2009-12-01 - 15:00
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kurban
Bayramının kaygıların, tedirginliğin arttığı, umudun yakalanamadığı, ''milletin
sevinç ve mutluluk içinde kutlamadığı'' bir bayram olarak geçtiğini ileri
sürdü.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kurban
Bayramının kaygıların, tedirginliğin arttığı, umudun yakalanamadığı, ''milletin
sevinç ve mutluluk içinde kutlamadığı'' bir bayram olarak geçtiğini ileri sürdü.
Dikkatle izledikleri ekonomide kaygı verici emarelerin ortaya çıktığını,
Türkiye'yi mevcut noktaya getiren yanlış ekonomik politikaların devam ettiğini
belirten Baykal, ''Yeni yaklaşım gerekiyor'' dedi.
Baykal, toplumun her kesiminde ekonomik bunalımın derinleştiğini,
insanların giderek daha çaresiz hale geldiğini, eğer bir canlanma sağlanamazsa
sıkıntıların çok daha ağırlaşacağını ileri sürdü.
Bu yılın ilk 10 ayındaki borç artışının daha önceki 50 aydan daha fazla
olduğunu belirten Baykal, 2009'un ilk 10 ayında 52 milyar TL, ondan önceki 50
ayda ise 49 milyar TL borç yapıldığını anlattı.
Borçlanmadaki bu büyük artışın temelinde bütçe açığının bulunduğunu ifade
eden Baykal, borçlanmadaki bu hızın Türkiye'nin genel borç oranına da yansıdığını
söyledi.
Baykal, şöyle devam etti:
''Cumhuriyetin ilanından Kasım 2002'ye, yani AKP'nin iktidar olduğu
olduğu döneme kadarki 82 yılda Türkiye'nin toplam borcu 152 milyar TL'dir. Kasım
2002'den Ekim 2009'e kadar yapılan borç ise bunun tümünden fazladır. Bu miktar,
177 milyar TL'dir. Tarihin en büyük borçlanması yapılıyor. 30 milyarlık da
özelleştirme gerçekleştirildi. Vatandaşın kemerleri de sıkılıyor. Sonuç tarihin
en hızlı kalkınması olsa 'helal olsun' diyeceğiz. Peki var mı böyle bir şey?
Cumhuriyet tarihinin ortalama büyüme hızının dahi altına düşmüşler. Üstelik
dünyada ekonomilerin hızla canlandığı bir dönemde bu olmuş. Elde ne var; elde
borç, satılan fabrikalar ve yenen parası var.''
Bu iktidar döneminde kalkınmanın G-20 ülkelerinin altında olduğunu, kriz
döneminde de durumun aynı şekilde gerçekleştiğini, Türkiye'nin dünyada en hızlı
küçülen ülkeler arasında yer aldığını savunan Baykal, ''Bunları demogojiyle
örtbas edemezsin'' diye konuştu.
Baykal, ithalata dayalı bir politikanın götürüldüğünü, bunun işsizliği
artırdığını, mali disiplinin bir kenara bırakıldığını iddia ederek, ''50 milyar
bütçe açığı olur mu?'' diye sordu.
''Teğet geçer'' anlayışıyla gelişmelerin kontrol altında tutulmadığını da
ileri süren Baykal, ''Dünyada en ağır reel ekonomik kriz Türkiye'de yaşandı. Hala
Türkiye toparlanamadı. En küçük bir olumlu işaret de yok'' dedi.
-''HUKUKA SAYGINI SEVSİNLER''-
CHP Genel Başkanı Baykal, konuşmasında, memurların yaptığı ''uyarı
grevine'' de değindi. Baykal, Hükümetin memura, Uzlaştırma Kurulunun önerdiği
maaş artış rakamını bile vermediğini, onun üzerine ''uyarı eylemi''nin
gerçekleştirildiğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eylem için ''hukuka aykırı'' dediğini
belirten Baykal, ''Bu başbakanın hukuka saygısını sevsinler'' diye konuştu.
Üniversite harçları ile ilgili protestoda bulunan öğrencilere verilen
cezaları anımsatan ve Habur'da yapılan yargılamayı eleştiren Baykal, ''Kavramlar
böyle çürütülürse kamu düzeni, barış tehlikeye girer'' dedi.
Baykal, Cumhuriyet tarihinin en yüksek cezaevi istihdamını bu iktidarın
gerçekleştirdiğini, cezaevlerinde yer kalmadığını belirterek, tutukluların ezici
çoğunluğunu gençlerin oluşturduğunu kaydetti. Baykal, ''İşsizlerin ezici
çoğunluğu gençtir. Tutukluların ezici çoğunluğu gençtir. Gençlerini hapishanelere
koyan, gençlerine, devlet güvelik güçlerinin otoritesini sergilemekle yetinen bir
ülke haline dönüşmüş durumdayız'' diye konuştu.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti'nin
başlattığı açılım politikasının Türkiye'yi ne hale getirdiğinin, geride kalan
Kurban Bayramı günlerinde bir kez daha gözlendiğini söyledi.
Gelinen noktada terörle bağlantılı söylemlerin, eylemlerin, uygulamaların
bizzat terör yöntemini toplumsal hayatın içine taşıyan girişimlerin, hükümetin
acz içinde seyrettiği manzaralar haline dönüştüğünü ileri süren Baykal, ''Geride
bıraktığımız dönemde Türkiye'de hükümet var mıdır, yok mudur? Yasalar işliyor
mudur, işlemiyor mudur? Hepimiz çok üzüntü içinde sorgulamak zorunda kaldık''
dedi. Baykal, şöyle devam etti:
''Türkiye'de 30 bin kişinin ölümünden doğrudan sorumlu terör örgütünün
kuruluş yıl dönümü kurulduğu binada resmen kutlanıyor. Milletvekilleri katılıyor,
devletin gözü önünde. televizyonlar çekim yapıyor, basın biliyor, herkes biliyor,
devlet bilmiyor. Oraya gidiyorlar, kutlamalarını yapıyorlar. Hayırlı bir olay
mutluluk verici bir olay... Yani bir milli gün kutlanır gibi bu kutlanıyor.
Otobüsler, minibüsler yakılıyor şerefine. Canını kurtarıp otobüsten çıkabilirse
insanlar kurtuluyor. İstanbul'da, Mersin'de, Yüksekova'da Türkiye'nin dört bir
tarafında sokaklarda her türlü kanunsuz eylem sergileniyor. Güvenlik güçlerine
taşla, baltayla saldırılıyor. Bunların filmi çekiliyor ve bu manzaralar artık
günlük yaşamın doğal bir parçası haline dönüşüyor. (Açılım, açılım) diyordunuz,
işte size açılım. Karakollara saldırı yapılıyor, karakollara yapılan saldırı
artık rutine biniyor, randevulu ertesi gün yine aynı saatte bir salıdır daha o
karakola yapılıyor. Polis araçları rutin hedef. Bu olaylar olurken İçişleri
Bakanı nerede? Karakollar basılırken İçişleri Bakanı nerede? Türkiye'de
karakollara bu saldır yapılırken, İçişleri Bakanı bu saldırıları himaye altına
almış olan siyasetçilerle açılım müzakeresi yapıyor. Üstelik o müzakereyi de
polis akademisinde başlatıyor. Polis akademisinde açılımın ilk adımı atılıyor,
kısa bir süre sonra açılımın polislere getirdiği nokta bu.''
Yaşananların sıradan, doğal olaylar haline geldiğini, altında ise terörün
sahiplenilmesi ve toplumsal bir kabule dönüştürülmesinin yattığını ileri süren
Baykal, bunun bir ilk aşama olduğunu ve ardından çok daha tehlikeli bir tablonun
geleceğini iddia etti.
Baykal, ''Terör yıllarca en şiddetli uygulamalarını yaptığı, en yüksek
can kayıplarına neden olduğu dönemde dahi elde edemediği bir sonucu şimdi bu
açılım ortamında elde ediyor. Nedir ortaya çıkan sonuç? Türkiye'de etnik bir
husumetin tohumlarının ekilmeye başlanması. Olay artık bir terör olayı olmaktan
çıkıyor, terörün doğrudan taraflarının devletin güvenlik güçlerinin ve terör
yapanların bir çatışması olmaktan çıkıyor, toplumda o çatışmanın doğrudan tarafı
olmayan insanları birbirlerine karşı husumet duyar, düşmanlık, kızgınlık, tepki
duyar hale doğru getirmeye başlıyor'' diye konuştu.
Açılım döneminin, ''kişileri birbirlerini suçlar hale getirdiğini'' ifade
eden Baykal, ''Husumetin hedefi PKK'ydı. Kimse PKK'yı bir etnik kimliğin
temsilcisi olarak kabul etmiyordu. Şimdi devlet kabul etmeye başlayınca, inkar
etseler de etmeseler de uygulamanın açıkça gösterdiği gibi onunla iş tutmaya
kalktığınızı herkes gördükten sonra artık olay PKK olayı olmaktan çıkmaya
başlamıştır. Kimse sorumlu ararken 'o kentli, buralı' diye onun bunun peşine
düşmesin. Sorumlu doğrudan doğruya şiddeti, terörü doğal karşılayan bir iktidar
uygulamasının ortaya çıkmaya başlamasıdır'' dedi.
-''KABAHAT ONDA MI, BUNDA MI? KABAHAT İKTİDARDA...''
CHP Lideri Baykal, Türkiye'nin; kimsenin birbirine etnik kökenini
sormadığı, kardeşlik, sevgi ve saygı içinde yaşadığı bir ülke olduğunu, ancak
hükümetin yanlış uygulamalarının bu anlayışı bozduğunu ileri sürdü. Baykal,
şunları söyledi:
''Ondan sonra işin kökenini bırakıyoruz, kabahat onda mı bunda mı?
Kabahat iktidarda, iktidarda... Bu politika yanlış, Türkiye'yi bölen politika bu.
Başından beri bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bölücülük lafından hoşlanmam, bunun
sıradan bir suçlama gibi kullanılmasını çok sakıncalı bulurum. Hiç de
kullanmamışımdır. Ama sorumluluğunu üstlenerek diyorum ki bir süreden beri bu
iktidar ve bizzat bu Başbakan Türkiye'yi bölmektedir. Terör karşısında kararlı
bir mücadele anlayışını kaybetmiş iktidar. Şimdi vatandaş karşısına gelen
manzaralara tepki duyarak bir tartışmaya sürüklenir durumda. Türkiye'nin bir
tarafında duygular bir türlü şekilleniyor, bir başka tarafında başka türlü
şekilleniyor. Yanlış bunlar, sakıncalı. Ortada bir kamu otoritesine ihtiyaç var,
Türkiye'ye sahip çıkacak iradeye ihtiyaç var. Yanlışa yanlış diyecek şekilde
kendine güvenen bir anlayışa ihtiyaç var. Var mı bu? Yok.
Bu, Türkiye'yi temellerinden sarsmaya yönelik çok tehlikeli bir
gelişmedir. Başbakan bu gelişmeyi sorumsuzlukla ona buna çatarak, onu bunu
suçlayarak örtbas etmeye, kapatmaya çalışıyor. Buna vatandaşlarımız kesinlikle el
koymalıdır. Bu konuyu, bu gidişi önleyecek tek dayanak noktası, vatandaşımızın
sağduyusu, onların sorumluluk duygusu, vatanseverliğidir. Biran önce Türkiye'yi
bu bölünme sürecinden kurtarmak için bu iktidarın işbaşından uzaklaştırılmasına
ihtiyaç var.''
İktidarın yanlış işler yapmaya başladığında ''Atatürk'' adını daha çok
kullanmaya başladığını iddia eden Baykal, ''Bu iktidar ne zaman Atatürk dese
benim aklımda 'bunlar yine bir kabahat işledi onu örtbas etmeye çalışıyorlar'
diye bir duygu geçiyor. Bu bayramda da baktık bütün kentlerde 'ay yıldınız ışığı
hepimize yeter.' Ay yıldınız ışığı elbette hepimize yeter, bunu sen zamanında
anlasaydın bu posterlere ihtiyaç olmazdı. O posterlerle sen bir şeyi kapatmaya
çalışıyorsun. Ay yıldızı yeni keşfetti. 'Ay yıldızın ışığı hepimize yeter'. Ay
yıldızın ışığı hepimize yeter o zaman kapat o ampulü'' ifadelerini kullandı.
-''HUKUKA TAKLA ATTIRILDI''-
Baykal, Habur Sınır Kapısında yaşananların, Türkiye'deki Kürt kökenli
vatandaşlar için değil, terör örgütünün gönlünü yapmak için gerçekleştirildiğini
iddia etti. Baykal, bunun da terör örgütünü otorite haline getirdiğini ileri
sürdü.
Baykal, AK Parti grup başkanvekillerinden birinin, Anayasa'dan
''Türklük'' ifadesinin çıkarılacağı yönünde açıklama yaptığını öne sürerek, bu
anlayışın Türkiye'nin başına çok yanlış işler getireceğini söyledi. Anayasa'daki
''Türklük'' ifadesinin kimseyi ötekileştirmediğini, aksine birliği ve kaynaşmayı
sağladığını belirten Baykal, sözlerini ''Yani 80 yıl sonra devletimizin adıyla da
mı uğraşacağız. Türkiye'nin önüne getirdikleri soruna bakın. Anayasa'daki 'Türk'
lafını çıkaracakmışız. Hani ne oldu, tek milletti?'' şeklinde sürdürdü.
Türklük ifadesinin farklı etnik kökenlere sahip vatandaşları bir millet
olarak birleştirdiğini anlatan Baykal, şöyle devam etti:
''(Ben ayrı bayrak istiyorum) diyenlere bu iktidar, bu iktidarın
yöneticileri mi destek olacaklar? 'Bunun kavgası dağda yapılıyor' diye
biliyorduk. Şimdi gördük AKP'nin grup başkanlığında da bunun kavgasını yapanlar
varmış. Böyle şey olur mu? Bu milleti inkar edeceğiz, 80 yılda oluşmuş
birlikleri, beraberlikleri ayrıştırmaya başlayacağız. Kim bundan mutlu olacak
kim? Kürt kökenli insanlarımızın bundan mutlu olması söz konusu bile değildir.
Çünkü o insanlarımızın ezici çoğunluğu Türkiye'nin her bir tarafında bu vatanın,
bu milletin bir parçası olarak şerefle yaşamaktadırlar ve öyle yaşamaya devam
edeceklerdir. Şimdi onları baskı altına almaya, yaftalamaya senin ne hakkın var.
Herkes etnik kökenine göre ayrışmaya kalkacak, bundan kim kazanacak? Bundan yurt
dışında bu coğrafyayı kendi hesabına göre şekillendirmek isteyenler kazanacaktır,
onlara uşaklık edenlerde kaybedeceklerdir.''
-''BİLİYOR DA CEHALETTEN DEĞİL...''
Eğitim dilinin ayrıştırılmasının talep edildiğini, ancak bunun çok büyük
bir yanlış olduğunu bildiren Baykal, şunları söyledi:
''Bu konuda Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önce yaptığı konuşmadan
aynen okuyorum, diyor ki 'Biz AK Parti olarak özel kurslar, vakıf ve dernekler
yoluyla insanların ana dillerini öğrenmelerini bir hak olarak görüyoruz. Bize
göre devlet tüm bu süreçlerde denetleyici olmalıdır. Devletin başka dillerin
öğretilmesine soyunmasına ya da başka dillerde televizyon, radyo yayını yapmasına
gerek yoktur.' Kim söylüyor? Sayın Erdoğan söylüyor. 'Fakat devlet tüm bu
faaliyetleri en sıkı biçimde denetlemelidir. Devleti denetleme fonksiyonu dışında
işleme sokmak doğru değildir. Ve uzun vadede üniter yapımızı sıkıntıya sokan
gelişmelere yol açar.' Yani biliyor da cehaletten değil. Yani demiş ki eğer bu
ayrışmayı yaparsak, ana dili öğrenme işine devleti sokarsak, televizyon
yayıncılığı işine devleti sokarsak diyor, bu uzun vadede üniter yapımızı
sıkıntıya sokan gelişmelere yol açar. Şimdi yardımcısı diyor ki 'bunlar ne demek
ana dilde eğitim vermek lazım, Türk milletini Anayasadan çıkarmak lazım' diyor.
Sıkıntıların nereden kaynaklandığını gördünüz mü? Birileri sıkıntıların kaynağına
dokunamıyorlar, korkuyorlar, yıldırılmışlar, teslim alınmışlar, seslerini
çıkaramıyorlar, sorumlu arıyorlar, araya araya sorumluyu bu gelişmelere tepki
gösteren insanlarda buluyorlar. Onlarla tartışmayı tercih ediyorlar.''
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Hükümetin Alevi
toplumuna yönelik çalışmalar yaptığını anımsatarak, ''Sanki cebir problemi
çözecek gibi, toplantılar düzenliyor, çalışmalar yapılıyor. Alevi sorunlarına
yönelik olarak bir çıkış yolu arıyorsan, CHP'nin bu konudaki kanun tekliflerini
kabul edelim ve bu iş bitsin. Samimiysen derhal harekete geç. Yapılması gereken
şeyler çok nettir'' dedi.
Bu konuyla ilgili olarak Başbakan Erdoğan'a ''başka kapıya'' dediğini
anımsatan Baykal, ''Bana (Sen o kapının bekçi misin?) diyor. Haşa tabii de, sen o
kapıyı sahipsiz mi sandın? O kapının sahibi var, Hazreti Ali'den Mustafa Kemal'e
kadar. Bizde kendi çapımızda, o kapıda onların izinde bekçilik yapmaya devam
edeceğiz'' diye konuştu.
Baykal, o kapıdan fitnenin, fesadın girmesine müsaade etmeyeceklerini
ifade ederek, ''Tutup, teşhir edeceğiz. Sen daha dün Karacaahmet'de Cem evini
yıkmak için dozerlere talimat veren belediye başkanı değil misin?'' diye sordu.
-DANIŞTAY'IN KATSAYI KARARI-
Başbakan'ın Danıştay'ın katsayı karanına ilişkin ''ideolojik''
değerlendirmesinde bulunduğu hatırlatan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Senin zaten bu konuya baştan aşağıya yaklaşımın ideolojiktir. Bu konuya
sen bir eğitim problemi, teknik sorun anlayışıyla mı girdin? Senin bu konuya
girişinin temelinde neyin yattığını bütün millet çok iyi biliyor.
İşine gelen kararı almayınca yargı organlarına karşı her türlü saldırıyı
kendine hak biliyorsun ve her türlü suçlamayı yapıyorsun. Yıldıracağını,
korkutacağını zannediyorsun. Yardımcısı da çıkmış demiş ki; 'bayramdan sonra ben
de yokum Danıştay da yok.' Vallahi Danıştay 1859'dan beri var, seni bilemem. Bu
tartışmalar çok sakıncalı, tehlikeli. Başbakan (Mağduriyetleri önlemeye
çalışıyoruz) diyor ama bizzat kendisi mağduriyet yaratıyor.''
Türkiye'de ''hukukun siyasetin bir parçası haline dönüştürüldüğünü''
savunan Deniz Baykal, Van 100. Yıl Üniversitesinde yaşanan rektör olayını örnek
olarak ele aldıklarını, ''Ergenekon'' davasıyla ilgili de bu yönde
değerlendirmeler yaptıklarını anımsattı.
''Ergenekon'' davasında geçen hafta hakimin savcıya ''Bu mahkemenin
askeri darbeyle bir ilişki yok değil mi?'' diye sorduğunu, savcıların da
''Efendim işi özü zaten o'' dediklerini aktaran Baykal, ''Biz hala anlamadık
askeri darbelerle ilişkisi var mı yok mu? Bu ne biçim iş? Mahkemenin hakim ve
savcıları mahkemenin özünün ne olduğu konusunda anlayış birliği içinde değil.
Aylardır insanlar orada en temel insan haklarından mahrum tutuluyor. Çünkü ortada
bir dava götürülüyor. Siz iktidardan düşükten sonra gelenler de size böyle dava
açarlarsa o zaman memleket ne hale gelir?'' dedi.
-İSVİÇRE'NİN MİNARE KARARI-
İsviçre'de minare inşaatının yasaklanması kararını da değerlendiren
Baykal, ''Bunu Avrupa'nın kendisini sorgulaması, bizim de Avrupa'yı ve kendimizi
sorgulamamız için bir önemli çıkış olarak görmemiz gerekir'' dedi.
Bu kararın çıkabiliyor olmasının ''Avrupa'nın İslamiyete karşı bakışını,
duruşunu sorgulama mecburiyetini getirdiğini'' belirten Baykal, şunları
kaydetti:
''Avrupalı yetkililerin Türkiye ile ilgili son zamanlarda yaptıkları
açıklamalara dikkat edin. Göreceksiniz en fazla (Müzakerelere devam edilmesini
destekliyoruz) diyorlar. Niye? Çünkü müzakerenin ucu açık. Çünkü müzakerenin
sonunun tam üyelikle sonuçlanacağı garanti değil. Yeter ki sen müzakere havucunun
peşinde yürümeye devam et. Hiç kimse (Tam üye olacak) diyemiyor. Bu kabul
edilebilir bir manzara değildir. Türkiye'yi bu zihniyetteki bir topluluğun üyesi
haline dönüştürmek hiç bir şekilde mümkün de olmaz kolay da olmaz.
Avrupa, Türkiye'ye karşı tutumunu ciddi şekilde değiştirmek ve Türkiye'yi
kendi inançlarıyla, kimliğiyle tam üye olarak alma sürecini inandırıcı şekilde
başlatmalıdır.
Dicle, Fırat sularını uluslararası yönetime bırakmayı kabul etmemiz
halinde çevre başlığının açılıp kapanmasını kabul edeceklermiş. Türkiye'yi
istedikleri noktaya kolayca taşınabilir bir ülke olarak mı görüyorlar? Maalesef
öyle bir iktidar var ki Türkiye'de, böyle bir şeyin mümkün olmadığını anlatmaları
yerine, bunun olabileceğini kanıtlamaya çalışıyor.
Bütün dünyanın zaten suçlamakta olduğu İsrail'in Gazze'deki insanlık
anlayışını inkar eden uygulamalarına tepki göstermek yetmez. Şimdi burada da
İsviçre'ye ve AB'ye de aynı tepkiyi göstermek lazımdır.''
İtalya Başbakanı Berlusconi'nin yolsuzlukla suçlandığını ve mahkemeye
çıkacağını belirten Baykal, ''Bizim aşina olduğumuz şekilde yargıyı suçluyor.
Bunlar rastlantı değil. Nerede yolsuzluk varsa orada hukuk korkusu da
vardır''dedi.
Baykal, sözlerini, ''Bu bölme, parçalama süreçlerini etkisiz kılacağız,
niyetleri kursaklarında kalacak inşallah'' diyerek bitirdi.
Bu arada, Oran Şehri'ndeki ODTÜ ormanları civarında yürüyüş yaparken
köpeklerin saldırısına uğrayan CHP İstanbul Milletvekili Bayram Meral, Meclis
Baştabipliğine gelerek, yarasına pansuman yaptırdı.
