2010-04-20 - 14:58
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Samsun'da iki polisini şehit edilmesiyle ilgili, ''Bu olayın aydınlığa kavuşturulması lazım. Bu İktidarın çok ayrı biçimde ele alması ve hesabını vermesi gereken bir durumdur'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Samsun'da iki polisini şehit edilmesiyle ilgili,
''Bu olayın aydınlığa kavuşturulması lazım. Bu İktidarın çok ayrı biçimde ele alması
ve hesabını vermesi gereken bir durumdur'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, sözlerine,
''Arkadaşlarımı dünkü mücadelelerinden dolayı kutluyorum. Çok büyük bir görev
yapıyorlar. Bu göreve sonuna kadar devam edeceğiz. Hepinize başarılar diliyorum''
diyerek başladı.

KKTC'de yapılan Cumhurbaşkanı seçimini anımsatan Baykal, seçimin
Kıbrıs'ta önemli bir değişim talebini ortaya koyduğunu ifade etti. Bu değişim
talebinin sadece Cumhurbaşkanının kişiliği ile ilgili olmadığını, Kıbrıs'ta
uygulanmakta olan politikaların, Kıbrıs'a yönelik yapılmış çeşitli taahhütlerin,
vaatlerin bir anlamda değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan bir siyasal tercih
olduğunu belirten Baykal, ''Umuyorum Kıbrıs'ta yeni bir siyasi rotayı ortaya
koyacak olan bir seçim olmuştur'' değerlendirmesinde bulundu.

Kıbrıs'ta insanlar büyük bir dürüstlükle, içtenlikle önlerine getirilen
teklifleri özveri sergileyerek destekleme gayreti içine girdiğini, her türlü
sorumluluğu, esnekliği ortaya koyduklarını ancak, ortaya çıkan tablonun ''geniş
ölçüde hayal kırıklığı'' olduğunu savunan Baykal, şunları kaydetti:

''Bu hayal kırıklığı, bu seçimlere de yansımıştır. Artık Kıbrıs'ta
elbette barışçı müzakerelerle demokratik çözümü herkes istemektedir. Ama bu
çözümün, KKTC'nin kazanılmış haklarını ortadan kaldırmasına ve Türkiye ile KKTC
arasındaki bağın gereken şartlar oluşmadan koparılmasına yönelik bir sonuç
doğurmaması temel bir sonuçtur. Bu çerçevede umut ediyorum Sayın Derviş Eroğlu
müzakereleri elbette sürdürecektir ama bu müzakerelerin kazanılmış siyasi hakları
ortadan kaldırmaya yönelik işletilmesine herhalde göz yummayacaktır. O nedenle
Kıbrıs'ta var olan durumun iki ayrı toplum, iki ayrı coğrafya ve iki ayrı siyasi
irade, egemenlik temelinde ancak, müzakerelerin birleşmeye, bütünleşmeye
taşınmasıyla kalıcı bir istikrarın ve barışın sağlanması mümkün olacaktır. Bu
seçim demokratik uyarıdır. Umut ediyorum bu demokratik uyarının, Kıbrıs'ta ortaya
çıkan bu yeni anlayışın, Kıbrıs'ın ötesine de taşacağına yürekten inanıyorum.''

Son günlerde birbiri ardına zincirleme şekilde ortaya çıkan siyasi, fiili
saldırıların yeni bir düzey, derinlik kazandığını belirten Baykal, CHP'ye karşı
Van'da yapılan saldırıyı anımsattı.

Bu saldırı karşısında olayın iç yüzünü, gerçek niteliğini kamuoyuna
delilleriyle, fotoğraflarla kanıtladıklarını ifade eden Baykal, saldırının
planlı, organize, hazırlıklı olduğunu ve ''kamu görevlilerinin denetimi, gözetimi
altında sahnelendiğini'' ileri sürdü. Baykal, ''Bunu yapanlar, bu işin başında
bulunanlar AKP'liler'' dedi. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Böyle bir olay dünyada demokratik bir ülkede olursa ne olur? İktidar
yetkilileri konuya el konar. Önce olaya maruz kalan siyasi partiye, genel başkana
nezaketle duygularını, üzüntülerini ifade ederek bir dostluk teması kurar. Bu
olayın içinde olan herkesi takibat sonucunda hesap vermeye çeker. Bunların hiç
birisi oldu mu? Bir tek kişi 'geçmiş olsun' demedi, üzüntüsünü ifade etmedi. CHP
olayın iç yüzünü ortaya koyunca yarım ağız laflar... Ortada ciddi bir şey hala
yok. Bu olayda biz hukuka saygılı, demokrasiyi özümsemiş bir siyasi parti nasıl
davranırsa öyle davrandık. Gürültüye pabuç bırakmadık. İktidarı kınadık,
yapılması gereken buydu, yaptık.

Bir süre sonra Ahmet Türk'e saldırı oldu. Üzüntü verici, acı verici bir
olay. Biz hemen üzüntülerimizi ifade ettik. Kamuoyumuz bunu kaygıyla, üzüntüyle
karşıladı. Ama bu olay yaşandığı zaman birileri çıktı 'bizim tepkimiz CHP gibi
olmaz' dedi. CHP'nin tepkisi demokrasiye, hukuka saygılı bir siyasi partinin
tepkisidir. Demokraside böyle olayları caydıracak adımlar atmak, bu olaya maruz
kalanların sorumluluğu, görevi değildir. Bizim canımız sıkıldı. 'Saldırı
karşısında hukuku, sağduyuyu harekete geçirmekle biz mi yanlış yaptık?' diye
kendimize sorduk. Yanlış yapmadığımızı elbette karara bağladık.

Bir süre sonra orada iki polisin şehit edildiğini gördük. Bu çok acı bir
olay. 'Sayın Türk'e yapılan saldırıyla iki polise yapılan saldırı arasında bir
bağlantı vardır' diye hüküm verme konumunda değilim ama uzun süredir Türkiye'de
çatışma alanı dışında kalan bölgede, hatta çatışma içinde kalan bölgede polislere
karşı bir saldırının yapılmadığı dikkate alınınca, bu olayı yorumlamak daha
güçleşmektedir. Bu olayın aydınlığa kavuşturulması lazımdır. İktidarın çok ayrı
bir biçimde ele alması ve hesabını vermesi gereken bir durumdur. Bu olay böyle
yaşandı. Bir yumruk ve iki polisin hayatı...''

Dün de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın saldırıya maruz
kaldığını anımsatan Baykal, ''Nereye gidiyoruz, bu nasıl manzaradır?'' sorusunu
yöneltti.

''Bu, Türkiye'de doğal karşılayacağımız türden olaylardan bir kaçı mıdır?
Türkiye'nin nereye doğru sürüklenmekte olduğu konusunda iktidarın içine girdiği
teslimiyetçi, kaygısız tablo önemli bir unsur değil midir?'' diye soran Baykal,
''Alışılmamış terör olaylarının ötesinde bir hesaplaşmaya, cezalandırmaya işin
yönelmeye başlaması, karşılıklı saldırıların sıradan yöntem haline dönüşmesi
hepimizi kaygılandırması gereken bir durumdur. Bu gidişe milletçe son vermeliyiz,
hep birlikte durdurmalıyız'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''1 milyon 300
bin TOBB üyesi bir işçi alırsa, işsizlik 3 puan düşer'' diyen Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a, ''Ne güzel akıl. O işletmeler kapanmamak için meydan savaşı
veriyor, sen 'bir kişi daha alıver' diyorsun. Kolaysa sen alıver?'' sözleriyle
karşılık verdi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''işsizlik açılımı'' yaptığını söyledi.

''İşsizliğin sorunlarını tespit eden Başbakan Erdoğan'ın, işsizlik sorunu
etrafında şarkıcıları, sanatçıları topladığını'' ifade eden Baykal, Erdoğan'ın,
''Her TOBB üyesi bir işçi alsa işsizlik azalır'' önerisini de eleştirdi. Baykal,
Başbakan Erdoğan'ın, ''Tekstil işverenleri, işçilerini acımasızca sömürüyor''
dediğini iddia ederek, ''Sen ne yapıyorsun? Senin görevin ne, nerede iş
kanunları, nerede iş müfettişleri, nerede Çalışma Bakanı, nerede Başbakan?'' diye
sordu.

Baykal, ülkenin yaşadığı ekonomik sıkıntının iç ve dış nedenleri olduğunu
dile getirerek, ''Böyle bir tablo içinde Başbakan birdenbire coştu, işsizlik
oranının yüksek seyretmesi karşısında, bu konuyu birilerinin sorumluluğuna
yıkarak, onun siyasi sorumluluğundan kendisini kurtarmaya çalışıyor'' dedi.

2009 yılının Aralık ayında yüzde 13,5 olan işsizlik oranının, 2010
yılının Ocak ayında yüzde 14,5 düzeyine çıktığını kaydeden Baykal, 2008 yılında
başlayan ekonomik krizin en ağır sonuçlarının ortaya çıktığı, zirve yaptığı ay
olan 2009 yılı Ocak ayında, işsizliğin yüzde 15,5 olarak gerçekleştiğini söyledi.
Baykal, ''(yüzde 15,5'un altında kaldık) diyerek teselli bulmaya çalışıyorlar.
Ama şimdi kriz aşılmış, ekonomi yüzde 6 büyümüş. Peki neden ekonomi büyüyor da
işsizlik oranı artıyor? Bu, şunu gösteriyor; Türkiye'de ekonomik krizin ağır
tahribatı ortadan kaldırılabilmiş değil. Düzelmenin zaman alacağı ortadadır''
diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, ''1 milyon 300 bin TOBB
üyesinin bir işçi alması durumunda, o işletmelerin batmayacağını ve işsizlik
oranının 3 puan düşeceğini'' söylediğini ifade ederek, ''Ne güzel akıl ne güzel
akıl...'' dedi. 1 milyon 300 bin TOBB üyesinin yüzde 80'inin azami 3 işçi
çalıştırdığını belirten Baykal, ''Şimdi onlara, 'yükünü yüzde 30 artır' diyor. O
işletmeler 3 kişi çalıştırırken bile, kapanmamak için meydan savaşı veriyor.
Kredilerini ödeyememiş, primler birikmiş, vergi borcu birikmiş. Şimdi Başbakan
diyor ki 'bir kişi daha alıver.' Kolaysa sen alıver?'' dedi.

Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, işsizlik oranını azaltmak için kamu
istihdamını artırma düşüncesi içine girdiğini söyledi. Erdoğan'ın bunu yaparken
çok ciddi yanlışlıklar yapma ihtimali olduğunu savunan Baykal, hantal, maaş
ödeyen bir devlet yönetimi tablosuna geçmenin ciddi sıkıntılar yaratacağını
kaydetti. Baykal, devletin son tablo karşısında, ''Bana da görev düşüyor ben de
birilerini işe alayım'' demesi durumunda, öncelikle, elde diplomaları olduğu
halde bir türlü tayin edilemeyen 200 bin öğretmeni tayin etmesi gerektiğini ifade
etti.

Engellilerin durumuna da dikkat çekmek istediğini söyleyen Baykal, ülkede
kaderine terk edilmiş yüzde 10 civarında engelli olduğunu belirtti. Baykal, kamu
kurumlarının belli oranda engelli çalıştırması gerekirken, bunu yapmadıklarını
öne sürerek, devletteki 53 bin engelli kadrosuna atama yapılmasını önerdi.

Baykal, tarım kesiminin ekonomik sıkıntı içerisinde olduğunu kaydederek,
Gediz Ovası ve çevresindeki çiftçilerin ''kan ağladığını'' iddia etti. Manisa
Saruhanlı'daki 460 bin dönüm arazinin 350 bin dönümünün ipotek altında,
Saruhanlı'daki 17 bin çiftçinin 16 bininin de icralık olduğunu ileri sürdü.

Bu çiftçilerin 350 trilyon lira borcu olduğunu ve TEDAŞ'ın icra yoluyla
alacağının 4 trilyon lirayı bulduğunu anlatan Baykal, bu manzaranın diğer
bölgelerde de aynı olduğunu söyledi.

Deniz Baykal, ''Anayasa tartışmaları yaparken bu durumu unutmamalıyız,
böyle bir ülkede biz Anayasayı tartışıyoruz'' dedi.

Çiftçinin emeğinin, alın terinin karşılığını alamadığını öne süren
Baykal, ''Çiftçiye görülen bu zulüm, AKP iktidarının başından beri var'' diye
konuştu. Çiftçinin alım gücü düştükçe esnafın da bundan olumsuz etkilendiğini
söyleyen Baykal, sanayide üretimin 3 yıl geriye gittiğini ileri sürdü.

Baykal, son bir yılda Türkiye'ye gelen spekülatif sermayenin dolar
bazında yıllık karının yüzde 30'un üzerinde olduğunu ifade ederek, ''Türkiye'de
büyük bir sıkıntı yaşanıyor ama ülkeye getirilen yabancı sermaye, 1 yılda dolar
bazında yüzde 30 kar ediyor. Bu dengesizlik, çarpıklık; Türkiye'de izlenen
ekonomi politikasının nasıl yanlış olduğunu bize çok açık biçimde gösteriyor''
görüşünü dile getirdi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,
Cumhurbaşkanlığı makamında tehlikeyi kavrayıp buna zamanında müdahale
yapabilecek, etkin, tarafsız, anayasayı içine sindirmiş, özgüveni yüksek, yanlışa
'yanlış' diyebilecek bir cumhurbaşkanın bulunmadığını ileri sürerek, ''Biz
güleryüzlü, tatlı dilli bir sohbet muhatabı aramıyoruz. Biz olumsuz gidişe
müdahale edebilecek siyasi iradeyi sergileyecek bir Cumhurbaşkanı arıyoruz''
dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'de tüm
kesimlerin ekonomik sıkıntı içinde olduğunu, yolsuzlukların arttığını iddia
ederek, bunun AK Parti iktidarının sonunu hazırladığını savundu.

Bugünkü iktidar kadrosu için en önemli olayın yargıyı kendileri için
uygun bir noktaya getirmek olduğunu, o nedenle anayasa değişikliğine gidildiğini
anlatan Baykal, ''İktidarda bulundukları sürece bu yargıyla iyi, kötü idare
ederler ama iktidardan bir gidecek olurlarsa bu yargıyla durumu idare etmeleri
mümkün değildir. Hesabı sorulmamış bunca olay var. Yolsuzluklar, devlet
yönetiminde hesabı sorulacak yanlışlıklar, Habur'da yaşanan yargı utancı...''
dedi.

Anayasa değişikliği teklifinde, iktidarın önem verdiği konuların Anayasa
Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yapısını şekillendiren
maddeler olduğunu, ancak toplumda ''yargıda değişim'' talebinin bulunmadığını
ifade eden Baykal, ''70 milyonunun yok ama iktidarın yargı problemi var'' diye
konuştu.

Deniz Baykal, Anayasada bugüne kadar 16 defa değişiklik yapıldığını,
bunların hiçbirinin bir siyasi parti tarafından tek başına yapılmadığını
anlatarak, bugün gelinen noktada ise AK Parti'nin ''kendi anayasasını topluma
dayatmaya çalıştığını'' ifade etti. Baykal, şunları kaydetti:

''Şimdi ilk kez bir siyasi parti çıkıp diyor ki 'benim kimseyle işbirliği
yapmaya ihtiyacım yoktur. Anayasanın nasıl olması gerektiğini ben biliyorum,
bildiğimi de size dayatacağım.' Bu anayasa fikrine ters. Böyle bir durum ancak
darbe dönemlerinde olur, darbe dönemlerinde anayasa dayatılır.

Bu bir AKP işi, AKP projesi. Hatta AKP projesi demek bile haksızlık olur
gibi geliyor çünkü pek çok AKP'linin de vicdanına sığmıyor, biliyorum... Ama
başbakan bunu dayatıyor. O nedenle ben diyorum ki bu anayasa değişikliği projesi
bir Recep Tayyip Erdoğan projesidir. Yani AKP projesi de değil, RTE projesi.
Gelecek olan anayasa da Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmayacak, RTE anayasası
olacak.''

Baykal, Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yardımcısının ''mutabakat olmadığı için
artık anayasa değişikliği yapılamayacağı'' yönünde açıklamaları olmasına karşın
Başbakan Erdoğan'ın değişiklik ısrarından vazgeçmediği görüşünü dile getirerek,
''Cumhurbaşkanı vazgeçti, başbakan yardımcısı vazgeçti ama RTE vazgeçmedi''
dedi.

Türkiye'de ''anayasa ile arası iyi olmayan, dayatmacı ve elinde büyük
siyasi güç olan bir iktidar bulunduğunu'' iddia eden Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:

''Türkiye'nin talihsizliği sadece bu değil. Türkiye'nin talihsizliği
böyle bir ortamda cumhurbaşkanlığı makamında bu tehlikeyi kavrayıp, buna
zamanında müdahale yapabilecek; etkin, tarafsız, anayasayı içine sindirmiş,
özgüveni yüksek, yanlışa 'yanlış' diyebilecek bir cumhurbaşkanımızın
bulunmamasıdır. AKP kamyonunun freni yok, patlamış... Yokuş aşağı iniyor yüklü
bir araba. Allah muhafaza... Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Bir fren
lazım. Partinin içinde fren yok, balatalar yakılmış, fren tutmuyor.
Cumhurbaşkanlığı o fren görevini yapamıyor. Bunu üzüntüyle tespit ediyoruz. Seçim
sırasında bize 'iyi insandır, hoş insandır herkesle iyi ilişkisi var,
güleryüzlüdür, tatlı dillidir' dediler. İyi tamam da biz güleryüzlü, tatlı dilli
bir sohbet muhatabı aramıyoruz. Biz olumsuz gidişe müdahale edebilecek siyasi
iradeyi sergileyecek bir cumhurbaşkanı arıyoruz. Gelinen noktada durum açıkça
görülüyor, bir ihtiyaç var bir de boşluk var.

Cumhurbaşkanlığı freninin de işlemediği dikkate alınınca elde kalan tek
fren olan yargı bağımsızlığının da ortadan kalkacak olması Türkiye'yi nasıl bir
tehlikeyle, tehditle karşı karşıya bırakıyor takdirinize sunuyorum.''

Başbakan Erdoğan'ın hakimlere yönelik ''üzerindeki cübbeleri çıkararak
seçime girmeleri'' yönünde sözleri olduğunu anlatan Baykal, ''Onlar isterlerse
seçime girerler. Ahlaklarıyla, eğitimleriyle, kişilikleriyle elbette ki bu
parlamentodaki 550 milletvekilinin arasında yer alabilecek nitelikte insanlardır.
Onlar parlamentoya girebilir de sen onların cübbesinin altına giremezsin. Eğer
sen onların bulunduğu mekanda kendine bir yer arıyorsan senin mekanın onların
bulunduğu hakim kürsüsü değildir, onların karşısında yer alırsın. Başbakan hakim
olamıyor ama bir hevesi var, Anayasa Mahkemesinin 17 hakimi de RTE olsun'' diye
konuştu.

Baykal, Anayasa değişikliği teklifinin referanduma gitmesi halinde 29
soruya tek bir cevabın istenmesinin de yanlış olduğunu savunarak,
''Milletvekillerine tek tek konuş ve oyla dediğin halde milletin kendisine niye
tek tek konuş da oy ver diyemiyorsun?'' sorusunu yöneltti.

Anayasa değişikliği teklifindeki Anayasa Mahkemesi, HSYK'nın yapısı ve
siyasi parti kapatmaya ilişkin maddelerin ''kabul edilemez ve partizanca bir
yaklaşımın ürünü olduğunu'' savunan Baykal, bu maddeler hakkında bilgi verdi.
Baykal, sözlerini, ''Kimse kimseyi aldatmaya kalkmasın kimse 'Avrupa'da böyle,
Amerika'da böyle' diye olmadık yerlerden örnekler getirmesin. Bunun Sayın Recep
Tayyip Erdoğan'ı hakimi mutlak haline getirecek bir düzenleme olduğu artık net
bir şekilde anlaşılmaya başlamıştır'' diye sürdürdü.

Baykal, AK Parti'lilerin CHP'nin değişiklikleri Anayasa Mahkemesine
götürmemesi yönündeki değerlendirmelerini de eleştirerek, böyle bir beklenti
içine girmenin ''biz yaptığımız işin anayasaya aykırı olduğunu biliyoruz ama bu
ihlali tamamlayabilmemiz için sizin de bizimle suç ortaklığı yapmanız gerekiyor''
anlamına geldiğini savundu.

Başbakan Erdoğan'ın kendisine yönelik ''Senin tutarsızlıkların
düşünüldüğü zaman Einstein izafiyet teorisini rafa kaldırır'' dediğini ifade eden
Baykal, ''Ne demekse... Einstein'ın izafiyet teorisini anlamak Başbakan'ın bu
esprisini anlamaktan daha kolaydır'' dedi. Başbakan Erdoğan'ın ''bütün siyasi
hayatının bir tutarsızlık abidesi olduğunu'' öne süren Baykal, kendisinin siyasi
yaşamını ise en temel kurallarından birinin tutarlılık olduğunu söyledi.

Baykal, Başbakan Erdoğan'ın ''Bakanlık sistemi Amerikan emperyalizminin
bize tavsiyesi'' şeklindeki sözlerinin yer aldığı bir gazeteyi kürsüden
göstererek, ''Bu, tabii başbakanın tutarlılığının bir yansıması olmalı'' dedi.
Deniz Baykal, şöyle konuştu:

''Laf ola beri gele. Laf yokluğunda asmalar budayalım. Bu başkanlık
tartışması hiçbir ciddi temeli, anlamı olmayan gündemi saptırma değiştirme
milletin önüne konuşacak laf atma anlayışının ötesinde geçerliliği olmayan bir
boş sözdür. Anayasayı değiştirip başkanlık sistemi içinde iktidarı kullanma
rüyasıyla kendisini oyalamaya devam edebilir ama gerçek şudur ki önümüzdeki
seçimden sonra Başbakan bu başbakanlık döneminin hesabını veren bir insan
konumunda olacaktır. AKP'nin siyasi zemini artık kaybolmuştur, AKP bir hayalet
haline gelmiştir. Geçmişte yarattığı görüntü ile durumu idare etmektedir,
gerçeğin ne olduğu önümüzdeki ilk seçimde ortaya çıkacaktır. AKP ve Başbakan
içinde bulunduğu hayal dünyasından ona inanarak, ona destek vererek, onun
arkasında saf tutmuşlarla birlikte önümüzdeki seçimden sonra gerçeğe
uyanacaktır. O gerçeği ortaya koymakta hepimizin ortak görevidir.''

(14:58)