2006-05-09 - 14:00
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Türkiye'nin bugün yakaladığı demokrasi standardını,
insanlara iki beden büyük görenler olduğunu bildiklerini
belirterek, ''Daha vahim olanı ise bu düşünce sahiplerinin,
ekseriyetle siyasetten geçinenler arasından çıkmasıdır'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin yarınları adına büyük önem taşıyan, zengin fırsatlar
barındıran bir dönemden geçildiğini söyledi. Türkiye'nin önündeki
dönem en iyi şekilde değerlendirilip, son 3.5 yılın başarıları
istikrarla korunarak kalıcı hale getirilirse Türkiye'nin yakın
geleceğe mutlaka damgasını vuracağını ifade eden Erdoğan, şöyle devam
etti:
''Burada, altını önemle çizmek istediğim anahtar kelimeler var.
Bunlar, değişim ve istikrardır... Bu kelimelerin üzerinde ısrarla
durmamız gerekiyor. Türkiye, her alanda yakalanan istikrar düzenini
şartlar ne olursa olsun mutlaka korumalıdır. Bu ülkenin insanları
olarak, bu ülkeyi seven, bu ülkenin geleceği hakkında aydınlık
hayaller besleyen insanlar olarak, her şeyden önce fikirde, anlayışta,
özellikle bu istikrarı, bu değişimi korumalıyız. Türkiye'de vatansever
olan herkes, 3 Kasım 2002'de millet iradesiyle açıkça ortaya konulan
istikrar içinde değişim kararını, asla zedelemeye çalışmamalıdır.
Değişim politikalarını eleştirmek demokratik bir haktır ama
milletin değişim iradesini ve kararını tahrip etmeye çalışarak
statükoyu savunmanın, bugünün dünyasında vatanseverlikle uzaktan
yakından hiçbir alakası yoktur. Cumhuriyetimizin mayası olan
demokratik değişim iradesine karşı çıkmanın, cumhuriyetçilik ve
milliyetçilikle bir ilgisi yoktur. Evrensel hukuk ilkeleri, demokratik
değişim ve millet iradesiyle kalkınma, Atatürk tarafından Cumhuriyetin
harcına konulmuştur.
İşte bu yüzden, değişimi reddeden ve statükoyu kutsayan
anlayışların adı ne olursa olsun, cumhuriyetçilikle ve vatanseverlikle
alakası olamaz. Önümüze çıkan engeller ne olursa olsun, çıktığımız bu
uzun yola ilişkin bir tereddüde asla kapılmamalıyız. Çünkü,
Türkiye'nin yegane çıkar yolu, yegane doğru istikameti budur.''
Yıllar yılı krizlerle, istikrasızlıklarla, statükocu siyasetlerle,
darboğazlarla, bunalımlarla, suiistimallerle bunalmış bir milletin,
değişim dışında bir seçeneği olamayacağını kaydeden Erdoğan, 3 Kasım
2002 tarihinde millet kararıyla işbaşına gelen AK Parti'nin, cesur ve
uyumlu bir yönetim anlayışıyla ülke sorunlarının neredeyse tamamını
çözüm yoluna koymayı başardığını söyledi.
''Bunun adı değişim istikrarıdır'' diyen Erdoğan, bunun, aynı
zamanda millet iradesinin Türkiye'nin yönetiminde karşılığını bulması
olduğunu kaydetti. Erdoğan, ''Her şey Türkiye için'' derken, aslında
bu yöndeki millet kararını, bu ortak hissiyatı seslendirmekten başka
bir şey yapmadıklarını ifade etti.
Türkiye'nin problemlerinin tamamının çözüme kavuştuğu iddiasında
olmadıklarını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Milletimizin sırtında, neredeyse taş üstüne taş konulmadan zayi
edilmiş uzun yıların yükü, ağırlığı var. Elimizde eğer bir sihirli
değnek olsaydı, milletimiz tek bir gün, tek bir saat, tek bir an
sıkıntı çekmesine, bunalmasına, daralmasına meydan vermezdik. Ama
elimizde bir sihirli değnek yok. Biz, bir yandan yola devam etmek, bir
yandan hedeflerimizi kovalamak, bir yandan da bu milletin belini büken
sıkıntıları gidermek, yaraları sarmak mecburiyetindeyiz.
Bizim işimiz kolay değil. Çünkü, siyaseti oyalama ve oyalanma
sanatı zannedenlerden değiliz. Hesabımızı doğru yaparak, ama mutlaka
ideallerimizi koruyarak adım adım ilerleme gayretindeyiz. Bu ülkenin
problemlerinin üstüne cesaretle gidiyor ama bunu yaparken
demokrasiden, hak ve özgürlüklerden, adaletten taviz vermiyoruz.
Bizim siyasi parolamız; daha çok demokrasi, daha çok kalkınmadır.
Bu ülke demokrasiyi en üst seviyede uygulamadan, insan hak ve
özgürlüklerini teminat altına almadan, adaleti tesis etmeden,
kalkınmayı da başaramaz. Türkiye'nin dünden bugüne miras kalan
ekonomik, ticari, bölgesel problemlerinin temelinde de geçmişteki
siyasi anlayışların, dönemsel gerekçelerle demokratik standartlardan
fedakarlık yapması bulunmaktadır.
AK Parti, siyaset sahnesinde yer aldığı günden itibaren, tarihi
tecrübenin kaydettiği temel bir gerçeği ısrarla vurgulamaktadır. Bu
gerçek, ileri, gelişmiş bir ekonominin, ancak ileri, gelişmiş bir
demokrasi ile bir arada mümkün olabileceği gerçeğidir. Özgürlük, refah
ve kalkınmanın birlikteliğidir. Bu ikisi, adeta tek yumurta ikizi
gibidir.''
Türkiye'de şuurlu ya da şuursuz, bilerek tekrarlanan bir hata
yapıldığını söyleyen Erdoğan, bunu, ''demokrasinin, ancak belli bir
ekonomik gelişme seviyesinden sonra gerçekleşebilecek bir siyasi rejim
olarak algılanması'' diye açıkladı.
Başbakan Erdoğan, bu algılamanın, demokrasiyi lüks bir meta gibi
gören otoriter bir zihniyetin yansıması olduğunu söyledi.
Hortumcuların siyasi ideolojisinin de bu olduğunu kaydeden
Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bugün bile, yakaladığımız demokrasi standardını insanımıza iki
beden büyük görenlerin var olduğunu biliyoruz. Daha vahim olanı ise bu
düşünce sahiplerinin, ekseriyetle siyasetten geçinenler arasından
çıkmasıdır. Ne yazık ki bürokraside de onların işbirlikçilileri,
yandaşları mevcut. Onları da biliyoruz.
Aslında demokrasi, millete iki beden büyük gelmiyor. Statükocu
zihniyet sahiplerinin üzerinde şık durmuyor demokrasi... Anadolu'muzda
güzel bir söz var; 'güzele ne yakışmaz' demişler. Bu millete demokrasi
çok yakışıyor. Ama bu vatan hakkında çirkin emeller besleyenlere asla
yakışmıyor.
Ekonomik kalkınma, demokratik özgürlükçü bir düzenin ürünü olarak
ortaya çıkmaktadır. Dünya üzerindeki gelişmiş ekonomiler, aynı zamanda
gelişmiş demokrasilerdir.''
Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, demokrasi ile
refahın birbirini yeniden üreten kavramlar olduğunu belirterek, ''Yani
siyasi demokrasi yoksa, ekonomik demokrasi de yoktur. Bunu böyle
bilmeliyiz. Bu ikisinden biri düşüşe geçtiğinde, diğerini de
beraberinde aşağı çeker'' diye konuştu.
Demokrasiyi, belli bir ekonomik gelişme seviyesiyle ilişkili hale
getirmenin, onu sürekli ertelemek anlamına geldiğini kaydeden Erdoğan,
demokrasi ve özgürlüklerin yeterince gelişmediği bir toplumsal
zeminin, ekonomik yapının modernizasyonunu ve piyasa süreçlerinin
işlerlik kazanmasını engellediğini vurguladı.
Doğu ve Güneydoğu'da bir ekonomik modernizasyon arzu ediliyorsa
bunun ilk şartının demokratik süreçlerin, özgürlüklerin özellikle
muhafazası ve daha da kamil hale getirilmesi olduğunu ifade eden
Erdoğan, ''Yani, daha çok demokrasi ve daha çok kalkınmayı birlikte
temin etmektir'' dedi.
Erdoğan, Hükümetin terörle mücadelesini demokrasi ve
özgürlüklerden taviz vermeden yürütme iddiasını kuvvetle
seslendirdiğine işaret ederek, Doğu ve Güneydoğu'da terörün zemin
bulmasını engelleyecek temel unsurun, ekonomik yapının dönüştürülmesi
olduğunu, bunun da ancak özgürlüklerin hayata geçirildiği ve toplumsal
potansiyelin açığa çıkabildiği demokratik bir düzen içerisinde mümkün
olduğunu vurguladı. Erdoğan, ''Geçmiş tecrübe göstermektedir ki
demokrasinin terörle mücadele için zaaf olarak addedildiği dönemlerde
hem terör hem de ekonomik yapının çarpıklığı süreklilik kazanmıştır.
Bu ikisi birbirini beslemiş, kışkırtmıştır'' görüşünü ifade etti.
Başbakan Erdoğan, hem bazı açılışlar hem de partisinin il
kongreleri nedeniyle geçen haftanın önemli bölümünü Adıyaman,
Şanlıurfa, Adana, Diyarbakır ve Siirt'te geçirdiğini hatırlatarak,
buralarda hem bölge insanıyla bir kez daha kucaklaşma imkanı bulduğunu
hem de ülke için önemli projelerin açılışlarını gerçekleştirdiğini
anlattı.
CHP'nin eleştirilerine dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:
''Anamuhalefet partisi çok merak ediyor; benim Başbakanlık
uçağıyla kongrelere niçin gittiğimi soruyor. Hemen buradan cevabını
vereyim; Bu kadar heyecanlanmasın, bu kadar telaşa düşmesin.
Anamuhalefet şunu iyi bilmeli, ben ülkemin her yerine şu anda makama
tahsisli olan bu uçakla kişisel işlerimi görmeye gitmiyorum. Gittiğim
her ilde, şu anda ülkem için önem arzeden hem bu açılışları yapıyorum.
Ama bunun yanında, gittiğim her yerde nasıl ki parti teşkilatımı
ziyaret etme hakkım varsa, bunun yanında eğer şu anda kongre varsa o
kongreleri de yapıyorum. Tabii anlayışları, zihniyet yapısı, her
attığımız adımda bir şeyler aramak olduğu için de 'burada da acaba
nasıl bir şeyler sokuşturur da kafaları bulandırırız', bunun derdi
içindeler. Sakın uğraşmayın. Önce, bugüne kadar gelen hükümetlerin
elinin, ayağının, dilinin, gözünün, kulağının ulaşmadığı yere, bu
iktidarın ulaştırdığı yatırımlarla ilgili söyleyecek bir sözün var mı
onu konuş. Ama onu konuşmuyor.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, anamuhalefet partisinin bu
eleştiriyle yetinmeyip yeni bir şey daha çıkardığını ve ''Efendim,
kongreler nasıl olur da stadyumlarda olur'' dediğini belirterek,
''Bak şimdi nereden nereye geldi. 'Kongreler nasıl olur da
stadyumlarda olur.' Şimdi ben diyorum ya dert farklı. Üzüme
yetişemiyorlar. Onun için bir şey söylemeleri lazım. O da yetmiyormuş
gibi, 'efendim kapıları kapadılar' diyor. Olmaz böyle...Biraz insaf
sahibi olmak gerekir. Önce bu ülkenin insanları bir heyecan yaşıyor şu
anda. Bu heyecanı bu millet, kurmuş olduğu AK Parti ile yaşıyor''
dedi.
Adıyaman'da yolların sel gibi olduğunu, ancak muhalefetin oradaki
yöneticisinin bu kalabalıklar için ''bindirilmiş kıtalar'' dediğini
ifade eden Erdoğan, ''Eğer bindirilmiş kıtalar olsaydı, orada yabancı,
yani farklı illerin otobüslerinden geçilemezdi. Çünkü onlar, hep
bindirilmiş kıtalara alışmışlar. Hep böyle taşıma kitlelerle, bırakın
stadyumları kapalı salonları doldurmaya alışmışlar. Bizim olay farklı.
Ne derseniz deyin, evet insanlar yürüyor. Adıyaman'da şehir stadyumu
tüm tribünleri ve zeminle hamdolsun tıklım tıklım doluydu. Halkımızın
teveccühü çok çok farklıydı. Milletimiz, halkımız iktidarını
sahiplenmiş, kurmuş olduğu partisini sahiplenmiş ve bu heyecanla
yarınlara yürüyor'' diye konuştu.
Adıyaman'da 33 fabrikanın açılışını yaptığını belirten Erdoğan,
milletvekillerine, ''Ertesi gün bir şey gördünüz mu yazılı ve görsel
medyada?'' diye sordu. Açılışı yapılan fabrikalardan birinin 2 bin 500
personel çalıştırdığını, 120 milyon dolarlık bir yatırım olduğuna
dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Niye bundan bahsetmiyorsunuz? Bahsedin ki milletin heyecanına
heyecan katın. Oralarda yatırım yapabilecek vatandaşlarımızı teşvik
edin. Bunları yazmıyorlar. Niye, korkuyorlar. Anadolu'nun doğusuna
güneydoğusuna olur ki işadamları, 'filanca buraya yatırım yaptı, ben
niye yapmayayım' diyen olur da yatırım yaparlar diye korkuyorlar ya
korkuyorlar. Onun için bu tür cefakar, vefakar, vatansever
yatırımcılarımızı, işadamlarımızı özellikle kutluyorum. Oraya bu tür
modern yatırımların girmesi ki şu anda Adıyaman'da yatırım yapacak yer
kalmadı. 40 yatırım sırada. Onlar da yatırım yapmak istiyorlar.
'Hazırız, değer' diyorlar. Bakın bu noktaya geldik. Bunu yazın, bunu
konuşalım. Niye yazmıyorsunuz, niye bunları televizyonlarda program
haline getirmiyorsunuz? Televolelerden sıra gelmiyor, şovdan sıra
gelmiyor. Olay bu. Bunları aşacağız. İşsiz vatandaşımın çözüm yolu
buradan geçiyor. Öyle lafla değil. İşsizliğin faturasını AK Parti
iktidarına kuru kuruya kesmekle değil, çözüm çözüm...Bak bunlar atılan
adımlar, teşvik yasaları hep çözüm. Ama bunlar da yeterli değil.''
İstihdam alanına her yıl ortalama 500 bin insanın girdiğini,
ortalama 100 kişinin çalışacağı 500 fabrika gerektiğini anlatan
Erdoğan, 2 bin 500 kişinin istihdam edildiği yatırımlarla durumun daha
farklı olacağını, ama bu tür yatırımların her yatırımcının yapacağı iş
olmadığını kaydetti. Erdoğan, ''Onun için yurtdışından küresel
sermayeyi getirirsin, 'ülkeyi sattılar.' Onu getirirsin böyle...Yerli
için yollar açarsın, nasıl engelleriz onun kendilerine göre laflarını
yapmaya çalışıyorlar. İşleri laf salatası, icraat yok'' dedi.
Seyahatlerinde vatandaşların sıkıntılarına kulak verme fırsatını
da yakaladıklarını belirten Başbakan Erdoğan, her şey pahasına
koştuklarını ve zamanla yarıştıklarını ifade etti. Sorunların çözümü
uğrunda her türlü fedakarlığı yapacaklarını kaydeden Erdoğan, şunları
kaydetti:
''Şükürler olsun ki gelecekle ilgili halkımızın umutlarına
heyecanlarına ve hayallerine şahit olduk. Bu gücümüze güç kattı.
Gördük ki Türkiye'nin her yerini saran mutlu ve müreffeh gelecek
umudu, bu bölgelerimiz de kalpleri heyecanla doldurmuş. Gördük ki düne
kadar sadece bir dertler yumağı görüntüsü veren bu şehirlerimiz,
hamdolsun 3.5 yıldır atılan bu adımlarla yeniden geleceğe yüzünü
çevirdi. Gördük ki Türkiye'nin birlik ve beraberliğini, insanımızın
dostluk ve kardeşliğini bertaraf etmek isteyenler, hain girişimler bir
kere daha boşa çıkmıştır. Bunu gördük. Şimdi sadece Hükümete, AK
Parti'ye değil, Türkiye'nin siyaset sahnesinde varlık gösteren her
partiye, her siyasetçiye, her aydına bu umudu boşa çıkarmamak, bu
hayalleri kırmamak için çalışmak, üretmek, paylaşmak görevi düşüyor.
Hepimizin çeşitli konularda fikir ayrılıkları olması tabiidir. Buna
kimse bir şey diyemez. Bu Türkiye'nin zenginliğidir, gücüdür. Buna
inanıyoruz. Eskilerin dediği gibi, hakikatin ışığı şüphesiz ki
kişilerin tartışmasından doğmaktadır.''
AK Parti TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, birlik ve
beraberliğin önemine değindi. ''Bu vatanın çocuklarının mutlu ve
müreffeh bir geleceğe süratle kavuşulabilmesi konusunda bir kaygısının
olması gerekir. Burada fikir ayrılığının olmaması gerekir'' diyen
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ülkenin kalkınması konusunda hakaret değil, ne bekliyoruz?
'Şöyle olmaz, böyle olur' denilmesini bekliyoruz. Terörle Mücadele
Yasası konusunda bile hep hakaret var. Hep kendilerine göre bir tespit
var. Peki ne olacak? Çözüm var mı? Yok. Sıkıntı burada. Bu sadece
burada değil. Her olayda oluyor.
Biz her şeyden önce şuna inanıyoruz. Tarihi tecrübe bize şunu
gösterdi ki vatanseverliğin olmazsa olmaz şartı cumhuriyetçi olmaktan,
demokrat olmaktan ve değişimi beslemekten geçiyor.
Hükümet olarak bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da azami
gayret gösterecek ve bütün imkanlarımızı seferber edeceğiz. Ülkemizin
her bir bölgesini aynı demokrasi ve kalkınma standartlarına
ulaştırmak, gelir adaletini ve fırsat eşitliğini sağlamak,
bölgelerarası makası açmak değil, daraltmak için her türlü çözüm
önerisine, her türlü üretim projesine, her türlü sosyal programa
hükümet olarak sonuna kadar açığız. Açıkça bunu söylüyorum. Bu ülke
hepimizin. Öyleyse nimetlerini olduğu gibi külfetlerini de paylaşmamız
gerekiyor.''
Getirilen hizmetleri vatandaşların gördüğünü ve neyin nasıl
olduğunu gayet iyi bildiğini vurgulayan Erdoğan, milletvekillerine
şöyle seslendi:
''Biz işimize bakalım... İş yapma zamanıdır. Üç buçuk yıldır nasıl
koşup terliyorsak bundan sonra da terleyeceğiz. Adımları atmaya devam
edeceğiz. Toplu Konuttan KÖYDES Projesi'ne kadar hepsini yerinde adım
adım takip edeceğiz. Onun için tüm milletvekillerime düşen görev çok
fazladır.
Ankara'ya sandalyeyi attığınız takdirde bu işin neticesini
alamayız, onu söyleyeyim size.... Kusura bakmayın. Açık, net
söylüyorum. Her milletvekili arkadaşım her hafta sonunu kendi ilinde
geçirmek durumundadır. Biz turist değiliz. Biz milletvekiliyiz. Bizim
işimiz var. Onun için bunu yapacağız.''
Yurtiçi gezileri hakkında bilgi de veren Erdoğan, hafta sonu
Adana'ya yaptığı gezide, ülke genelinde restorasyonu tamamlanan 1111
eseri ortak açılışla hizmete sunduklarını hatırlattı. ''Bu eserlerin
ayakta kalkması gerekir ki millet ayakta kalsın'' diyen Erdoğan,
gelecek nesillerin ''Bu topraklar bizim topraklarımız'' demesi için bu
eserlerin sağlam kalması gerektiğini söyledi.
Selçuklu'nun, Osmanlı'nın bu eserlerle anıldığını belirten
Erdoğan, Ziya Paşa'nın ''Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır
eseri'' sözünü hatırlattı. Başbakan Erdoğan, ''Gerçek bu... Biz buna
bakacağız. Bu çok önemli. Bırakabiliyorsan bir şey hayırla yad
edilirsin. Bırakamıyorsan kimse seni hatırlamaz bile. Bırakabileceğin
bir şeyler olması lazım'' diye konuştu.
Konuşmasında İstanbul Boğazı'na yapılacak tünel geçit projesini de
anlatan Erdoğan, bazılarının ''İstanbul'a tünel yakışır mı ya?
Ayıptır. Yeditepe'nin altından tünel gider mi?'' dediğini hatırlattı
ve başparmağı ile kafasını göstererek, ''Basmıyor, basmıyor... Onlar
hala at arabasıyla gitmek istiyorlar. Farkımız bu. Hangi dönemde
yaşıyoruz? Biz zamanla yarışıyoruz'' dedi.
Türkiye'nin bugün yakaladığı demokrasi standardını,
insanlara iki beden büyük görenler olduğunu bildiklerini
belirterek, ''Daha vahim olanı ise bu düşünce sahiplerinin,
ekseriyetle siyasetten geçinenler arasından çıkmasıdır'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin yarınları adına büyük önem taşıyan, zengin fırsatlar
barındıran bir dönemden geçildiğini söyledi. Türkiye'nin önündeki
dönem en iyi şekilde değerlendirilip, son 3.5 yılın başarıları
istikrarla korunarak kalıcı hale getirilirse Türkiye'nin yakın
geleceğe mutlaka damgasını vuracağını ifade eden Erdoğan, şöyle devam
etti:
''Burada, altını önemle çizmek istediğim anahtar kelimeler var.
Bunlar, değişim ve istikrardır... Bu kelimelerin üzerinde ısrarla
durmamız gerekiyor. Türkiye, her alanda yakalanan istikrar düzenini
şartlar ne olursa olsun mutlaka korumalıdır. Bu ülkenin insanları
olarak, bu ülkeyi seven, bu ülkenin geleceği hakkında aydınlık
hayaller besleyen insanlar olarak, her şeyden önce fikirde, anlayışta,
özellikle bu istikrarı, bu değişimi korumalıyız. Türkiye'de vatansever
olan herkes, 3 Kasım 2002'de millet iradesiyle açıkça ortaya konulan
istikrar içinde değişim kararını, asla zedelemeye çalışmamalıdır.
Değişim politikalarını eleştirmek demokratik bir haktır ama
milletin değişim iradesini ve kararını tahrip etmeye çalışarak
statükoyu savunmanın, bugünün dünyasında vatanseverlikle uzaktan
yakından hiçbir alakası yoktur. Cumhuriyetimizin mayası olan
demokratik değişim iradesine karşı çıkmanın, cumhuriyetçilik ve
milliyetçilikle bir ilgisi yoktur. Evrensel hukuk ilkeleri, demokratik
değişim ve millet iradesiyle kalkınma, Atatürk tarafından Cumhuriyetin
harcına konulmuştur.
İşte bu yüzden, değişimi reddeden ve statükoyu kutsayan
anlayışların adı ne olursa olsun, cumhuriyetçilikle ve vatanseverlikle
alakası olamaz. Önümüze çıkan engeller ne olursa olsun, çıktığımız bu
uzun yola ilişkin bir tereddüde asla kapılmamalıyız. Çünkü,
Türkiye'nin yegane çıkar yolu, yegane doğru istikameti budur.''
Yıllar yılı krizlerle, istikrasızlıklarla, statükocu siyasetlerle,
darboğazlarla, bunalımlarla, suiistimallerle bunalmış bir milletin,
değişim dışında bir seçeneği olamayacağını kaydeden Erdoğan, 3 Kasım
2002 tarihinde millet kararıyla işbaşına gelen AK Parti'nin, cesur ve
uyumlu bir yönetim anlayışıyla ülke sorunlarının neredeyse tamamını
çözüm yoluna koymayı başardığını söyledi.
''Bunun adı değişim istikrarıdır'' diyen Erdoğan, bunun, aynı
zamanda millet iradesinin Türkiye'nin yönetiminde karşılığını bulması
olduğunu kaydetti. Erdoğan, ''Her şey Türkiye için'' derken, aslında
bu yöndeki millet kararını, bu ortak hissiyatı seslendirmekten başka
bir şey yapmadıklarını ifade etti.
Türkiye'nin problemlerinin tamamının çözüme kavuştuğu iddiasında
olmadıklarını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Milletimizin sırtında, neredeyse taş üstüne taş konulmadan zayi
edilmiş uzun yıların yükü, ağırlığı var. Elimizde eğer bir sihirli
değnek olsaydı, milletimiz tek bir gün, tek bir saat, tek bir an
sıkıntı çekmesine, bunalmasına, daralmasına meydan vermezdik. Ama
elimizde bir sihirli değnek yok. Biz, bir yandan yola devam etmek, bir
yandan hedeflerimizi kovalamak, bir yandan da bu milletin belini büken
sıkıntıları gidermek, yaraları sarmak mecburiyetindeyiz.
Bizim işimiz kolay değil. Çünkü, siyaseti oyalama ve oyalanma
sanatı zannedenlerden değiliz. Hesabımızı doğru yaparak, ama mutlaka
ideallerimizi koruyarak adım adım ilerleme gayretindeyiz. Bu ülkenin
problemlerinin üstüne cesaretle gidiyor ama bunu yaparken
demokrasiden, hak ve özgürlüklerden, adaletten taviz vermiyoruz.
Bizim siyasi parolamız; daha çok demokrasi, daha çok kalkınmadır.
Bu ülke demokrasiyi en üst seviyede uygulamadan, insan hak ve
özgürlüklerini teminat altına almadan, adaleti tesis etmeden,
kalkınmayı da başaramaz. Türkiye'nin dünden bugüne miras kalan
ekonomik, ticari, bölgesel problemlerinin temelinde de geçmişteki
siyasi anlayışların, dönemsel gerekçelerle demokratik standartlardan
fedakarlık yapması bulunmaktadır.
AK Parti, siyaset sahnesinde yer aldığı günden itibaren, tarihi
tecrübenin kaydettiği temel bir gerçeği ısrarla vurgulamaktadır. Bu
gerçek, ileri, gelişmiş bir ekonominin, ancak ileri, gelişmiş bir
demokrasi ile bir arada mümkün olabileceği gerçeğidir. Özgürlük, refah
ve kalkınmanın birlikteliğidir. Bu ikisi, adeta tek yumurta ikizi
gibidir.''
Türkiye'de şuurlu ya da şuursuz, bilerek tekrarlanan bir hata
yapıldığını söyleyen Erdoğan, bunu, ''demokrasinin, ancak belli bir
ekonomik gelişme seviyesinden sonra gerçekleşebilecek bir siyasi rejim
olarak algılanması'' diye açıkladı.
Başbakan Erdoğan, bu algılamanın, demokrasiyi lüks bir meta gibi
gören otoriter bir zihniyetin yansıması olduğunu söyledi.
Hortumcuların siyasi ideolojisinin de bu olduğunu kaydeden
Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bugün bile, yakaladığımız demokrasi standardını insanımıza iki
beden büyük görenlerin var olduğunu biliyoruz. Daha vahim olanı ise bu
düşünce sahiplerinin, ekseriyetle siyasetten geçinenler arasından
çıkmasıdır. Ne yazık ki bürokraside de onların işbirlikçilileri,
yandaşları mevcut. Onları da biliyoruz.
Aslında demokrasi, millete iki beden büyük gelmiyor. Statükocu
zihniyet sahiplerinin üzerinde şık durmuyor demokrasi... Anadolu'muzda
güzel bir söz var; 'güzele ne yakışmaz' demişler. Bu millete demokrasi
çok yakışıyor. Ama bu vatan hakkında çirkin emeller besleyenlere asla
yakışmıyor.
Ekonomik kalkınma, demokratik özgürlükçü bir düzenin ürünü olarak
ortaya çıkmaktadır. Dünya üzerindeki gelişmiş ekonomiler, aynı zamanda
gelişmiş demokrasilerdir.''
Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, demokrasi ile
refahın birbirini yeniden üreten kavramlar olduğunu belirterek, ''Yani
siyasi demokrasi yoksa, ekonomik demokrasi de yoktur. Bunu böyle
bilmeliyiz. Bu ikisinden biri düşüşe geçtiğinde, diğerini de
beraberinde aşağı çeker'' diye konuştu.
Demokrasiyi, belli bir ekonomik gelişme seviyesiyle ilişkili hale
getirmenin, onu sürekli ertelemek anlamına geldiğini kaydeden Erdoğan,
demokrasi ve özgürlüklerin yeterince gelişmediği bir toplumsal
zeminin, ekonomik yapının modernizasyonunu ve piyasa süreçlerinin
işlerlik kazanmasını engellediğini vurguladı.
Doğu ve Güneydoğu'da bir ekonomik modernizasyon arzu ediliyorsa
bunun ilk şartının demokratik süreçlerin, özgürlüklerin özellikle
muhafazası ve daha da kamil hale getirilmesi olduğunu ifade eden
Erdoğan, ''Yani, daha çok demokrasi ve daha çok kalkınmayı birlikte
temin etmektir'' dedi.
Erdoğan, Hükümetin terörle mücadelesini demokrasi ve
özgürlüklerden taviz vermeden yürütme iddiasını kuvvetle
seslendirdiğine işaret ederek, Doğu ve Güneydoğu'da terörün zemin
bulmasını engelleyecek temel unsurun, ekonomik yapının dönüştürülmesi
olduğunu, bunun da ancak özgürlüklerin hayata geçirildiği ve toplumsal
potansiyelin açığa çıkabildiği demokratik bir düzen içerisinde mümkün
olduğunu vurguladı. Erdoğan, ''Geçmiş tecrübe göstermektedir ki
demokrasinin terörle mücadele için zaaf olarak addedildiği dönemlerde
hem terör hem de ekonomik yapının çarpıklığı süreklilik kazanmıştır.
Bu ikisi birbirini beslemiş, kışkırtmıştır'' görüşünü ifade etti.
Başbakan Erdoğan, hem bazı açılışlar hem de partisinin il
kongreleri nedeniyle geçen haftanın önemli bölümünü Adıyaman,
Şanlıurfa, Adana, Diyarbakır ve Siirt'te geçirdiğini hatırlatarak,
buralarda hem bölge insanıyla bir kez daha kucaklaşma imkanı bulduğunu
hem de ülke için önemli projelerin açılışlarını gerçekleştirdiğini
anlattı.
CHP'nin eleştirilerine dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:
''Anamuhalefet partisi çok merak ediyor; benim Başbakanlık
uçağıyla kongrelere niçin gittiğimi soruyor. Hemen buradan cevabını
vereyim; Bu kadar heyecanlanmasın, bu kadar telaşa düşmesin.
Anamuhalefet şunu iyi bilmeli, ben ülkemin her yerine şu anda makama
tahsisli olan bu uçakla kişisel işlerimi görmeye gitmiyorum. Gittiğim
her ilde, şu anda ülkem için önem arzeden hem bu açılışları yapıyorum.
Ama bunun yanında, gittiğim her yerde nasıl ki parti teşkilatımı
ziyaret etme hakkım varsa, bunun yanında eğer şu anda kongre varsa o
kongreleri de yapıyorum. Tabii anlayışları, zihniyet yapısı, her
attığımız adımda bir şeyler aramak olduğu için de 'burada da acaba
nasıl bir şeyler sokuşturur da kafaları bulandırırız', bunun derdi
içindeler. Sakın uğraşmayın. Önce, bugüne kadar gelen hükümetlerin
elinin, ayağının, dilinin, gözünün, kulağının ulaşmadığı yere, bu
iktidarın ulaştırdığı yatırımlarla ilgili söyleyecek bir sözün var mı
onu konuş. Ama onu konuşmuyor.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, anamuhalefet partisinin bu
eleştiriyle yetinmeyip yeni bir şey daha çıkardığını ve ''Efendim,
kongreler nasıl olur da stadyumlarda olur'' dediğini belirterek,
''Bak şimdi nereden nereye geldi. 'Kongreler nasıl olur da
stadyumlarda olur.' Şimdi ben diyorum ya dert farklı. Üzüme
yetişemiyorlar. Onun için bir şey söylemeleri lazım. O da yetmiyormuş
gibi, 'efendim kapıları kapadılar' diyor. Olmaz böyle...Biraz insaf
sahibi olmak gerekir. Önce bu ülkenin insanları bir heyecan yaşıyor şu
anda. Bu heyecanı bu millet, kurmuş olduğu AK Parti ile yaşıyor''
dedi.
Adıyaman'da yolların sel gibi olduğunu, ancak muhalefetin oradaki
yöneticisinin bu kalabalıklar için ''bindirilmiş kıtalar'' dediğini
ifade eden Erdoğan, ''Eğer bindirilmiş kıtalar olsaydı, orada yabancı,
yani farklı illerin otobüslerinden geçilemezdi. Çünkü onlar, hep
bindirilmiş kıtalara alışmışlar. Hep böyle taşıma kitlelerle, bırakın
stadyumları kapalı salonları doldurmaya alışmışlar. Bizim olay farklı.
Ne derseniz deyin, evet insanlar yürüyor. Adıyaman'da şehir stadyumu
tüm tribünleri ve zeminle hamdolsun tıklım tıklım doluydu. Halkımızın
teveccühü çok çok farklıydı. Milletimiz, halkımız iktidarını
sahiplenmiş, kurmuş olduğu partisini sahiplenmiş ve bu heyecanla
yarınlara yürüyor'' diye konuştu.
Adıyaman'da 33 fabrikanın açılışını yaptığını belirten Erdoğan,
milletvekillerine, ''Ertesi gün bir şey gördünüz mu yazılı ve görsel
medyada?'' diye sordu. Açılışı yapılan fabrikalardan birinin 2 bin 500
personel çalıştırdığını, 120 milyon dolarlık bir yatırım olduğuna
dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Niye bundan bahsetmiyorsunuz? Bahsedin ki milletin heyecanına
heyecan katın. Oralarda yatırım yapabilecek vatandaşlarımızı teşvik
edin. Bunları yazmıyorlar. Niye, korkuyorlar. Anadolu'nun doğusuna
güneydoğusuna olur ki işadamları, 'filanca buraya yatırım yaptı, ben
niye yapmayayım' diyen olur da yatırım yaparlar diye korkuyorlar ya
korkuyorlar. Onun için bu tür cefakar, vefakar, vatansever
yatırımcılarımızı, işadamlarımızı özellikle kutluyorum. Oraya bu tür
modern yatırımların girmesi ki şu anda Adıyaman'da yatırım yapacak yer
kalmadı. 40 yatırım sırada. Onlar da yatırım yapmak istiyorlar.
'Hazırız, değer' diyorlar. Bakın bu noktaya geldik. Bunu yazın, bunu
konuşalım. Niye yazmıyorsunuz, niye bunları televizyonlarda program
haline getirmiyorsunuz? Televolelerden sıra gelmiyor, şovdan sıra
gelmiyor. Olay bu. Bunları aşacağız. İşsiz vatandaşımın çözüm yolu
buradan geçiyor. Öyle lafla değil. İşsizliğin faturasını AK Parti
iktidarına kuru kuruya kesmekle değil, çözüm çözüm...Bak bunlar atılan
adımlar, teşvik yasaları hep çözüm. Ama bunlar da yeterli değil.''
İstihdam alanına her yıl ortalama 500 bin insanın girdiğini,
ortalama 100 kişinin çalışacağı 500 fabrika gerektiğini anlatan
Erdoğan, 2 bin 500 kişinin istihdam edildiği yatırımlarla durumun daha
farklı olacağını, ama bu tür yatırımların her yatırımcının yapacağı iş
olmadığını kaydetti. Erdoğan, ''Onun için yurtdışından küresel
sermayeyi getirirsin, 'ülkeyi sattılar.' Onu getirirsin böyle...Yerli
için yollar açarsın, nasıl engelleriz onun kendilerine göre laflarını
yapmaya çalışıyorlar. İşleri laf salatası, icraat yok'' dedi.
Seyahatlerinde vatandaşların sıkıntılarına kulak verme fırsatını
da yakaladıklarını belirten Başbakan Erdoğan, her şey pahasına
koştuklarını ve zamanla yarıştıklarını ifade etti. Sorunların çözümü
uğrunda her türlü fedakarlığı yapacaklarını kaydeden Erdoğan, şunları
kaydetti:
''Şükürler olsun ki gelecekle ilgili halkımızın umutlarına
heyecanlarına ve hayallerine şahit olduk. Bu gücümüze güç kattı.
Gördük ki Türkiye'nin her yerini saran mutlu ve müreffeh gelecek
umudu, bu bölgelerimiz de kalpleri heyecanla doldurmuş. Gördük ki düne
kadar sadece bir dertler yumağı görüntüsü veren bu şehirlerimiz,
hamdolsun 3.5 yıldır atılan bu adımlarla yeniden geleceğe yüzünü
çevirdi. Gördük ki Türkiye'nin birlik ve beraberliğini, insanımızın
dostluk ve kardeşliğini bertaraf etmek isteyenler, hain girişimler bir
kere daha boşa çıkmıştır. Bunu gördük. Şimdi sadece Hükümete, AK
Parti'ye değil, Türkiye'nin siyaset sahnesinde varlık gösteren her
partiye, her siyasetçiye, her aydına bu umudu boşa çıkarmamak, bu
hayalleri kırmamak için çalışmak, üretmek, paylaşmak görevi düşüyor.
Hepimizin çeşitli konularda fikir ayrılıkları olması tabiidir. Buna
kimse bir şey diyemez. Bu Türkiye'nin zenginliğidir, gücüdür. Buna
inanıyoruz. Eskilerin dediği gibi, hakikatin ışığı şüphesiz ki
kişilerin tartışmasından doğmaktadır.''
AK Parti TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, birlik ve
beraberliğin önemine değindi. ''Bu vatanın çocuklarının mutlu ve
müreffeh bir geleceğe süratle kavuşulabilmesi konusunda bir kaygısının
olması gerekir. Burada fikir ayrılığının olmaması gerekir'' diyen
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ülkenin kalkınması konusunda hakaret değil, ne bekliyoruz?
'Şöyle olmaz, böyle olur' denilmesini bekliyoruz. Terörle Mücadele
Yasası konusunda bile hep hakaret var. Hep kendilerine göre bir tespit
var. Peki ne olacak? Çözüm var mı? Yok. Sıkıntı burada. Bu sadece
burada değil. Her olayda oluyor.
Biz her şeyden önce şuna inanıyoruz. Tarihi tecrübe bize şunu
gösterdi ki vatanseverliğin olmazsa olmaz şartı cumhuriyetçi olmaktan,
demokrat olmaktan ve değişimi beslemekten geçiyor.
Hükümet olarak bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da azami
gayret gösterecek ve bütün imkanlarımızı seferber edeceğiz. Ülkemizin
her bir bölgesini aynı demokrasi ve kalkınma standartlarına
ulaştırmak, gelir adaletini ve fırsat eşitliğini sağlamak,
bölgelerarası makası açmak değil, daraltmak için her türlü çözüm
önerisine, her türlü üretim projesine, her türlü sosyal programa
hükümet olarak sonuna kadar açığız. Açıkça bunu söylüyorum. Bu ülke
hepimizin. Öyleyse nimetlerini olduğu gibi külfetlerini de paylaşmamız
gerekiyor.''
Getirilen hizmetleri vatandaşların gördüğünü ve neyin nasıl
olduğunu gayet iyi bildiğini vurgulayan Erdoğan, milletvekillerine
şöyle seslendi:
''Biz işimize bakalım... İş yapma zamanıdır. Üç buçuk yıldır nasıl
koşup terliyorsak bundan sonra da terleyeceğiz. Adımları atmaya devam
edeceğiz. Toplu Konuttan KÖYDES Projesi'ne kadar hepsini yerinde adım
adım takip edeceğiz. Onun için tüm milletvekillerime düşen görev çok
fazladır.
Ankara'ya sandalyeyi attığınız takdirde bu işin neticesini
alamayız, onu söyleyeyim size.... Kusura bakmayın. Açık, net
söylüyorum. Her milletvekili arkadaşım her hafta sonunu kendi ilinde
geçirmek durumundadır. Biz turist değiliz. Biz milletvekiliyiz. Bizim
işimiz var. Onun için bunu yapacağız.''
Yurtiçi gezileri hakkında bilgi de veren Erdoğan, hafta sonu
Adana'ya yaptığı gezide, ülke genelinde restorasyonu tamamlanan 1111
eseri ortak açılışla hizmete sunduklarını hatırlattı. ''Bu eserlerin
ayakta kalkması gerekir ki millet ayakta kalsın'' diyen Erdoğan,
gelecek nesillerin ''Bu topraklar bizim topraklarımız'' demesi için bu
eserlerin sağlam kalması gerektiğini söyledi.
Selçuklu'nun, Osmanlı'nın bu eserlerle anıldığını belirten
Erdoğan, Ziya Paşa'nın ''Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır
eseri'' sözünü hatırlattı. Başbakan Erdoğan, ''Gerçek bu... Biz buna
bakacağız. Bu çok önemli. Bırakabiliyorsan bir şey hayırla yad
edilirsin. Bırakamıyorsan kimse seni hatırlamaz bile. Bırakabileceğin
bir şeyler olması lazım'' diye konuştu.
Konuşmasında İstanbul Boğazı'na yapılacak tünel geçit projesini de
anlatan Erdoğan, bazılarının ''İstanbul'a tünel yakışır mı ya?
Ayıptır. Yeditepe'nin altından tünel gider mi?'' dediğini hatırlattı
ve başparmağı ile kafasını göstererek, ''Basmıyor, basmıyor... Onlar
hala at arabasıyla gitmek istiyorlar. Farkımız bu. Hangi dönemde
yaşıyoruz? Biz zamanla yarışıyoruz'' dedi.
