2010-07-06 - 12:05
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,''İflas etmiş
politikaların ve teslimiyetçi anlayışların beslediği canavarı şimdi bırakacak
kucak, bağlayacak kapı aradıkları bu süreçte partimize yönelik görüşme çağrıları
beyhudedir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''İflas etmiş
politikaların ve teslimiyetçi anlayışların beslediği canavarı şimdi bırakacak
kucak, bağlayacak kapı aradıkları bu süreçte partimize yönelik görüşme çağrıları
beyhudedir'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün Şemdinli'de
üç askerin şehit olduğunu anımsatarak, ölenlere Allah'tan rahmet, yaralananlara
acil şifalar diledi.
Devlet Bahçeli, ''açılım sürecinin sonunda bölücülüğün azdığı, terörün
tırmandığı, şahadetlerin arttığı'' bir noktaya gelindiğini ifade etti.
Açılım süreciyle ilgili MHP'den yapılan ''açıklamaları ve uyarılar''
olduğunu anlatan Bahçeli, ''Görüldü ki... Toplananlar, maalesef ki kardelenler
değil, şehit Mehmetçiklerin, şehit polislerimizin, şehit korucularımızın cansız
bedenleri oldu. Derlenenler çiğdemler değil, maalesef vatandaşlarımızın
cenazeleri oldu; oluk oluk akan ise barışa doğru nehirlerin suyu değil,
evlatlarımızın kanları oldu. Açılımın özeti budur. Sahibi ve sorumlusu ise
bellidir'' diye konuştu.
Bahçeli, ''Terörün ve bölücülüğün bu noktaya tırmanmasında Başbakan ve
hükümetinin vebali büyüktür, kusurdan öte suçu vardır. Hukuk önünde hesap
vermelidir ve mutlaka verecektir. Bu noktadan sonra ise Başbakan ile birlikte bu
suça iştirak etmeye devam edecek olanları da aynı akıbet bekleyecektir'' dedi.
''Daha bir yıl bile dolmadan açılımın ne anlama geldiğinin, kimin haklı
olduğunun yaşanan acı tecrübelerine bakarak görmenin mümkün olduğu'' görüşünü
dile getiren Bahçeli, ''Keşke, bu olaylar yaşanmadan Başbakan Erdoğan gerçekleri
görebilseydi. Keşke geride kalan acıya şahit olunmadan girilen yolun yanlış
olduğu anlaşılabilseydi. Bu itibarla, hiç kimse, bize, bugün karşımıza çıkanların
uyarısını yapmadı diyemez. Hiç kimse ucuz bir özürle bunca kayıpların vebalinden
kurtulamaz'' diye konuştu.
Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bir yıllık sancılı tartışmalarla geçen bu süreçte, beklenen iyi şeyler
bir türlü gerçekleşmemiştir. Aksine milletimizin birliği ve kardeşliğinin
bozulması için ne kadar tahrik varsa karşımıza çıkmıştır. Devletimizin
devamlılığı ve bütünlüğü üzerine ne kadar tehdit varsa birer birer önümüze
konulmuştur. Bu nedenle, iflas etmiş politikaların ve teslimiyetçi anlayışların
beslediği canavarı şimdi bırakacak kucak, bağlayacakları kapı aradıkları bu
süreçte partimize yönelik görüşme çağrıları beyhudedir.
Açılım denen yıkım sürecinden bu yana bizzat yaşadıklarımız, şahit
olduklarımız kulağımızla duyup, gözümüzle gördüklerimiz unutulacak, sineye
çekilecek, görmezden gelinecek basit hatıralar değildir.
Otuz bin insanın kasabından 'barış ve kardeşlik elçisi' üretmek
isteyenleri unutacak mıyız? Kanlı eylemlerini hala sürdüren PKK'ya 'barışı dağdan
arayanlar' diyerek alkışlayanları unutacak mıyız? Bozguncuyken akil adama,
isyancıyken halk kahramanına, eşkıya başı iken AKP'nin ağabeyliğine terfi
edenleri ve ettirenleri unutacak mıyız? İhanet provalarının demokratikleşme
görülerek övülmesini, milli hassasiyetlere sahip çıkmayı, tarihimizi savunmayı
çağdışı olarak mahkum etmeye çalışanları unutacak mıyız? Ve... Daha da önemlisi,
terörle canla başla mücadele edenleri 'şiddet yanlıları', muhterem yöre halkını
'işbirlikçi' olarak tanımlayanları unutacak mıyız? Bin yıllık kardeşliğin
güvencesi ve savunucusu olan MHP'lileri 'kanla beslenen' insanlar olarak iğrenç
suçlamalarını unutacak mıyız? Hakkımızdaki ağır suçlama ve fitneleri gözardı
edip, partimizin ve partililerimizin 'terörden nemalandığı', 'şehit istismarı
yaptığı' 'PKK ile aynı safta yer aldığı' gibi alçakça ithamları sineye mi
çekeceğiz?''
Konu milli meseleler, milletin gelecek kaygıları olursa günlük siyasetin
üstünde bir fedakarlık yaparak millete hizmet yolunda uzlaşma aramaya da hazır
olduklarını ifade eden Bahçeli, ''Bizim, uzlaşma zemini olarak bu şartlar altında
uygun gördüğümüz yer Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Zira hükümetin ve Başbakan'ın
samimiyet ve güvenirlik katsayısı düşmüştür. Doğrudan yapacağımız bir görüşmeden
nasıl bir iftiranın çıkacağından emin değiliz'' dedi.
Bahçeli, şöyle konuştu:
''Ancak, her şeye rağmen dökülen şehit kanıdır, çekilen milletimizin
acısıdır. Kuşkusuz ki, biz, bize karşı yapılanları bir kenara not ettik ve yeri
gelince açacağız. Bundan kurtuluş yoktur. Buradan huzurunuzda hükümete çağrıda
bulunuyorum. Terörle ve bölücülükle mücadelede bizim fikirlerimizden yararlanmak
isteyenlere kapılarımızı aralamaya hazır olduğumuzu da açıklıyorum. Bu konudaki
şartlarımızın ise bilinmesinde ve kabulünde ısrarcı ve kararlı olduğumuzu da ilan
ediyorum:
Eğer, Başbakan Erdoğan 'açılımda yanıldım, çatışmayı derinleştirdim,
terörü azdırdım, şahadetlere neden oldum' diyorsa, Türk milli kimliğine
bağlılığını açıklıyorsa, milletimizi otuz altıya bölmekten vazgeçiyorsa... ABD'yi
dinlemeyeceğini, her saldırının ardından Vaşington'a sığınmayacağını, Barzani'ye
haddini bildireceğini, yabancı başkentlere kulağını tıkayacağını ve Kandil'e
gidip terörü teslim alacağını söylüyorsa... Geçmişte hatalar yaptığını
belirterek, şehide 'kelle', katile 'sayın' demekten pişmanlık duyduğunu,
Mehmetçiğin yan gelip yatmadığına siperde bizzat şahit olduğunu itiraf
ediyorsa... Yıkıma alet ettiği akademinin mensubu polislerimizden, ağır
hakaretlere maruz kalan askerlerimizden, etnik tahriklerle çatışma kıvamına
getirdiği milletimizden özür de diliyorsa bizim için hiçbir engel kalmamıştır.
Bunları kendisinden duyduğumuz anda elimizi uzatırız. Bugüne kadar kamuoyuna bu
konuda yaptığımız bütün tekliflerimizi bir kere daha kendisine hatırlatırız.
Bizim görüşme şartlarımız bunlardır.
Yok, eğer, Başbakan daha önce denediği gibi... Bir yandan yıkım yolunda
kararlılık mesajlarına devam ederken, partimizi de sürece ortak etme arayışlarını
sürdürecekse, bir yandan teröre karşı olduğunu söyleyip öte yandan teröristle
siyasal pazarlıklar yapmaya devam edecekse; bir yandan görüşmek isteyip, diğer
yandan partimize yönelik yalanlara, iftiralara devam ederek tarihi gerçekleri
saptıracaksa... Sözde ateşkes denilen oyunun bir parçası olarak PKK ile
karşılıklı silah bırakmayı küstahça önerecekse, bu karanlık yolda ve ilişkilerde
MHP asla olmayacaktır.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan,
NATO'yu Kandil bölgesinin kontrolü için göreve çağırmıştır. Bu davet, bir Türk
Başbakanı'nın içine düştüğü acziyetin itirafıdır'' dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında, ''Demokratik Açılım''
çalışmasının, milli kimliğin tartışmaya açılmasına ve bu kimliği oluşturan maddi
ve manevi alt yapının adım adım tahrip edilmesine neden olduğunu öne sürdü.
''Demokratik Açılım'' çalışmasını, milli kimliğe şekil ve anlam veren
tarihi, sosyal ve kültürel kaynakları silikleştirme, değersiz hale getirme niyeti
ve icraatı olarak değerlendiren Bahçeli, şöyle devam etti:
''Hükümetin terörle demokrasi arasında kurmaya çalıştığı yanlış ilişkiler
ağı ile bu konularda özellikle AB sürecinin dayatmalarıdır. İktidarın teröre
sempatik yaklaşımı ve zaten isteksiz oldukları terörle mücadeledeki zaaf ve
çaresizliğidir. Sorunu milli imkanları ve gücü kullanarak çözmek yerine Irak'ı
işgal etmiş küresel gücün inisiyatifine havale etmiş olmasıdır. Toplumu
tepkisizliğe, duyarsızlığa, ayrışmaya, tavizlere ve travmaya hazırlayan
işbirlikçi lobi faaliyetlerinin çalışmalarıdır. Ancak gelişmeler ve beyanatları
Başbakan'ın açılımda ısrarının süreceğini bu tahribatın bile uyanmasına yeterli
olmayacağını ortaya koymaktadır ve asıl tehlike de budur. Zira karşımızda TBMM
çoğunluğunu ele geçirmiş, yürütme erkine sahip bir yıkıcı kuvvet vardır.''
Seçim sürecine girilmiş olmasına rağmen bu hükümetle kaybedilen her günün
yeni ve vahim gelişmelere açık olduğunu ileri süren Bahçeli, ''Şayet, Başbakan
Erdoğan ve arkadaşları karşımızdaki tehlikeyi hala görememişlerse ve yıkımda
ısrarcı olacaklarsa onları buradan uyarmak istiyorum; eğer 'açılım' denilen yıkım
sürerse bilinmelidir ki Türkiye'yi önüne katıp götüren gidişatın devamı karşımıza
çöküş sürecini çıkaracaktır'' diye konuştu.
''Kanlı terör affedilecek ve hesabı sorulamamış ihanet nedeniyle milli
vicdan çökecektir'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu:
''İmralı canisi serbest kalarak, siyasallaşmada yerini alacak, milli
adalet hissi çökecektir. İkinci ve başka diller resmiyete girecek, milli
kimliğimizin omurgası olan milli dil çökecektir. Ayrışmış kimliklerde ayrı
mensubiyet uyanacak, çok milletli yapı doğarak milli devlet çökecektir.
Keskinleşmiş kimlikler, yeni başkentler ve yönetimler arayacak, üniter devlet
çökecektir. Biliniz ki bunun en sonunda, Allah korusun önce vatan, sonra milli
varlık çökecektir. Temennimiz, AKP hükümetinin bu tahribat seviyesinde açılımı
terk etmesidir.
Ümit vericidir ki her şeye rağmen gidişatın farkına vararak, süreci
sorgulamaya başlayan AKP'li milletvekilleri vardır, vebalini taşımamak için
gereğini de yapmaktadırlar. Çok şükür ki huzur, refah ve güvenlik beklentisiyle
AKP'ye oy vermiş ve yanıldığını anlamış vatandaşlarımızın sayısı çığ gibi
artmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi, kimden ve nereden gelirse gelsin; millet
varlığına ve milli kimliğe açık tehdit oluşturan bu siyasi sapmalara sonuna kadar
karşı çıkmaya devam edecektir. Kardeşliğimizi ve birliğimizi korumak isteyen aziz
vatandaşlarımıza karşı baskı kurmak ve kafaları karıştırmak için oluşturulan şer
cephesine asla katılmayacaktır.
Kimlikleri, sicilleri, görüşleri, fikirleri bilinen aynı zatların,
kadrolu açılım fedailerinin sabahlara kadar kanal kanal gezerek kin ve nefret
kustukları programların propagandası da ve işbirlikçi basın patronlarının
eyyamcılığı da bu kararımızı ve inancımızı değiştirmeye yetmeyecektir.''
Bir ülkenin milli meselesinin çözüm adresinin kendi başkenti ve iç karar
mekanizmaları olduğunu vurgulayan Bahçeli, ''Şayet bir devlet kendisini etkileyen
bir soruna müdahil olmak isteyen güçlere engel olamıyorsa, onları da çözüme ortak
ediyorsa çözüm iradesini kaybetmiş veya paylaşmış demektir'' dedi.
''Terör sorununun bitirilememesinin tamamen siyasi kararların
isabetsizliğinden, siyasi irade olmayışından, terör ve bölücülük sorununu küresel
gelişmeler ve işbirliği ile çözeceğini zanneden hükümetlerin aczinden''
kaynaklandığını öne süren Bahçeli, ''Terörle mücadele etme niyeti olmayan AKP
zihniyeti, yıllarını teröristin insafa gelerek silah bırakmasını beklemekle
geçirmiş, Kandil Dağının terör üssü olarak kullanılmasını önleyememiştir.
Özellikle tırmanan terör eylemleri üzerine TBMM'nin sınır ötesi askeri harekat
iznini de bugüne kadar kullanmamış, kuşkulu bir tavırla bu bölgeye kapsamlı kara
harekatından ısrarla kaçınmıştır'' diye konuştu.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Yapılacak iş basittir. Ya Irak devleti ve aşiret reislerine karşı terör
örgütünün bu bölgede barınmayacağı, askeri tedbirle desteklenen caydırıcı bir
tavırla gösterilecektir ya da bu yöntem uygulanmıyor veya geçerli olamıyorsa bu
tedbirlere ilave olarak Irak'ın kuzeyine karadan askeri harekat yapılacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri bunu yapacak donanım, tecrübe ve güce sahiptir.
Bunun başka bir yolu ve yöntemi yoktur. Türkiye başka ülkelerin iznine, icazetine
ve müsamahasına terk ederek bu sorunu daha fazla taşıyamaz. Bu belanın milletimiz
üzerinde tehdit olarak kullanılmasına daha fazla izin veremez. Yaklaşık 26 yıldır
süren bu dış tehdidin tamamıyla ortadan kaldırılması ve tıpkı bir zamanlar
Suriye;ye yaptığımız gibi kesin ve sonuç alıcı ve açık bir tehdidin yapılması
şarttır. Eğer ahlak ve onur sahibi bir Başbakan ve hükümeti, kendisini
taahhütlerle bağlamamışsa, birilerine söz vermemişse, bir ihanete düşmemişse
bundan başka bir seçeneği de kalmamıştır. Üçlü mekanizma denilen oyunlarla,
istihbarat paylaşımı denilen sözde işbirlikleriyle oyalanılması düşünülemez.
Can ve mal kaybına neden olan bu kadar ağır bir tehdidin komşusundan
geldiğini bilen bir devlet ve hükümet adamının yapacağı işler gayet bellidir ve
açıktır. Birincisi, diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşürülmesi ve ekonomik
ilişkilerin durdurulmasıdır. İkincisi enerji bağımlılığının kullanılması ve
ticari ambargodur. Üçüncüsü teröre verdiği desteğin kesilmesi için birincil ve
ikincil ülkelere kesin uyarıdır. Dördüncüsü, yaptırım şiddetinin artacağının
muhatabına anlatılmasıdır.''
''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Irak'tan kaynaklanan saldırılarda
Barzani'nin kusuru olmadığına dair onu masum ve haklı çıkarmaya dönük sinsi bir
maskeleme faaliyeti ve aşiret reisini aklama çalışması içerisinde olduğunu''
iddia eden Bahçeli, ''Başbakan, NATO'yu Kandil bölgesinin kontrolü için göreve
çağırmıştır. Bu davet, bir Türk Başbakanı'nın içine düştüğü acziyetin itirafıdır.
Yabancı kuvvet talebi, Fatih'in, Yavuz'un, Kanuni'nin torunları olduğunu iddia
eden birine değil ve ancak müstemleke zihniyetine, ilkel kabile kültürüne
layıktır. Başbakana da çok yakışmıştır'' diye konuştu.
Terör örgütü PKK'nın, Irak'ın kuzeyinde konuşlanmakla birlikte
eylemlerini Irak'ta değil Türkiye'de yaptığına dikkati çeken Bahçeli, şunları
kaydetti:
''Bu konuda, sınır güvenliği için partimiz, elverişli Irak toprakları
içinde Türk Silahlı Kuvvetlerince güvenlik bölgesi oluşturulmasını teklif
etmiştir. Kandil temizlenene kadar en makul ve milli yol budur. Bir ülkenin
bağımsızlık ve egemenlik timsali olan hudutlarını kendi güçleriyle koruması
şarttır, aksi yaklaşımlar hükümranlık gücümüzün sorgulanmasına neden olacaktır.
Başbakan'ın, NATO müdahalesine yönelik teklifi uyarınca terörist unsurların
sızmaları karşısında Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına yönelik ihlaller de
kaçınılmaz hale gelecektir.
Başbakan'ın önerisi, ülkemizin itibarına gölge düşüreceği gibi, milli bir
konunun uluslararası alana taşınarak aleyhimize şekillenmesine yol açacaktır.
Terör örgütüne destek veren ülkeler arasında NATO üyesi ülkeler de
vardır. Geçmişte, 'Çekiç Güç' ile terör örgütü arasında yaşanan kuşkulu
ilişkilerin benzeri ve beteri böylesi bir gücün Irak'a girmesi ile mutlaka
yaşanacaktır. Başbakan gerçekten NATO gücünü kullanma konusunda kararlı ise
yapması gereken bu paktı müdahaleye çağırmak değildir. Dost ve müttefik olduğunu
yıllardır söylediği, iyi ilişkiler geliştirdiğini ilan ettiği bu ülkelerin PKK;ya
desteğini kesmelerini sağlamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, terör belasını kendi başına ve Türk Silahlı
Kuvvetleri ile imha edecek yetenek, kuvvet ve kudrettedir. Yeter ki onu doğru
müdahaleler yapmaya sevk edecek siyasi irade arkasında bulunsun, yeter ki
korkmadan, çekinmeden, boyun eğmeyen, alttan almayan, karnından konuşmayan bir
hükümet işbaşında olsun. Yoksa Mehmetçiğimizin yapamayacağını, Kanadalı,
Polonyalı, Bulgar, Romen, İtalyan, Danimarkalı askerler mi yapacaktır?''
Bahçeli, sınır ötesi operasyon yapılmamasını da eleştirerek, ''PKK terörü
ile mücadelede TBMM, hükümete ihtiyaç duyulması halinde sınır ötesi harekat
yapması için tam yetki vermiştir. Bu yetki, bugüne kadar kapsamlı kara harekatı
için hiçbir gerekçe gösterilmeden kullanılmamıştır. Başbakan'ın yaptığı
açıklamadan anlaşılmaktadır ki bu bölgeye kara askeri bir harekat şarttır ve
kaçınılmazdır'' dedi.
MHP Grup Toplantısı'na, engelli çocuklar ile aileleri de katıldı. (12.05)
politikaların ve teslimiyetçi anlayışların beslediği canavarı şimdi bırakacak
kucak, bağlayacak kapı aradıkları bu süreçte partimize yönelik görüşme çağrıları
beyhudedir'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün Şemdinli'de
üç askerin şehit olduğunu anımsatarak, ölenlere Allah'tan rahmet, yaralananlara
acil şifalar diledi.
Devlet Bahçeli, ''açılım sürecinin sonunda bölücülüğün azdığı, terörün
tırmandığı, şahadetlerin arttığı'' bir noktaya gelindiğini ifade etti.
Açılım süreciyle ilgili MHP'den yapılan ''açıklamaları ve uyarılar''
olduğunu anlatan Bahçeli, ''Görüldü ki... Toplananlar, maalesef ki kardelenler
değil, şehit Mehmetçiklerin, şehit polislerimizin, şehit korucularımızın cansız
bedenleri oldu. Derlenenler çiğdemler değil, maalesef vatandaşlarımızın
cenazeleri oldu; oluk oluk akan ise barışa doğru nehirlerin suyu değil,
evlatlarımızın kanları oldu. Açılımın özeti budur. Sahibi ve sorumlusu ise
bellidir'' diye konuştu.
Bahçeli, ''Terörün ve bölücülüğün bu noktaya tırmanmasında Başbakan ve
hükümetinin vebali büyüktür, kusurdan öte suçu vardır. Hukuk önünde hesap
vermelidir ve mutlaka verecektir. Bu noktadan sonra ise Başbakan ile birlikte bu
suça iştirak etmeye devam edecek olanları da aynı akıbet bekleyecektir'' dedi.
''Daha bir yıl bile dolmadan açılımın ne anlama geldiğinin, kimin haklı
olduğunun yaşanan acı tecrübelerine bakarak görmenin mümkün olduğu'' görüşünü
dile getiren Bahçeli, ''Keşke, bu olaylar yaşanmadan Başbakan Erdoğan gerçekleri
görebilseydi. Keşke geride kalan acıya şahit olunmadan girilen yolun yanlış
olduğu anlaşılabilseydi. Bu itibarla, hiç kimse, bize, bugün karşımıza çıkanların
uyarısını yapmadı diyemez. Hiç kimse ucuz bir özürle bunca kayıpların vebalinden
kurtulamaz'' diye konuştu.
Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bir yıllık sancılı tartışmalarla geçen bu süreçte, beklenen iyi şeyler
bir türlü gerçekleşmemiştir. Aksine milletimizin birliği ve kardeşliğinin
bozulması için ne kadar tahrik varsa karşımıza çıkmıştır. Devletimizin
devamlılığı ve bütünlüğü üzerine ne kadar tehdit varsa birer birer önümüze
konulmuştur. Bu nedenle, iflas etmiş politikaların ve teslimiyetçi anlayışların
beslediği canavarı şimdi bırakacak kucak, bağlayacakları kapı aradıkları bu
süreçte partimize yönelik görüşme çağrıları beyhudedir.
Açılım denen yıkım sürecinden bu yana bizzat yaşadıklarımız, şahit
olduklarımız kulağımızla duyup, gözümüzle gördüklerimiz unutulacak, sineye
çekilecek, görmezden gelinecek basit hatıralar değildir.
Otuz bin insanın kasabından 'barış ve kardeşlik elçisi' üretmek
isteyenleri unutacak mıyız? Kanlı eylemlerini hala sürdüren PKK'ya 'barışı dağdan
arayanlar' diyerek alkışlayanları unutacak mıyız? Bozguncuyken akil adama,
isyancıyken halk kahramanına, eşkıya başı iken AKP'nin ağabeyliğine terfi
edenleri ve ettirenleri unutacak mıyız? İhanet provalarının demokratikleşme
görülerek övülmesini, milli hassasiyetlere sahip çıkmayı, tarihimizi savunmayı
çağdışı olarak mahkum etmeye çalışanları unutacak mıyız? Ve... Daha da önemlisi,
terörle canla başla mücadele edenleri 'şiddet yanlıları', muhterem yöre halkını
'işbirlikçi' olarak tanımlayanları unutacak mıyız? Bin yıllık kardeşliğin
güvencesi ve savunucusu olan MHP'lileri 'kanla beslenen' insanlar olarak iğrenç
suçlamalarını unutacak mıyız? Hakkımızdaki ağır suçlama ve fitneleri gözardı
edip, partimizin ve partililerimizin 'terörden nemalandığı', 'şehit istismarı
yaptığı' 'PKK ile aynı safta yer aldığı' gibi alçakça ithamları sineye mi
çekeceğiz?''
Konu milli meseleler, milletin gelecek kaygıları olursa günlük siyasetin
üstünde bir fedakarlık yaparak millete hizmet yolunda uzlaşma aramaya da hazır
olduklarını ifade eden Bahçeli, ''Bizim, uzlaşma zemini olarak bu şartlar altında
uygun gördüğümüz yer Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Zira hükümetin ve Başbakan'ın
samimiyet ve güvenirlik katsayısı düşmüştür. Doğrudan yapacağımız bir görüşmeden
nasıl bir iftiranın çıkacağından emin değiliz'' dedi.
Bahçeli, şöyle konuştu:
''Ancak, her şeye rağmen dökülen şehit kanıdır, çekilen milletimizin
acısıdır. Kuşkusuz ki, biz, bize karşı yapılanları bir kenara not ettik ve yeri
gelince açacağız. Bundan kurtuluş yoktur. Buradan huzurunuzda hükümete çağrıda
bulunuyorum. Terörle ve bölücülükle mücadelede bizim fikirlerimizden yararlanmak
isteyenlere kapılarımızı aralamaya hazır olduğumuzu da açıklıyorum. Bu konudaki
şartlarımızın ise bilinmesinde ve kabulünde ısrarcı ve kararlı olduğumuzu da ilan
ediyorum:
Eğer, Başbakan Erdoğan 'açılımda yanıldım, çatışmayı derinleştirdim,
terörü azdırdım, şahadetlere neden oldum' diyorsa, Türk milli kimliğine
bağlılığını açıklıyorsa, milletimizi otuz altıya bölmekten vazgeçiyorsa... ABD'yi
dinlemeyeceğini, her saldırının ardından Vaşington'a sığınmayacağını, Barzani'ye
haddini bildireceğini, yabancı başkentlere kulağını tıkayacağını ve Kandil'e
gidip terörü teslim alacağını söylüyorsa... Geçmişte hatalar yaptığını
belirterek, şehide 'kelle', katile 'sayın' demekten pişmanlık duyduğunu,
Mehmetçiğin yan gelip yatmadığına siperde bizzat şahit olduğunu itiraf
ediyorsa... Yıkıma alet ettiği akademinin mensubu polislerimizden, ağır
hakaretlere maruz kalan askerlerimizden, etnik tahriklerle çatışma kıvamına
getirdiği milletimizden özür de diliyorsa bizim için hiçbir engel kalmamıştır.
Bunları kendisinden duyduğumuz anda elimizi uzatırız. Bugüne kadar kamuoyuna bu
konuda yaptığımız bütün tekliflerimizi bir kere daha kendisine hatırlatırız.
Bizim görüşme şartlarımız bunlardır.
Yok, eğer, Başbakan daha önce denediği gibi... Bir yandan yıkım yolunda
kararlılık mesajlarına devam ederken, partimizi de sürece ortak etme arayışlarını
sürdürecekse, bir yandan teröre karşı olduğunu söyleyip öte yandan teröristle
siyasal pazarlıklar yapmaya devam edecekse; bir yandan görüşmek isteyip, diğer
yandan partimize yönelik yalanlara, iftiralara devam ederek tarihi gerçekleri
saptıracaksa... Sözde ateşkes denilen oyunun bir parçası olarak PKK ile
karşılıklı silah bırakmayı küstahça önerecekse, bu karanlık yolda ve ilişkilerde
MHP asla olmayacaktır.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan,
NATO'yu Kandil bölgesinin kontrolü için göreve çağırmıştır. Bu davet, bir Türk
Başbakanı'nın içine düştüğü acziyetin itirafıdır'' dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında, ''Demokratik Açılım''
çalışmasının, milli kimliğin tartışmaya açılmasına ve bu kimliği oluşturan maddi
ve manevi alt yapının adım adım tahrip edilmesine neden olduğunu öne sürdü.
''Demokratik Açılım'' çalışmasını, milli kimliğe şekil ve anlam veren
tarihi, sosyal ve kültürel kaynakları silikleştirme, değersiz hale getirme niyeti
ve icraatı olarak değerlendiren Bahçeli, şöyle devam etti:
''Hükümetin terörle demokrasi arasında kurmaya çalıştığı yanlış ilişkiler
ağı ile bu konularda özellikle AB sürecinin dayatmalarıdır. İktidarın teröre
sempatik yaklaşımı ve zaten isteksiz oldukları terörle mücadeledeki zaaf ve
çaresizliğidir. Sorunu milli imkanları ve gücü kullanarak çözmek yerine Irak'ı
işgal etmiş küresel gücün inisiyatifine havale etmiş olmasıdır. Toplumu
tepkisizliğe, duyarsızlığa, ayrışmaya, tavizlere ve travmaya hazırlayan
işbirlikçi lobi faaliyetlerinin çalışmalarıdır. Ancak gelişmeler ve beyanatları
Başbakan'ın açılımda ısrarının süreceğini bu tahribatın bile uyanmasına yeterli
olmayacağını ortaya koymaktadır ve asıl tehlike de budur. Zira karşımızda TBMM
çoğunluğunu ele geçirmiş, yürütme erkine sahip bir yıkıcı kuvvet vardır.''
Seçim sürecine girilmiş olmasına rağmen bu hükümetle kaybedilen her günün
yeni ve vahim gelişmelere açık olduğunu ileri süren Bahçeli, ''Şayet, Başbakan
Erdoğan ve arkadaşları karşımızdaki tehlikeyi hala görememişlerse ve yıkımda
ısrarcı olacaklarsa onları buradan uyarmak istiyorum; eğer 'açılım' denilen yıkım
sürerse bilinmelidir ki Türkiye'yi önüne katıp götüren gidişatın devamı karşımıza
çöküş sürecini çıkaracaktır'' diye konuştu.
''Kanlı terör affedilecek ve hesabı sorulamamış ihanet nedeniyle milli
vicdan çökecektir'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu:
''İmralı canisi serbest kalarak, siyasallaşmada yerini alacak, milli
adalet hissi çökecektir. İkinci ve başka diller resmiyete girecek, milli
kimliğimizin omurgası olan milli dil çökecektir. Ayrışmış kimliklerde ayrı
mensubiyet uyanacak, çok milletli yapı doğarak milli devlet çökecektir.
Keskinleşmiş kimlikler, yeni başkentler ve yönetimler arayacak, üniter devlet
çökecektir. Biliniz ki bunun en sonunda, Allah korusun önce vatan, sonra milli
varlık çökecektir. Temennimiz, AKP hükümetinin bu tahribat seviyesinde açılımı
terk etmesidir.
Ümit vericidir ki her şeye rağmen gidişatın farkına vararak, süreci
sorgulamaya başlayan AKP'li milletvekilleri vardır, vebalini taşımamak için
gereğini de yapmaktadırlar. Çok şükür ki huzur, refah ve güvenlik beklentisiyle
AKP'ye oy vermiş ve yanıldığını anlamış vatandaşlarımızın sayısı çığ gibi
artmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi, kimden ve nereden gelirse gelsin; millet
varlığına ve milli kimliğe açık tehdit oluşturan bu siyasi sapmalara sonuna kadar
karşı çıkmaya devam edecektir. Kardeşliğimizi ve birliğimizi korumak isteyen aziz
vatandaşlarımıza karşı baskı kurmak ve kafaları karıştırmak için oluşturulan şer
cephesine asla katılmayacaktır.
Kimlikleri, sicilleri, görüşleri, fikirleri bilinen aynı zatların,
kadrolu açılım fedailerinin sabahlara kadar kanal kanal gezerek kin ve nefret
kustukları programların propagandası da ve işbirlikçi basın patronlarının
eyyamcılığı da bu kararımızı ve inancımızı değiştirmeye yetmeyecektir.''
Bir ülkenin milli meselesinin çözüm adresinin kendi başkenti ve iç karar
mekanizmaları olduğunu vurgulayan Bahçeli, ''Şayet bir devlet kendisini etkileyen
bir soruna müdahil olmak isteyen güçlere engel olamıyorsa, onları da çözüme ortak
ediyorsa çözüm iradesini kaybetmiş veya paylaşmış demektir'' dedi.
''Terör sorununun bitirilememesinin tamamen siyasi kararların
isabetsizliğinden, siyasi irade olmayışından, terör ve bölücülük sorununu küresel
gelişmeler ve işbirliği ile çözeceğini zanneden hükümetlerin aczinden''
kaynaklandığını öne süren Bahçeli, ''Terörle mücadele etme niyeti olmayan AKP
zihniyeti, yıllarını teröristin insafa gelerek silah bırakmasını beklemekle
geçirmiş, Kandil Dağının terör üssü olarak kullanılmasını önleyememiştir.
Özellikle tırmanan terör eylemleri üzerine TBMM'nin sınır ötesi askeri harekat
iznini de bugüne kadar kullanmamış, kuşkulu bir tavırla bu bölgeye kapsamlı kara
harekatından ısrarla kaçınmıştır'' diye konuştu.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Yapılacak iş basittir. Ya Irak devleti ve aşiret reislerine karşı terör
örgütünün bu bölgede barınmayacağı, askeri tedbirle desteklenen caydırıcı bir
tavırla gösterilecektir ya da bu yöntem uygulanmıyor veya geçerli olamıyorsa bu
tedbirlere ilave olarak Irak'ın kuzeyine karadan askeri harekat yapılacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri bunu yapacak donanım, tecrübe ve güce sahiptir.
Bunun başka bir yolu ve yöntemi yoktur. Türkiye başka ülkelerin iznine, icazetine
ve müsamahasına terk ederek bu sorunu daha fazla taşıyamaz. Bu belanın milletimiz
üzerinde tehdit olarak kullanılmasına daha fazla izin veremez. Yaklaşık 26 yıldır
süren bu dış tehdidin tamamıyla ortadan kaldırılması ve tıpkı bir zamanlar
Suriye;ye yaptığımız gibi kesin ve sonuç alıcı ve açık bir tehdidin yapılması
şarttır. Eğer ahlak ve onur sahibi bir Başbakan ve hükümeti, kendisini
taahhütlerle bağlamamışsa, birilerine söz vermemişse, bir ihanete düşmemişse
bundan başka bir seçeneği de kalmamıştır. Üçlü mekanizma denilen oyunlarla,
istihbarat paylaşımı denilen sözde işbirlikleriyle oyalanılması düşünülemez.
Can ve mal kaybına neden olan bu kadar ağır bir tehdidin komşusundan
geldiğini bilen bir devlet ve hükümet adamının yapacağı işler gayet bellidir ve
açıktır. Birincisi, diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşürülmesi ve ekonomik
ilişkilerin durdurulmasıdır. İkincisi enerji bağımlılığının kullanılması ve
ticari ambargodur. Üçüncüsü teröre verdiği desteğin kesilmesi için birincil ve
ikincil ülkelere kesin uyarıdır. Dördüncüsü, yaptırım şiddetinin artacağının
muhatabına anlatılmasıdır.''
''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Irak'tan kaynaklanan saldırılarda
Barzani'nin kusuru olmadığına dair onu masum ve haklı çıkarmaya dönük sinsi bir
maskeleme faaliyeti ve aşiret reisini aklama çalışması içerisinde olduğunu''
iddia eden Bahçeli, ''Başbakan, NATO'yu Kandil bölgesinin kontrolü için göreve
çağırmıştır. Bu davet, bir Türk Başbakanı'nın içine düştüğü acziyetin itirafıdır.
Yabancı kuvvet talebi, Fatih'in, Yavuz'un, Kanuni'nin torunları olduğunu iddia
eden birine değil ve ancak müstemleke zihniyetine, ilkel kabile kültürüne
layıktır. Başbakana da çok yakışmıştır'' diye konuştu.
Terör örgütü PKK'nın, Irak'ın kuzeyinde konuşlanmakla birlikte
eylemlerini Irak'ta değil Türkiye'de yaptığına dikkati çeken Bahçeli, şunları
kaydetti:
''Bu konuda, sınır güvenliği için partimiz, elverişli Irak toprakları
içinde Türk Silahlı Kuvvetlerince güvenlik bölgesi oluşturulmasını teklif
etmiştir. Kandil temizlenene kadar en makul ve milli yol budur. Bir ülkenin
bağımsızlık ve egemenlik timsali olan hudutlarını kendi güçleriyle koruması
şarttır, aksi yaklaşımlar hükümranlık gücümüzün sorgulanmasına neden olacaktır.
Başbakan'ın, NATO müdahalesine yönelik teklifi uyarınca terörist unsurların
sızmaları karşısında Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına yönelik ihlaller de
kaçınılmaz hale gelecektir.
Başbakan'ın önerisi, ülkemizin itibarına gölge düşüreceği gibi, milli bir
konunun uluslararası alana taşınarak aleyhimize şekillenmesine yol açacaktır.
Terör örgütüne destek veren ülkeler arasında NATO üyesi ülkeler de
vardır. Geçmişte, 'Çekiç Güç' ile terör örgütü arasında yaşanan kuşkulu
ilişkilerin benzeri ve beteri böylesi bir gücün Irak'a girmesi ile mutlaka
yaşanacaktır. Başbakan gerçekten NATO gücünü kullanma konusunda kararlı ise
yapması gereken bu paktı müdahaleye çağırmak değildir. Dost ve müttefik olduğunu
yıllardır söylediği, iyi ilişkiler geliştirdiğini ilan ettiği bu ülkelerin PKK;ya
desteğini kesmelerini sağlamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, terör belasını kendi başına ve Türk Silahlı
Kuvvetleri ile imha edecek yetenek, kuvvet ve kudrettedir. Yeter ki onu doğru
müdahaleler yapmaya sevk edecek siyasi irade arkasında bulunsun, yeter ki
korkmadan, çekinmeden, boyun eğmeyen, alttan almayan, karnından konuşmayan bir
hükümet işbaşında olsun. Yoksa Mehmetçiğimizin yapamayacağını, Kanadalı,
Polonyalı, Bulgar, Romen, İtalyan, Danimarkalı askerler mi yapacaktır?''
Bahçeli, sınır ötesi operasyon yapılmamasını da eleştirerek, ''PKK terörü
ile mücadelede TBMM, hükümete ihtiyaç duyulması halinde sınır ötesi harekat
yapması için tam yetki vermiştir. Bu yetki, bugüne kadar kapsamlı kara harekatı
için hiçbir gerekçe gösterilmeden kullanılmamıştır. Başbakan'ın yaptığı
açıklamadan anlaşılmaktadır ki bu bölgeye kara askeri bir harekat şarttır ve
kaçınılmazdır'' dedi.
MHP Grup Toplantısı'na, engelli çocuklar ile aileleri de katıldı. (12.05)
