2011-11-16 - 16:00
TBMM Başkanvekili Güldal Mumucu, tasarının birinci maddesi üzerindeki görüşmeler sürerken, çalışma süresinin dolduğunu bildirerek, Perşembe günü saat 14.00'de toplanmak üzere birleşimi kapattı.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu Başkanlığında toplandı. Mumcu, gündeme geçmeden önce 3 milletvekiline gündem dışı söz verdi.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Hükümetin, aldığı KHK yetkisini istismar ettiğini ileri sürdü. KHK yetkisi ile devleti yapılandırmanın doğru olmadığını belirten Yeniçeri, bunun bir demokratik tavır olmadığını savundu. Yeniçeri, ''Meclis açıkken 34 tane KHK çıkarıldı. Bunlarla devletin yönetim yapısını altüst eden değişiklikler yapıldı. Bu, adeta devlete el koymaktır. KHK'lar henüz TBMM'ye de gelmedi'' dedi.
AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık, TBMM Nüfus Kalkınma Grubunun faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Çalık, 2001 yılında kurulan grubun, özellikle ana-çocuk ve üreme sağlığı konusunda yaptığı çalışmalarla önemli başarılara imza attığını söyledi. Öznur Çalık, grubun Avrupa Parlamenterler Formu ve BM'nin Türkiye'deki ofisleri ile yaptığı çalışmalarla dikkati çektiğini dile getirdi.
Türkiye'nin demografik yapısına bakıldığında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Her ailede 3 çocuk olmalı'' söyleminin gerekli olduğunu anlatan Çalık, ''Dünya yaşlanıyor. Türkiye'de yaşlanmaya devam ediyor. Eğer yaşlı bir nüfus istemiyorsak, mutlaka her evde en az üç tane çocuk olması gerektiği konusunda Nüfus Kalkınma Grubu olarak da fikirlerimizi çok net beyan ediyoruz'' dedi.
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, AK Parti Grubu'nun 12 Eylül ile hesaplaşmayı gündemine alarak ciddi mesajlar verdiğini ve toplumun büyük bölümünde beklentiler yarattığını belirterek ''Kenan Evren'in yargılanacağına, darbecilere fırsat verilmeyeceğine dair söylemler nedense çabuk unutuldu'' dedi.
Aygün, 1985 tarihli bir öğrenci yönetmeliğinde bile o günden beri ciddi bir değişiklik olmadığını, bunun da AK Parti'nin darbe ile hesaplaşma konusundaki samimiyetsizliğini gösterdiğini ileri sürdü.
Yeniçeri'nin gündem dışı konuşmasına yanıt vermek üzere Hükümet adına söz alan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise KHK çıkarma yetkisinin Anayasal bir yetki olduğunu, Hükümetin Anayasaya dayanarak bu yetkiyi kullandığını söyledi.
KHK ile yapılan düzenlemelerin tamamen yetki kanunu çerçevesinde olduğunu ifade eden Bozdağ, ''Devletin bütün organlarının daha etkin ve verimli faaliyet göstermesi için atılması gereken adımlar neyse o çerçevede düzenlemeler yapılmış ve adımlar atılmıştır'' dedi.
Hükümetin yetkiyi almasının ardından bugüne kadar toplam 35 KHK çıkarıldığını belirten Bozdağ, bunların Resmi Gazete'de yayımlandığını hatırlattı.
KHK'nın Resmi Gazete'de yayımlandığı günün TBMM Başkanlığına sunulması gerektiği yönünde bir hüküm bulunduğunu anlatan Bozdağ, bu nedenle söz konusu KHK'ların, TBMM Başkanlığına da sunulduğunu söyledi.
KHK çıkarma yetkisini yalnızca AK Parti Hükümeti'nin kullanmadığını vurgulayan Bozdağ, şunları söyledi:
''Bülent Ecevit Hükümeti. Bir yıldan az bir süre içinde 3 tane tane KHK çıkarmış. Yine Bülent Ecevit Hükümeti. 1978 ile 1979 yılları arasında görev yapmış ve 21 tane KHK çıkarılmış. DYP-SHP Hükümeti'nde 14 tane KHK çıkmış. Tansu Çiller'in Başbakanlık yaptığı sürede 75 tane KHK çıktı. Sayın Yeniçeri'nin mensubu olduğu partinin de koalisyon ortağı olduğu dönemde, 1999-2002 yılları arasında, 51 tane KHK çıkarılmış. Biz 10'uncu yıla giriyoruz kullandığımız KHK sayısı 35'tir''
KHK yetkisi kullanmanın Meclisin yetkisinin gasp edilmesi ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını belirten Bozdağ, ''Meclis yetki ve görevlerini anayasadan alır. Anayasanın verdiği görevi, anayasaya uygun şekilde kullananlar, 'yetki gasbı yapıyorsunuz' diye eleştirilemez'' dedi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Başörtüsü zulmü, bu ülkede yıllar yılı mahkeme kararıyla yaşandı. Bir mahkeme, bir öğrenciyi 'başını örtüyor' diye eğitim hakkını elinden alan karara imza atarsa orada hukuk devletinden bahsedemezsiniz'' dedi.
Bozdağ, TBMM Genel Kurulunda, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün tutuklu öğrencilere ilişkin yaptığı gündemdışı konuşmaya yanıt verdi.
Türkiye'nin, bir hukuk devleti olduğuna işaret eden Bozdağ, yargı sürecindeki konularla ilgili değerlendirme yapılırken hassas davranılması gerektiğini söyledi. Bozdağ, her hakim, savcı, avukatın siyasi düşüncesi olabileceğini belirterek, hakim ve savcının, yargılama ve soruşturma sırasında kendi ideolojisine göre değerlendirme yapması halinde hukuk devletinin çok büyük yara alacağını kaydetti.
Bozdağ, medyada devam eden bazı soruşturmalarla ilgili ikiye ayrılmış kampları gördüklerini ifade ederek, ''Siyasiler, medya, insanlar davalar konusunda ikiye, üçe ayrılıyorsa, bir davadakiler suçlu, öbürleri suçsuz yaklaşımına göre eylemlerini, söylemlerini tanzim ediyorsa, orada hukuk devletinin işlemesi zordur. Türkiye'de maalesef bunu yaşıyoruz'' diye konuştu.
Siyasi partilerin grup toplantılarının, adeta mahkeme salonuna döndüğünü belirten Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hakimler, savcılar, yargıçlar nelerle itham ediliyor, suçlanıyor, yargılananlar aklanıyor. İkisi de yanlış. Hem suçlamak hem aklamak yanlış. Suçlamak da aklamak da bizim işimiz değil. Yargılama sonrası ortaya çıkacak bir husustur. Türkiye'de bunu aşamadık. Bir soruşturma, karar, iddia, tutuklama varsa, bununla ilgili gazetelerin yazdıkları ya da birilerinin ortaya koyduklarıyla konuşmak bizi doğru sonuca götürmez. Geçmişte 'imza ıslak mı değil mi' diye tartışıldı. Sonra imzasının ıslak olduğu ortaya çıktı. İnternet andıcı tartışıldı. Bunlarla ilgili konuşmanın yeri ne buradır ne gruplar ne siyasilerin ağzı ne de yaptıkları toplantılardır. Bunları konuştuğumuzda iki gün sonra ortaya çıkacak mahkeme kararı, bilirkişi raporu, ortaya çıkacak yeni delil bizi zor durumda bırakır, bırakıyor da.''
''Türkiye'de yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkileyen, ortadan kaldıran bana göre en önemli şey, Yargıtaya itaat etmek zorunda olan bir yargı sisteminin olmasıdır'' diyen Bozdağ, Türkiye'de adli yargının Yargıtaya, idari yargının Danıştaya itaat etmeden, onun kararlarına uymadan karar verdiği zaman terfi sisteminin, onunu önünü kapayacak şekilde olduğunu söyledi.
Bozdağ, hakimlerin kararlarında direnemediğini, çok yanlış not ve terfi sisteminin bulunduğunu ifade etti. Bozdağ, herkesin, ''Acaba Yargıtay daha önce bu konuda ne demiş, Yargıtayın kararına uyarsam ne olur uymazsam ne olur'' derdine düştüğünü söyledi. Bozdağ, Yargıtayın yol göstericiliğinin önemine işaret ederek, ancak mahkemelerin Yargıtayın kararlarına itaat ederek mesafe almasının, yargı bağımsızlığı açısından tehlike olduğunu belirtti.
Yargıçların, Yargıtaya, idari yargıda görev yapanların Danıştaya karşı bağımsız hale gelmesi gerektiğini bildiren Bozdağ, ''(Şu kadar iş yükü çıkacak, şu notla geçecek, geçmezse akıbetin şöyle olacak) şeklindeki ilkel sistemin kaldırılması lazım. Bununla ilgili Adalet Bakanlığının bir çalışması var'' dedi.
Bozdağ, Türkiye'nin hukuk devleti olması yolunda herkesin kararlı çalışması gerektiğine işaret ederek, yargı alanında görev yapanların, temel hak ve özgürlüklerden, hukuktan yana düzenleme yapmasına engel bir düzenlemenin bulunmadığını, aksine teşvik edici uygulamaların olduğunu kaydetti.
Bakan Bozdağ, ''Örneğin bu ülkede yıllar yılı başörtüsü zulmü mahkeme kararıyla yaşandı. Bir mahkeme, bir öğrenciyi 'başını örtüyor' diye eğitim hakkını elinden alan karara imza atarsa orada hukuk devletinden bahsedemezsiniz. Anayasa Mahkemesi, bir kişinin eğitim hakkını elinden alan, 'şu kıyafeti tercih ediyorsun' diye onun altına imza atarsa, orada hukuk devletinin adı anayasa yazar ama uygulamada ararsınız, bulamazsınız'' görüşünü dile getirdi.
Yargının verdiği kararlarla Meclisin attığı adımların önünü kapattığını ifade eden Bozdağ, şunları kaydetti:
''Mahkemelerin, parlamentoyu, haklar, hürriyetler, hukuk devleti konusunda 'yanlış kanunlar, maddeler var, bunları düzeltin' diyerek, verdikleri iptal kararıyla zorlaması lazım. 301 tartışmalarının yapıldığı günlerde, Orhan Pamuk ile ilgili savcılardan biri takipsizlik kararı verirken, birisi dava açılması yönünde karar verdi. Şemdinli olayını yaşadık, mahkemenin biri 39 yıla varan bir karara imza atarken, başka mahkemeden başka karar çıktı. Bir mahkemede bir kişinin 39 yıl ceza almasına ilişkin karar çıkar da bir başka mahkeme beraatine tesis ederse orada hukuk nasıl tecelli edecek? Hep beraber bu sıkıntıları aşmak zorundayız. Türkiye'nin en önemli sıkıntısı; yasalar değişse de değişmeyen kafalardadır, uygulamalardadır, alışkanlıklardadır. AK Parti hükümetleri olarak, bu ülkede değişmeyen alışkanlıkları, uygulamaları değiştirmeye, hukukla bağdaşmayan uygulamaları hukukla bağdaştırma noktasında kararlıyız. Herkesin ezberlerini bozduk, daha çok bozacağımız ezber var. Bunun da karşı karşıya gelerek değil omuz omuza vererek yapmamız lazım. Hepimiz bir araya geldiğimizde insan hakları, hukuk devleti konusunda şu parlamentoda bulunan grupların anlaşamayacağı birşey yoktur. Bu noktada anayasa tartışmaları, Türkiye'yi önemli bir eşik atlatır.''
Anayasanın geçici 15. maddesini kaldırdıklarına işaret eden Bozdağ, bu maddenin, zaman aşımını durduğunu söylediklerini anımsattı.
Bu konuda son kararı yargının vereceğini dile getiren Bozdağ, sözlerini, ''Bize göre darbe yapanlarla ilgili zamanaşımı 12 Eylül 2010 tarihinden itibaren işlemeye başlamıştır. Bu ülkede darbe yapanlarla ilgili adli soruşturmalar yapılacaktır, yapılmadan karar verilemez. Zamanaşımıyla ilgili karar verilecekse soruşturma sonucunda verilecektir. Dava açılmaması yönünde karar çıkması halinde itiraz üzerine mahkemeye taşınacaktır. Darbe yapanlar her hal ve şartlarda savcıların önüne çıkacak, hesap verecektir. Bunun adımını attık, yolunu açtık. Kenan Evren'in soruşturması devam ediyor. O gün 'geçici 15. madde kalkmasın' diye uğraş verenleri de Türkiye gördü. Bu noktada samimiyiz, yargılama devam edecektir'' diye sürdürdü.
Tutuklu öğrenci Cihan Kırmızıgül ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Bozdağ, eylemle ilgili soruşturmanın devam ettiğini söyledi. Bozdağ, ''Terör örgütü adına eylem yaptığı iddia edilenlerle ilgili savcılar soruşturma açmayacak mı? Eylem yapılıyor, 'yapanlar öğrenci' diye geri durulacak mı?'' diye sordu.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ''Deprem ve deprem sonrasıyla ilgili, gelecek hafta içinde görevli bakan hakkında gensoru önergesi vereceğiz'' dedi.
MHP, afet ve acil müdahale mevzuatında yapılan değişikliklerin, Van depremine etkilerinin belirlenmesine yönelik araştırma önergesinin bugün görüşülmesine ilişkin yönelik grup önerisini, Danışma Kurulunda oybirliği sağlanamadığı için Genel Kurul gündemine getirdi.
Öneri lehinde söz alan Şandır, Türkiye'de her yıl 6 ve üstü şiddette bir deprem yaşandığını ifade ederek, ''Deprem, bizim hayatımızın, ülkemizin bir gerçeği'' dedi.
Şandır, alınması gereken önlemleri yeterince alamadıkları için her yıl bu acıları yaşadıklarını, ülkenin bir bölgesinde meydana gelen deprem nedeniyle hayatlarını, evlerini, işlerini kaybeden insanların acılarını konuştuklarını söyledi.
Van'daki depremle ilgili değerlendirmelerde bulunan Şandır, idari sorumluluğun gereğini yerine getirmenin Hükümetin görevi olduğunu ancak işin siyasi sorumluluğunun da bulunduğunu belirtti. Şandır, gelecek hafta içinde Van'daki deprem ve deprem sonrasıyla ilgili, görevli bakan hakkında gensoru önergesi vereceklerini açıkladı.
Şandır, ''İktidarınız döneminde afet ve acil müdahale yönetmeliğinde değişiklikler yaptınız, bu konudaki yapılanmayı, devlet kurumlarını feshedip, yeni kurum kurdunuz. Yapı denetim uygulamasının genelleştirilmesini 8 yıl ertelediniz, bu yıl yaptınız. Türkiye'nin afet ve afet sonrası müdahalesinde birikmiş hafızasını sildiniz. Kırmızı koltuklarınızda rahat oturuyorsunuz ama Van'da insanlar tir tir titriyorlar. Ağıtlar yakarak, nutuklar atarak millet, Allah huzurundaki sorumluluğunuzdan kurtulamazsınız'' diye konuştu.
TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin ''medyada ayırımcı yaklaşım ve dil'' konusundaki araştırma önergesinin bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi kabul edilmedi.
Öneri üzerine söz alan BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, medyanın kullandığı dilin toplumda bazı yansımaları olduğunu, bunun özellikle Van depremi sonrasında açığa çıktığını söyledi. Kullanılan bu dilden tüm kesimlerin rahatsız olduğunu belirten Ata, siyasilerin bu konuyu ele alması gerektiğini belirtti
Şiddet konusuna değinen Ata, konuşmasında, ''Bu savaş uzadıkça kirlenecek. Bizler sorunun siyaset ile çözümünün tarafındayız. Savaşın tam ortasındayız. Şimdi çocuklar savaşın ortasında büyümesin diye mücadele ediyoruz'' dedi. AK Parti milletvekilleri, Ata'nın, terörle mücadeleyi ''savaş'' olarak değerlendirmesine tepki gösterdi.
Ata, ayrıca, Genel Kurulun dünkü birleşiminde çıkan tartışmalar sırasında AK Parti Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı'nın, ''fiili saldırıda'' bulunduğunu, bu tavrı doğru bulmadığını söyledi.
Bunun üzerine söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Bahçekapılı, şunları söyledi:
''Dün burada bazı gergin anlar oldu. Sözlü şiddet yaşadık. Sayın Elitaş, BDP sıralarına giderek bu olayı önlemek anlamında bazı müdahalelerde bulundu. Ancak buna karşılık kendisine fiili müdahaleye hazırlık anlamında hücum oldu. Ben de oraya gittim. İtişme kakışma oldu. Ben de yerime geldim. Bu sırada Pervin Buldan bana hakaret etti ve bana 'terbiyesiz' dedi. Şiddete karşıyız. BDP milletvekilleri de karşı ama lütfen samimi olsunlar. Nedenini bilmeden, bir kadın milletvekilinin gencecik bir memura, bir delikanlıya tokat atması kadın şiddeti olmuyor, benim burada müdahalem kadın şiddeti oluyor.''
BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ise Bahçekapılı'nın dün yaşananlarla ilgili gerçekleri saptırmaya çalıştığını iddia etti. Buldan, ''Bizim grubumuzun önünde istenmeyen olay yaşandı. Sayın Tuncel araya girerek, erkek vekillerin yerlerine oturması gerektiğini söyledi. Sayın Bahçekapılı, Sayın Tuncel'i elinizle iteklediniz. Yaptığınız hareket yanlıştı. Ona karşı fiili hareket gerçekleştirdiniz. Ben de sizin yanınıza geldim ve 'özür dileyin' diyecektim ki elimi ittiniz ve aynı saldırıyı bana da yaptınız. Sonra size 'terbiyesiz' dedim. Sizden özür bekliyorum. Özür dilemediğiniz sürece sizinle ilişkilerimi askıya alacağım ve sizinle konuşmayacağım. Siyaset yapan bütün kadınlardan özür dileyin' diye konuştu.
Tartışmalar üzerine TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, her iki grup başkanvekilinin de birbirlerinden özür dilemeleri için ısrar etti. Buna rağmen, Bahçekapılı ve Buldan özür dilemeyince, Mumcu, ''Öyle anlaşılıyor ki karşılıklı özür dilemekten kaçınıyorsunuz' dedi.
AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, terörü meşrulaştırıcı argümanların siyasetin diline taşınamayacağını ifade etti. Herkesin teröre karşı durması gerektiğine işaret eden Metiner, ''Terör eylemselliklerini mahkum etmek lazım. 'Savaş' tabirini kullanmak doğru değil. Savaş, iki düşman arasında yapılır. Ortada bir çatışma vardır. Bu da çözülemeyecek sorun değildir' diye konuştu.
Türkiye'de artık etnik kimlik üzerinden bir anlayış olmadığını belirten Metiner, ''Kürt kardeşlerimizin haklı demokratik, kültürel talepleri vardır. Birbirimizi ikna ederek sorunları çözebiliriz. Etnik fayları harekete geçirerek bu sorun çözülmez. Türkiye'nin geçmişte inkar, asimilasyon, ret politikalarının ortaya çıkardığı bazı sorunlar vardı. AK Parti iktidarı, bunları tarihe uğurladı'' açıklamasında bulundu.
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü de Meclisin, medyayı yapıcı bir role davet etmesi ve ''nefret'' söylemlerini gözlem altına alması gerektiğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi gibi düşünmeyenler için ''zerdüşt'', İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in de ''dinsizler'' ifadesini kullandığını iddia eden Kürkçü, ''Siz zerdüştlerin, dinsizlerin Başbakanı, İçişleri Bakanı değil misiniz?'' diye sordu.
AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar da söz alarak, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamaya ilk tepkinin bölücü terör örgütünün kanalı olan Roj Tv'den gösterildiğini söyledi. Söz konusu televizyonun konuyu dakikalarca haber yaptığını ve kendisini terör örgütü PKK üzerinden tehdit etiğini anlatan Tayyar, şöyle devam etti:
''Asıl öfkenin bu konuşmamdan değil, piyasaya yeni çıkan PKK ve Ergenekon'un kan kardeşliğini anlatan son kitabımdan kaynaklandığının farkındayım. Hiç önemli değil. Hayatım boyunca çetelere pabuç bırakmadım. Bunlara da bırakmam. Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır.
Asıl üzüldüğüm nokta, bir milletvekilinin, PKK'nın bu tehdidini Meclis kürsüsünde dile getirmesidir. Bu zat, 'Haddini bilmeyen milletvekillerine haddini bildiririz' diyor. İşte buradayım, hadi gelin haddimi bildirin.''
Tayyar, konuşmasından sonra ''Kürt Ergenekonu'' adlı kitabını imzalayarak, kendisinden sonra kürsüye gelen BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık'a verdi.
Sakık ise kendilerinin derinlikten değil, şeffaf alanlardan geldiklerini söyledi. Tayyar'ın ekranlardan kendilerini tehdit ettiğini ileri süren Sakık, ''Dediniz ki 'Yaşlı babamı da tehdit ettiler.' Kim ki senin yaşlı babanı tehdit ediyorsa, alçaktır. Ama yalanla, dalaverelerle siyaset olmaz. Gelin hakikatleri araştırma komisyonu kuralım. Adres Kandil'e mi gider, size mi gelir, Ulucanlar'a mı gider, Silivri'ye mi gider? Nereye giderse gitsin, gelin bu komisyonu kuralım'' diye konuştu. Konuşmalardan sonra yapılan oylamada, BDP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
MHP'nin grup önerisi üzerindeki konuşmalar üzerine bir açıklama yapan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, konuşmacılardan birinin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''Van depreminde başarısız olduk'' dediğini belirterek, bunun gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Yılmaz, 71 binin üzerinde çadır dağıtıldığını, buna konteyner, Mevlana evleri, genel amaçlı çadırların dahil olmadığını bildirdi..
Bir konuşmacının, adeta acıları yarıştırırcasına ''Somali'ye bunu yaptınız da Van'a bunu yaptınız...'' şeklindeki açıklamasının da doğru olmadığını belirten Yılmaz, ''Acılar, mağduriyetler yarıştırılmaz. Gaye her mağdura el uzatabilmektir. Mağdurun kimliği de sorulmaz. İster Haiti, ister Somali'de, ister ülkemizde olsun, her kimin ihtiyacı varsa, yardım etmemiz insanlık görevimiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne de bu yakışır'' diye konuştu.
Konuşmaların ardından yapılan oylamada MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi. (16.00)
***HABERİN DEVAMINI İLGİLİ DÖKÜMANLAR BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ***
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Hükümetin, aldığı KHK yetkisini istismar ettiğini ileri sürdü. KHK yetkisi ile devleti yapılandırmanın doğru olmadığını belirten Yeniçeri, bunun bir demokratik tavır olmadığını savundu. Yeniçeri, ''Meclis açıkken 34 tane KHK çıkarıldı. Bunlarla devletin yönetim yapısını altüst eden değişiklikler yapıldı. Bu, adeta devlete el koymaktır. KHK'lar henüz TBMM'ye de gelmedi'' dedi.
AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık, TBMM Nüfus Kalkınma Grubunun faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Çalık, 2001 yılında kurulan grubun, özellikle ana-çocuk ve üreme sağlığı konusunda yaptığı çalışmalarla önemli başarılara imza attığını söyledi. Öznur Çalık, grubun Avrupa Parlamenterler Formu ve BM'nin Türkiye'deki ofisleri ile yaptığı çalışmalarla dikkati çektiğini dile getirdi.
Türkiye'nin demografik yapısına bakıldığında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Her ailede 3 çocuk olmalı'' söyleminin gerekli olduğunu anlatan Çalık, ''Dünya yaşlanıyor. Türkiye'de yaşlanmaya devam ediyor. Eğer yaşlı bir nüfus istemiyorsak, mutlaka her evde en az üç tane çocuk olması gerektiği konusunda Nüfus Kalkınma Grubu olarak da fikirlerimizi çok net beyan ediyoruz'' dedi.
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, AK Parti Grubu'nun 12 Eylül ile hesaplaşmayı gündemine alarak ciddi mesajlar verdiğini ve toplumun büyük bölümünde beklentiler yarattığını belirterek ''Kenan Evren'in yargılanacağına, darbecilere fırsat verilmeyeceğine dair söylemler nedense çabuk unutuldu'' dedi.
Aygün, 1985 tarihli bir öğrenci yönetmeliğinde bile o günden beri ciddi bir değişiklik olmadığını, bunun da AK Parti'nin darbe ile hesaplaşma konusundaki samimiyetsizliğini gösterdiğini ileri sürdü.
Yeniçeri'nin gündem dışı konuşmasına yanıt vermek üzere Hükümet adına söz alan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ise KHK çıkarma yetkisinin Anayasal bir yetki olduğunu, Hükümetin Anayasaya dayanarak bu yetkiyi kullandığını söyledi.
KHK ile yapılan düzenlemelerin tamamen yetki kanunu çerçevesinde olduğunu ifade eden Bozdağ, ''Devletin bütün organlarının daha etkin ve verimli faaliyet göstermesi için atılması gereken adımlar neyse o çerçevede düzenlemeler yapılmış ve adımlar atılmıştır'' dedi.
Hükümetin yetkiyi almasının ardından bugüne kadar toplam 35 KHK çıkarıldığını belirten Bozdağ, bunların Resmi Gazete'de yayımlandığını hatırlattı.
KHK'nın Resmi Gazete'de yayımlandığı günün TBMM Başkanlığına sunulması gerektiği yönünde bir hüküm bulunduğunu anlatan Bozdağ, bu nedenle söz konusu KHK'ların, TBMM Başkanlığına da sunulduğunu söyledi.
KHK çıkarma yetkisini yalnızca AK Parti Hükümeti'nin kullanmadığını vurgulayan Bozdağ, şunları söyledi:
''Bülent Ecevit Hükümeti. Bir yıldan az bir süre içinde 3 tane tane KHK çıkarmış. Yine Bülent Ecevit Hükümeti. 1978 ile 1979 yılları arasında görev yapmış ve 21 tane KHK çıkarılmış. DYP-SHP Hükümeti'nde 14 tane KHK çıkmış. Tansu Çiller'in Başbakanlık yaptığı sürede 75 tane KHK çıktı. Sayın Yeniçeri'nin mensubu olduğu partinin de koalisyon ortağı olduğu dönemde, 1999-2002 yılları arasında, 51 tane KHK çıkarılmış. Biz 10'uncu yıla giriyoruz kullandığımız KHK sayısı 35'tir''
KHK yetkisi kullanmanın Meclisin yetkisinin gasp edilmesi ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını belirten Bozdağ, ''Meclis yetki ve görevlerini anayasadan alır. Anayasanın verdiği görevi, anayasaya uygun şekilde kullananlar, 'yetki gasbı yapıyorsunuz' diye eleştirilemez'' dedi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Başörtüsü zulmü, bu ülkede yıllar yılı mahkeme kararıyla yaşandı. Bir mahkeme, bir öğrenciyi 'başını örtüyor' diye eğitim hakkını elinden alan karara imza atarsa orada hukuk devletinden bahsedemezsiniz'' dedi.
Bozdağ, TBMM Genel Kurulunda, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün tutuklu öğrencilere ilişkin yaptığı gündemdışı konuşmaya yanıt verdi.
Türkiye'nin, bir hukuk devleti olduğuna işaret eden Bozdağ, yargı sürecindeki konularla ilgili değerlendirme yapılırken hassas davranılması gerektiğini söyledi. Bozdağ, her hakim, savcı, avukatın siyasi düşüncesi olabileceğini belirterek, hakim ve savcının, yargılama ve soruşturma sırasında kendi ideolojisine göre değerlendirme yapması halinde hukuk devletinin çok büyük yara alacağını kaydetti.
Bozdağ, medyada devam eden bazı soruşturmalarla ilgili ikiye ayrılmış kampları gördüklerini ifade ederek, ''Siyasiler, medya, insanlar davalar konusunda ikiye, üçe ayrılıyorsa, bir davadakiler suçlu, öbürleri suçsuz yaklaşımına göre eylemlerini, söylemlerini tanzim ediyorsa, orada hukuk devletinin işlemesi zordur. Türkiye'de maalesef bunu yaşıyoruz'' diye konuştu.
Siyasi partilerin grup toplantılarının, adeta mahkeme salonuna döndüğünü belirten Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hakimler, savcılar, yargıçlar nelerle itham ediliyor, suçlanıyor, yargılananlar aklanıyor. İkisi de yanlış. Hem suçlamak hem aklamak yanlış. Suçlamak da aklamak da bizim işimiz değil. Yargılama sonrası ortaya çıkacak bir husustur. Türkiye'de bunu aşamadık. Bir soruşturma, karar, iddia, tutuklama varsa, bununla ilgili gazetelerin yazdıkları ya da birilerinin ortaya koyduklarıyla konuşmak bizi doğru sonuca götürmez. Geçmişte 'imza ıslak mı değil mi' diye tartışıldı. Sonra imzasının ıslak olduğu ortaya çıktı. İnternet andıcı tartışıldı. Bunlarla ilgili konuşmanın yeri ne buradır ne gruplar ne siyasilerin ağzı ne de yaptıkları toplantılardır. Bunları konuştuğumuzda iki gün sonra ortaya çıkacak mahkeme kararı, bilirkişi raporu, ortaya çıkacak yeni delil bizi zor durumda bırakır, bırakıyor da.''
''Türkiye'de yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkileyen, ortadan kaldıran bana göre en önemli şey, Yargıtaya itaat etmek zorunda olan bir yargı sisteminin olmasıdır'' diyen Bozdağ, Türkiye'de adli yargının Yargıtaya, idari yargının Danıştaya itaat etmeden, onun kararlarına uymadan karar verdiği zaman terfi sisteminin, onunu önünü kapayacak şekilde olduğunu söyledi.
Bozdağ, hakimlerin kararlarında direnemediğini, çok yanlış not ve terfi sisteminin bulunduğunu ifade etti. Bozdağ, herkesin, ''Acaba Yargıtay daha önce bu konuda ne demiş, Yargıtayın kararına uyarsam ne olur uymazsam ne olur'' derdine düştüğünü söyledi. Bozdağ, Yargıtayın yol göstericiliğinin önemine işaret ederek, ancak mahkemelerin Yargıtayın kararlarına itaat ederek mesafe almasının, yargı bağımsızlığı açısından tehlike olduğunu belirtti.
Yargıçların, Yargıtaya, idari yargıda görev yapanların Danıştaya karşı bağımsız hale gelmesi gerektiğini bildiren Bozdağ, ''(Şu kadar iş yükü çıkacak, şu notla geçecek, geçmezse akıbetin şöyle olacak) şeklindeki ilkel sistemin kaldırılması lazım. Bununla ilgili Adalet Bakanlığının bir çalışması var'' dedi.
Bozdağ, Türkiye'nin hukuk devleti olması yolunda herkesin kararlı çalışması gerektiğine işaret ederek, yargı alanında görev yapanların, temel hak ve özgürlüklerden, hukuktan yana düzenleme yapmasına engel bir düzenlemenin bulunmadığını, aksine teşvik edici uygulamaların olduğunu kaydetti.
Bakan Bozdağ, ''Örneğin bu ülkede yıllar yılı başörtüsü zulmü mahkeme kararıyla yaşandı. Bir mahkeme, bir öğrenciyi 'başını örtüyor' diye eğitim hakkını elinden alan karara imza atarsa orada hukuk devletinden bahsedemezsiniz. Anayasa Mahkemesi, bir kişinin eğitim hakkını elinden alan, 'şu kıyafeti tercih ediyorsun' diye onun altına imza atarsa, orada hukuk devletinin adı anayasa yazar ama uygulamada ararsınız, bulamazsınız'' görüşünü dile getirdi.
Yargının verdiği kararlarla Meclisin attığı adımların önünü kapattığını ifade eden Bozdağ, şunları kaydetti:
''Mahkemelerin, parlamentoyu, haklar, hürriyetler, hukuk devleti konusunda 'yanlış kanunlar, maddeler var, bunları düzeltin' diyerek, verdikleri iptal kararıyla zorlaması lazım. 301 tartışmalarının yapıldığı günlerde, Orhan Pamuk ile ilgili savcılardan biri takipsizlik kararı verirken, birisi dava açılması yönünde karar verdi. Şemdinli olayını yaşadık, mahkemenin biri 39 yıla varan bir karara imza atarken, başka mahkemeden başka karar çıktı. Bir mahkemede bir kişinin 39 yıl ceza almasına ilişkin karar çıkar da bir başka mahkeme beraatine tesis ederse orada hukuk nasıl tecelli edecek? Hep beraber bu sıkıntıları aşmak zorundayız. Türkiye'nin en önemli sıkıntısı; yasalar değişse de değişmeyen kafalardadır, uygulamalardadır, alışkanlıklardadır. AK Parti hükümetleri olarak, bu ülkede değişmeyen alışkanlıkları, uygulamaları değiştirmeye, hukukla bağdaşmayan uygulamaları hukukla bağdaştırma noktasında kararlıyız. Herkesin ezberlerini bozduk, daha çok bozacağımız ezber var. Bunun da karşı karşıya gelerek değil omuz omuza vererek yapmamız lazım. Hepimiz bir araya geldiğimizde insan hakları, hukuk devleti konusunda şu parlamentoda bulunan grupların anlaşamayacağı birşey yoktur. Bu noktada anayasa tartışmaları, Türkiye'yi önemli bir eşik atlatır.''
Anayasanın geçici 15. maddesini kaldırdıklarına işaret eden Bozdağ, bu maddenin, zaman aşımını durduğunu söylediklerini anımsattı.
Bu konuda son kararı yargının vereceğini dile getiren Bozdağ, sözlerini, ''Bize göre darbe yapanlarla ilgili zamanaşımı 12 Eylül 2010 tarihinden itibaren işlemeye başlamıştır. Bu ülkede darbe yapanlarla ilgili adli soruşturmalar yapılacaktır, yapılmadan karar verilemez. Zamanaşımıyla ilgili karar verilecekse soruşturma sonucunda verilecektir. Dava açılmaması yönünde karar çıkması halinde itiraz üzerine mahkemeye taşınacaktır. Darbe yapanlar her hal ve şartlarda savcıların önüne çıkacak, hesap verecektir. Bunun adımını attık, yolunu açtık. Kenan Evren'in soruşturması devam ediyor. O gün 'geçici 15. madde kalkmasın' diye uğraş verenleri de Türkiye gördü. Bu noktada samimiyiz, yargılama devam edecektir'' diye sürdürdü.
Tutuklu öğrenci Cihan Kırmızıgül ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Bozdağ, eylemle ilgili soruşturmanın devam ettiğini söyledi. Bozdağ, ''Terör örgütü adına eylem yaptığı iddia edilenlerle ilgili savcılar soruşturma açmayacak mı? Eylem yapılıyor, 'yapanlar öğrenci' diye geri durulacak mı?'' diye sordu.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ''Deprem ve deprem sonrasıyla ilgili, gelecek hafta içinde görevli bakan hakkında gensoru önergesi vereceğiz'' dedi.
MHP, afet ve acil müdahale mevzuatında yapılan değişikliklerin, Van depremine etkilerinin belirlenmesine yönelik araştırma önergesinin bugün görüşülmesine ilişkin yönelik grup önerisini, Danışma Kurulunda oybirliği sağlanamadığı için Genel Kurul gündemine getirdi.
Öneri lehinde söz alan Şandır, Türkiye'de her yıl 6 ve üstü şiddette bir deprem yaşandığını ifade ederek, ''Deprem, bizim hayatımızın, ülkemizin bir gerçeği'' dedi.
Şandır, alınması gereken önlemleri yeterince alamadıkları için her yıl bu acıları yaşadıklarını, ülkenin bir bölgesinde meydana gelen deprem nedeniyle hayatlarını, evlerini, işlerini kaybeden insanların acılarını konuştuklarını söyledi.
Van'daki depremle ilgili değerlendirmelerde bulunan Şandır, idari sorumluluğun gereğini yerine getirmenin Hükümetin görevi olduğunu ancak işin siyasi sorumluluğunun da bulunduğunu belirtti. Şandır, gelecek hafta içinde Van'daki deprem ve deprem sonrasıyla ilgili, görevli bakan hakkında gensoru önergesi vereceklerini açıkladı.
Şandır, ''İktidarınız döneminde afet ve acil müdahale yönetmeliğinde değişiklikler yaptınız, bu konudaki yapılanmayı, devlet kurumlarını feshedip, yeni kurum kurdunuz. Yapı denetim uygulamasının genelleştirilmesini 8 yıl ertelediniz, bu yıl yaptınız. Türkiye'nin afet ve afet sonrası müdahalesinde birikmiş hafızasını sildiniz. Kırmızı koltuklarınızda rahat oturuyorsunuz ama Van'da insanlar tir tir titriyorlar. Ağıtlar yakarak, nutuklar atarak millet, Allah huzurundaki sorumluluğunuzdan kurtulamazsınız'' diye konuştu.
TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin ''medyada ayırımcı yaklaşım ve dil'' konusundaki araştırma önergesinin bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi kabul edilmedi.
Öneri üzerine söz alan BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, medyanın kullandığı dilin toplumda bazı yansımaları olduğunu, bunun özellikle Van depremi sonrasında açığa çıktığını söyledi. Kullanılan bu dilden tüm kesimlerin rahatsız olduğunu belirten Ata, siyasilerin bu konuyu ele alması gerektiğini belirtti
Şiddet konusuna değinen Ata, konuşmasında, ''Bu savaş uzadıkça kirlenecek. Bizler sorunun siyaset ile çözümünün tarafındayız. Savaşın tam ortasındayız. Şimdi çocuklar savaşın ortasında büyümesin diye mücadele ediyoruz'' dedi. AK Parti milletvekilleri, Ata'nın, terörle mücadeleyi ''savaş'' olarak değerlendirmesine tepki gösterdi.
Ata, ayrıca, Genel Kurulun dünkü birleşiminde çıkan tartışmalar sırasında AK Parti Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı'nın, ''fiili saldırıda'' bulunduğunu, bu tavrı doğru bulmadığını söyledi.
Bunun üzerine söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Bahçekapılı, şunları söyledi:
''Dün burada bazı gergin anlar oldu. Sözlü şiddet yaşadık. Sayın Elitaş, BDP sıralarına giderek bu olayı önlemek anlamında bazı müdahalelerde bulundu. Ancak buna karşılık kendisine fiili müdahaleye hazırlık anlamında hücum oldu. Ben de oraya gittim. İtişme kakışma oldu. Ben de yerime geldim. Bu sırada Pervin Buldan bana hakaret etti ve bana 'terbiyesiz' dedi. Şiddete karşıyız. BDP milletvekilleri de karşı ama lütfen samimi olsunlar. Nedenini bilmeden, bir kadın milletvekilinin gencecik bir memura, bir delikanlıya tokat atması kadın şiddeti olmuyor, benim burada müdahalem kadın şiddeti oluyor.''
BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ise Bahçekapılı'nın dün yaşananlarla ilgili gerçekleri saptırmaya çalıştığını iddia etti. Buldan, ''Bizim grubumuzun önünde istenmeyen olay yaşandı. Sayın Tuncel araya girerek, erkek vekillerin yerlerine oturması gerektiğini söyledi. Sayın Bahçekapılı, Sayın Tuncel'i elinizle iteklediniz. Yaptığınız hareket yanlıştı. Ona karşı fiili hareket gerçekleştirdiniz. Ben de sizin yanınıza geldim ve 'özür dileyin' diyecektim ki elimi ittiniz ve aynı saldırıyı bana da yaptınız. Sonra size 'terbiyesiz' dedim. Sizden özür bekliyorum. Özür dilemediğiniz sürece sizinle ilişkilerimi askıya alacağım ve sizinle konuşmayacağım. Siyaset yapan bütün kadınlardan özür dileyin' diye konuştu.
Tartışmalar üzerine TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, her iki grup başkanvekilinin de birbirlerinden özür dilemeleri için ısrar etti. Buna rağmen, Bahçekapılı ve Buldan özür dilemeyince, Mumcu, ''Öyle anlaşılıyor ki karşılıklı özür dilemekten kaçınıyorsunuz' dedi.
AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, terörü meşrulaştırıcı argümanların siyasetin diline taşınamayacağını ifade etti. Herkesin teröre karşı durması gerektiğine işaret eden Metiner, ''Terör eylemselliklerini mahkum etmek lazım. 'Savaş' tabirini kullanmak doğru değil. Savaş, iki düşman arasında yapılır. Ortada bir çatışma vardır. Bu da çözülemeyecek sorun değildir' diye konuştu.
Türkiye'de artık etnik kimlik üzerinden bir anlayış olmadığını belirten Metiner, ''Kürt kardeşlerimizin haklı demokratik, kültürel talepleri vardır. Birbirimizi ikna ederek sorunları çözebiliriz. Etnik fayları harekete geçirerek bu sorun çözülmez. Türkiye'nin geçmişte inkar, asimilasyon, ret politikalarının ortaya çıkardığı bazı sorunlar vardı. AK Parti iktidarı, bunları tarihe uğurladı'' açıklamasında bulundu.
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü de Meclisin, medyayı yapıcı bir role davet etmesi ve ''nefret'' söylemlerini gözlem altına alması gerektiğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi gibi düşünmeyenler için ''zerdüşt'', İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in de ''dinsizler'' ifadesini kullandığını iddia eden Kürkçü, ''Siz zerdüştlerin, dinsizlerin Başbakanı, İçişleri Bakanı değil misiniz?'' diye sordu.
AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar da söz alarak, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamaya ilk tepkinin bölücü terör örgütünün kanalı olan Roj Tv'den gösterildiğini söyledi. Söz konusu televizyonun konuyu dakikalarca haber yaptığını ve kendisini terör örgütü PKK üzerinden tehdit etiğini anlatan Tayyar, şöyle devam etti:
''Asıl öfkenin bu konuşmamdan değil, piyasaya yeni çıkan PKK ve Ergenekon'un kan kardeşliğini anlatan son kitabımdan kaynaklandığının farkındayım. Hiç önemli değil. Hayatım boyunca çetelere pabuç bırakmadım. Bunlara da bırakmam. Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır.
Asıl üzüldüğüm nokta, bir milletvekilinin, PKK'nın bu tehdidini Meclis kürsüsünde dile getirmesidir. Bu zat, 'Haddini bilmeyen milletvekillerine haddini bildiririz' diyor. İşte buradayım, hadi gelin haddimi bildirin.''
Tayyar, konuşmasından sonra ''Kürt Ergenekonu'' adlı kitabını imzalayarak, kendisinden sonra kürsüye gelen BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık'a verdi.
Sakık ise kendilerinin derinlikten değil, şeffaf alanlardan geldiklerini söyledi. Tayyar'ın ekranlardan kendilerini tehdit ettiğini ileri süren Sakık, ''Dediniz ki 'Yaşlı babamı da tehdit ettiler.' Kim ki senin yaşlı babanı tehdit ediyorsa, alçaktır. Ama yalanla, dalaverelerle siyaset olmaz. Gelin hakikatleri araştırma komisyonu kuralım. Adres Kandil'e mi gider, size mi gelir, Ulucanlar'a mı gider, Silivri'ye mi gider? Nereye giderse gitsin, gelin bu komisyonu kuralım'' diye konuştu. Konuşmalardan sonra yapılan oylamada, BDP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
MHP'nin grup önerisi üzerindeki konuşmalar üzerine bir açıklama yapan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, konuşmacılardan birinin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''Van depreminde başarısız olduk'' dediğini belirterek, bunun gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Yılmaz, 71 binin üzerinde çadır dağıtıldığını, buna konteyner, Mevlana evleri, genel amaçlı çadırların dahil olmadığını bildirdi..
Bir konuşmacının, adeta acıları yarıştırırcasına ''Somali'ye bunu yaptınız da Van'a bunu yaptınız...'' şeklindeki açıklamasının da doğru olmadığını belirten Yılmaz, ''Acılar, mağduriyetler yarıştırılmaz. Gaye her mağdura el uzatabilmektir. Mağdurun kimliği de sorulmaz. İster Haiti, ister Somali'de, ister ülkemizde olsun, her kimin ihtiyacı varsa, yardım etmemiz insanlık görevimiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne de bu yakışır'' diye konuştu.
Konuşmaların ardından yapılan oylamada MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi. (16.00)
***HABERİN DEVAMINI İLGİLİ DÖKÜMANLAR BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ***
