2012-07-16 - 13:52
CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ İNCE'NİN BASIN TOPLANTISI?
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında gündemdeki siyasi konulara yönelik değerlendirmelerde bulundu.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında gündemdeki siyasi konulara yönelik değerlendirmelerde bulundu.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, "AK Partiye çok sert eleştiriler getiren bundan iki ay önce havaalanında VIP'te karşılaştığımda 30 dakikalık bir sohbette AK Partiye neler söylemişti. Onları ben söylesem şimdi kıyamet kopar. Sayın Kurtulmuş bana o sohbette bunların nasıl zenginleştiklerini, dinden, imandan nasıl uzaklaştıklarını anlatmıştı bana. Geldiğimiz noktada şunu diyoruz? " Türkiye batmış, Numan Kurtulmuş." Numan Kurtulmuş'a da Başbakan'a başkanlık sarayı yaptırmak için bir tuğla da sen mi koyacaksın diye soruyoruz!

CHP'li Muharrem İnce, ''Bizim il başkanlarımızı öldüren, cinayet işleyen katiller AK Parti'nin 3. Yargı Paketi sayesinde serbest kaldılar. Sayın Ertuğrul Günay, 'Bilmeden katkım oldu, vicdanım sızlıyor' dedi. Vicdan, kırmızı plakalı araba, İstanbul'da bir semt adı değildir. O arabadan vazgeçersen, vicdanın sesini dinlersen olayları daha net görürsün'' diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, sözlerinde şunları kaydetti:

"Öncelikle sormamız gereken soru şudur; Uçağımız düştü mü, düşürüldü mü? Düşürüldü ise neyle düşürüldü. Füzeyle mi düşürüldü yoksa Bülent Arınç'ın icat ettiği füze benzeri bir aygıtla mı düşürüldü. Uçaksavarla mı düşürüldü yoka sapanla mı düşürüldü? Madem uçağın henüz bütün parçalarına ulaşılamadı. Neden birbiriyle çelişen açıklamalar yapılıyor? Kim çark ediyor. Genel Kurmay Başkanı mı doğruyu söylüyor. Başbakan mı doğruyu söylüyor yoksa Dışişleri Bakanı Davutoğlu mu doğruyu söylüyor. Başbakanın üslubu ile kendisine sesleniyorum; "Ey Başbakan sen delikanlıysan çık bunun hesabını ver. Bunları açıkla diyorum."

Yine Hama'da yaşanan olaylarla ilgili açıklama yapan Sayın Recep Erdoğan, Irak'ta 1,5 milyon Müslüman katledilirken, camiler bombalanırken, çocuklar ölürken, çocukların üzerine Amerikan bombaları yağarken gıkını çıkaramayan bir başbakan vardı. Başbakan'a diyorum ki; "Sen dil naklimi yaptırdın." Irak'ta susuyorsun, Hama'da konuşuyorsun. Neymiş? Suriye'ye demokrasi götüreceklermiş. Emperyalistlerin dili ile Obama'nın diliyle konuşan bir başbakan var. Başbakan önce Esatcıydı sonra Suriye'de fesatçılar var. Fesatçı oldu. Şimdi de ayakçı oldu. Çünkü bu ülkenin dış politikası ayağa düştü. Bu ülke dış politika anlamında rezil, kepaze oldu. Biz ne Esatcıyız nede fesatçıyız. Biz dış politikamızı ülkemizin çıkarları doğrultusunda kuruyoruz. Emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda kurmuyoruz.

Yine bir başka konu da Sınır ötesi harekât. Genel Kurmay Başkanı Sınır ötesi harekat yapılabilmesi için ABD'nin ikna edilmesi gerektiğini söyledi. Başbakan operasyon için kimsenin onayını almayız diyor. Sözcüsü Hüseyin Çelik hem Barzani, hem Irak hükümetinin hem de ABD'nin ikna edilmesi gerektiğini söylüyor. Hem BOP 'un ortağı hem de eş başkanı olacak, hem cihan devleti olacak, İsrail'i bile titretecekti sözde. Ortadoğu'yu titretecekti, bunların hiçbirisi olmadı. Sonuç itibarı ile biz, sözü dinlenen bir ülke değiliz. Söz dinleyen bir ülkeyiz. Bunun çok doğru bilinmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bir başka konuda Sayın Başbakan CHP'nin kadınlara şiddet uyguladığından bahsediyor. Bir İlçe Başkanımızın yaptığı bir olayı bütün partiye mâl etmek istiyor. O zaman Sayın Başbakan'a şunu soruyoruz? "Senin de bir ilçe başkanın örtüsüz kadın perdesiz eve benzer ya kiralıktır ya da satılıktır." demişti. O zaman bu AK Partinin görüşümü? Bu senin görüşün mü sen buna katılıyor musun! CHP'nin bir ilçe başkanının yaptığını koskoca 90 yıllık bir partiye mâl edenler, kendi ilçe başkanının söylediklerini de tasvip eder anlamına gelir ki bu hiç doğru olmaz.

AK Partiye çok sert eleştiriler getiren bundan iki ay önce havaalanında VIP'te karşılaştığımda 30 dakikalık bir sohbette AK Partiye neler söylemişti. Onları ben söylesem şimdi kıyamet kopar. Sayın Kurtulmuş bana o sohbette bunların nasıl zenginleştiklerini, dinden, imandan nasıl uzaklaştıklarını anlatmıştı bana. Geldiğimiz noktada şunu diyoruz? " Türkiye batmış, Numan Kurtulmuş." Numan Kurtulmuş'a da Başbakan'a başkanlık sarayı yaptırmak için bir tuğla da sen mi koyacaksın diye soruyoruz!

AK Parti döneminde polis şiddetinden, polis biber gazından herkes nasibini aldı. Öğrenci, işçi, memur, öğretmen, sendikacı, gazeteci ve köylüler polis şiddetinden ve biber gazından nasiplerini aldılar. Artık sıra vekillerde yani İstanbul milletvekilimiz Salın Mahmut Tanal'a yapılan hareketi hepiniz gördünüz. Burada işin ilginç tarafı şudur; artık polis copundan vazgeçtik, zabıta copu da geldi. Ben buradan Sayın Cemil Çiçek'i Meclisin onurunu korumaya, milletvekillerinin onurunu korumaya davet ediyorum. Meclis Başkanı görevini yapmalıdır. Değerle arkadaşımıza, milletvekilimizin kafasına zabıta vuruyor ama milletvekilimiz zabıta memurunu şikâyet edince polis memuru dalga geçiyor. Git Beyazıt Karakoluna şikâyet et diyor. AK Parti faşizmi artık iliklerimize kadar hissediliyor. Polis copundan sonra zabıta dayağı da gündeme gelmiş oldu.

18 yıldır İstanbul'u yönetiyorlar Köprüde bakım nedeniyle trafiğin hali ortada çözümleri 18 yıl İstanbul'u yönetmelerinin ardından, bu büyük perişanlığın ardından AK Partinin çözüm olarak getirdiği büfe kurmak ve WC yapmak oldu. İşte bu kadar gerici bir anlayış, gerici bir zihniyet ve kent yaşamını tanımayan bir anlayıştır bu. Bu topraklar ve Anadolu Malazgirt'ten beri böyle bir çözüm anlayışı görmedi.

Gene bir başka konu ise KPSS sınavında yaşanan olaylar. Daha 2010 KPSS sınavının akıbeti açıklanmamışken 2012 KPSS sınavında yaşananlar çok ilginçtir. ÖSYM AK Parti iktidara gelmeden önce Türkiye'de güvenilir bir kurumdu ama şu anda adından en çok söz ettiren güvenilmez kurumlardan birisi haline geldi. Başbakan, 2010 KPSS'ye ilişkin MİT'i görevlendirdiğini söylemişti ve aradan yaklaşık iki sene geçti. Şimdi Sayın Başbakan'a, MİT'in raporunu niye kamuoyuyla paylaşmadığını soruyoruz. MİT raporunu neden kamuoyuyla paylaşmadınız? 2008'de çıkarılan bir kanunla ÖSYM'nin parasına el konulmuştur. ÖSYM'nin de sınavların şaibeli olduğunu bildiğini biliyoruz ancak yeniden sınav yapmaya parasının bulunmadığını da bilmekteyiz." (13:52)