2008-11-25 - 15:30
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, terör örgütünün, Hükümeti, Abdullah Öcalan'ın konumuyla ilgili olarak bir tavır değişikliği noktasına sürüklemeyi başardığını iddia etti.
CHP TBMM Grubu Genel Başkan Deniz Baykal başkanlığında toplandı.
Baykal, CHP TBMM Grup toplantısında konuşmasına başlamadan önce, partiye
yeni katılımlar oldu.
Grup toplantısının, toplumun değişik kesimlerin kişilerin katılımıyla
gerçekleştirilmesinden mutluluk duyduğunu dile getiren Baykal, ''Artık grup
toplantılarımız nitelik ve anlam değiştirmeye başladı'' dedi. İnsanlar, ''Biz,
buradayız. Biz, CHP'ye sahip çıkıyoruz. Biz, Türkiye'ye sahip çıkıyoruz'' demek
için toplantıya geldiklerini ve Türkiye'ye mesaj verdiklerini anlatan Baykal, bu
kişileri kürsüye davet ederek, salondakilere takdim etti.
Taşdelen Belediye Başkanı Hüseyin Sipahi Anavatan Partisinden, Güzelburç
Belediye Başkanı Behçet Şahutoğlu, Marmara Ereğlisi Belediye Başkanı İbrahim
Uyan, Akçalı Belediye Başkanı Ali Sabahoğlu ise DP'den, Temelli Belediye Başkanı
Alattin Türkoğlu AK Parti'den, Eşme Belediye Başkanı Ahmet Yıldırım da DSP'den
istifa ederek CHP'ye katıldı.
Baykal, eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş ile eski milletvekili ve Türk
Halk Müziği Sanatçısı Arif Sağ'ın CHP'ye katıldığı törende, ''Türkiye,
kenetleniyor. Hepimiz el ele veriyoruz. Bundan büyük bir mutluluk
duyuyorum''diyerek, salonda tanık olunan güzel tablonun, bir dalga gibi bütün
Anadolu'ya yayılacağını söyledi.
Ülkenin ana konusu olan ekonomik krizi, hükümetin çok kötü yönettiğini
ileri süren Baykal, hükümetin, ''olayları dışardan seyretmekle yetindiği'' iddia
etti.
Bütün ülkeler bir araya gelerek harekete geçtiğini, çeşitli önlem
paketleri açıkladıklarını anlatan Baykal, ''Biz, hala derlitoplu bir tedbir
paketini ortaya koymayı başaramamışız'' dedi.
Baykal, ekonominin daralmaya başladığını, işsizliğin arttığını, inşaat,
turizm ve otomotiv sektörünün krizi ağır biçimde yaşadığını ifade ederek, bütün
ülkeler tedbir alırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonominin aktörlerine
ağır suçlamalar yöneltmeyi tercih ettiğini söyledi. Baykal, ''Herkes önlem
alırken, biz kavga ve suçlamayı sürdürüyoruz'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, Hindistan dönüşü, ekonomik krize karşı kamu
bankalarının devreye sokulacağını söylediğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Kime karşı? Özel bankalara karşı... Kim söylüyor? Kamu bankalarını
satmayı marifet diye ilan etmiş, elde avuçta kamu bankası bırakmamış, en son
satmaya karar verdiği Halk Bankası ile Ziraat Bankasını, kriz geldiği için
satamaz duruma sürüklenmiş olan Başbakan, şimdi satmaya niyetlendiği kamu
bankalarının arkasından özel bankaları tehdit etmeye kalkıyor. Sen ülkenin böyle
bir noktaya geleceğini düşündüysen, özel bankalardan böyle şikayetçi olacaksan,
niye sattın devletin bankalarını zamanında? Böyle özelleştirmeci bir Başbakan,
kamu bankası, özel banka ayrımını nasıl yapar? Bankaların belli türlü, bir
kısmının başka türlü davranabileceğini nasıl düşünür? Bunu nasıl bir politika
olarak düşünür? Kamu bankalarına talimat verir, onları devreye sokarız diyor.
Sayın Başbakan, kamu bankalarını damadının başında bulunduğu şirkete Sabah ve
ATV'yi aldırmak için talimat verip devreye soktun. Şimdi krizi önlemek için
devreye sokacağım diyorsun. Sok da görelim. O kamu bankalarının elinde ne kaldı
ki neye güvenerek devreye sokacaksın. O kamu bankaları senin sayende, daha önce
devreye soktuğun için böyle bir kriz döneminde görevlerini bile yapamaz hale
geldiler.''
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın ''Yaraya merhem olacak bir çözüm düşündüğüne
tanık olmadıklarını'' ileri sürdü.
-KDV'Yİ İNDİR ÖNERİSİ-
Türkiye'de ekonomik krizin iki boyutu olduğunu, üretmek isteyene de
tüketmek isteyene de yardımcı olmak gerektiğini anlatan Baykal, KDV'nin yüzde
18'den yüzde 13'e düşürülmesini önerdi. Baykal, ''KDV'yi indir, KDV tahsilatı
konusunda işadamlarını 1 ay değil, 3 aylık bir ödeme süresi imkanına kavuştur''
dedi.
Baykal, üretimi teşvik etmek için çalışanlar üzerindeki prim ve stopaj
yükünü,taşınabilir bir düzeye çekmek gerektiğini belirterek, ''Dünyadaki en
yüksek, işçi çalıştırma vergisini Türkiye'de ödüyoruz. Bu şartlar altında ekonomi
nasıl döner. İndirmek lazım'' diye konuştu.
Krize karşı tedbirlerin zamanında alınmadığını öne süren Baykal, IMF ile
anlaşma noktasına gelindiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
''Sadece bu bile, 6.5 yılın iyi yönetilmediğini, Türkiye'nin bugün IMF
tekrar mahkum bir noktaya gelmiş olduğunu ortaya koyuyor. Kriz var ama dünyadaki
her ülke IMF'in önüne gitmiyor. Hangi ülkeler gidiyor? Ekonomisi derli toplu
olmayan, büyük yanlışlıkların içine sürüklenmiş ülkeler gidiyor. Türkiye, hani
6.5 yılda ayağa kalkmıştı, hani kişi başına milli gelirimiz 10 bin doların üstüne
çıkmıştı, hani dış borçlarımız azalmıştı, hani Türk ekonomisi güçlenmişti? Niye
gidiyoruz şimdi? Yunanistan gidiyor mu, başka ülkeler gidiyor mu? Hiç bir ülke
gitmiyor, biz gidiyoruz. Çünkü 6.5 yıl, Türkiye'de iyi kullanılmadı. Türkiye'de
6.5 yıl iyi kullanıldı diye diye milleti aldattınız ama şimdi aldatamaz hale
geldiniz.''
-CUMHURBAŞKANI GÜL'E TEPKİ-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Güneydoğu Anadolu'dan gelen bir heyete,
''Ben, burada sizlere söyleyemeyeceğim bazı şeyleri de düşünüyorum. Sizlerin de
düşündüğünüz bazı şeyleri, bana söyleyemediğinizi biliyorum. Ben onlara da hak
veriyorum'' dediğini ifade eden Baykal, Cumhurbaşkanı'nın, Anayasal kimliği bir
yana, toplumun bütün kesimlerinin ortak anlayışı sahiplenmesi ve yansıtması
gerektiğini söyledi. Baykal, şöyle konuştu:
'' Diyor ki (Dilimin altında bir bakla var, çıkaramıyorum. Benim daha ne
düşüncelerim var, söyleyemiyorum. Siz de bana söyleyemiyorsunuz, onu da
biliyorum, o söyleyemediğiniz düşüncelere hak veriyorum) Bu diyalog,
Cumhurbaşkanlığı düzeyinde oluyor. Türkiye'de, Cumhurbaşkanı'nın söylemekten
korkacağı, söylenmekten çekineceği hangi düşünce olabilir? Eğer bir cumhurbaşkanı
bazı düşüncelerini söylemekten korkuyor, çekiniyorsa, (Söyleyemem şimdi, ortalık
allak bullak olur. Anayasaya, kanunlara aykırı olur. Halkın anlayışına ters
düşer. Söyleyemem ama ülkeyi öyle yöneteceğim, öyle cumhurbaşkanlığı yapacağım ki
bir süre sonra bunlar daha konuşabilir olacak. Ülkeyi oraya taşıyacağım...)
Cumhurbaşkanlığında takiye olur mu? (Kusura bakmayın. Ben bir şeyler söylüyorum
ama söylediklerimi ciddiye almayın. Söyleyemediğim şeyler var. Sizin de
söylemediğiniz şeyler olduğunu biliyorum ve orada sizinle anlaşıyorum) diyor.
Peki sen, orada onlarla anlaşıyorsun. Her şeyi içinden geçtiği gibi
söyleyen bu toplumun milyonlarca insanıyla nasıl anlaşıyorsun? Bizim
düşüncelerimiz, anlayışımız, anayasamız, kanunlarımız, vatan severliğimiz
konusunda sen nerede duruyorsun o zaman? Yaşanan terör olaylarını izah ederken,
(Bu ülkenin elini, kolunu tutanlar mı var? Bu ülkenin içinde mücadelemizi zaafa
uğratan bir takım unsurlar mı var?) diye herkesin aklından sorular geçiyor. Acaba
kendi içimizden engelleniyor muyuz? Bir fotoğraf bu arkadaşlar...''
-İMRALI TARTIŞMALARI-
Terör örgütünün ele başı Abdullah öcalan'ın statüsünün değiştirileceğinin
anlaşıldığını, bu konuda bir kararın alındığı ve uygulamaya geçildiğinin
görüldüğünü ifade eden Baykal, ''Bu konuya yönelik hükümetin tavrı, hepimizde
hayal kırıklığı yaratmıştır'' dedi. Baykal, şunları kaydetti:
''Bir hükümet, infaz yasasında ya da infaz statüsünde bir değişiklik
yapma ihtiyacını hissetmişse, hiç utanmadan, çekinmeden, dürüstlükle, neyi, niçin
yapacağını açıkça söylebilmelidir. Adalet Bakanı, (Oradaki kamu görevlilerin bir
kısmı barakalarda kalıyor, bu uygun düşmüyor. Oradaki güvenlik görevlilerin
barınmaları için inşaat ihalesi yapıyoruz. Madem ki bir inşaat ihalesine çıktık,
o arada, orada 1 tek hükümlü kalıyor, buda çok fazla oluyor. 5 ya da 6 hükümlü
içinde yeri bu vesileyle yapıverelim) dedik diyor.
Devletin, bakanların ciddi olması lazım. Bu laflarla kimi aldatacaksınız
siz? 9 yıldır o tablo orada devam ediyor. Şimdi siz, (Güvenlik güçlerine inşaat
yapacağız) diye ihale yapıyoruz, o ihaleyi yapmışken 5-6 kişi daha koyalım. 5-6
değil, 600 kişi daha koyuver... Niye yapıyorsun bunu? (Tecrite son) deniliyor ya,
tecrite son vermenin alt yapısını hazırlıyor. (Önce bazı hükümlüleri oraya
getirebilmeliyim, sonra tecrite son vermenin şartlarını böylece yaratmış olurum,
onu da yerine getiririz) diye düşünüyor. Eğer öyle düşünüyorsan çık, bir devlet
olarak (Ben, bu kararı aldım. Bunu, bu statünün içine koyuyorum. Gereğini
yapacağım) de dürüstçe. Ne korkuyorsun? Ne kaçınıyorsun, ne ezik ezik
konuşuyorsun?''
-''TAVIR DEĞİŞİKLİĞİNİN ALTINDA EYLEMLER YATIYOR''-
Baykal, bu noktaya, hükümetin kendi takdiriyle gelinmediğini iddia etti.
Baykal, şöyle konuştu:
''Hükümetin uygun görmesiyle mi geldik yoksa bir süreden beri Türkiye'de
yaşanan olaylar, hükümeti, böyle bir karar almak zorunda mı bıraktı? Hükümet, bu
kararı nasıl alıyor? Bunu öğrenmek Türkiye'nin hakkıdır? Bu konudaki tavır
değişikliğinin altında ne yatıyor? Tavır değişikliğinin altında Hükümetin kararı
mı yatıyor? Hayır... Tavır değişikliğinin altında, geride bıraktığımız aylarda
Anadolu'nun dört bir köşesinde sergilenen eylemler yatıyor. O eylemler, Hükümeti
bu konuda bir tavır değişikliği içine sokmuştur. Hükümet, bu konuda PKK'nın
yönlendirdiği kitlesel eylemleri görerek, anlayışını değiştirme konumuna
gelmiştir. PKK, Hükümeti, Öcalan'ın konumuyla ilgili olarak bir tavır değişikliği
noktasına sürüklemeyi başarmıştır. Üzüntüyle bu tespiti yapıyorum ama olay
budur. Bunun kamufle edilecek, inkar edilecek hiçbir tarafı yoktur.''
Terörle mücadele, halk ile terörün ayrılması gerektiğini söylediklerini
anımsatan Baykal, şunları kaydetti:
''Kürt kökenli insanlara tam sahip çıkacaksın. Onlara, bütün olanakları,
hakları, bütün saygınlığı tanıyacaksın. Onlara, hiç tereddüt etmeden bu toplumun
gerçek sahibi insanlar olarak yaklaşacaksın ama terörü onlardan ayıracaksın.
Terörü, mahkum edeceksin. Terörle uzlaşmaya kalkışmayacaksın. Terörün sırtını
sıvazlamayacaksın. Terörle temasa geçmeyeceksin. Terörle müzakere etmeyeceksin.
Bugüne kadar ne yaptı hükümet? Tam tersine terörle uzlaşmaya çalıştı. Terörle
temas kurmaya çalıştı.''
Baykal, partisinin TBMM grubunda, terör ve son dönemde türbanlı ve
çarşaflı kadınların CHP'ye katılımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İktidarın, terörle ilgili yeni bir teslimiyet aşamasına geldiğini öne
süren Baykal, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, teklifini yaptığını söyledi.
Baykal, ''(Biz İmralı'ya bir miktar hükümlü getireceğiz, Öcalan şöyle davranırsa,
biz de bir takım imkanlar vereceğiz...) Hükümet bilmiyor ki, bu müzakere süreci
işlemeye başlayınca, terör yapanlara 'devam' umudu ve cesareti veriliyor. Daha
yüksek teslimiyet yakalayabilmek için daha yüksek bir tehdit oluşturmayız diye
düşüneceklerdir. Bir yol açılmıştır. Zannediyorlar ki gel el sıkışalım, bu
defteri kapatalım'' diye konuştu.
Baykal, Türkiye'nin terörle mücadeledeki başarısızlığının nedeninin;
terörle uzlaşma, müzakere anlayışı ile terörü tatmin ederek, ortadan
kaldırılacağını zannetme saflığı olduğunu söyledi.
Bir yandan Ankara'da şehit binbaşının cenazenin kaldırıldığını, diğer
yandan PKK ile müzakerenin altyapısına yönelik inşaat haberini öğrendiklerini
belirten Baykal, ''Barakalar yetersizdi, inşaat ihalesi verdik, bu arada 5 kişiye
daha yer açalım'' denilerek, olayın kamufle edileceğinin zannedildiğini bildirdi.
Baykal, ''Dürüst, cesur, açık olun; çıkın söyleyin'' dedi.
-''İNSANİ DUYGULARDAN KOPMUŞ BİRİ GİBİ HİSSEDERDİM''-
Baykal, son dönemde partisine çarşaflı ve türbanlı kadınların katılımına
yönelik yaşanan tartışmaları da değerlendirdi.
Türkiye'de 2 haftadır büyük çalkantı yaşandığını, önemli tezler ortaya
atıldığını ifade eden Baykal, CHP'ye katılanların bir kısmının yemenili, yazmalı,
türbanlı, 4 kişinin ise çarşaflı olduğunu anlattı.
Baykal, bu kişilere rozetlerini taktığını dile getirerek, ''Sıra türbanlı
ve çarşaflı kadına geldiğinde 'Hanımefendi size ben rozet takamam, kıyafetinizi
değiştirin öyle gelin' deseydim o zaman ben demokrasiye inanmayan, sosyal
demokrasiyi içine sindirmemiş, insani duygulardan kopmuş biri haline dönüştüğümü
hissederdim. Katılımın olduğu salona 'Laik Türkiye Cumhuriyeti' diye yazmışlar. O
insanlar, CHP'yi bilerek, kabul ederek geldikleri halde, 'sizin bu partide
yeriniz yok' dediğimde, görevimi mi yapmış olacaktım? Bu sıradan, insani, ahlaki
bir olay. Tartışmayı tetikledik, iyi ki tetikledik'' ifadesini kullandı.
-''BEYAZ YAŞMAK GÖTÜRDÜM''-
CHP Genel Başkanı Baykal, Türkiye'de kadınların yüzde 70'inin örtülü
olduğuna işaret ederek, bunların önemli bir kısmının yemeni, yaşmak, yazma
türünden örtü kullandığını, bir kısmının türban taktığını, yüzde 2-3'ünün çarşaf
giydiğini söyledi.
''Kadının kullandığı örtü bizim hasmımız mı onunla mı kavga ediyoruz?''
diye soran Baykal, 1993'te Bosna'da Müslüman kadınlara, etnik temizleme
kampanyasında tecavüz edildiğini öğrendiğinde, yapılan çirkinliklerin kadınları
kirletemeyeceğini söylemek üzere, oyalı, beyaz yaşmakla buraya gittiğini
anlattı.
Baykal, yemeniye, yazmaya düşman olmadıklarını, bunu, kimin, niçin
kullandığının önemli olduğunu bildirdi.
-''MECBURİYETİN AYIBI, DEVLETİ YÖNETENLERE AİT''-
Yemeni, yazma, türban kullananların tamamına yakınının, bunu, gelenek,
örf, doğdukları yerin meşru davranış biçimi şeklinde kabul ettiklerini vurgulayan
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunların ezici bir çoğunluğunun Cumhuriyet, Atatürk, laiklikle ilgili
problemi yok. Ama her vatandaşın siyasi hakkı gereği nasıl tercihleri
olabiliyorsa, onlar için de bazıları, devletin düzenine, anayasasına, laikliğe
karşı olabilir. Hiç şüphe yok öyleleri de var. Türbanlı olanların için de gene
devlet, Cumhuriyet, laiklikle ilgili sorunları olmayanlar da var. Onların tümünü,
devlete karşı meydan okumak için türbanı siyasi simge olarak kullandığını kabul
etmek, haklı olmayabilir. Kimi, 'ağabeyim, nişanlım, kocam böyle istiyor, bizim
sokakta hayat böyle' diyebilir. Bazıları, mahallelerinden ayrılırken türbanı
çıkarır, dönerken tekrar takarlar. Öyle yapanlar, Başbakan'ın söylediği 'velev ki
siyasi simge olsun' tarifi içinde mi kullanıyor; mecbur olduğundan kullanıyor.
Mecburiyetten kullanıyorsa, o mecburiyetin ayıbı ona değil, devleti yönetenlere
aittir. Birisi gelip, 'Benim devlet, laiklik, Cumhuriyet, Atatürk ile ilgili
sorunum yok ama böyle giyiniyorum' derse, 'Kıyafeti değiştir öyle gel' mi
diyeceğiz? Ayıp değil mi?''
-''BİZİ LAİKLİKLE İLGİLİ SORGULAYACAK KİM VARSA''-
Baykal, kara çarşafı, siyasi simge olarak az kişinin kullandığını, kara
çarşafın, Anadolu kırsal yaşamının bir parçası olduğunu belirterek, siyasi simge
olarak, türbanın kullanıldığını söyledi.
''Derdimiz davamız örtüyle mi yoksa zihniyetle mi?'' sorusunu yönelten
Baykal, herkesin, kendileri üzerinden kafalarındaki prensipleri, ''bu yanlış mı
doğru mu oldu'' yu sorguladığını savundu.
CHP'nin yaptığının, ''insani, ahlaki olduğunu, sosyal demokrasi
ilkelerine bağdaştığını, laikliğe ters düşmediğini'' ifade eden Baykal, laiklik
konusunda sağlam tezlerinin bulunduğunu belirtti.
Baykal, Türkiye'ye yönelik bu konuda bir tehdidin olduğunu çok iyi
bildiklerini dile getirerek, ''tehdit yok'' anlayışının söz konusu olmadığını
bildirdi. Baykal, ''Ama o tehdit, masum, gelenek dolayısıyla Erzurum'da
Horasan'da doğup, İstanbul'a yerleştiği için ailesinin geleneği olarak çarşaf
kullanan insanın kafasının içinde değil, o tehdit kravatlı insanların kafasında,
beyninde. O tehdit, Türkiye'de pek çok aydın gözüken insanın kafasında, Türkiye
dışındaki ultra, süper aydın bir takım ülkelerin kafasında'' diye konuştu.
Baykal, Türkiye'yi, anlamsız, biçimsel örtü tartışmasının ötesine
geçirdiklerini savunarak, Türkiye'de laik kültürün, bu gerçekler karşısında
kendini sınadığını, yeniden tanımladığını, durumu doğru değerlendirdiğini
söyledi.
Yaptıklarının siyasi amaçlarla öngörülen, planlanmış bir davranış,
senaryo ve kurgu olmadığını ifade eden Baykal, ''Bizi laiklikle ilgili
sorgulayacak kim varsa, çıksın karşımıza hesabımızı ona verelim'' dedi.
Deniz Baykal, Hükümetin, Alevi açılımına de değinerek, CHP
milletvekillerinin geçen dönem verdikleri kanun teklifinin yasalaşması halinde,
bunun önemli bir açılım olacağını kaydetti.
Baykal, CHP TBMM Grup toplantısında konuşmasına başlamadan önce, partiye
yeni katılımlar oldu.
Grup toplantısının, toplumun değişik kesimlerin kişilerin katılımıyla
gerçekleştirilmesinden mutluluk duyduğunu dile getiren Baykal, ''Artık grup
toplantılarımız nitelik ve anlam değiştirmeye başladı'' dedi. İnsanlar, ''Biz,
buradayız. Biz, CHP'ye sahip çıkıyoruz. Biz, Türkiye'ye sahip çıkıyoruz'' demek
için toplantıya geldiklerini ve Türkiye'ye mesaj verdiklerini anlatan Baykal, bu
kişileri kürsüye davet ederek, salondakilere takdim etti.
Taşdelen Belediye Başkanı Hüseyin Sipahi Anavatan Partisinden, Güzelburç
Belediye Başkanı Behçet Şahutoğlu, Marmara Ereğlisi Belediye Başkanı İbrahim
Uyan, Akçalı Belediye Başkanı Ali Sabahoğlu ise DP'den, Temelli Belediye Başkanı
Alattin Türkoğlu AK Parti'den, Eşme Belediye Başkanı Ahmet Yıldırım da DSP'den
istifa ederek CHP'ye katıldı.
Baykal, eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş ile eski milletvekili ve Türk
Halk Müziği Sanatçısı Arif Sağ'ın CHP'ye katıldığı törende, ''Türkiye,
kenetleniyor. Hepimiz el ele veriyoruz. Bundan büyük bir mutluluk
duyuyorum''diyerek, salonda tanık olunan güzel tablonun, bir dalga gibi bütün
Anadolu'ya yayılacağını söyledi.
Ülkenin ana konusu olan ekonomik krizi, hükümetin çok kötü yönettiğini
ileri süren Baykal, hükümetin, ''olayları dışardan seyretmekle yetindiği'' iddia
etti.
Bütün ülkeler bir araya gelerek harekete geçtiğini, çeşitli önlem
paketleri açıkladıklarını anlatan Baykal, ''Biz, hala derlitoplu bir tedbir
paketini ortaya koymayı başaramamışız'' dedi.
Baykal, ekonominin daralmaya başladığını, işsizliğin arttığını, inşaat,
turizm ve otomotiv sektörünün krizi ağır biçimde yaşadığını ifade ederek, bütün
ülkeler tedbir alırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonominin aktörlerine
ağır suçlamalar yöneltmeyi tercih ettiğini söyledi. Baykal, ''Herkes önlem
alırken, biz kavga ve suçlamayı sürdürüyoruz'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, Hindistan dönüşü, ekonomik krize karşı kamu
bankalarının devreye sokulacağını söylediğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Kime karşı? Özel bankalara karşı... Kim söylüyor? Kamu bankalarını
satmayı marifet diye ilan etmiş, elde avuçta kamu bankası bırakmamış, en son
satmaya karar verdiği Halk Bankası ile Ziraat Bankasını, kriz geldiği için
satamaz duruma sürüklenmiş olan Başbakan, şimdi satmaya niyetlendiği kamu
bankalarının arkasından özel bankaları tehdit etmeye kalkıyor. Sen ülkenin böyle
bir noktaya geleceğini düşündüysen, özel bankalardan böyle şikayetçi olacaksan,
niye sattın devletin bankalarını zamanında? Böyle özelleştirmeci bir Başbakan,
kamu bankası, özel banka ayrımını nasıl yapar? Bankaların belli türlü, bir
kısmının başka türlü davranabileceğini nasıl düşünür? Bunu nasıl bir politika
olarak düşünür? Kamu bankalarına talimat verir, onları devreye sokarız diyor.
Sayın Başbakan, kamu bankalarını damadının başında bulunduğu şirkete Sabah ve
ATV'yi aldırmak için talimat verip devreye soktun. Şimdi krizi önlemek için
devreye sokacağım diyorsun. Sok da görelim. O kamu bankalarının elinde ne kaldı
ki neye güvenerek devreye sokacaksın. O kamu bankaları senin sayende, daha önce
devreye soktuğun için böyle bir kriz döneminde görevlerini bile yapamaz hale
geldiler.''
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın ''Yaraya merhem olacak bir çözüm düşündüğüne
tanık olmadıklarını'' ileri sürdü.
-KDV'Yİ İNDİR ÖNERİSİ-
Türkiye'de ekonomik krizin iki boyutu olduğunu, üretmek isteyene de
tüketmek isteyene de yardımcı olmak gerektiğini anlatan Baykal, KDV'nin yüzde
18'den yüzde 13'e düşürülmesini önerdi. Baykal, ''KDV'yi indir, KDV tahsilatı
konusunda işadamlarını 1 ay değil, 3 aylık bir ödeme süresi imkanına kavuştur''
dedi.
Baykal, üretimi teşvik etmek için çalışanlar üzerindeki prim ve stopaj
yükünü,taşınabilir bir düzeye çekmek gerektiğini belirterek, ''Dünyadaki en
yüksek, işçi çalıştırma vergisini Türkiye'de ödüyoruz. Bu şartlar altında ekonomi
nasıl döner. İndirmek lazım'' diye konuştu.
Krize karşı tedbirlerin zamanında alınmadığını öne süren Baykal, IMF ile
anlaşma noktasına gelindiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
''Sadece bu bile, 6.5 yılın iyi yönetilmediğini, Türkiye'nin bugün IMF
tekrar mahkum bir noktaya gelmiş olduğunu ortaya koyuyor. Kriz var ama dünyadaki
her ülke IMF'in önüne gitmiyor. Hangi ülkeler gidiyor? Ekonomisi derli toplu
olmayan, büyük yanlışlıkların içine sürüklenmiş ülkeler gidiyor. Türkiye, hani
6.5 yılda ayağa kalkmıştı, hani kişi başına milli gelirimiz 10 bin doların üstüne
çıkmıştı, hani dış borçlarımız azalmıştı, hani Türk ekonomisi güçlenmişti? Niye
gidiyoruz şimdi? Yunanistan gidiyor mu, başka ülkeler gidiyor mu? Hiç bir ülke
gitmiyor, biz gidiyoruz. Çünkü 6.5 yıl, Türkiye'de iyi kullanılmadı. Türkiye'de
6.5 yıl iyi kullanıldı diye diye milleti aldattınız ama şimdi aldatamaz hale
geldiniz.''
-CUMHURBAŞKANI GÜL'E TEPKİ-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Güneydoğu Anadolu'dan gelen bir heyete,
''Ben, burada sizlere söyleyemeyeceğim bazı şeyleri de düşünüyorum. Sizlerin de
düşündüğünüz bazı şeyleri, bana söyleyemediğinizi biliyorum. Ben onlara da hak
veriyorum'' dediğini ifade eden Baykal, Cumhurbaşkanı'nın, Anayasal kimliği bir
yana, toplumun bütün kesimlerinin ortak anlayışı sahiplenmesi ve yansıtması
gerektiğini söyledi. Baykal, şöyle konuştu:
'' Diyor ki (Dilimin altında bir bakla var, çıkaramıyorum. Benim daha ne
düşüncelerim var, söyleyemiyorum. Siz de bana söyleyemiyorsunuz, onu da
biliyorum, o söyleyemediğiniz düşüncelere hak veriyorum) Bu diyalog,
Cumhurbaşkanlığı düzeyinde oluyor. Türkiye'de, Cumhurbaşkanı'nın söylemekten
korkacağı, söylenmekten çekineceği hangi düşünce olabilir? Eğer bir cumhurbaşkanı
bazı düşüncelerini söylemekten korkuyor, çekiniyorsa, (Söyleyemem şimdi, ortalık
allak bullak olur. Anayasaya, kanunlara aykırı olur. Halkın anlayışına ters
düşer. Söyleyemem ama ülkeyi öyle yöneteceğim, öyle cumhurbaşkanlığı yapacağım ki
bir süre sonra bunlar daha konuşabilir olacak. Ülkeyi oraya taşıyacağım...)
Cumhurbaşkanlığında takiye olur mu? (Kusura bakmayın. Ben bir şeyler söylüyorum
ama söylediklerimi ciddiye almayın. Söyleyemediğim şeyler var. Sizin de
söylemediğiniz şeyler olduğunu biliyorum ve orada sizinle anlaşıyorum) diyor.
Peki sen, orada onlarla anlaşıyorsun. Her şeyi içinden geçtiği gibi
söyleyen bu toplumun milyonlarca insanıyla nasıl anlaşıyorsun? Bizim
düşüncelerimiz, anlayışımız, anayasamız, kanunlarımız, vatan severliğimiz
konusunda sen nerede duruyorsun o zaman? Yaşanan terör olaylarını izah ederken,
(Bu ülkenin elini, kolunu tutanlar mı var? Bu ülkenin içinde mücadelemizi zaafa
uğratan bir takım unsurlar mı var?) diye herkesin aklından sorular geçiyor. Acaba
kendi içimizden engelleniyor muyuz? Bir fotoğraf bu arkadaşlar...''
-İMRALI TARTIŞMALARI-
Terör örgütünün ele başı Abdullah öcalan'ın statüsünün değiştirileceğinin
anlaşıldığını, bu konuda bir kararın alındığı ve uygulamaya geçildiğinin
görüldüğünü ifade eden Baykal, ''Bu konuya yönelik hükümetin tavrı, hepimizde
hayal kırıklığı yaratmıştır'' dedi. Baykal, şunları kaydetti:
''Bir hükümet, infaz yasasında ya da infaz statüsünde bir değişiklik
yapma ihtiyacını hissetmişse, hiç utanmadan, çekinmeden, dürüstlükle, neyi, niçin
yapacağını açıkça söylebilmelidir. Adalet Bakanı, (Oradaki kamu görevlilerin bir
kısmı barakalarda kalıyor, bu uygun düşmüyor. Oradaki güvenlik görevlilerin
barınmaları için inşaat ihalesi yapıyoruz. Madem ki bir inşaat ihalesine çıktık,
o arada, orada 1 tek hükümlü kalıyor, buda çok fazla oluyor. 5 ya da 6 hükümlü
içinde yeri bu vesileyle yapıverelim) dedik diyor.
Devletin, bakanların ciddi olması lazım. Bu laflarla kimi aldatacaksınız
siz? 9 yıldır o tablo orada devam ediyor. Şimdi siz, (Güvenlik güçlerine inşaat
yapacağız) diye ihale yapıyoruz, o ihaleyi yapmışken 5-6 kişi daha koyalım. 5-6
değil, 600 kişi daha koyuver... Niye yapıyorsun bunu? (Tecrite son) deniliyor ya,
tecrite son vermenin alt yapısını hazırlıyor. (Önce bazı hükümlüleri oraya
getirebilmeliyim, sonra tecrite son vermenin şartlarını böylece yaratmış olurum,
onu da yerine getiririz) diye düşünüyor. Eğer öyle düşünüyorsan çık, bir devlet
olarak (Ben, bu kararı aldım. Bunu, bu statünün içine koyuyorum. Gereğini
yapacağım) de dürüstçe. Ne korkuyorsun? Ne kaçınıyorsun, ne ezik ezik
konuşuyorsun?''
-''TAVIR DEĞİŞİKLİĞİNİN ALTINDA EYLEMLER YATIYOR''-
Baykal, bu noktaya, hükümetin kendi takdiriyle gelinmediğini iddia etti.
Baykal, şöyle konuştu:
''Hükümetin uygun görmesiyle mi geldik yoksa bir süreden beri Türkiye'de
yaşanan olaylar, hükümeti, böyle bir karar almak zorunda mı bıraktı? Hükümet, bu
kararı nasıl alıyor? Bunu öğrenmek Türkiye'nin hakkıdır? Bu konudaki tavır
değişikliğinin altında ne yatıyor? Tavır değişikliğinin altında Hükümetin kararı
mı yatıyor? Hayır... Tavır değişikliğinin altında, geride bıraktığımız aylarda
Anadolu'nun dört bir köşesinde sergilenen eylemler yatıyor. O eylemler, Hükümeti
bu konuda bir tavır değişikliği içine sokmuştur. Hükümet, bu konuda PKK'nın
yönlendirdiği kitlesel eylemleri görerek, anlayışını değiştirme konumuna
gelmiştir. PKK, Hükümeti, Öcalan'ın konumuyla ilgili olarak bir tavır değişikliği
noktasına sürüklemeyi başarmıştır. Üzüntüyle bu tespiti yapıyorum ama olay
budur. Bunun kamufle edilecek, inkar edilecek hiçbir tarafı yoktur.''
Terörle mücadele, halk ile terörün ayrılması gerektiğini söylediklerini
anımsatan Baykal, şunları kaydetti:
''Kürt kökenli insanlara tam sahip çıkacaksın. Onlara, bütün olanakları,
hakları, bütün saygınlığı tanıyacaksın. Onlara, hiç tereddüt etmeden bu toplumun
gerçek sahibi insanlar olarak yaklaşacaksın ama terörü onlardan ayıracaksın.
Terörü, mahkum edeceksin. Terörle uzlaşmaya kalkışmayacaksın. Terörün sırtını
sıvazlamayacaksın. Terörle temasa geçmeyeceksin. Terörle müzakere etmeyeceksin.
Bugüne kadar ne yaptı hükümet? Tam tersine terörle uzlaşmaya çalıştı. Terörle
temas kurmaya çalıştı.''
Baykal, partisinin TBMM grubunda, terör ve son dönemde türbanlı ve
çarşaflı kadınların CHP'ye katılımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İktidarın, terörle ilgili yeni bir teslimiyet aşamasına geldiğini öne
süren Baykal, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, teklifini yaptığını söyledi.
Baykal, ''(Biz İmralı'ya bir miktar hükümlü getireceğiz, Öcalan şöyle davranırsa,
biz de bir takım imkanlar vereceğiz...) Hükümet bilmiyor ki, bu müzakere süreci
işlemeye başlayınca, terör yapanlara 'devam' umudu ve cesareti veriliyor. Daha
yüksek teslimiyet yakalayabilmek için daha yüksek bir tehdit oluşturmayız diye
düşüneceklerdir. Bir yol açılmıştır. Zannediyorlar ki gel el sıkışalım, bu
defteri kapatalım'' diye konuştu.
Baykal, Türkiye'nin terörle mücadeledeki başarısızlığının nedeninin;
terörle uzlaşma, müzakere anlayışı ile terörü tatmin ederek, ortadan
kaldırılacağını zannetme saflığı olduğunu söyledi.
Bir yandan Ankara'da şehit binbaşının cenazenin kaldırıldığını, diğer
yandan PKK ile müzakerenin altyapısına yönelik inşaat haberini öğrendiklerini
belirten Baykal, ''Barakalar yetersizdi, inşaat ihalesi verdik, bu arada 5 kişiye
daha yer açalım'' denilerek, olayın kamufle edileceğinin zannedildiğini bildirdi.
Baykal, ''Dürüst, cesur, açık olun; çıkın söyleyin'' dedi.
-''İNSANİ DUYGULARDAN KOPMUŞ BİRİ GİBİ HİSSEDERDİM''-
Baykal, son dönemde partisine çarşaflı ve türbanlı kadınların katılımına
yönelik yaşanan tartışmaları da değerlendirdi.
Türkiye'de 2 haftadır büyük çalkantı yaşandığını, önemli tezler ortaya
atıldığını ifade eden Baykal, CHP'ye katılanların bir kısmının yemenili, yazmalı,
türbanlı, 4 kişinin ise çarşaflı olduğunu anlattı.
Baykal, bu kişilere rozetlerini taktığını dile getirerek, ''Sıra türbanlı
ve çarşaflı kadına geldiğinde 'Hanımefendi size ben rozet takamam, kıyafetinizi
değiştirin öyle gelin' deseydim o zaman ben demokrasiye inanmayan, sosyal
demokrasiyi içine sindirmemiş, insani duygulardan kopmuş biri haline dönüştüğümü
hissederdim. Katılımın olduğu salona 'Laik Türkiye Cumhuriyeti' diye yazmışlar. O
insanlar, CHP'yi bilerek, kabul ederek geldikleri halde, 'sizin bu partide
yeriniz yok' dediğimde, görevimi mi yapmış olacaktım? Bu sıradan, insani, ahlaki
bir olay. Tartışmayı tetikledik, iyi ki tetikledik'' ifadesini kullandı.
-''BEYAZ YAŞMAK GÖTÜRDÜM''-
CHP Genel Başkanı Baykal, Türkiye'de kadınların yüzde 70'inin örtülü
olduğuna işaret ederek, bunların önemli bir kısmının yemeni, yaşmak, yazma
türünden örtü kullandığını, bir kısmının türban taktığını, yüzde 2-3'ünün çarşaf
giydiğini söyledi.
''Kadının kullandığı örtü bizim hasmımız mı onunla mı kavga ediyoruz?''
diye soran Baykal, 1993'te Bosna'da Müslüman kadınlara, etnik temizleme
kampanyasında tecavüz edildiğini öğrendiğinde, yapılan çirkinliklerin kadınları
kirletemeyeceğini söylemek üzere, oyalı, beyaz yaşmakla buraya gittiğini
anlattı.
Baykal, yemeniye, yazmaya düşman olmadıklarını, bunu, kimin, niçin
kullandığının önemli olduğunu bildirdi.
-''MECBURİYETİN AYIBI, DEVLETİ YÖNETENLERE AİT''-
Yemeni, yazma, türban kullananların tamamına yakınının, bunu, gelenek,
örf, doğdukları yerin meşru davranış biçimi şeklinde kabul ettiklerini vurgulayan
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunların ezici bir çoğunluğunun Cumhuriyet, Atatürk, laiklikle ilgili
problemi yok. Ama her vatandaşın siyasi hakkı gereği nasıl tercihleri
olabiliyorsa, onlar için de bazıları, devletin düzenine, anayasasına, laikliğe
karşı olabilir. Hiç şüphe yok öyleleri de var. Türbanlı olanların için de gene
devlet, Cumhuriyet, laiklikle ilgili sorunları olmayanlar da var. Onların tümünü,
devlete karşı meydan okumak için türbanı siyasi simge olarak kullandığını kabul
etmek, haklı olmayabilir. Kimi, 'ağabeyim, nişanlım, kocam böyle istiyor, bizim
sokakta hayat böyle' diyebilir. Bazıları, mahallelerinden ayrılırken türbanı
çıkarır, dönerken tekrar takarlar. Öyle yapanlar, Başbakan'ın söylediği 'velev ki
siyasi simge olsun' tarifi içinde mi kullanıyor; mecbur olduğundan kullanıyor.
Mecburiyetten kullanıyorsa, o mecburiyetin ayıbı ona değil, devleti yönetenlere
aittir. Birisi gelip, 'Benim devlet, laiklik, Cumhuriyet, Atatürk ile ilgili
sorunum yok ama böyle giyiniyorum' derse, 'Kıyafeti değiştir öyle gel' mi
diyeceğiz? Ayıp değil mi?''
-''BİZİ LAİKLİKLE İLGİLİ SORGULAYACAK KİM VARSA''-
Baykal, kara çarşafı, siyasi simge olarak az kişinin kullandığını, kara
çarşafın, Anadolu kırsal yaşamının bir parçası olduğunu belirterek, siyasi simge
olarak, türbanın kullanıldığını söyledi.
''Derdimiz davamız örtüyle mi yoksa zihniyetle mi?'' sorusunu yönelten
Baykal, herkesin, kendileri üzerinden kafalarındaki prensipleri, ''bu yanlış mı
doğru mu oldu'' yu sorguladığını savundu.
CHP'nin yaptığının, ''insani, ahlaki olduğunu, sosyal demokrasi
ilkelerine bağdaştığını, laikliğe ters düşmediğini'' ifade eden Baykal, laiklik
konusunda sağlam tezlerinin bulunduğunu belirtti.
Baykal, Türkiye'ye yönelik bu konuda bir tehdidin olduğunu çok iyi
bildiklerini dile getirerek, ''tehdit yok'' anlayışının söz konusu olmadığını
bildirdi. Baykal, ''Ama o tehdit, masum, gelenek dolayısıyla Erzurum'da
Horasan'da doğup, İstanbul'a yerleştiği için ailesinin geleneği olarak çarşaf
kullanan insanın kafasının içinde değil, o tehdit kravatlı insanların kafasında,
beyninde. O tehdit, Türkiye'de pek çok aydın gözüken insanın kafasında, Türkiye
dışındaki ultra, süper aydın bir takım ülkelerin kafasında'' diye konuştu.
Baykal, Türkiye'yi, anlamsız, biçimsel örtü tartışmasının ötesine
geçirdiklerini savunarak, Türkiye'de laik kültürün, bu gerçekler karşısında
kendini sınadığını, yeniden tanımladığını, durumu doğru değerlendirdiğini
söyledi.
Yaptıklarının siyasi amaçlarla öngörülen, planlanmış bir davranış,
senaryo ve kurgu olmadığını ifade eden Baykal, ''Bizi laiklikle ilgili
sorgulayacak kim varsa, çıksın karşımıza hesabımızı ona verelim'' dedi.
Deniz Baykal, Hükümetin, Alevi açılımına de değinerek, CHP
milletvekillerinin geçen dönem verdikleri kanun teklifinin yasalaşması halinde,
bunun önemli bir açılım olacağını kaydetti.
