2022-06-16 - 16:00
TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından hazırlanan "Ege Denizi'ndeki Geri İtmeler ve Boğulan İnsan Hakları Özel Raporu"nun kamuoyuna duyurulması programında konuştu.
Kamu Denetçiliği Kurumunca hazırlanan "Ege Denizi'ndeki Geri İtmeler ve Boğulan İnsan Hakları Özel Raporu", TBMM Tören Salonu'nda düzenlenen etkinlikle kamuoyuna duyuruldu.
Saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı'nın okunması ve rapora ilişkin sunumla başlayan programa, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yüksek yargı organları başkanları, TBMM'deki bazı komisyon başkanları, milletvekilleri, Kamu Denetçiliği Kurumu Başdenetçisi Şeref Malkoç ve davetliler katıldı.
Törende konuşan TBMM Başkanı Mustafa Şentop, bu konunun sadece geri itme değil, insanlık meselesi olduğunu vurgulayarak raporla bu uygulamaları yapanların, başta Yunanistan olmak üzere yüzlerine vurulması, tüm dünyaya ifşa edilmesi gerektiğini söyledi. Şentop, raporun İngilizcesinin de Türkçesi gibi geniş şekilde hazırlanması gerektiğini belirtti. Kamu Denetçiliği Kurumunun bu raporunun hem Türkiye hem de dünya kamuoyuna sunulacağını anlatan Şentop, konuyu birçok uluslararası toplantıda, son olarak Madrid'de gündeme getirdiğini ifade etti. Şentop, "Bunun önemli etkileri oldu. Çoğu bunları görmemiş. İnsanlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse diğerlerine sağırdır. O tarafa bakmıyorlar." diye konuştu.
Meclis Başkanı Şentop, TBMM'nin ev sahipliğinde "göç" başlıklı parlamentolar arası birlik toplantısının İstanbul'da yapılacağını, toplantıya 50 ülke parlamentosundan katılım olacağını, konuları farklı başlıklar üzerinden konuşacaklarını aktardı. Meselenin göç, mülteci ve göçmen meselesi olmaktan çıktığına işaret eden Şentop, Türkiye'nin 10 yıldır yoğunlaşan bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldığını ve en çok göçmen barındıran ülke olduğunu vurguladı. Şentop, sadece Türkiye'nin değil, bütün dünyanın meselesi olan göçün en önemli sebebinin, mültecilerin doğdukları topraklarda insanca ve güven içerisinde yaşayabilme imkanını bulamamaları olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
"Bunun en aktüel sebebi, onların yaşadıkları ülkelerin Batılı ülkeler tarafından yaşanılmaz hale getirilmesidir. Afganistan, Suriye, Irak'tan niye göç ediyorlar, Afrika ülkelerinden niye göç ediyorlar? Yüzyıllardır Batılıların, bu ülkelerin yer altı ve yer üstü ile insan kaynaklarını sömürmesi neticesinde bu ülkelerin insanca yaşanabilir olmaktan çıkması. Buralarda yaşayamıyorlar, yaşanabilir olduğunu düşündükleri coğrafyalara doğru bir demografik hareket var. Bunun Türkiye'nin sorunu olmadığını, bu meselenin maliyetinin, maddi ve manevi anlamda söylüyorum, Türkiye'nin üzerinde kalmasının, uluslararası anlamda büyük bir haksızlık olduğunu ifade ediyoruz."
TBMM Başkanı Şentop, Avrupa'nın, Ukrayna'dan gelen göç dalgasıyla karşı karşıya kalmasını "kaderin cilvesi" olarak nitelendirerek "Afrika'dan, Asya'dan, Orta Doğu'dan gelen mültecileri itmeye çalışanlar, bu sefer doğudan, Ukrayna'dan gelen mülteci dalgasıyla karşı karşıya kaldılar. Çok ani, çok hızlı gelişen, çok yoğun bir göç dalgası." dedi.
Avrupalıların, beyaz ve Hristiyan mültecilere farklı yaklaştığına dikkati çeken Şentop, ancak Almanya'da birçok düşünce kuruluşunun, göçmenlere yönelik en düşük maliyet tutarlarını hesapladığını, bunlara ilişkin çalışmalarını açıkladığını aktardı. Şentop, söz konusu mültecilerin, Bulgaristan ve Makedonya'daki az nüfuslu bölgelerde yaşamaları halinde çıkacak maliyetin hesaplandığını da söyledi.
Göçün son zamanlarda artmasının çok daha temel bir sebebi bulunduğunu, bunun buz dağının deniz üzerinde görülen kısmı olduğunu vurgulayan Şentop, çok büyük bir demografik hareket yaşandığını ifade etti.
Dünya nüfusunun kıtalara göre dağılımının 1950'lerden itibaren değişim göstermeye başladığını anlatan Şentop, gelecek 25-50 yıllık projeksiyonlarda Avrupa'da, dünya nüfusunun sadece yüzde 5'inin yer alacağının öngörüldüğünü bildirdi. Avrupa nüfusunda görülecek azalmaya işaret eden Şentop, öte yandan dünya tarihinde, zenginliğin olduğu yerlere doğru nüfusun gittiğini dile getirdi. Şentop, "İşte bugün yaşamış olduğumuz bu göç hareketleri, esasen tabiri caizse bir kitabın sadece giriş bölümü, bir takdim kısmı gibi. Önümüzdeki çeyrek asır, belki 50 yıllık bir zaman içerisinde Avrupa'nın, bugün bundan rahatsız oldukları için onları söylüyorum, daha büyük, önlenemez, karşı konulamaz bir göç dalgasına maruz kalacağını buradan biz görüyoruz, demografik gelişmeler bize bunu gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.
Yunanistan'ın mültecilere yönelik uygulamalarını anımsatan Şentop, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Avrupa'da bugün Yunanistan yapıyor bunu ama Avrupa'nın da buna göz yumduğunu çok açık görüyoruz. Frontex'in yaklaşımları, bütçesinin kabul edilmemesi, aklanmaması falan yeterli değil. Artık üstü örtülemeyecek derecede haksızlıklar, hukuksuzluklar olduğunu aslında görme anlamına da geliyor. Ama bu yeterli değil. Burada yapılanlar bir insanlık meselesi, insani bir sorun. Ama bu sadece siyasi bir sorun değil, bu aynı zamanda bir paradigma meselesi sorunu, bir kültür sorunu."
TBMM Başkanı Şentop, Avrupalıların insan hakları ve eşitlik gibi soyut kavramları somutlaştırırken kendileri gibi beyaz, Hristiyan veya Yahudi ve Avrupa sınırları içerisinde yaşayanları düşündüklerini anlattı. İnsan hakları bağlamında atıf yapılan Magna Carta'da "insan" kelimesinin bulunmadığını, sadece hür erkeklerin haklarının yer aldığını anlatan Şentop, İngilizcede insan kelimesinin 1597 yılına kadar yer almadığına dikkati çekti.
Avrupa'nın son 50 yıldır kültürel çoğulculuk yaşamaya başladığını; farklı inançların, ibadetlerin, etnik kökenlerin olduğunu fark ettiğini ancak bunu tam oturtamadığını dile getiren Şentop, şunları kaydetti:
"İşte Fransa'da bir 'Avrupa İslamı' oluşturacaklar. Müslümanlara özgürlük tanıyacaklar ama o bizim bildiğimiz Müslümanlık değil. 'Avrupa Müslümanlığı' diye bir şey olacak, o Müslümanlara din özgürlüğü tanıyacaklar. Daha bunları tartışıyorlar, bunlar ne kadar ilkel tartışmalar. Orta Çağ'da konuşulmuş, tartışılmış şeyler bunlar. Mesele sadece siyasi değil, bir paradigma meselesi, bir dünya görüşüyle alakalı ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Zaten işte bizi bu sorunlarla karşı karşıya bırakan da yüzyıllardır bu dünya görüşünün arızaları, problemleri."
Şentop, bu konunun ticari bir mesele olarak görülmesini isteyerek "Yüzyıllardır, onların bugün sahip olabilecekleri ekonomik zenginlikleri çalmışsınız, yer altı servetlerini Avrupa ve Amerika'ya götürmüşsünüz. Onlar da bunların karşılığında sizden ufak bir bedel istiyorlar. Gelip aranızda asgari insani şartlarda yaşamak istiyorlar. Bunu, yüzyıllardır yaptığınız sömürünün küçük bir bedeli, iadesi olarak düşünün, madem insan hakları bağlamında düşünemiyorsanız..." dedi.
Yeni dünyada, tüm insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğu anlayışıyla asayiş, güven ve huzurun sağlanabileceğini vurgulayan Şentop, mültecilerin geri itilmesi veya ülkelere girişine engel olunmasına harcanan paralarla bu insanların doğdukları topraklarda yaşatmanın yolunun aranması gerektiğini dile getirdi.
TBMM Başkanı Şentop, "çifte standartlar, riyakarlıklar, ikiyüzlülüklerin son bir örneğine değinmek istediğini" ifade ederek İngiltere'nin sığınmacıları Ruanda'ya göndereceği uçuşun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararıyla iptal edilmesi üzerine İngiltere'nin AİHM'den ayrılmayı tartıştığını anlattı. Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Uluslararası hukuk anlamında AİHM'in yaklaşımının doğru olduğunu, bir hukukçu olarak söyleyebilirim ama itiraz imkanları vesaire de var. AİHM'den hoşlarına gitmeyen bir karar çıkar çıkmaz hemen Mahkeme ve Sözleşme'den ayrılmayı tartışıyorlar. Türkiye yıllardır, binlerce kararını; haksız, yanlış, taraflı bulduğumuz halde uyguladı. Bu konuyu tartışacak bir ülkeyse sadece Türkiye tartışabilir çünkü çok büyük haksızlıklara, çifte standartlara maruz kaldık Türkiye olarak AİHM kararlarında. İşte son Türkiye'de tartışılan kararlar çerçevesinde, daha kendisine başvuru yapılmamış bir konu. Aynı şahısla ilgili ama birkaç farklı dava var. Bunlardan bir tanesiyle ilgili başvuru yapılmış ama diğerleriyle ilgili henüz başvuru yapılmamış. AİHM, başvuru yapılmamış davayla ilgili olarak da karar veriyor önceden, ki tarihinde benzeri yok, emsali olmayan bir karar. Bunları siyaseten değil, hukuken tartışabilecek tek ülke Türkiye'dir ama kendilerinin hoşuna gitmeyen basit bir karar çıktığı anda buradan ayrılmayı tartışan bir İngiltere ile karşı karşıyayız. Benzer bir şeyi eminim ki Fransa da Almanya da yapar karşılaşsa. Bazı ülkelerin, bazı halkların daima haklı, alacaklı; bazı ülkelerin ve bazı halkların ise sürekli borçlu, sürekli görevler ve sorumluluklarla mükellef olduğu bir dünya yok. Herkesin sorumlulukları ve hakları var."
Raporun hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür eden Şentop, raporun her kesime duyurulmasının önemine işaret etti.
Programda konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise son günlerde göç konusunun her gün gündemde olduğunu söyledi.
Afganistan'daki savaşın, Pakistan'daki yokluğun, Filistin'deki insanlık katliamının, Suriye'nin ve Irak'ın PKK, PYD, DEAŞ tarafından örselenmesinin sebebinin Türkiye olmadığını belirten Soylu, "Evrensel hukuk kurallarını ortaya koyan efendiler, Suriye'de gerçekleşenlere, evlatlarını kimyasal bombaların altında arayanlara, annelerini, babalarını kaybedenlere niçin çare olmazlar?" diye sordu.
Yunanistan'ı göçmenler ve geri itme konusunda eleştiren Soylu, "Avrupa Birliği (AB) Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansının Frontex diye bir kurumu var. Frontex yeni bir engizisyondur, Batı'nın yüz karasıdır. Bu kurumu kapatmadıkça o karar Batı'nın bütün ülkelerine bulaşacaktır. Bu kurumun başındaki kişinin atılması için elimizden gelen bütün gayreti gösterdik ve başardık çünkü bu katliamların sorumlusudur. Göz yummuştur." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 2011 yılından itibaren ölümden kaçanlara sınırlarını açtığını anımsatan Soylu, "O insanlara Türkiye sahip çıktı. 2011'den itibaren planlanmamış hiçbir adım atmadık. Sınırlarımıza gelenlerin kayıtlarını aldık. Bütün sağlıkla ilgili adımlarımızın tamamını gerçekleştirdik. Batıda hiçbir kimsenin aklına gelmeyen her şeyi tam da medeniyetimize, dinimize, milliyetimize, inancımıza ve bu coğrafyaya uygun gerçekleştirdik." sözlerini sarf etti.
Soylu, Türkiye'nin kendisine sığınanlara sahip çıktığını dile getirerek "Türkiye'de 700 bin çocuk doğdu, doğru. Doğmasaydı ne olacaktı bu çocuklar? Ölecekler veya öldürüleceklerdi. Biz millet olarak gelecek neslimize çok önemli bir miras ve emanet bırakıyoruz. Soysuzlar ne ortaya koyarlarsa koysunlar, biz gereğini yapıyoruz, gereğini yapmaya devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'nin AB ile 18 Mart'ta imzaladığı mutabakata uyduğunu, gereken her şeyi yaptığını vurgulayan Soylu, AB'nin mutabakata göre üzerine düşeni yerine getirmediğini söyledi. Soylu, 2020, 2021, 2022'de Batı'ya gitmeye çalışan 45 bin insanın geri itildiğini, bazılarının botunun batırıldığını, bazılarına plastik mermiyle ateş edildiğini, bazılarının ise plastik kelepçelerle ellerinin bağlanarak denizin ortasına bırakıldığını anlattı. Batı'nın bu insanlık dışı manzaralara karşı sessiz kaldığını dile getiren Soylu, şöyle devam etti:
"Bunlardan bir tanesini biz yapmış olsaydık, bizi çarmıha gererlerdi. Biz insan bir milletiz. Hiçbir zaman bu hassasiyetimizi unutmamamız gerekiyor. 18 Mart mutabakatında, 'Gümrük Birliğini genişleteceğiz', 'Yeniden fasıllar açacağız', "Vize serbestisi getireceğiz" dediler, yapmadılar. Bu insanların hakkını onlarda bırakmayacağız."
Geri itmelerin kaynağına değinen Soylu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Müracaat edenler, gelenler ve tespit ettiklerinizden uluslararası korumaya, ilticaya başvuranları varsa bunları bize gönderemezsiniz. Onları siz kendiniz uluslararası kurallar çerçevesinde değerlendireceksiniz. 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020'de toplam 3 bin 746 kişi ancak tespit edilebildi. Ne zaman insanlık dışı davranışlar başladı; Yunanistan'daki muhatabımıza dedim ki 'Biz artık sizin bize gönderdiklerinizi almayız. Ne zaman bunu durdurursanız, ne zaman insanlara yaptığınız işkenceye son verirseniz, döner alırız.' 1,5 yıldır kimseyi almıyoruz çünkü oraya başvuranların kayıtlarını uluslararası korumaya başvurmasını engelleyebilmek için almıyorlar. Bu kadar basit ve net. Çözümü nasıl bulmuşlar? Çözümü insanları iterek, çözümü insanları öldürerek, çözümü insanları korkutarak, bir şekilde oraya gelmesini engellemek üzere bulmuşlar."
İçişleri Bakanı Soylu, Türkiye'de şu anda kayıtlı 3 milyon 700 binin üzerinde Suriyeli olduğuna işaret etti. Türkiye'de geçici koruma statüsünde ve uluslararası korumaya başvurmuş 4 milyon 100 bin civarında insan bulunduğunu anlatan Soylu, "Türkiye, 2011 yılının başından itibaren bir göç politikasıyla sorumluluğunu, insaniliğini bilen, İslami değerlerin kendisine emrettiği hükümlere, milliyetine, maneviyatına uygun bir şekilde çabalarını devam ettirmektedir." diye konuştu.
Soylu, geri gönderilen yabancı sayısına ilişkin şu bilgileri paylaştı:
"2016 yılından, 15 Temmuz'dan itibaren Afganistan, Pakistan ve Afrika başta olmak üzere kimseyi incitmeden, uluslararası kurallara, uluslararası sözleşmelere göre, o ülkelerle anlaşma yaparak gönderdiğimiz insan sayısı 335 bin, 28 bini de terke davet ettik, onlar da gittiler. 362 bin insanı biz insanlığa uygun bir şekilde gönderdik. Yunanistan bunu yapabilir, Avrupa Yunanistan'ı bunu yapmaya davet edebilir. Neden davet etmiyorlar? Biz bu kavgada insanlık tarafındayız, hak, hukuk tarafındayız."
Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç ise Kamu Denetçiliği Kurumunun bir hak arama kurumu olduğunu, hazırladığı raporlarla geniş hak kitlelerini ilgilendiren konularda kamuoyunda farkındalık oluşturmaya çalıştığını söyledi.
Göçmenlerin yaşadığı sıkıntılara değinen Malkoç, "Biz bu çalışmayı yaparken insan adına, insan onuru adına utanılacak ne varsa yaşanıldığını gördük. Ege'de Yunanlı görevliler sadece mültecileri geri itmiyor, insanlığı da geri itiyorlar. Ege'de insanlığın boğulduğunu gördük. Yunan yetkililer tasarlayarak işliyorlar bu suçları. Dünyanın gözünün içine baka baka yapıyorlar bunları. Daha acısı ve vahimi medeniyetinin insan hakları, hukuk ve demokrasi üzerine yükseldiğini iddia eden Frontex, Yunanlıların bu olaylarına çoğu zaman göz yummakta veya bilerek ve kasıtlı olarak suç ortağı olmaktadır." ifadelerini kullandı.
Raporu hazırlarken birçok ilde incelemelerde bulunduklarını, geri gönderme merkezindeki mağdurlarla yüz yüze konuştuklarını, birçok kurum ve kuruluşla, sivil toplum kuruluşuyla görüştüklerini kaydeden Malkoç, "Bu raporla yapılan haksızlıkları ve hukuksuzlukları tespit, kayıt ve tarihe not edelim istedik. İkinci hedefimiz ise suçluları delilleriyle tespit etmek ve bunları belgelemek idi." diye konuştu.
Saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı'nın okunması ve rapora ilişkin sunumla başlayan programa, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yüksek yargı organları başkanları, TBMM'deki bazı komisyon başkanları, milletvekilleri, Kamu Denetçiliği Kurumu Başdenetçisi Şeref Malkoç ve davetliler katıldı.
Törende konuşan TBMM Başkanı Mustafa Şentop, bu konunun sadece geri itme değil, insanlık meselesi olduğunu vurgulayarak raporla bu uygulamaları yapanların, başta Yunanistan olmak üzere yüzlerine vurulması, tüm dünyaya ifşa edilmesi gerektiğini söyledi. Şentop, raporun İngilizcesinin de Türkçesi gibi geniş şekilde hazırlanması gerektiğini belirtti. Kamu Denetçiliği Kurumunun bu raporunun hem Türkiye hem de dünya kamuoyuna sunulacağını anlatan Şentop, konuyu birçok uluslararası toplantıda, son olarak Madrid'de gündeme getirdiğini ifade etti. Şentop, "Bunun önemli etkileri oldu. Çoğu bunları görmemiş. İnsanlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse diğerlerine sağırdır. O tarafa bakmıyorlar." diye konuştu.
Meclis Başkanı Şentop, TBMM'nin ev sahipliğinde "göç" başlıklı parlamentolar arası birlik toplantısının İstanbul'da yapılacağını, toplantıya 50 ülke parlamentosundan katılım olacağını, konuları farklı başlıklar üzerinden konuşacaklarını aktardı. Meselenin göç, mülteci ve göçmen meselesi olmaktan çıktığına işaret eden Şentop, Türkiye'nin 10 yıldır yoğunlaşan bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldığını ve en çok göçmen barındıran ülke olduğunu vurguladı. Şentop, sadece Türkiye'nin değil, bütün dünyanın meselesi olan göçün en önemli sebebinin, mültecilerin doğdukları topraklarda insanca ve güven içerisinde yaşayabilme imkanını bulamamaları olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
"Bunun en aktüel sebebi, onların yaşadıkları ülkelerin Batılı ülkeler tarafından yaşanılmaz hale getirilmesidir. Afganistan, Suriye, Irak'tan niye göç ediyorlar, Afrika ülkelerinden niye göç ediyorlar? Yüzyıllardır Batılıların, bu ülkelerin yer altı ve yer üstü ile insan kaynaklarını sömürmesi neticesinde bu ülkelerin insanca yaşanabilir olmaktan çıkması. Buralarda yaşayamıyorlar, yaşanabilir olduğunu düşündükleri coğrafyalara doğru bir demografik hareket var. Bunun Türkiye'nin sorunu olmadığını, bu meselenin maliyetinin, maddi ve manevi anlamda söylüyorum, Türkiye'nin üzerinde kalmasının, uluslararası anlamda büyük bir haksızlık olduğunu ifade ediyoruz."
TBMM Başkanı Şentop, Avrupa'nın, Ukrayna'dan gelen göç dalgasıyla karşı karşıya kalmasını "kaderin cilvesi" olarak nitelendirerek "Afrika'dan, Asya'dan, Orta Doğu'dan gelen mültecileri itmeye çalışanlar, bu sefer doğudan, Ukrayna'dan gelen mülteci dalgasıyla karşı karşıya kaldılar. Çok ani, çok hızlı gelişen, çok yoğun bir göç dalgası." dedi.
Avrupalıların, beyaz ve Hristiyan mültecilere farklı yaklaştığına dikkati çeken Şentop, ancak Almanya'da birçok düşünce kuruluşunun, göçmenlere yönelik en düşük maliyet tutarlarını hesapladığını, bunlara ilişkin çalışmalarını açıkladığını aktardı. Şentop, söz konusu mültecilerin, Bulgaristan ve Makedonya'daki az nüfuslu bölgelerde yaşamaları halinde çıkacak maliyetin hesaplandığını da söyledi.
Göçün son zamanlarda artmasının çok daha temel bir sebebi bulunduğunu, bunun buz dağının deniz üzerinde görülen kısmı olduğunu vurgulayan Şentop, çok büyük bir demografik hareket yaşandığını ifade etti.
Dünya nüfusunun kıtalara göre dağılımının 1950'lerden itibaren değişim göstermeye başladığını anlatan Şentop, gelecek 25-50 yıllık projeksiyonlarda Avrupa'da, dünya nüfusunun sadece yüzde 5'inin yer alacağının öngörüldüğünü bildirdi. Avrupa nüfusunda görülecek azalmaya işaret eden Şentop, öte yandan dünya tarihinde, zenginliğin olduğu yerlere doğru nüfusun gittiğini dile getirdi. Şentop, "İşte bugün yaşamış olduğumuz bu göç hareketleri, esasen tabiri caizse bir kitabın sadece giriş bölümü, bir takdim kısmı gibi. Önümüzdeki çeyrek asır, belki 50 yıllık bir zaman içerisinde Avrupa'nın, bugün bundan rahatsız oldukları için onları söylüyorum, daha büyük, önlenemez, karşı konulamaz bir göç dalgasına maruz kalacağını buradan biz görüyoruz, demografik gelişmeler bize bunu gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.
Yunanistan'ın mültecilere yönelik uygulamalarını anımsatan Şentop, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Avrupa'da bugün Yunanistan yapıyor bunu ama Avrupa'nın da buna göz yumduğunu çok açık görüyoruz. Frontex'in yaklaşımları, bütçesinin kabul edilmemesi, aklanmaması falan yeterli değil. Artık üstü örtülemeyecek derecede haksızlıklar, hukuksuzluklar olduğunu aslında görme anlamına da geliyor. Ama bu yeterli değil. Burada yapılanlar bir insanlık meselesi, insani bir sorun. Ama bu sadece siyasi bir sorun değil, bu aynı zamanda bir paradigma meselesi sorunu, bir kültür sorunu."
TBMM Başkanı Şentop, Avrupalıların insan hakları ve eşitlik gibi soyut kavramları somutlaştırırken kendileri gibi beyaz, Hristiyan veya Yahudi ve Avrupa sınırları içerisinde yaşayanları düşündüklerini anlattı. İnsan hakları bağlamında atıf yapılan Magna Carta'da "insan" kelimesinin bulunmadığını, sadece hür erkeklerin haklarının yer aldığını anlatan Şentop, İngilizcede insan kelimesinin 1597 yılına kadar yer almadığına dikkati çekti.
Avrupa'nın son 50 yıldır kültürel çoğulculuk yaşamaya başladığını; farklı inançların, ibadetlerin, etnik kökenlerin olduğunu fark ettiğini ancak bunu tam oturtamadığını dile getiren Şentop, şunları kaydetti:
"İşte Fransa'da bir 'Avrupa İslamı' oluşturacaklar. Müslümanlara özgürlük tanıyacaklar ama o bizim bildiğimiz Müslümanlık değil. 'Avrupa Müslümanlığı' diye bir şey olacak, o Müslümanlara din özgürlüğü tanıyacaklar. Daha bunları tartışıyorlar, bunlar ne kadar ilkel tartışmalar. Orta Çağ'da konuşulmuş, tartışılmış şeyler bunlar. Mesele sadece siyasi değil, bir paradigma meselesi, bir dünya görüşüyle alakalı ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Zaten işte bizi bu sorunlarla karşı karşıya bırakan da yüzyıllardır bu dünya görüşünün arızaları, problemleri."
Şentop, bu konunun ticari bir mesele olarak görülmesini isteyerek "Yüzyıllardır, onların bugün sahip olabilecekleri ekonomik zenginlikleri çalmışsınız, yer altı servetlerini Avrupa ve Amerika'ya götürmüşsünüz. Onlar da bunların karşılığında sizden ufak bir bedel istiyorlar. Gelip aranızda asgari insani şartlarda yaşamak istiyorlar. Bunu, yüzyıllardır yaptığınız sömürünün küçük bir bedeli, iadesi olarak düşünün, madem insan hakları bağlamında düşünemiyorsanız..." dedi.
Yeni dünyada, tüm insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğu anlayışıyla asayiş, güven ve huzurun sağlanabileceğini vurgulayan Şentop, mültecilerin geri itilmesi veya ülkelere girişine engel olunmasına harcanan paralarla bu insanların doğdukları topraklarda yaşatmanın yolunun aranması gerektiğini dile getirdi.
TBMM Başkanı Şentop, "çifte standartlar, riyakarlıklar, ikiyüzlülüklerin son bir örneğine değinmek istediğini" ifade ederek İngiltere'nin sığınmacıları Ruanda'ya göndereceği uçuşun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararıyla iptal edilmesi üzerine İngiltere'nin AİHM'den ayrılmayı tartıştığını anlattı. Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Uluslararası hukuk anlamında AİHM'in yaklaşımının doğru olduğunu, bir hukukçu olarak söyleyebilirim ama itiraz imkanları vesaire de var. AİHM'den hoşlarına gitmeyen bir karar çıkar çıkmaz hemen Mahkeme ve Sözleşme'den ayrılmayı tartışıyorlar. Türkiye yıllardır, binlerce kararını; haksız, yanlış, taraflı bulduğumuz halde uyguladı. Bu konuyu tartışacak bir ülkeyse sadece Türkiye tartışabilir çünkü çok büyük haksızlıklara, çifte standartlara maruz kaldık Türkiye olarak AİHM kararlarında. İşte son Türkiye'de tartışılan kararlar çerçevesinde, daha kendisine başvuru yapılmamış bir konu. Aynı şahısla ilgili ama birkaç farklı dava var. Bunlardan bir tanesiyle ilgili başvuru yapılmış ama diğerleriyle ilgili henüz başvuru yapılmamış. AİHM, başvuru yapılmamış davayla ilgili olarak da karar veriyor önceden, ki tarihinde benzeri yok, emsali olmayan bir karar. Bunları siyaseten değil, hukuken tartışabilecek tek ülke Türkiye'dir ama kendilerinin hoşuna gitmeyen basit bir karar çıktığı anda buradan ayrılmayı tartışan bir İngiltere ile karşı karşıyayız. Benzer bir şeyi eminim ki Fransa da Almanya da yapar karşılaşsa. Bazı ülkelerin, bazı halkların daima haklı, alacaklı; bazı ülkelerin ve bazı halkların ise sürekli borçlu, sürekli görevler ve sorumluluklarla mükellef olduğu bir dünya yok. Herkesin sorumlulukları ve hakları var."
Raporun hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür eden Şentop, raporun her kesime duyurulmasının önemine işaret etti.
Programda konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise son günlerde göç konusunun her gün gündemde olduğunu söyledi.
Afganistan'daki savaşın, Pakistan'daki yokluğun, Filistin'deki insanlık katliamının, Suriye'nin ve Irak'ın PKK, PYD, DEAŞ tarafından örselenmesinin sebebinin Türkiye olmadığını belirten Soylu, "Evrensel hukuk kurallarını ortaya koyan efendiler, Suriye'de gerçekleşenlere, evlatlarını kimyasal bombaların altında arayanlara, annelerini, babalarını kaybedenlere niçin çare olmazlar?" diye sordu.
Yunanistan'ı göçmenler ve geri itme konusunda eleştiren Soylu, "Avrupa Birliği (AB) Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansının Frontex diye bir kurumu var. Frontex yeni bir engizisyondur, Batı'nın yüz karasıdır. Bu kurumu kapatmadıkça o karar Batı'nın bütün ülkelerine bulaşacaktır. Bu kurumun başındaki kişinin atılması için elimizden gelen bütün gayreti gösterdik ve başardık çünkü bu katliamların sorumlusudur. Göz yummuştur." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 2011 yılından itibaren ölümden kaçanlara sınırlarını açtığını anımsatan Soylu, "O insanlara Türkiye sahip çıktı. 2011'den itibaren planlanmamış hiçbir adım atmadık. Sınırlarımıza gelenlerin kayıtlarını aldık. Bütün sağlıkla ilgili adımlarımızın tamamını gerçekleştirdik. Batıda hiçbir kimsenin aklına gelmeyen her şeyi tam da medeniyetimize, dinimize, milliyetimize, inancımıza ve bu coğrafyaya uygun gerçekleştirdik." sözlerini sarf etti.
Soylu, Türkiye'nin kendisine sığınanlara sahip çıktığını dile getirerek "Türkiye'de 700 bin çocuk doğdu, doğru. Doğmasaydı ne olacaktı bu çocuklar? Ölecekler veya öldürüleceklerdi. Biz millet olarak gelecek neslimize çok önemli bir miras ve emanet bırakıyoruz. Soysuzlar ne ortaya koyarlarsa koysunlar, biz gereğini yapıyoruz, gereğini yapmaya devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'nin AB ile 18 Mart'ta imzaladığı mutabakata uyduğunu, gereken her şeyi yaptığını vurgulayan Soylu, AB'nin mutabakata göre üzerine düşeni yerine getirmediğini söyledi. Soylu, 2020, 2021, 2022'de Batı'ya gitmeye çalışan 45 bin insanın geri itildiğini, bazılarının botunun batırıldığını, bazılarına plastik mermiyle ateş edildiğini, bazılarının ise plastik kelepçelerle ellerinin bağlanarak denizin ortasına bırakıldığını anlattı. Batı'nın bu insanlık dışı manzaralara karşı sessiz kaldığını dile getiren Soylu, şöyle devam etti:
"Bunlardan bir tanesini biz yapmış olsaydık, bizi çarmıha gererlerdi. Biz insan bir milletiz. Hiçbir zaman bu hassasiyetimizi unutmamamız gerekiyor. 18 Mart mutabakatında, 'Gümrük Birliğini genişleteceğiz', 'Yeniden fasıllar açacağız', "Vize serbestisi getireceğiz" dediler, yapmadılar. Bu insanların hakkını onlarda bırakmayacağız."
Geri itmelerin kaynağına değinen Soylu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Müracaat edenler, gelenler ve tespit ettiklerinizden uluslararası korumaya, ilticaya başvuranları varsa bunları bize gönderemezsiniz. Onları siz kendiniz uluslararası kurallar çerçevesinde değerlendireceksiniz. 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020'de toplam 3 bin 746 kişi ancak tespit edilebildi. Ne zaman insanlık dışı davranışlar başladı; Yunanistan'daki muhatabımıza dedim ki 'Biz artık sizin bize gönderdiklerinizi almayız. Ne zaman bunu durdurursanız, ne zaman insanlara yaptığınız işkenceye son verirseniz, döner alırız.' 1,5 yıldır kimseyi almıyoruz çünkü oraya başvuranların kayıtlarını uluslararası korumaya başvurmasını engelleyebilmek için almıyorlar. Bu kadar basit ve net. Çözümü nasıl bulmuşlar? Çözümü insanları iterek, çözümü insanları öldürerek, çözümü insanları korkutarak, bir şekilde oraya gelmesini engellemek üzere bulmuşlar."
İçişleri Bakanı Soylu, Türkiye'de şu anda kayıtlı 3 milyon 700 binin üzerinde Suriyeli olduğuna işaret etti. Türkiye'de geçici koruma statüsünde ve uluslararası korumaya başvurmuş 4 milyon 100 bin civarında insan bulunduğunu anlatan Soylu, "Türkiye, 2011 yılının başından itibaren bir göç politikasıyla sorumluluğunu, insaniliğini bilen, İslami değerlerin kendisine emrettiği hükümlere, milliyetine, maneviyatına uygun bir şekilde çabalarını devam ettirmektedir." diye konuştu.
Soylu, geri gönderilen yabancı sayısına ilişkin şu bilgileri paylaştı:
"2016 yılından, 15 Temmuz'dan itibaren Afganistan, Pakistan ve Afrika başta olmak üzere kimseyi incitmeden, uluslararası kurallara, uluslararası sözleşmelere göre, o ülkelerle anlaşma yaparak gönderdiğimiz insan sayısı 335 bin, 28 bini de terke davet ettik, onlar da gittiler. 362 bin insanı biz insanlığa uygun bir şekilde gönderdik. Yunanistan bunu yapabilir, Avrupa Yunanistan'ı bunu yapmaya davet edebilir. Neden davet etmiyorlar? Biz bu kavgada insanlık tarafındayız, hak, hukuk tarafındayız."
Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç ise Kamu Denetçiliği Kurumunun bir hak arama kurumu olduğunu, hazırladığı raporlarla geniş hak kitlelerini ilgilendiren konularda kamuoyunda farkındalık oluşturmaya çalıştığını söyledi.
Göçmenlerin yaşadığı sıkıntılara değinen Malkoç, "Biz bu çalışmayı yaparken insan adına, insan onuru adına utanılacak ne varsa yaşanıldığını gördük. Ege'de Yunanlı görevliler sadece mültecileri geri itmiyor, insanlığı da geri itiyorlar. Ege'de insanlığın boğulduğunu gördük. Yunan yetkililer tasarlayarak işliyorlar bu suçları. Dünyanın gözünün içine baka baka yapıyorlar bunları. Daha acısı ve vahimi medeniyetinin insan hakları, hukuk ve demokrasi üzerine yükseldiğini iddia eden Frontex, Yunanlıların bu olaylarına çoğu zaman göz yummakta veya bilerek ve kasıtlı olarak suç ortağı olmaktadır." ifadelerini kullandı.
Raporu hazırlarken birçok ilde incelemelerde bulunduklarını, geri gönderme merkezindeki mağdurlarla yüz yüze konuştuklarını, birçok kurum ve kuruluşla, sivil toplum kuruluşuyla görüştüklerini kaydeden Malkoç, "Bu raporla yapılan haksızlıkları ve hukuksuzlukları tespit, kayıt ve tarihe not edelim istedik. İkinci hedefimiz ise suçluları delilleriyle tespit etmek ve bunları belgelemek idi." diye konuştu.
