2016-11-21 - 15:57
TBMM'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesi 62. Genel Kurulu sona erdi.
TBMM'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesi 62. Genel Kurulu sona erdi.
19 Kasım Cuma günü başlayan toplantı kapsamında 2 gün boyunca "Ekonomi ve Güvenlik Komitesi", "Siyasi Komite", "Savunma ve Güvenlik Komitesi", "Bilim ve Teknoloji Komitesi" ve "Güvenliğin Sivil Boyutu Komitesi" oturumları gerçekleştirildi.
NATO PA 62. Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve NATO PA Başkanı Michael Turner'ın katılımıyla yapıldı.
Genel Kurul'da, yüzde 1,79'luk genel bütçe artışı öngören NATO PA 2017 Taslak Bütçesi onaylandı. Asamble görevlilerinin seçiminin ardından komisyon kararları tartışılarak oylandı.
NATO PA Başkanı Turner, güzel bir genel kurul gerçekleştirildiğini belirterek, ev sahipliğinden dolayı NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı Osman Aşkın Bak'a teşekkür etti.
Genel Kurulun ardından mehteran takımı bir gösteri sundu. Gösteri, konuk parlamenterler tarafından ilgiyle izlendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesinin 62. Genel Kurulunun kapanış oturumunda, toplantının tüm insanlık için barış, huzur ve iş birliğine vesile olmasını diledi.
Dünyanın küresel boyutta yepyeni sınamalar ve tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu, terör ve iklim değişikliğinin bu tehditlerin başında geldiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Yabancı düşmanlığı ve hatta sonuçları itibarıyla İslam düşmanlığı, belirli ülkelerin sınırlarını aşan bir niteliğe bürünmüş durumda. Günümüz dünyasında hiçbirimiz bir yangın çıktığında nasıl olsa dumanı ve ateşi bana gelmez diyemeyiz. Böyle bir şansımız yok. Er ya da geç bu yangın, bu duman bize de ulaşacaktır. Tehditlerin küreselleştiği ve güç dengelerinin değiştiği böyle bir dönemde mevcut kurumların da kendilerini gözden geçirmeleri şarttır. Bu tehditlerin bertaraf edilmesi ve fırsatların kazanımlara çevrilebilmesi için meselelerin daha kapsayıcı platformlarda ele alınması gerekiyor."
NATO Parlamenterler Asamblesinin, parlamenter diplomasinin kurumsallaşması için 60 yılı aşkın bir süredir faaliyet yürüttüğünü aktaran Erdoğan, NATO PA ülkelerinin parlamenterleri arasında sürdürülen istişarelerin, devletler arası ilişkilere ayrı bir dinamizm kazandırdığını söyledi.
Toplantıların, ittifak politikalarının başarıya ulaştırılmasında önemli rol oynadığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Kapsamlı güvenlik anlayışının öneminin arttığı günümüzde diyalog ve iş birliğini geliştirmeye her geçen gün daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bugün bu salonda sadece NATO üyesi 28 ülkenin değil, aynı zamanda Balkanlardan, Kafkasya'dan, Ortadoğu'dan, Uzakdoğu'dan ortak ve gözlemci ülkelerin temsilcileri de bulunuyor. Bu geniş katılım, ortak çıkar alanlarına ilişkin müşterek bakışımızın ve farklılıklardan yeni ortaklıklar üretme irademizin en açık ifadesidir. Aynı zamanda bu manzara, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönemde geçirdiği dönüşümü de yansıtıyor. Daha da önemlisi şahit olduğumuz bu fotoğrafı birlik ve beraberlik içinde hareket edebilme kabiliyetimizin bir provası olarak görüyorum.
NATO üyesi ve gözlemci ülkeler olarak, şayet içinde bulunduğumuz bu zor süreci, hakkı, hukuku, adaleti, temel insani değerleri güçlendirerek geride bırakabilirsek kendimize ve tüm dünyaya katkıda bulunmuş oluruz. Aksi bir durumda ortaya çıkacak dengesizliğin hepimiz ve tüm dünya için felaketin habercisi olacağı da açıktır. Bunun için NATO'yu küresel görevlerinin gerektirdiği doğru bakış açıları ve buna uygun güçle donatmak için her zamankinden daha çok çalışmalıyız."
Erdoğan, NATO Parlamenter Asamblesinin 62. Genel Kurul toplantısının İstanbul'da yapılmış olmasının başlı başına bir mesaj olduğunu vurguladı.
Toplantının, tüm dünyanın dikkatinin Suriye'den Irak'a, Ukrayna'dan Libya'ya, Türkiye'nin çevresinde vuku bulan gelişmelere odaklandığı şu dönemde İstanbul'da yapılmış olmasının çok önemli olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Türkiye, NATO'nun gündeminde de üst sıralarda yer alan bu buhranlarla baş etmeyi günlük hayatının parçası haline getirmek zorunda kalan bir ülkedir. Bu toplantıyı dünyanın gündemini adeta bloke eden krizlere kayıtsız kalınmadığının bir işareti haline dönüştürmeliyiz. Temmuz ayında Varşova'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sırasında ittifakın güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda kritik kararlar alındı. Tiran'da Mayıs ayında yapılan NATO Parlamenter Asamblesi Oturumu, Varşova Zirvesi öncesinde delegelerimiz için önemli bir istişare ortamı sağladı. Varşova'da sağlanan ivmenin İstanbul'da yapılan görüşme ve çalışmalarla güçlendirildiğine inanıyorum. Unutulmamalıdır ki NATO hiçbir zaman sadece ortak tehditlere karşı kurulmuş bir savunma örgütü olmamıştır. NATO, demokratik değerleri geliştirme idealine bağlı olan devletleri bir araya getirmiş bir güvenlik platformudur. Öyle olmak zorundadır."
"Bu toplantıyı önemli kılan bir başka hususun da demokrasiye bağlılığını 15 Temmuz gecesinde canı pahasına dünyaya ispatlamış bir ülkede düzenleniyor olmasıdır" diyen Erdoğan, 15 Temmuz gecesi Türkiye'de tarihte eşine ender rastlanacak bir demokrasi mücadelesi yaşandığını ve bu mücadelenin kazanıldığını vurguladı.
O gece Türkiye'nin ve tüm dünyanın terörün yeni bir yüzüne, terörle mücadelenin de farklı bir yöntemine şahit olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Türk milleti, hangi kesimden, hangi siyasi kesimden, hangi siyasi görüşten olursa olsun 15 Temmuz gecesi istiklali ve istikbali için sokaklara dökülerek darbecilerin karşısına dikildi. Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalama hainliğini gösteren teröristlere en güçlü cevabı bizzat aziz milletimin seçilmiş temsilcileri verdi. Hangi siyasi partiye mensup olurlarsa olsunlar tüm milletvekillerimiz, tarihi bir dayanışma örneği sergileyerek üzerilerine bomba atıldığı anlarda dahi parlamentoyu terk etmediler. Medyamız, çok zor şartlarda sürdürdüğü yayınını kesmeyerek birlik ve beraberlik çağrımızın halkımıza ulaştırılmasını sağladı. Türk demokrasisi rüştünü 15 Temmuz gecesinde tüm dünyaya bir kez daha ispatladı. Bugün, şayet şahsım, bakan ve milletvekili arkadaşlarım burada sizlerle birlikteysek milletimizin o gece gösterdiği destansı mücadele sayesindedir. Devletin ve toplumun FETÖ terör örgütünden arındırılması, o gece demokrasinin yanında duran ve bu uğurda 248 evladını kaybeden aziz milletimize karşı en büyük vazifemizdir. Bu nedenle 15 Temmuz'dan bu yana eli kanlı FETÖ terör örgütüyle kararlı bir şekilde mücadele ediyoruz."
Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün korunması için başlatılan bu sürecin, anayasal sınırlar içinde temel hak ve özgürlükler gözetilerek sürdürüldüğünü ifade eden Erdoğan, bu vesileyle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'den desteğini esirgemeyen, dayanışma mesajlarını ileten dost ülkelere teşekkür etti.
Terör örgütlerinden kaynaklanan tehdidin bütün ülkelere yönelik olduğunu anlatan Erdoğan, dolayısıyla mücadelenin de ortak verilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'ye sağlanacak desteğin, ortak güvenliğe kasteden terör örgütüyle mücadeleye güç katacağını aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"FETÖ ile iltisaklı yapılanmalara karşı mücadelemizde sizlerin desteğinize güveniyoruz. Aynı şekilde DEAŞ ve PKK başta olmak üzere insanlığın müşterek değerlerine düşmanlık konusunda birlikte hareket eden tüm terör örgütlerine karşı verdiğimiz mücadeleye desteğinizi bekliyoruz. Terör örgütlerinin mensuplarının ülkelerinizde rahatça hareket etmelerine, propaganda yapmalarına, militan devşirmelerine, tehditle haraç toplamalarına engel olmanızı istiyoruz. Özellikle Avrupa Birliği'nin (AB) terör örgütü olarak ilan ettiği PKK'nın, AB üyesi ülkelerde çok rahat dolaşmasını ve buralarda terörist başının posterleriyle aynı şekilde parlamento binasının koridorlarında afişleriyle cirit atmalarını, terör mağduru bir ülke olarak biz hazmedemiyoruz. Dolayısıyla bu konuyla ilgili olarak tüm dostlarımızın gerekli tedbiri almaları gerekir. Eğer gerekli tedbir alınmazsa, bir gün bumerang gibi bu dönüp dolaşıp, onları da vuracaktır. Bunun da haberini vereyim."
Fransa'da, Belçika'da yaşanan olayları hatırlatan Erdoğan, bütün bunların hepsinin belli yerdeki duyarsızlığın aynı şekilde bir geri dönüşümü olduğunu ifade etti.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in eylül ayında Türkiye'yi ziyaret ederek, NATO'nun Türkiye'ye olan dayanışmasını bir kez daha gösterdiğini belirten Erdoğan, eylül ayında TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın girişimiyle düzenlenen Demokrasi ve Dayanışma Zirvesi'ne 8 uluslararası parlamenter asamblesinin katılmış olmasının da anlamlı olduğunu söyledi.
Türkiye olarak terörizme karşı yürütülen mücadelede daha güçlü bir desteğe ihtiyaç olduğunun altını çizen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"Terör örgütleri karşısında ikircikli tutum içinde olan ülkelerin tamamı da bu tavırlarının bedelini, eninde sonunda kendi toprakları içinde ödeyeceklerdir. Tarihin her döneminde farklı mahiyette terör örgütleriyle mücadele etmek zorunda kalan Türkiye'nin ikazlarına kulak verilmesini özellikle tavsiye ediyorum. Biz bu tecrübeyi, 10 binlerce güvenlik görevlimizin ve vatandaşımızın canı pahasına elde ettik. Bilhassa dönemsel çıkarlar uğruna terör örgütlerine kol kanat geren ülkeleri, Türkiye'nin bu samimi çağrısına kulak vermeye davet ediyorum. Şunu burada bir kez daha açık ve net ifade etmek isterim; bizim kimsenin toprağında gözümüz yok, kimsenin egemenlik haklarıyla bir sorunumuz da yok. Biz sadece tecrübelerimiz ışığında terör örgütlerini bizzat kaynağında imha etmeye çalışıyoruz. Türkiye, terör örgütleriyle Avrupa başta olmak üzere, dünyanın geri kalan bölümü arasında adeta bir set gibidir. Eğer biz bu mücadelede başarısız olursak, yani bu set yıkılırsa teröristler tıpkı bir sel gibi tüm dünyayı ateşe ve kana bulayacaktır. Biz diyoruz ki gelin bu seti zayıflatmak yerine, güçlendirelim. Terörizmle mücadelede Türkiye'ye verilen her destek, o ülkenin kendi geleceğini güvence altına almasına katkı sağlayacaktır. Tüm müttefiklerimizi, meseleye bu şekilde bakmaya davet ediyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 1952 yılından beri üyesi olduğu NATO'nun, 21. yüzyılın sınamalarıyla etkin biçimde mücadele edebilme iradesine sahip olduğunu ispatlamak zorunda olduğunu belirterek, Soğuk Savaşın sona erdiği dönemde, bazı çevrelerin NATO'nun varlık nedeninin ortadan kalktığını ileri sürdüğünü hatırlattı.
Buna karşılık NATO'nun, Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından sergilediği adaptasyon yeteneği ve başlattığı kapsamlı dönüşüm süreciyle yeni bir döneme girdiğini ifade eden Erdoğan, bugün Balkanlar'dan Afganistan'a, Kuzey Afrika'dan Baltıklar'a uzanan geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren NATO'nun uluslararası güvenlik ve istikrara önemli katkılarda bulunuğunu söyledi.
NATO bünyesinde ikinci büyük orduya sahip olan Türkiye'nin, Soğuk Savaş boyunca Avrupa-Atlantik güvenliğinin, vazgeçilmez bir parçasını oluşturduğunu anlatan Erdoğan, Türkiye'nin yeni dönemde de uluslararası barışın korunmasına yönelik faaliyetlere, güçlü bir şekilde askeri ve siyasi destek vermeyi sürdürdüğünü belirtti.
Erdoğan, dünyayı ve NATO'yu ilgilendiren güvenlik krizlerinin önemli bir bölümünün Türkiye'nin yakın çevresinde yaşandığını aktararak, şunları kaydetti:
"Türkiye, bu krizler karşısında verdiği mücadelede hem kurumsal olarak NATO'yu hem de tek tek NATO üyesi ve gözlemcisi ülkeleri haklı olarak yanında görmek istiyor. Bilindiği gibi Suriye'deki krizin başından bu yana, siyasi çözüm arayışlarında ön saflarda yer aldık. Aynı şekilde Suriye'de her geçen gün ağırlaşan insani sorunların çözümü konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık. Ülkelerindeki çatışmalardan kaçan 3 milyona yakın Suriyeli ve Iraklı'ya kapımızı açtık, onlara biz sahip çıktık. Şu ana kadar yapmış olduğumuz harcamalarda bizlere verilmesi gerekli olan, söz verilen destekler de ne yazık ki sadece cüzi bir miktarda kaldı ve bunlar yerine gelmedi. Ayrıca sınır hattımızın öteki tarafındaki yüz binlerce Suriyeli'yi de açlığa ve ölüme terk etmedik. Bu insanlara acil insani yardımda bulunduk.
Türkiye'nin bu yükü omuzlayacak kudrette bir ülke olması, esasen mevcut uluslararası kurumları da korudu. İşte Avrupa'ya bir mülteci akını söz konusu olduğu zaman Avrupa hemen panikledi. Birisi çıktı 'Ben 100 kişi alabilirim' dedi. Öbürü çıktı 'Ben 200 kişi alabilirim' dedi. Öbürü '500 kişi'... Kimse rahat rahat Türkiye gibi kapısını açarak 'Ne kadar gelirse gelsin ben alırım' diyemedi. Biz şu anda bile hala onu söylüyoruz. Bombalardan kaçan herkese, biz kapımızı açık tutmak zorundayız. Neden? Çünkü onlar insan. Biz o insanları bombaların altında bırakamayız."
Sadece bir Aylan bebeği, dalgalar karaya attığı ve dünya dergilerinde kapak yaptıkları zaman feryat edenlerin, burada timsah göz yaşları döktüğünü ifade eden Erdoğan, Ümran bebek gözü kumlarla, topraklarla dolu olarak kan revan içinde dergilere kapak olduğu zaman timsah gözyaşı dökenlerin sadece ikircikli davrandığını söyledi.
Türkiye'nin ise sadece bu olayı bu şekilde değerlendirmediğini, tavır koyduğunu, onların yanında yer aldığını ifade ettiğini aktaran Erdoğan, "İnsani krizlerin yükünün paylaşılması konusunda yalnız bırakılmış olmamız gerçekten çok acı bir durumdur ve gelecek için kötü bir örnektir." dedi.
Bir gerçeği açıklamak zorunda olduğunu ifade eden Erdoğan, "İlgili ülkeler gücenmesin, dost acı söyler ama gerçeği söyler. Bilir misiniz Irak'ta ve Suriye'de, bizim terör örgütü olarak ilan ettiğimiz örgütlerin elinde, dostlarımızın ürettiği silahların çıktığını ve bu silahlar seri numaralarına varıncaya kadar hepsi bizde mevcut. Ama biz bunu kendilerine söylediğimiz zaman hiç ilgilenmiyorlar. Birileri kalkıyor diyor ki 'Onlar eski dönemde verilmiş silahtı'. Öbürleri diyor ki 'Biz PYD'yi, YPG'yi terör örgütü olarak kabul etmiyoruz'. Niye? Çünkü onlar DEAŞ'a karşı savaşıyorlar. O zaman El Nusra'yı da kabul etme. El Nusra da DEAŞ'a karşı savaşıyor. Bir terörist, bir başka teröriste karşı savaşıyor diye, buna iyi diyebilir misiniz? Biz şu anda Suriye ve Irak'ta bunu görüyoruz." diye konuştu.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
19 Kasım Cuma günü başlayan toplantı kapsamında 2 gün boyunca "Ekonomi ve Güvenlik Komitesi", "Siyasi Komite", "Savunma ve Güvenlik Komitesi", "Bilim ve Teknoloji Komitesi" ve "Güvenliğin Sivil Boyutu Komitesi" oturumları gerçekleştirildi.
NATO PA 62. Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve NATO PA Başkanı Michael Turner'ın katılımıyla yapıldı.
Genel Kurul'da, yüzde 1,79'luk genel bütçe artışı öngören NATO PA 2017 Taslak Bütçesi onaylandı. Asamble görevlilerinin seçiminin ardından komisyon kararları tartışılarak oylandı.
NATO PA Başkanı Turner, güzel bir genel kurul gerçekleştirildiğini belirterek, ev sahipliğinden dolayı NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı Osman Aşkın Bak'a teşekkür etti.
Genel Kurulun ardından mehteran takımı bir gösteri sundu. Gösteri, konuk parlamenterler tarafından ilgiyle izlendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesinin 62. Genel Kurulunun kapanış oturumunda, toplantının tüm insanlık için barış, huzur ve iş birliğine vesile olmasını diledi.
Dünyanın küresel boyutta yepyeni sınamalar ve tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu, terör ve iklim değişikliğinin bu tehditlerin başında geldiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
"Yabancı düşmanlığı ve hatta sonuçları itibarıyla İslam düşmanlığı, belirli ülkelerin sınırlarını aşan bir niteliğe bürünmüş durumda. Günümüz dünyasında hiçbirimiz bir yangın çıktığında nasıl olsa dumanı ve ateşi bana gelmez diyemeyiz. Böyle bir şansımız yok. Er ya da geç bu yangın, bu duman bize de ulaşacaktır. Tehditlerin küreselleştiği ve güç dengelerinin değiştiği böyle bir dönemde mevcut kurumların da kendilerini gözden geçirmeleri şarttır. Bu tehditlerin bertaraf edilmesi ve fırsatların kazanımlara çevrilebilmesi için meselelerin daha kapsayıcı platformlarda ele alınması gerekiyor."
NATO Parlamenterler Asamblesinin, parlamenter diplomasinin kurumsallaşması için 60 yılı aşkın bir süredir faaliyet yürüttüğünü aktaran Erdoğan, NATO PA ülkelerinin parlamenterleri arasında sürdürülen istişarelerin, devletler arası ilişkilere ayrı bir dinamizm kazandırdığını söyledi.
Toplantıların, ittifak politikalarının başarıya ulaştırılmasında önemli rol oynadığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Kapsamlı güvenlik anlayışının öneminin arttığı günümüzde diyalog ve iş birliğini geliştirmeye her geçen gün daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Bugün bu salonda sadece NATO üyesi 28 ülkenin değil, aynı zamanda Balkanlardan, Kafkasya'dan, Ortadoğu'dan, Uzakdoğu'dan ortak ve gözlemci ülkelerin temsilcileri de bulunuyor. Bu geniş katılım, ortak çıkar alanlarına ilişkin müşterek bakışımızın ve farklılıklardan yeni ortaklıklar üretme irademizin en açık ifadesidir. Aynı zamanda bu manzara, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönemde geçirdiği dönüşümü de yansıtıyor. Daha da önemlisi şahit olduğumuz bu fotoğrafı birlik ve beraberlik içinde hareket edebilme kabiliyetimizin bir provası olarak görüyorum.
NATO üyesi ve gözlemci ülkeler olarak, şayet içinde bulunduğumuz bu zor süreci, hakkı, hukuku, adaleti, temel insani değerleri güçlendirerek geride bırakabilirsek kendimize ve tüm dünyaya katkıda bulunmuş oluruz. Aksi bir durumda ortaya çıkacak dengesizliğin hepimiz ve tüm dünya için felaketin habercisi olacağı da açıktır. Bunun için NATO'yu küresel görevlerinin gerektirdiği doğru bakış açıları ve buna uygun güçle donatmak için her zamankinden daha çok çalışmalıyız."
Erdoğan, NATO Parlamenter Asamblesinin 62. Genel Kurul toplantısının İstanbul'da yapılmış olmasının başlı başına bir mesaj olduğunu vurguladı.
Toplantının, tüm dünyanın dikkatinin Suriye'den Irak'a, Ukrayna'dan Libya'ya, Türkiye'nin çevresinde vuku bulan gelişmelere odaklandığı şu dönemde İstanbul'da yapılmış olmasının çok önemli olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Türkiye, NATO'nun gündeminde de üst sıralarda yer alan bu buhranlarla baş etmeyi günlük hayatının parçası haline getirmek zorunda kalan bir ülkedir. Bu toplantıyı dünyanın gündemini adeta bloke eden krizlere kayıtsız kalınmadığının bir işareti haline dönüştürmeliyiz. Temmuz ayında Varşova'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sırasında ittifakın güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda kritik kararlar alındı. Tiran'da Mayıs ayında yapılan NATO Parlamenter Asamblesi Oturumu, Varşova Zirvesi öncesinde delegelerimiz için önemli bir istişare ortamı sağladı. Varşova'da sağlanan ivmenin İstanbul'da yapılan görüşme ve çalışmalarla güçlendirildiğine inanıyorum. Unutulmamalıdır ki NATO hiçbir zaman sadece ortak tehditlere karşı kurulmuş bir savunma örgütü olmamıştır. NATO, demokratik değerleri geliştirme idealine bağlı olan devletleri bir araya getirmiş bir güvenlik platformudur. Öyle olmak zorundadır."
"Bu toplantıyı önemli kılan bir başka hususun da demokrasiye bağlılığını 15 Temmuz gecesinde canı pahasına dünyaya ispatlamış bir ülkede düzenleniyor olmasıdır" diyen Erdoğan, 15 Temmuz gecesi Türkiye'de tarihte eşine ender rastlanacak bir demokrasi mücadelesi yaşandığını ve bu mücadelenin kazanıldığını vurguladı.
O gece Türkiye'nin ve tüm dünyanın terörün yeni bir yüzüne, terörle mücadelenin de farklı bir yöntemine şahit olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Türk milleti, hangi kesimden, hangi siyasi kesimden, hangi siyasi görüşten olursa olsun 15 Temmuz gecesi istiklali ve istikbali için sokaklara dökülerek darbecilerin karşısına dikildi. Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalama hainliğini gösteren teröristlere en güçlü cevabı bizzat aziz milletimin seçilmiş temsilcileri verdi. Hangi siyasi partiye mensup olurlarsa olsunlar tüm milletvekillerimiz, tarihi bir dayanışma örneği sergileyerek üzerilerine bomba atıldığı anlarda dahi parlamentoyu terk etmediler. Medyamız, çok zor şartlarda sürdürdüğü yayınını kesmeyerek birlik ve beraberlik çağrımızın halkımıza ulaştırılmasını sağladı. Türk demokrasisi rüştünü 15 Temmuz gecesinde tüm dünyaya bir kez daha ispatladı. Bugün, şayet şahsım, bakan ve milletvekili arkadaşlarım burada sizlerle birlikteysek milletimizin o gece gösterdiği destansı mücadele sayesindedir. Devletin ve toplumun FETÖ terör örgütünden arındırılması, o gece demokrasinin yanında duran ve bu uğurda 248 evladını kaybeden aziz milletimize karşı en büyük vazifemizdir. Bu nedenle 15 Temmuz'dan bu yana eli kanlı FETÖ terör örgütüyle kararlı bir şekilde mücadele ediyoruz."
Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün korunması için başlatılan bu sürecin, anayasal sınırlar içinde temel hak ve özgürlükler gözetilerek sürdürüldüğünü ifade eden Erdoğan, bu vesileyle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'den desteğini esirgemeyen, dayanışma mesajlarını ileten dost ülkelere teşekkür etti.
Terör örgütlerinden kaynaklanan tehdidin bütün ülkelere yönelik olduğunu anlatan Erdoğan, dolayısıyla mücadelenin de ortak verilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'ye sağlanacak desteğin, ortak güvenliğe kasteden terör örgütüyle mücadeleye güç katacağını aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"FETÖ ile iltisaklı yapılanmalara karşı mücadelemizde sizlerin desteğinize güveniyoruz. Aynı şekilde DEAŞ ve PKK başta olmak üzere insanlığın müşterek değerlerine düşmanlık konusunda birlikte hareket eden tüm terör örgütlerine karşı verdiğimiz mücadeleye desteğinizi bekliyoruz. Terör örgütlerinin mensuplarının ülkelerinizde rahatça hareket etmelerine, propaganda yapmalarına, militan devşirmelerine, tehditle haraç toplamalarına engel olmanızı istiyoruz. Özellikle Avrupa Birliği'nin (AB) terör örgütü olarak ilan ettiği PKK'nın, AB üyesi ülkelerde çok rahat dolaşmasını ve buralarda terörist başının posterleriyle aynı şekilde parlamento binasının koridorlarında afişleriyle cirit atmalarını, terör mağduru bir ülke olarak biz hazmedemiyoruz. Dolayısıyla bu konuyla ilgili olarak tüm dostlarımızın gerekli tedbiri almaları gerekir. Eğer gerekli tedbir alınmazsa, bir gün bumerang gibi bu dönüp dolaşıp, onları da vuracaktır. Bunun da haberini vereyim."
Fransa'da, Belçika'da yaşanan olayları hatırlatan Erdoğan, bütün bunların hepsinin belli yerdeki duyarsızlığın aynı şekilde bir geri dönüşümü olduğunu ifade etti.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in eylül ayında Türkiye'yi ziyaret ederek, NATO'nun Türkiye'ye olan dayanışmasını bir kez daha gösterdiğini belirten Erdoğan, eylül ayında TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın girişimiyle düzenlenen Demokrasi ve Dayanışma Zirvesi'ne 8 uluslararası parlamenter asamblesinin katılmış olmasının da anlamlı olduğunu söyledi.
Türkiye olarak terörizme karşı yürütülen mücadelede daha güçlü bir desteğe ihtiyaç olduğunun altını çizen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"Terör örgütleri karşısında ikircikli tutum içinde olan ülkelerin tamamı da bu tavırlarının bedelini, eninde sonunda kendi toprakları içinde ödeyeceklerdir. Tarihin her döneminde farklı mahiyette terör örgütleriyle mücadele etmek zorunda kalan Türkiye'nin ikazlarına kulak verilmesini özellikle tavsiye ediyorum. Biz bu tecrübeyi, 10 binlerce güvenlik görevlimizin ve vatandaşımızın canı pahasına elde ettik. Bilhassa dönemsel çıkarlar uğruna terör örgütlerine kol kanat geren ülkeleri, Türkiye'nin bu samimi çağrısına kulak vermeye davet ediyorum. Şunu burada bir kez daha açık ve net ifade etmek isterim; bizim kimsenin toprağında gözümüz yok, kimsenin egemenlik haklarıyla bir sorunumuz da yok. Biz sadece tecrübelerimiz ışığında terör örgütlerini bizzat kaynağında imha etmeye çalışıyoruz. Türkiye, terör örgütleriyle Avrupa başta olmak üzere, dünyanın geri kalan bölümü arasında adeta bir set gibidir. Eğer biz bu mücadelede başarısız olursak, yani bu set yıkılırsa teröristler tıpkı bir sel gibi tüm dünyayı ateşe ve kana bulayacaktır. Biz diyoruz ki gelin bu seti zayıflatmak yerine, güçlendirelim. Terörizmle mücadelede Türkiye'ye verilen her destek, o ülkenin kendi geleceğini güvence altına almasına katkı sağlayacaktır. Tüm müttefiklerimizi, meseleye bu şekilde bakmaya davet ediyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 1952 yılından beri üyesi olduğu NATO'nun, 21. yüzyılın sınamalarıyla etkin biçimde mücadele edebilme iradesine sahip olduğunu ispatlamak zorunda olduğunu belirterek, Soğuk Savaşın sona erdiği dönemde, bazı çevrelerin NATO'nun varlık nedeninin ortadan kalktığını ileri sürdüğünü hatırlattı.
Buna karşılık NATO'nun, Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından sergilediği adaptasyon yeteneği ve başlattığı kapsamlı dönüşüm süreciyle yeni bir döneme girdiğini ifade eden Erdoğan, bugün Balkanlar'dan Afganistan'a, Kuzey Afrika'dan Baltıklar'a uzanan geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren NATO'nun uluslararası güvenlik ve istikrara önemli katkılarda bulunuğunu söyledi.
NATO bünyesinde ikinci büyük orduya sahip olan Türkiye'nin, Soğuk Savaş boyunca Avrupa-Atlantik güvenliğinin, vazgeçilmez bir parçasını oluşturduğunu anlatan Erdoğan, Türkiye'nin yeni dönemde de uluslararası barışın korunmasına yönelik faaliyetlere, güçlü bir şekilde askeri ve siyasi destek vermeyi sürdürdüğünü belirtti.
Erdoğan, dünyayı ve NATO'yu ilgilendiren güvenlik krizlerinin önemli bir bölümünün Türkiye'nin yakın çevresinde yaşandığını aktararak, şunları kaydetti:
"Türkiye, bu krizler karşısında verdiği mücadelede hem kurumsal olarak NATO'yu hem de tek tek NATO üyesi ve gözlemcisi ülkeleri haklı olarak yanında görmek istiyor. Bilindiği gibi Suriye'deki krizin başından bu yana, siyasi çözüm arayışlarında ön saflarda yer aldık. Aynı şekilde Suriye'de her geçen gün ağırlaşan insani sorunların çözümü konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık. Ülkelerindeki çatışmalardan kaçan 3 milyona yakın Suriyeli ve Iraklı'ya kapımızı açtık, onlara biz sahip çıktık. Şu ana kadar yapmış olduğumuz harcamalarda bizlere verilmesi gerekli olan, söz verilen destekler de ne yazık ki sadece cüzi bir miktarda kaldı ve bunlar yerine gelmedi. Ayrıca sınır hattımızın öteki tarafındaki yüz binlerce Suriyeli'yi de açlığa ve ölüme terk etmedik. Bu insanlara acil insani yardımda bulunduk.
Türkiye'nin bu yükü omuzlayacak kudrette bir ülke olması, esasen mevcut uluslararası kurumları da korudu. İşte Avrupa'ya bir mülteci akını söz konusu olduğu zaman Avrupa hemen panikledi. Birisi çıktı 'Ben 100 kişi alabilirim' dedi. Öbürü çıktı 'Ben 200 kişi alabilirim' dedi. Öbürü '500 kişi'... Kimse rahat rahat Türkiye gibi kapısını açarak 'Ne kadar gelirse gelsin ben alırım' diyemedi. Biz şu anda bile hala onu söylüyoruz. Bombalardan kaçan herkese, biz kapımızı açık tutmak zorundayız. Neden? Çünkü onlar insan. Biz o insanları bombaların altında bırakamayız."
Sadece bir Aylan bebeği, dalgalar karaya attığı ve dünya dergilerinde kapak yaptıkları zaman feryat edenlerin, burada timsah göz yaşları döktüğünü ifade eden Erdoğan, Ümran bebek gözü kumlarla, topraklarla dolu olarak kan revan içinde dergilere kapak olduğu zaman timsah gözyaşı dökenlerin sadece ikircikli davrandığını söyledi.
Türkiye'nin ise sadece bu olayı bu şekilde değerlendirmediğini, tavır koyduğunu, onların yanında yer aldığını ifade ettiğini aktaran Erdoğan, "İnsani krizlerin yükünün paylaşılması konusunda yalnız bırakılmış olmamız gerçekten çok acı bir durumdur ve gelecek için kötü bir örnektir." dedi.
Bir gerçeği açıklamak zorunda olduğunu ifade eden Erdoğan, "İlgili ülkeler gücenmesin, dost acı söyler ama gerçeği söyler. Bilir misiniz Irak'ta ve Suriye'de, bizim terör örgütü olarak ilan ettiğimiz örgütlerin elinde, dostlarımızın ürettiği silahların çıktığını ve bu silahlar seri numaralarına varıncaya kadar hepsi bizde mevcut. Ama biz bunu kendilerine söylediğimiz zaman hiç ilgilenmiyorlar. Birileri kalkıyor diyor ki 'Onlar eski dönemde verilmiş silahtı'. Öbürleri diyor ki 'Biz PYD'yi, YPG'yi terör örgütü olarak kabul etmiyoruz'. Niye? Çünkü onlar DEAŞ'a karşı savaşıyorlar. O zaman El Nusra'yı da kabul etme. El Nusra da DEAŞ'a karşı savaşıyor. Bir terörist, bir başka teröriste karşı savaşıyor diye, buna iyi diyebilir misiniz? Biz şu anda Suriye ve Irak'ta bunu görüyoruz." diye konuştu.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
