2012-11-08 - 13:18
TBMM DARBE VE MUHTIRALARI ARAŞTIRMA KOMİSYONU...
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 12 Eylül darbesiyle ilgili olarak Şide'yi dinledi. Komisyonun İstanbul'da eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ı dinlemesi nedeniyle, Şide'nin bilgi verdiği TBMM'deki toplantıda komisyon üyeleri AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ ve AK Parti Kütahya Milletvekili İdris Bal hazır bulundu.
12 Eylül darbesinden sonra Türk-İş Genel Sekreteri iken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapan Sadık Şide, 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'ndaki olaylarla ilgili olarak, ''İçler acısı, yüz kızartıcı hadisedir. Sebep olanların Allah belasını versin'' dedi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 12 Eylül darbesiyle ilgili olarak Şide'yi dinledi. Komisyonun İstanbul'da eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ı dinlemesi nedeniyle, Şide'nin bilgi verdiği TBMM'deki toplantıda komisyon üyeleri AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ ve AK Parti Kütahya Milletvekili İdris Bal hazır bulundu.

Darbeden sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na talip olmadığını ifade eden Şide, ''O dönem Türk-İş Genel Sekreteri olduğum ve bakanlık teknik bilgi gerektirdiği için, konseyden arayıp 'memleketin size ihtiyacı var' dediler'' diye konuştu.

Türkiye'ye yaptığı hizmetlerden dolayı Allah'a şükrettiğini dile getiren Şide, komisyona suçlu gibi çağrılmasından dolayı da üzüntü duyduğunu söyledi.

Bunun üzerine Komisyon üyesi Özdağ, Şide'yi suçlu olarak çağırmadıklarını, darbe dönemlerine ışık tutmak için tanıkların bilgisine başvurduklarını söyledi. Özdağ, ''Darbelerde milyonlarca insan acılar çekti. Hala kabuslarla uyanan darbe mağdurları var'' dedi.

Sadık Şide, ''12 Eylül Bakanı'' olarak anılmayı reddettiğini de vurgulayarak, 44. Dönem Bülent Ulusu hükümetinde bakanlık yaptığını anımsattı.

Bakanlıkla Türk-İş Genel Sekreterliği görevini aynı anda yapmasına yönelik eleştirilerin hatırlatılması üzerine de Şide, işçilerin Türk-İş'te kalmasını istediğini belirtti.

Şide, Milli Güvenlik Konseyi'nden kendisiyle irtibat kurulacağına dair telefon geldikten sonra, o dönemin şartlarında bunu sorgulamanın mümkün olmadığını da dile getirdi.

Darbenin ardından işçi hareketinin darbeyi destekler nitelikteki açıklamalarını doğru bulmadığını da söyleyen Şide, ''Istırap söyletir. 11 Eylül ve öncesini yaşamayanların 12 Eylül ile ilgili fazla konuşmaması lazım'' dedi.

Sadık Şide, 1 Mayıs 1977'de Taksim'de meydana gelen olaylarla ilgili düşüncesinin sorulması üzerine, ''İçler acısı,yüz kızartıcı hadisedir. Sebep olanların Allah belasını versin. Olayları ben değil, o dönemdeki ağabeylerimiz, büyüklerimiz de açıklayamıyor'' diye konuştu.

TÜSİAD'ın gazete ilanları da hatırlatılan Şide, TÜSİAD'ın politikalarının genellikle başkanın görüşlerine göre oluştuğunu ifade etti.

Şide, Özdağ'ın soruları devam ederken, 84 yaşında olduğunu ve yorulduğunu söyledi.

Sadık Şide, son soruyu yönelten İdris Bal'ın, ''Türkiye'de bir daha darbelerin yaşanmaması için sizce reçete ne olmalı'' sözlerine, ''Bu dediğinizi gönülden arzu ediyorum. Türkiye, dünyada kötü anılmasın. Biz bunu başarabiliriz. Ama maalesef birbirimize sevgimizde azalma var'' dedi.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Baskın Oran, Türkiye'de hala bir darbe ihtimali olduğunu ileri sürerek, ''Şu anda askerin durumu darbe yapmaya müsait değil ama askeri vesayeti devam ettirecek bütün hukuki altyapı mevcut'' dedi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma 12 Eylül Alt Komisyonu, Prof. Dr. Baskın Oran'ın bilgisine başvurdu.

12 Eylül'e giden süreçte dış dinamiklerin de etkili olduğuna inandığını dile getiren Oran, ''büyük devletten'' heyet geldiğinde, büyükelçilik yetkililerinin kendisinin de aralarında bulunduğu bazı kişileri evlerinde yemeğe davet ettiğini ve ülkenin durumuna ilişkin görüşlerini sorduklarını anlattı. Oran, ''Sonradan, Wikileaks tipi belgelerden görüyoruz ki, biz o zamanlar hiç düşünmedik, en samimi biçimde vatanı kurtarıyoruz. Bunlar Türkiye'de 'devrimcilerin' ne yaptığına ve ne istediğine dair raporlara temel teşkil ediyormuş'' diye konuştu.

Genç hareketinin bazı askerlerle de koalisyon yaparak olduğundan daha güçlü gözükmesinin o devleti de korkutmuş olabileceğini ifade eden Oran, ''Yaptırdı mı, yaptırmadı mı bilmiyorum ama şahsen kaniyim ki karşı çıkmadı'' dedi.

Oran, bir generalin ''Şartların olgunlaşmasını bekledik'' sözünün gerçeğin ifadesi olduğunu belirtti. Derin devletin 12 Eylül öncesinde faaliyette olduğunu savunan Oran, sağcı ve solcuları hedef alan iki ayrı saldırının aynı silahla işlendiğine dair kanıt olduğuna dikkati çekti.

12 Eylül döneminde yardımcı doçent olduğunu anımsatan Oran, üniversiten atılmasıyla ilgili olarak, ''Askerler darbe yapmayı bilirler, süngü kullanmayı bilirler. Fakat süngünün üstüne oturmak mümkün olmadığı için darbeden sonra ne yapacaklarını bilemezler. Orada üniformalı siviller devreye girer'' ifadesini kullandı.

YÖK Yasası'nın yürürlüğe girdiği 6 Kasım 1982'de, dönemin Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı tarafından görevinin sona erdiğinin bildirildiğini anlatan Oran, karara karşı idare mahkemesinde dava açtığını ve 1983 yılının Mayıs ayında göreve iade edildiğini söyledi. Oran, göreve çağırma bildiriminin tatilde olduğu sırada, 22 Temmuz'da telgrafla ulaştığını, 10 dakika sonra da Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı'nın yazıları uyarınca görevine son verildiğine dair yeni bir telgraf aldığını belirtti.

Yardımcı doçent olduğu için askerin kendisini tanımayacağını dile getiren Oran, tasfiye listesinin üniversite içinden Sıkıyönetim Komutanlığı'na gittiğini söyledi.

Sıkıyönetim kalktıktan sonra, olağanüstü dönemin olağanüstü kanunları nedeniyle görevden alındıkları ve şartların ortadan kalktığı iddiasıyla tekrar yargıya başvurduklarını ifade eden Oran, 1986 yılında üniversiteye dönmelerine karar verildiğini kaydetti. Oran, ''Üniversite bu işin peşini bırakmadı çünkü askerlerden daha üniformalıydı. Üniversite Danıştay'da dava açtı, sonuç oybirliğiyle lehimize çıktı'' dedi.

Baskın Oran, o dönemden çıkarılması gereken dersin, ''şiddeti ve askeri desteklemekten kaçınmak'' olduğunu vurguladı. O dönemi yaşayan kimsenin aklına bunun gelmediğini belirten Oran, ''Biz solcuların aklında şu oldu; 'Bu gericiler azıyor ama son kertede asker bunlara dur der'. Bunu itiraf etmemiz lazım'' diye konuştu.

Sağcı kesimin de özeleştiri yapması gerektiğini dile getiren Oran, '''Fazla hürriyet de her şeyin fazlası gibi zararlıdır' diyenlerin de bu söylediklerinin bazı kesimleri şiddete mecbur ettiğini anlamaları lazım'' dedi.

Oran, son günlerde okudukları haberlere göre anadilde savunmaya izin verme eğilimi olduğunu anımsatarak, yasalar bir yana, Lozan Anlaşması'nın buna imkan verdiğini söyledi.

AK Parti Amasya Milletvekili Bostancı da savunma hakkının kutsallığının altını çizerek, ''Savunma hakkının kutsallığı, hangi dilde yapıldığından önce gelir. Bu benim şahsi görüşüm. Dil meselesini politik strateji yapan çevreler var. Temel haklara ilişkin bir tutumun, onu bir strateji ve gerilim unsuru olmaktan çıkartacağı kanaatindeyim'' dedi.

Darbenin temelde bir zihniyet sorunu olduğunu belirten Oran, insan haklarını zamanında getirmemenin Türkiye'nin en büyük hatası olduğunu ifade etti. Oran, bu nedenle şiddete ve askere izin verildiğini ifade eden Oran, ''Bundan sonra darbe olmaz'' görüşüne katılmadığını da söyledi.

Baskın Oran, ''Darbe olabilir. Şu anda askerin durumu darbe yapmaya müsait değil ama askeri vesayeti devam ettirecek bütün hukuki alt yapı mevcuttur. Sayıştay'ın askeri müesseseleri denetleyememesinden tut, OYAK'a, askeri mekanizmanın güçlendirileceğini söyleyen haberlere, andımızın devam etmesi tek bir kelimede özetlenebilir; ulus devlet devam ediyor. Bizim yapacağımız iş, ulus devleti berhava etmek, onun yerine demokratik devleti getirmektir'' diye konuştu.