2008-06-10 - 12:25
AK PARTİ GRUP TOPLANTISI...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis bugüne kadar hiçbir vesayeti, hiçbir gölgeyi kabul etmedi, bundan böyle de kabul etmeyecektir'' dedi.
AK Parti Grubu toplandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, ''İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis bugüne kadar
hiçbir vesayeti, hiçbir gölgeyi kabul etmedi, bundan böyle de kabul
etmeyecektir'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısına, ''Burası, Türkiye Büyük
Millet Meclisi. Türk milletinin, 70 milyon vatandaşımın iradesinin
tecelli ettiği kutlu çatı. 'Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir'
ilkesi 23 Nisan 1920'de burada hayat buldu'' sözleriyle başladı.
Kurtuluş Savaşını yöneten, Cumhuriyeti kuran iradenin burada
şekillendiğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
''İstiklalimizin sembolü olan bu Meclis bugüne kadar hiçbir vesayeti,
hiçbir gölgeyi kabul etmedi, bundan böyle de kabul etmeyecektir. Zira bu
Meclis, hür iradesiyle bu aziz milletin kurtuluş destanını yazdı. Evet,
burası milletimizin evidir, harim-i ismetidir (kutsal ocağıdır). Bu evin
70 milyon sahibi vardır.
Bu çatının altında bu ülkenin hiçbir vatandaşı unutulmaksızın, ihmal
edilmeksizin, hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın herkesin hukuku
savunulur, korunur; herkesin iradesi burada temsil edilir. Bu ülkenin
izzeti için, bu milletin şerefi için aklı selimin, sağduyunun yolundan
ayrılmadan, metanetle ve vakarla bir ve bütün olarak milletimizin
hukukunu ilelebet koruyacağız, milletimizin iradesini hakkıyla temsil
edeceğiz, birliğini, beraberliğini savunacağız bu çatının altında.
Bunu hep birlikte yapacağız. Kendimizi geri çekmeden, başkalarını da
dışlamadan milli irademize, müşterek hukukumuza her birlikte sahip
çıkacağız. Milletimizle aynı üslubu kullanacağız, milletimizle aynı vefa
ve kader çizgisinde yürüyeceğiz.
Ne milletimizin bir adım ilerisinde olacağız ne milletimizden bir adım
geride kalacağız. Hiç şüphesiz, milletimizin istisnasız tamamı adaletten
yanadır, hakkaniyetten yanadır.
Siz, saygıdeğer milletvekillerini de bu milletin emanetine sadakatle
sahip çıktığınız için yürekten kutluyorum.''

-''ÜLKE BİRLİĞİ, DEMOKRASİ İÇİN...''-

Başbakan konuşmasının bu bölümünde diğer partilere de seslenerek, şöyle
konuştu:
''Yeri gelmişken, burada yalnızca kendi grubumuzu değil, yalnızca AK
Parti'ye oy verenleri değil; bu ülke için, bu toplumun düzeni için, bu
ülkenin birliği için, demokrasi için, adalet için, refah ve huzur için
hakkaniyetten ayrılmayan,daima vicdanının sesine kulak veren diğer parti
gruplarını ve kişileri de bu millet kürsüsünden aynı duyguyla anıyorum,
aynı samimiyetle selamlıyorum.
Unutmayalım, sorunlarımızın hiçbiri ama hiçbiri çözümsüz değildir. Arızi
olaylar, dönemsel sorunlar istikametimizi çeviremez. Zira, biz
konjonktüre göre, özellikle esen rüzgarlara göre yönümüzü
belirlemiyoruz. Bu istikamet milletindir, sizindir, bu siyaset
milletindir, bunu böyle bilin. Rotamızı da milletimiz belirlemiştir.
Bizler burada, milletimizin tarihi yürüyüşüne ortaklık ediyor,
milletimizle beraber yürüyoruz. Milletimizin umutlarını, rüyalarını,
özlemlerini temsil ediyoruz. Milletimiz kendi ülkesinde, kendi bayrağı
altında, kendi devletini yönetenlerden adalet istiyor, demokrasi
istiyor. Ne bir eksik, ne bir fazla; adalet ve demokrasi...''

-''MİLLETİN BAŞARISI''-

Hiçbir zaman bulundukları makam ve mevkileri kendi mülkü
zannetmediklerini, zannetmeyeceklerini vurgulayan başbakan Erdoğan, ''3
Kasım seçimini kazandığımız gün de 28 Mart seçimlerini kazandığımız gün
de 22 Temmuz seçimlerinin akşamı da biz, kendimiz ilan ettik ve dedik
ki: Bu başarı milletimizin başarısıdır. Milletimizin bu başarısı asla
başımızı döndürmeyecek'' diye konuştu.
Erdoğan, bugün de aynı şeyleri söylediklerinin ifade ederek, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''Diyoruz ki: Bize oy versin-vermesin istisnasız, bütün
vatandaşlarımızın hukukunu koruyacağız. Bütün vatandaşlarımızın
emanetini, emanetimiz bileceğiz. Bu sözlerimizi siyaseten söylenmiş
sözler olarak görenler, hissiyatımızı paylaşmayanlar pekala olabilir,
olacaktır.
Çoğulcu demokrasinin gereği de zaten farklılıklarımızın ahenk içinde bir
arada olmasıdır. İşte bakın, 6 yıla yakın zamandır iktidarımızın icraatı
ortadadır. Hükümetimiz döneminde milletimizin, ülkemizin, devletimizin
zarar göreceği yanlış adım atmamaya gayret ettik, aksine Türkiye bir
kaostan çıkarılmış, emniyete kavuşmuş, güven ve istikrarı yakalamıştır.
Evet, yürüyüşümüz milletimizle birlikte devam ediyor, devam edecek. Dün
de sorunlarımız vardı, bugün de sorunlarımız var. Evet ama, şu kısacık
hayatımızda bile gölgelerin üstümüze geldiği en sıkışık, en zor
zamanlarda güneşin doğuşuna binlerce kez şahit olduk.
Ümitlerimizi taze tutmak, heyecanımızı diri tutmak zorundayız. Zor
zamanlarda defalarca sınanan bu milletin aklına, vicdanına, sağduyusuna
güveniyoruz, güveneceğiz. Bu güven zemininde siyaset yapıyoruz, bu güven
esasında milletimizin ufkunu açmaya çalışıyoruz.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'de esas mesele, siyasetin alanını daraltmaktan
medet uman, erkler arasında 'yetki çatışması' çıkarmak için her vesileyi
fırsat bilen bir anlayışın yine siyasetin içinde hala var olmasıdır''
dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, özellikle
''ana muhalefet partisinin, siyaseti içeriden kuşatmaya, bu yüce Meclisi
içeriden zayıflatmaya yönelik girişimleri ve gayretleri'' olduğunu ifade
etti. Erdoğan, şunları söyledi:
''Bunu milletimiz çok iyi biliyor. Herkes 'Meclisin yasama yetkileri
daraltılıyor' derken, bir tek CHP sözcülerinden, 'Meclisin yetkilerini
aştığı' iddiasını duyarsınız. Başkasından duyamazsınız. Ve bunu da
yargının bağımsızlığını savunur görünerek yapıyorlar. Oysa geçen yıl bu
zamanları hatırlayın. O zaman da onların istediği yönde karar vermezse
'Türkiye'nin çatışma ortamına sürükleneceğini' söyleyerek Yüksek
Mahkemeyi tehdit ediyorlardı. Dün Yüksek Mahkemeye yönelttikleri
söylemlerin hedefinde bugün, yasama yetkilerini kullanmaktan başka bir
şey yapmayan bu Yüce Meclis var.
Dün mahkemeye söylediklerinin benzerlerini bugün Meclis'e söylüyorlar.
Peki bu CHP sözcüleri ne istiyor? Ben size söyleyeyim; Anayasamızda
yetki sınırları açıkça çizilen yasama ve yargı erklerini karşı karşıya
getirmek istiyorlar. Erkler arasında hiç yeri yokken, Türkiye'nin çözüm
bekleyen ağır meseleleri varken, uyum ve ahenk içinde birlikte
çalışmaları gerekirken, bir yetki çatışması meydana getirmek istiyorlar.
Bunu yaparken siyasetin ülke meselelerine çözüm üretme kabiliyetinin
kırılması, yargı kurumlarının güven kaybetmesi, Meclisin etkisiz hale
getirilmesi, demokrasinin zaafa uğraması onları ilgilendirmiyor.
CHP'nin milletvekili dokunulmazlığı talebinin altında yatan da budur
değerli arkadaşlarım. Türkiye'nin demokrasi tarihi ne yazık ki
rakiplerine kuyu kazmaya çalışırken, kendi bindiği dalı da kesen siyasi
aktörlerle doludur. Gelenekselleşen bu kuyu kazma siyaseti yüzünden
siyasi kutuplaşma ve gerilimin ağır bedeli her zaman bu aziz millete
ödettirilmiştir.''

-''SINAVDAN GEÇİYORUZ''-

Erdoğan, siyasi rekabette meşruiyet çizgisini aşmanın, yapıcı değil
yıkıcı siyaset tarzı yürütmenin, ne Türkiye'ye ne siyaset kurumuna ne de
bunu yapan siyasetçilere bugüne kadar hiç bir şey kazandırmadığını
bildirerek, ''Bugün de böyle bir sınavdan geçiyoruz. Kuşkusuz her şey
milletimizin gözü önünde cereyan ediyor. Bu millet, bugünlerin de
çetelesini gün gün tutuyor'' dedi.
CHP'nin ''millete karşı, demokrasiye karşı, evrensel hukuka karşı
siyaset yürüttüğünü, bunun da ülkeyi tahrip ettiğini'' ileri süren
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bütün demokratik açılımları, korku siyasetiyle durdurma çabası
Türkiye'ye ciddi zararlar veriyor. Bu gölge oyunları, bu korku siyaseti,
halkımızın ekmeğini, aşını büyütmez, büyütmüyor, ülkemizin itibarını
yükseltmez, yükseltmiyor. Böyle korku ve vehimlerden beslenen hiçbir
siyaset özgürlüğü, adaleti getirmez, getirmiyor.
İdeolojik hukuk yorumlarıyla, TBMM'nin iradesini bloke etmeyi
'muhalefet' zannetmek, doğrudan doğruya halkın taleplerine, milli
iradeye açıkça tavır almaktır, objektif hukuk kurallarını sabote
etmektir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temel hukuk kaynağı Anayasadır. Her kurum, kişi
veya kurul, Anayasa zemininde ve Anayasa'dan aldığı meşruiyet
çerçevesinde faaliyette bulunabilir.
Anayasaya aykırılık, temel hukuk metnine ve Cumhuriyetin temel
esaslarına aykırılık demektir.
Anayasanın 6. maddesi bakınız ne diyor: Hiçbir kimse veya organ
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
Anayasanın 11. maddesi bakın ne diyor: Anayasa hükümleri, yasama,
yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve
kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
İşte bu yüzden her işlem, her karar, her uygulama Anayasaya ve yasalara
uygun olmalıdır. Anayasaya dayanmayan, kaynağını, gücünü Anayasadan
almayan hiçbir karar, anlam taşımayacağı gibi, Anayasanın vermediği
hiçbir yetki de kullanılamaz.
Anayasanın 148. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, Anayasa
değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler.
Geçen hafta Anayasa Mahkemesinden çıkan karar, Anayasanın bu hükümleri
açısından tabiatıyla kamuoyunda tartışılmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki
daha da tartışılacak, değerlendirilecektir.''

-1982 ANAYASASI-

Erdoğan, 1982 Anayasasını yıllardır herkesin tartıştığını, eleştirdiğini
hatırlatarak, ''Ama neticede 1982 Anayasası, şu an yürürlüktedir ve
herkes için bağlayıcıdır. İster beğenelim, ister beğenmeyelim'' diye
konuştu.
''Anayasada bu hükümler yokmuş gibi davranmak, daha büyük bir soruna,
bir sistem yetmezliği sorununa yol açar'' uyarısında bulunan Erdoğan,
şunları söyledi:
''Türkiye'nin ne sistem yetmezliği ne de erkler arasında yetki çatışması
yaşamaya tahammülü yoktur. Bunu herkes bilmelidir. Anayasayı gözardı
ederek, Anayasal kuralları görmezden gelerek hareket etmemiz söz konusu
olamaz.
Bu yüzden ben tüm arkadaşlarıma sık sık Anayasa kitapçığını okumalarını
tavsiye ediyorum. Anayasasının 6. maddesi egemenliği, 7. maddesi yasama
yetkisini, 148. maddesi Anayasa Mahkemesinin görevlerini tanımlıyor.
Bunları hepimiz ideolojik gözlüklerle değil, evrensel hukukun ışığında
okumalıyız ki uygulamalarımız Anayasaya uygun olsun. 6. maddeye göre
'Egemenlik, Kayıtsız Şartsız Milletindir'. Türk Milleti, egemenliğini,
Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya
sınıfa bırakılamaz.
7. maddeye göre, yasama yetkisi Türk Milleti adına TBMM'ye verilmiştir.
Bu yetki hiç bir surette devredilemez.
87. maddeye göre, TBMM'nin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek
ve kaldırmaktır. Kanun koyma yetkisi münhasıran, yani sadece ve sadece
seçilmiş meclislere aittir.
Anayasa tarafından verilen bu yetkiyi kimse Yüce Meclisimizden alamaz.
Kimse kendini yasa koyucu yerine koyamaz. Aynı şekilde anayasamıza göre,
TBMM de yasama yetkisini devredemez. Bu hak ve yetki, TBMM'ye
verilmemiştir.''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 'ben
yaptım, oldu' anlayışını demokratik rejimler kaldıramayacağını
vurgulayarak, şunları söyledi:
''Hükümetler yaptığında da kaldırmaz, yasa koyucu yaptığında da
kaldırmaz. Yargı yaptığında hiç kaldırmaz. 'Ben yaptım, oldu' anlayışı,
demokratik hukuk devletlerinin kimyasını bozar. Demokrasilerde rejimi
korumak ancak hukuk içinde, hukukun üstünlüğü ilkesine, Anayasanın
bağlayıcılığına sadık kalmakla mümkündür.
Yasama organı yanlış yaptığında yargıdan döner. Olmadı, önüne sandık
geldiği gün, milletten döner. Yürütme yanlış yaptığında yine yargıdan
döner. Olmadı, günü geldiğinde bizzat milletin kendisinden döner. Peki
yargı erki yanlış yaptığında nereden döner? Bu soruların kamuoyunda
tartışıldığını görüyoruz.
Bu durumun baş müsebbibi de bana göre CHP'dir, CHP'nin muhalefet
zihniyetidir. Kimsenin, ama hiç kimsenin, yargı kurumunu böyle bir
tartışmanın tarafı ve muhatabı haline getirmeye hakkı yoktur.
CHP'nin, yasama ile yargı erkleri arasında inatla, ısrarla yetki
çatışması çıkarma gayretleri, bizi bu noktaya getirmiştir. Sadece yasama
ve yürütmenin yanlış yapabileceği düşünülen, sadece yasama ve yürütmenin
eleştirilebildiği bir sisteme demokrasi demek mümkün müdür? Bunu
soruyoruz. Demokratik sistemlerde denetim dışı bir güç olmaz. Elbette
yasama faaliyeti de, yürütmenin karar ve işlemleri de denetime tabi
olacaktır. Biz bunun aksini savunmuyoruz. Zira demokratik rejimler,
hesap verebilirlik, şeffaflık, açıklık rejimleridir. Esasen
demokrasinin, insanlığın ulaştığı en ideal yönetim biçimi olarak kabul
edilmesinin sebebi de budur.''

-KUVVETLER AYRILIĞI-

Erdoğan, Türkiye'deki gibi parlamenter demokrasilerde kuvvetler
ayrılığının esas olduğunu ifade ederek, bütün erklerin yetki ve
sorumluluklarının açıkça Anayasada belirtildiğini söyledi.
Hiçbir kurumun kendisini Anayasanın üzerinde göremeyeceğini, hiçbir
kurumun kendisine diğer kuvvetlerin üzerinde bir güç vehmedemeyeceğini
vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Demokratik hukuk sistemimizde, kaynağını Anayasadan ya da yasalardan
almayan hiçbir yetki millet adına kullanılamaz. Kuvvetler ayrılığı
prensibine dayanan parlamenter demokrasimizin sağlıklı çalışması,
erklerin uyum ve ahenk içinde, Anayasada belirlenen görev ve yetki
sınırlarına riayet etmesiyle mümkündür.
Erkler arasında 'yetki aşımı' sözkonusu olmamalıdır. Hukuk sistemimiz,
göz göre göre, anayasamızda sınırları açıkça çizildiği halde erkler
arasında bir 'yetki karmaşası'na sürüklenirse, bundan Türkiye zararlı
çıkar, herkes zararlı çıkar. Hukukun üstünlüğünü, anayasanın mutlak
bağlayıcılığını, anayasal kurumlarımızı tartışmaya açacak işlerden
herkes kaçınmalıdır. Kimse bundan fayda ummasın.
Türkiye'yi derhal, hep birlikte sürüklenmek istendiğimiz böyle bir
'yetki çatışması' ortamından çıkarmak zorundayız.
Anayasa Mahkemesi de bir an önce 10 ve 42. maddelerle ilgili kararı
noktasında, şimdi ben bunu da Anayasa diliyle ifade ediyorum ki bana
göre değil. Bütün bilgilerine, ilmine inandığım kişilerle de yaptığım
müzakerelerde şunu gördüm; bu da büyük bir talihsizlik. Anayasa
Mahkemesi adına talihsizlik. Anayasanın ve bunun bilimsel olarak izahını
bize yapmak zorundadırlar. Türkiye, teamüllerle idare edilemez hakkında
hüküm oldukça...
Nedir bu? Anayasanın 153. maddesinde belirtildiği gibi, aslında iptal
kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Bunu, Tayyip Erdoğan
söylemiyor, Anayasa söylüyor. Şimdi bu da tartışılıyor, tartışılmak
durumunda.''

-''VATANDAŞ BANA SORUYOR''-

''Peki niçin gerekçeler ortaya konmadan bir iptal kararı açıklanır?''
diye soran Erdoğan, ''Şimdi bunu bana vatandaş soruyor. Neden acaba,
bunun altında ne var, ne bekleniyor? Çünkü, bu ülke zaman kaybediyor.
Gerekçesini görmek istiyor'' dedi.
Yüksek Mahkemenin kararının hangi anayasal gerekçelere dayandırıldığı
konusunda kamuoyunun mutlaka aydınlatılmaya, ikna ve tatmin edilmeye
ihtiyacı olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:
''O zaman neydi acelemiz? Gerekçeleri de hazırlansaydı onunla birlikte
açıklansaydı. Anayasa bunu düşünerek bu kararı buraya koymuş. Onun için
Anayasa bunu hükme bağlamış.
Anayasanın 148. maddesinde açıkça yapılamayacağı yazılı olduğu halde,
hangi gerekçeyle bir anayasa değişikliğinin esastan görüşülerek karara
bağlandığı hususu mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu yüce Meclisin çatısı altında bulunan bütün siyasi partiler de sağduyu
ve sorumluluk bilinciyle gereken değerlendirmeleri yapmak durumundadır.
Yazılı veya görsel medyanın fiskos gazetelerinden veyahutta kulisten
duyduğu şeylerle bu ülkeyi yönetebilir miyiz? Soruyorum, Allah aşkına...
Onun bilmem nerede medya mensubu varmış, onun bilmem nerede ne
bağlantısı varmış, onun bilmem nerede ne görüntüleri varmış, o, onunla
görüşüyormuş, bu, bununla görüşüyormuş, içeriden aldıkları bilmem ne
haberle...
Beyler, ülke yönetiyoruz ülke, millet yönetiyoruz millet. Oyuncak değil.
Bu, ne iktidar ne de muhalefet meselesidir. Bu, tek başına ne şu, ne de
bu siyasi partinin meselesidir. Bu mesele, Anayasamızda sadece TBMM'ye
verilen yasama yetkisi tekelinin korunması, Anayasanın bağlayıcılığına
ve hukukun üstünlüğüne sadık kalınması meselesidir. Bizim derdimiz bu.
Bu, sadece yasama organının da meselesi değildir. Bizzat yasama
faaliyetlerinin Anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli Anayasa
Mahkemesinin de meselesidir.''

* haberin devamını 'ilgili dokümanlar' bölümünde bulabilirsiniz.