarda istikrarsızlığa ve fiyat artışlarına neden olmaktadır. Bu nedenle dengeli, uzun vadeli ve akılcı bir planlama gerektiren enerji arz güvenliğimiz açısından kaynakların ve güzergahların çeşitlendirilmesi büyük önem arz etmektedir."
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Akif Çağatay Kılıç, dünyada 2 yılı aşkın süren pandemi dolayısıyla hem gıda hem enerji konularında alışık olunmayan bir süreçten geçildiğini söyledi.
Rakamlara bakıldığı zaman 55 ülkede çocukların "boy kısalığı" sorunu yaşadığını dile getiren Kılıç, 17 milyon kişinin aşırı zayıflık şikayetinde bulunduğunu aktardı.
Kılıç, Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Ortaya çıkan gıda sıkıntısında, Türkiye'nin de ön ayak olduğu, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın bizzat üzerinde çalıştığı tahıl sevkiyatı anlaşmasını hayata geçirerek bölgesel ve küresel anlamda büyük bir sıkıntı yaşanmasının önüne geçmiş olduk." ifadelerini kullandı.
Irkçılığın olduğu yerde barış ve huzurun kalmayacağını belirten Kılıç, buna karşı çok ciddi bir tavrın ortaya konulması gerektiğini kaydetti.
Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı, Avrasya coğrafyasının büyük önem arz ettiğini belirtti.
AGİT PA İpek Yolu Grubu'nun son 5 yıldır önemli çalışmalara imza attığını kaydeden Kaymakçı, Avrasya coğrafyasında iş birliği etkileşimini artırmaya yönelik önemli projeleri gerçekleştirdiklerini söyledi.
Kaymakçı, tedarik zincirleri ve ulaştırma açısından İpek Yolu'nun merkezinde bulunan Türkiye'nin stratejik konumunun önemine dikkati çekerek, "Pandemi döneminde özellikle Asya kıtası Batı'ya doğru gelen üretimde ciddi tedarik zincirleri kırılmaları yaşadı, üretim sorunları yaşandı ve bu dönemde özellikle Asya'daki birçok firmanın Türkiye'ye gelmesinde Türkiye önemli bir rol oynadı. Birçok firma Avrupa kıtasına daha fazla yaklaşmak için Türkiye'ye geldi." ifadelerini kullandı.
AGİT PA Başkan Yardımcısı ve İspanyol Delegasyonu Başkanı Pere Joan Pons, çevre güvencesi olmadan ekonomik istikrarın olamayacağını ifade etti.
Bunun için komşu ülkelerin de barış içinde olmasının önem arz ettiğinin altını çizen Pons, "Savaşla ve pandemiyle birlikte iklim ve gıda sıkıntılarının ardından gördük ki ekonomik ve siyasi iş birliğine gitmek gerekiyor. 2030 kalkınma hedefleri bu iş birliğine örnek gösterilebilir." dedi.
AGİT PA İpek Yolu Grubu Başkanı ve AGİT PA Azerbaycan Delegasyonu Başkanı Azay Guliyev ise gıda fiyatlarıyla birlikte lojistiğin de ekonomik anlamda darboğaza girdiğini belirtti.
Birçok ülkenin yeni koridor bulmaya çalıştığını anlatan Guliyev, "Ukrayna'daki savaşın ekonomik, sosyal ve politik etkilerinin yanı sıra enerji ve kriz dönemlerinde gıda güvencesinin sağlanması konusunu tartışmaya açacağız. Bunu konuşmak son derece elzem." diye konuştu.
AGİT Dönem Başkanı ve Polonya Dışişleri Bakanı Zbigniew Rau da konferansa gönderdiği video mesajda insanoğlunun büyük varoluşsal tehditlerle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaş başlatmasından beri istikrarın tehlike altında olduğunu vurgulayan Rau, "Eğer Rusya istediği şekilde hareket ederse ve dünya sessiz kalırsa bunun neticeleri yıkıcı olacaktı." değerlendirmesini yaptı.
Açılış oturumu toplu fotoğraf çekilmesiyle sona erdi.
Daha sonra "Kriz Zamanlarında Tedarik Zincirlerinin Sürdürülebilirliği ve Gıda Güvenliği" panelinde oturumu eski Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, AGİT PA Türk Delegasyonu Üyesi ve AK Parti Kars Milletvekili Ahmet Arslan yönetti.
Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, paneldeki konuşmasında, gıda güvenliğinin sağlanması noktasında Dünya Gıda Örgütü ile önemli bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
Amaçlarının mevcut gıdaların israfının önüne geçmek olduklarını belirten Gizligider, "Günümüzde küresel düzeyde 1.3 milyar ton gıdanın israf edildiğini düşünüyoruz. Diğer taraftan dünya üzerindeki 828 milyon insanın da son derece trajik bir biçimde açlıkla mücadele etmekte olduğunu biliyoruz. Yine 2.3 milyar kişi sağlıklı gıdaya yetişebilmekte. Her gün yaklaşık 24 bin insan açlık nedeniyle hayatını kaybediyor. Yani bugün tersine bir aksiyon alamazsa dünyada 24 bin insan açlık sebebiyle ölecek." diye konuştu.
Sürdürülebilir gıda sistemine doğru ulusal yol haritasını hazırladıklarını dile getiren Gizligider, Türkiye'de son 20 yılın 16'sında tarım sektörünün büyüme gösterdiğini, geçen yıl ise 25 milyar dolar ihracat yapıldığını bildirdi.
Bu yıl beklentinin 30 milyar doların üzerinde olduğunu aktaran Gizligider, AB ülkeleri arasında büyükbaş ve küçükbaş olarak toplam hayvan varlığı sayısında Türkiye'nin açık ara önde olduğunu ifade etti.
Gizligider, Türkiye'nin artık sözleşmeli hayvancılığı başlattığına değinerek, şunları kaydetti:
"Sözleşmeli ekip, sözleşmeli tarım, sözleşmeli hayvancılık inşallah Türkiye'nin yeni dönemindeki temel hedeflerinden biri. Bu, hem ürün deseninin planlanması, ürün arzının planlanması, hem israfın önüne geçilmesi hem de küresel bir oyuncu olma adına bizim için son derece önemli bir adım. Yine üretim planlamasında bahsetmem gereken bir diğer önemli husus ise 'hangi coğrafyada, hangi toprak yapısında, hangi ürünün yetiştirileceğiyle' ilgili bir yeni planlama içine gireceğiz."
Panelde, Bakü Uluslararası Deniz Ticareti Limanı Genel Direktörü Taleh Ziyadov, Polonya Delegasyonu Başkanı Barbara Bartus, İpek Yolu Grubu Araştırma Misyonu Başkanı Tsogtbaatar Damdin ve BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Orta Asya Alt-Bölge Ofisi Gıda Güvenliği Uzmanı Keigo Obara sunum yaptı.
Konferans, "Sürdürülebilir Çevre ve Kalkınma için Enerji Güvenliği" başlıklı panel ile devam etti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar, konferansın "Sürdürülebilir Çevre ve Kalkınma için Enerji Güvenliği" başlıklı panelindeki konuşmasında, bugünkü jeopolitik krizin öncesinde de enerji sektöründe daralma ve sıkıntılı bir süreç yaşandığını ve bu daralmanın arkasında dönüşüm sürecinin getirdiği zorlukların olduğunu anlattı.
Dünyanın fosil yakıtlardan uzaklaşarak bunların yerini yenilenebilir enerji kaynaklarının aldığı bir yöne doğru hareket ettiğine dikkati çeken Bayraktar, "Jeopolitik gelişmeler bu süreci daha zorlu hale getirdi. Dünyanın birincil enerji ihtiyacının yüzde 80'i fosil yakıtlardan geliyor ve biz buradan 2050'de karbon nötr bir dünya ekonomisine doğru gitmeye çalışıyoruz. Bu dönüşüm sürecinde politikalardaki iniş çıkışlar enerji sektöründeki oyunculara, piyasaya oldukça karışık ve farklı sinyaller veriyor." diye konuştu.
Bayraktar, küresel petrol talebinin günlük 100 milyon varil seviyesinde olduğunu anımsatarak, bu talebi karşılamak için yılda 400-600 milyar dolar arası yatırım gerektiğini ifade etti.
Petrolün geleceğinin olmadığının ilan edildiği bir dünyada bu alanlara yatırım gelmesinin oldukça güç olduğunu aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
"Salgının getirdiği talep daralması da yatırımları yavaşlattı ve yatırım yapılmayan alanlarda arz daraldı. Aynı zamanda, kömürün yeniden doğuşuna şahit oluyoruz. Bu nedenle, bu dönüşüm hikayesinin doğru şekilde dizayn edilmemesi ve bu dönüşümü sağlayacak politikaların kararlılıkla uygulanamamasının yanı sıra jeopolitik gelişmeler de (enerji krizini) tırmandırır hale getiriyor. Biz, bu dönüşüm politikalarının daha rasyonel şekilde oluşturulmasını talep ediyoruz."
Bayraktar, Türkiye'nin enerji dönüşüm sürecinde ise yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, nükleer, doğal gaz ve hidrojen olmak üzere 4 temel unsurun yer aldığını söyledi.
Türkiye'nin 6 farklı boru hattından gaz tedarik ettiği bilgisini veren Bayraktar, bu hatların 3'ünün Rusya, 2'sinin Azerbaycan ve birinin de İran'dan geldiğini söyledi.
Bayraktar, Türkiye'nin bölgede kaynakları olan ülkelerin hemen hepsinden boru hattıyla gaz tedarik ettiğini belirterek, "Tüm mevcut uluslararası projelerde ve gelecekteki projelerde olmazsa olmaz şart siyasi irade ve istikrar. Bu nedenle, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP) örneklerini veriyorum. Doğu Akdeniz gazının Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya iletilmesi konusu sorulduğunda bunun için izlenmesi gereken formülün TANAP ve TAP'ta saklı olduğunu söylüyorum." diye konuştu.
Bu projelerin öncelikle Türkiye ve Azerbaycan liderlerinin ortak iradesi ve diğer ülkelerin de destekleriyle ortaya konulduğunu aktaran Bayraktar, Avrupa'ya TAP ile yaklaşık 12 milyar metreküp gaz tedarik edildiğini bildirdi.
Bayraktar, Türkiye'nin kendi arz güvenliğini tedarik ederken Avrupa'nın arz güvenliğine de katkı sağladığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Türkiye'nin Akdeniz'deki faaliyetleri tamamıyla gaz ve enerji piyasalarının bir zarureti olarak yaptığımız aktiviteler. Orada bulanacak herhangi bir gazın, Karadeniz'de olduğu gibi, Türkiye'nin ve Türkiye üzerinden Avrupa'nın arz güvenliğinin sağlanması ve gazın bollaşması anlamında çok büyük katkısı olacağını düşünüyorum. Gazın mutlaka bollaşması gerekiyor."
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkan Yardımcısı Hacı Ali Ulutaş, enerji arz güvenliğinin "kesintisiz ve sürdürülebilir" olması gerektiğini dile getirdi.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının bu kapsamda daha kritik hale geldiğini ifade eden Ulutaş, Türkiye'nin yenilenebilir enerjideki emre amade kapasitesini artırmaya devam edeceğini ve bu süreci hibrit ve depolama uygulamalarıyla güçlendireceğini kaydetti.
TANAP Genel Müdürü Saltuk Düzyol ise enerji krizinin nedenlerinden birinin yatırım eksikliği olduğunu, petrol ve gaz alanındaki yatırımların bir süredir ticari bankaların bu tarz projeleri finanse etmeme kararının da etkisiyle düştüğünü anlattı.
Avrupa'nın enerji krizini hafifletmek için Rusya'dan azalttığı gaz ithalatını farklı alternatiflerden arzı artırarak kapatmaya çalıştığını söyleyen Düzyol, "Bu çok kolay kapatılabilecek gibi görünmüyor. Hava tahminlerine göre de Avrupa'yı çok sert bir kış bekliyor. Bu nedenle, Avrupa için özellikle düşünülmesi gereken bir dönem." değerlendirmesinde bulundu.
Gıda sektöründeki küresel risklerin, son zamanlarda özellikle Kovid-19 salgınının ve Rusya-Ukrayna savaşının acil çözüm bekleyen bir mesele olduğuna dikkati çeken Altınok, gıda arz güvenliği için ulusal ve uluslararası çözüm yolları arandığını belirtti.
Altınok, enerji ve gıda güvenliğinde kapasitenin yükseltilmesi ve geliştirilmesi için iş birliği yapabileceklerini dile getirerek, "Bağlantılık, istihdam yaratmak ve ekonomileri çeşitlendirmek böylece ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıda bulunmak, ekonomik iş birliği için anahtar bir kavramdır. İnanıyorum ki bu konferans kapsamında daha geniş kapsamlı ve geniş bütçeli projeler oluşturulabilir ve tüm üye ülkelerinin yararlanabileceği alanları kapsayan çalışmalar yapabiliriz." diye konuştu.
Günümüzde 828 milyon insanın açlıkla mücadele ettiğini ifade eden Altınok, dünyada yaşanan gıda krizinin çözümünde daha etkin ve kalıcı çözümler sunmanın önemli olduğunu bildirdi.
Altınok, 3 yıldır enerji piyasaları açısından son derece kritik bir dönemden geçildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
"Salgın sonrası toparlanma süreci ve içinde bulunduğumuz jeopolitik gerilimler, enerji sektörü üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Dünya, olağanüstü hızlı bir teknolojik yenilikle gelişme sürecinin yanı sıra olağanüstü zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Temiz enerji dönüşümüne yönelik çalışmalar tüm dünyada devam ederken birçok ülke enerji duruşu politikaları kapsamında net sıfır hedefleri açıklamaya devam ediyorlar. Bununla birlikte artan fiyatlar ve olağanüstü hava şartları nedeniyle enerji güvenliği endişeleri devam etmektedir. Jeopolitik gerilimler de bu endişeleri etkilemekte, piyasalarda istikrarsızlığa ve fiyat artışlarına neden olmaktadır. Bu nedenle dengeli, uzun vadeli ve akılcı bir planlama gerektiren enerji arz güvenliğimiz açısından kaynakların ve güzergahların çeşitlendirilmesi büyük önem arz etmektedir."
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Akif Çağatay Kılıç, dünyada 2 yılı aşkın süren pandemi dolayısıyla hem gıda hem enerji konularında alışık olunmayan bir süreçten geçildiğini söyledi.
Rakamlara bakıldığı zaman 55 ülkede çocukların "boy kısalığı" sorunu yaşadığını dile getiren Kılıç, 17 milyon kişinin aşırı zayıflık şikayetinde bulunduğunu aktardı.
Kılıç, Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Ortaya çıkan gıda sıkıntısında, Türkiye'nin de ön ayak olduğu, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın bizzat üzerinde çalıştığı tahıl sevkiyatı anlaşmasını hayata geçirerek bölgesel ve küresel anlamda büyük bir sıkıntı yaşanmasının önüne geçmiş olduk." ifadelerini kullandı.
Irkçılığın olduğu yerde barış ve huzurun kalmayacağını belirten Kılıç, buna karşı çok ciddi bir tavrın ortaya konulması gerektiğini kaydetti.
Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı, Avrasya coğrafyasının büyük önem arz ettiğini belirtti.
AGİT PA İpek Yolu Grubu'nun son 5 yıldır önemli çalışmalara imza attığını kaydeden Kaymakçı, Avrasya coğrafyasında iş birliği etkileşimini artırmaya yönelik önemli projeleri gerçekleştirdiklerini söyledi.
Kaymakçı, tedarik zincirleri ve ulaştırma açısından İpek Yolu'nun merkezinde bulunan Türkiye'nin stratejik konumunun önemine dikkati çekerek, "Pandemi döneminde özellikle Asya kıtası Batı'ya doğru gelen üretimde ciddi tedarik zincirleri kırılmaları yaşadı, üretim sorunları yaşandı ve bu dönemde özellikle Asya'daki birçok firmanın Türkiye'ye gelmesinde Türkiye önemli bir rol oynadı. Birçok firma Avrupa kıtasına daha fazla yaklaşmak için Türkiye'ye geldi." ifadelerini kullandı.
AGİT PA Başkan Yardımcısı ve İspanyol Delegasyonu Başkanı Pere Joan Pons, çevre güvencesi olmadan ekonomik istikrarın olamayacağını ifade etti.
Bunun için komşu ülkelerin de barış içinde olmasının önem arz ettiğinin altını çizen Pons, "Savaşla ve pandemiyle birlikte iklim ve gıda sıkıntılarının ardından gördük ki ekonomik ve siyasi iş birliğine gitmek gerekiyor. 2030 kalkınma hedefleri bu iş birliğine örnek gösterilebilir." dedi.
AGİT PA İpek Yolu Grubu Başkanı ve AGİT PA Azerbaycan Delegasyonu Başkanı Azay Guliyev ise gıda fiyatlarıyla birlikte lojistiğin de ekonomik anlamda darboğaza girdiğini belirtti.
Birçok ülkenin yeni koridor bulmaya çalıştığını anlatan Guliyev, "Ukrayna'daki savaşın ekonomik, sosyal ve politik etkilerinin yanı sıra enerji ve kriz dönemlerinde gıda güvencesinin sağlanması konusunu tartışmaya açacağız. Bunu konuşmak son derece elzem." diye konuştu.
AGİT Dönem Başkanı ve Polonya Dışişleri Bakanı Zbigniew Rau da konferansa gönderdiği video mesajda insanoğlunun büyük varoluşsal tehditlerle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaş başlatmasından beri istikrarın tehlike altında olduğunu vurgulayan Rau, "Eğer Rusya istediği şekilde hareket ederse ve dünya sessiz kalırsa bunun neticeleri yıkıcı olacaktı." değerlendirmesini yaptı.
Açılış oturumu toplu fotoğraf çekilmesiyle sona erdi.
Daha sonra "Kriz Zamanlarında Tedarik Zincirlerinin Sürdürülebilirliği ve Gıda Güvenliği" panelinde oturumu eski Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, AGİT PA Türk Delegasyonu Üyesi ve AK Parti Kars Milletvekili Ahmet Arslan yönetti.
Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, paneldeki konuşmasında, gıda güvenliğinin sağlanması noktasında Dünya Gıda Örgütü ile önemli bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
Amaçlarının mevcut gıdaların israfının önüne geçmek olduklarını belirten Gizligider, "Günümüzde küresel düzeyde 1.3 milyar ton gıdanın israf edildiğini düşünüyoruz. Diğer taraftan dünya üzerindeki 828 milyon insanın da son derece trajik bir biçimde açlıkla mücadele etmekte olduğunu biliyoruz. Yine 2.3 milyar kişi sağlıklı gıdaya yetişebilmekte. Her gün yaklaşık 24 bin insan açlık nedeniyle hayatını kaybediyor. Yani bugün tersine bir aksiyon alamazsa dünyada 24 bin insan açlık sebebiyle ölecek." diye konuştu.
Sürdürülebilir gıda sistemine doğru ulusal yol haritasını hazırladıklarını dile getiren Gizligider, Türkiye'de son 20 yılın 16'sında tarım sektörünün büyüme gösterdiğini, geçen yıl ise 25 milyar dolar ihracat yapıldığını bildirdi.
Bu yıl beklentinin 30 milyar doların üzerinde olduğunu aktaran Gizligider, AB ülkeleri arasında büyükbaş ve küçükbaş olarak toplam hayvan varlığı sayısında Türkiye'nin açık ara önde olduğunu ifade etti.
Gizligider, Türkiye'nin artık sözleşmeli hayvancılığı başlattığına değinerek, şunları kaydetti:
"Sözleşmeli ekip, sözleşmeli tarım, sözleşmeli hayvancılık inşallah Türkiye'nin yeni dönemindeki temel hedeflerinden biri. Bu, hem ürün deseninin planlanması, ürün arzının planlanması, hem israfın önüne geçilmesi hem de küresel bir oyuncu olma adına bizim için son derece önemli bir adım. Yine üretim planlamasında bahsetmem gereken bir diğer önemli husus ise 'hangi coğrafyada, hangi toprak yapısında, hangi ürünün yetiştirileceğiyle' ilgili bir yeni planlama içine gireceğiz."
Panelde, Bakü Uluslararası Deniz Ticareti Limanı Genel Direktörü Taleh Ziyadov, Polonya Delegasyonu Başkanı Barbara Bartus, İpek Yolu Grubu Araştırma Misyonu Başkanı Tsogtbaatar Damdin ve BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Orta Asya Alt-Bölge Ofisi Gıda Güvenliği Uzmanı Keigo Obara sunum yaptı.
Konferans, "Sürdürülebilir Çevre ve Kalkınma için Enerji Güvenliği" başlıklı panel ile devam etti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar, konferansın "Sürdürülebilir Çevre ve Kalkınma için Enerji Güvenliği" başlıklı panelindeki konuşmasında, bugünkü jeopolitik krizin öncesinde de enerji sektöründe daralma ve sıkıntılı bir süreç yaşandığını ve bu daralmanın arkasında dönüşüm sürecinin getirdiği zorlukların olduğunu anlattı.
Dünyanın fosil yakıtlardan uzaklaşarak bunların yerini yenilenebilir enerji kaynaklarının aldığı bir yöne doğru hareket ettiğine dikkati çeken Bayraktar, "Jeopolitik gelişmeler bu süreci daha zorlu hale getirdi. Dünyanın birincil enerji ihtiyacının yüzde 80'i fosil yakıtlardan geliyor ve biz buradan 2050'de karbon nötr bir dünya ekonomisine doğru gitmeye çalışıyoruz. Bu dönüşüm sürecinde politikalardaki iniş çıkışlar enerji sektöründeki oyunculara, piyasaya oldukça karışık ve farklı sinyaller veriyor." diye konuştu.
Bayraktar, küresel petrol talebinin günlük 100 milyon varil seviyesinde olduğunu anımsatarak, bu talebi karşılamak için yılda 400-600 milyar dolar arası yatırım gerektiğini ifade etti.
Petrolün geleceğinin olmadığının ilan edildiği bir dünyada bu alanlara yatırım gelmesinin oldukça güç olduğunu aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
"Salgının getirdiği talep daralması da yatırımları yavaşlattı ve yatırım yapılmayan alanlarda arz daraldı. Aynı zamanda, kömürün yeniden doğuşuna şahit oluyoruz. Bu nedenle, bu dönüşüm hikayesinin doğru şekilde dizayn edilmemesi ve bu dönüşümü sağlayacak politikaların kararlılıkla uygulanamamasının yanı sıra jeopolitik gelişmeler de (enerji krizini) tırmandırır hale getiriyor. Biz, bu dönüşüm politikalarının daha rasyonel şekilde oluşturulmasını talep ediyoruz."
Bayraktar, Türkiye'nin enerji dönüşüm sürecinde ise yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, nükleer, doğal gaz ve hidrojen olmak üzere 4 temel unsurun yer aldığını söyledi.
Türkiye'nin 6 farklı boru hattından gaz tedarik ettiği bilgisini veren Bayraktar, bu hatların 3'ünün Rusya, 2'sinin Azerbaycan ve birinin de İran'dan geldiğini söyledi.
Bayraktar, Türkiye'nin bölgede kaynakları olan ülkelerin hemen hepsinden boru hattıyla gaz tedarik ettiğini belirterek, "Tüm mevcut uluslararası projelerde ve gelecekteki projelerde olmazsa olmaz şart siyasi irade ve istikrar. Bu nedenle, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ve Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP) örneklerini veriyorum. Doğu Akdeniz gazının Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya iletilmesi konusu sorulduğunda bunun için izlenmesi gereken formülün TANAP ve TAP'ta saklı olduğunu söylüyorum." diye konuştu.
Bu projelerin öncelikle Türkiye ve Azerbaycan liderlerinin ortak iradesi ve diğer ülkelerin de destekleriyle ortaya konulduğunu aktaran Bayraktar, Avrupa'ya TAP ile yaklaşık 12 milyar metreküp gaz tedarik edildiğini bildirdi.
Bayraktar, Türkiye'nin kendi arz güvenliğini tedarik ederken Avrupa'nın arz güvenliğine de katkı sağladığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Türkiye'nin Akdeniz'deki faaliyetleri tamamıyla gaz ve enerji piyasalarının bir zarureti olarak yaptığımız aktiviteler. Orada bulanacak herhangi bir gazın, Karadeniz'de olduğu gibi, Türkiye'nin ve Türkiye üzerinden Avrupa'nın arz güvenliğinin sağlanması ve gazın bollaşması anlamında çok büyük katkısı olacağını düşünüyorum. Gazın mutlaka bollaşması gerekiyor."
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkan Yardımcısı Hacı Ali Ulutaş, enerji arz güvenliğinin "kesintisiz ve sürdürülebilir" olması gerektiğini dile getirdi.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının bu kapsamda daha kritik hale geldiğini ifade eden Ulutaş, Türkiye'nin yenilenebilir enerjideki emre amade kapasitesini artırmaya devam edeceğini ve bu süreci hibrit ve depolama uygulamalarıyla güçlendireceğini kaydetti.
TANAP Genel Müdürü Saltuk Düzyol ise enerji krizinin nedenlerinden birinin yatırım eksikliği olduğunu, petrol ve gaz alanındaki yatırımların bir süredir ticari bankaların bu tarz projeleri finanse etmeme kararının da etkisiyle düştüğünü anlattı.
Avrupa'nın enerji krizini hafifletmek için Rusya'dan azalttığı gaz ithalatını farklı alternatiflerden arzı artırarak kapatmaya çalıştığını söyleyen Düzyol, "Bu çok kolay kapatılabilecek gibi görünmüyor. Hava tahminlerine göre de Avrupa'yı çok sert bir kış bekliyor. Bu nedenle, Avrupa için özellikle düşünülmesi gereken bir dönem." değerlendirmesinde bulundu.
