2014-04-29 - 13:27
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 1915 olaylarına ilişkin taziye mesajını ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın yüksek mahkemenin kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşmayı değerlendirdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 1915 olaylarına ilişkin taziye mesajını ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın yüksek mahkemenin kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşmayı değerlendirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetinin tarihe karşı ön yargılı baktıklarını ve tarih cahili olduklarını öne süren Bahçeli, bunun son örneğinin Erdoğan'ın 23 Nisan'da yayımladığı 1915 olaylarına ilişkin mesajı olduğunu belirtti.
Bahçeli, Erdoğan'ın mesajının baştan sona gayri milli bir bakışla yazıldığını, adil ve vicdani duruştan, din ve etnik köken gözetmeden o dönemde yaşanmış acıları anlamaktan bahsettiğini dile getirerek, şunları söyledi:
"Sayın Başbakan, biz kendi acılarımızın yasını hala tutarken, oluk oluk akan Müslüman Türk kanının sorumlularına ne yüzle, ne hakla, hangi yetkiyle karşılıksız tavizler veriyor, taziyede bulunuyorsun? Başbakan acılar hiyerarşisi kurulmasının, acıların birbiriyle mukayese edilmesinin ve yarıştırılmasının acının öznesi için bir anlam ifade etmeyeceğine atıf yapmıştır. Doğrudur, acıları yarıştırmak, acılar arasında kategorik ayrımlar yapmak bir aşamaya kadar insani ve İslami değildir. Fakat Ermeni çetelerinin katlettiği 518 bin 105 Müslüman Türk?ü ne yapacağız, nereye koyacağız? 'Oldu bir kere, ne yapalım, ölenle ölünmez' diyerek, şehadetlere sırt mı çevireceğiz?
Haksız yere, suçsuz yere ölen her kim olursa olsun üzülmek doğal olarak insanlık gereğidir. Ancak sözde soykırım tezlerini silah gibi kullanan, uluslararası camiada aleyhimize yıllardır lobi çalışması yapan hangi Ermeni?nin, hangi Ermenistan devlet yöneticisinin Müslüman Türk milletinin yaşadığı acıları paylaştıkları duyulmuştur? İstanbul?da hepimiz Ermeni?yiz demek haktır da Erivan?da hepimiz Türk?üz demek niçin imkansız ve hayal ötesidir?
Sözde soykırım savunucusu Ermeni diasporasına gelince çağdaş, PKK?ya gelince özgürlük sevdalısı, Kıbrıs davamıza suikast düzenleyen Türk hasımlarına gelince anlayışlı olan Başbakan, konu Türk milletinin tarihi hakları olunca niçin araziye uymakta, niçin ayak parmaklarına basarak yürümektedir? Bu ne menem bir iştir? Empatiyi sadece Türk milleti mi yapacak, hoşgörüyü sadece Türkiye mi göstermek zorunda olacaktır?
Başbakan Erdoğan Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan hadiselerin hepimizin ortak acısı, buna adil hafıza perspektifinden bakılmasının insani ve ilmi bir sorumluluk olduğuna değinmiştir. Allah için söyleyiniz, Anadolu?yu işgal etme hedefiyle Çanakkale kıyılarına kadar gelip de yüzbinlerce vatan evladını şehit edenlerin torunlarına yıllardır düzenledikleri Şafak Ayinleri münasebetiyle ses çıkaran var mıdır? 'Sizin dedeleriniz ne arıyordu topraklarımızda? Pikniğe mi, ölüm yağdırmaya mı gelmişlerdi' diye hiç sorgulayıcı baktık mı?
Birinci Dünya Savaşı esnasında düşmanla işbirliği yapıp arkamızdan hançerleyen çetelere, katillere, küçücük bebekleri süngüleyen canavarlara, kızlarımıza, kadınlarımıza Akadamar?da tecavüz eden yezit torunlarına 99 yıl sonra, 'ne iyi yaptınız' dememiz bekleniyorsa Başbakan ve yandaşları daha çok bekleyecektir. Millet-i Sadıka unvanının alınmasından tehcire kadar uzanan kanlı hadiseleri tek taraflı olarak Türk milletine yüklemek, en hafif deyimle kansızlık olup yok hükmündedir. Başbakan Erdoğan, Türk milletinin üzerinden taziye kurbanı keserek kendisini aklama ve temize çıkarma sinsiliğine soyunmuştur. Başbakan?ın taziyesi bir nevi sözde soykırım özrüdür."
Devlet Bahçeli, Türk milletinin haklı olduğu bir konuda 99 yıldır suçlandığını ifade ederek, Asala terör örgütü tarafından 16 ülkede şehit edilen 42 diplomatın adlarını anan kalmadığını söyledi.
Erdoğan'ın PKK?ya jestten sonra sözde soykırım şebekesine zeytin dalı uzattığını dile getiren Bahçeli, "Bir insanın cahil olması anlaşılır bir şeydir fakat hain olması asla bağışlanacak bir konu değildir. Başbakan?a tavsiye ediyorum; Petrosyan, Koçaryan ve Sarkisyan üçlüsünü saygıyla yad et, arkasından şimdiki Ermenistan Cumhurbaşkanı?nı Van?da 'kardeşim' diyerek kucakla, sonra da Batı Ermenistan sözleriyle herkesin huzurunda geçmişteki Taşnak, Hınçak ve Asala militanlarına protokoldekilerle birlikte iki göz, iki çeşme ağla. Nasılsa benzerini Diyarbakır?da yapmıştın, nasılsa böylesi bir rezalette oldukça mahir ve ustasın" dedi.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ve İmralı'da ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Abdullah Öcalan'ın mesajlarının bazı ayrıntılar dışında aynı olduğunu belirterek, "İki kafadar, iki kadim dost aynı elden çıkan mesajı farklı farklı tarihlerde yayımlayarak, ABD Başkanı?nın kahrından kurtulmuşlar, 24 Nisan?a fitne yatırımı yapmışlardır" dedi.
Zorunluluktan alınan tehcir kararının soykırım değil, milletin nefs-i müdafaası, meşru ve haklı bir tedbir olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti:
"Bugüne kadar yapılan sayısız çalışmanın, yazılan tez ve makalenin ispat ettiği en yalın gerçek soykırımın yalan, iftira ve aldatmadan ibaret olduğudur. 1915?teki saygı duyulması gereken milli duruşu soykırım diye yaftalamaya kalkanlar önce, o tarihlerde Balkanlardan göçe zorlanan 5 milyonu aşkın Evlad-ı Fatihan'ın derin ızdırap ve kayıpları hakkında konuşmalıdır. Yine o tarihlerde savaş şartları içinde, dünyanın değişik yerlerinde yaşanan kitlesel kıyım ve katliamlarla ilgili bir şey söylemelidir. Tehcir esnasında hayatını kaybedenlerin vebalini milletimizin üzerine yıkmaya çalışanlar, düşmanla dirsek teması kurup döktükleri nehir gibi kanın, Talat Paşa?nın bedenine sıktıkları kurşunun, Dağlık Karabağ?daki vahşi cinayetlerin hesabını vermelidir. Türk milletinin vereceği yoktur, ama alacağı çok fazladır.
Tehcire konu olanların torunlarına vatandaşlık verilmesi yıllardır dillendirilen tazminat ve toprak talebinin karşılanması demek olacaktır ki buna Türk milleti müsaade etmeyecek, bu oyun mutlaka bozulacaktır. Başbakan Türk tarihini lekelemekten uzak durmalıdır, Türk milletine hafıza nakli yapma teşebbüsünden vazgeçmelidir. Türk milletini suçlu ve soykırımcı gösterme densizliği dikiş tutmayacak, şehit yadigarı vatan topraklarına sözde soykırım flamalı taziye çadırı kuran Başbakan da Cumhurbaşkanı olamayacaktır."
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın, yüksek mahkemenin kuruluş yıl dönümündeki konuşmasına da değinen Bahçeli, Kılıç'ın sözlerinin Başbakan Erdoğan ve AK Parti'yi aşırı derecede rahatsız ettiğini ve kızdırdığını söyledi.
"Kılıç'ın ifadeleri adresini ve muhatabını anında bulmuş, yarası olan fail gocunarak, sarsıla sarsıla harekete geçmiştir" diyen Bahçeli, Erdoğan'ın Kılıç'a karşı çok yoğun bir saldırı kampanyasına refakat ettiğini söyledi.
Haşim Kılıç?ın konuşmasının, Başbakan Erdoğan'ın önceki sözlerini çürüten ve iade eden cümlelerle dolu olduğunu dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Başbakan şunu iyice anlamalıdır ki istediğini söyleyen istemediğini duymaya mecburdur. Anayasa Mahkemesi Başkanı?nın konuşması elbette haklı, doğru ve yerindedir. Bizim tuhafımıza giden taraf, Sayın Kılıç'ın doğru bildiklerini, hukuk devleti üzerinde oynanan oyunları, adaleti yok sayan endişe verici uygulamaları niçin bu kadar gecikmeyle gündemine aldığıdır. Ne olmuştur da Anayasa Mahkemesi Başkanı ile Başbakan ters düşmüştür? Acaba dostların sözde savaşıyla ülke gündemi farklı bir mecraya çekilmek mi istenmekte, siyasi mühendislik mi yapılmaktadır?
AKP?li bakan ve yöneticilerin hakaret ve suçlama nöbetine girerek, Anayasa Mahkemesi Başkanı?na veryansın etmeleri garip bir çelişkidir. Eğer bugün Recep Tayyip Erdoğan Başbakan sıfatıyla siyaset yapıyorsa, AKP iktidardaysa, bu, bir bakıma Sayın Haşim Kılıç?ın sayesindedir. Sayın Kılıç?ın 30 Temmuz 2008?deki tavrı AKP?yi ve Başbakan?ı uçurumdan çekip çıkarmıştır. Dün demokrasi kahramanı olduğu, tek başına vesayet odaklarına direndiği övülerek söylenen Sayın Kılıç birden bire nasıl paralel yapının avukatı olarak suçlanmış, nasıl karşı mahalleye atılmış, ne olmuştur da sömürge valisi edasıyla konuştuğu dile getirilmiştir?
Şurası tartışmasızdır ki, siyaseti siyasetçiler yapmalıdır. Yüksek yargı başkan veya üyelerinin siyasi yorumda bulunmaları bize göre isabetli ve kabul edilebilir değildir. Bizi kaygılandıran husus Anayasa Mahkemesi?nin direk siyasi tartışma ve polemiklerin içine çekilmesidir. Başbakan?ın değirmenine su taşıyan ve yeni bir öteki yaratan bu yeni kamplaşmanın hukuktaki tahribata yeni halka eklemesi bir başka düşündürücü sorun kaynağıdır.
Başbakan Erdoğan ile Anayasa Mahkemesi Başkanı arasındaki anlaşmazlığın gerçek nedenini elbette bilemeyiz ama bildiğimiz bir husus varsa, bu da süren çekişme ve rekabetin Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili hesap ve beklentileri kapsadığıdır. Başbakan Erdoğan 'sağımız solumuz belli olmaz, yine ters köşe yapabiliriz', dese de gerçekte terse yatan ve yanlış yere kapaklanan kendisi olacaktır.
Başbakan, devletin baştan ayağa dinlendiğini haykırmaktadır. Sayın Erdoğan, sen iktidarda değil misin, sen Başbakan değil misin, sen milli güvenliği sağlamakla görevli değil misin? Başbakan bu vahim duruma açıklık getirmelidir. Kimler niçin Cumhurbaşkanı?ndan Anayasa Mahkemesi?ne kadar dinlemiştir? Cumhurbaşkanı Sayın Gül?ün üzerinde durma gereği duymadığı bu konu Başbakan tarafından niçin sıklıkla gündemde tutulmaktadır? Başbakan Erdoğan, kaset yoluyla devletin en tepesine şantaj yapılmasına ortam mı açmakta, Cumhurbaşkanı Seçiminde malzeme olarak kullanmayı mı düşünmektedir? Ne olursa olsun, Başbakan Erdoğan?dan cumhura baş olmaz, Çankaya Köşkü yolsuzluktan dolayı yüzü simsiyah kesilmiş bu şahsı barındıramaz, kaldıramaz."
Bahçeli, Süper Toto Süper Ligin şampiyonu Fenerbahçe'yi de kutlayarak, "İnanıyorum ki şampiyonluk adalete yeni bir fener yakacak, haksızlıklarla ve hukuksuzluklarla mücadelede yeni bir heyecan uyandıracaktır" dedi.
1 Mayıs?ın, 2009 yılında Emek ve Dayanışma Günü olarak kanunla kabul edilmesine rağmen, her yıl sancılı geçtiğini dile getiren Bahçeli, "Emek?ten, işçi haklarından, işçilerin yaşadığı problemlerden ve dayanışmanın öneminden başka her şey gündeme yansımakta, öne çıkmaktadır. Şu çelişkiye dikkat ediniz ki 1 Mayıs kutlamalarının yapılacağı alan tartışması işçi kardeşlerimizin beklentilerinin, hak taleplerinin üzerindedir" diye konuştu.
Taksim?i vazgeçilmez kutsal bir alan olarak sunmanın ne emeğin ne de dayanışmanın ruhuyla bağdaşacağını ifade eden Bahçeli, "1 Mayıs?ın magazinleştirilip Taksim?le özdeşleştirilmesi, Taksim?e hapsedilmesi, Taksim?e bağlanması işçi kardeşlerimizin ve iş hayatının hiçbir yarasına merhem olmayacaktır. Kaldı ki 1 Mayıs, Taksim Günü değildir" dedi.
Bahçeli, 1 Mayıs'ı dayanışma, yardımlaşma, birlik ve ahlaki mücadele olarak gördüklerini ve iş hayatının ihtiyaçlarına samimiyetle eğilmenin değerli bir günü olarak addettiklerini belirterek, şunları söyledi:
"1 Mayıs teröristlerin meydan okuduğu, zalimlerin yeşerdiği bir ortam değildir. 1 Mayıs insanlıktan nasibini almamış bölücü niyetlerin, maskeli canilerin, eli sapanlı militanların sözde geçit töreni değildir. 1 Mayıs taş, sopa, molotof, gaz, cop, toma, panzer, kavga, gürültü, eşkıyalıkla anılan bir gün olarak da değerlendirilmemelidir. Bunun için gerek işçi temsilcileri gerek hükümet, 1 Mayıs?ta sorumlu davranmalıdır. Özellikle sendikalar yasa dışı marjinal örgütlere prim vermemeli, polis de kutlamalara katılanlara daha hoşgörülü ve toleranslı muamele etmelidir. 1 Mayıs bahanesiyle tutuşturulan bir kıvılcımın hangi badirelere yol açacağını, nerede duracağını, neye mal olacağını peşinen hiç kimse kestiremeyecektir. Bu itibarla Başbakan ve hükümeti, ateşe benzinle gitmemeli, işçilerimiz ve sendikalar dikkatli ve uyanık olmalıdır. Kendi siyasi hesaplarını, milletin huzur ve refahının üzerinde gören Başbakan, 1 Mayıs kutlamalarını söz ve mesajlarıyla tahrik etmemelidir."
Devlet Bahçeli, Türkiye?nin iç huzuru, iç barışı ve kardeşlik ortamının sürekli irtifa kaybettiğini, tahrik kampanyalarının milli ve üniter devlet yapısını hedef aldığını savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, terör örgütünün dağ kadrosunun güçlenmesine açıkça çanak tuttuğunu, el altından destek verdiğini öne süren Bahçeli, ülke güvenliği için zorunlu olan kalekol ve karakol inşaatlarının, kan ve karışıklık müdavimi bölücü kalabalıklar tarafından çoktandır ablukaya alındığını anlattı. Bahçeli, "Devletin düştüğü şu acınası duruma bakınız. PKK?lılar vatanımızın bir bölümünde alan hakimiyeti kurmak için her çirkefliği yapmaktadır fakat buna karşı koyacak ve engelleyecek hükümet iradesinden ortalıkta iz dahi yoktur" diye konuştu.
Terör örgütü militanlarının Diyarbakır-Bingöl yolunda iki askeri kaçırmasına karşı Başbakan Erdoğan ve hükümet üyelerinin sessiz kaldığını söyleyen Bahçeli, şöyle devam etti:
"Başbakan Erdoğan daha birkaç gün önce Kayseri?de, 'ulusal güvenliğimizi tehdit eden kim olursa olsun, babamız dahi olsa acımayız' demiştir. Milli güvenlik denilince aklına dini cemaatler mi gelmektedir? Başbakan Erdoğan gerçek paralel yapılanmayı, gerçek hainleri, gerçek bölücü odakları gündemine ve ağzına ne zaman alacaktır? Başbakan PKK?nın gizli hayranı, gizli mensubu, gizli militanı gibi hareket etmektedir. Türkiye?nin bir bölgesinde yaşanan bölücü kalkışmalar, terör faaliyetleri hükümet eliyle saklanmaya uğraşılmaktadır.
Asıl gaye Türkiye?nin bölünüp parçalanarak dört parçalı Kürdistan?ın kaşla göz arasında kurulmasıdır. Cumhurbaşkanı Sayın Gül?ün MİT Yasası'nda yapılan değişikliği onaylamasıyla ihanet pazarlıkları yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Şayet bu sakıncalı kanun düzenlemesi Anayasa Mahkemesi?nden dönmezse, İmralı canisiyle yürütülen müzakereler ahlaki olmasa da meşruiyet kazanacaktır. Bu, Türkiye?nin milli güvenliğine en açık darbedir. Bu, Türk milletinin varlığına benzeri görülmemiş yasa makyajlı operasyondur.
Şimdi de sırayı başka talepler almıştır. İmralı canisi PKK?nın Meclis uzantıları kanalıyla, 'her an derinlikli çözüm imkanları da, çatışma olasılıkları da var' diyerek, Başbakan?a yeni bir ayar vermiş, bazı yasal değişiklikler için elini çabuk tutması mesajı göndermiştir. Anlaşılan İmralı, Başbakan?ın müşavirlik hizmeti aldığı ve meşveret ettiği bir adaya dönmüştür. Şu rezilliğe bakınız ki, canibaşı, TBMM?de neyin görüşülüp görüşülmeyeceğine akıl ve tavsiye vermeyi kendisinde hak görecek kadar şımarmış ve şımartılmıştır. Bu hadsizliğin, bu edepsizliğin, bu kendini bilmezliğin şeref yoksunluğuyla malul payesi ise kesinlikle Recep Tayyip Erdoğan?ın üzerinedir."
Türkiye'nin aşama aşama parçalanmaya götürüldüğünü öne süren Bahçeli, BDP'nin de üzerine kalan kısmı harfiyen yerine getirmek için her yolu denediğini, her çirkinliği rehber olarak kullandığını söyledi. Devlet Bahçeli, "Kılıktan kılığa giren, isimden isime devamlı surette değişen, bir gün öyle bir gün böyle görünen, İmralı ve Kandil?in boğazına geçirdiği halatla sürüklenen ve silahların gölgesine sığınan BDP, şimdilerde yeniden deri değiştirmiş, Meclis grubu birkaç eksik dışında olduğu gibi HDP?ye katılmıştır" dedi.
Türk siyasi tarihinde ilk defa Kürdistan ismini kullanan bir parti kurulduğunu ve Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'nin kuruluş işlemlerini tamamlayarak, İçişleri Bakanlığı'ndan onay aldığını anlatan Bahçeli, Türkiye'nin hem içte hem dışta bağımsız Kürdistan amacı güden bölücü partiler tarafından sarıldığını ifade etti.
Devlet Bahçeli, çözüm sürecindeki gizli görüşmelerin ve Başbakan?ın tavizkar politikalarının Türkiye?yi önce özerkliğe, sonra federasyona, ardından da çok kanlı bir dağılma girdabına sürüklediğini öne sürerek, şöyle konuştu:
"AKP?nin, BDP-HDP veya bir başka PKK artığı yetmezmiş gibi, Kürdistan adını kullanan Barzani temsilciliğine onay vermesi tek kelimeyle kepazelik, tek kelimeyle hıyanettir. Sayın Erdoğan, bu gelişmeler milli güvenliğimize tehdit değil midir? Kürdistan?la ilgili emellerinin, bu konuda uyumlu ve uygun adım yürümenin bedelini çok ağır şekilde ödeyeceğini hiç mi aklına getirmiyorsun? Sen ve yandaşların üniter bir devletten başka bir devlet çıkarma teşebbüsünün kolay olacağını mı zannediyorsunuz?
Diyorlar ki İtalya?nın 21, İspanya?nın 17, İngiltere?nin 4 özerk bölgesi varmış. Diyorlar ki Almanya?nın 16 federe bölgesi, ABD?nin 51 özerk eyaleti, Rusya?nın de 81 özel birliği varmış. Varsa var ne yapalım, ne diyelim? Türkiye?nin toprak bütünlüğünü, milli devlet yapısını, milli kimliğini ve millet bünyesini bozmak ve imha etmek için gerekçe üretenlerin alayı bilsin ki, biz bu ülkeyi pazardan almadık, sokakta bulmadık. Kürdistan rüyası gören gafiller, özerklik sofrası kurma telaşında olan sevimsizler, unutmayın, MHP hepinizi bozguna uğratmaya ve hesaplarınızı boşa çıkarmaya muktedirdir. Türk milletinin içinden yeni bir millet çıkmaz. Türk devleti yeni bir devlete taşıyıcılık yapmaz. Türk vatanından hiçbir kanlı niyete bir tek çakıl tanesi bile verilemez."
Bahçeli, Mısır?da hukuku katleden, adaleti hiçe sayan idam kararlarının "insanım" diyen herkesi hayal kırıklığına uğrattığını vurgulayarak, Mısır halkının böyle bir zalimliği ve adaletsizliği hak etmediğini söyledi.
Mısır?daki bu gelişmelerin İslam aleminde karşılıksız bırakılmamasını, uluslararası toplumun suya sabuna dokunmayan açıklamalarla konuyu geçiştirmemesi gerektiğini dile getiren Bahçeli, şöyle konuştu:
"Eğer Başbakan Erdoğan ve hükümeti, Mısır?la diyalogları askıya almamış olsaydı, bu ülkenin içişlerine karışarak taraf olmayı tercih etmeseydi Kahire yönetimi nezdinde girişimde bulanabilir ve sonuç alabilirdi. Şimdi yalnızca uzaktan uzağa konuşmakla ve eleştiri yapmakla yetinen AKP Hükümet'i yaptırım ve caydırıcılık vasfını çoktan kaybettiğinden hiçbir konuya doğrudan doğruya müdahil olamamaktadır. Bu ülkemiz ve bölgemiz adına bir kayıptır. Başbakan?ın sivri dili, kontrolsüz üslubu Türkiye?yi bölgesinde etkisizleştirmiş, yalnızlığa, ama değersiz bir yalnızlığa geriletmiştir.
Şu an hiçbir komşu ülke sözümüzü dinlemeyecek ve nazımızı çekmeyecek durumdadır. Irak?ta seçimler vardır, Başbakan ve hükümetinin ne yaptığı, Türkmenler'e nasıl bir yardım eli uzattığı muammadır. Irak Türkmenlerinin kaderini etkileyecek, Türkmeneli?nin geleceğini şekillendirecek bu seçimler hem ülkemiz hem de milletimiz adına çok mühimdir. Ne var ki Başbakan?ın kulağı kardeşi, kader ortağı Barzani?den alacağı müjdeli haberlere çevrilmiştir. Türkmen?miş, Kerkük?müş, Musul?muş, Erbil?miş Türklük?müş Başbakan?ın umurunda değildir.
Başbakan?ı tanımak için bazı şifreli sözlerin söylenmesi yeterlidir ve hemen kendisini ele verecektir: Buna göre; İmralı derseniz yüzü gülecek, Kandil derseniz ağzı kulaklarına varacak, BOP derseniz sevinç taklaları atacak, müzakere derseniz gözlerini fal taşı gibi açacak, Türk düşmanları derseniz müstehzi ifadelerle sırıtacak, 36 derseniz saymaya başlayacak, papaz derseniz 'cübbe nerede' diyecek, çiftçi, memur, esnaf, işçi derseniz kaşlarını çatacak, Washington derseniz Kırmızı Oda anılarını anlatacak, 17-25 derseniz arkasına bakmadan kaçacaktır. Bunları denemesi bedavadır. Bu şahsiyet için önemli olan başkalarını memnun etmek, tarihimizi yargılatmak, Türk milletini mahcup edecek ve zora sokacak ilişki ve irtibatlar içine girmektir. On yıllardır sözde soykırım masalını seslendirenlere 23 Nisan günü altın tepsi üzerinde verdiği açık çek bunun en bariz delilidir."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetinin tarihe karşı ön yargılı baktıklarını ve tarih cahili olduklarını öne süren Bahçeli, bunun son örneğinin Erdoğan'ın 23 Nisan'da yayımladığı 1915 olaylarına ilişkin mesajı olduğunu belirtti.
Bahçeli, Erdoğan'ın mesajının baştan sona gayri milli bir bakışla yazıldığını, adil ve vicdani duruştan, din ve etnik köken gözetmeden o dönemde yaşanmış acıları anlamaktan bahsettiğini dile getirerek, şunları söyledi:
"Sayın Başbakan, biz kendi acılarımızın yasını hala tutarken, oluk oluk akan Müslüman Türk kanının sorumlularına ne yüzle, ne hakla, hangi yetkiyle karşılıksız tavizler veriyor, taziyede bulunuyorsun? Başbakan acılar hiyerarşisi kurulmasının, acıların birbiriyle mukayese edilmesinin ve yarıştırılmasının acının öznesi için bir anlam ifade etmeyeceğine atıf yapmıştır. Doğrudur, acıları yarıştırmak, acılar arasında kategorik ayrımlar yapmak bir aşamaya kadar insani ve İslami değildir. Fakat Ermeni çetelerinin katlettiği 518 bin 105 Müslüman Türk?ü ne yapacağız, nereye koyacağız? 'Oldu bir kere, ne yapalım, ölenle ölünmez' diyerek, şehadetlere sırt mı çevireceğiz?
Haksız yere, suçsuz yere ölen her kim olursa olsun üzülmek doğal olarak insanlık gereğidir. Ancak sözde soykırım tezlerini silah gibi kullanan, uluslararası camiada aleyhimize yıllardır lobi çalışması yapan hangi Ermeni?nin, hangi Ermenistan devlet yöneticisinin Müslüman Türk milletinin yaşadığı acıları paylaştıkları duyulmuştur? İstanbul?da hepimiz Ermeni?yiz demek haktır da Erivan?da hepimiz Türk?üz demek niçin imkansız ve hayal ötesidir?
Sözde soykırım savunucusu Ermeni diasporasına gelince çağdaş, PKK?ya gelince özgürlük sevdalısı, Kıbrıs davamıza suikast düzenleyen Türk hasımlarına gelince anlayışlı olan Başbakan, konu Türk milletinin tarihi hakları olunca niçin araziye uymakta, niçin ayak parmaklarına basarak yürümektedir? Bu ne menem bir iştir? Empatiyi sadece Türk milleti mi yapacak, hoşgörüyü sadece Türkiye mi göstermek zorunda olacaktır?
Başbakan Erdoğan Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan hadiselerin hepimizin ortak acısı, buna adil hafıza perspektifinden bakılmasının insani ve ilmi bir sorumluluk olduğuna değinmiştir. Allah için söyleyiniz, Anadolu?yu işgal etme hedefiyle Çanakkale kıyılarına kadar gelip de yüzbinlerce vatan evladını şehit edenlerin torunlarına yıllardır düzenledikleri Şafak Ayinleri münasebetiyle ses çıkaran var mıdır? 'Sizin dedeleriniz ne arıyordu topraklarımızda? Pikniğe mi, ölüm yağdırmaya mı gelmişlerdi' diye hiç sorgulayıcı baktık mı?
Birinci Dünya Savaşı esnasında düşmanla işbirliği yapıp arkamızdan hançerleyen çetelere, katillere, küçücük bebekleri süngüleyen canavarlara, kızlarımıza, kadınlarımıza Akadamar?da tecavüz eden yezit torunlarına 99 yıl sonra, 'ne iyi yaptınız' dememiz bekleniyorsa Başbakan ve yandaşları daha çok bekleyecektir. Millet-i Sadıka unvanının alınmasından tehcire kadar uzanan kanlı hadiseleri tek taraflı olarak Türk milletine yüklemek, en hafif deyimle kansızlık olup yok hükmündedir. Başbakan Erdoğan, Türk milletinin üzerinden taziye kurbanı keserek kendisini aklama ve temize çıkarma sinsiliğine soyunmuştur. Başbakan?ın taziyesi bir nevi sözde soykırım özrüdür."
Devlet Bahçeli, Türk milletinin haklı olduğu bir konuda 99 yıldır suçlandığını ifade ederek, Asala terör örgütü tarafından 16 ülkede şehit edilen 42 diplomatın adlarını anan kalmadığını söyledi.
Erdoğan'ın PKK?ya jestten sonra sözde soykırım şebekesine zeytin dalı uzattığını dile getiren Bahçeli, "Bir insanın cahil olması anlaşılır bir şeydir fakat hain olması asla bağışlanacak bir konu değildir. Başbakan?a tavsiye ediyorum; Petrosyan, Koçaryan ve Sarkisyan üçlüsünü saygıyla yad et, arkasından şimdiki Ermenistan Cumhurbaşkanı?nı Van?da 'kardeşim' diyerek kucakla, sonra da Batı Ermenistan sözleriyle herkesin huzurunda geçmişteki Taşnak, Hınçak ve Asala militanlarına protokoldekilerle birlikte iki göz, iki çeşme ağla. Nasılsa benzerini Diyarbakır?da yapmıştın, nasılsa böylesi bir rezalette oldukça mahir ve ustasın" dedi.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ve İmralı'da ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Abdullah Öcalan'ın mesajlarının bazı ayrıntılar dışında aynı olduğunu belirterek, "İki kafadar, iki kadim dost aynı elden çıkan mesajı farklı farklı tarihlerde yayımlayarak, ABD Başkanı?nın kahrından kurtulmuşlar, 24 Nisan?a fitne yatırımı yapmışlardır" dedi.
Zorunluluktan alınan tehcir kararının soykırım değil, milletin nefs-i müdafaası, meşru ve haklı bir tedbir olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti:
"Bugüne kadar yapılan sayısız çalışmanın, yazılan tez ve makalenin ispat ettiği en yalın gerçek soykırımın yalan, iftira ve aldatmadan ibaret olduğudur. 1915?teki saygı duyulması gereken milli duruşu soykırım diye yaftalamaya kalkanlar önce, o tarihlerde Balkanlardan göçe zorlanan 5 milyonu aşkın Evlad-ı Fatihan'ın derin ızdırap ve kayıpları hakkında konuşmalıdır. Yine o tarihlerde savaş şartları içinde, dünyanın değişik yerlerinde yaşanan kitlesel kıyım ve katliamlarla ilgili bir şey söylemelidir. Tehcir esnasında hayatını kaybedenlerin vebalini milletimizin üzerine yıkmaya çalışanlar, düşmanla dirsek teması kurup döktükleri nehir gibi kanın, Talat Paşa?nın bedenine sıktıkları kurşunun, Dağlık Karabağ?daki vahşi cinayetlerin hesabını vermelidir. Türk milletinin vereceği yoktur, ama alacağı çok fazladır.
Tehcire konu olanların torunlarına vatandaşlık verilmesi yıllardır dillendirilen tazminat ve toprak talebinin karşılanması demek olacaktır ki buna Türk milleti müsaade etmeyecek, bu oyun mutlaka bozulacaktır. Başbakan Türk tarihini lekelemekten uzak durmalıdır, Türk milletine hafıza nakli yapma teşebbüsünden vazgeçmelidir. Türk milletini suçlu ve soykırımcı gösterme densizliği dikiş tutmayacak, şehit yadigarı vatan topraklarına sözde soykırım flamalı taziye çadırı kuran Başbakan da Cumhurbaşkanı olamayacaktır."
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın, yüksek mahkemenin kuruluş yıl dönümündeki konuşmasına da değinen Bahçeli, Kılıç'ın sözlerinin Başbakan Erdoğan ve AK Parti'yi aşırı derecede rahatsız ettiğini ve kızdırdığını söyledi.
"Kılıç'ın ifadeleri adresini ve muhatabını anında bulmuş, yarası olan fail gocunarak, sarsıla sarsıla harekete geçmiştir" diyen Bahçeli, Erdoğan'ın Kılıç'a karşı çok yoğun bir saldırı kampanyasına refakat ettiğini söyledi.
Haşim Kılıç?ın konuşmasının, Başbakan Erdoğan'ın önceki sözlerini çürüten ve iade eden cümlelerle dolu olduğunu dile getiren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Başbakan şunu iyice anlamalıdır ki istediğini söyleyen istemediğini duymaya mecburdur. Anayasa Mahkemesi Başkanı?nın konuşması elbette haklı, doğru ve yerindedir. Bizim tuhafımıza giden taraf, Sayın Kılıç'ın doğru bildiklerini, hukuk devleti üzerinde oynanan oyunları, adaleti yok sayan endişe verici uygulamaları niçin bu kadar gecikmeyle gündemine aldığıdır. Ne olmuştur da Anayasa Mahkemesi Başkanı ile Başbakan ters düşmüştür? Acaba dostların sözde savaşıyla ülke gündemi farklı bir mecraya çekilmek mi istenmekte, siyasi mühendislik mi yapılmaktadır?
AKP?li bakan ve yöneticilerin hakaret ve suçlama nöbetine girerek, Anayasa Mahkemesi Başkanı?na veryansın etmeleri garip bir çelişkidir. Eğer bugün Recep Tayyip Erdoğan Başbakan sıfatıyla siyaset yapıyorsa, AKP iktidardaysa, bu, bir bakıma Sayın Haşim Kılıç?ın sayesindedir. Sayın Kılıç?ın 30 Temmuz 2008?deki tavrı AKP?yi ve Başbakan?ı uçurumdan çekip çıkarmıştır. Dün demokrasi kahramanı olduğu, tek başına vesayet odaklarına direndiği övülerek söylenen Sayın Kılıç birden bire nasıl paralel yapının avukatı olarak suçlanmış, nasıl karşı mahalleye atılmış, ne olmuştur da sömürge valisi edasıyla konuştuğu dile getirilmiştir?
Şurası tartışmasızdır ki, siyaseti siyasetçiler yapmalıdır. Yüksek yargı başkan veya üyelerinin siyasi yorumda bulunmaları bize göre isabetli ve kabul edilebilir değildir. Bizi kaygılandıran husus Anayasa Mahkemesi?nin direk siyasi tartışma ve polemiklerin içine çekilmesidir. Başbakan?ın değirmenine su taşıyan ve yeni bir öteki yaratan bu yeni kamplaşmanın hukuktaki tahribata yeni halka eklemesi bir başka düşündürücü sorun kaynağıdır.
Başbakan Erdoğan ile Anayasa Mahkemesi Başkanı arasındaki anlaşmazlığın gerçek nedenini elbette bilemeyiz ama bildiğimiz bir husus varsa, bu da süren çekişme ve rekabetin Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili hesap ve beklentileri kapsadığıdır. Başbakan Erdoğan 'sağımız solumuz belli olmaz, yine ters köşe yapabiliriz', dese de gerçekte terse yatan ve yanlış yere kapaklanan kendisi olacaktır.
Başbakan, devletin baştan ayağa dinlendiğini haykırmaktadır. Sayın Erdoğan, sen iktidarda değil misin, sen Başbakan değil misin, sen milli güvenliği sağlamakla görevli değil misin? Başbakan bu vahim duruma açıklık getirmelidir. Kimler niçin Cumhurbaşkanı?ndan Anayasa Mahkemesi?ne kadar dinlemiştir? Cumhurbaşkanı Sayın Gül?ün üzerinde durma gereği duymadığı bu konu Başbakan tarafından niçin sıklıkla gündemde tutulmaktadır? Başbakan Erdoğan, kaset yoluyla devletin en tepesine şantaj yapılmasına ortam mı açmakta, Cumhurbaşkanı Seçiminde malzeme olarak kullanmayı mı düşünmektedir? Ne olursa olsun, Başbakan Erdoğan?dan cumhura baş olmaz, Çankaya Köşkü yolsuzluktan dolayı yüzü simsiyah kesilmiş bu şahsı barındıramaz, kaldıramaz."
Bahçeli, Süper Toto Süper Ligin şampiyonu Fenerbahçe'yi de kutlayarak, "İnanıyorum ki şampiyonluk adalete yeni bir fener yakacak, haksızlıklarla ve hukuksuzluklarla mücadelede yeni bir heyecan uyandıracaktır" dedi.
1 Mayıs?ın, 2009 yılında Emek ve Dayanışma Günü olarak kanunla kabul edilmesine rağmen, her yıl sancılı geçtiğini dile getiren Bahçeli, "Emek?ten, işçi haklarından, işçilerin yaşadığı problemlerden ve dayanışmanın öneminden başka her şey gündeme yansımakta, öne çıkmaktadır. Şu çelişkiye dikkat ediniz ki 1 Mayıs kutlamalarının yapılacağı alan tartışması işçi kardeşlerimizin beklentilerinin, hak taleplerinin üzerindedir" diye konuştu.
Taksim?i vazgeçilmez kutsal bir alan olarak sunmanın ne emeğin ne de dayanışmanın ruhuyla bağdaşacağını ifade eden Bahçeli, "1 Mayıs?ın magazinleştirilip Taksim?le özdeşleştirilmesi, Taksim?e hapsedilmesi, Taksim?e bağlanması işçi kardeşlerimizin ve iş hayatının hiçbir yarasına merhem olmayacaktır. Kaldı ki 1 Mayıs, Taksim Günü değildir" dedi.
Bahçeli, 1 Mayıs'ı dayanışma, yardımlaşma, birlik ve ahlaki mücadele olarak gördüklerini ve iş hayatının ihtiyaçlarına samimiyetle eğilmenin değerli bir günü olarak addettiklerini belirterek, şunları söyledi:
"1 Mayıs teröristlerin meydan okuduğu, zalimlerin yeşerdiği bir ortam değildir. 1 Mayıs insanlıktan nasibini almamış bölücü niyetlerin, maskeli canilerin, eli sapanlı militanların sözde geçit töreni değildir. 1 Mayıs taş, sopa, molotof, gaz, cop, toma, panzer, kavga, gürültü, eşkıyalıkla anılan bir gün olarak da değerlendirilmemelidir. Bunun için gerek işçi temsilcileri gerek hükümet, 1 Mayıs?ta sorumlu davranmalıdır. Özellikle sendikalar yasa dışı marjinal örgütlere prim vermemeli, polis de kutlamalara katılanlara daha hoşgörülü ve toleranslı muamele etmelidir. 1 Mayıs bahanesiyle tutuşturulan bir kıvılcımın hangi badirelere yol açacağını, nerede duracağını, neye mal olacağını peşinen hiç kimse kestiremeyecektir. Bu itibarla Başbakan ve hükümeti, ateşe benzinle gitmemeli, işçilerimiz ve sendikalar dikkatli ve uyanık olmalıdır. Kendi siyasi hesaplarını, milletin huzur ve refahının üzerinde gören Başbakan, 1 Mayıs kutlamalarını söz ve mesajlarıyla tahrik etmemelidir."
Devlet Bahçeli, Türkiye?nin iç huzuru, iç barışı ve kardeşlik ortamının sürekli irtifa kaybettiğini, tahrik kampanyalarının milli ve üniter devlet yapısını hedef aldığını savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, terör örgütünün dağ kadrosunun güçlenmesine açıkça çanak tuttuğunu, el altından destek verdiğini öne süren Bahçeli, ülke güvenliği için zorunlu olan kalekol ve karakol inşaatlarının, kan ve karışıklık müdavimi bölücü kalabalıklar tarafından çoktandır ablukaya alındığını anlattı. Bahçeli, "Devletin düştüğü şu acınası duruma bakınız. PKK?lılar vatanımızın bir bölümünde alan hakimiyeti kurmak için her çirkefliği yapmaktadır fakat buna karşı koyacak ve engelleyecek hükümet iradesinden ortalıkta iz dahi yoktur" diye konuştu.
Terör örgütü militanlarının Diyarbakır-Bingöl yolunda iki askeri kaçırmasına karşı Başbakan Erdoğan ve hükümet üyelerinin sessiz kaldığını söyleyen Bahçeli, şöyle devam etti:
"Başbakan Erdoğan daha birkaç gün önce Kayseri?de, 'ulusal güvenliğimizi tehdit eden kim olursa olsun, babamız dahi olsa acımayız' demiştir. Milli güvenlik denilince aklına dini cemaatler mi gelmektedir? Başbakan Erdoğan gerçek paralel yapılanmayı, gerçek hainleri, gerçek bölücü odakları gündemine ve ağzına ne zaman alacaktır? Başbakan PKK?nın gizli hayranı, gizli mensubu, gizli militanı gibi hareket etmektedir. Türkiye?nin bir bölgesinde yaşanan bölücü kalkışmalar, terör faaliyetleri hükümet eliyle saklanmaya uğraşılmaktadır.
Asıl gaye Türkiye?nin bölünüp parçalanarak dört parçalı Kürdistan?ın kaşla göz arasında kurulmasıdır. Cumhurbaşkanı Sayın Gül?ün MİT Yasası'nda yapılan değişikliği onaylamasıyla ihanet pazarlıkları yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Şayet bu sakıncalı kanun düzenlemesi Anayasa Mahkemesi?nden dönmezse, İmralı canisiyle yürütülen müzakereler ahlaki olmasa da meşruiyet kazanacaktır. Bu, Türkiye?nin milli güvenliğine en açık darbedir. Bu, Türk milletinin varlığına benzeri görülmemiş yasa makyajlı operasyondur.
Şimdi de sırayı başka talepler almıştır. İmralı canisi PKK?nın Meclis uzantıları kanalıyla, 'her an derinlikli çözüm imkanları da, çatışma olasılıkları da var' diyerek, Başbakan?a yeni bir ayar vermiş, bazı yasal değişiklikler için elini çabuk tutması mesajı göndermiştir. Anlaşılan İmralı, Başbakan?ın müşavirlik hizmeti aldığı ve meşveret ettiği bir adaya dönmüştür. Şu rezilliğe bakınız ki, canibaşı, TBMM?de neyin görüşülüp görüşülmeyeceğine akıl ve tavsiye vermeyi kendisinde hak görecek kadar şımarmış ve şımartılmıştır. Bu hadsizliğin, bu edepsizliğin, bu kendini bilmezliğin şeref yoksunluğuyla malul payesi ise kesinlikle Recep Tayyip Erdoğan?ın üzerinedir."
Türkiye'nin aşama aşama parçalanmaya götürüldüğünü öne süren Bahçeli, BDP'nin de üzerine kalan kısmı harfiyen yerine getirmek için her yolu denediğini, her çirkinliği rehber olarak kullandığını söyledi. Devlet Bahçeli, "Kılıktan kılığa giren, isimden isime devamlı surette değişen, bir gün öyle bir gün böyle görünen, İmralı ve Kandil?in boğazına geçirdiği halatla sürüklenen ve silahların gölgesine sığınan BDP, şimdilerde yeniden deri değiştirmiş, Meclis grubu birkaç eksik dışında olduğu gibi HDP?ye katılmıştır" dedi.
Türk siyasi tarihinde ilk defa Kürdistan ismini kullanan bir parti kurulduğunu ve Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'nin kuruluş işlemlerini tamamlayarak, İçişleri Bakanlığı'ndan onay aldığını anlatan Bahçeli, Türkiye'nin hem içte hem dışta bağımsız Kürdistan amacı güden bölücü partiler tarafından sarıldığını ifade etti.
Devlet Bahçeli, çözüm sürecindeki gizli görüşmelerin ve Başbakan?ın tavizkar politikalarının Türkiye?yi önce özerkliğe, sonra federasyona, ardından da çok kanlı bir dağılma girdabına sürüklediğini öne sürerek, şöyle konuştu:
"AKP?nin, BDP-HDP veya bir başka PKK artığı yetmezmiş gibi, Kürdistan adını kullanan Barzani temsilciliğine onay vermesi tek kelimeyle kepazelik, tek kelimeyle hıyanettir. Sayın Erdoğan, bu gelişmeler milli güvenliğimize tehdit değil midir? Kürdistan?la ilgili emellerinin, bu konuda uyumlu ve uygun adım yürümenin bedelini çok ağır şekilde ödeyeceğini hiç mi aklına getirmiyorsun? Sen ve yandaşların üniter bir devletten başka bir devlet çıkarma teşebbüsünün kolay olacağını mı zannediyorsunuz?
Diyorlar ki İtalya?nın 21, İspanya?nın 17, İngiltere?nin 4 özerk bölgesi varmış. Diyorlar ki Almanya?nın 16 federe bölgesi, ABD?nin 51 özerk eyaleti, Rusya?nın de 81 özel birliği varmış. Varsa var ne yapalım, ne diyelim? Türkiye?nin toprak bütünlüğünü, milli devlet yapısını, milli kimliğini ve millet bünyesini bozmak ve imha etmek için gerekçe üretenlerin alayı bilsin ki, biz bu ülkeyi pazardan almadık, sokakta bulmadık. Kürdistan rüyası gören gafiller, özerklik sofrası kurma telaşında olan sevimsizler, unutmayın, MHP hepinizi bozguna uğratmaya ve hesaplarınızı boşa çıkarmaya muktedirdir. Türk milletinin içinden yeni bir millet çıkmaz. Türk devleti yeni bir devlete taşıyıcılık yapmaz. Türk vatanından hiçbir kanlı niyete bir tek çakıl tanesi bile verilemez."
Bahçeli, Mısır?da hukuku katleden, adaleti hiçe sayan idam kararlarının "insanım" diyen herkesi hayal kırıklığına uğrattığını vurgulayarak, Mısır halkının böyle bir zalimliği ve adaletsizliği hak etmediğini söyledi.
Mısır?daki bu gelişmelerin İslam aleminde karşılıksız bırakılmamasını, uluslararası toplumun suya sabuna dokunmayan açıklamalarla konuyu geçiştirmemesi gerektiğini dile getiren Bahçeli, şöyle konuştu:
"Eğer Başbakan Erdoğan ve hükümeti, Mısır?la diyalogları askıya almamış olsaydı, bu ülkenin içişlerine karışarak taraf olmayı tercih etmeseydi Kahire yönetimi nezdinde girişimde bulanabilir ve sonuç alabilirdi. Şimdi yalnızca uzaktan uzağa konuşmakla ve eleştiri yapmakla yetinen AKP Hükümet'i yaptırım ve caydırıcılık vasfını çoktan kaybettiğinden hiçbir konuya doğrudan doğruya müdahil olamamaktadır. Bu ülkemiz ve bölgemiz adına bir kayıptır. Başbakan?ın sivri dili, kontrolsüz üslubu Türkiye?yi bölgesinde etkisizleştirmiş, yalnızlığa, ama değersiz bir yalnızlığa geriletmiştir.
Şu an hiçbir komşu ülke sözümüzü dinlemeyecek ve nazımızı çekmeyecek durumdadır. Irak?ta seçimler vardır, Başbakan ve hükümetinin ne yaptığı, Türkmenler'e nasıl bir yardım eli uzattığı muammadır. Irak Türkmenlerinin kaderini etkileyecek, Türkmeneli?nin geleceğini şekillendirecek bu seçimler hem ülkemiz hem de milletimiz adına çok mühimdir. Ne var ki Başbakan?ın kulağı kardeşi, kader ortağı Barzani?den alacağı müjdeli haberlere çevrilmiştir. Türkmen?miş, Kerkük?müş, Musul?muş, Erbil?miş Türklük?müş Başbakan?ın umurunda değildir.
Başbakan?ı tanımak için bazı şifreli sözlerin söylenmesi yeterlidir ve hemen kendisini ele verecektir: Buna göre; İmralı derseniz yüzü gülecek, Kandil derseniz ağzı kulaklarına varacak, BOP derseniz sevinç taklaları atacak, müzakere derseniz gözlerini fal taşı gibi açacak, Türk düşmanları derseniz müstehzi ifadelerle sırıtacak, 36 derseniz saymaya başlayacak, papaz derseniz 'cübbe nerede' diyecek, çiftçi, memur, esnaf, işçi derseniz kaşlarını çatacak, Washington derseniz Kırmızı Oda anılarını anlatacak, 17-25 derseniz arkasına bakmadan kaçacaktır. Bunları denemesi bedavadır. Bu şahsiyet için önemli olan başkalarını memnun etmek, tarihimizi yargılatmak, Türk milletini mahcup edecek ve zora sokacak ilişki ve irtibatlar içine girmektir. On yıllardır sözde soykırım masalını seslendirenlere 23 Nisan günü altın tepsi üzerinde verdiği açık çek bunun en bariz delilidir."
