2014-12-21 - 15:38
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı ve AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar, TBMM TV'de sağlık hizmetlerini ve son zamanlarda gündeme gelen ilgili konuları değerlendirdi.
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı ve AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar, TBMM TV'de sağlık hizmetlerini ve son zamanlarda gündeme gelen ilgili konuları değerlendirdi.
Necdet Ünüvar, aile hekimlerinin hafta sonu çalışmaları konusunda açıklamalarda bulundu. Aile hekimliğinin AK Parti dönemindeki sağlığa verilen önemin en önemli işaretlerinden birisi olduğunu öne süren Ünüvar, "Daha önce sağlık ocağı sistemi vardı. Ama AK Parti döneminde 2004 yılında bir kanunla aile hekimliği sistemi kuruldu. 2008'de de bütün Türkiye'ye yaygın hale getirildi. Hepimizin aile hekimi var. Onlar bizim sağlık kayıtlarımızı tutuyorlar, takip ediyorlar ve gerçekten çok mükemmel işler yapıyorlar" şeklinde konuştu.
Cumartesi nöbetleri ile ilgili yapılan en son tartışmaya değinen Ünüvar, "Aile hekimliği sistemi sadece sekiz-beş mesaisi ile açıklanabilecek bir model değil. Bir aile hekiminin, diyelim 3 bin tane kayıtlı kişi varsa, o 3 bin kişi 24 saat boyunca herhangi bir sıkıntısı olduğu zaman en azından telefonla ulaşabileceği, gerektiği zaman da onun evine gidip, onun tedavisini veya teşhisini yapabilecek durumda olan arkadaşlarımız. Eskiden sağlık ocağı sisteminde özellikle büyük yerleşim merkezlerinde sağlık ocaklarından en azından bir tanesi nöbetçi sağlık ocağı konumunda, acil vakalarda hastane yoksa birinci basamak hekimlerdi.
Şimdi aile hekimliği sistemine gelince, herkesin kayıtlı bir aile hekimi var. Bazen aile hekimlerimiz doğal olarak izin alabiliyor. Ona kayıtlı insanlara da bir sağlık hizmeti verilmesi gerekiyor. Bilhassa hastanelerin olmadığı yerleşim yerlerinde maalesef bir sıkıntı oluyordu. Sağlık Bakanlığımız da aile hekimlerimizle ilgili bir nöbet sistemi oluşturalım ve o vatandaş da bu sağlık hizmetini gidersin dedi, birinci amacı bu. İkinci ve konuşulmayan amacı da, aile hekimlerimiz, yani acil bir takım nöbetler vasıtasıyla kendi mesleki birikimlerini o acil vakalarla ilgili yaklaşımlarını da unutmamış oluyor, bilgilerini tazelemiş oluyor. Ama bazı arkadaşlarımız bunu tepkiyle karşılıyor" şeklinde konuştu.
Aile hekimlerinin sağlık sisteminin omurgası olduğunu belirten Ünüvar, "Sağlıkta dönüşüm programındaki en kritik noktadaki arkadaşlarımızdır. Çünkü herkesin aile hekimi var. Bizim ailemizin birincil öncelikli hekimi, aile hekimi" dedi. Ünüvar, nöbet sisteminin hem vatandaşların aldığı sağlık hizmetlerini en verimli bir şekilde alması, hem de aile hekimlerinin nöbetler yoluyla acil hizmetlerdeki deneyimlerini geliştirmesi ve unutmaması açısından önemli olduğunu söyledi.
Necdet Ünüvar sezaryen doğum konusunda da açıklamalarda bulundu. Anne adayı olan kadın için öncelikli olan şeyin normal doğum olduğuna dikkat çeken Ünüvar şunları kaydetti:
"Normal doğum olmadığı veya riskli olduğu zaman, yani annenin veya bebeğin hayatını riske atacak zamanlarda sezaryen yapılır. Bu tabii olan seyirdir. Ve bütün dünyada da bu konuşulur. Bütün önemli tıbbi kitaplarda da bu ifade edilir. Öncelikle normal doğum yapılır. İlk doğumlar 12 ile 18 saatlik bir periyodu kapsar. O zor ve zahmetli bir süreçtir. Tabii hekime bağlı, anneye bağlı veya çevreye bağlı bir takım koşullarla normal doğum yerine sezaryen kararı alınabilir. Ama şöyle bir durum var, özellikle bir sezaryenden sonra diğer doğumların da sezaryen olmak gibi bir durum söz konusu. Bazı kadın doğum uzmanı arkadaşlarımız sezaryenden sonra normal doğumun zorlanabileceği kanaatinde ama genel kanaat, sezaryen olduktan sonra diğer izleyen doğumların da sezaryen olmak gibi bir zorunluluğu var. Sezaryen bir cerrahi işlemdir. Ama normal doğum bir cerrahi işlem değildir. Tabii olan normal doğumdur ama normal doğumun olamadığı veya riskli olduğu durumlarda sezaryen yapılır."
Hükümetin sezaryenin oranını düşürmek için bir takım çalışmalar yaptığına dikkat çeken Ünüvar, "uzman ebelik" diye bir kavramın geleceğini söyledi.
Ebelik kavramının yeniden canlandırılması gerektiğini belirten Ünüvar, "Ebeler gerçekten doktorun en önemli yardımcılarından birisidir. O yüzden sezaryen oranlarını azaltmak için hem ebeliğin eski fonksiyonlarını yeniden kazandırmamız lazım, hem de vatandaşlarımızı eğitmemiz gerekiyor." şeklinde konuşarak sezaryenin tabii bir şey olmadığını söyledi.
Ünüvar, daha sonra anne bebek ölümlerinin oranlarındaki düşüşe değindi.
2002-2014 arasındaki istatistiki bilgilere bakıldığında, anne ölüm oranı yüz binde 64'ten 15 buçuğa düştüğüne dikkat çeken Ünüvar, "Doğum başladığı esnada anne birkaç sebeple hayatını kaybedebilir, bir, doğum başlar, kanamalar olabilir, bebekle ilgili bir problem olabilir, bir takım enfeksiyonlar olabilir. O ölüm sebeplerini arttıran unsur buydu" ifadelerini kullandı.
2004 yılından itibaren her annenin dosyasının tutulduğunu ve hayatını kaybeden annelerde çoğunluk sebebin kanama olduğunun ortaya çıktığı bilgisini paylaşan Ünüvar, bu konu anlaşıldıktan sonra bütün valilere talimat gittiğini ve "kırsal bölgede doğum yapacak anne adaylarının bir hafta öncesinde merkeze getirilip uygun bir yerde konaklatıldığını" belirtti.
Bebek ölüm oranının da binde 28 buçuklardan binde 7, 8 oranına indiğini kaydeden Ünüvar, bebeklerin uygun bakım koşullarının sağlanamaması, enfeksiyonlar gibi sebeplerle öldüğünü söyledi. Ünüvar şunları kaydetti:
"2008-2009'da kızamık vakası 30 binden sıfıra düştü. Bu aşıyla, yani 3'lü aşı, 5'li aşı, 7'li aşı diye paketler vardır. İçinde boğmaca kızamık vs diye bir takım kombinasyonlar vardır. O kombinasyonlar genişletildi. Bu aşılar ücretsiz olarak yapıldı. Bütün bu aşıyla korunabilen hastalıklar azalınca bebek ölüm oranı da binde 28'den binde 7,8'e azalmış oldu.
2003'ün başında Dünya Sağlık Örgütü'nün Türkiye için öngördüğü bir plan vardı. Türkiye için öngörülen 2015'te düşülebilecek bebek ölüm oranı, anne ölüm oranı 2006 civarında sağlandı. Ve şu anda da 2023'te yakalanabilecek hedefi yakalamış durumdayız. Tabii bunda sadece sağlık çalışanlarının rolü yok. Anne ölüm oranında valilerimizin de her birinin ayrı ayrı katkıları var."
Madde kullanımı ve bağımlılık konusunda değerlendirmelerde bulunan Ünüvar şöyle konuştu:
"Bu konu benim önemsediğim bir konu. 2008'de uyuşturucu ile ilgili bir araştırma komisyonunun başkanlığını yapmıştım. Beş yüz sayfa civarında bir raporumuz var.
Bu konu AK Parti'nin her zaman gündeminde olan bir konu. Kaldı ki anayasamızın 58. Maddesi zaten talimat olarak veriyor.
Tütün gerçekten Türkiye'nin bir başarı hikâyesidir. 2004'te tütün kontrol sözleşmesi imzalandıktan sonra, Dünya Sağlık Örgütü tarafından altı tane kriter konmuştu. Bu kriterlerin tamamını yerine getiren tek ülke Türkiye. Altı kriterin dördünü yerine getiren de üç tane ülke var.
Dünyada her yıl 5 milyon insan sigaradan hayatını kaybediyor. Bugüne kadar toplam yüz milyon civarında insan hayatını kaybetmiş. Dünyadaki trend aynı şekilde, bu şekilde devam ederse bu yüzyılın sonunda bir milyar insanın tütüne bağlı hastalıklardan hayatını kaybedeceği varsayılıyor. Korkunç bir rakam.
Alkol, uçucu maddeler, bunların hepsi bağımlılık yapan maddeler ama bağımlılığı sadece bir madde ile de ilişkilendirmemek gerekiyor. Bağımlılık bir madde veya bir şeyin bir kişiyi esir almasıdır. Bir şey derken bazen internet olabilir, kumar olabilir, alışveriş olabilir.
Uyuşturucu konusu ile ilgili temmuz ayında biz yedi bakan ve komisyon başkanı olarak bir araya geldik. Yedi bakanımızdan bir tanesi koordinatör bakan oldu, Sağlık Bakanımız. Yoğun, uzun ve zamana yayılmış, gerçekten harika bir çalışma yaptık."
Bahsedilen çalışma ile ilgili olarak 22 ilde beş saatlik sunum yapıldığını ve o sunumdan sonra Başbakan'dan her alanda destek gördüklerini kaydeden Ünüvar, "Bazı problemler vardır sadece bir mevzi noktayı ilgilendirir. Terör bile böyledir. Bazı problemler vardır bir nesli ilgilendirir, bazı problemler vardır bütün nesilleri ilgilendirir. Madde bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı nesilleri ilgilendiren bir konudur" şeklinde konuştu.
Bir ailede uyuşturucu kullanan bir birey varda onun önce yakın çevresinin, sonra arkadaşlarının, sonra bütün çevresinin olumsuz etkilendiğine dikkat çeken Ünüvar, en fazla uyuşturucu kullanılan yaş grubunun 15 ile 24 yaş arası olduğunu söyledi. Bu oranların Türkiye'de yüzde 2,7 olduğunu belirten Ünüvar şunları kaydetti:
"Sunumdan sonra şunu gördüm. Oran yüzde 2,7 ama insanların korkusu bunun çok çok üzerinde. Toplumun algısı ve bilinç düzeyi gerçekten çok yüksek. Hükümetimizin bu çalışmasını toplum çok ciddi ölçüde benimsiyor. Kısa vadeli hedef olarak 2014 sonuna kadar bakanlıkların ve kurumların küçük mevzuat değişikliği yapabilecekleri, atabilecekleri adımlar. Bütün vali yardımcılarını toplayıp bir çalıştay yapmamız ve bir şura yapmamız. 13 Kasım'da bir genelge yayınlandı. Gerçekten çok tarihi öneme haiz bir genelge. 18-19 Kasım'da 81 ilden vali yardımcıları geldi, iki gün boyunca çalıştay yapıldı. Çok verimli bir toplantı oldu. 28-29 Kasım'da da Başbakanımızın bizzat iştirak ettiği yaklaşık 1 saat konuşma yaptığı ve daha sonra da 625 tane çalıştay katılımcısı 15 ayrı konuda odalar bölünerek iki tam gün boyunca mükemmel bir çalışma yaptılar. 400'e yakın öneri çıktı.
Narkotim ekiplerine psikolog ve sosyologların da katılacağı ve bununla ilgili çalışmanın devam ettiğini belirten Ünüvar, Narkotim projesinin 11 ilde başladığını ve 2015 Haziran'a kadar 81 ile dağılacağını söyledi. 2023 yılında uyuşturucunun marjinal problem seviyesine düşmesini planladıklarını kaydeden Ünüvar şöyle konuştu:
"Bizim toplumu bu işin içine çekmemiz gerekiyor. STK'ları, üniversiteleri, yerel yönetimleri bu işin içine çekmemiz gerekiyor. Bu sadece okulda öğretmen, dışarıda polis, hastaneye düştüğü zaman hekimler hemşireler, cezaevine düştüğü zaman gardiyanların problemi değil, hepimizin problemi. Hepimizin problemi ise o zaman bunu çok boyutlu olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bizim planımızda şöyle bir şey var. Bir, sokaklarla ilgili narkotimler kuruldu, 81 ilde yaygın hale gelecek. İki, okulların içi ve çevresini beraber, bir bütün olarak ele alıp bir takım yaklaşımlar sergilememiz lazım. Rehber öğretmenlerden başlayarak bütün öğretmenlerimize farkındalık eğitimi vermemiz gerekiyor."
Çocukların hayır diyebilme yeteneklerinin de geliştirilmesi gereğine dikkat çeken Ünüvar, ilerleyen günlerde, ebeveynlerden birisinin çocuğu ile ilgili böyle bir risk düşündüğünde telefonla danışabileceği bir hat olacağını söyledi.
Necdet Ünüvar, aile hekimlerinin hafta sonu çalışmaları konusunda açıklamalarda bulundu. Aile hekimliğinin AK Parti dönemindeki sağlığa verilen önemin en önemli işaretlerinden birisi olduğunu öne süren Ünüvar, "Daha önce sağlık ocağı sistemi vardı. Ama AK Parti döneminde 2004 yılında bir kanunla aile hekimliği sistemi kuruldu. 2008'de de bütün Türkiye'ye yaygın hale getirildi. Hepimizin aile hekimi var. Onlar bizim sağlık kayıtlarımızı tutuyorlar, takip ediyorlar ve gerçekten çok mükemmel işler yapıyorlar" şeklinde konuştu.
Cumartesi nöbetleri ile ilgili yapılan en son tartışmaya değinen Ünüvar, "Aile hekimliği sistemi sadece sekiz-beş mesaisi ile açıklanabilecek bir model değil. Bir aile hekiminin, diyelim 3 bin tane kayıtlı kişi varsa, o 3 bin kişi 24 saat boyunca herhangi bir sıkıntısı olduğu zaman en azından telefonla ulaşabileceği, gerektiği zaman da onun evine gidip, onun tedavisini veya teşhisini yapabilecek durumda olan arkadaşlarımız. Eskiden sağlık ocağı sisteminde özellikle büyük yerleşim merkezlerinde sağlık ocaklarından en azından bir tanesi nöbetçi sağlık ocağı konumunda, acil vakalarda hastane yoksa birinci basamak hekimlerdi.
Şimdi aile hekimliği sistemine gelince, herkesin kayıtlı bir aile hekimi var. Bazen aile hekimlerimiz doğal olarak izin alabiliyor. Ona kayıtlı insanlara da bir sağlık hizmeti verilmesi gerekiyor. Bilhassa hastanelerin olmadığı yerleşim yerlerinde maalesef bir sıkıntı oluyordu. Sağlık Bakanlığımız da aile hekimlerimizle ilgili bir nöbet sistemi oluşturalım ve o vatandaş da bu sağlık hizmetini gidersin dedi, birinci amacı bu. İkinci ve konuşulmayan amacı da, aile hekimlerimiz, yani acil bir takım nöbetler vasıtasıyla kendi mesleki birikimlerini o acil vakalarla ilgili yaklaşımlarını da unutmamış oluyor, bilgilerini tazelemiş oluyor. Ama bazı arkadaşlarımız bunu tepkiyle karşılıyor" şeklinde konuştu.
Aile hekimlerinin sağlık sisteminin omurgası olduğunu belirten Ünüvar, "Sağlıkta dönüşüm programındaki en kritik noktadaki arkadaşlarımızdır. Çünkü herkesin aile hekimi var. Bizim ailemizin birincil öncelikli hekimi, aile hekimi" dedi. Ünüvar, nöbet sisteminin hem vatandaşların aldığı sağlık hizmetlerini en verimli bir şekilde alması, hem de aile hekimlerinin nöbetler yoluyla acil hizmetlerdeki deneyimlerini geliştirmesi ve unutmaması açısından önemli olduğunu söyledi.
Necdet Ünüvar sezaryen doğum konusunda da açıklamalarda bulundu. Anne adayı olan kadın için öncelikli olan şeyin normal doğum olduğuna dikkat çeken Ünüvar şunları kaydetti:
"Normal doğum olmadığı veya riskli olduğu zaman, yani annenin veya bebeğin hayatını riske atacak zamanlarda sezaryen yapılır. Bu tabii olan seyirdir. Ve bütün dünyada da bu konuşulur. Bütün önemli tıbbi kitaplarda da bu ifade edilir. Öncelikle normal doğum yapılır. İlk doğumlar 12 ile 18 saatlik bir periyodu kapsar. O zor ve zahmetli bir süreçtir. Tabii hekime bağlı, anneye bağlı veya çevreye bağlı bir takım koşullarla normal doğum yerine sezaryen kararı alınabilir. Ama şöyle bir durum var, özellikle bir sezaryenden sonra diğer doğumların da sezaryen olmak gibi bir durum söz konusu. Bazı kadın doğum uzmanı arkadaşlarımız sezaryenden sonra normal doğumun zorlanabileceği kanaatinde ama genel kanaat, sezaryen olduktan sonra diğer izleyen doğumların da sezaryen olmak gibi bir zorunluluğu var. Sezaryen bir cerrahi işlemdir. Ama normal doğum bir cerrahi işlem değildir. Tabii olan normal doğumdur ama normal doğumun olamadığı veya riskli olduğu durumlarda sezaryen yapılır."
Hükümetin sezaryenin oranını düşürmek için bir takım çalışmalar yaptığına dikkat çeken Ünüvar, "uzman ebelik" diye bir kavramın geleceğini söyledi.
Ebelik kavramının yeniden canlandırılması gerektiğini belirten Ünüvar, "Ebeler gerçekten doktorun en önemli yardımcılarından birisidir. O yüzden sezaryen oranlarını azaltmak için hem ebeliğin eski fonksiyonlarını yeniden kazandırmamız lazım, hem de vatandaşlarımızı eğitmemiz gerekiyor." şeklinde konuşarak sezaryenin tabii bir şey olmadığını söyledi.
Ünüvar, daha sonra anne bebek ölümlerinin oranlarındaki düşüşe değindi.
2002-2014 arasındaki istatistiki bilgilere bakıldığında, anne ölüm oranı yüz binde 64'ten 15 buçuğa düştüğüne dikkat çeken Ünüvar, "Doğum başladığı esnada anne birkaç sebeple hayatını kaybedebilir, bir, doğum başlar, kanamalar olabilir, bebekle ilgili bir problem olabilir, bir takım enfeksiyonlar olabilir. O ölüm sebeplerini arttıran unsur buydu" ifadelerini kullandı.
2004 yılından itibaren her annenin dosyasının tutulduğunu ve hayatını kaybeden annelerde çoğunluk sebebin kanama olduğunun ortaya çıktığı bilgisini paylaşan Ünüvar, bu konu anlaşıldıktan sonra bütün valilere talimat gittiğini ve "kırsal bölgede doğum yapacak anne adaylarının bir hafta öncesinde merkeze getirilip uygun bir yerde konaklatıldığını" belirtti.
Bebek ölüm oranının da binde 28 buçuklardan binde 7, 8 oranına indiğini kaydeden Ünüvar, bebeklerin uygun bakım koşullarının sağlanamaması, enfeksiyonlar gibi sebeplerle öldüğünü söyledi. Ünüvar şunları kaydetti:
"2008-2009'da kızamık vakası 30 binden sıfıra düştü. Bu aşıyla, yani 3'lü aşı, 5'li aşı, 7'li aşı diye paketler vardır. İçinde boğmaca kızamık vs diye bir takım kombinasyonlar vardır. O kombinasyonlar genişletildi. Bu aşılar ücretsiz olarak yapıldı. Bütün bu aşıyla korunabilen hastalıklar azalınca bebek ölüm oranı da binde 28'den binde 7,8'e azalmış oldu.
2003'ün başında Dünya Sağlık Örgütü'nün Türkiye için öngördüğü bir plan vardı. Türkiye için öngörülen 2015'te düşülebilecek bebek ölüm oranı, anne ölüm oranı 2006 civarında sağlandı. Ve şu anda da 2023'te yakalanabilecek hedefi yakalamış durumdayız. Tabii bunda sadece sağlık çalışanlarının rolü yok. Anne ölüm oranında valilerimizin de her birinin ayrı ayrı katkıları var."
Madde kullanımı ve bağımlılık konusunda değerlendirmelerde bulunan Ünüvar şöyle konuştu:
"Bu konu benim önemsediğim bir konu. 2008'de uyuşturucu ile ilgili bir araştırma komisyonunun başkanlığını yapmıştım. Beş yüz sayfa civarında bir raporumuz var.
Bu konu AK Parti'nin her zaman gündeminde olan bir konu. Kaldı ki anayasamızın 58. Maddesi zaten talimat olarak veriyor.
Tütün gerçekten Türkiye'nin bir başarı hikâyesidir. 2004'te tütün kontrol sözleşmesi imzalandıktan sonra, Dünya Sağlık Örgütü tarafından altı tane kriter konmuştu. Bu kriterlerin tamamını yerine getiren tek ülke Türkiye. Altı kriterin dördünü yerine getiren de üç tane ülke var.
Dünyada her yıl 5 milyon insan sigaradan hayatını kaybediyor. Bugüne kadar toplam yüz milyon civarında insan hayatını kaybetmiş. Dünyadaki trend aynı şekilde, bu şekilde devam ederse bu yüzyılın sonunda bir milyar insanın tütüne bağlı hastalıklardan hayatını kaybedeceği varsayılıyor. Korkunç bir rakam.
Alkol, uçucu maddeler, bunların hepsi bağımlılık yapan maddeler ama bağımlılığı sadece bir madde ile de ilişkilendirmemek gerekiyor. Bağımlılık bir madde veya bir şeyin bir kişiyi esir almasıdır. Bir şey derken bazen internet olabilir, kumar olabilir, alışveriş olabilir.
Uyuşturucu konusu ile ilgili temmuz ayında biz yedi bakan ve komisyon başkanı olarak bir araya geldik. Yedi bakanımızdan bir tanesi koordinatör bakan oldu, Sağlık Bakanımız. Yoğun, uzun ve zamana yayılmış, gerçekten harika bir çalışma yaptık."
Bahsedilen çalışma ile ilgili olarak 22 ilde beş saatlik sunum yapıldığını ve o sunumdan sonra Başbakan'dan her alanda destek gördüklerini kaydeden Ünüvar, "Bazı problemler vardır sadece bir mevzi noktayı ilgilendirir. Terör bile böyledir. Bazı problemler vardır bir nesli ilgilendirir, bazı problemler vardır bütün nesilleri ilgilendirir. Madde bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı nesilleri ilgilendiren bir konudur" şeklinde konuştu.
Bir ailede uyuşturucu kullanan bir birey varda onun önce yakın çevresinin, sonra arkadaşlarının, sonra bütün çevresinin olumsuz etkilendiğine dikkat çeken Ünüvar, en fazla uyuşturucu kullanılan yaş grubunun 15 ile 24 yaş arası olduğunu söyledi. Bu oranların Türkiye'de yüzde 2,7 olduğunu belirten Ünüvar şunları kaydetti:
"Sunumdan sonra şunu gördüm. Oran yüzde 2,7 ama insanların korkusu bunun çok çok üzerinde. Toplumun algısı ve bilinç düzeyi gerçekten çok yüksek. Hükümetimizin bu çalışmasını toplum çok ciddi ölçüde benimsiyor. Kısa vadeli hedef olarak 2014 sonuna kadar bakanlıkların ve kurumların küçük mevzuat değişikliği yapabilecekleri, atabilecekleri adımlar. Bütün vali yardımcılarını toplayıp bir çalıştay yapmamız ve bir şura yapmamız. 13 Kasım'da bir genelge yayınlandı. Gerçekten çok tarihi öneme haiz bir genelge. 18-19 Kasım'da 81 ilden vali yardımcıları geldi, iki gün boyunca çalıştay yapıldı. Çok verimli bir toplantı oldu. 28-29 Kasım'da da Başbakanımızın bizzat iştirak ettiği yaklaşık 1 saat konuşma yaptığı ve daha sonra da 625 tane çalıştay katılımcısı 15 ayrı konuda odalar bölünerek iki tam gün boyunca mükemmel bir çalışma yaptılar. 400'e yakın öneri çıktı.
Narkotim ekiplerine psikolog ve sosyologların da katılacağı ve bununla ilgili çalışmanın devam ettiğini belirten Ünüvar, Narkotim projesinin 11 ilde başladığını ve 2015 Haziran'a kadar 81 ile dağılacağını söyledi. 2023 yılında uyuşturucunun marjinal problem seviyesine düşmesini planladıklarını kaydeden Ünüvar şöyle konuştu:
"Bizim toplumu bu işin içine çekmemiz gerekiyor. STK'ları, üniversiteleri, yerel yönetimleri bu işin içine çekmemiz gerekiyor. Bu sadece okulda öğretmen, dışarıda polis, hastaneye düştüğü zaman hekimler hemşireler, cezaevine düştüğü zaman gardiyanların problemi değil, hepimizin problemi. Hepimizin problemi ise o zaman bunu çok boyutlu olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bizim planımızda şöyle bir şey var. Bir, sokaklarla ilgili narkotimler kuruldu, 81 ilde yaygın hale gelecek. İki, okulların içi ve çevresini beraber, bir bütün olarak ele alıp bir takım yaklaşımlar sergilememiz lazım. Rehber öğretmenlerden başlayarak bütün öğretmenlerimize farkındalık eğitimi vermemiz gerekiyor."
Çocukların hayır diyebilme yeteneklerinin de geliştirilmesi gereğine dikkat çeken Ünüvar, ilerleyen günlerde, ebeveynlerden birisinin çocuğu ile ilgili böyle bir risk düşündüğünde telefonla danışabileceği bir hat olacağını söyledi.
