2014-12-03 - 12:00
AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, "Müzakereler çerçevesinde, silahlı unsurlar sınır ötesine çekilecekti, çekilmediler. Biz çatışma çözümü ve silahsızlanma noktasında üzerimize düşen her şeyi fazlasıyla devlet olarak yerine getiriyoruz. Birilerinin sürekli olarak devlete bazı ödevler ve görevler yüklemesi değil, öncelikle sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor" dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, "Müzakereler çerçevesinde, silahlı unsurlar sınır ötesine çekilecekti, çekilmediler. Biz çatışma çözümü ve silahsızlanma noktasında üzerimize düşen her şeyi fazlasıyla devlet olarak yerine getiriyoruz. Birilerinin sürekli olarak devlete bazı ödevler ve görevler yüklemesi değil, öncelikle sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor" dedi.
Ünal, Meclis'te, Barışa Bak Platformu üyelerini kabul etti.
Platform Sözcüsü Cengiz Algan, yaptığı konuşmada, 70 imzacıyla yola çıktıklarının ve temel amaçlarının çözüm sürecine sivil toplum desteği vermek olduğunu söyledi.
Platforma, gazeteci ve yazarlar ağırlıklı olmak üzere toplumun bütün kesimlerinden katılım olduğunu belirten Algan, bağımsız sivil toplum kuruluşu olduklarını kaydetti. Algan, toplumun dikkatini çözüm sürecine çekmek istediklerini ifade etti.
Algan, çözüm sürecinin ağır yükünün çok az sayıda insanın omuzlarında kalmış gibi göründüğünü ifade ederek, "Geçen pazar günü barış vapuru diye bir şey düzenledik. Çeşitli faaliyetlerle çözüm sürecine destek olmaya çalışıyoruz. Barış treni fikrimiz var, İstanbul'dan yola çıkarak, gittiğimiz illerde sivil toplum örgütleri ile buluşmak istiyoruz" dedi.
Mahir Ünal da çözüm süreci denilen sürecin aslında son 2 yılda başlayan bir süreç olmadığını; bunun psikolojik, sosyal ve siyasi zemini olduğunu söyledi.
Çözümü bu ülkede kültür haline getirmeyi istediklerini belirten Ünal, "Kanunlar çıkarırız ama sorunlar eğer kanun çıkarılarak çözülseydi bugüne kadar Türkiye'nin hiçbir sorunu kalmazdı. Bir şeyin yasal zemini ayrı bir şey, onun sosyal zemini ayrı bir şey, psikolojik, siyasal zemini ayrı bir şey. Bunlar bir araya geldiği zaman ancak çözüm zemini oluşturabiliyor" şeklinde konuştu.
Ünal, Diyarbakır'da STK'larla biraraya geldiğini, Şanlıurfa'da Başbakan Ahmet Davutoğlu ile birlikte STK'larla biraraya geldiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:
"Benim orada gözlemim şu oldu: İnsanımızın çözüme nasıl sahip çıktığını gördüm. 6-7 Ekim olaylarını aslında sonlandıran iradenin, insanımızın çözüme sahip çıkma iradesi olduğunu gördüm. Bir şeyleri kendi doğal akışına bıraktığınızda, iyileşmenin o doğal akış içerisinde, o yaşam akışı içerisinde oluştuğunu gördüm. 'Biz buraya devlet aklı koyalım, irade koyalım.' Evet devletin bir akıl, irade koyması gerekiyor ama öncelikle biz toplum dediğimiz o büyük organizmayı kendi doğal akışı içerisine bıraksak, o zaten kendi iyileşmesini kendi içerisinde oluşturuyor. Bölgedeki 1,5 yıllık çatışmasızlık sürecinin bölgede nasıl bir iyileştirme ortaya çıkardığını gördüğümde şunu düşündüm: Bizim görevimiz, bu sürece fazla da müdahale olmamak, onun kendi doğal akışı içerisinde iyileşmesine zemin hazırlamak. Bu açıdan da bu sivil inisiyatif çok önemli."
Mahir Ünal, CHP'nin 2012'de "biz inisiyatif alıyoruz, çözüme katkı sunacağız" diyerek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun AK Parti'yi ziyaret ederek, dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile biraraya geldiklerini söyledi.
CHP'nin Toplumsal Mutabakat Komisyonu teklifi olduğunu dile getiren Ünal, MHP ve o zamanki BDP'nin bunu reddetmesiyle bu teklifin akamete uğradığını kaydetti. Bunun üzerine Erdoğan'ın "Komisyon oluşmuyor, isterseniz burada bulunan arkadaşlarımız hemen çalışmaya başlasın. Çünkü AK Parti ve CHP kahir ekseriyeti oluşturuyor. Türkiye'nin siyaset üstü bütün sorunları ile ilgili birlikte komisyon oluşturalım ve sorunları görüşelim" dediğini ifade eden Ünal, bu görüşmeden sonuç alamadıklarını bildirdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Ünal, Barışa Bak Platformu'nun yapacağı çalışmaların önemli olacağını belirterek, siyaset üstü temel konularda toplumsal mutabakat gerektiğini vurguladı.
Devletin öncelikleri ile siyasetin önceliklerinin farklı olduğunu kaydeden Ünal, "Bir siyasi parti, tabi ki çözüm noktasında belli sorunları çözebilir ama devletin öncelikleri dediğimiz, çözüm süreci şu anda AK Parti'nin ortaya koyduğu siyasi iradenin devlete yansımasıyla devam ediyor. Buna CHP ve MHP destek verse, geniş toplumsal mutabakla bu sorun görüşülse çok daha hızlı ve kesin sonuç alınır. Bu yüzden sizin yapacağınız görüşmeler çok önemli" dedi.
Mahir Ünal, eğer siyaset çözümün dilini kullanacaksa, öncelikle siyasetin topluma birtakım şeyleri öğretmesi değil, toplumda var olan sivil inisiyatif gruplarının siyasete bir şeyleri sunması ve dayatması gerektiğini vurguladı. Siyasetin çözüm dilini kullanmaya başlamasının önemine işaret eden Ünal, siyasetin henüz, çözüm dili üzerinden kendisini ifade edemediğini bildirdi. Ünal, Diyarbakır'da, Şanlıurfa'da, Siirt'te, Batman'da, Şırnak'ta STK'larla biraraya geldiklerini belirtti.
"Çözüm sürecinin gündemde olduğunun, ancak HDP'nin itiraz ettiği iç güvenlik paketinin bugün komisyonda görüşüleceğinin" anımsatılması üzerine, Ünal, şunları kaydetti:
"Biz özgürlük, güvenlik dengesini kurmak için büyük bir çaba sarfediyoruz. Türkiye uzunca bir dönem güvenlikçi bir anlayışla özgürlükleri yok sayan bir devlet anlayışı ile yoluna devam etti. Biz 12 yıldan beri hem demokratikleşme adımlarıyla hem de hak ve özgürlüklerin zenginleştirilmesi konusunda, güvenlik ve özgürlük dengesi kurmaya çalışıyoruz. Biz demokratikleşme paketleri çıkarırken daha çok özgürlük konusundaki sorunları çözmeye ilişkin kaygılarla bunu yaptık. Ama bir de bu ülkenin güvenliğe dair sorunları var. 6-7 Ekim olaylarında insanların yaşadıkları güvenlik sorunlarını gördünüz. Yaptığımız bu düzenlemeler, 6-7 Ekim olaylarından dolayı yapılan düzenlemeler değil. Ama nihayetinde devlet özgürlük ve güvenlik dengesini kurarken, özgürlüğe dair sorunlara bakış açısıyla, güvenliğe dair sorunlara bakış açısı arasında da bir denge kurmak zorundadır.
Aslında aynı zamanda güvenliğe ilişkin sorunlar da özgürlüğe ilişkin sorunlar değil midir? Eğer insanlar sokağa çıkamıyorsa, kamu düzenine dair sorunlar yaşıyorsa, tabi ki burada Hükümet, bunu da çözüme kavuşturulması gereken bir sorun olarak görüp gerekli tedbirleri alacaktır. İç güvenlik reformu dediğimiz çalışma, özgürlükleri kısıtlayacak bir çalışma değil, tam tersine kamu düzenini ve insanların özgürlüklerini güvence altına almak için yapılmış bir çalışmadır. Biz, güvenlikçi bir paradigma ile bu çalışmaları yapmıyoruz, tam tersine vatandaşın güvenliğini sağlamak ve özgürlüğünü teminat altına almak için bu çalışmaları yürütüyoruz."
Ünal, dün yasalaşan yargı paketine ilişkin bir soru üzerine, "En son demokratikleşme paketinde biz onu 'somut delile dayalı kuvvetli şüphe' olarak tanımlamıştık. 6 ay öncesine kadar Türkiye'de zaten makul şüphe kavramı vardı. Makul şüphe kavramını biz bu yargı paketiyle getirmedik ki. 6 ay öncesine kadar makul şüphe kavramı vardı. Biz bunun yerine, somut delile dayalı kuvvetli şüphe kavramını getirdik. Düzenlemeleri yaparken 'Parlamento doğal olarak yüzde 100, kesin doğru düzenlemeler yapıyor' diyemeyiz. Zaten bu düzenlemeleri de nihayetinde neye göre yapıyoruz? Toplumsal reflekslere göre en iyisine, en doğrusuna, en uygununa ulaşmak için yapıyoruz. Makul şüphe özgürlükleri kısıtlamak için getirilmiş bir düzenleme değil" diye konuştu.
"Öcalan'ın istediği yasal düzenlemelerin neler olduğunun" sorulması üzerine ise Ünal, "Bu müzakereler çerçevesinde, silahlı unsurlar sınır ötesine çekilecekti, çekilmediler. Biz zaten bir paradigma değişiminin gereği olarak, 6 maddelik terörle mücadeleye ilişkin çerçeve yasa çıkardık. Biz çözüm noktasında ve silahsızlanma noktasında zaten üzerimize düşen her şeyi fazlasıyla devlet olarak yerine getiriyoruz. Diğer taraftan çatışmayı bölgede yoğunluklu bir şekilde tutmaya çalışmaları ve çatışma çözümünden anladıkları sadece, silahların kullanılmaması ama onun dışında sürekli bir gerilim ve çatışma ortamını diri tutması olduğu ortaya çıkıyor ki bu süreçte, biz bunu zaten kabul etmediğimizi ifade ettik. Burada birilerinin sürekli olarak devlete bazı ödevler ve görevler yüklemesi değil, öncelikle sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor. Biz kendi gündemimizi, bu konudaki kendi yapacağımız şeyleri zaten kamuoyu ile sürekli olarak paylaşıyoruz. Burada gizli saklı bir şey yok."
Ünal, başka bir soru üzerine, "Bütün dünyada parlamentolar yasa çıkarırlar, daha sonra bu yasalara ilişkin tekrar yeni düzenlemeler yapabilir. Bu nihayetinde insan ürünü olan bir şey. Sonuçları açısından istenilen sonuçlar alınmamış olabilir" dedi.
Heyet Üyeleri daha sonra MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu'nu da ziyaret etti.
MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, çözüm sürecinde terör örgütüyle yürütülen görüşmelerin içeriği, niteliği ve sonuçlarının ne olacağı konusunda en ufak bilgi sahibi olmadıklarını belirterek, "Sürece gözü kapalı destek olamayız. Bu tarihi sorumluluktur" dedi.
Çözüm sürecine sivil toplum desteği sağlamak için kurulan "Barışa Bak" Platformu, Meclis'te MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu ile görüştü.
Halaçoğlu, bir ülkede yaşayanların çatışmadan uzak, mutlu bir ortamda yaşamak istememesinin düşünülemeyeceğini ifade ederek, "Keşke hepimiz Munzur Çayı'na gitsek, alabalık yesek, piknik yapsak" diye konuştu.
Barışın bir tarafın istemesiyle olmayacağını dile getiren Halaçoğlu, terör örgütünün masum insanları öldürme niyetinden vazgeçmediği sürece hükümetin istemesiyle çözüme ulaşılamayacağını, "karşı taraftaki insanların da çözüme rıza göstermesi gerektiğini" söyledi.
Halaçoğlu, sorunların iyi tespit edilmesinin önemine değinerek, çözülmesi gereken konuların başında insan hakları, demokrasi ve adil hukuk düzeninin sağlanmasının geldiğini kaydetti.
Yazar Cengiz Alğan, sürece olumlu yanlarından bakmak istediklerini belirterek, "Umudu taze tutmaya çalışmazsak güvende sarsılma olabilir" dedi.
Halaçoğlu ise çözüm sürecinin içeriğinden haberdar olmadıklarını anlattı.
Süreçten sadece muhalefetin değil, bazı bakanlar ve iktidar milletvekillerinin dahi haberdar olmadığını ifade eden Halaçoğlu, "Görüşmelerin içeriği, niteliği ve sonuçlarının ne olacağı konusunda en ufak bilgimiz yok. Gizli görüşmeler sonucu ortaya çıkan sonuçlar bizi endişeye sevk ediyor. 6-7 Ekim olayları yaşandı. Hükümet iyi niyetli olsa bile yaşananlar, karşı tarafın niyetini ortaya koyuyor" diye konuştu.
AK Parti iktidarının ne yapmak istediğini Meclis'te muhalefetle görüşerek ortaya koyması gerektiğini dile getiren Halaçoğlu, şeffaf yapılmak istenmiyorsa gizli görüşme de açılabileceğini kaydetti.
Gazeteci Mahmut Övür ise siyasetten çözüm beklediklerini belirterek, "İktidarı eleştirin ama şikayet etmeye hakkınız yok. Siyaset kurumu olarak bu işi konuşun, tartışın çözün" dedi.
Halaçoğlu, genel anlamda barışa karşı olmadıklarının altını çizerek, "Sürece gözü kapalı destek olamayız. Bu tarihi sorumluluktur. Türkiye daha büyük olaylara uğrarsa bunun sorumluluğunu nasıl taşıyacağım? MHP yaşananlara aynı şekilde cevap verse, ülkücüleri sokağa dökse ne olurdu? Söyleyin MHP destek veriyor mu, vermiyor mu?" diye sordu.
MHP'nin ülkenin bütünlüğünün ve üniter yapısının bozulmasını kabul etmesinin mümkün olmadığını, Türk Bayrağının ayaklar altına alınmasını kabul edemeyeceğini vurgulayarak, çözüm için öncelikle terör örgütünün silah bırakmasının sağlanması, eleman kazanmasını engelleyecek istihdama yönelik tedbir geliştirilmesi, terör örgütünün finans kaynağı ve uluslararası bağlantılarının kesilmesinin şart olduğunu söyledi.
Ünal, Meclis'te, Barışa Bak Platformu üyelerini kabul etti.
Platform Sözcüsü Cengiz Algan, yaptığı konuşmada, 70 imzacıyla yola çıktıklarının ve temel amaçlarının çözüm sürecine sivil toplum desteği vermek olduğunu söyledi.
Platforma, gazeteci ve yazarlar ağırlıklı olmak üzere toplumun bütün kesimlerinden katılım olduğunu belirten Algan, bağımsız sivil toplum kuruluşu olduklarını kaydetti. Algan, toplumun dikkatini çözüm sürecine çekmek istediklerini ifade etti.
Algan, çözüm sürecinin ağır yükünün çok az sayıda insanın omuzlarında kalmış gibi göründüğünü ifade ederek, "Geçen pazar günü barış vapuru diye bir şey düzenledik. Çeşitli faaliyetlerle çözüm sürecine destek olmaya çalışıyoruz. Barış treni fikrimiz var, İstanbul'dan yola çıkarak, gittiğimiz illerde sivil toplum örgütleri ile buluşmak istiyoruz" dedi.
Mahir Ünal da çözüm süreci denilen sürecin aslında son 2 yılda başlayan bir süreç olmadığını; bunun psikolojik, sosyal ve siyasi zemini olduğunu söyledi.
Çözümü bu ülkede kültür haline getirmeyi istediklerini belirten Ünal, "Kanunlar çıkarırız ama sorunlar eğer kanun çıkarılarak çözülseydi bugüne kadar Türkiye'nin hiçbir sorunu kalmazdı. Bir şeyin yasal zemini ayrı bir şey, onun sosyal zemini ayrı bir şey, psikolojik, siyasal zemini ayrı bir şey. Bunlar bir araya geldiği zaman ancak çözüm zemini oluşturabiliyor" şeklinde konuştu.
Ünal, Diyarbakır'da STK'larla biraraya geldiğini, Şanlıurfa'da Başbakan Ahmet Davutoğlu ile birlikte STK'larla biraraya geldiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:
"Benim orada gözlemim şu oldu: İnsanımızın çözüme nasıl sahip çıktığını gördüm. 6-7 Ekim olaylarını aslında sonlandıran iradenin, insanımızın çözüme sahip çıkma iradesi olduğunu gördüm. Bir şeyleri kendi doğal akışına bıraktığınızda, iyileşmenin o doğal akış içerisinde, o yaşam akışı içerisinde oluştuğunu gördüm. 'Biz buraya devlet aklı koyalım, irade koyalım.' Evet devletin bir akıl, irade koyması gerekiyor ama öncelikle biz toplum dediğimiz o büyük organizmayı kendi doğal akışı içerisine bıraksak, o zaten kendi iyileşmesini kendi içerisinde oluşturuyor. Bölgedeki 1,5 yıllık çatışmasızlık sürecinin bölgede nasıl bir iyileştirme ortaya çıkardığını gördüğümde şunu düşündüm: Bizim görevimiz, bu sürece fazla da müdahale olmamak, onun kendi doğal akışı içerisinde iyileşmesine zemin hazırlamak. Bu açıdan da bu sivil inisiyatif çok önemli."
Mahir Ünal, CHP'nin 2012'de "biz inisiyatif alıyoruz, çözüme katkı sunacağız" diyerek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun AK Parti'yi ziyaret ederek, dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile biraraya geldiklerini söyledi.
CHP'nin Toplumsal Mutabakat Komisyonu teklifi olduğunu dile getiren Ünal, MHP ve o zamanki BDP'nin bunu reddetmesiyle bu teklifin akamete uğradığını kaydetti. Bunun üzerine Erdoğan'ın "Komisyon oluşmuyor, isterseniz burada bulunan arkadaşlarımız hemen çalışmaya başlasın. Çünkü AK Parti ve CHP kahir ekseriyeti oluşturuyor. Türkiye'nin siyaset üstü bütün sorunları ile ilgili birlikte komisyon oluşturalım ve sorunları görüşelim" dediğini ifade eden Ünal, bu görüşmeden sonuç alamadıklarını bildirdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Ünal, Barışa Bak Platformu'nun yapacağı çalışmaların önemli olacağını belirterek, siyaset üstü temel konularda toplumsal mutabakat gerektiğini vurguladı.
Devletin öncelikleri ile siyasetin önceliklerinin farklı olduğunu kaydeden Ünal, "Bir siyasi parti, tabi ki çözüm noktasında belli sorunları çözebilir ama devletin öncelikleri dediğimiz, çözüm süreci şu anda AK Parti'nin ortaya koyduğu siyasi iradenin devlete yansımasıyla devam ediyor. Buna CHP ve MHP destek verse, geniş toplumsal mutabakla bu sorun görüşülse çok daha hızlı ve kesin sonuç alınır. Bu yüzden sizin yapacağınız görüşmeler çok önemli" dedi.
Mahir Ünal, eğer siyaset çözümün dilini kullanacaksa, öncelikle siyasetin topluma birtakım şeyleri öğretmesi değil, toplumda var olan sivil inisiyatif gruplarının siyasete bir şeyleri sunması ve dayatması gerektiğini vurguladı. Siyasetin çözüm dilini kullanmaya başlamasının önemine işaret eden Ünal, siyasetin henüz, çözüm dili üzerinden kendisini ifade edemediğini bildirdi. Ünal, Diyarbakır'da, Şanlıurfa'da, Siirt'te, Batman'da, Şırnak'ta STK'larla biraraya geldiklerini belirtti.
"Çözüm sürecinin gündemde olduğunun, ancak HDP'nin itiraz ettiği iç güvenlik paketinin bugün komisyonda görüşüleceğinin" anımsatılması üzerine, Ünal, şunları kaydetti:
"Biz özgürlük, güvenlik dengesini kurmak için büyük bir çaba sarfediyoruz. Türkiye uzunca bir dönem güvenlikçi bir anlayışla özgürlükleri yok sayan bir devlet anlayışı ile yoluna devam etti. Biz 12 yıldan beri hem demokratikleşme adımlarıyla hem de hak ve özgürlüklerin zenginleştirilmesi konusunda, güvenlik ve özgürlük dengesi kurmaya çalışıyoruz. Biz demokratikleşme paketleri çıkarırken daha çok özgürlük konusundaki sorunları çözmeye ilişkin kaygılarla bunu yaptık. Ama bir de bu ülkenin güvenliğe dair sorunları var. 6-7 Ekim olaylarında insanların yaşadıkları güvenlik sorunlarını gördünüz. Yaptığımız bu düzenlemeler, 6-7 Ekim olaylarından dolayı yapılan düzenlemeler değil. Ama nihayetinde devlet özgürlük ve güvenlik dengesini kurarken, özgürlüğe dair sorunlara bakış açısıyla, güvenliğe dair sorunlara bakış açısı arasında da bir denge kurmak zorundadır.
Aslında aynı zamanda güvenliğe ilişkin sorunlar da özgürlüğe ilişkin sorunlar değil midir? Eğer insanlar sokağa çıkamıyorsa, kamu düzenine dair sorunlar yaşıyorsa, tabi ki burada Hükümet, bunu da çözüme kavuşturulması gereken bir sorun olarak görüp gerekli tedbirleri alacaktır. İç güvenlik reformu dediğimiz çalışma, özgürlükleri kısıtlayacak bir çalışma değil, tam tersine kamu düzenini ve insanların özgürlüklerini güvence altına almak için yapılmış bir çalışmadır. Biz, güvenlikçi bir paradigma ile bu çalışmaları yapmıyoruz, tam tersine vatandaşın güvenliğini sağlamak ve özgürlüğünü teminat altına almak için bu çalışmaları yürütüyoruz."
Ünal, dün yasalaşan yargı paketine ilişkin bir soru üzerine, "En son demokratikleşme paketinde biz onu 'somut delile dayalı kuvvetli şüphe' olarak tanımlamıştık. 6 ay öncesine kadar Türkiye'de zaten makul şüphe kavramı vardı. Makul şüphe kavramını biz bu yargı paketiyle getirmedik ki. 6 ay öncesine kadar makul şüphe kavramı vardı. Biz bunun yerine, somut delile dayalı kuvvetli şüphe kavramını getirdik. Düzenlemeleri yaparken 'Parlamento doğal olarak yüzde 100, kesin doğru düzenlemeler yapıyor' diyemeyiz. Zaten bu düzenlemeleri de nihayetinde neye göre yapıyoruz? Toplumsal reflekslere göre en iyisine, en doğrusuna, en uygununa ulaşmak için yapıyoruz. Makul şüphe özgürlükleri kısıtlamak için getirilmiş bir düzenleme değil" diye konuştu.
"Öcalan'ın istediği yasal düzenlemelerin neler olduğunun" sorulması üzerine ise Ünal, "Bu müzakereler çerçevesinde, silahlı unsurlar sınır ötesine çekilecekti, çekilmediler. Biz zaten bir paradigma değişiminin gereği olarak, 6 maddelik terörle mücadeleye ilişkin çerçeve yasa çıkardık. Biz çözüm noktasında ve silahsızlanma noktasında zaten üzerimize düşen her şeyi fazlasıyla devlet olarak yerine getiriyoruz. Diğer taraftan çatışmayı bölgede yoğunluklu bir şekilde tutmaya çalışmaları ve çatışma çözümünden anladıkları sadece, silahların kullanılmaması ama onun dışında sürekli bir gerilim ve çatışma ortamını diri tutması olduğu ortaya çıkıyor ki bu süreçte, biz bunu zaten kabul etmediğimizi ifade ettik. Burada birilerinin sürekli olarak devlete bazı ödevler ve görevler yüklemesi değil, öncelikle sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor. Biz kendi gündemimizi, bu konudaki kendi yapacağımız şeyleri zaten kamuoyu ile sürekli olarak paylaşıyoruz. Burada gizli saklı bir şey yok."
Ünal, başka bir soru üzerine, "Bütün dünyada parlamentolar yasa çıkarırlar, daha sonra bu yasalara ilişkin tekrar yeni düzenlemeler yapabilir. Bu nihayetinde insan ürünü olan bir şey. Sonuçları açısından istenilen sonuçlar alınmamış olabilir" dedi.
Heyet Üyeleri daha sonra MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu'nu da ziyaret etti.
MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, çözüm sürecinde terör örgütüyle yürütülen görüşmelerin içeriği, niteliği ve sonuçlarının ne olacağı konusunda en ufak bilgi sahibi olmadıklarını belirterek, "Sürece gözü kapalı destek olamayız. Bu tarihi sorumluluktur" dedi.
Çözüm sürecine sivil toplum desteği sağlamak için kurulan "Barışa Bak" Platformu, Meclis'te MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu ile görüştü.
Halaçoğlu, bir ülkede yaşayanların çatışmadan uzak, mutlu bir ortamda yaşamak istememesinin düşünülemeyeceğini ifade ederek, "Keşke hepimiz Munzur Çayı'na gitsek, alabalık yesek, piknik yapsak" diye konuştu.
Barışın bir tarafın istemesiyle olmayacağını dile getiren Halaçoğlu, terör örgütünün masum insanları öldürme niyetinden vazgeçmediği sürece hükümetin istemesiyle çözüme ulaşılamayacağını, "karşı taraftaki insanların da çözüme rıza göstermesi gerektiğini" söyledi.
Halaçoğlu, sorunların iyi tespit edilmesinin önemine değinerek, çözülmesi gereken konuların başında insan hakları, demokrasi ve adil hukuk düzeninin sağlanmasının geldiğini kaydetti.
Yazar Cengiz Alğan, sürece olumlu yanlarından bakmak istediklerini belirterek, "Umudu taze tutmaya çalışmazsak güvende sarsılma olabilir" dedi.
Halaçoğlu ise çözüm sürecinin içeriğinden haberdar olmadıklarını anlattı.
Süreçten sadece muhalefetin değil, bazı bakanlar ve iktidar milletvekillerinin dahi haberdar olmadığını ifade eden Halaçoğlu, "Görüşmelerin içeriği, niteliği ve sonuçlarının ne olacağı konusunda en ufak bilgimiz yok. Gizli görüşmeler sonucu ortaya çıkan sonuçlar bizi endişeye sevk ediyor. 6-7 Ekim olayları yaşandı. Hükümet iyi niyetli olsa bile yaşananlar, karşı tarafın niyetini ortaya koyuyor" diye konuştu.
AK Parti iktidarının ne yapmak istediğini Meclis'te muhalefetle görüşerek ortaya koyması gerektiğini dile getiren Halaçoğlu, şeffaf yapılmak istenmiyorsa gizli görüşme de açılabileceğini kaydetti.
Gazeteci Mahmut Övür ise siyasetten çözüm beklediklerini belirterek, "İktidarı eleştirin ama şikayet etmeye hakkınız yok. Siyaset kurumu olarak bu işi konuşun, tartışın çözün" dedi.
Halaçoğlu, genel anlamda barışa karşı olmadıklarının altını çizerek, "Sürece gözü kapalı destek olamayız. Bu tarihi sorumluluktur. Türkiye daha büyük olaylara uğrarsa bunun sorumluluğunu nasıl taşıyacağım? MHP yaşananlara aynı şekilde cevap verse, ülkücüleri sokağa dökse ne olurdu? Söyleyin MHP destek veriyor mu, vermiyor mu?" diye sordu.
MHP'nin ülkenin bütünlüğünün ve üniter yapısının bozulmasını kabul etmesinin mümkün olmadığını, Türk Bayrağının ayaklar altına alınmasını kabul edemeyeceğini vurgulayarak, çözüm için öncelikle terör örgütünün silah bırakmasının sağlanması, eleman kazanmasını engelleyecek istihdama yönelik tedbir geliştirilmesi, terör örgütünün finans kaynağı ve uluslararası bağlantılarının kesilmesinin şart olduğunu söyledi.
