2013-11-19 - 15:23
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, dershaneler konusunun CHP'nin de gündeminde olduğunu ve konuya duyarlı olduklarını belirterek, "Öğrencilerimizi dershaneye mecbur kılan eğitim sistemi değişmedikçe bu sistem değişmez. O sistemi değiştirmek için gelin her türlü katkıyı veririz" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, dershaneler konusunun CHP'nin de gündeminde olduğunu ve konuya duyarlı olduklarını belirterek, "Öğrencilerimizi dershaneye mecbur kılan eğitim sistemi değişmedikçe bu sistem değişmez. O sistemi değiştirmek için gelin her türlü katkıyı veririz" dedi.
Kılıçdaroğlu, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kılıçdaroğlu, konuşması öncesinde DSP ve DYP'den partisine katılan sekiz kişiye CHP rozetlerini taktı. AK Parti iktidarının Türkiye'yi ayrıştırdığını ve kutuplaştırdığını, her zamankinden daha fazla CHP'ye ihtiyaç olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ülkenin ihtiyacı olan birliği ve temiz siyaseti CHP'nin sağlayabileceğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, vefat eden tiyatro sanatçısı Nejat Uygur ile gazeteci, yazar, araştırmacı Aytunç Altındal'a Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.
Bir toplumun yaşam kalitesini belirleyen temel unsurlardan birinin sanat olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, diktatörlerin egemen olduğu toplumlarda sanatçıların bedel ödediğini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı olaylarının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın olaylara destek veren özel tiyatroların ödeneklerini kestiğini iddia ederek, "Benim verdiğim vergiyi sen nasıl kesebilirsin. O tiyatrolara destek verilmesi lazım. Tiyatrolara yardım yapılacak, devletin yardımı. 1980'li yıllardan bu yana hiçbir ayrım yapılmıyor. Ama 'sen beni eleştirirsen, ben keserim'. Yandaş sanat oluşturulmaya çalışılıyor. Tehlikeli olan budur. Yandaş sanat olmaz. Kendisini iktidarın emrine veren sanatçı olmaz. Onlara da sanatçı denmez" diye konuştu.
Konuşmasında, dershanelere ilişkin tartışmalara değinen Kılıçdaroğlu, dershanelerin eğitim sistemi içinde bir sebep değil, sonuç olduğunu vurguladı.
Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Oturmuş karar vermiş beyefendi; 'dershaneler kapanacak'. Kimsin sen? Sen kendini evinin kralı zannedebilirsin ama ülkenin kralı değilsin. Bu ülke sahipsiz değil. Sen kimsin de oturup böyle bir karar veriyorsun? Önce oturup adam gibi düşüneceksin; neden bu dershaneler var? 4 binin üzerinde dershane var. 50 bin öğretmen çalışıyor, diğer çalışanlarla birlikte 100 bin. Oturuyorsun masa başına 'ben bunları kapatacağım' diyorsun. Kimsin sen ? Nereden alıyorsun bu yetkiyi? Dershaneleri kapatacaksan önce adam gibi otur, pedagogları çağır, eğitim sistemini adam gibi masaya yatır. Bu dershanelere neden bu öğrenciler mecbur kalıyorlar? Bu eğitim sisteminin aksayan yönleri ne? Otur bunları bir tartış, konuş bakalım. Çağdaş insan, düşünen insan, toplumda ayrıştırma yaratmayan insan önce bunları düşünür. Dershaneler bir sonuçtur, başlangıç değil ki."
Turgut Özal'ın da dershaneleri kapatmak için bir proje geliştirdiğini, özel eğitim kurumuna dönüşen dershanelerden beş yıl vergi alınmaması uygulamasını gündeme getirdiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bu dönemde birçok dershanenin özel okula dönüştüğünü, ancak yaşananların, bu eğitim sistemi olduğu sürece dershanelerin de olacağı gerçeğini ortaya çıkardığını söyledi.
Anne ve babaların çocuklarını mecburiyetten dershanelere gönderdiğini belirten Kılıçdaroğlu, kapatılması halinde merdiven altına ineceğini, zengin ailelerin çocuklarının özel derslere yöneleceğini, fakir ailelerin çocuklarının ise büyük sıkıntı çekeceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Bu konu bizim de gündemimizdedir. Bu konuda hassasız, duyarlıyız. Öğrencilerimizi dershaneye mecbur kılan eğitim sistemi değişmedikçe bu sistem değişmez. O sistemi değiştirmek için gelin her türlü katkıyı veririz" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, iktidarın açıklamaları dinlendiğinde Türkiye'nin güllük gülistanlık göründüğünü, oysa ülkenin birçok sıkıntıyla mücadele ettiğini ileri sürdü.
Eğitim sisteminin büyük bir trajedi yaşadığını, 300 bin öğretmenin atama beklediğini belirten Kılıçdaroğlu, Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmen ihtiyacının ise 140 bin olduğunu söyledi. Büyük kentlerde matematik, Türkçe gibi temel derslerin öğretmeni bulunmayan okullar olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, "Bu çocuklar dershaneye gitmeyip de ne yapsınlar?" diye sordu.
Kılıçdaroğlu 4+4+4 sistemi sonrasında 5 yaşındaki çocuğunu okula göndermek istemeyen ailelerin doktor raporu aldımak zorunda kaldığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Bu diktatör kalktı, bu raporu alan çocuklar için 'sizin çocuğunuz gerizekalıdır' suçlamasını yaptı. Bu kadar ağır bir suçlama. Annelere, bütün kadınlara sesleniyorum; sizin çocuğunuza bu kadar ağır bir suçlama yapan birisine oy verirseniz iki elim yakanızda olacak" dedi.
Konuşmasında ülkedeki ekonomik duruma ilişkin rakamlar da veren Kılıçdaroğlu, 2013 yılı Ekim ayı itibariyle vatandaşların bankalara olan borçlarının 322,2 milyar liraya ulaştığını söyledi. 2002 yılına göre borcun 49 kat arttığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Vatandaşa sesleniyorum; senin gelirin 2002'den bu yana 49 kat arttıysa koşa koşa git oyunu AKP'ye ver. Hiçbir zaman seni eleştirmeyeceğim. Ama borcun 49 kat artarken gelirin 49 kat artmıyorsa oturup düşüneceksin" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, 2012 yılında bankalara borcunu ödeyemeyen vatandaş sayısının yaklaşık 3 milyon olduğunu belirterek, icra dairelerindeki ekonomik krizin yaşandığı 2002 yılında 10 milyon, 2012 yılında ise 21 milyondan fazla dosya bulunduğunu söyledi. "Bunlar törenle icra dairesi açtılar. İnsan biraz utanır" diyen Kılıçdaroğlu, TÜİK rakamlarına göre Türkiye nüfusunun yüzde 63'ünün yoksulluk ve maddi yoksunluk içinde olduğunu bildirdi. TÜİK'in yaşam standardına yönelik bazı araştırmalarının sonuçlarını aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"AKP iktidarı son 10 yılda ne kadar para harcadı? 1 trilyon 600 milyar dolar para harcadı. Bütün cumhuriyet hükümetlerinin harcadığı paradan daha fazlasını harcadı. Vatandaş şu soruyu kendisine sormayacak mı? Bu paralar nereye gidiyor? Ben vergi veriyorsam birileri bunun hesabını bana vermeli. Yoksulluğu, borçları, icra dairelerini söyledim, bu para nereye gitti? Yırtık ayakkabı ile siyasete girip dünyanın en zengin başbakanlarından birisin. Bu halk sormalı, benim ödediğim vergileri sen nereye harcadın? Birileri köşeyi dönüyor, altıncı gemicik sahibi olanlar da var bu ülkede. İşte senin vergin oralara gidiyor. Senin paran oralara gidiyor. Birileri köşeyi dönüyor, bedelini sen ödüyorsun. gözü kapalı gidip AKP'ye oy vermeyeceksin. Vatandaşsan sorgulayacaksın."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Şivan Perwer'in, çıktığı sahnede sanatçı kimliğini geride bıraktığını, AK Parti'nin, seçim propagandası afişine malzeme olduğunu savunarak, "Diyarbakır'a gittin, sahneye çıktın. Roboski'de, yani Uludere'de ?öldürülen 34 yurttaşımızın hesabı verilmeden, hesabı sorulmadan hangi yüzle Erdoğan'a övgüler düzüyorsun?" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, Ahmet Kaya'nın, bir sanatçı, devrimci ve müzisyen olduğunu, mağrurun, zalimin yanında değil, zulme uğrayanların yanında yer aldığını söyledi.
Ahmet Kaya'nın, haksızlığa, hukuksuzluğa direndiğini, mücadele ettiğini, mücadelesinden asla vazgeçmediğini belirten Kılıçdaroğlu, Kaya'yı saygın, sanatçı kılanın da bu duruşu olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, Kaya'nın, "Ben devrimciyim, benim kimliğim var, halktan yanayım, halkın çıkarlarını savunurum" dediğini ifade ederek, "Çünkü o biliyordu ki iktidar yalakasından sanatçı çıkmaz" dedi.
Kılıçdaroğlu, diktatörlerin temel özelliğinin, dini, etnik kimliği, sanatçıları, her şeyi istismar etmesi olduğunu, kendi çıkarları uğruna her şeyi feda edeceklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ahmet Kaya'yı da istismar ettiğini savunan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Diyarbakır'da, 'Ahmet Kaya, bugün yaşasaydı, o da bugün aramızda olurdu' diyor. Ahmet Kaya yaşasaydı, Gezi eylemcilerinin yanında olurdu ve şimdi hapisteydi. Neden Gezi eylemcilerinin yanında olurdu: Gezi eylemlerinde, Taksim protestolarında 7 bin 478 yurttaşımız polis şiddetiyle yaralandı, 91 kişi kafa travmasına uğradı, binlerce genç insan işkence gördü, görmeye devam ediyor, gencecik çocuklarımızdan 10'u aşkını gözünü yitirdi, bir kişinin dalağı alındı, 7 gencimiz hayatının baharında öldürüldü. Ahmet gibi duyarlı bir sanatçı, böyle bir olay karşısında Recep Tayyip Erdoğan'a övgüler düzebilir miydi, böyle bir şey yapabilir miydi? Ahmet Kaya'yı istismar etme. Ahmet Kaya yaşasaydı Gezi eylemcilerinin yanında olurdu, sen de onun karşısında olurdun. Ahmet Kaya, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz için türküler, ağıtlar yakardı. O bu toprakların insanıydı, mazlumun yanında, zalimin karşısındaydı. Sen Ahmet Kaya'yı tanımıyorsun, türkülerini bile dinlememişsin. Ahmet Kaya kimdir onu bile bilmiyorsun, çünkü sen içinden geldiği gibi konuşamıyorsun, cama yazıyorlar, oradan okuyorsun. Camdan adam olmaz. Ahmet Kaya, 12 Eylül zulmüne uğrayan, hapislerde çürüyen pek çok insan için türküler yazdı, söyledi, ağıtlar yaktı. Onları hepimiz dinledik. Ahmet Kaya'yı sen nasıl ağzına alabilirsin, bir diktatör Ahmet Kaya'yı nasıl ağzına alabilir? Senin özel yetkili mahkemelerin Ahmet Kaya'nın dışarıya gitmesine yol açtı. Sen şimdi özel yetkili mahkemeleri savunmuyor musun? Ahmet Kaya'nın bir türküsü var: Haydi sen işine git/ Herkes kendi işine/ -Sokaklarımda, Taksim, Uludere'de- zulüm var lo/ Düşemem zalimin, -Tayip'in- peşine lo. Diye seslenirdi Ahmet Kaya."
Kılıçdaroğlu, hiçbir sanatçının sürgüne gönderilmesini istemediklerini, toplumun, bunun acısını çok çektiğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, kanser hastasıyken yurt dışına tedavi olmaya gitmek isteyen Ruhi Su'ya, Kenan Evren ve arkadaşlarının pasaport vermediğini anımsattı.
Şivan Perwer'in önemli bir sanatçı olduğunu, Halepçe vahşetini en güzel okuyanlardan biri olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Kürtçe'yi bilmesek bile o türküyü dinlediğimizde tüylerimiz diken diken olur, orada bir insanlık dramının anlatıldığını biliriz" dedi.
Kılıçdaroğlu, Perwer'in, Halepçe ağıtında "İmdat imdat, yine bize fermandır. Yukarıdan jetlerin gümbürtüleri, homurtu sesleri geliyor. Her yeri taş, ateş, duman, sis içinde bırakıyor. Aşağıdan ise çocukların çığlıkları, anne, babalarının imdatlarının sesi geliyor" dediğini anımsattı.
Kılıçdaroğlu, Perwer'e, "Diyarbakır'a gittin, sahneye çıktın. Roboski'de, yani Uludere'de öldürülen 34 yurttaşımızın hesabı verilmeden, hesabı sorulmadan hangi yüzle Erdoğan'a övgüler düzüyorsun?" diye sordu.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Dışarıda oturacaksın, Uludere'de öldürülen yurttaşlara üzüldüğünü söyleyeceksin, failleri meydanda, talimatı veren Erdoğan, sen ona övgüler düzeceksin. Sen sanatçısın, sesine, sanatına saygı duyarız ama sanatçı zalimin yanında yer alan kişi değil, zalimin karşısındadır. Ahmet Kaya gibi. Otur Ahmet Kaya'nın gösterdiği yürekliliği göster. Şivan Perwer de unutmasın, çıktığı sahnede bir sanatçı kimliğini geride bıraktı. AKP'nin seçim propagandası afişine malzeme oldu. Bir sanatçı o duruma asla düşmemeli" diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, toplumun, bütünleştirmek yerine ayrıştırıldığını savunarak, "Sonra kalkıp Diyarbakır'da barıştan söz ediyorsunuz. Ne için, yerel seçimlere ön hazırlık için" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, barışın bütün yurt sathında olması gerektiğini söyledi. A ilinde barış, B ilinde kavga olmayacağını belirten Kılıçdaroğlu, "Diyarbakır'da barıştan söz ediyor. Aslında sevinmedim değil. Çünkü acaba yeni bir cezaevi açılıştan mı söz edecek dedim. Barıştan söz ettiğine göre önemli bir aşama katetmiş" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır'da, "Şam'ın ağıtı bizim ağıtımız, Kamışlı'nın derdi bizim derdimiz" dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Peki kardeşim Kamışlı'nın derdi senin derdinse, Nusaybin'deki duvarı senin dublörün mü örüyor? Suriye'ye eline silah verip gönderdiği adamlar kimin adamları, git orada kardeşini öldür dediğin adamlar kimin adamları? Orada yakılan ağıtların sorumlusu sensin. Şunu söylese anlarım: Şam'da dökülen her kanın sorumlusu benim, orada kullanılan her silahı da ben temin ettim. Doğrudur söylediğin o zaman" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, bir dönem Mesud Barzani'yi, kuzey Irak'ta PKK'nın hamisi olmakla suçladığını, 2007'de bir televizyon programında, "Bizim muhatabımız oradaki Kürt liderler değildir. Irak'ın merkezi hükümetidir. Ben merkezi hükümetin cumhurbaşkanıyla da başbakanı ile de görüştüm. Ama bunun dışındaki bir kabile reisiyle ben görüşmem" dediğini söyledi.
Daha dün, kabile reisi dediği kişinin Diyarbakır'a geldiğini ve Erdoğan'ın da koşa koşa ayağına gittiğini savunan Kılıçdaroğlu, hangi Erdoğan'a inanacakları sorusunu yöneltti. "Bedende iki ruhu taşıyan bir kişi, başbakanlık koltuğuna oturabilir mi?" diye soran Kılıçdaroğlu, Irak'ın da Barzani'nin de değişmediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın değiştiğini ileri sürerek, "Öyle bir değişime uğradı ki adeta Barzani'nin başındaki konfetileri ayıklama görevini üstlendi. Kimsin sen, neden bu ülkeyi bu hale getiriyorsun? Dil sürçmesi değil, kafasının arkasındaki bir düşünce. Ahmet Kaya'nın 'hoşçakal gözüm'ünü, 'hoşçakal çözüm' diye okuyor. Kafasının arkasında bu. Erdoğan budur" görüşünü savundu.
Kılıçdaroğlu, Diyarbakır'da toplantı yapıldığını, gözyaşları akıtıldığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, orada bir annenin, oğlu Medeni Yıldırım'ın katilinin bulunmasını istediğini, "Erdoğan, senin vicdanın yok mu, oğlumun katillerini neden bulmuyorsun?" dediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, bu kadının sesinin, o meydanda toplanan binlerin sesinden daha güçlü olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:
"Çünkü o kadının yüreği yanıyor. Oğlunun katillerinin bulunmasını istiyor. Öbür tarafta ise bir şov yapılıyor. Bir yerel seçim şovu, her şey istismar edilerek yapılıyor. Diyarbakırlıların bu gerçeği görmesi lazım. Bir annenin çığlığı sizin vicdanınızı kanatmalı. Binlerce Diyarbakırlı bu tabloyu görmüyor, Erdoğan'ı alkışlıyor. Bu benim içime sinmiyor. Bir annenin feryadı, bir annenin talebi onbinlerden daha güçlüdür. Diyarbakır'da o miting yapılıyor, şovlar yapılıyor, sanatçılar çıkarılmış Erdoğan'a övgüler düzüyor. Türkü söyleniyor, koro halinde ağlıyorlar, ağlamaktan sorumlu bakan da var, hep beraber ağlıyor. Herhalde Ali İsmail Korkmaz için, Medeni Yıldırım için ağlamıyorlar. Aynı sıralarda İstanbul'da gösteri var. Berkin Elvan, 14 yaşında bir çocuk. Ekmek almaya gidiyor, polisin biber gazıyla yaralanıyor, uzun süredir komada. Anne, aile acılı. Sorumluların bulunması için gösteri yapılıyor. Polis şiddeti uygulanıyor, bir göstericinin ayağı kırılıyor. Diyarbakır'da herhalde bunun için ağlamıyorlar. Barış diyorlar, hangi barıştan söz ediyorsun?"
Kılıçdaroğlu, Roosevelt'in, "Barışa inanmak yetmez, istemek de gerekir. Barışı istemek de yetmez barış için çalışmak da gerekli" sözüne işaret ederek, barış için yürekli, cesur, kararlı olmak ve insanı sevmek gerektiğini anlattı.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, barış isteniliyorsa önce Suriye politikalarından vazgeçilmesi gerektiğini vurguladı. Kılıçdaroğlu, Diyarbakır'daki tablonun, yanlış Suriye politikasının ortaya koyduğu bir tablo olduğunu öne sürerek, şunları kaydetti:
"Suriye'de tökezlediler, ortaya çıkan tabloyu, Diyarbakır ile telafi etmeye çalışıyorlar. Barıştan mı söz ediyorsunuz, gelin özel yetkili mahkemeleri kaldıralım. Oturuyorsunuz saf saf, poşiler de takmışsınız, barıştan söz ediyorsunuz. Cihan Kırmızıgül poşi taktı diye 11 yıl hapis cezası verildi. Şivan Perver'e sormak istiyorum, Cihan Kırmızıgül 11 yıl mahkum oldu, sen Erdoğan'a nasıl övgüler düzüyorsun, sen bu gerçekleri görmüyor musun, hangi sanat adına bunları yapıyorsun? Barış istiyorsan, önce faili meçhul cinayetleri aydınlatacaksın. Toplantı ve gösteri hakkını genişletelim, gel. Barışı isteyen birisi toplumu bölmez. Şu Alevi, şu Sunni, şu Türk, şu meşru, şu gayrimeşru. Bir başbakanın ağzına yakışır mı? Toplumu bütünleştirmek varken ayrıştırıyorsunuz. Sonra kalkıp Diyarbakır'da barıştan söz ediyorsunuz. Ne için, yerel seçimlere ön hazırlık için.
Barıştan söz ediyorsan, siyasal partiler kanununu değiştirelim, lider sultasına son verelim, sen de rahat ol. 12 Eylül yasalarının arkasına sığınandan barış sözü çıktığında buna inanacak mıyız? Yüzde 10 seçim barajını kaldıralım. Barış istiyorsan, valin millete küfür etmeyecek, sen de etmeyeceksin. O lafın arkasında hiçbir Adanalı kalmamalı. Valinin lafı olmanın ötesine geçti, Erdoğan'ın lafıdır. Barış isteyeceksin, muhalefeti düşman gibi göreceksin. Bülent Arınç'a 'düşmanları sevindirme' diyor. Vatandaş ne zamandan beri düşman oldu. Bu adam barıştan söz ediyor. Allah akıl fikir versin."
Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, Diyarbakır'da 1318 tesisin açılışını yaptığını söylediğini belirterek, bu kadar tesis açılmışsa, Diyarbakır'ın artık doğunun Paris'i olduğunu düşündüğünü kaydetti.
TDK sözlüğünün tesisi, "bir şeyi inşa etmek, yapmak, kurmak, temelini atmak" şeklinde tanımladığına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Yol kenarlarında sanat yapıları var, ağaç dikersiniz, sanat yapısı olarak tanımlanıyor. Açtığı tesislerden 14'ü böyle. Asfalt yaptıklarını söylüyor, asfalt ne zamandan beri tesis? Tesis diye eski binalar onarılıyor, yeni tesis diye listelere konulmuş. Arazi toplulaştırma çalışmaları, bunlar idari işlem, neresi tesis? Destek programları var, her biri tesis olarak geçmiş" diye sözlerini tamamladı.
Kılıçdaroğlu, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kılıçdaroğlu, konuşması öncesinde DSP ve DYP'den partisine katılan sekiz kişiye CHP rozetlerini taktı. AK Parti iktidarının Türkiye'yi ayrıştırdığını ve kutuplaştırdığını, her zamankinden daha fazla CHP'ye ihtiyaç olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ülkenin ihtiyacı olan birliği ve temiz siyaseti CHP'nin sağlayabileceğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, vefat eden tiyatro sanatçısı Nejat Uygur ile gazeteci, yazar, araştırmacı Aytunç Altındal'a Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.
Bir toplumun yaşam kalitesini belirleyen temel unsurlardan birinin sanat olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, diktatörlerin egemen olduğu toplumlarda sanatçıların bedel ödediğini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı olaylarının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın olaylara destek veren özel tiyatroların ödeneklerini kestiğini iddia ederek, "Benim verdiğim vergiyi sen nasıl kesebilirsin. O tiyatrolara destek verilmesi lazım. Tiyatrolara yardım yapılacak, devletin yardımı. 1980'li yıllardan bu yana hiçbir ayrım yapılmıyor. Ama 'sen beni eleştirirsen, ben keserim'. Yandaş sanat oluşturulmaya çalışılıyor. Tehlikeli olan budur. Yandaş sanat olmaz. Kendisini iktidarın emrine veren sanatçı olmaz. Onlara da sanatçı denmez" diye konuştu.
Konuşmasında, dershanelere ilişkin tartışmalara değinen Kılıçdaroğlu, dershanelerin eğitim sistemi içinde bir sebep değil, sonuç olduğunu vurguladı.
Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Oturmuş karar vermiş beyefendi; 'dershaneler kapanacak'. Kimsin sen? Sen kendini evinin kralı zannedebilirsin ama ülkenin kralı değilsin. Bu ülke sahipsiz değil. Sen kimsin de oturup böyle bir karar veriyorsun? Önce oturup adam gibi düşüneceksin; neden bu dershaneler var? 4 binin üzerinde dershane var. 50 bin öğretmen çalışıyor, diğer çalışanlarla birlikte 100 bin. Oturuyorsun masa başına 'ben bunları kapatacağım' diyorsun. Kimsin sen ? Nereden alıyorsun bu yetkiyi? Dershaneleri kapatacaksan önce adam gibi otur, pedagogları çağır, eğitim sistemini adam gibi masaya yatır. Bu dershanelere neden bu öğrenciler mecbur kalıyorlar? Bu eğitim sisteminin aksayan yönleri ne? Otur bunları bir tartış, konuş bakalım. Çağdaş insan, düşünen insan, toplumda ayrıştırma yaratmayan insan önce bunları düşünür. Dershaneler bir sonuçtur, başlangıç değil ki."
Turgut Özal'ın da dershaneleri kapatmak için bir proje geliştirdiğini, özel eğitim kurumuna dönüşen dershanelerden beş yıl vergi alınmaması uygulamasını gündeme getirdiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bu dönemde birçok dershanenin özel okula dönüştüğünü, ancak yaşananların, bu eğitim sistemi olduğu sürece dershanelerin de olacağı gerçeğini ortaya çıkardığını söyledi.
Anne ve babaların çocuklarını mecburiyetten dershanelere gönderdiğini belirten Kılıçdaroğlu, kapatılması halinde merdiven altına ineceğini, zengin ailelerin çocuklarının özel derslere yöneleceğini, fakir ailelerin çocuklarının ise büyük sıkıntı çekeceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Bu konu bizim de gündemimizdedir. Bu konuda hassasız, duyarlıyız. Öğrencilerimizi dershaneye mecbur kılan eğitim sistemi değişmedikçe bu sistem değişmez. O sistemi değiştirmek için gelin her türlü katkıyı veririz" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, iktidarın açıklamaları dinlendiğinde Türkiye'nin güllük gülistanlık göründüğünü, oysa ülkenin birçok sıkıntıyla mücadele ettiğini ileri sürdü.
Eğitim sisteminin büyük bir trajedi yaşadığını, 300 bin öğretmenin atama beklediğini belirten Kılıçdaroğlu, Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmen ihtiyacının ise 140 bin olduğunu söyledi. Büyük kentlerde matematik, Türkçe gibi temel derslerin öğretmeni bulunmayan okullar olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, "Bu çocuklar dershaneye gitmeyip de ne yapsınlar?" diye sordu.
Kılıçdaroğlu 4+4+4 sistemi sonrasında 5 yaşındaki çocuğunu okula göndermek istemeyen ailelerin doktor raporu aldımak zorunda kaldığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Bu diktatör kalktı, bu raporu alan çocuklar için 'sizin çocuğunuz gerizekalıdır' suçlamasını yaptı. Bu kadar ağır bir suçlama. Annelere, bütün kadınlara sesleniyorum; sizin çocuğunuza bu kadar ağır bir suçlama yapan birisine oy verirseniz iki elim yakanızda olacak" dedi.
Konuşmasında ülkedeki ekonomik duruma ilişkin rakamlar da veren Kılıçdaroğlu, 2013 yılı Ekim ayı itibariyle vatandaşların bankalara olan borçlarının 322,2 milyar liraya ulaştığını söyledi. 2002 yılına göre borcun 49 kat arttığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Vatandaşa sesleniyorum; senin gelirin 2002'den bu yana 49 kat arttıysa koşa koşa git oyunu AKP'ye ver. Hiçbir zaman seni eleştirmeyeceğim. Ama borcun 49 kat artarken gelirin 49 kat artmıyorsa oturup düşüneceksin" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, 2012 yılında bankalara borcunu ödeyemeyen vatandaş sayısının yaklaşık 3 milyon olduğunu belirterek, icra dairelerindeki ekonomik krizin yaşandığı 2002 yılında 10 milyon, 2012 yılında ise 21 milyondan fazla dosya bulunduğunu söyledi. "Bunlar törenle icra dairesi açtılar. İnsan biraz utanır" diyen Kılıçdaroğlu, TÜİK rakamlarına göre Türkiye nüfusunun yüzde 63'ünün yoksulluk ve maddi yoksunluk içinde olduğunu bildirdi. TÜİK'in yaşam standardına yönelik bazı araştırmalarının sonuçlarını aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"AKP iktidarı son 10 yılda ne kadar para harcadı? 1 trilyon 600 milyar dolar para harcadı. Bütün cumhuriyet hükümetlerinin harcadığı paradan daha fazlasını harcadı. Vatandaş şu soruyu kendisine sormayacak mı? Bu paralar nereye gidiyor? Ben vergi veriyorsam birileri bunun hesabını bana vermeli. Yoksulluğu, borçları, icra dairelerini söyledim, bu para nereye gitti? Yırtık ayakkabı ile siyasete girip dünyanın en zengin başbakanlarından birisin. Bu halk sormalı, benim ödediğim vergileri sen nereye harcadın? Birileri köşeyi dönüyor, altıncı gemicik sahibi olanlar da var bu ülkede. İşte senin vergin oralara gidiyor. Senin paran oralara gidiyor. Birileri köşeyi dönüyor, bedelini sen ödüyorsun. gözü kapalı gidip AKP'ye oy vermeyeceksin. Vatandaşsan sorgulayacaksın."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Şivan Perwer'in, çıktığı sahnede sanatçı kimliğini geride bıraktığını, AK Parti'nin, seçim propagandası afişine malzeme olduğunu savunarak, "Diyarbakır'a gittin, sahneye çıktın. Roboski'de, yani Uludere'de ?öldürülen 34 yurttaşımızın hesabı verilmeden, hesabı sorulmadan hangi yüzle Erdoğan'a övgüler düzüyorsun?" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, Ahmet Kaya'nın, bir sanatçı, devrimci ve müzisyen olduğunu, mağrurun, zalimin yanında değil, zulme uğrayanların yanında yer aldığını söyledi.
Ahmet Kaya'nın, haksızlığa, hukuksuzluğa direndiğini, mücadele ettiğini, mücadelesinden asla vazgeçmediğini belirten Kılıçdaroğlu, Kaya'yı saygın, sanatçı kılanın da bu duruşu olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, Kaya'nın, "Ben devrimciyim, benim kimliğim var, halktan yanayım, halkın çıkarlarını savunurum" dediğini ifade ederek, "Çünkü o biliyordu ki iktidar yalakasından sanatçı çıkmaz" dedi.
Kılıçdaroğlu, diktatörlerin temel özelliğinin, dini, etnik kimliği, sanatçıları, her şeyi istismar etmesi olduğunu, kendi çıkarları uğruna her şeyi feda edeceklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ahmet Kaya'yı da istismar ettiğini savunan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Diyarbakır'da, 'Ahmet Kaya, bugün yaşasaydı, o da bugün aramızda olurdu' diyor. Ahmet Kaya yaşasaydı, Gezi eylemcilerinin yanında olurdu ve şimdi hapisteydi. Neden Gezi eylemcilerinin yanında olurdu: Gezi eylemlerinde, Taksim protestolarında 7 bin 478 yurttaşımız polis şiddetiyle yaralandı, 91 kişi kafa travmasına uğradı, binlerce genç insan işkence gördü, görmeye devam ediyor, gencecik çocuklarımızdan 10'u aşkını gözünü yitirdi, bir kişinin dalağı alındı, 7 gencimiz hayatının baharında öldürüldü. Ahmet gibi duyarlı bir sanatçı, böyle bir olay karşısında Recep Tayyip Erdoğan'a övgüler düzebilir miydi, böyle bir şey yapabilir miydi? Ahmet Kaya'yı istismar etme. Ahmet Kaya yaşasaydı Gezi eylemcilerinin yanında olurdu, sen de onun karşısında olurdun. Ahmet Kaya, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz için türküler, ağıtlar yakardı. O bu toprakların insanıydı, mazlumun yanında, zalimin karşısındaydı. Sen Ahmet Kaya'yı tanımıyorsun, türkülerini bile dinlememişsin. Ahmet Kaya kimdir onu bile bilmiyorsun, çünkü sen içinden geldiği gibi konuşamıyorsun, cama yazıyorlar, oradan okuyorsun. Camdan adam olmaz. Ahmet Kaya, 12 Eylül zulmüne uğrayan, hapislerde çürüyen pek çok insan için türküler yazdı, söyledi, ağıtlar yaktı. Onları hepimiz dinledik. Ahmet Kaya'yı sen nasıl ağzına alabilirsin, bir diktatör Ahmet Kaya'yı nasıl ağzına alabilir? Senin özel yetkili mahkemelerin Ahmet Kaya'nın dışarıya gitmesine yol açtı. Sen şimdi özel yetkili mahkemeleri savunmuyor musun? Ahmet Kaya'nın bir türküsü var: Haydi sen işine git/ Herkes kendi işine/ -Sokaklarımda, Taksim, Uludere'de- zulüm var lo/ Düşemem zalimin, -Tayip'in- peşine lo. Diye seslenirdi Ahmet Kaya."
Kılıçdaroğlu, hiçbir sanatçının sürgüne gönderilmesini istemediklerini, toplumun, bunun acısını çok çektiğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, kanser hastasıyken yurt dışına tedavi olmaya gitmek isteyen Ruhi Su'ya, Kenan Evren ve arkadaşlarının pasaport vermediğini anımsattı.
Şivan Perwer'in önemli bir sanatçı olduğunu, Halepçe vahşetini en güzel okuyanlardan biri olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Kürtçe'yi bilmesek bile o türküyü dinlediğimizde tüylerimiz diken diken olur, orada bir insanlık dramının anlatıldığını biliriz" dedi.
Kılıçdaroğlu, Perwer'in, Halepçe ağıtında "İmdat imdat, yine bize fermandır. Yukarıdan jetlerin gümbürtüleri, homurtu sesleri geliyor. Her yeri taş, ateş, duman, sis içinde bırakıyor. Aşağıdan ise çocukların çığlıkları, anne, babalarının imdatlarının sesi geliyor" dediğini anımsattı.
Kılıçdaroğlu, Perwer'e, "Diyarbakır'a gittin, sahneye çıktın. Roboski'de, yani Uludere'de öldürülen 34 yurttaşımızın hesabı verilmeden, hesabı sorulmadan hangi yüzle Erdoğan'a övgüler düzüyorsun?" diye sordu.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Dışarıda oturacaksın, Uludere'de öldürülen yurttaşlara üzüldüğünü söyleyeceksin, failleri meydanda, talimatı veren Erdoğan, sen ona övgüler düzeceksin. Sen sanatçısın, sesine, sanatına saygı duyarız ama sanatçı zalimin yanında yer alan kişi değil, zalimin karşısındadır. Ahmet Kaya gibi. Otur Ahmet Kaya'nın gösterdiği yürekliliği göster. Şivan Perwer de unutmasın, çıktığı sahnede bir sanatçı kimliğini geride bıraktı. AKP'nin seçim propagandası afişine malzeme oldu. Bir sanatçı o duruma asla düşmemeli" diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, toplumun, bütünleştirmek yerine ayrıştırıldığını savunarak, "Sonra kalkıp Diyarbakır'da barıştan söz ediyorsunuz. Ne için, yerel seçimlere ön hazırlık için" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, barışın bütün yurt sathında olması gerektiğini söyledi. A ilinde barış, B ilinde kavga olmayacağını belirten Kılıçdaroğlu, "Diyarbakır'da barıştan söz ediyor. Aslında sevinmedim değil. Çünkü acaba yeni bir cezaevi açılıştan mı söz edecek dedim. Barıştan söz ettiğine göre önemli bir aşama katetmiş" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır'da, "Şam'ın ağıtı bizim ağıtımız, Kamışlı'nın derdi bizim derdimiz" dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Peki kardeşim Kamışlı'nın derdi senin derdinse, Nusaybin'deki duvarı senin dublörün mü örüyor? Suriye'ye eline silah verip gönderdiği adamlar kimin adamları, git orada kardeşini öldür dediğin adamlar kimin adamları? Orada yakılan ağıtların sorumlusu sensin. Şunu söylese anlarım: Şam'da dökülen her kanın sorumlusu benim, orada kullanılan her silahı da ben temin ettim. Doğrudur söylediğin o zaman" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, bir dönem Mesud Barzani'yi, kuzey Irak'ta PKK'nın hamisi olmakla suçladığını, 2007'de bir televizyon programında, "Bizim muhatabımız oradaki Kürt liderler değildir. Irak'ın merkezi hükümetidir. Ben merkezi hükümetin cumhurbaşkanıyla da başbakanı ile de görüştüm. Ama bunun dışındaki bir kabile reisiyle ben görüşmem" dediğini söyledi.
Daha dün, kabile reisi dediği kişinin Diyarbakır'a geldiğini ve Erdoğan'ın da koşa koşa ayağına gittiğini savunan Kılıçdaroğlu, hangi Erdoğan'a inanacakları sorusunu yöneltti. "Bedende iki ruhu taşıyan bir kişi, başbakanlık koltuğuna oturabilir mi?" diye soran Kılıçdaroğlu, Irak'ın da Barzani'nin de değişmediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın değiştiğini ileri sürerek, "Öyle bir değişime uğradı ki adeta Barzani'nin başındaki konfetileri ayıklama görevini üstlendi. Kimsin sen, neden bu ülkeyi bu hale getiriyorsun? Dil sürçmesi değil, kafasının arkasındaki bir düşünce. Ahmet Kaya'nın 'hoşçakal gözüm'ünü, 'hoşçakal çözüm' diye okuyor. Kafasının arkasında bu. Erdoğan budur" görüşünü savundu.
Kılıçdaroğlu, Diyarbakır'da toplantı yapıldığını, gözyaşları akıtıldığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, orada bir annenin, oğlu Medeni Yıldırım'ın katilinin bulunmasını istediğini, "Erdoğan, senin vicdanın yok mu, oğlumun katillerini neden bulmuyorsun?" dediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, bu kadının sesinin, o meydanda toplanan binlerin sesinden daha güçlü olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:
"Çünkü o kadının yüreği yanıyor. Oğlunun katillerinin bulunmasını istiyor. Öbür tarafta ise bir şov yapılıyor. Bir yerel seçim şovu, her şey istismar edilerek yapılıyor. Diyarbakırlıların bu gerçeği görmesi lazım. Bir annenin çığlığı sizin vicdanınızı kanatmalı. Binlerce Diyarbakırlı bu tabloyu görmüyor, Erdoğan'ı alkışlıyor. Bu benim içime sinmiyor. Bir annenin feryadı, bir annenin talebi onbinlerden daha güçlüdür. Diyarbakır'da o miting yapılıyor, şovlar yapılıyor, sanatçılar çıkarılmış Erdoğan'a övgüler düzüyor. Türkü söyleniyor, koro halinde ağlıyorlar, ağlamaktan sorumlu bakan da var, hep beraber ağlıyor. Herhalde Ali İsmail Korkmaz için, Medeni Yıldırım için ağlamıyorlar. Aynı sıralarda İstanbul'da gösteri var. Berkin Elvan, 14 yaşında bir çocuk. Ekmek almaya gidiyor, polisin biber gazıyla yaralanıyor, uzun süredir komada. Anne, aile acılı. Sorumluların bulunması için gösteri yapılıyor. Polis şiddeti uygulanıyor, bir göstericinin ayağı kırılıyor. Diyarbakır'da herhalde bunun için ağlamıyorlar. Barış diyorlar, hangi barıştan söz ediyorsun?"
Kılıçdaroğlu, Roosevelt'in, "Barışa inanmak yetmez, istemek de gerekir. Barışı istemek de yetmez barış için çalışmak da gerekli" sözüne işaret ederek, barış için yürekli, cesur, kararlı olmak ve insanı sevmek gerektiğini anlattı.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, barış isteniliyorsa önce Suriye politikalarından vazgeçilmesi gerektiğini vurguladı. Kılıçdaroğlu, Diyarbakır'daki tablonun, yanlış Suriye politikasının ortaya koyduğu bir tablo olduğunu öne sürerek, şunları kaydetti:
"Suriye'de tökezlediler, ortaya çıkan tabloyu, Diyarbakır ile telafi etmeye çalışıyorlar. Barıştan mı söz ediyorsunuz, gelin özel yetkili mahkemeleri kaldıralım. Oturuyorsunuz saf saf, poşiler de takmışsınız, barıştan söz ediyorsunuz. Cihan Kırmızıgül poşi taktı diye 11 yıl hapis cezası verildi. Şivan Perver'e sormak istiyorum, Cihan Kırmızıgül 11 yıl mahkum oldu, sen Erdoğan'a nasıl övgüler düzüyorsun, sen bu gerçekleri görmüyor musun, hangi sanat adına bunları yapıyorsun? Barış istiyorsan, önce faili meçhul cinayetleri aydınlatacaksın. Toplantı ve gösteri hakkını genişletelim, gel. Barışı isteyen birisi toplumu bölmez. Şu Alevi, şu Sunni, şu Türk, şu meşru, şu gayrimeşru. Bir başbakanın ağzına yakışır mı? Toplumu bütünleştirmek varken ayrıştırıyorsunuz. Sonra kalkıp Diyarbakır'da barıştan söz ediyorsunuz. Ne için, yerel seçimlere ön hazırlık için.
Barıştan söz ediyorsan, siyasal partiler kanununu değiştirelim, lider sultasına son verelim, sen de rahat ol. 12 Eylül yasalarının arkasına sığınandan barış sözü çıktığında buna inanacak mıyız? Yüzde 10 seçim barajını kaldıralım. Barış istiyorsan, valin millete küfür etmeyecek, sen de etmeyeceksin. O lafın arkasında hiçbir Adanalı kalmamalı. Valinin lafı olmanın ötesine geçti, Erdoğan'ın lafıdır. Barış isteyeceksin, muhalefeti düşman gibi göreceksin. Bülent Arınç'a 'düşmanları sevindirme' diyor. Vatandaş ne zamandan beri düşman oldu. Bu adam barıştan söz ediyor. Allah akıl fikir versin."
Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, Diyarbakır'da 1318 tesisin açılışını yaptığını söylediğini belirterek, bu kadar tesis açılmışsa, Diyarbakır'ın artık doğunun Paris'i olduğunu düşündüğünü kaydetti.
TDK sözlüğünün tesisi, "bir şeyi inşa etmek, yapmak, kurmak, temelini atmak" şeklinde tanımladığına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Yol kenarlarında sanat yapıları var, ağaç dikersiniz, sanat yapısı olarak tanımlanıyor. Açtığı tesislerden 14'ü böyle. Asfalt yaptıklarını söylüyor, asfalt ne zamandan beri tesis? Tesis diye eski binalar onarılıyor, yeni tesis diye listelere konulmuş. Arazi toplulaştırma çalışmaları, bunlar idari işlem, neresi tesis? Destek programları var, her biri tesis olarak geçmiş" diye sözlerini tamamladı.
