2012-03-06 - 15:05
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Mehmet Sağlam başkanlığında toplandı. Üstün yetenekli çocuklarla ilgili Araştırma Komisyonu kurulması kabul edildi. Üstün yetenekli çocuklarla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulması kabul edildi. Komisyon 17 üyeden oluşacak ve gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilecek. Başkanvekili Mehmet Sağlam, Genel Kurulu yarın saat 13.00'te toplanmak üzere kapattı.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Mehmet Sağlam başkanlığında toplandı. TBMM Başkanvekili Sağlam gündeme geçmeden önce üç milletvekiline gündem dışı söz verecek. İlk gündem dışı sözü AK Parti Artvin Milletvekili İsrafil Kışla alarak 7 Mart Artvin'in 91. Kurtuluş Yıl dönümü üzerine konuştu. Gündem dışı ikinci sözü ise aynı konuda konuşmak isteyen CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan aldı. MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ise tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlar ile ilgili konuşmak üzere gündem dışı söz aldı. Gündem dışı konuşmalara Hükümet adına cevap vermek üzere Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker söz aldı.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, ''tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlar'' konulu gündemdışı konuşmasında, Türkiye'nin her ürünü ithal eder hale geldiğini savunarak, ''Cumhuriyet ülkeyi demir ağlarla örüyordu, AKP ise alışveriş merkezleriyle örüyor. AKP hükümeti değil, ithalatlar hükümeti...'' diye konuştu.
Yeniçeri'nin gündemdışı konuşmasına Hükümet adına yanıt veren Eker, iktidara geldikleri 2002 yılında Türkiye'de tarım sektörünü ''stratejik sektör'' olarak ele aldıklarını, ilk kez stratejik plan hazırladıklarını anlattı.
IMF ve Dünya Bankasının, Türkiye'ye kredi verme karşılında dayatılan destekleme politikasını tümüyle değiştirdiklerini ifade eden Eker, bu destekleme yönteminin Türkiye'de tarımı ileriye götürmediğini, verimliliği artırmadığını, tarım sektörünü geliştirmediğini gördüklerini ve kökten değiştirdiklerini bildirdi.
İktidara geldiklerinde ülkede 24 milyon hektar alanda ziraat yapıldığını ve tarımsal hasılanın 23 milyar dolar olduğunu anlatan Eker, bu tarımsal hasılayla dünya ülkeleri arasında 11. sırada yer aldığını belirtti. Alınan tedbirler, uygulanan politika ve stratejiyle 62 milyar dolarlık üretimle Türkiye'nin dünya ülkeleri arasında 7. sıraya yükseldiğine işaret eden Eker, ''Türkiye gıda sektöründe net ihracatçı durumunda, 4 milyar dolara ihracat fazlasına sahip. Böyle bir tablo varken kalkıp da 'Türkiye her şeyi ithal ediyor' iddiasıyla ortaya çıkmak, yapılanları başarısızlık göstermek insaf ve gerçeklerle bağdaşmıyor'' dedi.
Hayvancılık ve bitkisel üretimde 2023 vizyonuna sahip olduklarını belirten Eker, ''Biz Türkiye'yi 2002 yılından devraldığımızda tarımsal üretimi 23 milyar hasıladan alarak, 2011 yılında 62 milyara nasıl çıkardıysak, 2023'te de 150 milyara çıkarmayı hedefliyoruz. Buna rahatlıkla ulaşacağız'' açıklamasında bulundu.
Türkiye'nin tarım arazilerinin bölünmesi gibi önemli bir sorunu bulunduğuna işaret eden Eker, bunu düzeltmenin çabası altında olduklarını, geçen hafta 270 konu uzmanı ve paydaşlarla çalıştay yaptıklarını, ayrıca 50 bin kişiyle anket düzenlediklerini anlattı. Eker, sorunu daha köklü şekilde çözümlenmesi için yasaya ihtiyaç olduğunu, bunu da Meclis gündemine getireceklerini bildirdi.
Organize tarım sanayi bölgesi kurmak isteyen illere bakanlık olarak yardımcı olduklarını belirten Eker, bunların 2 yıl içinde bitme şartı getirdiklerini bildirdi. Meralarla ilgili yeni bir düzenlemenin Bakanlar Kurulunda imzaya açıldığını belirten Eker, meralarımdan daha verimli ve yüksek düzeyde faydalanmanın söz konusu olacağını ifade etti.
Yaş sebze ve meyvede sözleşmeli üretim modeli getirdiklerini, sanayide işleme imkanı olan meyve ve sebzelerde kalite ve standardı artırmayı hedeflediklerini belirten Eker, ayrıca ''tarım havzaları üretim modelini'' geliştirdiklerini söyledi.
Gerek üretim gerekse kalite ve verimliliği artırma konusunda aldıkları tedbirlerin meyvesini verdiğini ifade eden Eker, ''Türkiye gıda ve tarımda dünden çok daha iyi noktada, yarın bugünden de iyi olacaktır'' dedi.
Eker, çiftçiye destekleme olarak 1,9 milyar lirayı hesaplarına aktardıklarını ifade ederek, ''Mart ayı içinde yaklaşık 3 milyar lira, Türk çiftçinini cebine nakit destek olarak ödeme yapıyoruz. Haziran ayına kadar toplam desteklerin 6 milyar lirasını ödemiş olacağız. Artık eskiden olduğu gibi bir yıl sonra, taksitler halinde ödemek yerine ilk 6 ayda desteklememelerin yüzde 90'ını ödemiş oluyoruz'' diye konuştu.
TBMM Genel Kurulunda, daha sonra CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun, TCK'da değişiklik öngören kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasına dair önergesi de görüşüldü.
Tanrıkulu, teklifle, faili meçhul cinayetler, işkence, çocuklara cinsel istismar gibi suçların zaman aşımı dışında tutulmasını amaçladıklarını belirterek, ''İnsanlığa karşı suç olan zaman aşımında, Ceza Kanunu'nun ilgili maddelerine istisna koyalım, Türkiye'yi bu ayıptan kurtaralım'' dedi.
CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, işkence, vasıflı ve kasten adam öldürme, çocukların cinsel istismarında zaman aşımı olmaması gerektiğini vurgulayarak, bazı suçların, birey ve toplum üzerindeki etkisinin, kuşaklar boyu sürebildiğini söyledi.
Tarhan, tekliflerinin, Avrupa hukuku, uygulamaları ve insanlık vicdanıyla uyumlu olduğunu belirterek, ''Pozantı Cezaevinde adli suçlularla aynı koğuşa koyduğunuz çocukları neleri beklediğini bilmiyordunuz, öngöremediniz diyelim. Bu çocuklara yapılanların zaman aşımıyla örtülüp örtülmeyeceğinin garantisi var mı-'' diye sordu. Konuşmaların ardından teklifin doğrudan gündeme alınması kabul edilmedi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TBMM Genel Kurulunda milletvekillerinin sözlü sorularını cevapladı.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ardahan'dan Gürcistan'a açılan kapılardan Posof-Türkgözü kara hudut kapısının faal durumda olduğunu anımsattı. Arınç, Gürcistan ile üçüncü geçiş kapısını oluşturacak Çıldır-Aktaş-Karsaki sınır kapısının açılmasının, 1995'ten bu yana gündemde bulunmasına, Türkiye tarafındaki tesislerin inşaatı tamamlanarak 1995 itibariyle kapının hizmete hazır hale getirilmesine rağmen Gürcistan tarafındaki gümrük tesisleri ile 36 kilometrelik bağlantı yolunun inşaat çalışmalarının gecikmesi nedeniyle bugüne kadar mümkün olamadığını söyledi.
Arınç, Gürcistan tarafının Karsaki kara hudut kapısının yapımına 2009'da başladığını, 2011 ortasında ise tesislerin inşaatı tamamlanarak, faaliyete hazır hale getirildiğini bildirdi.
Çıldır-Aktaş kara hudut kapısının, yap-iştet-devret modeliyle yeniden inşasına ilişkin çalışmaların bakanlık bünyesinde devam ettiğini ifade eden Arınç, ''Bu çerçevede diğer bazı kara hudut kapılarımızı, yap-işlet-devret modeliyle işletmekte olan TOBB Gümrük ve Turizm İşletmeleri T.A.Ş'ye teklifte bulunulmuş, şirket tarafından bu yönde çalışmalara başlanılmıştır'' dedi.
Ardahan'dan doğrudan Ermenistan'a açılan bir kapının bulunmadığına işaret eden Arınç, bu ülkeyle mevcut hudut kapılarının faaliyete geçirilmesine yönelik çalışma ve işlemlerin Dışişleri Bakanlığınca yürütüldüğünü kaydetti.
Arınç, Diyanet İşleri Başkanlığının Somali'ye yardım için 5 Ağustos 2011'de başlatılan 'Afrika'ya Yardım Kampanyası'nda 126 milyon 957 bin 784,38 lira, 1 milyon 680 bin 647,91 dolar, 9 milyon 408 bin 987,24 Avro toplandığını bildirdi. Diyanet İşleri Başkanlığınca camilerde sunulan hizmetlerde, cami ve müştemilatı sayılan yerlerde siyasi anlam taşıyacak herhangi bir etkinliğe izin verilmediğini belirten Arınç, seçim süreçlerinde bu konuda ayrıca gerekli önlemlerin alındığını dile getirdi.
CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, 26 Ağustos 2011'de, Şile'deki camilerde cuma namazı hutbelerinde ''Başbakan'ın Şile-TEM bağlantısı açılışının yapacağının duyurulduğu'' iddialarını sorması üzerine Arınç, bu tarihte bir duyurunun, hiçbir camide, hiçbir görevli tarafından yapılmadığını belirtti.
Başbakan Yardımcısı Arınç, son dönemde, diğer gelişen ülke para birimleriyle birlikte Türk Lirası'nın da bir miktar değer kaybettiğine işaret etti. Arınç, değer kaybının en önemli nedeni olarak, Avrupa bölgesindeki bazı ülkelerin, ülke borçlarına ilişkin endişelerinin artması, büyüme beklentilerindeki zayıflamayla gerileyen küresel risk iştahının gösterildiğini kaydetti.
Arınç, Yunanistan'ın kamu borçlanmalarında yaşanan sorunlarla başlayan değer kayıplarının, AB'den mali yardım almasıyla bir miktar azaldığını ancak Yunanistan'ın mali disiplinde isteksizliği, siyasi gelişmeler sonrasında tekrar arttığını anlattı. Bülent Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Mali yardımlara kaynak sağlayan ülkelerin bir süre sonra mali güçlük çekmeye başlayabilecekleri ve kredi notlarının indirilebileceği, bunun sonucunda bu ülkelerin de borçlanma maliyetlerinin artabileceği beklentileri, dolara olan talebi daha da artırmıştır. Bu gelişmelerin yansıması olarak, risk alma ve yatırım yapma iştahındaki azalma sonucunda, neredeyse tüm para birimleri dolar karşısında değişen oranlarda değer kayıplarına uğradı. Küresel piyasaların önemli bir parçası olan Türk Lirası da diğer tüm gelişmekte olan ülke para birimleri gibi değer kaybederken, uğradığı değer kaybı, bir çok ülke para biriminden daha az olmuştur. Merkez Bankası, finansal istikrarın, fiyat istikrarının ön koşullarından biri olduğunun bilinciyle, ülkemiz döviz piyasasının etkin şekilde çalışabilmesi için gerekli önlemleri almaktadır. Piyasalardaki aşırı oynaklığı önlemek ve döviz piyasasında akışkanlığı sağlamak amacıyla döviz piyasalarında arz ve talep yönlü önlemler almıştır.''
Eskişehir'in 2013 Türk kültür başkenti olması konusunda çalışmalara yön vermek üzere yasa tasarısı hazırlık çalışmalarının sürdüğünü dile getiren Arınç, yakın tarihte TBMM gündemine gelmesinin planlandığını kaydetti.
Arınç, 23 Ekim 2011'de meydana gelen Van Erciş depremi nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 29 cami ve 8 Kuran kursunun hasar gördüğünü belirterek, hasar gören camileri sıraladı.
Bülent Arınç, yükselen döviz fiyatları karşısında kredi borcunu ödeyemeyen vatandaşlara yönelik BDDK'ca yürütülen herhangi bir çalışmanın olmadığını bildirdi.
Bugün itibariyle TRT Genel Müdürlüğü'nde 6 bin 211 memur, 835 sözleşmeli olmak üzere 7 bin 46 personel istihdam edildiğini belirten Arınç, ''AK Parti Hükümetleri döneminde, KPSS sonucu, mahkeme kararı uygulaması, şehit yakını ve benzeri olmak üzere bin 333 personel ataması yapıldı, 2 bin 836 kişi de emekli oldu'' diye konuştu.
TRT 1'in tüm gün izlenme oranlarının 2008'den 2010'a kadar sabit kaldığına işaret eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ancak başarı grafiği artan bir ivme kazanan TRT 1, Şubat'ta başarılı yapımlarla birlikte izlenme oranlarını özellikle AB sosyo ekonomik statüsü daha yüksek kişiler grubunda 2011 yılı prime time ortalamasına göre yüzde 50 arttırdı. TRT 1 kanalı, TRT'nin kendi kanalları içinde en çok izlenen kanal olup, TRT Müzik kanalı da prime time zaman diliminde ülkemizde en çok izlenen müzik kanalı, TRT Haber Kanalı tüm gün zaman diliminde ülkemizde en çok izlenen haber kanalı, TRT Çocuk kanalı ise hem tüm gün hem prime time zaman diliminde ülkemizde açık ara en çok izlenen çocuk kanalı olma başarısını sürdürüyor.
Siyasi partilerin yayın süreleriyle ilgili olarak TBMM'deki temsil oranları dikkate alınmakla birlikte haber değeri taşıması kaydıyla, tüm siyasi parti temsilcileri ve hükümet üyelerine, TRT haber bülteni ve programlarında yer veriliyor.''
Arınç, kamu yayıncılığı yapan kuruluşların tarafsız ve adaletli olması gerektiğine dikkati çekti.
Arınç, Vakıflar Kanununun geçici 7. maddesi kapsamında cemaat vakıflarınca bin 410 adet taşınmazın vakıfların iadesi için başvurulduğunu, Vakıflar Meclisince sadece 181 adet taşınmazın vakıfları adına tesciline karar verildiğini belirtti.
Çalınan eserlerin duyurularının ve takibinin yapılması için 2002'de Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu oluşturulduğunu anımsatan Arınç, bunun daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını anlattı.
Arınç, 2002-2010 arasında çalınan eserlerden 667 adetinin yurt içi ve dışında ele geçirildiğini, 2011'de 27 hırsızlığın olduğunu, 60 eserin hırsızlık duyurusunun yapıldığını bildirdi. Daha sonra soru soran milletvekilleri söz aldı.
CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, Arınç'ın çarpıttığını, inkar ettiğini ileri sürdü. Özkes, Şile merkez ve köy camilerinde cuma namazı hutbelerinde Başbakan'ın Şile-TEM bağlantısı açılışı yapacağının ilan edildiğine dair vatandaşların tuttuğu tutanakların elinde olduğunu söyledi. Özkes, olmayan birşeyi sormadığını ifade ederek, ''Gerçek olan birşeyi inkar etmek, yok göstermek bazı muhteremlerin en bariz vasıfları haline geliyor'' dedi.
Bunun üzerine yeniden söz alan Arınç, Özkes'in rencide edici şekilde, çarpıtma olduğunu ifade ettiğini belirterek, Özkes'e, ''Siz Şile'de hazır bulundunuz mu, bizzat duydunuz mu-'' diye sordu. Arınç, ''Bizzat duyduysanız bir milletvekilimin sözüne itibar ederim. Verdiğim cevabı alıp çöp kutusuna atabilirsiniz. Ama birilerinden duyarak bunu bu şekilde bize sorduysanız, size düşen de Başbakan Yardımcısının verdiği cevabı doğru kabul etmektir. Parlamentoya girdiğinizden bu yana konuşmalarınızın, sözlerinizin daha özenli olması gerektiğini düşünüyorum. Bir eleştiri olarak takdim edeyim'' diye konuştu.
Arınç'ın konuşmasının ardından Özkes, sataşma olduğu gerekçesiyle söz almak istedi. AK Parti Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Özkes'in sataşmanın gerekçesini açıklaması gerektiğini belirtirken, bazı AK Parti'li milletvekilleri Özkes'e tepki gösterdi. Bahçekapılı'nın Özkes'in üzerine yürümesi karşısında araya milletvekilleri girdi. Ortamın gerginleşmesi üzerine TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam birleşime ara verdi.
Bu arada, TBMM Genel Kurulunda Danışma Kurulu önerisi getirildi. Kabul edilen öneriyle, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanun Tasarısı ile Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı, gündemin iki ve üçüncü sırasına alındı. Her iki tasarı da temel yasa olarak Genel Kurulda görüşülecek.
TBMM Genel Kurulunda, üstün yetenekli çocuklarla ilgili araştırma önergelerinin birleştirilerek görüşülmesine başlandı. Önerge üzerinde Hükümet adına konuşan Milli Eğitim Bakanı Dinçer, bakanlık bünyesindeki Özel Eğitim Genel Müdürlüğünün ağırlıklı olarak engelli çocuklar üzerinde yoğunlaşmakla birlikte özel yetenekli çocuklar konusunda da programlar geliştirdiğini anlattı. Bakanlıktaki yeniden yapılanmada, ''özel yetenekler grup başkanlığı'' adı altında yeni bir birim kurulduğunu anlatan Dinçer, bu alanda gelişme sağlamak üzere bir ekip de oluşturulduğunu kaydetti.
TBMM'nin konuya yapacağı katkının kendileri için de önemli bir katkı olacağını vurgulayan Dinçer, şöyle konuştu:
''Dünyada toplam nüfusun yüzde 2'sinin üstün yetenekli olduğu kabul ediliyor. Bizde de yüzde 2'lik bir oranı baz olarak alarak değerlendirme yapıyoruz. Bakanlıkta oluşturulan yeni birim, bu kesimin tespitinin yapılması, eğitimlerinin yaygınlaştırılması, bu alanda görev alacak öğretmenlerin yetiştirilmesi, personelin de uzmanlıkları olması konusunda program ve çalışmayı yürütecek. Bu çocukların tanınması, tanımlanması, teşhis edilmesi ve eğitim programları konusunda dünyada farklı modeller uygulanıyor.
Türkiye'de daha çok bireyselleştirilmiş eğitim programları ağırlıklı olarak, ama zaman zaman da diğer modeller uygulanıyor. Biz hızlandırılmış ve zenginleştirilmiş eğitim programı olarak kullanıyoruz. Bunu yaparken bilim sanat merkezleri, fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, güzel sanatlar ve spor liseleri gibi okullarda üstün yetenekli çocuklar için özel programlar uyguluyoruz. Herhangi bir çocuğun üstün yetenekli ve zekası olduğu düşünülüyorsa, bir takım test ve teşhise tabi tutularak yeteneklerine uygun eğitim almaları için özel programlar yapılıyor. Türkiye'de 57 ilde 63 bilim sanat merkezleri var. Bilim sanat merkezlerinin teşhis ve tanı uygulamalarında, bireye yönelik eğitim programlarının geliştirilmesinde yeteri kadar uzman olmadığı için sorunlar yaşıyoruz. Türkiye'de şu ana kadar 10 bin 960 öğrenciye kendi yetenekleri doğrultusunda bireyselleştirilmiş eğitim uyguluyoruz.''
Dinçer, üstün yetenekli çocuklar için sınıf yükseltme uygulaması olduğunu belirterek, ilköğretime yeni başlamış olanların 1. sınıfta farkedilmesi halinde üst sınıflarda eğitime başlamanın uygulandığını vurguladı.
Bütün bu çabaların 2009 yılına kadar MEB'nin birey üzerinde odaklanarak yürüttüğü çalışmalar şeklinde gerçekleştiğini anlatan Bakan Dinçer, ''Ulusal düzeyde strateji çalışması yapılmamıştı. Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu, üstün yetenekli çocukların eğitimine yönelik ulusal düzeyde strateji geliştirilmesi için proje başlattı. Bizler bu stratejiyi hazırlamayı üstlendik. Taslak çalışmalarımız tamamlandı ancak henüz karara bağlanmadı. Bu strateji hazırlık sürecinde uzman ve STK'larla çalıştık'' dedi.
Üstün yetenekli çocuklarla ilgili yapılan çalışmalar ve toplantılar hakkında bilgi veren Dinçer, TBMM'nin konuyla ilgili çalışması ve ortaya koyacağı araştırmaların kendilerine güç vereceğini ifade etti.
CHP Grubu adına konuşan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı da üstün yetenekli doğan çocukların çevresel etkilerle daha iyi ya da daha kötü olabildiğine işaret ederek, ''Kurulacak araştırma komisyonu, bu kişilerin genetik yapısına müdahale edemeyeceğine göre çevresel etkilerin iyileştirmesine yardımcı olabilir'' dedi.
Bebeğin anne karnından başlayarak beslenme, aile ortamı, toplumun etkileri ve eğitiminin ''çevresel etkenler'' arasında sayılabileceğini anlatan Atıcı, doğan her bireyin üstün yetenekli olabileceğinin kabul edilerek yaklaşılması gerektiğini söyledi. ''İlkokulda çocuğun üstün yetenekli olduğunun farkına vardığımızda geç kalmış olabiliriz'' diyen Atıcı, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Çok küçük girişimlerle üstün zekalıları çok erken yaşta tespit edip ve bunlarla özel olarak ilgilenmek görevimizdir. Zeka dinamiktir, doğumdan ölüme kadar değişiklik gösterebilir. Bu bireyler sürekli desteklenmeli. Çünkü bu bireyler zekalarının yönlendirilmesini beklerler. Nasıl olsa üstün yetenekli bunlar diye bir kenara koymak büyük bir yanlıştır ve sorunlara neden olabilir. Bu kişiler zekalarını kötü amaçla da kullanabilirler. Bu nedenle kendi düzeylerine uygun eğitim almalıdırlar.''
Üstün yetenekli çocuklara verilecek eğitimin ayrıcalık değil, ihtiyaç olduğunu kaydeden Atıcı, ''Nasıl ki zekası kısıtlı olanlarla özel olarak ilgileniyorsa, üstün yetenekli çocuklarla da özel olarak ilgilenmeli'' dedi.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ise önerge üzerinde yaptığı konuşmada, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran yasa teklifi görüşülürken konunun ele alınmasının yanlış olduğunu savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın Şırnak'ın Uludere ilçesindeki olayda yaşamını yitirenlerin ailelerini ziyaret ettiğini hatırlatan Kaplan, ''Bugün Başbakan'ın eşi Roboski'deydi; O da oralı, Siirt'li, yabancı değil. Roboski'de 40 lira için kaçağa giden, vücudu paramparça olan ilkokul öğrencisini ve onun annesini gözünüzün önüne getirin. Siz bu eğitim sistemiyle onlara sahip çıkamamışsınız. Ölenlerin 14'ü ilkokul öğrencisiydi, bir defter, kalem, kurs parası için paramparça olan hayatlardı. Onların aileleri hem ağladılar hem sitem ettiler hem de adalet istediler. Adaletle beraber eğitim de istendi. Sadece bir dilde mi sanat yapılır, eser üretilir- Hiçbir üstün yetenekli çocuk, kendi anadilindeki kadar gelişemez'' diye konuştu.
Eğitim sistemindeki değişiklik için acele edilmemesini, gerekirse 1-2 yıl üzerinde çalışılmasını isteyen Kaplan, ''28 Şubat'ı eleştiriyorsunuz ama 28 Şubat'ın bir başka versiyonunu buraya getiriyorsunuz. Bunlar Türkiye'ye kaybettirir'' dedi. (15:05)
**** HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, ''tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlar'' konulu gündemdışı konuşmasında, Türkiye'nin her ürünü ithal eder hale geldiğini savunarak, ''Cumhuriyet ülkeyi demir ağlarla örüyordu, AKP ise alışveriş merkezleriyle örüyor. AKP hükümeti değil, ithalatlar hükümeti...'' diye konuştu.
Yeniçeri'nin gündemdışı konuşmasına Hükümet adına yanıt veren Eker, iktidara geldikleri 2002 yılında Türkiye'de tarım sektörünü ''stratejik sektör'' olarak ele aldıklarını, ilk kez stratejik plan hazırladıklarını anlattı.
IMF ve Dünya Bankasının, Türkiye'ye kredi verme karşılında dayatılan destekleme politikasını tümüyle değiştirdiklerini ifade eden Eker, bu destekleme yönteminin Türkiye'de tarımı ileriye götürmediğini, verimliliği artırmadığını, tarım sektörünü geliştirmediğini gördüklerini ve kökten değiştirdiklerini bildirdi.
İktidara geldiklerinde ülkede 24 milyon hektar alanda ziraat yapıldığını ve tarımsal hasılanın 23 milyar dolar olduğunu anlatan Eker, bu tarımsal hasılayla dünya ülkeleri arasında 11. sırada yer aldığını belirtti. Alınan tedbirler, uygulanan politika ve stratejiyle 62 milyar dolarlık üretimle Türkiye'nin dünya ülkeleri arasında 7. sıraya yükseldiğine işaret eden Eker, ''Türkiye gıda sektöründe net ihracatçı durumunda, 4 milyar dolara ihracat fazlasına sahip. Böyle bir tablo varken kalkıp da 'Türkiye her şeyi ithal ediyor' iddiasıyla ortaya çıkmak, yapılanları başarısızlık göstermek insaf ve gerçeklerle bağdaşmıyor'' dedi.
Hayvancılık ve bitkisel üretimde 2023 vizyonuna sahip olduklarını belirten Eker, ''Biz Türkiye'yi 2002 yılından devraldığımızda tarımsal üretimi 23 milyar hasıladan alarak, 2011 yılında 62 milyara nasıl çıkardıysak, 2023'te de 150 milyara çıkarmayı hedefliyoruz. Buna rahatlıkla ulaşacağız'' açıklamasında bulundu.
Türkiye'nin tarım arazilerinin bölünmesi gibi önemli bir sorunu bulunduğuna işaret eden Eker, bunu düzeltmenin çabası altında olduklarını, geçen hafta 270 konu uzmanı ve paydaşlarla çalıştay yaptıklarını, ayrıca 50 bin kişiyle anket düzenlediklerini anlattı. Eker, sorunu daha köklü şekilde çözümlenmesi için yasaya ihtiyaç olduğunu, bunu da Meclis gündemine getireceklerini bildirdi.
Organize tarım sanayi bölgesi kurmak isteyen illere bakanlık olarak yardımcı olduklarını belirten Eker, bunların 2 yıl içinde bitme şartı getirdiklerini bildirdi. Meralarla ilgili yeni bir düzenlemenin Bakanlar Kurulunda imzaya açıldığını belirten Eker, meralarımdan daha verimli ve yüksek düzeyde faydalanmanın söz konusu olacağını ifade etti.
Yaş sebze ve meyvede sözleşmeli üretim modeli getirdiklerini, sanayide işleme imkanı olan meyve ve sebzelerde kalite ve standardı artırmayı hedeflediklerini belirten Eker, ayrıca ''tarım havzaları üretim modelini'' geliştirdiklerini söyledi.
Gerek üretim gerekse kalite ve verimliliği artırma konusunda aldıkları tedbirlerin meyvesini verdiğini ifade eden Eker, ''Türkiye gıda ve tarımda dünden çok daha iyi noktada, yarın bugünden de iyi olacaktır'' dedi.
Eker, çiftçiye destekleme olarak 1,9 milyar lirayı hesaplarına aktardıklarını ifade ederek, ''Mart ayı içinde yaklaşık 3 milyar lira, Türk çiftçinini cebine nakit destek olarak ödeme yapıyoruz. Haziran ayına kadar toplam desteklerin 6 milyar lirasını ödemiş olacağız. Artık eskiden olduğu gibi bir yıl sonra, taksitler halinde ödemek yerine ilk 6 ayda desteklememelerin yüzde 90'ını ödemiş oluyoruz'' diye konuştu.
TBMM Genel Kurulunda, daha sonra CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun, TCK'da değişiklik öngören kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasına dair önergesi de görüşüldü.
Tanrıkulu, teklifle, faili meçhul cinayetler, işkence, çocuklara cinsel istismar gibi suçların zaman aşımı dışında tutulmasını amaçladıklarını belirterek, ''İnsanlığa karşı suç olan zaman aşımında, Ceza Kanunu'nun ilgili maddelerine istisna koyalım, Türkiye'yi bu ayıptan kurtaralım'' dedi.
CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, işkence, vasıflı ve kasten adam öldürme, çocukların cinsel istismarında zaman aşımı olmaması gerektiğini vurgulayarak, bazı suçların, birey ve toplum üzerindeki etkisinin, kuşaklar boyu sürebildiğini söyledi.
Tarhan, tekliflerinin, Avrupa hukuku, uygulamaları ve insanlık vicdanıyla uyumlu olduğunu belirterek, ''Pozantı Cezaevinde adli suçlularla aynı koğuşa koyduğunuz çocukları neleri beklediğini bilmiyordunuz, öngöremediniz diyelim. Bu çocuklara yapılanların zaman aşımıyla örtülüp örtülmeyeceğinin garantisi var mı-'' diye sordu. Konuşmaların ardından teklifin doğrudan gündeme alınması kabul edilmedi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TBMM Genel Kurulunda milletvekillerinin sözlü sorularını cevapladı.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ardahan'dan Gürcistan'a açılan kapılardan Posof-Türkgözü kara hudut kapısının faal durumda olduğunu anımsattı. Arınç, Gürcistan ile üçüncü geçiş kapısını oluşturacak Çıldır-Aktaş-Karsaki sınır kapısının açılmasının, 1995'ten bu yana gündemde bulunmasına, Türkiye tarafındaki tesislerin inşaatı tamamlanarak 1995 itibariyle kapının hizmete hazır hale getirilmesine rağmen Gürcistan tarafındaki gümrük tesisleri ile 36 kilometrelik bağlantı yolunun inşaat çalışmalarının gecikmesi nedeniyle bugüne kadar mümkün olamadığını söyledi.
Arınç, Gürcistan tarafının Karsaki kara hudut kapısının yapımına 2009'da başladığını, 2011 ortasında ise tesislerin inşaatı tamamlanarak, faaliyete hazır hale getirildiğini bildirdi.
Çıldır-Aktaş kara hudut kapısının, yap-iştet-devret modeliyle yeniden inşasına ilişkin çalışmaların bakanlık bünyesinde devam ettiğini ifade eden Arınç, ''Bu çerçevede diğer bazı kara hudut kapılarımızı, yap-işlet-devret modeliyle işletmekte olan TOBB Gümrük ve Turizm İşletmeleri T.A.Ş'ye teklifte bulunulmuş, şirket tarafından bu yönde çalışmalara başlanılmıştır'' dedi.
Ardahan'dan doğrudan Ermenistan'a açılan bir kapının bulunmadığına işaret eden Arınç, bu ülkeyle mevcut hudut kapılarının faaliyete geçirilmesine yönelik çalışma ve işlemlerin Dışişleri Bakanlığınca yürütüldüğünü kaydetti.
Arınç, Diyanet İşleri Başkanlığının Somali'ye yardım için 5 Ağustos 2011'de başlatılan 'Afrika'ya Yardım Kampanyası'nda 126 milyon 957 bin 784,38 lira, 1 milyon 680 bin 647,91 dolar, 9 milyon 408 bin 987,24 Avro toplandığını bildirdi. Diyanet İşleri Başkanlığınca camilerde sunulan hizmetlerde, cami ve müştemilatı sayılan yerlerde siyasi anlam taşıyacak herhangi bir etkinliğe izin verilmediğini belirten Arınç, seçim süreçlerinde bu konuda ayrıca gerekli önlemlerin alındığını dile getirdi.
CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in, 26 Ağustos 2011'de, Şile'deki camilerde cuma namazı hutbelerinde ''Başbakan'ın Şile-TEM bağlantısı açılışının yapacağının duyurulduğu'' iddialarını sorması üzerine Arınç, bu tarihte bir duyurunun, hiçbir camide, hiçbir görevli tarafından yapılmadığını belirtti.
Başbakan Yardımcısı Arınç, son dönemde, diğer gelişen ülke para birimleriyle birlikte Türk Lirası'nın da bir miktar değer kaybettiğine işaret etti. Arınç, değer kaybının en önemli nedeni olarak, Avrupa bölgesindeki bazı ülkelerin, ülke borçlarına ilişkin endişelerinin artması, büyüme beklentilerindeki zayıflamayla gerileyen küresel risk iştahının gösterildiğini kaydetti.
Arınç, Yunanistan'ın kamu borçlanmalarında yaşanan sorunlarla başlayan değer kayıplarının, AB'den mali yardım almasıyla bir miktar azaldığını ancak Yunanistan'ın mali disiplinde isteksizliği, siyasi gelişmeler sonrasında tekrar arttığını anlattı. Bülent Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Mali yardımlara kaynak sağlayan ülkelerin bir süre sonra mali güçlük çekmeye başlayabilecekleri ve kredi notlarının indirilebileceği, bunun sonucunda bu ülkelerin de borçlanma maliyetlerinin artabileceği beklentileri, dolara olan talebi daha da artırmıştır. Bu gelişmelerin yansıması olarak, risk alma ve yatırım yapma iştahındaki azalma sonucunda, neredeyse tüm para birimleri dolar karşısında değişen oranlarda değer kayıplarına uğradı. Küresel piyasaların önemli bir parçası olan Türk Lirası da diğer tüm gelişmekte olan ülke para birimleri gibi değer kaybederken, uğradığı değer kaybı, bir çok ülke para biriminden daha az olmuştur. Merkez Bankası, finansal istikrarın, fiyat istikrarının ön koşullarından biri olduğunun bilinciyle, ülkemiz döviz piyasasının etkin şekilde çalışabilmesi için gerekli önlemleri almaktadır. Piyasalardaki aşırı oynaklığı önlemek ve döviz piyasasında akışkanlığı sağlamak amacıyla döviz piyasalarında arz ve talep yönlü önlemler almıştır.''
Eskişehir'in 2013 Türk kültür başkenti olması konusunda çalışmalara yön vermek üzere yasa tasarısı hazırlık çalışmalarının sürdüğünü dile getiren Arınç, yakın tarihte TBMM gündemine gelmesinin planlandığını kaydetti.
Arınç, 23 Ekim 2011'de meydana gelen Van Erciş depremi nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 29 cami ve 8 Kuran kursunun hasar gördüğünü belirterek, hasar gören camileri sıraladı.
Bülent Arınç, yükselen döviz fiyatları karşısında kredi borcunu ödeyemeyen vatandaşlara yönelik BDDK'ca yürütülen herhangi bir çalışmanın olmadığını bildirdi.
Bugün itibariyle TRT Genel Müdürlüğü'nde 6 bin 211 memur, 835 sözleşmeli olmak üzere 7 bin 46 personel istihdam edildiğini belirten Arınç, ''AK Parti Hükümetleri döneminde, KPSS sonucu, mahkeme kararı uygulaması, şehit yakını ve benzeri olmak üzere bin 333 personel ataması yapıldı, 2 bin 836 kişi de emekli oldu'' diye konuştu.
TRT 1'in tüm gün izlenme oranlarının 2008'den 2010'a kadar sabit kaldığına işaret eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ancak başarı grafiği artan bir ivme kazanan TRT 1, Şubat'ta başarılı yapımlarla birlikte izlenme oranlarını özellikle AB sosyo ekonomik statüsü daha yüksek kişiler grubunda 2011 yılı prime time ortalamasına göre yüzde 50 arttırdı. TRT 1 kanalı, TRT'nin kendi kanalları içinde en çok izlenen kanal olup, TRT Müzik kanalı da prime time zaman diliminde ülkemizde en çok izlenen müzik kanalı, TRT Haber Kanalı tüm gün zaman diliminde ülkemizde en çok izlenen haber kanalı, TRT Çocuk kanalı ise hem tüm gün hem prime time zaman diliminde ülkemizde açık ara en çok izlenen çocuk kanalı olma başarısını sürdürüyor.
Siyasi partilerin yayın süreleriyle ilgili olarak TBMM'deki temsil oranları dikkate alınmakla birlikte haber değeri taşıması kaydıyla, tüm siyasi parti temsilcileri ve hükümet üyelerine, TRT haber bülteni ve programlarında yer veriliyor.''
Arınç, kamu yayıncılığı yapan kuruluşların tarafsız ve adaletli olması gerektiğine dikkati çekti.
Arınç, Vakıflar Kanununun geçici 7. maddesi kapsamında cemaat vakıflarınca bin 410 adet taşınmazın vakıfların iadesi için başvurulduğunu, Vakıflar Meclisince sadece 181 adet taşınmazın vakıfları adına tesciline karar verildiğini belirtti.
Çalınan eserlerin duyurularının ve takibinin yapılması için 2002'de Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu oluşturulduğunu anımsatan Arınç, bunun daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla yapıldığını anlattı.
Arınç, 2002-2010 arasında çalınan eserlerden 667 adetinin yurt içi ve dışında ele geçirildiğini, 2011'de 27 hırsızlığın olduğunu, 60 eserin hırsızlık duyurusunun yapıldığını bildirdi. Daha sonra soru soran milletvekilleri söz aldı.
CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, Arınç'ın çarpıttığını, inkar ettiğini ileri sürdü. Özkes, Şile merkez ve köy camilerinde cuma namazı hutbelerinde Başbakan'ın Şile-TEM bağlantısı açılışı yapacağının ilan edildiğine dair vatandaşların tuttuğu tutanakların elinde olduğunu söyledi. Özkes, olmayan birşeyi sormadığını ifade ederek, ''Gerçek olan birşeyi inkar etmek, yok göstermek bazı muhteremlerin en bariz vasıfları haline geliyor'' dedi.
Bunun üzerine yeniden söz alan Arınç, Özkes'in rencide edici şekilde, çarpıtma olduğunu ifade ettiğini belirterek, Özkes'e, ''Siz Şile'de hazır bulundunuz mu, bizzat duydunuz mu-'' diye sordu. Arınç, ''Bizzat duyduysanız bir milletvekilimin sözüne itibar ederim. Verdiğim cevabı alıp çöp kutusuna atabilirsiniz. Ama birilerinden duyarak bunu bu şekilde bize sorduysanız, size düşen de Başbakan Yardımcısının verdiği cevabı doğru kabul etmektir. Parlamentoya girdiğinizden bu yana konuşmalarınızın, sözlerinizin daha özenli olması gerektiğini düşünüyorum. Bir eleştiri olarak takdim edeyim'' diye konuştu.
Arınç'ın konuşmasının ardından Özkes, sataşma olduğu gerekçesiyle söz almak istedi. AK Parti Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Özkes'in sataşmanın gerekçesini açıklaması gerektiğini belirtirken, bazı AK Parti'li milletvekilleri Özkes'e tepki gösterdi. Bahçekapılı'nın Özkes'in üzerine yürümesi karşısında araya milletvekilleri girdi. Ortamın gerginleşmesi üzerine TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam birleşime ara verdi.
Bu arada, TBMM Genel Kurulunda Danışma Kurulu önerisi getirildi. Kabul edilen öneriyle, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanun Tasarısı ile Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı, gündemin iki ve üçüncü sırasına alındı. Her iki tasarı da temel yasa olarak Genel Kurulda görüşülecek.
TBMM Genel Kurulunda, üstün yetenekli çocuklarla ilgili araştırma önergelerinin birleştirilerek görüşülmesine başlandı. Önerge üzerinde Hükümet adına konuşan Milli Eğitim Bakanı Dinçer, bakanlık bünyesindeki Özel Eğitim Genel Müdürlüğünün ağırlıklı olarak engelli çocuklar üzerinde yoğunlaşmakla birlikte özel yetenekli çocuklar konusunda da programlar geliştirdiğini anlattı. Bakanlıktaki yeniden yapılanmada, ''özel yetenekler grup başkanlığı'' adı altında yeni bir birim kurulduğunu anlatan Dinçer, bu alanda gelişme sağlamak üzere bir ekip de oluşturulduğunu kaydetti.
TBMM'nin konuya yapacağı katkının kendileri için de önemli bir katkı olacağını vurgulayan Dinçer, şöyle konuştu:
''Dünyada toplam nüfusun yüzde 2'sinin üstün yetenekli olduğu kabul ediliyor. Bizde de yüzde 2'lik bir oranı baz olarak alarak değerlendirme yapıyoruz. Bakanlıkta oluşturulan yeni birim, bu kesimin tespitinin yapılması, eğitimlerinin yaygınlaştırılması, bu alanda görev alacak öğretmenlerin yetiştirilmesi, personelin de uzmanlıkları olması konusunda program ve çalışmayı yürütecek. Bu çocukların tanınması, tanımlanması, teşhis edilmesi ve eğitim programları konusunda dünyada farklı modeller uygulanıyor.
Türkiye'de daha çok bireyselleştirilmiş eğitim programları ağırlıklı olarak, ama zaman zaman da diğer modeller uygulanıyor. Biz hızlandırılmış ve zenginleştirilmiş eğitim programı olarak kullanıyoruz. Bunu yaparken bilim sanat merkezleri, fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, güzel sanatlar ve spor liseleri gibi okullarda üstün yetenekli çocuklar için özel programlar uyguluyoruz. Herhangi bir çocuğun üstün yetenekli ve zekası olduğu düşünülüyorsa, bir takım test ve teşhise tabi tutularak yeteneklerine uygun eğitim almaları için özel programlar yapılıyor. Türkiye'de 57 ilde 63 bilim sanat merkezleri var. Bilim sanat merkezlerinin teşhis ve tanı uygulamalarında, bireye yönelik eğitim programlarının geliştirilmesinde yeteri kadar uzman olmadığı için sorunlar yaşıyoruz. Türkiye'de şu ana kadar 10 bin 960 öğrenciye kendi yetenekleri doğrultusunda bireyselleştirilmiş eğitim uyguluyoruz.''
Dinçer, üstün yetenekli çocuklar için sınıf yükseltme uygulaması olduğunu belirterek, ilköğretime yeni başlamış olanların 1. sınıfta farkedilmesi halinde üst sınıflarda eğitime başlamanın uygulandığını vurguladı.
Bütün bu çabaların 2009 yılına kadar MEB'nin birey üzerinde odaklanarak yürüttüğü çalışmalar şeklinde gerçekleştiğini anlatan Bakan Dinçer, ''Ulusal düzeyde strateji çalışması yapılmamıştı. Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu, üstün yetenekli çocukların eğitimine yönelik ulusal düzeyde strateji geliştirilmesi için proje başlattı. Bizler bu stratejiyi hazırlamayı üstlendik. Taslak çalışmalarımız tamamlandı ancak henüz karara bağlanmadı. Bu strateji hazırlık sürecinde uzman ve STK'larla çalıştık'' dedi.
Üstün yetenekli çocuklarla ilgili yapılan çalışmalar ve toplantılar hakkında bilgi veren Dinçer, TBMM'nin konuyla ilgili çalışması ve ortaya koyacağı araştırmaların kendilerine güç vereceğini ifade etti.
CHP Grubu adına konuşan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı da üstün yetenekli doğan çocukların çevresel etkilerle daha iyi ya da daha kötü olabildiğine işaret ederek, ''Kurulacak araştırma komisyonu, bu kişilerin genetik yapısına müdahale edemeyeceğine göre çevresel etkilerin iyileştirmesine yardımcı olabilir'' dedi.
Bebeğin anne karnından başlayarak beslenme, aile ortamı, toplumun etkileri ve eğitiminin ''çevresel etkenler'' arasında sayılabileceğini anlatan Atıcı, doğan her bireyin üstün yetenekli olabileceğinin kabul edilerek yaklaşılması gerektiğini söyledi. ''İlkokulda çocuğun üstün yetenekli olduğunun farkına vardığımızda geç kalmış olabiliriz'' diyen Atıcı, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Çok küçük girişimlerle üstün zekalıları çok erken yaşta tespit edip ve bunlarla özel olarak ilgilenmek görevimizdir. Zeka dinamiktir, doğumdan ölüme kadar değişiklik gösterebilir. Bu bireyler sürekli desteklenmeli. Çünkü bu bireyler zekalarının yönlendirilmesini beklerler. Nasıl olsa üstün yetenekli bunlar diye bir kenara koymak büyük bir yanlıştır ve sorunlara neden olabilir. Bu kişiler zekalarını kötü amaçla da kullanabilirler. Bu nedenle kendi düzeylerine uygun eğitim almalıdırlar.''
Üstün yetenekli çocuklara verilecek eğitimin ayrıcalık değil, ihtiyaç olduğunu kaydeden Atıcı, ''Nasıl ki zekası kısıtlı olanlarla özel olarak ilgileniyorsa, üstün yetenekli çocuklarla da özel olarak ilgilenmeli'' dedi.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ise önerge üzerinde yaptığı konuşmada, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran yasa teklifi görüşülürken konunun ele alınmasının yanlış olduğunu savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın Şırnak'ın Uludere ilçesindeki olayda yaşamını yitirenlerin ailelerini ziyaret ettiğini hatırlatan Kaplan, ''Bugün Başbakan'ın eşi Roboski'deydi; O da oralı, Siirt'li, yabancı değil. Roboski'de 40 lira için kaçağa giden, vücudu paramparça olan ilkokul öğrencisini ve onun annesini gözünüzün önüne getirin. Siz bu eğitim sistemiyle onlara sahip çıkamamışsınız. Ölenlerin 14'ü ilkokul öğrencisiydi, bir defter, kalem, kurs parası için paramparça olan hayatlardı. Onların aileleri hem ağladılar hem sitem ettiler hem de adalet istediler. Adaletle beraber eğitim de istendi. Sadece bir dilde mi sanat yapılır, eser üretilir- Hiçbir üstün yetenekli çocuk, kendi anadilindeki kadar gelişemez'' diye konuştu.
Eğitim sistemindeki değişiklik için acele edilmemesini, gerekirse 1-2 yıl üzerinde çalışılmasını isteyen Kaplan, ''28 Şubat'ı eleştiriyorsunuz ama 28 Şubat'ın bir başka versiyonunu buraya getiriyorsunuz. Bunlar Türkiye'ye kaybettirir'' dedi. (15:05)
**** HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
