2011-03-24 - 12:08
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve BM Kalkınma Programı'nın ortaklığında düzenlenen, ''Daha Eşit Bir Dünya İçin Eşitlik Komisyonlarının
Rolü'' temalı Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması'nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günden itibaren değişimi, insan haklarını, evrensel değerleri kendisine bir hedef olarak aldığını ve bu hedeflere ulaşmak yolunda önemli mesafe katettiğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Batılı
dostlara Doğuya ve güneye bakış açılarını tekrar gözden geçirme tavsiyesinde
bulunduğunu dile getirerek, ''Tüyler ürpertici, dehşete düşürücü, medeniyetler
arası çatışmayı körükleyici kavramları telaffuz edenlerin ya da zihinlerde bu
çağrışımı oluşturanların kendi vicdan muhasebelerini derhal yapmalarını arzu
ederim'' dedi.
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve BM Kalkınma Programı'nın
ortaklığında düzenlenen, ''Daha Eşit Bir Dünya İçin Eşitlik Komisyonlarının
Rolü'' temalı Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması'nda konuşan
Erdoğan, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günden itibaren değişimi, insan
haklarını, evrensel değerleri kendisine bir hedef olarak aldığını ve bu hedeflere
ulaşmak yolunda önemli mesafe katettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, bu toplantı vesilesiyle Batılı dostlara, Doğu'ya ve
Güney'e bakış açılarını tekrar gözden geçirme tavsiyesinde bulunduğunu dile
getirerek, şunları kaydetti:
''Batılı dostlarımıza artık doğu ve güneye baktıklarında aç ve açık
çocukları, acı çeken anneleri, şiddet gören kadınları, yoksulluğu görmelerini
tavsiye ediyorum. Buralara baktıklarında sadece petrol, sadece altın madenleri,
yer altı zenginlikleri görenlerin, artık biraz da vicdan gözlüğüyle bu
coğrafyalara bakmalarını diliyorum. Tüyler ürpertici, dehşete düşürücü,
medeniyetler arası çatışmayı körükleyici kavramları telaffuz edenlerin ya da
zihinlerde bu çağrışımı oluşturanların kendi vicdan muhasebelerini derhal
yapmalarını arzu ederim.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, her zaman
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin, medeniyetler çatışmasına bir antitez
oluşturacağını söylediklerini, ancak birilerinin bunu anlamak istemediğini,
anlamamakta ısrar ettiğini belirterek, ''İşte o birileri, bizim tüm uyarılarımıza
rağmen, bugün de Libya'ya yönelik operasyonda zihinleri karıştırıyor ve maalesef
bakıyorsunuz Haçlı Seferleri gibi son derece münasebetsiz tanımlamalar yapıyor,
zihinlerde soru işaretleri oluşturuyor'' dedi.
Başbakan Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Birleşmiş
Milletler Kalkınma Programı ortaklığında Cevahir Kongre Merkezi'nde düzenlenen
''Daha Eşit Bir Dünya İçin Eşitlik Komisyonlarının Rolü'' temalı ''Uluslararası
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması''nda yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
''Biz, Avrupa Birliği üyeliği için her zaman şunu söyledik: Türkiye'nin
Birliğe üyeliği, medeniyetler çatışmasına bir antitez oluşturur, 1,5 milyarlık
İslam dünyasıyla Batı dünyasını Türkiye köprü olmak suretiyle birleştirir ve
uluslararası terörle ilgili büyük engelleri aşarız. Türkiye'nin üyeliği, Doğu ile
Batı'nın birbirini daha iyi anlamasını sağlar. Türkiye'nin üyeliği, bölgeler,
inançlar, kültürler arasındaki ön yargıları giderir. Ama birileri bunu anlamak
istemedi, anlamamakta ısrar etti. İşte o birileri, bizim tüm uyarılarımıza
rağmen, bugün de Libya'ya yönelik operasyonda zihinleri karıştırıyor ve maalesef
bakıyorsunuz Haçlı Seferleri gibi son derece münasebetsiz tanımlamalar yapıyor,
zihinlerde soru işaretleri oluşturuyor. Bütün bu yaşanan süreç, Türkiye'nin
haklılığını ortaya çıkarmıştır.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın her
yerinde kadınların, savaşın, terörün, törenin, istismarın, tacizlerin, şiddetin
doğrudan mağduru olduklarını ifade ederek, ''Yoksulluk, eğitimsizlik, çarpık
kentleşme, göç, herkesten önce kadın ruhunu tahrip ediyor. Çocukları kucaklarında
katledilen, bebekleri mama bulamayan, eşlerini gözlerinin önünde yitiren
kadınlar, sadece biricik varlıklarını değil, aynı zamanda geleceklerini
kaybediyorlar'' dedi.
Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Birleşmiş
Milletler (BM) Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığında Cevahir Kongre Merkezi'nde
düzenlenen ''Daha Eşit Bir Dünya İçin Eşitlik Komisyonlarının Rolü'' temalı
''Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması''nda yaptığı konuşmada, bu
uluslararası toplantıyla, ikinci kuruluş yıl dönümünü kutlayan Kadın Erkek Fırsat
Eşitliği Komisyonuna nice başarılı yıllar temenni ettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, geniş bir katılım ve zengin bir içerikle düzenlenen bu
toplantının, Türkiye'deki ve bölgedeki kadınların sorunları için ufuk açıcı bir
zemin teşkil edeceği ve sorunların çözümü için somut önerileri ortaya koyacağına
inandığını vurguladı.
Erdoğan, 20'nci yüzyılın, her alanda çok büyük değişimlerin yaşandığı bir
yüzyıl olduğunu, iki büyük Dünya Savaşı'na şahitlik ettiği gibi, uluslararası
ilişkilerden insan haklarına, bilim ve teknolojiden sanata, siyasetten toplumsal
yaşama kadar hemen her alanda baş döndürücü bir değişime de şahit olduğunu
anlattı. Başbakan Erdoğan, duvarların yıkılmasının ve iki kutuplu dünyanın sona
ermesinin, 20'nci yüzyılın hemen sonlarında, ''tarihin sonu'' olarak
nitelendirildiğini anımsattı.
Recep Tayyip Erdoğan, ''Bugün ise 21'inci yüzyılın hemen başında, tarihin
sona ermediğini, değişimin aynı hızda devam ettiğini görüyor, bir kez daha
tarihin dönüşümüne tanıklık ediyoruz'' diye konuştu.
Herkesin bildiğini burada bir kez daha hatırlatmakta fayda gördüğünü
vurgulayan Erdoğan, 20'nci yüzyılda dünya çok hızlı şekilde değişirken, hiç
değişmeyen, statik kalan, değişime direnen sorunlar ve bölgeler olduğunu
belirtti.
Erdoğan, ''Ne acıdır ki Berlin Duvarı'nın yıkılması, 'tarihin sonu'
tezine delil olarak sunulurken, farklı coğrafyalarda, farklı ülkelerde inşa
edilen daha büyük duvarlar dikkatlerden kaçtı ya da kaçırıldı'' dedi.
İki kutuplu dünyanın sona ermesiyle, savaşların ve silahlanmanın da sona
ereceği tezi savunulurken, yeni savaşlar, yeni çatışmalar, müdahaleler ve
işgallerin, bazı şeylerin hiç değişmediğini gösterdiğini vurgulayan Erdoğan,
sözlerine şöyle devam etti:
''Değişime, bazı sorunlar da direndi aslında. Demokrasi, insan hakları,
eşitlik, hukuk, en önemlisi de refah yeryüzüne eşit ve adil şekilde dağılmadı.
Sermaye küreselleşirken, haklar küreselleşmedi. Bir tezatlar çağını yaşıyoruz
aslında. Her anlamda uçlara şahit oluyoruz. İlginçtir ki geçmişten farklı olarak,
iletişim teknolojileri sayesinde zıt kutupların birbirinden haberdar olduğu,
uçların birbirini izlediği bir süreçten geçiyoruz. Evet Batı'da, evi, birkaç
arabası, sosyal güvencesi, yüksek maaşı olan, her hafta sonu hipermarketlerden
sepetlerini tıka basa dolduran bir tüketici profili varken, Doğu'da, insanların
kuyudan su çekip, sıcak suyu çorba niyetine çocuklarına sundukları bir yoksulluk
manzarası var. Kuzey'de, bilgisayar, televizyon, telefon, hayatın vazgeçilmezleri
arasına girerken, Güney'de, hayatında bir kez olsun 'Alo' dememiş milyonlarca
insan var. Dünyanın bir kısmında, çocuklarının, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik
haklarını güvence altına alan bireyler varken, diğer bir kısmında, yarın ne
olacağını bilemeyen, yaşam savaşı veren, çocuklarının hayatından şüphe eden
hatırı sayılır bir kesim var. Bu çarpıklık, bu tezat, farklı dünyalar arasındaki
bu uçurum, hiç şüphesiz en fazla kadınları etkiliyor. Gelir dağılımındaki,
refahtaki, hak dağılımındaki eşitsizlik, en fazla kadınları hedef alıyor.
Dünyanın her yerinde kadınlar, savaşın, terörün, törenin, istismarın, tacizlerin,
şiddetin doğrudan mağduru oluyorlar. Yoksulluk, eğitimsizlik, çarpık kentleşme,
göç, herkesten önce kadın ruhunu tahrip ediyor. Çocukları kucaklarında
katledilen, bebekleri mama bulamayan, eşlerini gözlerinin önünde kaybeden
kadınlar, sadece biricik varlıklarını değil, aynı zamanda geleceklerini
kaybediyorlar.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Ben,
Mısır, Tunus, Libya meselesi ortaya çıktığında da söyledim; belli bir coğrafya
için, belli ülkeler için, demokrasiyi doğuştan kazanılmış bir hak olarak görmek,
bunun karşısında belli ülke ve bölgeler için demokrasiyi erken görmek, apaçık bir
ayrımcılıktır'' dedi.
Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve BM Kalkınma
Programı'nın ortaklığında düzenlenen ''Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Buluşması''nda yaptığı konuşmada, özellikle son 8 yılda, Hükümet olarak
gerçekleştirdikleri reformların, tüm dünyada ilgi ve takdirle izlendiğini ve
bölgede sağlıklı bir değişim noktasında örnek teşkil ettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin son dönemde gerçekleştirdiği reformlarla
bozulmadan değişmenin mümkün olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
''Yerel dinamiklerle yerel değerlere sahip çıkarak değişmek mümkündür.
İlhamını tarihinden, köklerinden, kadim medeniyetinden alarak, bunun üzerine
gelecek inşa etmek mümkündür. İnançlarını tahrip etmeden, tahrif etmeden,
toplumsal değerlere ve topluma sırtını dönmeden gelişmek pekala mümkündür. İşte
Türkiye, böyle bir değişimin mümkün olduğunu, yaşadığı tecrübelerle açık olarak
ortaya koymuştur. Statükoyu korumaya yönelik tüm çabalara, değişimi engellemeye
yönelik tüm girişimlere, demokrasinin ileri standartlara ulaşmasını zorlaştıran
tüm senaryolara rağmen, Türkiye, engelleri aşarak, değişimi ve dönüşümü bir ruh
olarak yakalamış ülke durumuna gelmiştir.''
Türkiye'nin dış politikada değişmeyen ilkeleri olduğuna dikkati çeken
Erdoğan, ''Hem kendi ülkemiz hem bölgemiz hem de dünyamız için ayrım yapmadan,
kadın-erkek, çocuk-büyük, yoksul-zengin, siyah-beyaz ayrımı yapmadan, herkes için
hak, adalet, barış, hukukun üstünlüğü, refah ve evrensel insan hakları istiyor ve
güçlü şekilde bunu savunuyoruz. Son dönemde bölgemizde esen değişim rüzgarlarını
da bu saikle destekliyor, değişimin olumlu yönde olması için Türkiye olarak her
türlü katkıyı veriyoruz'' şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan, kadınların, tarihin her döneminde değişimin öznesi
olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
''Kadınlar, olumlu ya da olumsuz değişimden doğrudan etkilenirken
değişimin istikametini de belirlediler. Bugün de bölgemizde esen değişim
rüzgarlarında hanım kardeşlerimiz öncü rol oynamalı, değişimin istikametini
bizzat belirlemelidir. Zira Filistinli kadınların, Gazzeli kadınların acısı,
bugün hala tüm boyutlarıyla anlatılmamış, yazılmamıştır. Şu anda bölgede her
türlü Tunus, Mısır, Bahreyn, Libya kaynarken, bir taraftan da İsrail tekrar
Filistin, Gazze'yi vurmaya başlamıştır ve kadınlar, çocuklar, insanlar orada
ölüyor.
Mısır'da kadın olmanın zorlukları maalesef modern dünyanın ilgisini
yeterince çekmemiştir. Libyalı kadınların bugün yaşadığı dram, ne yazık ki
ekranlara tam manasıyla yansımamıştır. Bosna kadınlarının gözyaşları içlerine
akmış, dünya yaşananları duymak dahi istememiştir. En önemlisi de Irak
kadınlarının yaşadığı büyük acı, tarihi acı, yürekleri parçalayan trajedi, Irak
sınırlarını aşarak insanlığın vicdanını henüz kanatmamıştır. Aynı şekilde,
Türkiye'de oğullarını, kızlarını terör örgütünün saldırı ve istismarında kaybeden
anaların hissiyatı da terörün varlığından rant sağlayan kesimlerin sloganları
altında yeterince anlaşılmamıştır.''
Dünyanın tüm kadınlarının, ''kadın hareketi'' adına, ''kadın hakları
mücadelesi'' adına, ''cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele'' adına, ayrım yapmadan,
dünyanın tüm kadınlarının sorunlarına dikkat kesilmek durumunda olduğunu ifade
eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Özellikle reklam piyasasında kadının istismarı, dünyada çok büyük önem
taşımaktadır. Bu, istismardan öte bir olaydır. Bu, kadının tacizidir. Kadın taciz
edilmektedir ve bununla rant elde etme mücadelesini veren bir emperyalist
zihniyet, bir faşist zihniyet vardır. Buna karşı kimsenin direndiğini görmüyoruz.
Kimse, bunu gündeme getirmiyor. Aslolan budur. Buna karşı kadın ayaklanmış mıdır?
Kusura bakmayın ayaklanmamıştır... Belediye Başkanlığımda İstanbul'da bir
reklamı, otobüs duraklarına astırmadım diye medya bana saldırdı ama ben taviz
vermedim çünkü kadına saygım var. Bugün olsa yine aynı şekilde başında bulunduğum
partimin hiçbir belediyesinde buna müsade edilmesine asla izin vermeyiz.''
Başbakan Erdoğan, çifte standardın bumerang (ağaçtan yapılmış ilkel bir
silah) gibi olduğunu ve bir gün dönüp fırlatanı vurabileceğini belirterek,
şunları kaydetti:
''Dahası çifte standart, vicdanlarda onarılmayacak yaralar açabilir. Ben,
Mısır, Tunus, Libya meselesi ortaya çıktığında da söyledim. Belli bir coğrafya
için, belli ülkeler için, demokrasiyi doğuştan kazanılmış bir hak olarak görmek,
bunun karşısında belli ülke ve bölgeler için demokrasiyi erken görmek, apaçık bir
ayrımcılıktır. Aynı şekilde, cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele, kadın hakları için
mücadele belli bir kesimin, belli bir coğrafyanın hakkı değil, tüm kadınların,
tüm insanların hakkıdır. Şunun herkes farkına varmalıdır; Filistin'in, Mısır'ın,
Tunus'un, Bahreyn, Yemen, Libya'nın kadınları da diğer tüm kadınlar gibi
kadındır, diğer tüm insanlar gibi insandır.
Ancak siyaset yapan bir kadın çıkıyor da 'ben Arap kadını ile yan yana
gelmem' diyorsa bu, kadına saygısızlıktır. Ne demek; 'ben Arap kadınıyla yan yana
gelmem' demek? Artık bu, tarihte kaldı. Amerika'da yıllar yılı siyah-beyaz ayrımı
vardı, zenci ayrımı vardı, bunlar tarihte kaldı. Ancak şimdi Türkiye'nin
parlamentosunda bile bakıyorsunuz siyaset yapan bir bayan çıkıyor, 'ben Arap
kadınıyla bir araya gelmem' diyor. Bu ayrımcılık değil mi? Biz zenci de olsa, bir
köle de olsa onunla yan yana gelir ve onun derdiyle dertleşmenin mücadelesini
veririz çünkü biz yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevme mecburiyetinde olan bir
medeniyetin mensuplarıyız.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Hiçbir
zaman Türk uçakları, bizim askerimiz, Libya'daki kardeşlerine kurşun sıkan el,
bomba atan uçak olmayacak'' dedi.
Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Birleşmiş
Milletler (BM) Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığında Cevahir Kongre Merkezi'nde
düzenlenen ''Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması''nda yaptığı
konuşmada, Türkiye'nin, Avrupa Birliğine (AB) tam üyelik için yarım asırdan bu
yana gayret sarfeden bir ülke olduğunu, resmi müracatın 1963'te yapıldığını, o
günden bugüne AB'nin Türkiye'ye hiç samimi davranmadığını söyledi.
Ahde vefa anlayışının AB'de olmadığını, ama Türkiye'nin sabırla, inatla
bu yolculukta devam ettiğini dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''AB müktesebatının gerekleri neyse bunu yerine getiriyoruz. Bize
nasihatleri şu: 'Eğer bunlar yerine gelirse, bu olur'. Peki yerine gelmezse ne
olur, onu söyleyin. AB üyesi ülkelerden, 27 ülke içinde Türkiye'nin yakaladığı
standartları yakalayamayan çok ülke var. Türkiye zaten bu ülkelerin birçoğunun
çok ilerisinde. Kopenhag siyasi kriterlerinden tutun, Maastricht Ekonomik
Kriterleri'ne varıncaya kadar birçok ülkeyi Türkiye sollamış durumda. 'Peki
Türkiye'ye niye böyle yapıyor?' diyorlar. Türkiye halkının büyük çoğunluğu
Müslüman bir ülke. Hep söylüyorum, 'Avrupa Birliği'ni Hıristiyan kulübü haline
getirdiniz' diyorum. Bunu kendilerine de söylediğim için rahatlıkla
söylüyorum.''
İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakı'nın adımlarını attıklarını
anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Niye Medeniyetler İttifakı'nı kurduk, niye kuruyoruz? Şu anda 100'ü
aşkın ülke ve kuruluş, Medeniyetler İttifakı'na üye. Bu adımı niye attık biz?
Atmamızın sebebi şu: Artık dünya teröre kurban edilmesin, medeniyetler
çatışmasıyla insanlık büyük bir bedel ödemesin, tam aksine dünya, Medeniyetler
İttifakı ile barışı yakalasın. Bunu istiyoruz. 'Küresel barış' dedik, 'bunun
mücadelesini verelim' dedik. Şu anda Medeniyetler İttifakı'nın iki eş başkanından
İspanya, AB içinde, ama Türkiye dışında. 1996 yılında Gümrük Birliği'ne alınan
bir ülke Türkiye, ama AB'ye gelince 'üye yapmıyoruz'...''
Erdoğan, Gümrük Birliği'ne üye olmak için önce AB üyesi olunması
gerektiğini, ancak ilk defa Türkiye için farklı bir uygulama yapıldığını, fakat
AB üyeliğinin engellendiğini ifade etti.
Başbakan Erdoğan, İlk kez AK Parti Hükümeti döneminde bu yolda somut
adımların atılmaya devam edildiğini, kriterlerin karşılandığını ve müzakerelerin
başladığını belirtti.
Son yaşananların, Türkiye'nin tavrında, tutumunda, uyarılarında ne kadar
haklı olduğunu gösterdiğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:
''Bugün Türkiye, NATO bu işi ele alsın diye ısrar etmiş ve NATO'nun şu
anda bu işi ele almasında aktif rol oynamışsa ve şu anda da Doğu Akdeniz'de ve
Bingazi'de, insani yardımda yer alıyorsa... Ama yine burada açıkça söylüyorum:
Bizler NATO ve Arap Ligi ile müşterek bu hareketin yürütülmesi teklifini yapmak
suretiyle, Irak'ta yaşananların yaşanmasını burada istemiyoruz. Hiçbir zaman Türk
uçakları, bizim askerimiz, Libya'daki kardeşlerine kurşun sıkan el, bomba atan
uçak olmayacak. Şu aşamadan sonra artık hatadan dönülmesini, Libya'ya petrol
gözüyle değil, vicdan gözüyle bakılmasını istiyor ve bunu gerçekleştirmek için
yoğun gayret sarf ediyoruz.''
**** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ****
(12.08)
dostlara Doğuya ve güneye bakış açılarını tekrar gözden geçirme tavsiyesinde
bulunduğunu dile getirerek, ''Tüyler ürpertici, dehşete düşürücü, medeniyetler
arası çatışmayı körükleyici kavramları telaffuz edenlerin ya da zihinlerde bu
çağrışımı oluşturanların kendi vicdan muhasebelerini derhal yapmalarını arzu
ederim'' dedi.
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve BM Kalkınma Programı'nın
ortaklığında düzenlenen, ''Daha Eşit Bir Dünya İçin Eşitlik Komisyonlarının
Rolü'' temalı Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması'nda konuşan
Erdoğan, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günden itibaren değişimi, insan
haklarını, evrensel değerleri kendisine bir hedef olarak aldığını ve bu hedeflere
ulaşmak yolunda önemli mesafe katettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, bu toplantı vesilesiyle Batılı dostlara, Doğu'ya ve
Güney'e bakış açılarını tekrar gözden geçirme tavsiyesinde bulunduğunu dile
getirerek, şunları kaydetti:
''Batılı dostlarımıza artık doğu ve güneye baktıklarında aç ve açık
çocukları, acı çeken anneleri, şiddet gören kadınları, yoksulluğu görmelerini
tavsiye ediyorum. Buralara baktıklarında sadece petrol, sadece altın madenleri,
yer altı zenginlikleri görenlerin, artık biraz da vicdan gözlüğüyle bu
coğrafyalara bakmalarını diliyorum. Tüyler ürpertici, dehşete düşürücü,
medeniyetler arası çatışmayı körükleyici kavramları telaffuz edenlerin ya da
zihinlerde bu çağrışımı oluşturanların kendi vicdan muhasebelerini derhal
yapmalarını arzu ederim.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, her zaman
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin, medeniyetler çatışmasına bir antitez
oluşturacağını söylediklerini, ancak birilerinin bunu anlamak istemediğini,
anlamamakta ısrar ettiğini belirterek, ''İşte o birileri, bizim tüm uyarılarımıza
rağmen, bugün de Libya'ya yönelik operasyonda zihinleri karıştırıyor ve maalesef
bakıyorsunuz Haçlı Seferleri gibi son derece münasebetsiz tanımlamalar yapıyor,
zihinlerde soru işaretleri oluşturuyor'' dedi.
Başbakan Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Birleşmiş
Milletler Kalkınma Programı ortaklığında Cevahir Kongre Merkezi'nde düzenlenen
''Daha Eşit Bir Dünya İçin Eşitlik Komisyonlarının Rolü'' temalı ''Uluslararası
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması''nda yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
''Biz, Avrupa Birliği üyeliği için her zaman şunu söyledik: Türkiye'nin
Birliğe üyeliği, medeniyetler çatışmasına bir antitez oluşturur, 1,5 milyarlık
İslam dünyasıyla Batı dünyasını Türkiye köprü olmak suretiyle birleştirir ve
uluslararası terörle ilgili büyük engelleri aşarız. Türkiye'nin üyeliği, Doğu ile
Batı'nın birbirini daha iyi anlamasını sağlar. Türkiye'nin üyeliği, bölgeler,
inançlar, kültürler arasındaki ön yargıları giderir. Ama birileri bunu anlamak
istemedi, anlamamakta ısrar etti. İşte o birileri, bizim tüm uyarılarımıza
rağmen, bugün de Libya'ya yönelik operasyonda zihinleri karıştırıyor ve maalesef
bakıyorsunuz Haçlı Seferleri gibi son derece münasebetsiz tanımlamalar yapıyor,
zihinlerde soru işaretleri oluşturuyor. Bütün bu yaşanan süreç, Türkiye'nin
haklılığını ortaya çıkarmıştır.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın her
yerinde kadınların, savaşın, terörün, törenin, istismarın, tacizlerin, şiddetin
doğrudan mağduru olduklarını ifade ederek, ''Yoksulluk, eğitimsizlik, çarpık
kentleşme, göç, herkesten önce kadın ruhunu tahrip ediyor. Çocukları kucaklarında
katledilen, bebekleri mama bulamayan, eşlerini gözlerinin önünde yitiren
kadınlar, sadece biricik varlıklarını değil, aynı zamanda geleceklerini
kaybediyorlar'' dedi.
Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Birleşmiş
Milletler (BM) Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığında Cevahir Kongre Merkezi'nde
düzenlenen ''Daha Eşit Bir Dünya İçin Eşitlik Komisyonlarının Rolü'' temalı
''Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması''nda yaptığı konuşmada, bu
uluslararası toplantıyla, ikinci kuruluş yıl dönümünü kutlayan Kadın Erkek Fırsat
Eşitliği Komisyonuna nice başarılı yıllar temenni ettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, geniş bir katılım ve zengin bir içerikle düzenlenen bu
toplantının, Türkiye'deki ve bölgedeki kadınların sorunları için ufuk açıcı bir
zemin teşkil edeceği ve sorunların çözümü için somut önerileri ortaya koyacağına
inandığını vurguladı.
Erdoğan, 20'nci yüzyılın, her alanda çok büyük değişimlerin yaşandığı bir
yüzyıl olduğunu, iki büyük Dünya Savaşı'na şahitlik ettiği gibi, uluslararası
ilişkilerden insan haklarına, bilim ve teknolojiden sanata, siyasetten toplumsal
yaşama kadar hemen her alanda baş döndürücü bir değişime de şahit olduğunu
anlattı. Başbakan Erdoğan, duvarların yıkılmasının ve iki kutuplu dünyanın sona
ermesinin, 20'nci yüzyılın hemen sonlarında, ''tarihin sonu'' olarak
nitelendirildiğini anımsattı.
Recep Tayyip Erdoğan, ''Bugün ise 21'inci yüzyılın hemen başında, tarihin
sona ermediğini, değişimin aynı hızda devam ettiğini görüyor, bir kez daha
tarihin dönüşümüne tanıklık ediyoruz'' diye konuştu.
Herkesin bildiğini burada bir kez daha hatırlatmakta fayda gördüğünü
vurgulayan Erdoğan, 20'nci yüzyılda dünya çok hızlı şekilde değişirken, hiç
değişmeyen, statik kalan, değişime direnen sorunlar ve bölgeler olduğunu
belirtti.
Erdoğan, ''Ne acıdır ki Berlin Duvarı'nın yıkılması, 'tarihin sonu'
tezine delil olarak sunulurken, farklı coğrafyalarda, farklı ülkelerde inşa
edilen daha büyük duvarlar dikkatlerden kaçtı ya da kaçırıldı'' dedi.
İki kutuplu dünyanın sona ermesiyle, savaşların ve silahlanmanın da sona
ereceği tezi savunulurken, yeni savaşlar, yeni çatışmalar, müdahaleler ve
işgallerin, bazı şeylerin hiç değişmediğini gösterdiğini vurgulayan Erdoğan,
sözlerine şöyle devam etti:
''Değişime, bazı sorunlar da direndi aslında. Demokrasi, insan hakları,
eşitlik, hukuk, en önemlisi de refah yeryüzüne eşit ve adil şekilde dağılmadı.
Sermaye küreselleşirken, haklar küreselleşmedi. Bir tezatlar çağını yaşıyoruz
aslında. Her anlamda uçlara şahit oluyoruz. İlginçtir ki geçmişten farklı olarak,
iletişim teknolojileri sayesinde zıt kutupların birbirinden haberdar olduğu,
uçların birbirini izlediği bir süreçten geçiyoruz. Evet Batı'da, evi, birkaç
arabası, sosyal güvencesi, yüksek maaşı olan, her hafta sonu hipermarketlerden
sepetlerini tıka basa dolduran bir tüketici profili varken, Doğu'da, insanların
kuyudan su çekip, sıcak suyu çorba niyetine çocuklarına sundukları bir yoksulluk
manzarası var. Kuzey'de, bilgisayar, televizyon, telefon, hayatın vazgeçilmezleri
arasına girerken, Güney'de, hayatında bir kez olsun 'Alo' dememiş milyonlarca
insan var. Dünyanın bir kısmında, çocuklarının, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik
haklarını güvence altına alan bireyler varken, diğer bir kısmında, yarın ne
olacağını bilemeyen, yaşam savaşı veren, çocuklarının hayatından şüphe eden
hatırı sayılır bir kesim var. Bu çarpıklık, bu tezat, farklı dünyalar arasındaki
bu uçurum, hiç şüphesiz en fazla kadınları etkiliyor. Gelir dağılımındaki,
refahtaki, hak dağılımındaki eşitsizlik, en fazla kadınları hedef alıyor.
Dünyanın her yerinde kadınlar, savaşın, terörün, törenin, istismarın, tacizlerin,
şiddetin doğrudan mağduru oluyorlar. Yoksulluk, eğitimsizlik, çarpık kentleşme,
göç, herkesten önce kadın ruhunu tahrip ediyor. Çocukları kucaklarında
katledilen, bebekleri mama bulamayan, eşlerini gözlerinin önünde kaybeden
kadınlar, sadece biricik varlıklarını değil, aynı zamanda geleceklerini
kaybediyorlar.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Ben,
Mısır, Tunus, Libya meselesi ortaya çıktığında da söyledim; belli bir coğrafya
için, belli ülkeler için, demokrasiyi doğuştan kazanılmış bir hak olarak görmek,
bunun karşısında belli ülke ve bölgeler için demokrasiyi erken görmek, apaçık bir
ayrımcılıktır'' dedi.
Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve BM Kalkınma
Programı'nın ortaklığında düzenlenen ''Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Buluşması''nda yaptığı konuşmada, özellikle son 8 yılda, Hükümet olarak
gerçekleştirdikleri reformların, tüm dünyada ilgi ve takdirle izlendiğini ve
bölgede sağlıklı bir değişim noktasında örnek teşkil ettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin son dönemde gerçekleştirdiği reformlarla
bozulmadan değişmenin mümkün olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
''Yerel dinamiklerle yerel değerlere sahip çıkarak değişmek mümkündür.
İlhamını tarihinden, köklerinden, kadim medeniyetinden alarak, bunun üzerine
gelecek inşa etmek mümkündür. İnançlarını tahrip etmeden, tahrif etmeden,
toplumsal değerlere ve topluma sırtını dönmeden gelişmek pekala mümkündür. İşte
Türkiye, böyle bir değişimin mümkün olduğunu, yaşadığı tecrübelerle açık olarak
ortaya koymuştur. Statükoyu korumaya yönelik tüm çabalara, değişimi engellemeye
yönelik tüm girişimlere, demokrasinin ileri standartlara ulaşmasını zorlaştıran
tüm senaryolara rağmen, Türkiye, engelleri aşarak, değişimi ve dönüşümü bir ruh
olarak yakalamış ülke durumuna gelmiştir.''
Türkiye'nin dış politikada değişmeyen ilkeleri olduğuna dikkati çeken
Erdoğan, ''Hem kendi ülkemiz hem bölgemiz hem de dünyamız için ayrım yapmadan,
kadın-erkek, çocuk-büyük, yoksul-zengin, siyah-beyaz ayrımı yapmadan, herkes için
hak, adalet, barış, hukukun üstünlüğü, refah ve evrensel insan hakları istiyor ve
güçlü şekilde bunu savunuyoruz. Son dönemde bölgemizde esen değişim rüzgarlarını
da bu saikle destekliyor, değişimin olumlu yönde olması için Türkiye olarak her
türlü katkıyı veriyoruz'' şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan, kadınların, tarihin her döneminde değişimin öznesi
olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
''Kadınlar, olumlu ya da olumsuz değişimden doğrudan etkilenirken
değişimin istikametini de belirlediler. Bugün de bölgemizde esen değişim
rüzgarlarında hanım kardeşlerimiz öncü rol oynamalı, değişimin istikametini
bizzat belirlemelidir. Zira Filistinli kadınların, Gazzeli kadınların acısı,
bugün hala tüm boyutlarıyla anlatılmamış, yazılmamıştır. Şu anda bölgede her
türlü Tunus, Mısır, Bahreyn, Libya kaynarken, bir taraftan da İsrail tekrar
Filistin, Gazze'yi vurmaya başlamıştır ve kadınlar, çocuklar, insanlar orada
ölüyor.
Mısır'da kadın olmanın zorlukları maalesef modern dünyanın ilgisini
yeterince çekmemiştir. Libyalı kadınların bugün yaşadığı dram, ne yazık ki
ekranlara tam manasıyla yansımamıştır. Bosna kadınlarının gözyaşları içlerine
akmış, dünya yaşananları duymak dahi istememiştir. En önemlisi de Irak
kadınlarının yaşadığı büyük acı, tarihi acı, yürekleri parçalayan trajedi, Irak
sınırlarını aşarak insanlığın vicdanını henüz kanatmamıştır. Aynı şekilde,
Türkiye'de oğullarını, kızlarını terör örgütünün saldırı ve istismarında kaybeden
anaların hissiyatı da terörün varlığından rant sağlayan kesimlerin sloganları
altında yeterince anlaşılmamıştır.''
Dünyanın tüm kadınlarının, ''kadın hareketi'' adına, ''kadın hakları
mücadelesi'' adına, ''cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele'' adına, ayrım yapmadan,
dünyanın tüm kadınlarının sorunlarına dikkat kesilmek durumunda olduğunu ifade
eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Özellikle reklam piyasasında kadının istismarı, dünyada çok büyük önem
taşımaktadır. Bu, istismardan öte bir olaydır. Bu, kadının tacizidir. Kadın taciz
edilmektedir ve bununla rant elde etme mücadelesini veren bir emperyalist
zihniyet, bir faşist zihniyet vardır. Buna karşı kimsenin direndiğini görmüyoruz.
Kimse, bunu gündeme getirmiyor. Aslolan budur. Buna karşı kadın ayaklanmış mıdır?
Kusura bakmayın ayaklanmamıştır... Belediye Başkanlığımda İstanbul'da bir
reklamı, otobüs duraklarına astırmadım diye medya bana saldırdı ama ben taviz
vermedim çünkü kadına saygım var. Bugün olsa yine aynı şekilde başında bulunduğum
partimin hiçbir belediyesinde buna müsade edilmesine asla izin vermeyiz.''
Başbakan Erdoğan, çifte standardın bumerang (ağaçtan yapılmış ilkel bir
silah) gibi olduğunu ve bir gün dönüp fırlatanı vurabileceğini belirterek,
şunları kaydetti:
''Dahası çifte standart, vicdanlarda onarılmayacak yaralar açabilir. Ben,
Mısır, Tunus, Libya meselesi ortaya çıktığında da söyledim. Belli bir coğrafya
için, belli ülkeler için, demokrasiyi doğuştan kazanılmış bir hak olarak görmek,
bunun karşısında belli ülke ve bölgeler için demokrasiyi erken görmek, apaçık bir
ayrımcılıktır. Aynı şekilde, cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele, kadın hakları için
mücadele belli bir kesimin, belli bir coğrafyanın hakkı değil, tüm kadınların,
tüm insanların hakkıdır. Şunun herkes farkına varmalıdır; Filistin'in, Mısır'ın,
Tunus'un, Bahreyn, Yemen, Libya'nın kadınları da diğer tüm kadınlar gibi
kadındır, diğer tüm insanlar gibi insandır.
Ancak siyaset yapan bir kadın çıkıyor da 'ben Arap kadını ile yan yana
gelmem' diyorsa bu, kadına saygısızlıktır. Ne demek; 'ben Arap kadınıyla yan yana
gelmem' demek? Artık bu, tarihte kaldı. Amerika'da yıllar yılı siyah-beyaz ayrımı
vardı, zenci ayrımı vardı, bunlar tarihte kaldı. Ancak şimdi Türkiye'nin
parlamentosunda bile bakıyorsunuz siyaset yapan bir bayan çıkıyor, 'ben Arap
kadınıyla bir araya gelmem' diyor. Bu ayrımcılık değil mi? Biz zenci de olsa, bir
köle de olsa onunla yan yana gelir ve onun derdiyle dertleşmenin mücadelesini
veririz çünkü biz yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevme mecburiyetinde olan bir
medeniyetin mensuplarıyız.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Hiçbir
zaman Türk uçakları, bizim askerimiz, Libya'daki kardeşlerine kurşun sıkan el,
bomba atan uçak olmayacak'' dedi.
Erdoğan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Birleşmiş
Milletler (BM) Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığında Cevahir Kongre Merkezi'nde
düzenlenen ''Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması''nda yaptığı
konuşmada, Türkiye'nin, Avrupa Birliğine (AB) tam üyelik için yarım asırdan bu
yana gayret sarfeden bir ülke olduğunu, resmi müracatın 1963'te yapıldığını, o
günden bugüne AB'nin Türkiye'ye hiç samimi davranmadığını söyledi.
Ahde vefa anlayışının AB'de olmadığını, ama Türkiye'nin sabırla, inatla
bu yolculukta devam ettiğini dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''AB müktesebatının gerekleri neyse bunu yerine getiriyoruz. Bize
nasihatleri şu: 'Eğer bunlar yerine gelirse, bu olur'. Peki yerine gelmezse ne
olur, onu söyleyin. AB üyesi ülkelerden, 27 ülke içinde Türkiye'nin yakaladığı
standartları yakalayamayan çok ülke var. Türkiye zaten bu ülkelerin birçoğunun
çok ilerisinde. Kopenhag siyasi kriterlerinden tutun, Maastricht Ekonomik
Kriterleri'ne varıncaya kadar birçok ülkeyi Türkiye sollamış durumda. 'Peki
Türkiye'ye niye böyle yapıyor?' diyorlar. Türkiye halkının büyük çoğunluğu
Müslüman bir ülke. Hep söylüyorum, 'Avrupa Birliği'ni Hıristiyan kulübü haline
getirdiniz' diyorum. Bunu kendilerine de söylediğim için rahatlıkla
söylüyorum.''
İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakı'nın adımlarını attıklarını
anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Niye Medeniyetler İttifakı'nı kurduk, niye kuruyoruz? Şu anda 100'ü
aşkın ülke ve kuruluş, Medeniyetler İttifakı'na üye. Bu adımı niye attık biz?
Atmamızın sebebi şu: Artık dünya teröre kurban edilmesin, medeniyetler
çatışmasıyla insanlık büyük bir bedel ödemesin, tam aksine dünya, Medeniyetler
İttifakı ile barışı yakalasın. Bunu istiyoruz. 'Küresel barış' dedik, 'bunun
mücadelesini verelim' dedik. Şu anda Medeniyetler İttifakı'nın iki eş başkanından
İspanya, AB içinde, ama Türkiye dışında. 1996 yılında Gümrük Birliği'ne alınan
bir ülke Türkiye, ama AB'ye gelince 'üye yapmıyoruz'...''
Erdoğan, Gümrük Birliği'ne üye olmak için önce AB üyesi olunması
gerektiğini, ancak ilk defa Türkiye için farklı bir uygulama yapıldığını, fakat
AB üyeliğinin engellendiğini ifade etti.
Başbakan Erdoğan, İlk kez AK Parti Hükümeti döneminde bu yolda somut
adımların atılmaya devam edildiğini, kriterlerin karşılandığını ve müzakerelerin
başladığını belirtti.
Son yaşananların, Türkiye'nin tavrında, tutumunda, uyarılarında ne kadar
haklı olduğunu gösterdiğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:
''Bugün Türkiye, NATO bu işi ele alsın diye ısrar etmiş ve NATO'nun şu
anda bu işi ele almasında aktif rol oynamışsa ve şu anda da Doğu Akdeniz'de ve
Bingazi'de, insani yardımda yer alıyorsa... Ama yine burada açıkça söylüyorum:
Bizler NATO ve Arap Ligi ile müşterek bu hareketin yürütülmesi teklifini yapmak
suretiyle, Irak'ta yaşananların yaşanmasını burada istemiyoruz. Hiçbir zaman Türk
uçakları, bizim askerimiz, Libya'daki kardeşlerine kurşun sıkan el, bomba atan
uçak olmayacak. Şu aşamadan sonra artık hatadan dönülmesini, Libya'ya petrol
gözüyle değil, vicdan gözüyle bakılmasını istiyor ve bunu gerçekleştirmek için
yoğun gayret sarf ediyoruz.''
**** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ****
(12.08)
