2009-03-03 - 15:52
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, işsizlikle mücadele konusunda muhalefetin önerilerini soran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, ''Git öğren de gel. IMF'ye sor, özelleştirmeden vazgeç'' demediklerini ifade ederek, ''Denilmeyeceği için değil, Türkiye yanıyor. Pratiği olan, uygulanabilir çare söylemek lazım. 7 çare söyledik'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ekonomik krizle
ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Deniz Baykal, her gün ekonominin gidişiyle ilgili herkesi üzen,
kaygılandıran yeni açıklamalar yapıldığını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Ekonomik kriz diye nitelenen sürecin, gelip geçici, sıradan, bize teğet
geçecek, bizi etkilemeyecek, en dip noktasına ulaşılmış, artık düzelmeye başlamış
olan bir geçici sıkıntı dönemi olmadığı, tam tersine giderek daha derinleşen,
nihai noktasına henüz ulaşamadığımız yeni yeni gelişmelerle insanları daha da
kaygılandıran bir ekonomik kriz tablosuyla karşı karşıya olduğumuz artık açıkça
anlaşılmıştır.''
-İHRACAT RAKAMLARI-
İhracatın Şubat ayında yüzde 35 azaldığını hatırlatan Baykal, ''Bunun,
övünülen ihracatın artışının ne kadar temelsiz ve yapay koşullara bağlı bir tablo
olduğunu gösterdiğini'' söyledi.
Baykal, TL'nin çok ciddi şekilde değer kaybı içine sürüklendiğini,
doların 1.70'e, Avronun 2.17'ye çıktığını ifade ederek, iş çevreleri ile
sendikaların ''kaygı verici'' gelişmelere dikkati çeken açıklamalar yaptıklarını
anlattı.
-''ÇOK ACI TABLOLAR''-
''Çok acı tablolarla, olaylarla karşı karşıyayız'' diyen Baykal,
Başbakanlık Merkez Binası önünde, borçlarını ödeyemez duruma gelen emekli polis
memurunun dün eylem yaparak, kamuoyunun dikkatini çekmeye çalıştığını anımsattı.
Baykal, ''2001 krizinde yaşadığımız yazar kasa atma olayına paralel şekilde,
şimdi devletin emekli polisinin, güvencesi olan bir polisin ne hale düştüğünü
dramatik şekilde görme durumunda kaldık'' dedi.
-''50 KURUŞLUK ÇAY, VERESİYE YAZDIRILIR HALDE''-
Güneydoğu Anadolu'ya giden milletvekillerinden raporlar aldığını ifade
eden Baykal, milletin artık çay parası ödeyemez halde olduğunu, veresiye
yazdırdığını iddia etti. Baykal, ''50 kuruşluk çay, Türkiye'de veresiye
yazdırılır haldedir'' diye konuştu.
Türkiye'deki ekonomik kriz sonucu ortaya çıkan manzaralardan örnekler
veren Baykal, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinde fabrikaların yarısının
kapandığını, bir vatandaşın oyunu satılığa çıkardığını söyledi. Baykal, bu
manzaraların arkasında, Hükümetin uyguladığı yanlış ekonomi politikası, krizden
sonra da tedbirler paketi arama ihtiyacı hissetmeyen iktidarın sorumsuzluluğu
bulunduğu iddia etti.
-''FABRİKALAR KAPATAN İKTİDAR''-
Baykal, şunları kaydetti:
''Yıllarca yanlış ekonomi politikası uygulandı. Bunun Türkiye'yi
getirdiği yer, işte burasıdır. Bu ekonomi politikasında, Türkiye'de fabrikalar
açmak amaçlanmadı. İçinde bulunduğumuz dönem bizi gerçeği görme noktasına daha
iyi getirmiştir. AKP iktidarının fabrikalar açan bir iktidar olmadığı, tam
tersine fabrikaları kapatan bir iktidar olduğu yaşanan gerçeklerle ortaya çıktı.
AKP iktidarının borç ödeyen değil, borç yapan bir iktidar olduğu anlaşılmıştır.
AKP iktidarının işsizliği yenen değil, işsizliği artıran bir iktidar olduğu net
bir şekilde ortaya çıkmıştır. AKP iktidarının gelir dağılımını düzelten değil,
bozan, yoksulluğu yaygınlaştıran bir ekonomi politikası uyguladığı ortaya
çıkmıştır. AKP iktidarının vergi adaletini sağlayan değil, vergi adaletsizliğini
artıran, gücü az olandan daha az vergi alan bir iktidar değil, gücü az olandan
daha fazla vergi aldığı ortaya çıkmıştır. Bölgesel adaletsizlik, AKP iktidarıyla
azalmamış, artmıştır... Bu tablo, sürdürülemez. Uluslararası sıkıntı ortaya
çıktıktan sonra Hükümet, 'bizim yapmamız gereken hiçbir şey yok' anlayışı içinde
ortaya çıktı. Bunun sonucunda da Türkiye uluslararası sorunların en ağır
yaşandığı ülke haline geldi.''
-''GARABET, SIKINTI, RAHATSIZLIK VAR''-
Hükümetin, ekonomik kriz karşısında hiçbir tedbir almadığını, her şeyin
kendi haline bırakıldığını iddia eden Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
''Eğer bildikleri bir çözüm varsa çıksınlar, söylesinler. Onları çözümlerini
söylemeye davet ediyorum. Eğer çözüm söylerler, ben de uygulamazsam siyasi
hayatımı noktalamaya hazırım'' dediğini anımsattı. Demokratik bir ülkede
iktidarla muhalefetin tartışacağını, bunun doğal olduğunu belirten Baykal,
sözlerini şöyle ksürdürdü:
''Ama sen söyle, 'uygulamazsam siyaseti bırakırım.' Bu, nereden icap
ediyor? Sana, 'siyaseti bırak' diyen yok. Sana, 'tedbir al' diyoruz... 'Ne tedbir
biliyorsan söyle' dersin. Ben de tedbirimi söylerim. 'Ne tedbir biliyorsan söyle,
uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm...' Burada bir garabet, sıkıntı,
rahatsızlık, huzursuzluk var. Tedbiri dinlemekle meşgul değil. Tedbiri uygulama
niyetinde mi, değil mi kuşkulu. Meydan okumak, kavga çıkarmak... Biz, şikayet
ediyoruz. Tedbirimizi sor, söyleyelim. Uygularsın uygulamazsın, beğenirsin
beğenmezsin. Sana, 'siyaseti hayatını bitir' diyen de yok. Kendisi söylüyor. Bu
garabeti gördük ama görmemezlikten geldik. İktidar bizi çağırmış, çare
söylememizi istiyor. Çaremiz de var. Söylemeyelim mi? En doğal görevimiz değil
mi? Dünyanın her yerinde iktidar muhalefet el ele verip çare aramıyor mu? ABD'de
Kongresinde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler biraraya gelmediler mi? Böyle bir
çare aranacaksa, elbette iktidar ve muhalefet bir araya gelecek, düşündüklerini
söyleyecek.''
Baykal, bu sorumluluk duygusu içerisinde, uzun süredir üzerinde
durdukları ve defalarca söyledikleri önerileri, 7 madde halinde tekrar ortaya
koyduklarını anımsattı. Baykal, 22 Ekim 2008 tarihinde yapılan CHP grup
toplantısında da ''Türkiye olarak hemen şunları yapalım'' diye 9 maddelik çözüm
paketini önerdiklerini hatırlattı.
-''POLEMİK YAPMADIK''-
Deniz Baykal, önerilerini söylediklerini belirterek, şöyle konuştu:
''Siyasetçiler arasında böyle bir meydan okuma olduğu zaman, genellikle
küçümsenir. Başbakan, çıkar 'Bildiğin çareyi söyle' der. Öbürü de 'çare
bilmiyorsan, orada oturmaya ne hakkın var. İktidar acizlik yeri değildir.
Bilmiyorsan, başbakanım diye ne dolaşıyorsun. Geldiğim zaman gösteririm' der.
Böyle polemikler yapılır. Biz, bunu yapmadık. Yapılamaz olduğu için
değil, Türkiye'nin şartları çok ciddi olduğu için. 'Buna gerek yok' dedik ve o
üsluba girmedik. Ya da ne denir? 'Yıllardır izlediğin politikanın doğal
sonucudur. 'Özelleştirme yapar mısın, işte böyle olur. IMF ile kol kola girer
misin, işte böyle olur' denilir. Pratiği, uygulaması olmayan, genel siyasi cevap
verilir. Biz, bunu yapmadık. Bu söylediğim yanlış olduğu için değil. Şu anda
Türkiye, kritik bir noktada. İktidarın uygulayabileceği, pratiği,
uygulanabilirliği, geçerliği, anlamı olan somut öneriler söylemek lazım. Buna
inandığımız için işi yokuşa sürmedik, çıkmaza sokmadık. 'Git öğrende gel'
demedik. 'Yıllardan beri aklın başına gelmedi de bugün mü geldi' demedik. 'IMF'ye
sor' demedik. 'Özelleştirmeden vazgeç' demedik. Denilmeyeceği için değil, Türkiye
yanıyor, yangın yerine dönmüş Türkiye... Pratiği olan çare söylemek lazım,
uygulanabilir çare söylemek lazım. 7 tane çare söyledik. İyi niyetle, ciddiyetle,
yapıcı bir anlayışla söyledik.''
-1 MART TEZKERESİ-
Baykal, ABD'nin Irak'a karşı gerçekleştirdiği askeri harekata destek
vermeyi, Türkiye topraklarının yabancı askerlere açılmasını öngören tezkerenin,
CHP'nin öncülüğünde 1 Mart 2003 tarihinde Mecliste reddedilmesine de değindi.
Türkiye'nin, Irak'a yönelik askeri harekatın bir parçası, tarafı
olmasının yanlış olduğunu ifade ettiklerini, CHP'nin haklılığının ortaya
çıktığını anlatan Baykal, bugün ABD'de yeni yönetiminin tezinin de Irak'taki
askerlerin geri çekilmesi olduğunu söyledi. Baykal, ''Bir kez daha CHP haklı
çıkmıştır'' diyerek, CHP;nin ortaya attığı düşüncelere, tezlere, AK Parti içinden
destek geldiğini ve Türkiye'nin ciddi bir tehlikeden arındırılmış olduğunu öne
sürdü.
Baykal, askeri harekata katılmadığı için Türkiye'nin bugün bölgede,
barışın sağlanması, istikrarın gerçekleştirilmesi açısından çok daha etkili bir
konumda olduğunu kaydetti.
İsrail'in saldırıları sonucu, Gazze'de 1300 kişinin katledildiğini,
herkesin vicdanının sızladığını belirten Baykal, ''Gazze'deki haksızlıklar
karşısında Aslan kesilenlerin, Irak'ta 1 milyon insanın öldürülmesini
görmemezlikten gelmelerinin, kabul edilemeyeceğini'' söyledi.
-''VATANDAŞLIK NUMARASINI İŞLETİN''-
CHP'nin yerel yönetimlere ilişkin temel yaklaşım ve hedeflerini ortaya
koyan yerel seçim bildirgesi hakkında bilgi veren Baykal, vatandaşları da 29
Martta sandık başlarında sorun yaşamamaları için nüfus cüzdanlarına Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlık numaralarını mutlaka işletmeleri konusunda uyardı.
Grup toplantısına, CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat
Karayalçın da katıldı. Karayalçın'ı, grup toplantısında görmekten duyduğu
mutluluğu dile getiren Baykal, Karayalçın ve ekibinin çok başarılı bir kampanya
yürüttüklerini söyledi. Baykal, ''Karayalçın, Ankara için yeni umut ışığı yaktı''
dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, bütçenin
gerçekçi hale getirilmesi gerektiğini, bütçe rakamlarının boş ve afaki olduğunu
savundu.
Kamu harcamalarında şu anda önceliğin seçime dönük olduğunu ileri süren
Baykal, bunun değiştirilmesi ve önceliğin altyapı yatırımlarına verilmesini
istedi.
Baykal, geçen hafta açıkladığı 7 maddelik ekonomiye yönelik önlem
paketine işaret ederek, orta vadeli yeni bir mali program ilan edilerek, Türk
Lirasının aşırı değerlenmesinin önlenmesi ve maliye politikasında esneklik
getirilmesini teklif ettiklerini anımsattı. Baykal, ''Bu madde, Hükümet öngördüğü
için değil, ekonominin serbest düşmesinin doğal sonucu olarak kısmen hayata
geçmiş, Türk Lirası değerini kaybetmeye başlamıştı. Başbakan, söylediğim 7
maddeye dokunmuyor, ekonomik hamaset yaparak, 'Türk Lirasını değerli kılacağız,
Türk Lirasının değeriyle oynatmam' diyor ama üçte biri gitti. Senin önlem
almadığın dönemde, Türk Lirasının değeri, serbest düşüşle gidiyor zaten'' diye
konuştu.
-''SAYGI GÖRMEK İSTİYORSAN, SAYGI GÖSTERECEKSİN''-
Önerilerinin kamuoyunda ilgiyle karşılandığını, iyi niyetli, üzerinde
düşünülmesi gereken bir anlayış olarak görüldüğünü dile getiren Baykal, ancak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, birdenbire üslubunu bozduğunu, çok sinirli,
asabi şekilde, Mardin'de ''Ne biliyorsanız söyleyin, uygulamazsam siyaseti
bırakırım'' dediğini anımsattı.
Baykal, Erdoğan'ın 2 gün sonra, ''çok yakışıksız bir üslupla,
yaklaşımlarına cevap vermeye çalıştığını'' önü sürerek, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''(40 fırın ekmek yemeliymişiz, ehlinden ekonomiyi öğrenmeliymişiz, biz
kim oluyor da bunları söylüyormuşuz, sana ne...) Çağıran sensin, anamuhalefet
partisinin genel başkanıyım, işimiz bu... Bu konularda çalışıyoruz. Bunlara
söylenecek çok laf var ama derdim o değil. Ekonomi uzmanı olmuş, Türkiye'nin
hali, ekonomik kriz ortada, ağzını açıp söylediği tek laf yok, ona buna
sataşıyor. Bunun üzerine ben de Başbakan'a bir üslup ayarlaması yapma ihtiyacı
hissettim. Başbakan'ın üslubuna yönelik, bir değerlendirme yaptım. Sanıyorum
yararlı oldu. Başbakan, bundan telaşlandı, 'Ben başbakanım, benim de
söyleyeceklerim var ama şimdi söylemeyi uygun görmüyorum' dedi. Ben de bundan çok
memnun oldum. Çünkü Başbakan, başbakan olduğunu böylece hatırlama fırsatı buldu.
Başbakan'a, başbakanın üslubunun farklı olması gerektiğini öğretmiş olduk.
Başbakan, bize çok saygısız, kırıcı üslupla, içindeki nefreti,
kızgınlığı, olumsuzluğu yansıtan bir anlayışla hakaretamiz şekilde cevap vermeye
kalkıyor. Ciddi konuşuyor, ben görevimi yapıyorum. Sen de görevini yap. Topluma
karşı sorumluyuz, ciddi, sorumlu ol. Bu kızgın üslubunu kimse dinlemek zorunda
değil. Saygı görmek istiyorsan, saygı göstereceksin.''
-''DEĞERLENDİRMEMİN HAKLILIĞINDAN ŞÜPHE DUYMUYORUM''-
''Maganda üslubu Başbakan'a yakışmıyor'' dediğini anımsatan Baykal,
Başbakan'ın kişiliğiyle ilgili bir nitelemede bulunmadığını ancak hareketleri,
sözleri ve üslubuyla ilgili değerlendirme yaptığını, yapacağını dile getirdi.
Baykal, ''Yanlış yaptı mı cevabını alır. O bize neler söyledi, ben hiç kılımı
bile kıpırdatmadım'' dedi.
Baykal, Erdoğan'ın, ''CHP'nin cibilliyeti yok'' dediğini, tespih çeker
gibi, ''alçaktır, şerefsizdir'' laflarını diline pelesenk ettiğini, kendisine
''40 fırın ye, öğren de gel'' söylemini kullandığını belirtti.
Erdoğan'ın, CHP'lilerin bir kanun maddesinde çok önerge vermesi üzerine,
''Siyasi ahlak ve etikten uzak bunlar'', Sinop Boyat Tünelinin açılışında AK
Parti'li bir görevliye, ''Beni şimdi küfrettireceksiniz'' dediğini iddia eden
Baykal, şöyle konuştu:
''Vatandaşlara, 'askerlik yan gelip yatma yeri değildir' dedi,
Mersin'deki çiftçiye, 'lan terbiyesizlik yapma, ananı da al git'' dedi, 'Satılık
böbrek' diye pankart açan vatandaşa, 'Burası sakatatçı değil' dedi, çiftçinin
durumunu soran bir vatandaşa, 'Bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak' dedi,
bir gazeteciye, 'Ya sev ya terk et', 'Bunlar kedileriyle, köpekleriyle yatar,
kalkar' dedi. Bir Başbakan'ın üslubundan örnekler... 'Oraya üç nokta koyuyorum'
dedi.
Bu üsluba, -kendisine demiyorum, ben demiyorum, diyen der- maganda üslubu
demekten daha doğal ne olabilir? Almanya'da, yanında büyükelçi, herkesin bağrı
yanmış, paraları kaptırmışlar, şikayet eden birisini duyunca, 'söyleyin şu
sahtekara ne istiyormuş' dedi, büyükelçiyi de yuhalattırdı. Şimdi, böyle bir
üsluba yönelik yaptığım değerlendirmenin haklılığından zerrece kuşku
duymuyorum.''
-''UMARIM, BUNDAN SONRA ÜSLUBUNA DİKKAT EDER''-
CHP Genel Başkanı Baykal, Erdoğan'ın, ''sonuncusuyla birlikte kendisini 5
kez mahkemeye verdiğini söyledi. Deniz Baykal, bu davalardan 4'ünü mahkemelerin
reddettiğini, bunun üzerine Yargıtay'a gidildiğini, Yargıtay'ın da bu davaların
3'ünü onadığını, 4'üncüsünün de henüz karar aşamasında bulunduğunu'' anımsattı.
Erdoğan'ın, ''Başbakan, yalan söylüyor'', ''Sahtekarlık yapıyor'' dediği
için kendisini mahkemeye verdiğini, mahkemenin ise reddettiğini ifade eden
Baykal, Erdoğan'ın kendisine yönelik sözlerine rağmen bir kez dahi mahkemeye
gitmediğini kaydetti. Baykal, ''Bizim anlayışımıza göre, kendine güvenen
insanlar, kamuoyunun takdirine saygı duyar, demokrasinin kuralları içinde, olur
olmaz laflardan, bazen ayıp laflardan da gocunmaz, insanın sözü, üslubu,
kişiliğinin aynasıdır diye düşünür ve güvenli şekilde o konuyu değerlendirir. Biz
öyle yaptık'' dedi.
Baykal, Başbakan'ın üslubunun, herkesi ilgilendiren bir mesele olduğunu,
bu üsluba, toplumun dikkatini çekmeleri gerektiğini belirterek, Başbakan'ın,
üslup tartışması açmasının demokrasi açısından yararlı olduğunu dile getirdi.
Baykal, ''Başbakan, umarım bundan sonra üslubuna da dikkat etme ihtiyacını
hisseder. Daha sorumlu davranma gereğini duyar. Umarım ona, bizim bu yaklaşımımız
bir ders olur. Daha nazik, daha başbakanlığa yakışan bir anlayışın, üslubun içine
girer'' görüşünü savundu.
-''MİLLETİN DIŞINDA, HİÇBİR GÜÇ KALMADI''-
Basın özgürlüğüne yönelik tehditlere karşı tepki göstermenin sadece
gazetecilerin değil, herkesin görevi olduğunu vurgulayan Baykal, bu durumun
basındakilerin kişisel özgürlüğünün değil, toplumun gerçekleri öğrenme hakkının
tehdit altına sokulduğunu söyledi.
Türkiye'de sistematik bir aldatmacanın yaygın şekilde yürütüldüğünü öne
süren Baykal, tutarsızlığın, siyasi üslup haline geldiğini belirtti. Baykal,
Başbakan Erdoğan'ın dün, ''Biz, ağaç kesenin başı kesilir anlayışı içinde
yetiştik'' dediğine işaret ederek, Erdoğan'ın ağaç kesmekten 10 ay mahkum
olduğunu ifade etti. Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bu kadar gerçeklerden kopuk, halkı aldatmaya, kandırmaya yönelik, boş
sözlere dayalı bir siyaset anlayışı içine girmeye tanık olmak, üzüntü vericidir.
Böyle bir tablo içindeyiz. Böyle bir tablodan çıkış, ancak milletin kararı ve
iradesiyle olacaktır. Milletin dışında, Türkiye'yi bu olumsuz gidişten kurtaracak
hiçbir güç yoktur, kalmamıştır. Türkiye'yi bu noktaya getiren sürece teslim
olmuş, katkı vermiş hiçbir çevreden, bu gidişi durduracak bir arayış beklemeye
hiçbirimizin hakkı yoktur. Çıkış, milletin kendi öz iradesi ve kararıdır. Ancak
milletimiz bu gidişe son verebilir. Bunun fırsatı önümüzdeki seçimlerdir.
Önümüzdeki seçimlerde verilecek oylar, sadece yerel yönetimleri daha dürüst,
bilgili, başarılı bir kadroya taşımayacaktır aynı zamanda bu olumsuz gidişe dur
deme şansını Türkiye'ye kazandıracaktır. Herkesten, bu gidişe dur denilmesi için
elinden gelen her şeyi yapmasını bekliyorum. ''
ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Deniz Baykal, her gün ekonominin gidişiyle ilgili herkesi üzen,
kaygılandıran yeni açıklamalar yapıldığını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Ekonomik kriz diye nitelenen sürecin, gelip geçici, sıradan, bize teğet
geçecek, bizi etkilemeyecek, en dip noktasına ulaşılmış, artık düzelmeye başlamış
olan bir geçici sıkıntı dönemi olmadığı, tam tersine giderek daha derinleşen,
nihai noktasına henüz ulaşamadığımız yeni yeni gelişmelerle insanları daha da
kaygılandıran bir ekonomik kriz tablosuyla karşı karşıya olduğumuz artık açıkça
anlaşılmıştır.''
-İHRACAT RAKAMLARI-
İhracatın Şubat ayında yüzde 35 azaldığını hatırlatan Baykal, ''Bunun,
övünülen ihracatın artışının ne kadar temelsiz ve yapay koşullara bağlı bir tablo
olduğunu gösterdiğini'' söyledi.
Baykal, TL'nin çok ciddi şekilde değer kaybı içine sürüklendiğini,
doların 1.70'e, Avronun 2.17'ye çıktığını ifade ederek, iş çevreleri ile
sendikaların ''kaygı verici'' gelişmelere dikkati çeken açıklamalar yaptıklarını
anlattı.
-''ÇOK ACI TABLOLAR''-
''Çok acı tablolarla, olaylarla karşı karşıyayız'' diyen Baykal,
Başbakanlık Merkez Binası önünde, borçlarını ödeyemez duruma gelen emekli polis
memurunun dün eylem yaparak, kamuoyunun dikkatini çekmeye çalıştığını anımsattı.
Baykal, ''2001 krizinde yaşadığımız yazar kasa atma olayına paralel şekilde,
şimdi devletin emekli polisinin, güvencesi olan bir polisin ne hale düştüğünü
dramatik şekilde görme durumunda kaldık'' dedi.
-''50 KURUŞLUK ÇAY, VERESİYE YAZDIRILIR HALDE''-
Güneydoğu Anadolu'ya giden milletvekillerinden raporlar aldığını ifade
eden Baykal, milletin artık çay parası ödeyemez halde olduğunu, veresiye
yazdırdığını iddia etti. Baykal, ''50 kuruşluk çay, Türkiye'de veresiye
yazdırılır haldedir'' diye konuştu.
Türkiye'deki ekonomik kriz sonucu ortaya çıkan manzaralardan örnekler
veren Baykal, Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesinde fabrikaların yarısının
kapandığını, bir vatandaşın oyunu satılığa çıkardığını söyledi. Baykal, bu
manzaraların arkasında, Hükümetin uyguladığı yanlış ekonomi politikası, krizden
sonra da tedbirler paketi arama ihtiyacı hissetmeyen iktidarın sorumsuzluluğu
bulunduğu iddia etti.
-''FABRİKALAR KAPATAN İKTİDAR''-
Baykal, şunları kaydetti:
''Yıllarca yanlış ekonomi politikası uygulandı. Bunun Türkiye'yi
getirdiği yer, işte burasıdır. Bu ekonomi politikasında, Türkiye'de fabrikalar
açmak amaçlanmadı. İçinde bulunduğumuz dönem bizi gerçeği görme noktasına daha
iyi getirmiştir. AKP iktidarının fabrikalar açan bir iktidar olmadığı, tam
tersine fabrikaları kapatan bir iktidar olduğu yaşanan gerçeklerle ortaya çıktı.
AKP iktidarının borç ödeyen değil, borç yapan bir iktidar olduğu anlaşılmıştır.
AKP iktidarının işsizliği yenen değil, işsizliği artıran bir iktidar olduğu net
bir şekilde ortaya çıkmıştır. AKP iktidarının gelir dağılımını düzelten değil,
bozan, yoksulluğu yaygınlaştıran bir ekonomi politikası uyguladığı ortaya
çıkmıştır. AKP iktidarının vergi adaletini sağlayan değil, vergi adaletsizliğini
artıran, gücü az olandan daha az vergi alan bir iktidar değil, gücü az olandan
daha fazla vergi aldığı ortaya çıkmıştır. Bölgesel adaletsizlik, AKP iktidarıyla
azalmamış, artmıştır... Bu tablo, sürdürülemez. Uluslararası sıkıntı ortaya
çıktıktan sonra Hükümet, 'bizim yapmamız gereken hiçbir şey yok' anlayışı içinde
ortaya çıktı. Bunun sonucunda da Türkiye uluslararası sorunların en ağır
yaşandığı ülke haline geldi.''
-''GARABET, SIKINTI, RAHATSIZLIK VAR''-
Hükümetin, ekonomik kriz karşısında hiçbir tedbir almadığını, her şeyin
kendi haline bırakıldığını iddia eden Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
''Eğer bildikleri bir çözüm varsa çıksınlar, söylesinler. Onları çözümlerini
söylemeye davet ediyorum. Eğer çözüm söylerler, ben de uygulamazsam siyasi
hayatımı noktalamaya hazırım'' dediğini anımsattı. Demokratik bir ülkede
iktidarla muhalefetin tartışacağını, bunun doğal olduğunu belirten Baykal,
sözlerini şöyle ksürdürdü:
''Ama sen söyle, 'uygulamazsam siyaseti bırakırım.' Bu, nereden icap
ediyor? Sana, 'siyaseti bırak' diyen yok. Sana, 'tedbir al' diyoruz... 'Ne tedbir
biliyorsan söyle' dersin. Ben de tedbirimi söylerim. 'Ne tedbir biliyorsan söyle,
uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm...' Burada bir garabet, sıkıntı,
rahatsızlık, huzursuzluk var. Tedbiri dinlemekle meşgul değil. Tedbiri uygulama
niyetinde mi, değil mi kuşkulu. Meydan okumak, kavga çıkarmak... Biz, şikayet
ediyoruz. Tedbirimizi sor, söyleyelim. Uygularsın uygulamazsın, beğenirsin
beğenmezsin. Sana, 'siyaseti hayatını bitir' diyen de yok. Kendisi söylüyor. Bu
garabeti gördük ama görmemezlikten geldik. İktidar bizi çağırmış, çare
söylememizi istiyor. Çaremiz de var. Söylemeyelim mi? En doğal görevimiz değil
mi? Dünyanın her yerinde iktidar muhalefet el ele verip çare aramıyor mu? ABD'de
Kongresinde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler biraraya gelmediler mi? Böyle bir
çare aranacaksa, elbette iktidar ve muhalefet bir araya gelecek, düşündüklerini
söyleyecek.''
Baykal, bu sorumluluk duygusu içerisinde, uzun süredir üzerinde
durdukları ve defalarca söyledikleri önerileri, 7 madde halinde tekrar ortaya
koyduklarını anımsattı. Baykal, 22 Ekim 2008 tarihinde yapılan CHP grup
toplantısında da ''Türkiye olarak hemen şunları yapalım'' diye 9 maddelik çözüm
paketini önerdiklerini hatırlattı.
-''POLEMİK YAPMADIK''-
Deniz Baykal, önerilerini söylediklerini belirterek, şöyle konuştu:
''Siyasetçiler arasında böyle bir meydan okuma olduğu zaman, genellikle
küçümsenir. Başbakan, çıkar 'Bildiğin çareyi söyle' der. Öbürü de 'çare
bilmiyorsan, orada oturmaya ne hakkın var. İktidar acizlik yeri değildir.
Bilmiyorsan, başbakanım diye ne dolaşıyorsun. Geldiğim zaman gösteririm' der.
Böyle polemikler yapılır. Biz, bunu yapmadık. Yapılamaz olduğu için
değil, Türkiye'nin şartları çok ciddi olduğu için. 'Buna gerek yok' dedik ve o
üsluba girmedik. Ya da ne denir? 'Yıllardır izlediğin politikanın doğal
sonucudur. 'Özelleştirme yapar mısın, işte böyle olur. IMF ile kol kola girer
misin, işte böyle olur' denilir. Pratiği, uygulaması olmayan, genel siyasi cevap
verilir. Biz, bunu yapmadık. Bu söylediğim yanlış olduğu için değil. Şu anda
Türkiye, kritik bir noktada. İktidarın uygulayabileceği, pratiği,
uygulanabilirliği, geçerliği, anlamı olan somut öneriler söylemek lazım. Buna
inandığımız için işi yokuşa sürmedik, çıkmaza sokmadık. 'Git öğrende gel'
demedik. 'Yıllardan beri aklın başına gelmedi de bugün mü geldi' demedik. 'IMF'ye
sor' demedik. 'Özelleştirmeden vazgeç' demedik. Denilmeyeceği için değil, Türkiye
yanıyor, yangın yerine dönmüş Türkiye... Pratiği olan çare söylemek lazım,
uygulanabilir çare söylemek lazım. 7 tane çare söyledik. İyi niyetle, ciddiyetle,
yapıcı bir anlayışla söyledik.''
-1 MART TEZKERESİ-
Baykal, ABD'nin Irak'a karşı gerçekleştirdiği askeri harekata destek
vermeyi, Türkiye topraklarının yabancı askerlere açılmasını öngören tezkerenin,
CHP'nin öncülüğünde 1 Mart 2003 tarihinde Mecliste reddedilmesine de değindi.
Türkiye'nin, Irak'a yönelik askeri harekatın bir parçası, tarafı
olmasının yanlış olduğunu ifade ettiklerini, CHP'nin haklılığının ortaya
çıktığını anlatan Baykal, bugün ABD'de yeni yönetiminin tezinin de Irak'taki
askerlerin geri çekilmesi olduğunu söyledi. Baykal, ''Bir kez daha CHP haklı
çıkmıştır'' diyerek, CHP;nin ortaya attığı düşüncelere, tezlere, AK Parti içinden
destek geldiğini ve Türkiye'nin ciddi bir tehlikeden arındırılmış olduğunu öne
sürdü.
Baykal, askeri harekata katılmadığı için Türkiye'nin bugün bölgede,
barışın sağlanması, istikrarın gerçekleştirilmesi açısından çok daha etkili bir
konumda olduğunu kaydetti.
İsrail'in saldırıları sonucu, Gazze'de 1300 kişinin katledildiğini,
herkesin vicdanının sızladığını belirten Baykal, ''Gazze'deki haksızlıklar
karşısında Aslan kesilenlerin, Irak'ta 1 milyon insanın öldürülmesini
görmemezlikten gelmelerinin, kabul edilemeyeceğini'' söyledi.
-''VATANDAŞLIK NUMARASINI İŞLETİN''-
CHP'nin yerel yönetimlere ilişkin temel yaklaşım ve hedeflerini ortaya
koyan yerel seçim bildirgesi hakkında bilgi veren Baykal, vatandaşları da 29
Martta sandık başlarında sorun yaşamamaları için nüfus cüzdanlarına Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlık numaralarını mutlaka işletmeleri konusunda uyardı.
Grup toplantısına, CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat
Karayalçın da katıldı. Karayalçın'ı, grup toplantısında görmekten duyduğu
mutluluğu dile getiren Baykal, Karayalçın ve ekibinin çok başarılı bir kampanya
yürüttüklerini söyledi. Baykal, ''Karayalçın, Ankara için yeni umut ışığı yaktı''
dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, bütçenin
gerçekçi hale getirilmesi gerektiğini, bütçe rakamlarının boş ve afaki olduğunu
savundu.
Kamu harcamalarında şu anda önceliğin seçime dönük olduğunu ileri süren
Baykal, bunun değiştirilmesi ve önceliğin altyapı yatırımlarına verilmesini
istedi.
Baykal, geçen hafta açıkladığı 7 maddelik ekonomiye yönelik önlem
paketine işaret ederek, orta vadeli yeni bir mali program ilan edilerek, Türk
Lirasının aşırı değerlenmesinin önlenmesi ve maliye politikasında esneklik
getirilmesini teklif ettiklerini anımsattı. Baykal, ''Bu madde, Hükümet öngördüğü
için değil, ekonominin serbest düşmesinin doğal sonucu olarak kısmen hayata
geçmiş, Türk Lirası değerini kaybetmeye başlamıştı. Başbakan, söylediğim 7
maddeye dokunmuyor, ekonomik hamaset yaparak, 'Türk Lirasını değerli kılacağız,
Türk Lirasının değeriyle oynatmam' diyor ama üçte biri gitti. Senin önlem
almadığın dönemde, Türk Lirasının değeri, serbest düşüşle gidiyor zaten'' diye
konuştu.
-''SAYGI GÖRMEK İSTİYORSAN, SAYGI GÖSTERECEKSİN''-
Önerilerinin kamuoyunda ilgiyle karşılandığını, iyi niyetli, üzerinde
düşünülmesi gereken bir anlayış olarak görüldüğünü dile getiren Baykal, ancak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, birdenbire üslubunu bozduğunu, çok sinirli,
asabi şekilde, Mardin'de ''Ne biliyorsanız söyleyin, uygulamazsam siyaseti
bırakırım'' dediğini anımsattı.
Baykal, Erdoğan'ın 2 gün sonra, ''çok yakışıksız bir üslupla,
yaklaşımlarına cevap vermeye çalıştığını'' önü sürerek, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''(40 fırın ekmek yemeliymişiz, ehlinden ekonomiyi öğrenmeliymişiz, biz
kim oluyor da bunları söylüyormuşuz, sana ne...) Çağıran sensin, anamuhalefet
partisinin genel başkanıyım, işimiz bu... Bu konularda çalışıyoruz. Bunlara
söylenecek çok laf var ama derdim o değil. Ekonomi uzmanı olmuş, Türkiye'nin
hali, ekonomik kriz ortada, ağzını açıp söylediği tek laf yok, ona buna
sataşıyor. Bunun üzerine ben de Başbakan'a bir üslup ayarlaması yapma ihtiyacı
hissettim. Başbakan'ın üslubuna yönelik, bir değerlendirme yaptım. Sanıyorum
yararlı oldu. Başbakan, bundan telaşlandı, 'Ben başbakanım, benim de
söyleyeceklerim var ama şimdi söylemeyi uygun görmüyorum' dedi. Ben de bundan çok
memnun oldum. Çünkü Başbakan, başbakan olduğunu böylece hatırlama fırsatı buldu.
Başbakan'a, başbakanın üslubunun farklı olması gerektiğini öğretmiş olduk.
Başbakan, bize çok saygısız, kırıcı üslupla, içindeki nefreti,
kızgınlığı, olumsuzluğu yansıtan bir anlayışla hakaretamiz şekilde cevap vermeye
kalkıyor. Ciddi konuşuyor, ben görevimi yapıyorum. Sen de görevini yap. Topluma
karşı sorumluyuz, ciddi, sorumlu ol. Bu kızgın üslubunu kimse dinlemek zorunda
değil. Saygı görmek istiyorsan, saygı göstereceksin.''
-''DEĞERLENDİRMEMİN HAKLILIĞINDAN ŞÜPHE DUYMUYORUM''-
''Maganda üslubu Başbakan'a yakışmıyor'' dediğini anımsatan Baykal,
Başbakan'ın kişiliğiyle ilgili bir nitelemede bulunmadığını ancak hareketleri,
sözleri ve üslubuyla ilgili değerlendirme yaptığını, yapacağını dile getirdi.
Baykal, ''Yanlış yaptı mı cevabını alır. O bize neler söyledi, ben hiç kılımı
bile kıpırdatmadım'' dedi.
Baykal, Erdoğan'ın, ''CHP'nin cibilliyeti yok'' dediğini, tespih çeker
gibi, ''alçaktır, şerefsizdir'' laflarını diline pelesenk ettiğini, kendisine
''40 fırın ye, öğren de gel'' söylemini kullandığını belirtti.
Erdoğan'ın, CHP'lilerin bir kanun maddesinde çok önerge vermesi üzerine,
''Siyasi ahlak ve etikten uzak bunlar'', Sinop Boyat Tünelinin açılışında AK
Parti'li bir görevliye, ''Beni şimdi küfrettireceksiniz'' dediğini iddia eden
Baykal, şöyle konuştu:
''Vatandaşlara, 'askerlik yan gelip yatma yeri değildir' dedi,
Mersin'deki çiftçiye, 'lan terbiyesizlik yapma, ananı da al git'' dedi, 'Satılık
böbrek' diye pankart açan vatandaşa, 'Burası sakatatçı değil' dedi, çiftçinin
durumunu soran bir vatandaşa, 'Bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak' dedi,
bir gazeteciye, 'Ya sev ya terk et', 'Bunlar kedileriyle, köpekleriyle yatar,
kalkar' dedi. Bir Başbakan'ın üslubundan örnekler... 'Oraya üç nokta koyuyorum'
dedi.
Bu üsluba, -kendisine demiyorum, ben demiyorum, diyen der- maganda üslubu
demekten daha doğal ne olabilir? Almanya'da, yanında büyükelçi, herkesin bağrı
yanmış, paraları kaptırmışlar, şikayet eden birisini duyunca, 'söyleyin şu
sahtekara ne istiyormuş' dedi, büyükelçiyi de yuhalattırdı. Şimdi, böyle bir
üsluba yönelik yaptığım değerlendirmenin haklılığından zerrece kuşku
duymuyorum.''
-''UMARIM, BUNDAN SONRA ÜSLUBUNA DİKKAT EDER''-
CHP Genel Başkanı Baykal, Erdoğan'ın, ''sonuncusuyla birlikte kendisini 5
kez mahkemeye verdiğini söyledi. Deniz Baykal, bu davalardan 4'ünü mahkemelerin
reddettiğini, bunun üzerine Yargıtay'a gidildiğini, Yargıtay'ın da bu davaların
3'ünü onadığını, 4'üncüsünün de henüz karar aşamasında bulunduğunu'' anımsattı.
Erdoğan'ın, ''Başbakan, yalan söylüyor'', ''Sahtekarlık yapıyor'' dediği
için kendisini mahkemeye verdiğini, mahkemenin ise reddettiğini ifade eden
Baykal, Erdoğan'ın kendisine yönelik sözlerine rağmen bir kez dahi mahkemeye
gitmediğini kaydetti. Baykal, ''Bizim anlayışımıza göre, kendine güvenen
insanlar, kamuoyunun takdirine saygı duyar, demokrasinin kuralları içinde, olur
olmaz laflardan, bazen ayıp laflardan da gocunmaz, insanın sözü, üslubu,
kişiliğinin aynasıdır diye düşünür ve güvenli şekilde o konuyu değerlendirir. Biz
öyle yaptık'' dedi.
Baykal, Başbakan'ın üslubunun, herkesi ilgilendiren bir mesele olduğunu,
bu üsluba, toplumun dikkatini çekmeleri gerektiğini belirterek, Başbakan'ın,
üslup tartışması açmasının demokrasi açısından yararlı olduğunu dile getirdi.
Baykal, ''Başbakan, umarım bundan sonra üslubuna da dikkat etme ihtiyacını
hisseder. Daha sorumlu davranma gereğini duyar. Umarım ona, bizim bu yaklaşımımız
bir ders olur. Daha nazik, daha başbakanlığa yakışan bir anlayışın, üslubun içine
girer'' görüşünü savundu.
-''MİLLETİN DIŞINDA, HİÇBİR GÜÇ KALMADI''-
Basın özgürlüğüne yönelik tehditlere karşı tepki göstermenin sadece
gazetecilerin değil, herkesin görevi olduğunu vurgulayan Baykal, bu durumun
basındakilerin kişisel özgürlüğünün değil, toplumun gerçekleri öğrenme hakkının
tehdit altına sokulduğunu söyledi.
Türkiye'de sistematik bir aldatmacanın yaygın şekilde yürütüldüğünü öne
süren Baykal, tutarsızlığın, siyasi üslup haline geldiğini belirtti. Baykal,
Başbakan Erdoğan'ın dün, ''Biz, ağaç kesenin başı kesilir anlayışı içinde
yetiştik'' dediğine işaret ederek, Erdoğan'ın ağaç kesmekten 10 ay mahkum
olduğunu ifade etti. Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bu kadar gerçeklerden kopuk, halkı aldatmaya, kandırmaya yönelik, boş
sözlere dayalı bir siyaset anlayışı içine girmeye tanık olmak, üzüntü vericidir.
Böyle bir tablo içindeyiz. Böyle bir tablodan çıkış, ancak milletin kararı ve
iradesiyle olacaktır. Milletin dışında, Türkiye'yi bu olumsuz gidişten kurtaracak
hiçbir güç yoktur, kalmamıştır. Türkiye'yi bu noktaya getiren sürece teslim
olmuş, katkı vermiş hiçbir çevreden, bu gidişi durduracak bir arayış beklemeye
hiçbirimizin hakkı yoktur. Çıkış, milletin kendi öz iradesi ve kararıdır. Ancak
milletimiz bu gidişe son verebilir. Bunun fırsatı önümüzdeki seçimlerdir.
Önümüzdeki seçimlerde verilecek oylar, sadece yerel yönetimleri daha dürüst,
bilgili, başarılı bir kadroya taşımayacaktır aynı zamanda bu olumsuz gidişe dur
deme şansını Türkiye'ye kazandıracaktır. Herkesten, bu gidişe dur denilmesi için
elinden gelen her şeyi yapmasını bekliyorum. ''
