2010-03-02 - 11:59
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında, ''Balyoz
Planı'' iddialarına ilişkin sürdürülen soruşturmada, bazı komutanların tutuksuz
yargılanması kararı verilmesine yönelik, ''Bugüne kadar benzer suçlar kapsamında
açılan soruşturmalarda, hukuki ve insani teamüllere rağmen sanıkları tutuklu
yargılayan makamlardaki bu ani uygulama değişikliği, bazı güçlerin siyasete,
siyasetin de adalete müdahale ettiği yönünde ciddi kuşkular uyandırmıştır''
dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında, ''Balyoz
Planı'' iddialarına ilişkin sürdürülen soruşturmada, bazı komutanların tutuksuz
yargılanması kararı verilmesine yönelik, ''Bugüne kadar benzer suçlar kapsamında
açılan soruşturmalarda, hukuki ve insani teamüllere rağmen sanıkları tutuklu
yargılayan makamlardaki bu ani uygulama değişikliği, bazı güçlerin siyasete,
siyasetin de adalete müdahale ettiği yönünde ciddi kuşkular uyandırmıştır''
dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Prof. Dr. İhsan
Doğramacı'nın vefatından dolayı üzüntülerini dile getirdi.
Türkiye'nin ''sosyal ve siyasal hayatın her alanını zehirleyen ve bir
kangren gibi saran hastalıklarla yorgun düştüğünü'' savunan Bahçeli, bugün içine
girilen bunalımdan kurtulabilmenin sancılarının yaşandığını söyledi.
Süreci ''Fetret Devri'' şeklinde yorumladıklarını anımsatan Bahçeli,
''Olaylar kamuoyunun gözü önünde cereyan ederken, vatandaşlarımız bütün
gelişmeleri korku, kaygı ve ümitsizlikle izlerken asıl ilginç olan, bu
rezaletlere Başbakan Erdoğan'ın 'normalleşme' adını verebilmiş olmasıdır. Bu
nasıl bir siyaset algısı ve terbiyesidir ki, krizlerin normalleşme, buhranların
demokratikleşme, bunalımların özgürleşme, yoksulluğun rahatlama, yıkımı açılım,
çözülmenin kucaklaşma olarak çarpıtıldığı bir garabet zinciri topluma dayatılmaya
çalışılmaktadır'' diye konuştu.
Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''ileri demokrasinin ayak
sesleri'' şeklindeki sözlerine ''Şayet bahsedildiği gibi bu bir ayak sesi ise
adaletin ve zenginliğin değil, olsa olsa eli kanlı teröristin hükümeti, açlığın
ve yoksulluğun Başbakan Erdoğan'ı; Ermeni'nin Rum'un, Peşmerge'nin AKP'yi teslim
alışının yaklaşan ayak sesleridir. Ümidimiz odur ki, inşallah bu sesler, yaklaşan
felaketlerin değil, ama hükümetin iktidarı ilk seçimde bırakıp kaçarken
çıkaracağı topuk sesleri olacaktır'' karşılığını verdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı
Orgeneral İlker Başbuğ ile toplantı yapmasını, yüksek yargı organlarının
başkanlarıyla münferit görüşmelerini olumlu gördüklerini belirten Bahçeli,
taleplerinin, sorunların parça parça ve kurumlar bazında ayrı ayrı çözümü yerine
merkezinde hükümetin tavır ve üslubunun yer aldığı sıkıntılarla doğrudan muhatap
olan bütün tarafların bir araya geleceği bir ''devlet zirvesi'' yapılması yönünde
olduğunu söyledi.
AK Parti hükümetlerinin, ''milleti peşine takacakları bütün vaatleri ve
bahaneleri geride kalan yıllarda cömertçe harcadığını'' ifade eden Bahçeli,
''Anayasa değişiklikleri için oynayacağı son kozdan ve yaratacağı gerilimden
başka saklanacağı paravan kalmamıştır'' dedi.
Bahçeli, ''Başbakan, başarısız siyasetini, teslimiyetçi zihniyetini,
iflas etmiş politikalarının bahanesini şimdi yedi yılın sonunda anayasaya bağlama
arayışındadır. Nitekim 'parti kapatma izni Meclis'e verilsin' önerisinin geri
planındaki ruh hali de hesap vereceği günlerin kabuslarını gören bir zihniyetin
filikalara binmek için köşe bucak tahliye kapısı aramasından başka bir sonuç
değildir'' diye konuştu.
Anayasanın değiştirilmesinin bir ihtiyaç olduğunu kaydeden Bahçeli, şu
önerilerde bulundu:
''Öncelikle TBMM'de temsil edilen siyasi partilerden teşekkül etmiş bir
Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu oluşturulmalıdır. Bu komisyona temsilci
veren partilerin katkılarıyla anayasa değişiklikleri üzerinde görüşmeler
yapılarak tartışılmalıdır.
Üzerinde mutabık kalınacak değişikliklerle ilgili olarak tarafların onayı
ile 'demokratik sözleşme' yapılmalı ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Değişikliği öngörülen anayasa maddelerinin kararı, erken ya da zamanında
yapılacak Milletvekili Genel Seçimlerinden sonra oluşacak 24. Dönem TBMM'nin
iradesine bırakılmalıdır.''
Bu önerileri dışındaki görüş ve teklifleri dikkate almayacaklarını
bildiren Bahçeli, ''Aralarında yakınlaşma görülen AKP ile BDP'nin iş birliği
yaparak, anayasa değişikliklerini referanduma götürmelerinin önü açıktır, tercih,
sorumluluk ve vebal kendilerinin olacaktır. Biz şimdiden Başbakan Erdoğan'a ve
ittifak yapacağı arkadaşlarına referandum yollarının açık olmasını dileriz. Ne
var ki, Başbakan'ın referanduma kadar götürmeyi hesapladığı anayasa
değişikliklerindeki maksadı, ne ülkemizi çağdaş anayasalara kavuşturma isteği, ne
de siyasi vesayet tartışmalarına son verme arayışıdır. Başbakan Erdoğan, ucuz
hesapların ve nafile oyunların peşindedir. Bütün gayreti, bütün mücadelesi ne
demokrasi içindir, ne millet hayrınadır. Bugüne kadar MHP'nin temiz toplum ve
siyaset çağrılarına kulak tıkayan, siyasi partilerin kapatılması konusundaki
anayasa değişiklik tekliflerine aldırmayan Başbakan Erdoğan'ın şimdi anayasa
değişikliğine soyunması inandırıcı da değildir, ahlaki de sayılmayacaktır, samimi
de bulunmayacaktır'' diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleşen siyasete
müdahale süreci sonrasında talihsiz gelişmelerin olduğunu, sürecin Türkiye'nin
siyasi dengelerini bozan siyaset dışı zorlamaları ortaya çıkardığını savundu.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Yaşanan sürecin derin fay kırıkları incelendiğinde; AKP ara rejimin
arayışlarının ürünüdür, suni bir imalattır. Varlığı ve devamı kendini var eden
ortamın sürmesine ve yapay gerilimler üretmesine bağlıdır. Zorlama süreçlerin
eseri olarak, varlık nedenlerinin ve veli nimetlerinin farkında olan iş başındaki
siyaset tüccarlarının, kaybettikleri meşruiyeti dışarıda; siyasi kimliklerini ise
Türk siyasi tarihinin geride kalan sayfalarında aradıkları öteden beri
bilinmektedir. Kendi köklerini inkar üzerine şekillenmiş bu 'reddi miras'
anlayışı ile marazi mevcudiyetlerine sığınma kapıları bulmaya çalışanlar, merhum
Başbakan Menderes ve merhum Cumhurbaşkanı Özal çizgisi ile rabıta kurma arayışına
girmişlerdir.
Bundan önceki ihtilal ve ara rejimlerde ortaya çıkmış diğer partilerin
ulaştığı kaçınılmaz son AKP'yi de beklemektedir. Korkunun ecele faydası yoktur.
Seçimden ve milletten kaçış bu sonu değiştirmeye yetmeyecektir. Bugün kalkıp 28
Şubat sürecinin sona erdiğini söyleyerek kendilerine pay biçenler, aslında kendi
varlıklarını tekzip etmiş olmaktadırlar. Zira bizzat AKP zihniyeti ve Başbakan
Erdoğan, bu ara rejim arayışlarının 13 yıl sonra can çekişen arızalı
kalıntısından başka bir şey değildir.''
Bahçeli, 28 Şubat sürecinin mağduru aranacaksa bunun Necmettin Erbakan ve
partisinin olduğunu, AK Parti'nin ise müdahale sürecinin kazançlı çıkan baş
aktörü olduğunu ifade ederek, ''Darbelere ve demokrasiye müdahalelere gerçekten
karşı ise Başbakan Erdoğan'a çağrımız, henüz eyleme geçmemiş planlardan önce
bizzat yaşanmış ve aktörleri belli olan 28 Şubat denilen sürecin sorumlularından
hesap sormaya başlamasıdır. Gerçek samimiyet sınavı böyle belli olacaktır''
dedi.
Bahçeli, Türkiye gündemi ve demokratik düzeni ilgilendiren hukuki sürecin
birkaç yıldır devam ettiğini, yargıyı etkilememek için soruşturmalar hakkında
beyandan sakındıklarını söyledi.
Bazı üst düzey emekli askerlerin tutuksuz yargılanmalarına ilişkin
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının yaptığı açıklamanın ''güven sarsıcı'' olduğunu
ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
''Bu açıklamanın TSK komuta kademesinin aralarında yaptığı toplantının
akabinde yapılmış olması dikkat çekicidir. Biz yargının işine karışıp, tutuksuz
yargılananların mağduriyetine neden olacak bir girişim başlatmak niyetinde
elbette ki değiliz. Ancak bugüne kadar ısrarla saygı duyduğumuzu söylediğimiz
yargının da bu saygınlığını zedeleyecek telkin ve söylentilerden uzak durması
gerektiğini açıklamak istiyorum. Zira bugüne kadar benzer suçlar kapsamında
açılan soruşturmalarda, hukuki ve insani teamüllere rağmen sanıkları tutuklu
yargılayan makamlardaki bu ani uygulama değişikliği, bazı güçlerin siyasete,
siyasetin de adalete müdahale ettiği yönünde ciddi kuşkular uyandırmıştır.
Tarafsız yargı arayanlarla ve bağımsız yargı peşinde olanların açtığı yeni bir
kutuplaşma ve tartışma alanında, dileriz ki bir yandan günlerdir meydan okuyan,
diğer taraftan karanlıkta ıslık çalan AKP hükümeti dayatmalara teslim olmuş
olmasın.
Temin ederiz ki, bugüne kadar sözde darbe arayışlarına karşı sanal
kahramanlık yaparken, kendisi zorlamalara teslim olmamış ve böylesi bir sürecin
yeniden birinci aktörü haline gelmemiş olsun. 'Türkiye'de hava puslanmayacak'
diyen Başbakan Erdoğan, umarız ki 28 Şubat sürecinin ardından puslu havadan
doğmuş olan siyasetini, yine böyle bir sürece teslim olarak sona erdirmesin.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ve işbirlikçilerini, TBMM'de beklettiği teslimiyet
protokollerini geri çekmeye davet ediyorum'' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, Ermenistan ile imzalanan
protokollere değindi. ''Ermenistan ile ilişki kurma arayışının, hükümeti köşeye
kıstırdığını'' ileri süren Bahçeli, yıllardan beri Türk milletini soykırımcı
olarak suçlama arayışlarını hükümet üzerinde bir baskı ve dayatma aracı olarak
kullanan ABD yönetimi için yeni bir yılın daha kapıya dayandığını belirtti.
Bahçeli, ''Yine bilindik Ermeni yanlısı tutumlar sergilenecek, yine
soykırımcı kabul edilip edilmeme üzerinde tehditler yapılacak ve nihayet ABD
Başkanı'nın mesajından hikmetli ve övgü dolu sözler itina ile ayıklanarak Türk
milleti yeni bir yıla kadar avutulacaktır. Oyunun aslı budur'' diye konuştu.
Devlet Bahçeli, 4 Martta, ABD Temsilciler Meclisinde görüşülmeye
başlanmasıyla bu yılki baskı ve dayatma mevsiminin de açılmış olacağını ifade
ederek, ''Hükümetten Washington'un beklediği, Ermenistan'la imzaladığı
protokolleri Mecliste görüşmeye açması ve tek taraflı olarak Ermenistan'la
ilişkileri başlatarak, ne kadar barışçı, ne kadar uzlaşmacı, ne kadar
teslimiyetçi olduğunu ilan etmesidir'' dedi.
AK Parti Hükümetinin, Kıbrıs'ta olduğu gibi Ermenistan'la ilişkilerde de
çözümün mahkumu haline geldiğini iddia eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Alttan alarak, boyun eğerek, göz yumarak, sempatik görünerek, gereksiz
tebessümler dağıtarak başarılı olunamayacağını 7 yıldır anlayamamış AKP
zihniyeti, anlaşılan odur ki sandık gününe kadar da bu zafiyetini fark
edemeyecektir. Velhasıl, ne yaparsa yapsın bir türlü yaranamayan çaresiz hükümeti
ve elbette Türk milletini mahkum etmek için, 24 Nisan'da ABD Başkanı'nın iki
dudağı arasından çıkacak mesaj, bu sene daha da önem kazanmıştır. Kendi tarihini
karalamayı marifet zanneden, yabancılara şirin görünme adına milli tarihini ve
şahsiyetlerini suçlama yarışına giren Başbakan Erdoğan ve işbirlikçilerini, kimin
katil olduğunu, kimin mezalim yaptığını, kimin soykırımcı olduğunu önce anlamaya
ve sonra başkalarına anlatmaya, TBMM'de beklettiği teslimiyet protokollerini ise
geri çekmeye davet ediyorum.''
MHP Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasında önümüzdeki hafta Irak'ta
yapılacak seçimlere de değindi. Irak'ın kuzeyinde yoğun bir Türkmen nüfusunun,
Irak'ın geleceğinden dışlanmak istendiği, buna karşılık soydaşların haklarına
yeterince sahip çıkılamadığının bir gerçek olduğunu söyledi. Ağır aksak olsa da
demokrasinin gereği olan bu seçimin, bölgede çok önemli yansımalarının da
olacağını vurgulayan Bahçeli, ''Bu itibarla, MHP, TBMM'de üyesi bulunan her
siyasi partinin ve bağımsız üyelerin temsil edileceği bir gözlemci heyetin teşkil
edilmesini ve Irak seçimlerinin yerinde izlenmesini önermektedir'' dedi.
Konuşmasında ekonomiye de değinen Bahçeli, borsanın düşmesine, Türk
lirasının döviz karşısında değer kaybetmesine neden olan cepheleşme ve sonucunda
ortaya çıkan devlet krizinin, uzun bir süredir can çekişen ekonomiye olumsuz bir
etkisi yapacağını vurguladı.
''Bundan feveran eden Başbakan Erdoğan'ın kaygısı esasen, Manisalının,
İstanbullunun, Erzurumlunun çoğalan sıkıntıların ve sorunların ağırlığı altında
kalması değil, Bürüksel, Londra, Newyork, Tokyo fonlarının istikrarsızlıktan
dolayı ülkeyi terk etme eğilimine girmeleridir'' diyen Bahçeli, ''Borsa
yükselsin, ama milyonlarca işsiz kardeşimiz feryatlarına devam etsin. Endeks
düşmesin, ama esnaf, çiftçi, memur, işçi kan ağlasın. Borsa düşmesin, ama
ekonomik krizden dolayı kim düşerse düşsün. Başbakan'ın istediği ve beklediği
bunlardır'' ifadesini kullandı.
Bahçeli, siyasi tartışmalara eşlik eden kurumlar arası çatışmanın,
eşzamanlı olarak Türkiye ekonomisini yıprattığını ve ihtiyaç duyulan güven
duygusuna büyük bir darbe vurduğunu kaydetti.
AK Parti menşeli siyasal krizin devam etmesinin, önlerindeki anayasa
değişikliği ve muhtemel referandum sürecinde de artarak süreceğini ve ekonomideki
bozgunun çok ciddi bir noktaya geleceğini ileri sürdü.
Bahçeli, ''7 yılı aşkın bir zaman diliminde sanal ve gevşek istikrarın
üreticisi olan AKP zihniyeti, şu an itibariyle ekonominin en büyük risk faktörü
haline gelmiştir. Ne yaparsa yapsın dünyalığını, iktidarı süresince 7 sülalesine
yetecek kadar toplayan Başbakan Erdoğan mutlak akıbetinden asla
kurtulamayacaktır'' diye konuştu.
Hükümetin donanımlı ve bütünlükçü ekonomi politikalarının olmaması
nedeniyle; Türkiye'nin üretmeyen, çalışmayan bir ülke haline geldiğini iddia eden
Bahçeli, ''(Türkiye'nin büyük resmi bozulursa Türkiye'nin değeri azalır)
diyenler, acaba bu gerçeklerin ne zaman ve ne kadarının farkında olacaklardır?''
diye sordu.
Bahçeli, şunları söyledi:
''Israrla ülkemizin büyük resminin gerçekten çok iyi olduğunu iddia eden
Sayın Cumhurbaşkanı, bu büyük resimden Başbakan Erdoğan ve kendisinin gülümseyen,
hiçbir krizin etkilemediği saadetlerinin fotoğrafını mı kast etmektedir? Resimden
kasıt eğer; erken yaşlarda müdür olanlar, milletimizin evlatları işsizlikten
kırılıp çay parası bulamazken, şirketler kuran mahdumlar ise elbette
söylenenlerin eksiği vardır, fazlası yoktur. Büyük resmin içinde; vatanımıza
yönelik tertipçi ve bozguncuların artan faaliyetleri vardır. Milletimizin
huzuruna, devletimizin asayişine ve selametine karşı girişilmiş ağır ve vahim
suikastlar görülmektedir. Tahrik ve kışkırtma politikalarıyla ülkeyi
istikrarsızlığın dehlizlerinde terk eden; dünün mağdurları, bugünün haramileri ve
yarının mahkumları bulunmaktadır. Milletimizin bin yıllık kardeşliğini bozmaya
karar vermiş olan ve közlenmiş intikam duygularının tutuşturduğu kin ve husumet
ateşiyle, gözleri ihtiras ve gaflet perdesiyle çekilmiş olanların nursuz yüzleri
vardır. Hırsızlıktan, vurgunculuktan, sahtekarlıktan ve dolandırıcılıktan yolunu
bulanlar, bu resmin içinde mutlu yüz hatlarıyla poz vermişlerdir. Ve bu büyük
resmin fotoğrafçısı Başbakan Erdoğan, destekçisi Peşmerge kalıntıları, müşterisi
İmralı canisi, pazarlamacısı Türk ve Müslüman düşmanları, finansörü ise
Atlantik'in karşı kıyısıdır. Bugünün zavallı iktidar kadroları, milletimizin
eşsiz gücüne ve tarihi duruşuna başlarını vurarak bir zaman sonra kendilerine
gelecekler ve ne yazık ki bunun için iş işten çoktan geçmiş olacaktır.''
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, ''Titanik''te gemiyi batıranların alt
katlarda oturanlar olduğunu, şimdi de Türkiye'de gemiyi batırmaya çalışanların
üst katlarda bulunduğunu ifade ettiğini ve devamında, ''(Türkiye'de yoksulluk
artıyor) dersek haksızlık yaparız'' sözlerini kullandığını söyledi.
''Titanik'' isimli geminin nasıl battığının bilindiğine dikkati çeken
Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı:
'' Asla batmayacağı yönündeki propagandayla yüzerken, bir buz dağına
çarparak okyanusun dibini boylayan bu geminin, Başbakan Erdoğan'a ne hatırlattığı
ve bu olayla nasıl bir illiyet bağı kurduğu tam olarak belli olmamıştır. Ancak
Başbakan Erdoğan'ın gemilere olan ilgisinden dolayı bu örneği vermesi bir bakıma
normal görülmelidir.
Eğer kendisini, Titanik'le özdeş tutuyorsa, diyebileceğimiz şudur: Bu
gemiyi batıran bir buz dağıdır. Milliyetçi Hareket de dümeninde Başbakan'ın
bulunduğu köhnemiş teknenin rotası üzerinde dimdik ve ayakta mukadder olan
çarpışmayı beklemektedir. Sonuçta, Başbakan Erdoğan, Türkiye sevdalılarına
çarpacak ve her taraftan su alacak olan partisiyle birlikte siyasi tarihin
karanlıklarına mutlaka gömülecektir.''(11:59)
Planı'' iddialarına ilişkin sürdürülen soruşturmada, bazı komutanların tutuksuz
yargılanması kararı verilmesine yönelik, ''Bugüne kadar benzer suçlar kapsamında
açılan soruşturmalarda, hukuki ve insani teamüllere rağmen sanıkları tutuklu
yargılayan makamlardaki bu ani uygulama değişikliği, bazı güçlerin siyasete,
siyasetin de adalete müdahale ettiği yönünde ciddi kuşkular uyandırmıştır''
dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Prof. Dr. İhsan
Doğramacı'nın vefatından dolayı üzüntülerini dile getirdi.
Türkiye'nin ''sosyal ve siyasal hayatın her alanını zehirleyen ve bir
kangren gibi saran hastalıklarla yorgun düştüğünü'' savunan Bahçeli, bugün içine
girilen bunalımdan kurtulabilmenin sancılarının yaşandığını söyledi.
Süreci ''Fetret Devri'' şeklinde yorumladıklarını anımsatan Bahçeli,
''Olaylar kamuoyunun gözü önünde cereyan ederken, vatandaşlarımız bütün
gelişmeleri korku, kaygı ve ümitsizlikle izlerken asıl ilginç olan, bu
rezaletlere Başbakan Erdoğan'ın 'normalleşme' adını verebilmiş olmasıdır. Bu
nasıl bir siyaset algısı ve terbiyesidir ki, krizlerin normalleşme, buhranların
demokratikleşme, bunalımların özgürleşme, yoksulluğun rahatlama, yıkımı açılım,
çözülmenin kucaklaşma olarak çarpıtıldığı bir garabet zinciri topluma dayatılmaya
çalışılmaktadır'' diye konuştu.
Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''ileri demokrasinin ayak
sesleri'' şeklindeki sözlerine ''Şayet bahsedildiği gibi bu bir ayak sesi ise
adaletin ve zenginliğin değil, olsa olsa eli kanlı teröristin hükümeti, açlığın
ve yoksulluğun Başbakan Erdoğan'ı; Ermeni'nin Rum'un, Peşmerge'nin AKP'yi teslim
alışının yaklaşan ayak sesleridir. Ümidimiz odur ki, inşallah bu sesler, yaklaşan
felaketlerin değil, ama hükümetin iktidarı ilk seçimde bırakıp kaçarken
çıkaracağı topuk sesleri olacaktır'' karşılığını verdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı
Orgeneral İlker Başbuğ ile toplantı yapmasını, yüksek yargı organlarının
başkanlarıyla münferit görüşmelerini olumlu gördüklerini belirten Bahçeli,
taleplerinin, sorunların parça parça ve kurumlar bazında ayrı ayrı çözümü yerine
merkezinde hükümetin tavır ve üslubunun yer aldığı sıkıntılarla doğrudan muhatap
olan bütün tarafların bir araya geleceği bir ''devlet zirvesi'' yapılması yönünde
olduğunu söyledi.
AK Parti hükümetlerinin, ''milleti peşine takacakları bütün vaatleri ve
bahaneleri geride kalan yıllarda cömertçe harcadığını'' ifade eden Bahçeli,
''Anayasa değişiklikleri için oynayacağı son kozdan ve yaratacağı gerilimden
başka saklanacağı paravan kalmamıştır'' dedi.
Bahçeli, ''Başbakan, başarısız siyasetini, teslimiyetçi zihniyetini,
iflas etmiş politikalarının bahanesini şimdi yedi yılın sonunda anayasaya bağlama
arayışındadır. Nitekim 'parti kapatma izni Meclis'e verilsin' önerisinin geri
planındaki ruh hali de hesap vereceği günlerin kabuslarını gören bir zihniyetin
filikalara binmek için köşe bucak tahliye kapısı aramasından başka bir sonuç
değildir'' diye konuştu.
Anayasanın değiştirilmesinin bir ihtiyaç olduğunu kaydeden Bahçeli, şu
önerilerde bulundu:
''Öncelikle TBMM'de temsil edilen siyasi partilerden teşekkül etmiş bir
Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu oluşturulmalıdır. Bu komisyona temsilci
veren partilerin katkılarıyla anayasa değişiklikleri üzerinde görüşmeler
yapılarak tartışılmalıdır.
Üzerinde mutabık kalınacak değişikliklerle ilgili olarak tarafların onayı
ile 'demokratik sözleşme' yapılmalı ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Değişikliği öngörülen anayasa maddelerinin kararı, erken ya da zamanında
yapılacak Milletvekili Genel Seçimlerinden sonra oluşacak 24. Dönem TBMM'nin
iradesine bırakılmalıdır.''
Bu önerileri dışındaki görüş ve teklifleri dikkate almayacaklarını
bildiren Bahçeli, ''Aralarında yakınlaşma görülen AKP ile BDP'nin iş birliği
yaparak, anayasa değişikliklerini referanduma götürmelerinin önü açıktır, tercih,
sorumluluk ve vebal kendilerinin olacaktır. Biz şimdiden Başbakan Erdoğan'a ve
ittifak yapacağı arkadaşlarına referandum yollarının açık olmasını dileriz. Ne
var ki, Başbakan'ın referanduma kadar götürmeyi hesapladığı anayasa
değişikliklerindeki maksadı, ne ülkemizi çağdaş anayasalara kavuşturma isteği, ne
de siyasi vesayet tartışmalarına son verme arayışıdır. Başbakan Erdoğan, ucuz
hesapların ve nafile oyunların peşindedir. Bütün gayreti, bütün mücadelesi ne
demokrasi içindir, ne millet hayrınadır. Bugüne kadar MHP'nin temiz toplum ve
siyaset çağrılarına kulak tıkayan, siyasi partilerin kapatılması konusundaki
anayasa değişiklik tekliflerine aldırmayan Başbakan Erdoğan'ın şimdi anayasa
değişikliğine soyunması inandırıcı da değildir, ahlaki de sayılmayacaktır, samimi
de bulunmayacaktır'' diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleşen siyasete
müdahale süreci sonrasında talihsiz gelişmelerin olduğunu, sürecin Türkiye'nin
siyasi dengelerini bozan siyaset dışı zorlamaları ortaya çıkardığını savundu.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Yaşanan sürecin derin fay kırıkları incelendiğinde; AKP ara rejimin
arayışlarının ürünüdür, suni bir imalattır. Varlığı ve devamı kendini var eden
ortamın sürmesine ve yapay gerilimler üretmesine bağlıdır. Zorlama süreçlerin
eseri olarak, varlık nedenlerinin ve veli nimetlerinin farkında olan iş başındaki
siyaset tüccarlarının, kaybettikleri meşruiyeti dışarıda; siyasi kimliklerini ise
Türk siyasi tarihinin geride kalan sayfalarında aradıkları öteden beri
bilinmektedir. Kendi köklerini inkar üzerine şekillenmiş bu 'reddi miras'
anlayışı ile marazi mevcudiyetlerine sığınma kapıları bulmaya çalışanlar, merhum
Başbakan Menderes ve merhum Cumhurbaşkanı Özal çizgisi ile rabıta kurma arayışına
girmişlerdir.
Bundan önceki ihtilal ve ara rejimlerde ortaya çıkmış diğer partilerin
ulaştığı kaçınılmaz son AKP'yi de beklemektedir. Korkunun ecele faydası yoktur.
Seçimden ve milletten kaçış bu sonu değiştirmeye yetmeyecektir. Bugün kalkıp 28
Şubat sürecinin sona erdiğini söyleyerek kendilerine pay biçenler, aslında kendi
varlıklarını tekzip etmiş olmaktadırlar. Zira bizzat AKP zihniyeti ve Başbakan
Erdoğan, bu ara rejim arayışlarının 13 yıl sonra can çekişen arızalı
kalıntısından başka bir şey değildir.''
Bahçeli, 28 Şubat sürecinin mağduru aranacaksa bunun Necmettin Erbakan ve
partisinin olduğunu, AK Parti'nin ise müdahale sürecinin kazançlı çıkan baş
aktörü olduğunu ifade ederek, ''Darbelere ve demokrasiye müdahalelere gerçekten
karşı ise Başbakan Erdoğan'a çağrımız, henüz eyleme geçmemiş planlardan önce
bizzat yaşanmış ve aktörleri belli olan 28 Şubat denilen sürecin sorumlularından
hesap sormaya başlamasıdır. Gerçek samimiyet sınavı böyle belli olacaktır''
dedi.
Bahçeli, Türkiye gündemi ve demokratik düzeni ilgilendiren hukuki sürecin
birkaç yıldır devam ettiğini, yargıyı etkilememek için soruşturmalar hakkında
beyandan sakındıklarını söyledi.
Bazı üst düzey emekli askerlerin tutuksuz yargılanmalarına ilişkin
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının yaptığı açıklamanın ''güven sarsıcı'' olduğunu
ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:
''Bu açıklamanın TSK komuta kademesinin aralarında yaptığı toplantının
akabinde yapılmış olması dikkat çekicidir. Biz yargının işine karışıp, tutuksuz
yargılananların mağduriyetine neden olacak bir girişim başlatmak niyetinde
elbette ki değiliz. Ancak bugüne kadar ısrarla saygı duyduğumuzu söylediğimiz
yargının da bu saygınlığını zedeleyecek telkin ve söylentilerden uzak durması
gerektiğini açıklamak istiyorum. Zira bugüne kadar benzer suçlar kapsamında
açılan soruşturmalarda, hukuki ve insani teamüllere rağmen sanıkları tutuklu
yargılayan makamlardaki bu ani uygulama değişikliği, bazı güçlerin siyasete,
siyasetin de adalete müdahale ettiği yönünde ciddi kuşkular uyandırmıştır.
Tarafsız yargı arayanlarla ve bağımsız yargı peşinde olanların açtığı yeni bir
kutuplaşma ve tartışma alanında, dileriz ki bir yandan günlerdir meydan okuyan,
diğer taraftan karanlıkta ıslık çalan AKP hükümeti dayatmalara teslim olmuş
olmasın.
Temin ederiz ki, bugüne kadar sözde darbe arayışlarına karşı sanal
kahramanlık yaparken, kendisi zorlamalara teslim olmamış ve böylesi bir sürecin
yeniden birinci aktörü haline gelmemiş olsun. 'Türkiye'de hava puslanmayacak'
diyen Başbakan Erdoğan, umarız ki 28 Şubat sürecinin ardından puslu havadan
doğmuş olan siyasetini, yine böyle bir sürece teslim olarak sona erdirmesin.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ve işbirlikçilerini, TBMM'de beklettiği teslimiyet
protokollerini geri çekmeye davet ediyorum'' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, Ermenistan ile imzalanan
protokollere değindi. ''Ermenistan ile ilişki kurma arayışının, hükümeti köşeye
kıstırdığını'' ileri süren Bahçeli, yıllardan beri Türk milletini soykırımcı
olarak suçlama arayışlarını hükümet üzerinde bir baskı ve dayatma aracı olarak
kullanan ABD yönetimi için yeni bir yılın daha kapıya dayandığını belirtti.
Bahçeli, ''Yine bilindik Ermeni yanlısı tutumlar sergilenecek, yine
soykırımcı kabul edilip edilmeme üzerinde tehditler yapılacak ve nihayet ABD
Başkanı'nın mesajından hikmetli ve övgü dolu sözler itina ile ayıklanarak Türk
milleti yeni bir yıla kadar avutulacaktır. Oyunun aslı budur'' diye konuştu.
Devlet Bahçeli, 4 Martta, ABD Temsilciler Meclisinde görüşülmeye
başlanmasıyla bu yılki baskı ve dayatma mevsiminin de açılmış olacağını ifade
ederek, ''Hükümetten Washington'un beklediği, Ermenistan'la imzaladığı
protokolleri Mecliste görüşmeye açması ve tek taraflı olarak Ermenistan'la
ilişkileri başlatarak, ne kadar barışçı, ne kadar uzlaşmacı, ne kadar
teslimiyetçi olduğunu ilan etmesidir'' dedi.
AK Parti Hükümetinin, Kıbrıs'ta olduğu gibi Ermenistan'la ilişkilerde de
çözümün mahkumu haline geldiğini iddia eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Alttan alarak, boyun eğerek, göz yumarak, sempatik görünerek, gereksiz
tebessümler dağıtarak başarılı olunamayacağını 7 yıldır anlayamamış AKP
zihniyeti, anlaşılan odur ki sandık gününe kadar da bu zafiyetini fark
edemeyecektir. Velhasıl, ne yaparsa yapsın bir türlü yaranamayan çaresiz hükümeti
ve elbette Türk milletini mahkum etmek için, 24 Nisan'da ABD Başkanı'nın iki
dudağı arasından çıkacak mesaj, bu sene daha da önem kazanmıştır. Kendi tarihini
karalamayı marifet zanneden, yabancılara şirin görünme adına milli tarihini ve
şahsiyetlerini suçlama yarışına giren Başbakan Erdoğan ve işbirlikçilerini, kimin
katil olduğunu, kimin mezalim yaptığını, kimin soykırımcı olduğunu önce anlamaya
ve sonra başkalarına anlatmaya, TBMM'de beklettiği teslimiyet protokollerini ise
geri çekmeye davet ediyorum.''
MHP Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasında önümüzdeki hafta Irak'ta
yapılacak seçimlere de değindi. Irak'ın kuzeyinde yoğun bir Türkmen nüfusunun,
Irak'ın geleceğinden dışlanmak istendiği, buna karşılık soydaşların haklarına
yeterince sahip çıkılamadığının bir gerçek olduğunu söyledi. Ağır aksak olsa da
demokrasinin gereği olan bu seçimin, bölgede çok önemli yansımalarının da
olacağını vurgulayan Bahçeli, ''Bu itibarla, MHP, TBMM'de üyesi bulunan her
siyasi partinin ve bağımsız üyelerin temsil edileceği bir gözlemci heyetin teşkil
edilmesini ve Irak seçimlerinin yerinde izlenmesini önermektedir'' dedi.
Konuşmasında ekonomiye de değinen Bahçeli, borsanın düşmesine, Türk
lirasının döviz karşısında değer kaybetmesine neden olan cepheleşme ve sonucunda
ortaya çıkan devlet krizinin, uzun bir süredir can çekişen ekonomiye olumsuz bir
etkisi yapacağını vurguladı.
''Bundan feveran eden Başbakan Erdoğan'ın kaygısı esasen, Manisalının,
İstanbullunun, Erzurumlunun çoğalan sıkıntıların ve sorunların ağırlığı altında
kalması değil, Bürüksel, Londra, Newyork, Tokyo fonlarının istikrarsızlıktan
dolayı ülkeyi terk etme eğilimine girmeleridir'' diyen Bahçeli, ''Borsa
yükselsin, ama milyonlarca işsiz kardeşimiz feryatlarına devam etsin. Endeks
düşmesin, ama esnaf, çiftçi, memur, işçi kan ağlasın. Borsa düşmesin, ama
ekonomik krizden dolayı kim düşerse düşsün. Başbakan'ın istediği ve beklediği
bunlardır'' ifadesini kullandı.
Bahçeli, siyasi tartışmalara eşlik eden kurumlar arası çatışmanın,
eşzamanlı olarak Türkiye ekonomisini yıprattığını ve ihtiyaç duyulan güven
duygusuna büyük bir darbe vurduğunu kaydetti.
AK Parti menşeli siyasal krizin devam etmesinin, önlerindeki anayasa
değişikliği ve muhtemel referandum sürecinde de artarak süreceğini ve ekonomideki
bozgunun çok ciddi bir noktaya geleceğini ileri sürdü.
Bahçeli, ''7 yılı aşkın bir zaman diliminde sanal ve gevşek istikrarın
üreticisi olan AKP zihniyeti, şu an itibariyle ekonominin en büyük risk faktörü
haline gelmiştir. Ne yaparsa yapsın dünyalığını, iktidarı süresince 7 sülalesine
yetecek kadar toplayan Başbakan Erdoğan mutlak akıbetinden asla
kurtulamayacaktır'' diye konuştu.
Hükümetin donanımlı ve bütünlükçü ekonomi politikalarının olmaması
nedeniyle; Türkiye'nin üretmeyen, çalışmayan bir ülke haline geldiğini iddia eden
Bahçeli, ''(Türkiye'nin büyük resmi bozulursa Türkiye'nin değeri azalır)
diyenler, acaba bu gerçeklerin ne zaman ve ne kadarının farkında olacaklardır?''
diye sordu.
Bahçeli, şunları söyledi:
''Israrla ülkemizin büyük resminin gerçekten çok iyi olduğunu iddia eden
Sayın Cumhurbaşkanı, bu büyük resimden Başbakan Erdoğan ve kendisinin gülümseyen,
hiçbir krizin etkilemediği saadetlerinin fotoğrafını mı kast etmektedir? Resimden
kasıt eğer; erken yaşlarda müdür olanlar, milletimizin evlatları işsizlikten
kırılıp çay parası bulamazken, şirketler kuran mahdumlar ise elbette
söylenenlerin eksiği vardır, fazlası yoktur. Büyük resmin içinde; vatanımıza
yönelik tertipçi ve bozguncuların artan faaliyetleri vardır. Milletimizin
huzuruna, devletimizin asayişine ve selametine karşı girişilmiş ağır ve vahim
suikastlar görülmektedir. Tahrik ve kışkırtma politikalarıyla ülkeyi
istikrarsızlığın dehlizlerinde terk eden; dünün mağdurları, bugünün haramileri ve
yarının mahkumları bulunmaktadır. Milletimizin bin yıllık kardeşliğini bozmaya
karar vermiş olan ve közlenmiş intikam duygularının tutuşturduğu kin ve husumet
ateşiyle, gözleri ihtiras ve gaflet perdesiyle çekilmiş olanların nursuz yüzleri
vardır. Hırsızlıktan, vurgunculuktan, sahtekarlıktan ve dolandırıcılıktan yolunu
bulanlar, bu resmin içinde mutlu yüz hatlarıyla poz vermişlerdir. Ve bu büyük
resmin fotoğrafçısı Başbakan Erdoğan, destekçisi Peşmerge kalıntıları, müşterisi
İmralı canisi, pazarlamacısı Türk ve Müslüman düşmanları, finansörü ise
Atlantik'in karşı kıyısıdır. Bugünün zavallı iktidar kadroları, milletimizin
eşsiz gücüne ve tarihi duruşuna başlarını vurarak bir zaman sonra kendilerine
gelecekler ve ne yazık ki bunun için iş işten çoktan geçmiş olacaktır.''
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, ''Titanik''te gemiyi batıranların alt
katlarda oturanlar olduğunu, şimdi de Türkiye'de gemiyi batırmaya çalışanların
üst katlarda bulunduğunu ifade ettiğini ve devamında, ''(Türkiye'de yoksulluk
artıyor) dersek haksızlık yaparız'' sözlerini kullandığını söyledi.
''Titanik'' isimli geminin nasıl battığının bilindiğine dikkati çeken
Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı:
'' Asla batmayacağı yönündeki propagandayla yüzerken, bir buz dağına
çarparak okyanusun dibini boylayan bu geminin, Başbakan Erdoğan'a ne hatırlattığı
ve bu olayla nasıl bir illiyet bağı kurduğu tam olarak belli olmamıştır. Ancak
Başbakan Erdoğan'ın gemilere olan ilgisinden dolayı bu örneği vermesi bir bakıma
normal görülmelidir.
Eğer kendisini, Titanik'le özdeş tutuyorsa, diyebileceğimiz şudur: Bu
gemiyi batıran bir buz dağıdır. Milliyetçi Hareket de dümeninde Başbakan'ın
bulunduğu köhnemiş teknenin rotası üzerinde dimdik ve ayakta mukadder olan
çarpışmayı beklemektedir. Sonuçta, Başbakan Erdoğan, Türkiye sevdalılarına
çarpacak ve her taraftan su alacak olan partisiyle birlikte siyasi tarihin
karanlıklarına mutlaka gömülecektir.''(11:59)
