2008-04-23 - 16:15
TBMM ÖZEL BİRLEŞİMİ
Baykal:" İktidarların seçimden çıkmış olması demokrasiyi güvence altına almaya yetmez."
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
ile TBMM'nin açılışının 88. yıldönümü dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel
Kurulunda bir konuşma yaptı.
TBMM'nin, dünyanın en eski 10 parlamentodan biri olduğuna işaret eden
Baykal, genelde meclislerin, yeni bir devletin kurulmasından sonra
oluşturulurken, Türkiye'de tam tersinin yaşandığını anımsattı. Baykal,
TBMM'nin, devleti, ulusal kurtuluş savaşı yapacak orduyu kurduğunu,
savaşı yönettiğini, Atatürk'ün önderliğinde zaferi kazandığını, barışı
yaptığını, saltanat ve hilafeti sona erdirdiğini, milli iradenin
egemenliğini sağladığını, cumhuriyetin temellerini attığını anlattı.
Bu nedenlerle TBMM'nin kuruluşunun çok özel bir önemi olduğunu dile
getiren Baykal, Meclisin, daima bağımsızlığın, egemenliğin, milli
iradenin üstünlüğünün, hukuka saygının bir simgesi olduğunu vurguladı.
Baykal, halkı Müslüman olan bir ülkede, bir yandan dine saygı
gösterilirken, diğer yandan dinin, devlet yönetiminde, hukuk ve eğitimde
egemenliğine son vermenin, çağdaş bir anlayışla laikliği
gerçekleştirmenin, Meclisin en büyük ve dünyaya örnek olacak
eserlerinden biri olduğunu kaydetti.
Baykal, ''O sayede egemenlik gökten yere inmiş, hanedandan millete
geçmiştir. Teokratik otorite döneminin yerini, laik idare anlayışı
almıştır'' dedi.

-''ALTIN ÜÇGEN''-

23 Nisan'ın temsil ettiği egemenlik anlayışının, bir sosyal sınıfa, ırk
veya kan esasına, kafatasına dayalı bir egemenlik olmadığına dikkati
çeken Baykal, egemenlik anlayışlarını, ''Hangi dinden, mezhepten, etnik
kökenden, düşünceden olurlarsa olsun bütün insanların eşit ve hepsinin
Türk ulusunun bir parçası'' olarak tanımladı.
Baykal, Türkiye Cumhuriyeti'nin, bu büyük devrimin eseri ve demokrasinin
yolunu açanın da bu cumhuriyet anlayışı olduğunu belirterek, cumhuriyet
ile demokrasinin, ayrılmaz bir bütün olduğuna işaret etti.
''Cumhuriyetten uzaklaşarak demokrasiyi güçlendiremezsiniz. Cumhuriyeti
azaltarak demokrasiyi arttıramazsınız'' diyen Baykal, cumhuriyet ve onun
en önemli temellerinden biri olan laikliğin, demokrasinin vazgeçilmez
koşulu olduğuna dikkati çekti.
Baykal, ''Demokrasi ve özgürlük uğruna laiklikten vazgeçeceğiz derseniz
demokrasiyi de tahrip etmiş olursunuz. Türk toplumunda İslamiyet,
laiklik ve demokrasi bir altın üçgen oluşturmuştur. Bunların tümüne aynı
zamanda sahip çıkmak zorundayız'' diye konuştu.

-''ETNİK KÖKENE SAYGI GÖSTERİRİZ''-

Batının yüzyıllar boyunca savaşarak, kan akıtarak ulaştığı laiklik
anlayışına, Türkiye'nin barış içinde, milli iradeye saygıyı zedelemeden,
TBMM'nin ileri görüşlü yaklaşımları ve kararlarıyla ulaştığını dile
getiren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizim laiklik anlayışımız devletin bütün inançlara, dinlere ve
mezheplere saygı göstermesini ve eşit davranmasını gerektirir. Ama aynı
zamanda hiçbir inancın, mezhebin ve dinin devletin yönetimini, hukukunu
ve eğitimini etkilemesine izin vermeme ilkesine dayanır. Bizim
milliyetçilik anlayışımız ulusumuzun ortak değerlerine dayanır. Herkesin
etnik kökenine saygı gösteririz, ama etnik ayrımcılığın cumhuriyetimizi,
demokrasimizi tahrip etmesine izin vermeyiz.
Bizim milliyetçiliğimizin temelinde ırkçılık yoktur. Siyasi bir bilinç
ve siyasi bir dayanışma vardır. Her kökenden insanlarımızın aynı
milletin çatısı altında kardeşçe yaşamalarını isteriz. Biz insanların
etnik kökenine saygı gösteririz.''

-''KENDİ İRADELERİNİ TÜRKİYE'YE DAYATMA''-

CHP Genel Başkanı Baykal, 23 Nisan'ın aynı zamanda egemenliğin ve
bağımsızlığın da temeli olduğuna işaret ederek, bu devleti kuranların,
en güç koşullarda bile yabancıların hakimiyetine girmeyi kabul
etmediklerini, başka devletlerin mandasına girme önerilerini
reddettiklerini anlattı.
TBMM'nin, dünyada örneği görülmemiş büyük devrimleri, reformları
gerçekleştirirken, hiçbir ülkenin baskısıyla, telkin ve tavsiyesiyle
hareket etmediğini vurgulayan Baykal, ülkeyi çağdaş bir devlet haline
getiren reformların hepsinin, milletin temsilcisi TBMM'nin özgür
iradesinin ürünü olduğunu söyledi.
İmparatorluğun son yıllarında da yabancıların baskılarına boyun eğmeye
razı olanların bulunduğunu, Atatürk ve Meclisin, onlara karşı inançla
direnmeyi bildiğini belirten Baykal, ''Ne yazık ki bugün de milli
egemenliğimize, bağımsızlığımıza saygı göstermeyen bazı yabancı
çevrelerin, kendi arzularını, iradelerini Türkiye'ye dayatmaya
çalıştıklarını örnekleriyle görüyoruz'' dedi.

-''ADI KONULMAMIŞ KAPİTÜLASYON''-

Baykal, Türkiye'yi yönetenlerden, devletin kuruluş aşamasında, TBMM'de
görev alan milletin temsilcileri gibi, bu baskılara direnmelerini,
ülkenin egemenliğine ve bağımsızlığına kıskançlıkla sahip çıkmalarını
istedi.
Ancak, bu baskıları bugün de sürdürmek isteyenlerin olduğunun
anlaşıldığını belirten Baykal, şöyle dedi:
''Devletimizin temel yapısına, Lozan'daki kazanımlarımıza aykırı bazı
taleplerini Türkiye'ye kabul ettirmek isteyenler vardır. Türkiye'nin
bağımsızlığının en güçlü teminatlarından biri olan yüksek yargı
organlarımıza baskı yapmaya yeltenenler vardır. Bundan daha da vahimi,
bu dış baskıları tahrik ve teşvik eden bazı çevreler de vardır. Bunları
şiddetle kınıyoruz. Ve inanıyoruz ki, hiçbir iç ve dış güç, hiçbir
siyaset adamı, hiç bir milletlerarası kuruluş Türk hakimlerinin özgür
vicdanlarını etkileyemeyecektir.
Biz gerçek bağımsızlığımıza, adli kapitülasyonları kaldırarak kavuştuk.
Şimdi adı konulmamış bir kapitülasyon sistemini Türkiye'ye kabul
ettirmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.''

-''EGEMENLİĞİMİZ, LAİKTİR''-

Genel Kurul salonunda kürsünün arkasında yazılı ''Egemenlik kayıtsız,
şartsız milletindir'' sözünü gösteren Baykal, bu anlayışa nasıl
ulaştıklarını, kimsenin unutmaması gerektiğini belirtti.
TBMM'in açılışından bu yana 88 yıl geçtiğini, 88 yıl önce bütün vatanın
işgal altında olduğunu anımsatan Baykal, İstanbul'da egemenliğin sahibi
konumunda olan halife sultanın, yandaşlarıyla, işgal kuvvetlerinin emir
ve kumandası altına girmekte hiçbir sakınca görmediğini söyledi.
Baykal, 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'nun dini ve siyasi
egemenliğinin, halifesiyle, padişahıyla, şeyhülislamı ile bir İngiliz
kumandanına teslim edildiğini ifade etti. Baykal, diğer yandan işgal
ordularına ve onların hizmetkarı yerli işbirlikçilerine karşı büyük bir
milli bağımsızlık mücadelesi açan ve zafere ulaştıran iradenin, zafer
sonrasında egemenliğin millete ait olduğunu ilan ettiğini anımsattı.
Egemenlik masa başındaki tartışmalarla, ilmi ya da dini fetvalarla
devredilmediğini ya da devralınmadığını dile getiren Baykal, egemenliğin
Atatürk önderliğinde asker, sivil vatandaşların eşsiz gayretleri ve
fedakarlıklarıyla Sakarya'da, İnönü'de, Dumlupınar'da, savaş
meydanlarında kan ve can pahasına kazanılmış bir hak olduğunu
vurguladı. Baykal, egemenliğin, dini siyasete alet eden otoritelerle ve
onların fetvalarıyla, dini otoriteleri kullanan işgal güçleri ile
mücadele ederek kazanıldığını anlattı.
Baykal, ''O nedenle bizim egemenliğimiz, işbirlikçi teslimiyetçi
değildir, millidir. Bizim egemenliğimiz dine dayalı değildir, laiktir.
Anayasalarımızda yer alan laiklik ilkesinin değiştirilmesi teklif dahi
edilemez'' diye konuştu.

-''DENETİMSİZ İKTİDAR, DEMOKRATİK DEĞİLDİR''-

Siyasi iktidarların meşruiyetinin temelinin anayasa ve hukuk olduğuna
işaret eden Baykal, demokrasilerde hiçbir iktidarın kendi meşruiyetiyle
ilgili tartışmaları, yeni bir anayasa, yeni bir hukuk yaparak ortadan
kaldırmasının mümkün olmadığını söyledi.
''Denetimsiz güç, güç değildir. Denetimsiz iktidar, demokratik değildir,
meşru değildir'' diyen Baykal, anayasa ve hukuk zafiyetlerinin, oy
oranları ile kapatılamayacağını ifade etti.
Seçimin, Mecliste ve hükümette kimin iktidar, kimin muhalefet olacağını
belirlediğini dile getiren Baykal, hiçbir seçim sonucunun, iktidarların
hukuka ve anayasaya bağlı kalma, yargı bağımsızlığına saygı gösterme
zorunluluğundan kurtulma sonucunu doğurmaya yetmeyeceğini bildirdi.
Laiklik anlayışının, devletin bütün inançlara, dinlere, mezheplere saygı
göstermesini ve eşit davranmasını gerektirdiğini vurgulayan Baykal,
''Ama laiklik anlayışı aynı zamanda hiçbir inancın, mezhebin, dinin,
devletin hukukunu, eğitimini ve yönetimini oluşturmasına izin
verilmemesini de gerektirir. Siyasetin referansı demokrasi olmaktan
çıkar, inanç ve din olursa, bunun sonucu kargaşa, çatışma ve karanlık
bir otoriter rejimdir'' diye konuştu.

-''TAM BİR AYMAZLIK''-

Egemenliğin milli olmasının, aynı zamanda hem etnik olmaması hem de dini
olmaması anlamına geldiğini vurgulayan Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Devletimizin daha sonraki gelişmeleri de bu temelde yükselmiştir.
Cumhuriyet bu temelde gerçekleştirilmiştir. Demokrasiye, cumhuriyetle de
pekiştirilen bu temeller üzerinde ulaşılabilmiştir. Demokrasimizin
sağladığı olanakları, cumhuriyetin ve devletin milli ve laik kimliğini
ortadan kaldırmak için kullanmak tam bir aymazlıktır.
İktidarların seçimden çıkmış olması demokrasiyi güvence altına almaya
yetmez. Dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlar, bakanlar,
milletvekilleri demokrasilerde yoktur. Kendi suçları için af çıkaran
bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur. İktidar olanakları ile
kendi yakınlarına ihale ayarlamak, demokrasilerde yoktur. İktidar
olanakları ile devlet bankalarını kullanarak yakınlarınıza yandaş medya
satın almak demokrasilerde yoktur. 'Anayasanın temel ilkelerini dini
temellerde yeniden yorumlayacağız' diyenlere devletin en önemli
görevlerini vermek, demokrasilerde yoktur. Devletin en önemli yönetim
birimlerini cemaat, tarikat örgütlenmelerine teslim etmek demokrasilerde
yoktur. Derslerde cihat çağrıları yapan, kasetlerle lise öğrencilerinin
beynini yıkayan bir kadrolaşma anlayışına, Milli Eğitim Bakanlığını
teslim eden bir zihniyete demokrasilerde yer yoktur. Bütün bunların
sonucunda, bu uygulamaların sorgulanmasını engellemek için 'çoğunluğumuz
vardır' deyip anayasayı değiştirmeye kalkmak, unutulmamalıdır ki bu
iktidarların kendi meşruiyet temellerinin sorgulanmasına yol açar.''

-İKTİDAR PARTİSİ SIRALARINDAN TEPKİ-

Baykal'ın konuşmasının son bölümüne, iktidar partisi sıralarından tepki
geldi.
İktidar sıralarından ''yuh'' seslerinin duyulması üzerine ayağa kalkıp,
bu sıralara doğru yönelen CHP Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız'a başta
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, diğer CHP
milletvekilleri müdahale etti.
Kılıçdaroğlu, daha sonra ayağa kalkarak, Baykal'ın konuşması sırasında
iktidar partisi sıralarından laf atıldığını söyledi. TBMM Başkanı Köksal
Toptan da gerekli uyarıyı yaptığını kaydetti.