2008-02-17 - 13:37
TBMM BAŞKANI TOPTAN: ''HERKES KENDİ HAKKINI, KENDİ HUKUKUNU, KENDİ SINIRINI İÇİNE SİNDİRMELİ. BİZ YASAMA ORGANI OLARAK KENDİMİZİ YARGI YERİNE KOYMAMALIYIZ. YARGI, KENDİSİNİ HÜKÜMET YERİNE KOYMAK SURETİYLE HÜKÜMET İCRASI YAPMAYA KALMAMALI''
Toptan, TRT 2'de yayınlanan 'bir artı yüz' programına katılarak Şeyda Açıkkol'un sorularını yanıtladı. Cumhuriyetin büyük devrimlerinden biri olan hukuk reformlarının önemine değinen Toptan, Medeni Kanunu önemsediğini söyledi. Toptan, ''Dil Devrimi, Harf Devrimi yaparsınız, insanınıza zaman içinde hepsini öğretirsiniz. Başöğretmen Atatürk gibi bir lideriniz olur; köy köy, şehir şehir gezer, alfabeyi öğretirsiniz. Ama hukuk reformu daha zor, daha karışık bir şey'' diye konuştu.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, yasama, yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrımına ilişkin olarak, ''Herkes kendi hakkını, kendi hukukunu, kendi sınırını içine sindirmeli. Biz yasama organı olarak kendimizi yargı yerine koymamalıyız. Yargı, kendisini hükümet yerine koymak suretiyle hükümet icrası yapmaya kalkmamalı'' dedi.

Toptan, TRT 2'de yayınlanan 'bir artı yüz' programına katılarak Şeyda Açıkkol'un sorularını yanıtladı. Cumhuriyetin büyük devrimlerinden biri
olan hukuk reformlarının önemine değinen Toptan, Medeni Kanunu önemsediğini söyledi. Toptan, ''Dil Devrimi, Harf Devrimi yaparsınız, insanınıza zaman içinde hepsini öğretirsiniz. Başöğretmen Atatürk gibi bir lideriniz olur; köy köy, şehir şehir gezer, alfabeyi öğretirsiniz. Ama hukuk reformu daha zor, daha karışık bir şey'' diye konuştu.

Medeni Kanunun, Türkiye'yi çağdaşlığa götüren önemli yollardan biri olduğunu vurgulayan Toptan, ''Hukuk reformunu gerçekleştirdiğimizden bu yana geriye dönüp baktığımız zaman bizi mahcup edecek bir hukuk yanlışına Türkiye şahitlik etmedi. Bütün hukukçularımızla gurur duymamız
gerekiyor'' dedi.

TBMM'nin ''Gazi Meclis'' olduğunu anımsatan Toptan, Meclisin 2 sene top sesleri arasında görev yaptığını, Polatlı'dan top seslerinin duyulduğu
günlerde Atatürk başkanlığındaki Meclisin, savaşı yöneten Meclis unvanını aldığını kaydetti.

Atatürk'e ''Gazi'' unvanı verilirken, Meclise de gazilik unvanı verildiğini belirten Toptan, ''Gazi Meclis, o günkü ruh hali içerisinde hiçbir gün esaret yaşamamış bir milletin, yokluklarla imkansızlıklarla açlıkla mücadele ede ede, esir almak isteyen güçlere karşı mücadele edebileceğini kanıtlamış bir Meclis... Bu Meclis, bir taraftan savaşı yönetiyor, bir taraftan Türkiye'nin temel meselelerini tartışıyor, yasa yapıyordu. Böyle bir şeyi dünyada bulamazsınız. O ortamda insanları bile bir araya getiremezsiniz. Atatürk, bir taraftan savaşı yönetiyor, Türk Milletinin iradesinin tecelli ettiği o yüce makamda oturup yönetiyor, öbür taraftan üniformasını giyip savaş meydanına koşuyor. Bunu dünyada hiçbir millet yaşayamaz, bir daha biz bile belki yaşayamayız'' diye konuştu.

-''TÜRKİYE'NİN NEREDEN BURALARA GELDİĞİNİ UNUTMAMAK LAZIM''

Toğtan, 1920'lerin 1922, 1923'lerin heyecanlı günlerinden bu günlere kadar başarı sağlandığını ifade ederek , şunları söyledi:

''Ben o heyecanın, bugün de Meclisimizin yaşadığına inanıyorum. O dönemle sonraki dönemleri irdelediğinizde, zaman zaman içimizi acıtan bir takım olayların o dönemlerde de olduğunu görüyoruz. Cumhuriyetin ilan edilmesinden önce ve sonra ciddi isyanlara şahit olundu. Her türlü fikrin, Atatürk'e karşı bile sert eleştirilerin yapıldığını görüyoruz. Fikirlerin çeşitlendiği, küresel destek gördüğü bir çağda çeşitli fikirlerin Parlamento kürsülerinde söylenebilmesini hoş karşılamak lazım. Cumhuriyeti var eden nitelikler etrafında birleşmiş olmayı önemli sayıyorum. Meclis, Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak ve geliştirmek çerçevesinde birleşmiş durumda.

Sert tartışmalar, zaman zaman sokakta da kendini gösteriyor. Bu reflekse saygı göstermek, sürece katkı olarak görmek lazım. 1920 Meclisinin
havasını teneffüs edemiyoruz ama o heyecanı görüyorum. O havayı da yakalamak kolay değil. Türkiye'nin nereden buralara geldiğini, kazanımları unutmamak lazım. Özellikle gençlerimiz arasında böyle bir araştırma yaptığımızda gençlerimizin Cumhuriyeti ve demokrasiyi çok sevdiklerini, temel niteliklerini özümsediğini, sevdiğini görüyoruz.''

-''KÜRESEL TERÖRDEN YARARLANANLAR VAR''-

Terör olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Toptan, bunların

''ümitsizliğe değil ama rahatsızlığa neden olduğunu'', terör olaylarının bütün dünyayı rahatsız ettiğini söyledi.

Toptan, ''Terör, küresel desteği almazsa bizi rahatsız edemez. Hükümet, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve emniyet teşkilatımız büyük bir mücadele
veriyor. Dünyada terörü ortadan kaldırmak belli ki zaman alacak. Küresel terörün olumsuzluğundan yararlananlar var. Dünyada büyük silah sanayi
var; lobiler aracılığıyla küresel terörü besliyor. Terörün elinde yeni kullanıma çıkan silahlar var. Birisi gelip satıyor. Küresel desteği de
gözönünde bulundurmak zorundayız'' diye konuştu.

-''DEMOKRATİK ZIPLAMA KOLAY DEĞİL''-

TBMM Başkanı Toptan, demokrasinin çok kolay bir yönetim biçimi olmadığını belirterek, şunları kaydetti:

''Demokrasi, çok güzel ve yerine başka bir yönetim biçimi ikame edilmeyen bir yönetim biçimidir. Bunun için bir altyapı gerekir. Ekonomik yönden orta bir sınıf olması gerekir; demokratik kültür altyapısının varlığı önemlidir. Bu iki konuda ülkemiz zayıf. Bunu başarmak zorundayız. Hayıflanmak yerine ekonomik yönden orta sınıf inşasında ve demokratik kültür altyapısı konusunda eksikliklerimizi gidermemiz lazım. Onları gerçekleştirmeden demokratik zıplama çok kolay değil. Birdenbire orta sınıfı gerçekleştirmeden çok partili sisteme geçmişiz, tam anlamıyla yaşatamamışız.

Şimdi katılımcı demokrasiyi zorluyoruz; ancak çok eksiğimiz var. AB projesine yaklaştığımız oranda başardığımız oranda, Atatürk'ün hedef
gösterdiği o çağdaş uygarlık düzeyine yaklaşıyoruz demektir. Demokrasimizi geliştiriyoruz demektir. Çok eksikliğimiz var; parti içi demokrasi eksikliğimiz, partiler arası diyalog eksikliğimiz var. Genel olarak Anayasadan ve yasalardan kaynaklanan eksikliğimiz var. Kendimize de haksızlık yapmamamız lazım. Bu kadar çok kafasına taş atılan, bu kadar çok ayağı tökezletilen demokrasinin buralara gelmesini önemli sayıyorum.''

-KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ...-

Türkiye'de kuvvetler ayrılığı ilkesiyle ilgili sorunların olduğuna dikkati çeken Toptan, kuvvetler arasındaki uyumu, kuvvetler arası ilkesinin öngördüğü ölçüde sağlamakta zaman zaman eksikliklerin olduğunu ifade etti.

Kuvvetler ayrılığında yasama organına ciddi haksızlık yapıldığı kanaatinde olduğunu belirten Toptan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Herkes, her şeyi yasama organından bekliyor. Oysa yasama, içinden yürütmeyi çıkarır, idari ve siyasi ve ekonomik denetimi yapar. Bunun
dışındaki alanlarda yasama organının yapacağı çok fazla bir şey yok.

Yetkiler arasında ahenk kültürü gerektirir. Burada da bir eksiğimiz olduğunu kabul etmeliyiz. Oysa burada hiç kimsenin alanı sınırsız değil.
Yasama organının Anayasayla denetlenmesi söz konusu, Anayasa Mahkemesi bunun için var. Yürütmenin eylem ve işlemleriyle ilgili idari denetim
var. Şimdi bunlar tamam ama aynı şekilde Anayasa ve yasa değişikliği yapmak suretiyle yasama organının da diğer alanlarla ilgili düzenleme
yapma yetkisi var.''

-''HERKES, KENDİ SINIRINI İÇİNE SİNDİRMELİ''-

Toptan, kuvvetler ayrılığına ilişkin ''Herkes kendi hakkını, kendi hukukunu, kendi sınırını içine sindirmeli. Biz yasama organı olarak kendimizi yargı yerine koymamalıyız. Yargı gibi hüküm vermeye kalkmamalıyız. Yargının kendisini hükümet yerine koymak suretiyle hükümet icrası yapmaya kalkmamalı. O nedenle herkes kendi alanında kaldığı müddetçe bu kültürü oluştururuz'' diye konuştu.

Geçmişe bakıldığında gelinen noktayı önemsediğini vurgulayan Toptan, şöyle devam etti:

''Kuvvetler ayrılığı ilkesinin, gittikçe Türkiye'de yerleştiğine şahit oluyoruz. Zaman zaman hepimizi heyecanlandıran, kızdıran bir takım gelişmeler oluyor ama o tartışmaları da önemsiyorum. Yargı, yasamaya bir şeyler söylüyor, biz çıkıp yargıya bir şeyler söylüyoruz. Ama yine de kimse, kimsenin işine müdahale etmiyor.

Biz, 'yargının kararı hiç tartışılmaz' diye çıkıyoruz, 'şeriatın kestiği parmak acımaz' diye atasözümüz var. Herkes yargının verdiği karara uyar,
uymak zorunda. Başka türlü bir tartışma da yapmak mümkün değil. Ama yürütme de yargı da yasamanın yaptığı işlere, 'böyle kanun olur mu' deyip, kıvırma hakkına sahip değil.''

''HALKIMIZIN UZAKTAN YAKINDAN BİR SORUNU OLMAYAN VE CUMHURİYETİN TEMEL NİTELİKLERİ ARASINDA SAYDIĞIMIZ LAİKLİK İLKESİNİN,
TÜRKİYE İÇİN BİR SORUN OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM''

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan laiklik ilkesiyle halkın uzaktan yakından bir sorunu olmadığını vurgulayarak, ''Bana göre, korkuya yer yok. Çünkü böyle bir yaşam tarzı, bizim insanımızın yaşam tarzıdır. Böyle bir yaşam tarzını bizim insanımız bırakmaz, bırakması için de bir neden yoktur'' dedi.

Toptan, Şeyda Açıkkol'un TRT-2'de yayınlanan ''Bir Artı Yüz'' adlı programına katılarak sorularını yanıtladı. Açıkkol'un laiklik konusundaki sorusunu cevaplayan Toptan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın bugün kendisine cevap vererek, ''Biz Osmanlı tipi laiklik değil, Cumhuriyet laikliği istiyoruz'' dediğini söyledi. Tekirdağ'da yaptığı bir konuşmada, ''laiklik bizim yaşam biçimimizdir. İnsanımızın yaşam biçimidir. Bizim İnsanımızın laiklik ilkesiyle uzaktan yakından bir sorunu da yoktur'' ifadelerini kullandığını hatırlatan Toptan, şöyle konuştu:

''Laiklik bizim Anayasamıza 1937'de girdi. Ancak 1937'den bu yana 'laisizm' dediğimiz sistem bize yerleşmiş değil, biz ondan öncesinde de
modern laikliği, Anayasal kurum olan laikliği zaten yaşam biçimi olarak benimsemişiz. Öyle benimsemişiz ki Fatih Sultan Mehmet İstanbul'a
girerken, 'aman din adamlarına ve alimlere dokunmayın' diye emir vermiştir. Bu bir hoşgörüyü ifade ediyor. Öyle önem vermişiz ki camiyi,
sinagogu, kiliseyi aynı mekanda korumuşuz.... İşte gidin İstanbul'a... Başka yerlerde de vardır. Bir arada korumasını, karşılıklı sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü yaşatmışız.

Adına modern laiklik dediğimiz böyle bir yaşam biçimi, bizim genetiksel olarak içimize sinmiş olan bir yaşam biçimidir. O nedenle uygulamada
farklılıklar olabilir. Belkide biraz farklılıklar şundan kaynaklanıyor: Bize böyle geçmişten gelen laiklik anlayışı, bir hukuki ve teorik çerçeveye sığdırılmaya çalışıldığı zaman bazı sorunlar çıkıyor. Bunu çok zorlamamak da lazım diye düşünüyorum. Anadolu'ya gidin. İster kente ister köye. Camiye giden gider. Herkes ona hoşgörüyle bakar. Meyhaneye giden de hiç kimseden tepki görmez. Başını açanın da başını kapatanın da
hiç farkına bile varılmaz bizim toplumumuzda. Öylesine, üzerinde durulmayan gelişmelerdir.

Halkımızın uzaktan yakından bir sorunu olmayan ve Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında saydığımız laiklik ilkesinin Türkiye için bir sorun
olmadığını düşünüyorum. Bunu abartmamak lazım. Zaten değiştirilemez ilkelerden bir tanesi. Anayasanın 2. maddesinde yazar, 'demokratik,
sosyal, laik bir hukuk devleti...' Böyle bir devlet biçimini kim nasıl değiştirebilecek? Böyle bir şeyi kimse aklından geçirmez, geçiremez diye
düşünüyorum. Tartışmaları da olağan buluyorum. Buna karşı tepkileri, 'acaba laiklik tehlikede mi?' tepkilerini de saygıyla karşılıyorum.
Böylesi bir hassasiyetin toplumda olması güzel bir şey. Bana göre, korkuya yer yok. Çünkü böyle bir yaşam tarzı, bizim insanımızın yaşam
tarzıdır. Böyle bir yaşam tarzını bizim insanımız bırakmaz, bırakması için de bir neden yoktur. Belki biraz hoşgörü eksikliğimiz var. Bu
hoşgörüyü birbirimizden esirgemediğimiz zaman, birbirimizi kıracak, incitecek, birbirimizin yüzüne bakmamızı zorlaştıracak sözlerden
kaçındığımız zaman hiç bir sorunla karşılaşmayız.''

-ÜNİVERSİTELERLE İLGİLİ DÜZENLEME-

TBMM Başkanı Toptan, üniversitelerde türbana izin veren Anayasa değişikliği ile ilgili soruyu yanıtlarken de üniversitelere türbanlı kızların girebildiği ve giremediği dönemler olduğunu söyledi. Türbanlı kız öğrencilerin üniversitelere girebildikleri dönemde öğrenciler arasında hiçbir sorun çıkmadığına dikkati çeken Toptan, eğitim-öğretimin genel gidişi açısından da hiçbir sorun yaşanmadığını ifade etti.

Türbanlı öğrencilerin derslere alınmamasına, türbansız öğrencilerin tepki gösterdiğini hatırlatan Toptan, şöyle devam etti:

''Benim kızımın bir gün eve türbanlı arkadaşları sınıfa alınmadı diye ağlayarak geldiğini gördüm. O çocuklarımızı, o kızlarımızı bir temel hak olan eğitim hakkından yoksun bırakırsak ne olacak? O çocukları lise mezunu olarak bırakmanın ne faydası var? Pozitif eğitimin verildiği üniversitelere gitmek suretiyle o insanın, o gencin hayata daha değişik bakmasını sağlamak yerine, sadece lise mezunu olarak onu eve hapsetmenin ne faydası var? Kime ne faydası var, ülkeye ne faydası olur? Burada şöyle endişeler dile getiriliyor: 'Bu yolu açarsanız, bu ilköğretime kadar iner, kamu idarelerine kadar gider, çarşafa kadar gider...' Gitmez. niye gitsin? Bu milletin bir yaşam biçimi var, bir tarzı var. O tarzdan vazgeçmesi için hiçbir sebep, hiçbir gerekçe yok. Hele hele türbanlıların, türbansızlar üzerine baskı kurması düşünülemez bile. Böyle bir şey olamaz.

Bence olayı, bir sosyal olay olarak ele alıp, öyle bir sosyal sorunun varlığını kabul edip, beraber bir çözüm bulmak zorundayız. Öyle ümit ediyorum ki önümüzdeki süreçte Türkiye bunu başaracaktır ve böyle bir sorun da Türkiye'nin gündeminden çıkacaktır.

Ben 1993 senesinde Milli Eğitim Bakanı iken gündemdışı bir konuşmaya verdiğim cevapta demişim ki 'Şu anda Türkiye'de 54 tane üniversite var. Bu üniversitelerin sadece ikisinde, ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesinde, onların da bazı bölümlerinde türban yasağı var. İnşallah suhuletle bu da
çözülecektir.' Sonradan olay biraz siyaset platformuna taşınca tepkiler çıktı hepten yasaklandı. O nedenle olabildiğince bu sosyal sorunu,
siyasetin dışına çekmek ve öyle bir çözüm aramak gerektiğini düşünüyorum.''

-''SOSYAL SORUN''-

Toptan, bir başka soru üzerine, yaşanan olayların sosyal bir sorun olduğunu vurgulayarak, ''hiçbir partinin mensuplarını, tamamı türbanlı, tamamı türbansız değil. Grup toplantılarına türbanlılar da geliyor, türbansızlarda. Bunu çok doğal karşılıyoruz'' dedi. Başı örtülü kızların üniversiteye devam edememesine sosyal bir sorun olarak bakılması durumunda bu durumun çözülebileceğini ifade eden Toptan, ''Ama siyasetin bir tartışma malzemesi yaparsak, bence bunun kimseye faydası yok. Hele hele ülkeye hiç faydası yok. Zor tartışmalar bunlar. Bundan kaçınmak lazım. Gösterilen reflekslere de ben saygı duyuyorum. İlginçtir o türbana karşı olan eylemlerde başı kapalı insanlar da var, türbanlı çocuklar da var. Böylesine hoş bir toplumuz biz. O bakımdan endişeye mahal yoktur diye düşünüyorum'' diye konuştu.

Toptan, sözlerini şöyle tamamladı:

''Aslında bana sorarsanız, Anayasa düzenlemesine bile gerek yok. Bu çözülebilirdi. YÖK Kanununa bile gerek yok. Çözülebilirdi... Bunu sadece
üniversitelerimize bıraksaydık, YÖK'e bıraksaydık orada bile çözülebilirdi. Ama böyle bir süreç başladı. Tartışması yapılıyor. Bu tartışmalar, sağlıklı tartışmalar bence. Birbirimizi kıracak, incitecek sözler söylememek lazım. Onun dışında söylenenlerin hepsi kayıtlara geçiyor, hepsi insanlarımız tarafından dinleniyor, izleniyor. Sonunda çıkacak olan ne olursa olsun Türkiye'yi kötüye götürecek, Türkiye'yi kendi ana ekseninden başka taraflara döndürecek başka bir girişime Türkiye kesinlikle şahit olmaz. Çünkü bizim gibi bir millet dünyada yok. Biz Batılılarla savaşmışız, Batılı olmak için savaşmışız... O nedenle Türkiye'nin yüzünü başka yönlere çevirmesi bundan sonra kesinlikle mümkün olmaz.''