2011-04-06 - 19:18
TBMM Genel Kurulunda uluslararası anlaşmanın onayına ilişkin 10 tasarı, kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu Başkanvekili Nevzat Pakdil başkanlığında toplandı.
TBMM Genel Kurulunda gündem dışı söz alan DSP Denizli Milletvekili Hasan
Erçelebi, ülkenin bir sınav skandalı ile çalkalandığını, yakın zamana kadar en
güvenilir kurum olan ÖSYM'nin en güvenilmez kurum haline geldiğini iddia etti.
''İplik uzmanını oraya getirirseniz ipliğiniz pazara çıkar. Aileler ve
öğrenciler bildikleri bütün dizeleri sizin için sıralıyorlar'' diyen Erçelebi,
sınavın iptal edilmesini, Haziran'da tek sınav yapılmasını istedi.
Erçelebi'nin konuşmasını yanıtlayan Çubukçu, basında konuya ilişkin
''çarpıtılmış, ön yargılı ve yetkilileri suçlayıcı haberlere'' yer verildiğini
söyledi.
ÖSYM Başkanı Demir'in ayrıntılı açıklamalar yaptığını kaydeden Çubukçu,
açıklamaların ''maksatlı çevreler dışında herkesi tatmin ettiğini'' ifade etti.
Çubukçu, ''Ben de her şeyden önce anne bir veli olarak bu açıklamaları tatmin
edici bulduğumu söylemek istiyorum'' dedi.
Açıklamalara rağmen ''bilgi kirliliği'' oluşturulduğunu kaydeden Çubukçu,
iddiaların yargı tarafından soruşturulduğunu anımsattı.
Sınavda sistematik kopya gerçekleşmediğinin bu aşamada net olarak
anlaşıldığını belirten Çubukçu, ortada somut bir kopya skandalı yokken gençlerin
ve ailelerin kafasını karıştırmaya kimsenin hakkının olmadığını söyledi.
Çubukçu, ''Herkesi bu konuda serinkanlı, sağduyulu, bilgiye dayalı
açıklamalar yapmaya davet ediyorum'' dedi.
ÖSYM'nin bağımsız bir kurum olduğunu vurgulayan Çubukçu, talimatıyla
sınavın iptal edilmesinin söz konusu olamayacağını, ancak yargı kararını
uygulayabileceklerini vurguladı.
Sınav güvenliği için alınan önlemlerin sıkılığının basında eleştiri
konusu olduğunu kaydeden Çubukçu, mevcut sistemde soruların cevap anahtarının
önceden belli şekilde şifrelenmesinin ve belli adayların kayrılmasının söz konusu
olamayacağını dile getrdi.
Çubukçu, şöyle devam etti:
''Bundan bir siyasi rant umuluyor. Başkanın ataması eleştiriliyor. Başkan
çok yeni atandı bu göreve. Yıllarca ÖSYM'nin başkanlığını yapan Sayın Yarımağan
açıklamalar yapıyor. Çok yakın tarihte bir kopya skandalı yaşandı, soruların
önceden sızdırıldığı tespit edildi.
AK Parti olarak çocuklarımızın hayalleri üzerinden siyaset yapmıyoruz.
Oluşturulan bu kaostan beslenecek kadar insafsız değiliz. Ne Sayın Başkan'ın, ne
de hükümet olarak bizim taraflı tutum içinde olduğumuzu iddia etmek
insafsızlıktır. Lütfen gençlerimizin hayallerini hiçe saymayalım. Kafa
karıştırmayalım. Bu konuda cahillik düzeyinde diyebileceğim açıklamalardan
kaçınalım. İşi, uzmanlarına ve yargıya bırakalım.
Gençlerimizin hayallerini ilgilendiren bir konuda siyaset yapmadık,
yapmayacağız. Bunun üzerinden siyaset yapmaya ve rant elde etmeye çalışanlara da
fırsat vermeyeceğiz. Gençlerimiz bize güvensinler, aileler bize güvensinler.
Huzurlu şekilde Haziran'da yapılacak sınavlara hazırlansınlar.''
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, yerlerinden söz alan
milletvekillerinin konuya ilişkin soruları üzerine tekrar kürsüye geldi.
''ÖSYM Başkanı'nın yaptığı açıklamaları tatmin edici bulduğunu
söylemesinin'' asla yargıya müdahale anlamına gelmeyeceğini, bunun telkin de
olmayacağını ifade eden Çubukçu, ''Bunun suç olacağını, ceza avukatlığı yapmış
birisi olarak biliyorum'' dedi.
Çubukçu, kendisine laf atan muhalefet partisi milletvekillerine, ''Neyin
yargıya müdahale olduğunu, neyin olmadığını en az sizin kadar biliyorum'' diye
konuştu.
Soruşturmanın yargıya intikal ettiğini, cevap anahtarlarının şeffaf bir
şekilde açıldığını ve ''şifreleme ile bazı adayların kayrılmasının söz konusu
olamayacağını'' söylediğini belirten Çubukçu, şöyle konuştu:
''Ne kadar çok kafa karışıklığı yaratılmaya çalışılırsa çalışılsın,
birilerine ayrımcılık yapıldığı konusu doğru değildir. Bu sınavları adil,
objektif ve eşit bir şekilde uygulamaya çalışıyoruz.
Bize karşı kadrolaşma iddiasında bulunanların önceki başkana yönelik
olumlu kayırmacılık içinde olduklarını da vurgulamak isterim. ÖSYM'de bir olay
yaşandı, savcılık buna el koydu. Bilirkişi raporlarında 'sorular önceden
sızmıştır' denildi, sınav iptal edildi, ama burada hiç biriniz çıkıp da eski ÖSYM
Başkanı hakkında söz söylemediniz. 2 ay önce göreve gelen başkana, gösterdiği
titizliğe rağmen yapılanlar büyük bir haksızlıktır. Çocukları istismar etmeyelim,
gençlerimiz bize güvensin.''
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, hiç kimsenin
Türkiye'de ''jet profesör'' olamayacağını belirterek, bu tür ifadelerin hem Türk
akademik camiası hem de böyle nitelendirilen kişilere büyük haksızlık olduğunu
söyledi.
''Temel yasa'' olarak TBMM Genel Kurulunda görüşülen ve ''sağlık
hizmetlerinin hızlandırılmasını'' amaçlayan tasarının birinci bölümü üzerinde
milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Akdağ, ''jet profesörler''
tanımlamasının haksızlık olduğunu ifade etti. Doçent olduktan sonra profesörlük
için 5 yıl bekleme süresi gerektirdiğini anımsatan Akdağ, boş kadro olması
durumunda 5 yıl içindeki yayınlarla kadroya başvurulduğunu dile getirdi.
Dosyanın uygun olması durumunda profesörlük unvanı verildiğini kaydeden
Akdağ, ''Dolayısıyla hiç kimse 'jet profesör' falan olamaz Türkiye'de. Bu
ifadeler hem Türk akademik camiasına hem de bu arkadaşlarımıza haksızlıktır''
dedi.
Akdağ, eğitime yeni başlayan tıp fakültelerinde benzeri uygulamaların
olageldiğini, olması da gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
''Çünkü, bu tıp fakültelerine öğretim üyesi gerekiyor. Aksi takdirde bu
tıp fakülteleri kurulamıyor. Yetişmiş, değerli öğretim üyelerini bu fakültelere
öğretim üyesi yapmak Türkiye'nin geleceği açısından çok doğru bir harekettir.
Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim hastaneleri ile üniversitelerin birlikte çalışma
olanağı doğdu. Bu değerli arkadaşlarımız ilgili üniversitelerin kadrosundayken
eğitim hastanelerinde hem eğitim verecekler hem de köklü bir eğitim hastanesi
yeni kurulan tıp fakültesine destek vermiş olacak. Bu, Türkiye'nin geleceği
açısından çok makul bir şeydir. Basın organlarının yaptığı gibi 'jet profesör'
dediğimiz zaman sanki hiç layık olmayan bir insan profesör yapılmış gibi lanse
ediliyor. Son derece yanlış bir tariftir. Kara çalmadır. Bu arkadaşlarımız adına
kesinlikle reddediyorum. Yapılan yanlış bir iş değildir. Türkiye'nin geleceği
için yararlı bir iştir.''
Akdağ, 2002 yılından bu yana uzman tabip sayısının 20 binden 30 bine,
pratisyen tabip açısından 24 binden 30 bine, hemşire-ebe sayısının 86 binden 118
bine çıktığını kaydetti.
Akdağ, 2002 yılında 11 bin olan şirket elemanı sayısının 118 bine
çıktığını da bildirdi.
Sağlık Bakanlığı personel sayısının artışıyla vatandaşa verilen hizmette
ciddi bir artış olduğunu belirten Akdağ, şöyle devam etti:
''Kamu hizmetlerinin özel sektör eliyle gördürülmesi son derece çağdaş
bir yöntemdir. Hizmet alımı yoluyla istihdam edilen çalışanların hukukunu en iyi
şekilde korumak lazım. Sağlık Bakanlığında çalışanların maaşlarının banka
kanalıyla ödenmesi, maaşların ayın il iki iş günü içinde ödenmesi, sigorta
primlerinin kontrol edilmesi zorunludur. Yol ve yemek yardımı gibi sosyal
yardımlar ödenmeye başlandı.
Bütün bunlarla Türkiye'de 120 bin kişinin istihdamı sağlandı ve aynı
zamanda bu insanlar insanımıza hizmet ediyorlar. Bu çalışanların çoğu asgari
ücretle çalışmıyor. Daha yüksek ücret alıyorlar. Burada yanlış bir şey yok.''
Bakan Akdağ, şeker ölçüm çubukları sorununun SGK tarafından çözüldüğünü,
ancak sahada hala bazı sorunlar olabildiğini söyledi.
Vatandaşın fazla ücret talep edilen ölçüm cihazını satın almamasını
isteyen Akdağ, piyasadaki ölçüm çubuklarının güvenilir olduğunu söyledi.
TBMM Genel Kurulunda, Sağlık hizmetlerinin hızlandırılmasını amaçlayan
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi'nin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
Teklifin tümü üzerinde CHP Grubu adına konuşan Ankara Milletvekili Tekin
Bingöl, kanun teklifinin gündeme alınmasının ardından sivil toplum örgütlerinden
çok sayıda talep geldiğini, bunun da teklifin ilgili taraflarla görüşülmeden
hazırlandığının göstergesi olduğunu öne sürdü.
Meslek tanımlarının yapılıyor olmasının, önemsenmesi gereken bir husus
olduğunu belirten Bingöl, kanunla hayata geçirilecek bilimsel kurulların,
nitelikli kişilerden oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Bingöl, en önemli maddelerden birinin tıpta ihtisas süreleriyle yan dal
ihtisas sürelerine ilişkin madde olduğunu belirterek, bu maddeyle ilgili çok
sayıda haklı talep olduğunu söyledi. Bu taleplerin dikkate alınmasını isteyen
Bingöl, teklifte yapılan düzenlemelerin, branşlar arasında yetki kargaşasını ve
kaosu getireceğini ileri sürdü.
Uyum içerisinde çalışan bölümlerin birbirinden ayrılacağını ve
kırılmaların olacağının açık olduğunu savunan Bingöl, ''Bu maddeyi tekrar gözden
geçirmek gerekir. Aksi halde psikiyatrlarla, psikologların yaşadığı sorunların
benzerlerini yaşamaya devam edeceğiz'' dedi.
MHP Grubu adına söz alan Manisa Milletvekili Erkan Akçay, teklifin TBMM
Plan ve Bütçe Komisyonunda, İçtüzüğe aykırı bir şekilde görüşüldüğünü öne
sürerek, ''Bu teklif, seçim kokan bir tekliftir'' dedi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın bu tekliften önce, Sağlık Bakanlığındaki
skandallar hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğini kaydeden Akçay, ''Domuz
gribi, kuş gribi aşıları ne oldu, oralara harcanan paralar ne oldu?'' sorularını
yöneltti.
AK Parti Grubu adına konuşan teklif sahiplerinden Adana Milletvekili
Necdet Ünüvar, teklifte sağlık hizmetlerinin işleyişi ile ilgili konular, sosyal
devlet olmayı gerektiren düzenlemeler ve meslek tanımı ile ilgili hükümler
olduğunu ifade ederek, ''Bugüne kadar sosyal güvencesi olmamış ya da primlerini
ödeyemediği için sağlık güvencesi kesilmiş kişilerin kazada öldükten sonra
yakınlarına akseden borçları var. Teklifte, o vatandaşların borçlarının terkin
edilmesi ile ilgili düzenleme yapılıyor'' dedi.
Teklifle ''kobaylık uygulamasının'' getirileceğinin iddia edildiğini
ifade eden Ünüvar, ''Kamuoyunda, kobay ve benzeri aşağılayıcı ifadeler
kullanılıyor. Kobaylar, klinik araştırmalarda belli bir seviyede kullanılır ama o
klinik araştırmalarda gönüllü dediğimiz kişilere asla kobay denilmesi uygun
değildir. Biz, eleştirilerin aksine, o araştırmalara gönüllü olarak iştirak
edecek kişilerin insani, etik ve hukuki haklarını koruyoruz'' diye konuştu.
Teklif sahiplerinden, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl de bu dönemin çıkardığı en önemli yasalardan
birisinin sigara yasağı ile ilgili yasa olduğunu söyledi. Erdöl, bunun
faydasının, 10-20 yıl sonra, sigaraya bağlı kanser oranlarının azalması ile daha
da iyi anlaşılacağını söyledi.
Milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Sağlık Bakanı Akdağ, sağlık
alanının, kamunun en çok ihale yaptığı alan olduğunu söyledi.
Sağlıkta bine yakın döner sermaye işletmesi olduğunu belirten Akdağ,
merkezi alım yapılmadığı için bu işletmelerin alımlarını kendilerinin yaptığını
kaydetti. Akdağ, ihale sayısı arttıkça bu ihalelere ilişkin incelemelerin de
arttığını belirtti.
Akdağ, yolsuzluğu önlemek için sistemin iyi kurulması gerektiğini
kaydederek, şöyle konuştu:
''Sağlık Bakanlığında merkezi yazılımla bir sistem kurduk. Bütün
hastanelerin alım ve satımlarını belli kalemlerde hangi rakamlara yaptığı belli.
Strateji Geliştirme Başkanlığı, bu ihale rakamlarını takip ederek belli bir
sistematik içerisinde yanlış yapılmasını engellemeye gayret ediyor. Kurumlara
gönderdiğimiz yazı da şunu da istiyoruz; 'bu merkezi yazılımdaki değerlere
bakarak ve bunları değerlendirerek ihale yapın' diyoruz.''
Recep Akdağ, Türkiye'de son yıllarda döner sermaye işletmelerinin, hem
ilaç hem de tıbbi malzeme satın almaları açısından her geçen yıl daha hesaplı
alımlar yaptığını ifade etti.
Sağlık sektöründeki yolsuzluk iddiaları ile ilgili olarak çeşitli
sebeplerle sağlık yöneticileri ve müteahhitlerin gözaltına alındığını ve
tutuklandığını ifade eden Akdağ, ''Acaba bunun sonucunda hüküm giyen kaç kişi
var? Bunu araştırırım. Bunu da çok önemsiyorum. Sağlık sektöründe yapılan
ihalelere ilişkin gözaltına alınan ya da tutuklanan kişilerden hüküm giyen o
kadar az insan var ki...'' diye konuştu.
Sağlık Bakanlığı olarak ''alternatif tedavi yöntemleri'' adı altında,
kanıta ve bilimsel temele dayandırılmayan uygulamaları önlemeye çalıştıklarını
belirten Akdağ, bunları önleme konusunda yetkinin tamamen kendilerinde olmadığını
söyledi.
Recep Akdağ, bu ürünlerin Tarım ve Köyişleri Bakanlığından ''gıda
desteği'' adı altında ruhsat alınan ürünler olduğuna dikkati çekerek,
''Ruhsatlarında belli bir hastalıkta kullanılacağı yazılmıyor ancak
pazarlamasında bunu yapıyorlar. Bununla ciddi ölçüde mücadele etmeliyiz. Bunları
savcılıklara veriyoruz'' dedi.
TBMM Genel Kurulunda uluslararası anlaşmanın
onayına ilişkin 10 tasarı, kabul edildi.
Buna göre, Türkiye ile Suudi Arabistan, Lübnan, Mısır ve Maldivler
arasında askeri alanda eğitim, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşmalarının
onayına ilişkin tasarılar, Genelkurmay Başkanlığı ile Almanya Savunma Bakanlığı
arasında mühimmat dahil Leopard 2 ana muharebe tankı silah sisteminin müşterek
konfigürasyon kontrol yönetimi konulu mutabakat muhtırasının uygun bulunduğuna
dair tasarı, Türkiye ile Lübnan arasında askeri eğitim işbirliği mutabakat
muhtırasının onaylanmasının uygun bulunduğuna tasarı ile Türkiye ile Etiyopya
arasında askeri alanda işbirliğine ilişkin çerçeve anlaşması ve bu anlaşmada
yapılan 1 numaralı değişikliğin onaylanmasına ilişkin tasarı kabul edildi.
Türkiye ile Suriye arasında terör ve terör örgütlerine karşı ortak
işbirliği anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair tasarı da TBMM Genel
Kurulundan geçti.
Tasarı üzerinde CHP Grubu adına söz alan Balıkesir Milletvekili Hüseyin
Pazarcı, Kuzey Afrika'da başlayan ve Suriye'yi de etkileyen gelişmelerin,
anlaşmaya yansımasının olacağını söyledi.
Anlaşmanın, terör örgütü PKK ve Kongra-Gel'e karşı ortak mücadeleyi
düzenlediğini ifade eden Pazarcı, son gelişmelerin Suriye yönetiminin yapacağı
işbirliğinde daha az etkili olması sonucunu doğurabileceğini kaydetti.
Pazarcı, bu olasılığın göz önünde tutulmasını isteyerek, Türkiye'nin son
gelişmeler nedeniyle Suriye'deki iç mücadeleye bulaşmaması gerektiğini
vurguladı.
Gelişmeler nedeniyle Suriye vatandaşlarının Türkiye'ye geçmesi ve
Suriye'nin bu kişileri terörist olarak ilan etmesi durumunda bazı sorunların
çıkabileceğini, geçmişte de İran'daki durum nedeniyle bu tür sorunların çıktığını
anlatan Pazarcı, uygulayıcıların bunlara dikkat etmesi gerektiğini dile
getirdi.
Anlaşmanın Suriye ile ortak operasyon yetkisi verdiğini kaydeden Pazarcı,
Türkiye'nin bunu yerinde kullanması durumunda avantaj sağlayacağını dile
getirdi.
MHP Grubu adına konuşan Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Suriye'nin
Türkiye için sıradan bir ülke olmadığını belirterek, ''Suriye, bizim kapı
komşumuzdur'' dedi. Şandır, Türkiye'nin Ortadoğu'da yaşananlara karşı tarihi
sorumluluğu olduğunu belirtti.
Tunus, Mısır ve Libya'da yaşananların Türkiye için televizyonlarda
yansıtılanın ötesinde bir anlam taşıdığını ifade eden Şandır, ''Bunlar Büyük
Ortadoğu Projesinin (BOP) uygulamasıdır. Biz, bu bölgede yaşanan olaylarda bir
damla kanın akmasını bile istememekteyiz. Bu olaylar, kendiliğinden gelişen masum
olaylar değildir. Programlanmış, kurgulanmış, planlanmış olaylardır, hazırlığı
önceden yapılmış olaylardır. Bu olayları doğru tanımlamak zorundayız. 22 ülkenin
rejimlerinin yeniden düzenlenmesi, sonra da hudutlarının yeniden çizilmesini
planlayan BOP'un bölgemizde uygulanmasıdır'' dedi.
Şandır, şunları kaydetti:
''Küresel güçler, projelerini uygulamak, dünya dengelerini kurgulamak ve
dünyayı yeniden paylaşmak için bu seyrettiğimiz olayları insanlara yaşatıyorlar.
Soğuk savaş sonrasında kurulan tek kutuplu dünya düzeni, şimdi çok kutuplu bir
dünyaya doğru gidiyor. ABD ve onun yandaşı Avrupa'nın dışında yeni küresel merkez
ülkeleri oluşuyor. Hindistan ve Çin, yeni küresel güç adayları olarak ortaya
çıkıyor. Eski küresel güç merkezleri, güçlerini kaybetmemek için, şimdi bu
coğrafyaya geliyor ve 'özgürlük ve demokrasi getireceğim' yalanı altında
insanları katlediyor. Bizim de içinde olduğumuz 17 ülkenin haritasını
değiştirecekler. Adına 'Kürdistan' denilen haritalar yayınlayarak bu işi
yapıyorlar. Suriye'de yaşanan olayları değerlendirirken, bu bütünü ele almalıyız.
Bütünü görmeden, bir parçayı görerek soruna bakamayız.''
Mehmet Şandır, Tunus ve Mısır'daki olayların Türkiye'yi ilgilendirdiğini
ancak Suriye'deki olayın Türkiye için daha da önemli olduğunu vurgulayarak,
''Orada çıkacak yangının bizim evimizi de saracağını unutmayalım. Türkiye,
Suriye'deki bu olaylar karşısında, Libya'da ve Tunus'ta gösterdiği tavrın dışında
bir tavır göstermelidir. NATO ile önceden pozisyon belirlemeliyiz ve bu pozisyona
göre tavrımızı almalıyız'' dedi.
TBMM Genel Kurulunda son olarak, Türkiye ile Suriye arasında denizcilik
anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı ile Afgan
ulusal polisinin eğitilmesi ve kapasitesinin geliştirilmesi hususunda Türkiye ile
Afganistan arasında işbirliği yapılmasına dair mutabakat muhtırasının
onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin tasarı kabul edildi.
Yarın son çalışmasını yapacak olan Genel Kurul'da renkli anlarda
yaşandı.
Milletvekilleri, cep telefonlarıyla birbirlerinin fotoğraflarını çekti.
AK Parti Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu, hem partisinin hem de muhalefet
milletvekillerinin fotoğraflarını çekti.
CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek, bir tasarı üzerinde konuşmak
için kürsüye gelirken, kendisine laf atan AK Parti'lilere, ''Çok alkışlarsanız
kısa konuşabilirim'' diyerek espri yaptı. Bunun üzerine AK Parti'liler Özyürek'i
alkışladı.
TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, yarın saat 12.00'de toplanmak üzere
birleşimi kapattı. (22:02)
