2012-04-11 - 14:40
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu'nda, 4 siyasi parti grubu tarafından verilen, ''Ülkede demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutlarıyla araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına'' ilişkin önergeler, birleştirilerek görüşüldü. Genel Kurul'da, darbe ve muhtıralarla ilgili Meclis araştırması açılması kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı.

Gündemdışı söz alan CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan, bugün Bolu'nun ne sanayi ne de turizm şehri olabildiğini savundu.
Yeni açıklanan teşvik paketinde Bolu'nun ikinci bölgede yer almasını eleştiren Özcan, ''Bolu'yu kandırmayı bırakın. Adam gibi teşvik verin. Bolu, AKP döneminde geriye gitti'' dedi.

MHP Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana'da işsizliğin 2012'de Türkiye ortalamasının çok üzerine çıktığını, göçün de Adana için ciddi bir sorun olduğunu ifade etti.
Halaman, Adana'nın kalkınma noktasında geride kaldığını savundu.

CHP Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova, Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde kışlık nüfusun 40 bin yazlık nüfusun 150 bine ulaştığını, bu durumun ülkedeki bütün kıyı belediyelerinde aynı olduğunu söyledi.

Sahil kesimlerinde bulunan belediyelerin kış sezonuna göre İller Bankası'ndan aldıkları payla yaz sezonuna hizmet vermesinin mümkün olmadığını dile getiren Akova, belediyelerin İller Bankası'ndan aldıkları paylar hesaplanırken yaz döneminin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, darbelerin, topluma, ülkeye, ekonomiye, demokrasiye, gelişmeye verdiği zararların çok iyi şekilde araştırılmasının, Meclis'in tüm imkanlarını kullanarak, nedenleriyle ve sonuçlarıyla bunları değerlendirmesinin, gelecek için çok büyük değere sahip olduğunu söyledi.

TBMM Genel Kurulu'nda, CHP'nin, ''askeri ve sivil darbelere'' ilişkin araştırma önergesinin bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi kabul edildi.

Daha sonra, 4 siyasi parti grubu tarafından verilen, ''Ülkede demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutlarıyla araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına'' ilişkin önergelerin birleştirilerek görüşülmesi benimsendi.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Hükümet adına önergeler üzerinde söz alarak, tüm partileri ve TBMM'yi önergeler için kutladığını ve önergeleri desteklediklerini söyledi.

''Darbeler, toplumu ve siyaseti halka rağmen tanzim etme düşüncesinin en somut örneklerindendir'' ifadesini kullanan Atalay, ''Millet iradesine karşı en büyük saldırı ve saygısızlık darbeler yoluyla yapılmıştır. 27 Mayıs darbesinden itibaren siyasete yapılan her türlü müdahale milli iradeyi hiçe saymış, paranteze almıştır'' diye konuştu.

Darbelerin vesayetçi anlayışa dayandığına dikkati çeken Atalay, darbelerin, vesayet mekanizmasının daha fazla açığa çıktığı dönemler olduğunu ifade etti.

Darbelerin, ''bireylerin yönetimde yeterli olmadığı'' savından hareketle yapıldığını belirten Atalay, şöyle devam etti:

''Bu yüzden, demokrasiye müdahale ederler. Darbeler ve muhtıralar bu millete giydirilmeye çalışılan deli gömlekleridir. Millet, tüm kurumlarıyla birlikte bu gömleği asla bir daha giymeyeceğini haykırmıştır. Bu önergeler, bunun Yüce Meclis'te de en önemli ifadesidir. Bu milletin darbe zihniyetiyle hesaplaşmasının vakti gelmiştir. Bu zihinsel hesaplaşmanın adresi, merkezi de Yüce Meclis'tir ve olmalıdır. Çünkü, milli iradenin temsilcisi Meclis'tir. Milletin adına darbeleri araştırıp, gerçekleri halka anlatması Meclis'in görevidir. Bu araştırmalar, millete olan borcun ödenmesidir.

Darbelerin, topluma, ülkeye, ekonomiye, demokrasiye, gelişmeye verdiği zararların çok iyi şekilde araştırılması, Meclis'in tüm imkanlarını kullanarak, nedenleriyle ve sonuçlarıyla bunları değerlendirmesi, geleceğimiz için çok büyük değere sahiptir. Demokrasinin gelişmesi, kurumsallaşması darbelerle önlenmiştir. Her yeni darbede siyasi partilerin zihinleri sıfırlanmıştır. Bu önergeler, çok ciddi değerlendirmeleri, analizleri ortaya çıkaracaktır. İnsan hakları ihlallerinin ülkemizde, toplumumuzda en fazla yapıldığı, ayyuka çıktığı dönemler, bu olağanüstü dönemlerdir. Dış itibar da zedelenmiştir.''

Darbe süreçlerine, rövanş duygusuyla bakmadan toplumun geleceği için geçmişe bakarak, analiz ve değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Atalay, ''Son 10-12 yıllık döneme bakılırsa, demokratikleşme yolunda çok önemli adımlar atılmıştır, çok önemli kazanımlar elde edilmiştir'' dedi.

''Biz kendimize baktığımızda, siyaset kurumu üzerinde vesayet mekanizmasının kaldırılması için çok ciddi bir dönem yaşandı ve başarılar elde edildi' diyen Atalay, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu konuda biz rahatız. Bu dönemde elden gelen yapılmıştır. Genel demokratikleşme trendi içinde birçok anayasa değişikliği, mevzuat ve kanun değişikliği oldu. İlk defa şu günlerde bir darbenin sorumluları yargılanmaktadır. 12 Eylül darbesinin sorumluları, 20 yıl sonra yapılan bir anayasa değişikliğiyle şimdi yargılanmaktadır. Bu sembolik değeri çok yüksek olan bir gelişmedir.

Bizim bu dönemde bir 27 Nisan 2007 bildirisi vardı. Eskiden bir de 12 Mart vardır. O bir muhtıradır. Hükümet'in tavrı farklı olsaydı 27 Nisan da bir muhtıra haline gelebilirdi. Bunun önemli bir dönüm noktası olduğuna inanıyorum. Burada siyaset kurumumuzun liderliğimizin ve hükümetimizin kararlı dik duruşu etkili olmuştur. Böyle bir tavra en sert şekilde, her kuruma görevi bildirilerek karşı durulmuştur. Bu dönem darbeler, muhtıralar açısından bir dönüm noktasıdır.''

Anayasa değişikliği ve diğer gelişmelerin siyaset kurumuna olan güveni artırdığını da vurgulayan Atalay, siyaset kurumunun yapılan toplumsal güven anketlerinde giderek yükselen bir grafiği bulunduğunu anlattı. Atalay, ''Güveni artırmak zorundayız. Bunun Meclis ve demokrasimiz açısından önemi büyük. Siyasetçiye güven azalırsa demokrasi zayıflar'' diye konuştu.

Darbe ve muhtıralara kendisinin de şahit olduğunu, ülkenin sorunlarıyla ilgilenen herkesin az ya da çok darbelerle ilgili hatıraları bulunduğunu belirten Atalay, ''O nedenle, 27 Nisan bildirisine, 28 Nisan'da hükümetimizin karşı tutumu ve açıklaması çok daha önem kazanmıştır'' ifadesini kullandı.

Atalay, şöyle konuştu:

''Ben kendi açımdan baktığımda, 27 Mayıs 1960 ihtilalinde ortaokul birinci sınıfta idim ama kendi muhitim ve aile ortamım sebebiyle o gün bizim için yas günüydü. Büyük üzüntülerin yaşandığını hatırlıyorum. 12 Mart 1971 de büyük çalkantılara sebep olmuştu. İşkencelerin falan yapıldığı bir dönemdir. Yine 12 Eylül 1980'de akademisyendim, gözaltına alındım. Gözaltı süreleri uzundu o zamanlar. Pek çok işkenceye şahit olmuşuzdur. Bu dönemde 1982 Anayasası yapıldı. Bir de 28 Şubat var arada. Rektördüm, suçlanarak görevden alındım. Baskı, işkence dönemleri. Hepimizin bunda benzer tatsız hatıraları var. Hepsi acıdır. Ülkemize hiçbir şey kazandırmadı bunlar.

Darbelere esas verilecek cevap, bu Meclis'in vereceği cevap, sivil anayasayı yapmaktır. En önemli görevimiz. Demokratik, sivil ve yeni anayasa, darbeler döneminin bir daha açılmayacak şekilde kapanacağının en büyük kanıtı olacaktır. Dileğimiz, darbeleri ve darbecilerin izin tamamen silmek için o ruhu yansıtan 82 Anayasası'nı kaldırarak, bir sivil anayasa yapmak. Bu anayasayı değiştirmeden kendimizle çelişiriz.''

BDP Grubu adına konuşan Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, geçmişte darbelerle ilgili bir çok araştırma önergesi verdiklerini ancak bunların kabul edilmediğini ifade etti.

Kaplan, ''Her darbede Alevi-Sunni, sağcı-solcu birbirini boğazlıyorsa ve bunu birileri tezgahlıyorsa, bunun üzerine gitmek Meclis'in en asli görevidir'' dedi. Kaplan, şunları söyledi:

''Düşünen, çizen insanları, sendikacıları, öğretmenleri bir anda terörist ilan edenler, bu kan emiciler, hala bu ülkede kahraman gibi dolaşıyor. Bu generallerin hala altında araba var, özel muamele görüyor, özel koruma veriliyor ve hala lüks içindeler. Yargılamaya bile gelmiyorlar. Meclis'in vatandaşlarından aldığı iradeyle bunun hesabını sorma sorumluluğu vardır. Biz bu onurda birleşebilir ve Türkiye'nin geleceğini kurabiliriz.

Darbelerle hesaplaşmak zorundayız. 30 senedir bunu niye yapamıyoruz- İmparatorluklar kurmuş, dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye, üç tane generalle mi hesaplaşamıyor? Bu sınavda daha fazla ortaklaşmamız gerekiyor.''

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, demokrasiye hukuk dışı müdahalelerin milleti yok sayma anlamı taşıdığını söyledi.

Ülke tarihinde kara leke olarak yer eden darbelerin araştırılmasını çok önemsediklerini belirten Vural, ''Bunu hem darbelerden en çok zarar gören parti olarak istiyoruz hem de millet iradesine halel getirecek bu olayların bir daha yaşanmaması için istiyoruz'' dedi.

''İyi darbe kötü darbe'' ayırımına karşı olmanın bir zorunluluk olduğunu ifade eden Vural, ''Topyekün müdahalelerin karşısında durmak gibi erdemli bir yolu tüm siyasi partilerin dikkatine sunmak istiyoruz'' diye konuştu.

Türkiye'nin demokrasi tarihinin muhtıra ve darbeler gibi talihsiz hatıralarla dolu olduğunu hatırlatan Vural, ''Demokrasimizi kesintiye uğratan girişimlerin ülkeye verdiği zararı hep birlikte yaşadık. Darbelerden toplumun bütün kesimleri zarar gördü ancak en çok siyasi partiler zarar gördü'' dedi.

''İki generali yargılamak 12 Eylül'ü yargılamak değildir'' diyen Vural, ''Darbeye sebep olan zihniyetin topyekün ele alınması gerekmektedir. Biz, yalnız darbecileri değil, darbe zihniyetini ve darbe sürecini ele alan bir araştırmadan bahsediyoruz'' diye konuştu.

Son zamanlarda ''demokrasiye müdahale'' adı altına ortaya çıkan ve dava konusu olan planların ortaya çıkış süreçlerinin de ele alınması gerektiğini belirten Vural, bunların aynı zamanda Türkiye'nin siyasal rekabet sürecine de müdahale olduğunu kaydetti.

CHP Grubu adına konuşan Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, demokrasiyi kesintiyi uğratan her eylemin ''darbe'' olduğunu ifade etti.

''Darbenin sağı-solu, askeri-sivili hepsi aynıdır'' diyen Öztürk, şu görüşleri dile getirdi:

''(Askeri darbeler kötüdür, sivil darbeler iyidir) şeklindeki bir algı doğru değildir. Askeri darbe dönemi kapandı ama sivil darbe dönemi uygulamalarının kapandığını söylememiz mümkün değildir. İster asker, ister sivil darbe olsun, bu dönemlerin sonunda ülkede her seferinde faşist yönetim egemen olmuştur.

AKP, sivil darbeler konusunda nedense korkak, ürkek davranmaktadır. Üç tane darbeci generali yargılıyormuş gibi göstererek darbelerle hesaplaşılmaz.''

''AKP, 12 Eylül 1980 rejiminin muktedir çocuğudur ve oradan beslenmektedir'' diyen Öztürk, darbeyi sürekli ''askerlerin yaptığını'' söylemenin ''sivil darbeyi gizlemek'' olduğunu ileri sürdü. Öztürk, ''AK Parti'nin son on yıllık politikaları da sorgulanmalıdır'' dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, sataşma gerekçesiye söz alarak, Öztürk'ün konuşmasına kadar darbelerin konuşulduğunu, ancak Öztürk'ün farklı bir konuşma yaptığını söyledi.

Canikli, ''Adeta 1960 darbesinin kendi açısından haklı gerekçelerini ortaya koymaya çalıştı ve hemen hemen hiç bir darbeye eleştirmedi. İktidarın icraatlarının millet tarafından tasdik edilmesinin ya da edilmemesinin dışına başka bir mekanizma var mı? Bu konuşmacı 'başka bir mekanizma olması gerekiyor' diyor. Dolaylı olarak gittiği yer askeri darbelerdir, onların propagandasıdır. Milletin karşısında olan bu anlayışa karşı çıkıyoruz'' diye konuştu.

Öztürk de sataşma gerekçesiyle söz alarak, ''Ben hayatımı darbelere karşı geçirdim. Sayın Canikli sivil darbeleri eleştirmemden rahatsız oldu. Askeri darbelere karşı çıkmayan şerefsizdir. Sivil darbelere karşı çıkmayan bir milyon kere şerefsizdir. Almanya'da Hitler iktidara gelirken askerle gelmedi, onlar da seçimle geldi'' dedi.

Canikli de yeniden söz alarak, şunları söyledi:

''Demokrasinin en vazgeçilmez unsuru olan seçime karşı çıkacaksınız, reddedeceksiniz. Seçimi, referandumu kabul etmiyorsunuz, eleştiriyorsunuz. Siz millet iradesini eleştiriyorsunuz. Millet iradesiyle kronik probleminiz var, bunu biliyoruz. Sivil darbe dediğiniz, milletin iradesidir, siz onu eleştiriyorsunuz. Nasıl millete bu şekilde hakaret edebilirsiniz- Millet iradesi sonuna kadar uygulanacaktır, hiç kimse bunu engelleyemeyecektir. Siviller de niyeti olan askerler de onların destekçileri de engelleyemeyecektir.''

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan da söz alarak ''Yüzde 10 seçim barajı niye kullanılıyor- YÖK darbe ürünüdür ve siz bunu hala kullanıyorsunuz, kıskançlıkla sahip çıkıyorsunuz. Sizin döneminiz 12 Eylül programının aslında hızlandırılmış bir tekrarıdır'' diye konuştu.

AK Parti grubu adına önerge üzerinde söz alan AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, sözlerine, ''28 Şubat postmodern darbesine destek vermek de şerefsizliktir'' diyerek başladı.

Darbelerin, sağ veya sol görüş fark etmeksizin binlerce insanların cezaevlerine kapatıldığı, işkencelerden geçirildiği dönemler olduğunu anlatan Özdağ, şöyle devam etti:

''Bu coğrafyada, itibarını kaybetmiş bir ordu ile tutunmak mümkün değildir. Bu coğrafya ne itibarsız bir orduyu ne de darbeci bir orduyu kaldırır. Siyasetçiyi itibarsızlaştırarak demokrasiyi yaşatmak mümkün değildir. 1960'dan beri demokrasi çok sayıda kesintiye uğradı. Gelişmiş ülkelerinde orduları var ama bu ülkelerde ordular durumdan vazife çıkarıp demokrasiye müdahale etmiyor. Biz de öyle mi- Birisinin kafası bozuldu mu herkese bulaşıyor. Herkesin her türlü darbeye karşı olması gerekir. 'Biz 28 Şubat'ın arkasındayız' diyen bir kurum eleştiriyi hak eder. Bizim sorunumuz darbeci zihniyetledir.

Hesabı sorulmayan her darbe, bir sonrakinin hazırlayıcısı oldu. Bunlar hesap soramayan siyaset kurumunun pısırıklığından cesaret aldı. Darbecilerden hesap sormak demokrasiyi tahkim etmenin birinci şartıdır. İyi darbe yoktur. Darbeyle mücadele etmek bir yoldur, şapkayı alıp gitmekte bir yoldur. Bazıları şapkalarına sahip çıktığı kadar milletin iradesine sahip çıkamadı.''

Darbe yapmanın suç olduğunu vurgulayan Özdağ, ''Darbelerin yaraladığı, örselediği toplum haline geldik. Hala geceleri işkence rüyalarıyla uyananlar var bu ülkede. Darbelerin hedefi topyekun Türk milletidir. Türkiye mutlaka darbelerle, darbecilerle hesaplaşmak zorundadır. Bunu erteleyemeyiz artık. Siyaset kurumu her darbede şapkayı alıp gitmek yerine, şapkalarını darbecilerin başına geçirmelidir'' diye konuştu.

TBMM Genel Kurulunda 4 siyasi parti grubu tarafından verilen, ''Ülkede demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutlarıyla araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına'' ilişkin önergeler, birleştirilerek görüşüldü.

Daha sonra yapılan oylamada, oybirliği ile Araştırma Komisyonu kurulmasına ilişkin önerge kabul edildi.

Milletvekilleri kararı alkışlarla karşıladı.

Alınan karar gereği Komisyon, 17 milletvekilinden oluşacak ve 3 ay süreyle görev yapacak.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, darbe ve muhtıralarla ilgili Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önerge üzerinde, imza sahipleri adına söz alarak, TBMM'nin geçmişinde en önemli ve tarihi oturumlardan birinin gerçekleştirildiğini söyledi. Şandır, ''TBMM'ye karşı hukuk dışı yollardan yapılan darbeleri en çok TBMM sorun yapmak zorunda. Tarihin ve milletin önünde, milletin iradesine, sebebi ne olursa olsun, sahibi kim olursa olsun hukuk dışı yollardan yapılacak bir müdahale olmamalıdır. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir'' diye konuştu.

Darbelerle mücadelenin, ''demokrasiyi nasıl güçlendirebiliriz'' sorusu etrafında yapılması gerektiğini vurgulayan Şandır, ''Bu komisyonun adı, 'Darbelerle Mücadele' değil, 'Demokrasiyi Güçlendirme Komisyonu' olmalıdır. Kabuk tutmuş yaraların kaşınmasının bu ülkeye bir faydası yoktur. Bundan sonrasında demokrasiyi güçlendirerek tedbir almalıyız'' dedi.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise önerge üzerinde ortaklaşmanın kendilerini umutlandırdığını söyledi.

''Darbelerin tümüne karşıyız'' ifadesini kullanan Sakık, ''Bizimle ilgili konularda ya kör ya sağırsınız. Burada bir de 2 Mart darbesi vardı. Bu, sadece milletvekillerinin Meclis'ten alınması değildi. Bir iradeye gem vuruldu. Yeni bir süreç açıldı. Hiç birimiz şiddete bulaşmamıştık. Bu ordu, bu halkın hizmetinde olacak, halkın iradesine saygı gösterecek. Tüm darbeler faşisttir'' diye konuştu.

Darbelerin araştırılması konusunda tüm partilerin anlaştığına dikkati çeken Sakık, ''Hala 12 Eylül'ün yarattığı bir sistem sayesinde iktidar oluyorsunuz. Bugün binlerce insan içeride değil mi- Eğer samimiyseniz 12 Eylül'ün kalıntısı olan YÖK'ü, özel yetkili mahkemeleri derhal ortadan kaldırmalısınız. Seçim barajını makul bir noktaya çekmelisiniz. Toplumsal uzlaşı için bir genel af kaçınılmazdır'' görüşünü ifade etti.

CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, ''12 Eylül'ün yüreğimde, içimde çok ciddi sıkıntılar yarattığı durumlar vardır. Adana Cezaevinde bir arkadaşımız idam edildi. O geceyi hiç unutamıyorum. Hepimizde korku hakim olmaya başladı. Sonrasında işkenceleri yaşadık'' diye konuştu.

12 Eylül'ün bilançosunu herkesin çok iyi bildiğini ifade eden Şeker, şöyle devam etti:

''Binlerce insan sermayenin egemenliğini sağlamak adına işkence tezgahlarından geçirildi. 12 Eylül'ün yargılanmasında 90 yaşına gelmiş iki paşayla hesaplaşmayı istemedim. Onun için müdahil olmadım. Onlar sadece maşaydı. 12 Eylül'ün getirdiği antidemokratik kanunları kaldırmazsak, demokrasinin önünü açamazsak hiçbir şey yapamayız. Darbeleri ortaya çıkaran koşulları değiştirmek gerekiyor.''

AK Parti İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat, kuruluşundan bu yana ülkede demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan birçok antidemokratik müdahale olduğunu söyledi.

Darbelerin, silahlı olarak veya silahların gücüne dayanarak milli iradeye yönelik hukuk dışı saldırılar olduğunu belirten Kubat, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sistemler, darbe sonrasında militarist bakış açılarıyla yeniden tanzim edilmiştir. Darbecilerin yaptıkları ilk işlerden biri, kendi yaptıkları hukuk dışı işlere bir takım kılıflar uydurmak olmuştur. Darbeciler kendilerini garanti altına alacak antidemokratik hükümleri yeni yaptırdıkları anayasalara koymuşlardır. Siyasi Partiler Kanunu'nda da 12 Eylül saldırısına karşı eleştiride bulunulması yasaklanmıştır. Her darbe kendi hukuksuzluğunu beraberinde getirmiştir.''

Genel Kurul'da, darbe ve muhtıralarla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasının kabul edilmesinin ardından, orman vasfını yitirmiş Hazine arazilerinin satışını öngören ve kamu oyunda (2/B) olarak bilinen kanun tasarısının görüşülmesine başlandı.

''Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazine'ye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı''nın tümü üzerinde MHP Grubu adına söz alan Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, kamuoyunda, ''2/B tasarısı ile ormanların peşkeş çekildiği yönünde kaygı olduğunu'' ifade etti.

Tasarının, ''bir barış ve tasfiye kanunu'' olduğunu belirten Yılmaz, ''Hep beraber bunu çözmeye çalışıyoruz. Biraz daha anlayış ve uyum içinde çalışsaydık vatandaşların beklentisi noktasında bir adım daha atmış olurduk'' dedi.

Elde edilecek gelirden orman köylüsüne kaynak ayrılmadığını savunan Yılmaz, ''Buradan gelecek kaynaklar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bütçesine aktarılıyor. Buradan elde edilecek kaynakla tasarının ruhuna uygun olarak orman köylüsüne destek sağlamamız gerekiyor. Ormanların bakımlarına da pay ayrılmalı. Gelin gelirlerin yüzde ellisini orman varlığının artırılması, ihyası ve orman köylülerinin kalkınmasına ayıralım'' diye konuştu.

Yılmaz, rayiç bedel düzenlemesinin gözden geçirilmesini istedi.

BDP Muş Milletvekili Demir Çelik ise tasarının, Meclis'e getirilmeden önce meslek kuruluşları, ilgili odalarının, tasarıdan etkilenen toplum dinamiklerinin sürece katılmadığını öne sürdü.

TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, verilen aranın ardından, komisyon ve hükümet üyelerinin yerlerini almaması üzerine yarın saat 14.00'de toplanmak üzere birleşimi kapattı.