2020-01-28 - 14:00
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'ndaki konuşmasında gündeme ilişkin görüşlerini dile getirdi.
Elazığ ve Malatya'daki depreme değinen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hayatını kaybeden vatandaşlara rahmet, yaralılara da şifa dileğinde bulundu. Kılıçdaroğlu, bu coğrafyada yaşayan insanların tasada ve üzüntüde bir bütün olduğunu ve siyasi görüşü ne olursa olsun açılan yaraları kapatmaya çalıştığını vurguladı.
CHP'li belediyelerin deprem bölgesine büyük yardımlar yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Hizmet araçları, ambulanslar, kurtarma ekipleri, battaniye, elektrikli soba, kuru gıda ve sıcak yemeğe kadar belediyelerimiz çadır kurarak vatandaşlarımızın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek yardımlar yaptı. Bu vesileyle bütün belediye başkanlarımıza yürekten teşekkür ediyorum." diye konuştu.
Her yıl Ocak ayında yılbaşı nedeniyle kutlamalar yapıldığını ve insanların bir araya geldiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ancak Ocak ayının tarihimizde acı günleri var. Onat Kutlar, Yasemin Cebenoyan, Metin Göktepe, Hırant Dink, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy ve Gaffar Okan bir ocak ayında öldürüldü. Bu insanlar bilimsel eserleriyle, gazetedeki yazılarıyla, konuşmalarıyla, sanatı ve birikimiyle topluma önder kişilerdi. Toplumu aydınlatan kişilerdi. Ellerindeki meşale ile toplumun önderi konumundaydılar bu insanlar. Fakat terör bu insanları aramızdan ayırdı. Terör ayırdı ama onların ilkelerini yaşatmak hepimizin boynun borcudur. Aynı yolda azim ve kararlıkla devam etmek hepimizin ortak görevidir. İstedikleri kadar katliam yapabilirler ama Türkiye'yi çağdaş uygarlığa ulaştırıncaya kadar biz inandığımız yoldan ve inandığımız ülküden asla dönmeyeceğiz."
Osman Kavala davasına da değinen Kılıçdaroğlu, "Osman Kavala tam 819 gündür hücrede tutuluyor. Vicdanı olan herkes Kavala'ya haksızlık yapıldığını biliyor. En son AİHM 'bu kadar da olmaz' dedi. 10 Aralık İnsan Hakları gününde Osman Kavala'Inın tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.
Devletle siyasi partiler arasındaki ilişkilere dikkati çeken Kemal Kılıçdaroğlu, "Devlet sürekli ve bakidir. Devletimizin bayrağı, vatanımızın sınırları, tasada ve kıvançta beraber olmamızı sağlayan, adaleti sağlayan bir Anayasamız var. Anayasa devletin omurgasını belirliyor. Yasama ve yargı organının görevlerini belirliyor. Dolayısıyla devlet baki ve süreklidir ama devleti yönetmek üzere halk siyasi partilere yetki verir, siyasi partiler iktidar olurlar. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Egemenlik padişahın, sultanın değil, milletin ise o zaman demokrasiyi güçlendirmek ve devleti topluma hizmet eder hale getirmek gerekiyor. Devlet bir baskı aracı değil, topluma hizmet etmelidir." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin güzel bir coğrafya ve güzel insanlara sahip olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, Elazığ ve Malatya depremindeki dayanışma ruhunun bunun göstergesi olduğunu dile getirdi.
Elazığ depreminde farklı görüşte birçok insan ve sivil toplumun, birlikte olmanın örneklerini verdiğini vurgulayan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Hiçbir ayrım gütmeden, huzur ve barış içinde yaşamak istiyoruz. Huzurlu bir Türkiye istiyoruz. Gelecek kaygısı olmayan güven içinde yaşayan bir toplum istiyoruz. Gelecek kaygılarımız değil, gelecek ideallerimiz olmalı. Türkiye'yi nasıl büyütürüz, nasıl görkemli bir ülke haline getiririz. Nasıl söz sahibi yaparız? Bunlar için çalışmalıyız. İnsanlarımızda gelecek umudu olmalı, bunun için çalışıp demokrasiyi inşa etmeliyiz. Adaletli bir devlet istiyoruz. Devletin dini adalettir. Adaleti sağlamak bütün siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin ortak görüşü olmak zorundadır. Adaletsiz bir toplum kendi içinde barışı sağlayamaz. Hukuku ve adaleti önce kendi coğrafyamızda, kendi evimize mahallemize taşımak zorundayız. Herkesin işi aşı olsun istiyoruz. Anneler huzur içinde çocuklarını okula göndersin istiyoruz. "
Çalışan herkesin alın terinin karşılığını almasını, mutfaklarda yangın değil bereket olmasını, üniversitelerin bilgi üretmesini, kimsenin inancından, kimliğinden dolayı ötekileştirilmemesini, huzur içinde yaşamasını istediklerini belirten Kılıçdaroğlu, siyasetin konusunun kişinin kimliği, yaşam tarzıyla uğraşmak olmadığını ifade etti. Kemal Kılıçdaroğlu siyaset anlayışlarının, kişinin mutluluğu üzerine inşa edildiğinin altını çizdi.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, temiz, güzel bir çevrede, depreme dayanıklı, güvenceli evlerde, kentlerde yaşamak istediklerini dile getirdi.
Verginin hakça, yerinde kullanılması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, vergiyi, daha güzel Türkiye inşa etmek, fakirliği, fukaralığı yok etmek, bilime önem vermek, bilim insanlarının önünü açmak ve köylerin yolsuz kalmaması için verdiklerini anlattı.
Kılıçdaroğlu, vatani görev için askere gidildiğini, demokrasi görevi için oy kullanıldığını, güçlü bir Türkiye için de vergi ödendiğini belirtti.
İktidarda olan hiçbir siyasetçinin, kendi cebinden para harcamadığını ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bizim paramızı harcar. Biz onu iktidara getiririz; bu parayı, bu ülkenin insanlarının çıkarları için harcar. Siyasi iktidar her kuruşun hesabını millete vermek zorundadır. Benim paramı, sizin paranızı, yeni doğan çocuğun vergisini harcıyorsa, hesabını millete vermeli. Demokrasinin çıkış kaynağı da bu. Buna, devlette şeffaflık, hesap veren iktidar diyoruz. Bütün demokrasilerde her vatandaşın şu soruyu sorma hakkı var: Vergi veriyorum, paramı nereye harcadın? Bu, demokrasinin gereğidir. Benim vergimi, benim vatanım, benim insanım için kullanacaksın. Bu sorunun sorulmadığı yerde, 'bu soruyu sorarsam başım tehlikeye girer' denilen yerde, kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Bu sorunun cevabını, siyasi iktidar sürekli verir. "
Kılıçdaroğlu, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra Başbakan Bülent Ecevit döneminde, depremin yaralarını tamir etmek için deprem vergisi ile ilgili yasanın çıkarıldığını; ek gelir, kurumlar, emlak, motorlu taşıtlar vergileri, özel iletişim vergisi alındığını, büyük ölçüde yaraların sarıldığını anımsattı.
Deprem vergilerinin nerelere harcandığına dair de Başbakanlığın internet sitesinden zaman zaman bilgi verildiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, 2004'te diğer ek vergilerin kalkmasına rağmen Türkiye'de deprem riski bulunduğu gerekçesiyle Özel İletişim Vergisi'nin kalıcı hale getirdiğini söyledi.
CHP lideri Kılıçdaroğlu, 2004-2019 yılları arasında vatandaştan 65 milyar lira deprem vergisi toplandığını, bunun 34 milyar dolar anlamına geldiğini bildirdi. Kılıçdaroğlu, depremin yaralarını sarmak, kentleri depreme dayanıklı hale getirmek için bu vergileri ödediklerini, deprem varsa, can, mal kaybı olmaması için milletin bu fedakarlığa katlandığını dile getirdi.
Kemal Kılıçdaroğlu, eski CHP Elazığ Milletvekili Ali Özcan'ın, 2016'da, Elazığ'ın İstanbul'dan sonra deprem konusunda en riskli ikinci il olduğunu belirttiğini, bununla ilgili verdiği araştırma önergesinin reddedildiğini işaret etti.
Kılıçdaroğlu, 3 ay önce de deprem dolayısıyla alınması gereken önlemlere ilişkin araştırma önergesinin de AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildiğini belirterek, "Depremde ölenlerin bütün günahı onların boynundadır." değerlendirmesinde bulundu.
Deprem öncesinde, deprem sırasında ve depremden sonra da bu konunun tartışılmadığını savunan Kılıçdaroğlu, bir sorun varsa bu soruna akılcı yaklaşmak gerektiğini vurguladı.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bilim adamlarının görevini yaptığını, "Buradan fay hattı geçiyor" dediğini kaydederek, "Fay hattı geçiyorsa, binalar yapılırken nasıl yapılması gerektiği konusunda belediye görevini yapıyor mu? Yapmıyor. Siyaseti kirlilikten arındırmamız lazım. Vicdanı olan herkesin şu soruyu sorması lazım, bu milletten topladığın 34 milyar dolarlık deprem vergisini nereye harcadın?" diye konuştu.
Depremin durdurulamayacağını, önlem alınarak zararlarının hafifletilebileceğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Türkiye'den daha fazla ve şiddetli depremler yaşamasına rağmen Japonya'da insanların burunlarının bile kanamadığını belirtti.
Kılıçdaroğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un İstanbul'da geçen yıl meydana gelen 5,8 şiddetindeki deprem sonrasında "14 okulda eğitime ara verildiği, 80 kamu binası ve 53 okulun incelendiği" yönünde açıklama yaptığını anımsattı.
Söz konusu binalara ilişkin incelemelerin 17 Ağustos depreminin yaşandığı 1999 yılından bu yana yapılmamasını eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Ağustos depreminden en çok etkilenen illerden biri olan Sakarya'da da hasarlı okulların yıllarca kullanıldığını savundu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin depreme karşı önlem almak zorunda olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
"Bizde hafif yer sarsıldığı zaman neden çoluk çocuğumuz, bir sürü insan hayatını kaybediyor? Sorumlusu siyaset kurumudur; kaynağı yerinde harcamamasıdır. Önlemin nasıl alınacağı belli. Japonya nasıl yapıyorsa aynısını yap. Depreme dayanıklı okullar, binalar, evler, hastaneler yap. İstanbul'da hala 1999'dan bu yana el atılmamış okullar var. Sakarya'da da öyle. Yazık günah değil mi?"
Deprem sonrası kriz yönetimi için bakanların bölgeye gittiklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Neyi yöneteceksin? Adam yer altında, ölmüş. Zaten insanlar onları kurtarmaya koşuyor. Sen daha önceden bu evler yıkılmasın diye bir önlem aldın mı? Hayır almıyor. O, suçu Allah'a yüklüyor. 'Takdir-i ilahi'. Kardeşim önlem alacaksın. Evi dayanıklı hale getireceksin. Allah sana aklı niye verdi? Japon'a veriyor da sana mı vermedi? Orada insan ölmüyor da burada niye ölüyor?" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, devletin liyakatli kadrolarla yönetilmesi ve her kuruşun hesabının vatandaşa verilmesi gerektiğini dile getirdi.
Liyakatin aynı zamanda devleti yönetenlerin kul hakkı yememesi olduğunu da söyleyen Kılıçdaroğlu, devletin lafla değil, bilgi, erdem, ahlak ve vatandaşa saygıyla yönetilmesinin önemini vurguladı.
Kılıçdaroğlu, devleti yönetenlerin ülkenin sadece bugününe ilişkin değil, 50 yıl, 100 yıl sonra nereye gideceğini hesaplayarak adım atmaları gerektiğini belirterek, "Binalar niye yıkılıyor? O çürük binaları kim yaptı? Yapılmasına kim izin verdi? Beyler iktidarda bunu sormuyorlar." sözlerini sarf etti.
Devlet yönetiminde liyakatin, ülke için gelecek perspektifi belirlenmesini gerektirdiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Devlette liyakati de bitirdiler, her şeye bir kişi karar veriyor. Bizim atalarımız boşuna mı demiş, 'akıl akıldan üstündür'. Vazgeçtik ondan. Bir akıl var, her şeyin üstünde. 'Sus' deyince herkes susacak, 'konuş' deyince konuşacak, 'kadınlar 3 doğum yapacak', 'etek boyu şu olacak'... Kimsin sen? İnsanların inancıyla, kimliğiyle, yaşam tarzıyla uğraşırsın? O insanın karnı doyuyor mu, evinde huzur var mı yok mu, o insan çocuğunu okula gönderirken harçlık veriyor mu vermiyor mu bunu sorsana."
Kemal Kılıçdaroğlu, Rus doğal gazının, Türkiye'de Avrupa'dan pahalı olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, devlet yöneticilerinin vatandaşına yalan söylememesi gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl İstanbul'da gerçekleşen deprem sonrası toplanma alanlarına ilişkin açıklamasını anımsattı.
Kılıçdaroğlu ayrıca, Tank Paleti Fabrikası ile 15 Temmuz ve Beşiktaş'taki şehitlerin yakınları ile gaziler için toplanan yardım paralarına yönelik gelişmeleri takip edeceklerini söyledi.
CHP'li belediyelerin deprem bölgesine büyük yardımlar yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Hizmet araçları, ambulanslar, kurtarma ekipleri, battaniye, elektrikli soba, kuru gıda ve sıcak yemeğe kadar belediyelerimiz çadır kurarak vatandaşlarımızın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek yardımlar yaptı. Bu vesileyle bütün belediye başkanlarımıza yürekten teşekkür ediyorum." diye konuştu.
Her yıl Ocak ayında yılbaşı nedeniyle kutlamalar yapıldığını ve insanların bir araya geldiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ancak Ocak ayının tarihimizde acı günleri var. Onat Kutlar, Yasemin Cebenoyan, Metin Göktepe, Hırant Dink, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy ve Gaffar Okan bir ocak ayında öldürüldü. Bu insanlar bilimsel eserleriyle, gazetedeki yazılarıyla, konuşmalarıyla, sanatı ve birikimiyle topluma önder kişilerdi. Toplumu aydınlatan kişilerdi. Ellerindeki meşale ile toplumun önderi konumundaydılar bu insanlar. Fakat terör bu insanları aramızdan ayırdı. Terör ayırdı ama onların ilkelerini yaşatmak hepimizin boynun borcudur. Aynı yolda azim ve kararlıkla devam etmek hepimizin ortak görevidir. İstedikleri kadar katliam yapabilirler ama Türkiye'yi çağdaş uygarlığa ulaştırıncaya kadar biz inandığımız yoldan ve inandığımız ülküden asla dönmeyeceğiz."
Osman Kavala davasına da değinen Kılıçdaroğlu, "Osman Kavala tam 819 gündür hücrede tutuluyor. Vicdanı olan herkes Kavala'ya haksızlık yapıldığını biliyor. En son AİHM 'bu kadar da olmaz' dedi. 10 Aralık İnsan Hakları gününde Osman Kavala'Inın tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.
Devletle siyasi partiler arasındaki ilişkilere dikkati çeken Kemal Kılıçdaroğlu, "Devlet sürekli ve bakidir. Devletimizin bayrağı, vatanımızın sınırları, tasada ve kıvançta beraber olmamızı sağlayan, adaleti sağlayan bir Anayasamız var. Anayasa devletin omurgasını belirliyor. Yasama ve yargı organının görevlerini belirliyor. Dolayısıyla devlet baki ve süreklidir ama devleti yönetmek üzere halk siyasi partilere yetki verir, siyasi partiler iktidar olurlar. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Egemenlik padişahın, sultanın değil, milletin ise o zaman demokrasiyi güçlendirmek ve devleti topluma hizmet eder hale getirmek gerekiyor. Devlet bir baskı aracı değil, topluma hizmet etmelidir." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin güzel bir coğrafya ve güzel insanlara sahip olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, Elazığ ve Malatya depremindeki dayanışma ruhunun bunun göstergesi olduğunu dile getirdi.
Elazığ depreminde farklı görüşte birçok insan ve sivil toplumun, birlikte olmanın örneklerini verdiğini vurgulayan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Hiçbir ayrım gütmeden, huzur ve barış içinde yaşamak istiyoruz. Huzurlu bir Türkiye istiyoruz. Gelecek kaygısı olmayan güven içinde yaşayan bir toplum istiyoruz. Gelecek kaygılarımız değil, gelecek ideallerimiz olmalı. Türkiye'yi nasıl büyütürüz, nasıl görkemli bir ülke haline getiririz. Nasıl söz sahibi yaparız? Bunlar için çalışmalıyız. İnsanlarımızda gelecek umudu olmalı, bunun için çalışıp demokrasiyi inşa etmeliyiz. Adaletli bir devlet istiyoruz. Devletin dini adalettir. Adaleti sağlamak bütün siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin ortak görüşü olmak zorundadır. Adaletsiz bir toplum kendi içinde barışı sağlayamaz. Hukuku ve adaleti önce kendi coğrafyamızda, kendi evimize mahallemize taşımak zorundayız. Herkesin işi aşı olsun istiyoruz. Anneler huzur içinde çocuklarını okula göndersin istiyoruz. "
Çalışan herkesin alın terinin karşılığını almasını, mutfaklarda yangın değil bereket olmasını, üniversitelerin bilgi üretmesini, kimsenin inancından, kimliğinden dolayı ötekileştirilmemesini, huzur içinde yaşamasını istediklerini belirten Kılıçdaroğlu, siyasetin konusunun kişinin kimliği, yaşam tarzıyla uğraşmak olmadığını ifade etti. Kemal Kılıçdaroğlu siyaset anlayışlarının, kişinin mutluluğu üzerine inşa edildiğinin altını çizdi.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, temiz, güzel bir çevrede, depreme dayanıklı, güvenceli evlerde, kentlerde yaşamak istediklerini dile getirdi.
Verginin hakça, yerinde kullanılması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, vergiyi, daha güzel Türkiye inşa etmek, fakirliği, fukaralığı yok etmek, bilime önem vermek, bilim insanlarının önünü açmak ve köylerin yolsuz kalmaması için verdiklerini anlattı.
Kılıçdaroğlu, vatani görev için askere gidildiğini, demokrasi görevi için oy kullanıldığını, güçlü bir Türkiye için de vergi ödendiğini belirtti.
İktidarda olan hiçbir siyasetçinin, kendi cebinden para harcamadığını ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bizim paramızı harcar. Biz onu iktidara getiririz; bu parayı, bu ülkenin insanlarının çıkarları için harcar. Siyasi iktidar her kuruşun hesabını millete vermek zorundadır. Benim paramı, sizin paranızı, yeni doğan çocuğun vergisini harcıyorsa, hesabını millete vermeli. Demokrasinin çıkış kaynağı da bu. Buna, devlette şeffaflık, hesap veren iktidar diyoruz. Bütün demokrasilerde her vatandaşın şu soruyu sorma hakkı var: Vergi veriyorum, paramı nereye harcadın? Bu, demokrasinin gereğidir. Benim vergimi, benim vatanım, benim insanım için kullanacaksın. Bu sorunun sorulmadığı yerde, 'bu soruyu sorarsam başım tehlikeye girer' denilen yerde, kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Bu sorunun cevabını, siyasi iktidar sürekli verir. "
Kılıçdaroğlu, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra Başbakan Bülent Ecevit döneminde, depremin yaralarını tamir etmek için deprem vergisi ile ilgili yasanın çıkarıldığını; ek gelir, kurumlar, emlak, motorlu taşıtlar vergileri, özel iletişim vergisi alındığını, büyük ölçüde yaraların sarıldığını anımsattı.
Deprem vergilerinin nerelere harcandığına dair de Başbakanlığın internet sitesinden zaman zaman bilgi verildiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, 2004'te diğer ek vergilerin kalkmasına rağmen Türkiye'de deprem riski bulunduğu gerekçesiyle Özel İletişim Vergisi'nin kalıcı hale getirdiğini söyledi.
CHP lideri Kılıçdaroğlu, 2004-2019 yılları arasında vatandaştan 65 milyar lira deprem vergisi toplandığını, bunun 34 milyar dolar anlamına geldiğini bildirdi. Kılıçdaroğlu, depremin yaralarını sarmak, kentleri depreme dayanıklı hale getirmek için bu vergileri ödediklerini, deprem varsa, can, mal kaybı olmaması için milletin bu fedakarlığa katlandığını dile getirdi.
Kemal Kılıçdaroğlu, eski CHP Elazığ Milletvekili Ali Özcan'ın, 2016'da, Elazığ'ın İstanbul'dan sonra deprem konusunda en riskli ikinci il olduğunu belirttiğini, bununla ilgili verdiği araştırma önergesinin reddedildiğini işaret etti.
Kılıçdaroğlu, 3 ay önce de deprem dolayısıyla alınması gereken önlemlere ilişkin araştırma önergesinin de AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildiğini belirterek, "Depremde ölenlerin bütün günahı onların boynundadır." değerlendirmesinde bulundu.
Deprem öncesinde, deprem sırasında ve depremden sonra da bu konunun tartışılmadığını savunan Kılıçdaroğlu, bir sorun varsa bu soruna akılcı yaklaşmak gerektiğini vurguladı.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bilim adamlarının görevini yaptığını, "Buradan fay hattı geçiyor" dediğini kaydederek, "Fay hattı geçiyorsa, binalar yapılırken nasıl yapılması gerektiği konusunda belediye görevini yapıyor mu? Yapmıyor. Siyaseti kirlilikten arındırmamız lazım. Vicdanı olan herkesin şu soruyu sorması lazım, bu milletten topladığın 34 milyar dolarlık deprem vergisini nereye harcadın?" diye konuştu.
Depremin durdurulamayacağını, önlem alınarak zararlarının hafifletilebileceğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Türkiye'den daha fazla ve şiddetli depremler yaşamasına rağmen Japonya'da insanların burunlarının bile kanamadığını belirtti.
Kılıçdaroğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un İstanbul'da geçen yıl meydana gelen 5,8 şiddetindeki deprem sonrasında "14 okulda eğitime ara verildiği, 80 kamu binası ve 53 okulun incelendiği" yönünde açıklama yaptığını anımsattı.
Söz konusu binalara ilişkin incelemelerin 17 Ağustos depreminin yaşandığı 1999 yılından bu yana yapılmamasını eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Ağustos depreminden en çok etkilenen illerden biri olan Sakarya'da da hasarlı okulların yıllarca kullanıldığını savundu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin depreme karşı önlem almak zorunda olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
"Bizde hafif yer sarsıldığı zaman neden çoluk çocuğumuz, bir sürü insan hayatını kaybediyor? Sorumlusu siyaset kurumudur; kaynağı yerinde harcamamasıdır. Önlemin nasıl alınacağı belli. Japonya nasıl yapıyorsa aynısını yap. Depreme dayanıklı okullar, binalar, evler, hastaneler yap. İstanbul'da hala 1999'dan bu yana el atılmamış okullar var. Sakarya'da da öyle. Yazık günah değil mi?"
Deprem sonrası kriz yönetimi için bakanların bölgeye gittiklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Neyi yöneteceksin? Adam yer altında, ölmüş. Zaten insanlar onları kurtarmaya koşuyor. Sen daha önceden bu evler yıkılmasın diye bir önlem aldın mı? Hayır almıyor. O, suçu Allah'a yüklüyor. 'Takdir-i ilahi'. Kardeşim önlem alacaksın. Evi dayanıklı hale getireceksin. Allah sana aklı niye verdi? Japon'a veriyor da sana mı vermedi? Orada insan ölmüyor da burada niye ölüyor?" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, devletin liyakatli kadrolarla yönetilmesi ve her kuruşun hesabının vatandaşa verilmesi gerektiğini dile getirdi.
Liyakatin aynı zamanda devleti yönetenlerin kul hakkı yememesi olduğunu da söyleyen Kılıçdaroğlu, devletin lafla değil, bilgi, erdem, ahlak ve vatandaşa saygıyla yönetilmesinin önemini vurguladı.
Kılıçdaroğlu, devleti yönetenlerin ülkenin sadece bugününe ilişkin değil, 50 yıl, 100 yıl sonra nereye gideceğini hesaplayarak adım atmaları gerektiğini belirterek, "Binalar niye yıkılıyor? O çürük binaları kim yaptı? Yapılmasına kim izin verdi? Beyler iktidarda bunu sormuyorlar." sözlerini sarf etti.
Devlet yönetiminde liyakatin, ülke için gelecek perspektifi belirlenmesini gerektirdiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Devlette liyakati de bitirdiler, her şeye bir kişi karar veriyor. Bizim atalarımız boşuna mı demiş, 'akıl akıldan üstündür'. Vazgeçtik ondan. Bir akıl var, her şeyin üstünde. 'Sus' deyince herkes susacak, 'konuş' deyince konuşacak, 'kadınlar 3 doğum yapacak', 'etek boyu şu olacak'... Kimsin sen? İnsanların inancıyla, kimliğiyle, yaşam tarzıyla uğraşırsın? O insanın karnı doyuyor mu, evinde huzur var mı yok mu, o insan çocuğunu okula gönderirken harçlık veriyor mu vermiyor mu bunu sorsana."
Kemal Kılıçdaroğlu, Rus doğal gazının, Türkiye'de Avrupa'dan pahalı olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, devlet yöneticilerinin vatandaşına yalan söylememesi gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl İstanbul'da gerçekleşen deprem sonrası toplanma alanlarına ilişkin açıklamasını anımsattı.
Kılıçdaroğlu ayrıca, Tank Paleti Fabrikası ile 15 Temmuz ve Beşiktaş'taki şehitlerin yakınları ile gaziler için toplanan yardım paralarına yönelik gelişmeleri takip edeceklerini söyledi.
