2012-11-29 - 14:00
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu'nun başkanlığında toplandı. ''Yeni anayasada vatandaşlık tanımı'' üzerine gündem dışı söz alan Metiner, bir anayasayı demokratik kılan özelliklerin başında, vatandaşlık tanımı geldiğini söyledi. Görüşmelerde BDP, MHP ve CHP'nin grup önerileri kabul edilmedi.TBMM Genel Kurulu'nda, AİHM'e yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenerek çözümüne dair tasarının, ilk 7 maddesi kabul edildi.
AK Parti Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, ''Lozan'daki azınlık tanımını, demokratik vatandaşlık anlayışına aykırı olduğu için elimizin tersiyle itmemiz gerekiyor'' dedi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu'nun başkanlığında toplandı. ''Yeni anayasada vatandaşlık tanımı'' üzerine gündem dışı söz alan Metiner, bir anayasayı demokratik kılan özelliklerin başında, vatandaşlık tanımı geldiğini söyledi.
Bir devletin, kendini mevcut ırk, din, mezheplerden biriyle tanımlaması halinde o devletin demokratik olamayacağını belirten Metiner, ''Demokratik vatandaşlık nötr bir tanımdır. Bu yüzden herkesi kucaklayıcıdır. Bir ülkede vatandaşların bir kısmı ırk, din, mezheplerinden dolayı daha imtiyazlı ise orada demokratik devletten de demokratik vatandaşlıktan da bahsedilemez. Türkiye, bu devlet, bu vatan, bu bayrak hepimizindir. Hepimizi kuşatıcı bir vatandaşlık tanımı olmalıdır'' diye konuştu.
Metiner, üniter devletin, ırk devleti anlamına gelmediğini; devlet eliyle ulus inşa etmeye çalışmanın beyhude çaba olduğunu belirtti.
Mehmet Metiner, ''Türklük, Kürtlük, Araplık, bizim vatandaşlık tanımımıza esas teşkil etmemeli. Bu devlet sadece Türklerin devleti değildir, bu ülkede yaşayan herkes de Türk değildir. Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul etmek gerekir. Lozan'daki azınlık tanımını da demokratik vatandaşlık anlayışına aykırı olduğu için elimizin tersiyle itmemiz gerekiyor. Farklı dinlere mensup Ermeni, Yahudi, Rum, Süryani vatandaşlarımız da bu ülkenin eşit vatandaşlarıdır. Herkesi ırkına, dinine, mezhebine bakmadan, temel hak ve özgürlüklerde eşitleyen demokratik bir vatandaşlık anlayışına ülkenin ihtiyacı vardır. Ülkenin bütünlüğü ancak bu anlayış temelinde sağlanır'' diye konuştu.
CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ise gündemdışı konuşmasında öğretmenlerin sorunlarını dile getirdi.
Havutça, öğretmenlere, ''Sizi yok sayan, sizi güvercin gören zihniyeti yere vurmadıkça, Hükümet, sizleri emek sömürüsü anlamında sömürmeye devam edecektir'' diye seslendi.
BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de Bingöl'ün sorunlarına ilişkin gündemdışı söz aldı. Baluken, milyon dolarlık bir proje olan Hacılar Termalsuyu'nun bir firmaya verildiğini ifade ederek, bu firmanın, siyasilerle ilişkisinin araştırılmasını istedi.
TBMM Genel Kurulu'nda BDP, MHP ve CHP'nin grup önerileri kabul edilmedi.
Genel Kurul'da, BDP'nin ''Kars'ta hayvancılıkta yaşanan sorunlar'', MHP'nin ''Narenciye üretimi ile ilgili yaşanan sorunlar'' ve CHP'nin ''Karadeniz Ereğli Tersaneler bölgesindeki sorunlara'' ilişkin önergelerinin bugün gündeme alınması ile ilgili önerileri görüşüldü.
Partisinin önerisi üzerine söz alan CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk, söz konusu tersaneler bölgesinde daha önce 11 tersane olduğunu ve 10 binin üzerinde işçi istihdam edildiğini, ancak küresel kriz ve AK Parti'nin yanlış ekonomik politikası nedeniyle şimdi tersanelerin büyük bölümünün kapatıldığını, işçi sayısının 150'ye kadar düştüğünü söyledi.
AK Parti Zonguldak Ercan Candan, Köktürk'ün söylediklerine katıldığını, ancak kendilerinin de bu durum karşısında projeler ürettiklerini ifade etti. Candan, ekonomik kriz nedeniyle artık gemi siparişi veren ülke sayısının azaldığını, bu arada Çin'in sektörde önemli bir pazar edindiğini vurguladı.
Tersanelerin yeniden eski haline dönmesi için yeni bir pazar bulunması gerektiğini belirten Candan, bu kapsamda, Afrika'da taka balıkçılığını geliştirip buraya taka ihraç etmek istediklerini söyledi. Candan, bu proje ile ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
MHP Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek, iktidar partisinin, muhalefetin önerilerini dikkate almadığını savunarak, ''Önerilerimizi zaten kabul etmiyorsunuz ama hiç olmazsa dinleyin. Yalnızca yoklamalarda çoğunluk sağlıyorsunuz. Bunun haricinde yoksunuz. Siz yüzde 50'yi temsil ediyorsunuz ama geride kalan muhalefet de diğer yüzde 50'yi temsil ediyor'' dedi.
Konuşmasında iş kazalarına değinen Şimşek, Hükümet'in bu konuda yeterince denetim yapmadığını söyledi. Şimşek, ucuz, güvencesiz ve kuralsız işçi çalıştırılması sonucu kazaların ölümle sonuçlandığını ifade etti.
AK Parti Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, Ereğli Belediye Başkanı'nın hem Hükümet hem de kendi partisi olan CHP ile kavgalı olduğunu, Ereğli'ye zarar verdiğini savundu.
Bunun üzerine söz alan Köktürk de Ulupınar'ın yaptığı konuşmanın öneri ile ilgisi olmadığını, talihsiz bir konuşma olarak düşündüğünü ifade etti.
Görüşmelerde BDP, MHP ve CHP'nin grup önerileri kabul edilmedi.
Daha önce görüşülmesi planlanan Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı, komisyonun yerini almaması nedeniyle ertelendi. Genel Kurul'da, ''Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da Edilememesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı'' üzerinde görüşmelere geçildi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türkiye'nin, bireysel başvuruyu kabul ettiği tarihten bugüne kadar hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında ilk sırada bulunduğunu, 1959-2011 yılları arasında Türkiye aleyhine 2 bin 404 ihlal kararı verildiğini; Türkiye'yi İtalya ve Rusya'nın takip ettiğini bildirdi.
Ergin, TBMM Genel Kurulu'nda görüşmeleri başlayan Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da Edilememesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerine, Hükümet adına söz aldı.
Türkiye'nin, 1949'da Avrupa Konseyi'nin kurucu üyeleri arasında yerini aldığını, Konsey tarafından oluşturulan etkin bir koruma sisteminin, uzun bir süredir içinde olduğunu anımsatan Ergin, ''Temel hak ve özgürlüklere saygı temelinde, Avrupa'da ortak ve sürdürülebilir bir demokratik düzen oluşturma hedefiyle kurulan Konsey, kurumsal temelini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni 1950'de Roma'da imzaya açmıştır. Sözleşmeye aynı yıl imza koyan Türkiye, 1954'te onayladığı sözleşmeyi, iç hukukun bir parçası haline getirmiş, 1987'de ise bireysel başvuru hakkını tanıyarak bu önemli belgeyle oluşturulan denetim şemsiyesinin altına girmiştir'' diye konuştu.
Ergin, Türkiye'nin, bireysel başvuru yolunu, çoğu taraf ülkeden daha erken bir tarihte açarak, Konsey'in oluşturduğu bölgesel koruma sistemi içinde yer alma cesaretine karşın, insan hakları pratiğinde, ağırlıklı olarak yapısal sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar yaşadığını söyledi.
Türkiye'nin, bireysel başvuru hakkını kabul ettiği tarihten bugüne kadar, hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında ilk sırada bulunduğunu kaydeden Ergin, 1959-2011 yılları arasında Türkiye aleyhine 2 bin 404 ihlal kararı verildiğini; Türkiye'yi İtalya ve Rusya'nın takip ettiğini bildirdi. Ergin, Türkiye'nin, hakkında en çok başvuru yapılan ülkeler arasında ise Rusya'dan sonra ikinci sırada olduğunu ifade etti.
Bu tablonun oluşumunda makul süreyi aşan yargılamalardan kaynaklı başvuruların, önemli rol oynadığını belirten Ergin, Türkiye aleyhine bu nedenle verilen ihlal kararı sayısının 493 olduğunu vurguladı.
Ergin, AİHM Sekretaryası'nın verdiği bilgiye göre, 31 Aralık 2011 tarihi itibarıyla, Türkiye aleyhine yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamadığı iddiasına ilişkin 2 bin 500'den fazla başvurunun, daire gündemine kaydedildiğini, bunlardan 330'unun Türkiye'ye tebliğ edildiğini dile getirdi.
Bakan Ergin, çatışmalı çıkar alanlarını düzenleyerek, toplumdaki ihtilafları çözmek gibi kritik bir rolü bulunan yargının, adalet beklentilerine zamanında ve hızla yanıt vermesinin, sosyal barışın sağlanması için büyük önem taşıdığını anlattı.
Ergin, ''Gündemimizde bulunan makul sürede yargılama sorununu da içerecek biçimde, sistemin sorunlarına bütüncül bir perspektifle çözüm üreten yargı reformu stratejimiz ve buna bağlı oluşturduğumuz eylem planımız, geride bıraktığımız zaman zarfında büyük ölçüde amacına ulaştı'' diye konuştu.
''Ölçüsüz eleştirileriyle tepki çeken Avrupa Komisyonu'nun son İlerleme Raporu bile bu gerçeği teyit ve teslim etmek durumunda kalmıştır'' diyen Bakan Ergin, şöyle devam etti:
''Bu temel belgelerle çerçevesi çizilen önceliklere uygun olarak, uluslararası standartların gerisinde kalan, güncelliğini yitirerek ihtiyaçlara cevap vermekte zorlanan mevzuatımız gözden geçirilmiş, pek çok temel kanun yenilenmiştir. Son 2 yıl içinde üç ayrı mevzuat paketiyle yüksek yargı organlarının kapasitesi artırılmış, mahkemelerin iş yükünü azaltacak, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yürütülmesini sağlayacak pek çok önemli değişiklik yapılmıştır.
Son 4 yılda Yargıtay'a yıllık ortalama 650 bin dosya gelmiş, bunlardan her yıl 550 dosya incelenerek karara bağlanmış, her yıl 100 bin dosya, arşivde bekleyen dosyalara eklenmiştir. 2007 yılı başında arşivde bekleyen dosya sayısı 650 bin iken bu sayı 2011 sonunda 1 milyon 150 bine çıktı. Ancak yüksek yargının kurumsal kapasitesinin arttırılmasının sonucu olarak, incelenmeyi bekleyen dosya sayısı 1 milyon 150 binden 880 binin altına inerek 2011 yılı rakamlarına göre bu yıl iş yükü üçte bir oranında azaltılmıştır. Yargının hızlandırılması amacıyla devam eden çalışmaların nihayetinde, temyiz aşaması da dahil olmak üzere bu süreyi ortalama 12 aya indirmekte kararlıyız.''
Tasarı hakkında bilgi veren Ergin, tasarıyla kurulması öngörülen komisyonun, idari kurul şeklinde çalışmalarını yürüteceğini, inceleme süreci ve uygulayacağı usulün idari nitelikte olup, kararlarının yargı denetimine tabi olacağını belirtti. Ergin, komisyonun görevinin adli bir görev olmadığını ifade etti.
Ergin, uluslararası hukukun; altına inilemeyecek ancak ülke gerçekleri ışığında yorumlanıp geliştirilebilecek bir standart olduğunu dile getirdi.
Bugün dünyada birçok devletin, artan ve çeşitlenen toplumsal ihtiyaçları karşılamada, yargı sistemlerini gözden geçirme, özellikle artan iş yükü sorunu karşısında daha etkin ve kaliteli bir sisteme ulaşmak için reform çalışmaları yürüttüğünü belirten Ergin, ''Bu çaba, hukukun kadim ve evrensel ilkelerine, bu ilkelerin çağdaş yorumuna, temel hak ve özgürlüklere, odağına insanı alan adalet politikalarının giderek artan önemine dayanmaktadır'' dedi.
Ergin, sözlerini şöyle tamamladı:
''Tasarı, geçmişte adalet kapısına müracaat etmiş ama o kapı önünde bekletilmiş, mağduriyet yaşamış ve bu nedenle devletiyle nizalı duruma düşmüş vatandaşlarımızla bir kucaklaşma, haklarını temin ve teslim etme aracıdır. Bu yönüyle mahkeme önündeki tek taraflı deklarasyon ve dostane çözüm süreçlerinden nitelik olarak bir farkı bulunmamakla beraber, bu çözümün kendi iç hukukumuz içinde üretilebilmiş olması elbette anlamlı olacaktır. Uzun yargılamaya ilişkin haklı yakınmaları bulunan vatandaşlarımıza kurulacak komisyonun yapacağı inceleme sonucunda tazminat ödenerek, manevi zararlarının bir an önce karşılanması sağlanacaktır. Benzer mağduriyetlerin gelecekte yaşanmaması, yargı sistemimizin güven veren adalet vizyonumuza uygun olarak önüne gelen ihtilaflara süratle yanıt verebilmesi için büyük mesafeler katettiğimiz adli reform çabalarımız da hız kesmeden devam edecektir.''
Ergin'in konuşmasının ardından BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, bu konunun, tazminata indirgenemeyeceğini ifade ederek, tasarının görüşülemeyeceğini savundu. Kaplan'ın talebi üzerine Genel Kurul'da usul tartışması açıldı.x
TBMM Genel Kurulu'nda, BDP ve CHP, yargılama sürelerinin uzunluğu nedeniyle tazminat ödenmesine ilişkin yasa tasarısının, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle geri çekilmesini istedi.
Genel Kurul'da, ''Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da Edilememesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı'' üzerinde görüşmeler sürüyor.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler başlamadan önce söz alan BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, tasarının Anayasa'ya ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözleşmesi'ne aykırı olduğu gerekçesiyle görüşülemeyeceğini savunarak, bu konuda usul tartışması açılmasını talep etti. Bunun üzerine TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, usul tartışması açtı.
Kaplan, evrensel hukukun ulusal hukukun üstünde olduğunu, kimseye özgürlüğü karşısında para verilemeyeceğini söyledi. Tasarının Anayasa ve evrensel hukuka aykırı olduğunu ve Meclis'te görüşülemeyeceğini ileri süren Kaplan, bu nedenle yasa Meclis'ten çıksa bile kadük kalacağını savundu.
MHP Konya Milletvekili Faruk Bal, tasarının sorunlara çare aramadığını, sonuçlarla uğraşmak gibi garip bir mantıkla geldiğini söyledi. Ancak, ''Tasarı Meclis'te görüşülemez'' fikrine katılmadığını belirten Bal, ''Yasa bu Meclis'te görüşülmeyecek de nerede görüşülecek-'' dedi.
AK Parti İstanbul Milletvekili Bülent Turan, tasarının Anayasa ve uluslararası hukuka aykırı olmadığını, aksine, Türkiye'nin AİHM kararı doğrultusunda iç hukukta düzenlemeye gittiğini belirtti.
CHP İstanbul Milletvekili Milletvekili Sezgin Tanrıklu, ''Türkiye'de yargı bir çok insanı perişan etti, biz de AİHM'i perişan ettik'' dedi.
Tasarıda yargı süreci devam eden vakalarla ilgili olarak bir idari kurul oluşturulduğuna işaret eden Tanrıkulu, ''Bu, Anayasa'ya aykırıdır. Çünkü yargılama devam ediyor. İdari kurul, devam eden yargılamalarla ilgili olarak bir karar veremez. Mahkemenin uygulamasını denetleyecek ve memurlardan oluşacak bir idari kurul kurulamaz'' diye konuştu. Tanrıkulu, tasarının geri çekilmesini talep etti.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ise tasarının Anayasaya aykırılığının komisyonda itiraz olarak ileri sürüldüğünü, uzunca bir değerlendirdirmeden sonra yapılan oylama ile Anayasaya aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldığını söyledi. İyimaya ayrıca, Genel Kurul'da bir usul tartışması içinde Anayasaya aykırılık tartışması yapılamayacağını, bu tartışmanın ancak bir önerge ile yapılabileceğini ifade etti.
TBMM Başkanvekili Mumcu, Başkanlık Divanı'nın bir tasarıyı geri çekmek gibi yetkisinin olmadığını belirterek, görüşmelere devam edileceğini söyledi.
Tasarının tümü üzerinde söz alan BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, tutuklamanın, tedbirden çok cezaya dönüştüğü, özellikle özel yetkili mahkemelerde tutukluluğun sistematik hale geldiğini dile getirdi. Dora, tasarının mağduriyetleri önlemeyeceğini, yeni mağduriyetlerin yolunu açacağını ileri sürdü.
CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, yargılamalardaki ihlaller sonucu tazminat ödemek yerine, ihlallerin önlenmesine yönelik çalışma yapılması gerektiğini, ancak tasarının bu yönde hazırlanmadığını vurguladı. Hak ihlallerine karşı kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğine dikkati çeken Yılmaz, ''Tasarıda uzun yargılamanın önlenmesine karşı bir yaptırım yok. Sadece tazminat ödenmesi yoluyla geçici çözüm yaratılmaktadır. Tasarının maddelerinde Anayasaya aykırılık dahil pek çok sakınca var. Bunları komisyonda tartıştık ama önerilerimizi kabul ettiremedik. Tasarı günü kurtarmaya yöneliktir. Gerçek anlamda AHİM'in ülkemizden istediği yükümlülükleri yerine getirmemektedir'' diye konuştu.
MHP Grubu adına söz alan Konya Milletvekili Faruk Bal, 10 yıl boyunca yargının personel sorununun çözülemediğini, personelin motivasyonunun bozulduğunu savundu.
Bal, hakim, savcı, katip, mübaşir, sanık ve mağdurun, yargının üzerindeki siyasal güçten, siyasallaşmış yargıdan, adaletin gerçekleşmemesinden korktuğunu söyledi.
AK Parti'nin yargının yükü üzerine yük bindirdiğini ifade eden Bal, bir davanın en az dört kez yargının önüne geldiğini, böylece yargının iş yükünün arttığını belirtti.
Bal, yargının siyasallaştığını, hantallaştığını ileri sürdü.
Tasarıya yönelik eleştirilerini dile getiren Bal, ''Bu tasarıyla, uzun yargılama nedeniyle Türkiye'nin mahkumiyete müstahak özürlü yargısının olduğunu inkar ediyorsunuz. Tasarı, iktidarınızda vahşi şekilde görülen uzun tutukluluk halleriyle insanların hürriyetlerinden olmalarının da ikrarıdır. Yargı bu işleri beceremiyor, bunu yürütme olarak yapayım mantığıyla bu tasarıyı getiriyorsunuz'' dedi.
Bal, tasarının, parlamenter demokratik sisteme, hukuk devletine, yargının bağımsızlığına, tarafsızlığına aykırı olduğunu savunarak, ''Hukuk ve demokrasiyle ilgili ne kadar ilke varsa aykırıdır. Çözüm mü istiyorsunuz; hükümetin yetkisinde bir organla değil, idari davalarda Danıştay'a, hukuk, ceza davalarında Yargıtay'ın ilgili dairelerine, bunları beğenmiyorsanız Anayasa Mahkemesi'ne verin. Bu iş hükümetin değil, yargının işidir. Tasarıyla, siz, sivrisinekleri avlamakla meşgulsünüz, asıl olan bataklığı kurutmaktır'' diye konuştu.
*** HABERİN DEVAMINI İLGİLİ DÖKÜMANLARDA BULABİLİRSİNİZ***
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu'nun başkanlığında toplandı. ''Yeni anayasada vatandaşlık tanımı'' üzerine gündem dışı söz alan Metiner, bir anayasayı demokratik kılan özelliklerin başında, vatandaşlık tanımı geldiğini söyledi.
Bir devletin, kendini mevcut ırk, din, mezheplerden biriyle tanımlaması halinde o devletin demokratik olamayacağını belirten Metiner, ''Demokratik vatandaşlık nötr bir tanımdır. Bu yüzden herkesi kucaklayıcıdır. Bir ülkede vatandaşların bir kısmı ırk, din, mezheplerinden dolayı daha imtiyazlı ise orada demokratik devletten de demokratik vatandaşlıktan da bahsedilemez. Türkiye, bu devlet, bu vatan, bu bayrak hepimizindir. Hepimizi kuşatıcı bir vatandaşlık tanımı olmalıdır'' diye konuştu.
Metiner, üniter devletin, ırk devleti anlamına gelmediğini; devlet eliyle ulus inşa etmeye çalışmanın beyhude çaba olduğunu belirtti.
Mehmet Metiner, ''Türklük, Kürtlük, Araplık, bizim vatandaşlık tanımımıza esas teşkil etmemeli. Bu devlet sadece Türklerin devleti değildir, bu ülkede yaşayan herkes de Türk değildir. Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul etmek gerekir. Lozan'daki azınlık tanımını da demokratik vatandaşlık anlayışına aykırı olduğu için elimizin tersiyle itmemiz gerekiyor. Farklı dinlere mensup Ermeni, Yahudi, Rum, Süryani vatandaşlarımız da bu ülkenin eşit vatandaşlarıdır. Herkesi ırkına, dinine, mezhebine bakmadan, temel hak ve özgürlüklerde eşitleyen demokratik bir vatandaşlık anlayışına ülkenin ihtiyacı vardır. Ülkenin bütünlüğü ancak bu anlayış temelinde sağlanır'' diye konuştu.
CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ise gündemdışı konuşmasında öğretmenlerin sorunlarını dile getirdi.
Havutça, öğretmenlere, ''Sizi yok sayan, sizi güvercin gören zihniyeti yere vurmadıkça, Hükümet, sizleri emek sömürüsü anlamında sömürmeye devam edecektir'' diye seslendi.
BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de Bingöl'ün sorunlarına ilişkin gündemdışı söz aldı. Baluken, milyon dolarlık bir proje olan Hacılar Termalsuyu'nun bir firmaya verildiğini ifade ederek, bu firmanın, siyasilerle ilişkisinin araştırılmasını istedi.
TBMM Genel Kurulu'nda BDP, MHP ve CHP'nin grup önerileri kabul edilmedi.
Genel Kurul'da, BDP'nin ''Kars'ta hayvancılıkta yaşanan sorunlar'', MHP'nin ''Narenciye üretimi ile ilgili yaşanan sorunlar'' ve CHP'nin ''Karadeniz Ereğli Tersaneler bölgesindeki sorunlara'' ilişkin önergelerinin bugün gündeme alınması ile ilgili önerileri görüşüldü.
Partisinin önerisi üzerine söz alan CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk, söz konusu tersaneler bölgesinde daha önce 11 tersane olduğunu ve 10 binin üzerinde işçi istihdam edildiğini, ancak küresel kriz ve AK Parti'nin yanlış ekonomik politikası nedeniyle şimdi tersanelerin büyük bölümünün kapatıldığını, işçi sayısının 150'ye kadar düştüğünü söyledi.
AK Parti Zonguldak Ercan Candan, Köktürk'ün söylediklerine katıldığını, ancak kendilerinin de bu durum karşısında projeler ürettiklerini ifade etti. Candan, ekonomik kriz nedeniyle artık gemi siparişi veren ülke sayısının azaldığını, bu arada Çin'in sektörde önemli bir pazar edindiğini vurguladı.
Tersanelerin yeniden eski haline dönmesi için yeni bir pazar bulunması gerektiğini belirten Candan, bu kapsamda, Afrika'da taka balıkçılığını geliştirip buraya taka ihraç etmek istediklerini söyledi. Candan, bu proje ile ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
MHP Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek, iktidar partisinin, muhalefetin önerilerini dikkate almadığını savunarak, ''Önerilerimizi zaten kabul etmiyorsunuz ama hiç olmazsa dinleyin. Yalnızca yoklamalarda çoğunluk sağlıyorsunuz. Bunun haricinde yoksunuz. Siz yüzde 50'yi temsil ediyorsunuz ama geride kalan muhalefet de diğer yüzde 50'yi temsil ediyor'' dedi.
Konuşmasında iş kazalarına değinen Şimşek, Hükümet'in bu konuda yeterince denetim yapmadığını söyledi. Şimşek, ucuz, güvencesiz ve kuralsız işçi çalıştırılması sonucu kazaların ölümle sonuçlandığını ifade etti.
AK Parti Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, Ereğli Belediye Başkanı'nın hem Hükümet hem de kendi partisi olan CHP ile kavgalı olduğunu, Ereğli'ye zarar verdiğini savundu.
Bunun üzerine söz alan Köktürk de Ulupınar'ın yaptığı konuşmanın öneri ile ilgisi olmadığını, talihsiz bir konuşma olarak düşündüğünü ifade etti.
Görüşmelerde BDP, MHP ve CHP'nin grup önerileri kabul edilmedi.
Daha önce görüşülmesi planlanan Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı, komisyonun yerini almaması nedeniyle ertelendi. Genel Kurul'da, ''Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da Edilememesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı'' üzerinde görüşmelere geçildi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türkiye'nin, bireysel başvuruyu kabul ettiği tarihten bugüne kadar hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında ilk sırada bulunduğunu, 1959-2011 yılları arasında Türkiye aleyhine 2 bin 404 ihlal kararı verildiğini; Türkiye'yi İtalya ve Rusya'nın takip ettiğini bildirdi.
Ergin, TBMM Genel Kurulu'nda görüşmeleri başlayan Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da Edilememesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerine, Hükümet adına söz aldı.
Türkiye'nin, 1949'da Avrupa Konseyi'nin kurucu üyeleri arasında yerini aldığını, Konsey tarafından oluşturulan etkin bir koruma sisteminin, uzun bir süredir içinde olduğunu anımsatan Ergin, ''Temel hak ve özgürlüklere saygı temelinde, Avrupa'da ortak ve sürdürülebilir bir demokratik düzen oluşturma hedefiyle kurulan Konsey, kurumsal temelini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni 1950'de Roma'da imzaya açmıştır. Sözleşmeye aynı yıl imza koyan Türkiye, 1954'te onayladığı sözleşmeyi, iç hukukun bir parçası haline getirmiş, 1987'de ise bireysel başvuru hakkını tanıyarak bu önemli belgeyle oluşturulan denetim şemsiyesinin altına girmiştir'' diye konuştu.
Ergin, Türkiye'nin, bireysel başvuru yolunu, çoğu taraf ülkeden daha erken bir tarihte açarak, Konsey'in oluşturduğu bölgesel koruma sistemi içinde yer alma cesaretine karşın, insan hakları pratiğinde, ağırlıklı olarak yapısal sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar yaşadığını söyledi.
Türkiye'nin, bireysel başvuru hakkını kabul ettiği tarihten bugüne kadar, hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında ilk sırada bulunduğunu kaydeden Ergin, 1959-2011 yılları arasında Türkiye aleyhine 2 bin 404 ihlal kararı verildiğini; Türkiye'yi İtalya ve Rusya'nın takip ettiğini bildirdi. Ergin, Türkiye'nin, hakkında en çok başvuru yapılan ülkeler arasında ise Rusya'dan sonra ikinci sırada olduğunu ifade etti.
Bu tablonun oluşumunda makul süreyi aşan yargılamalardan kaynaklı başvuruların, önemli rol oynadığını belirten Ergin, Türkiye aleyhine bu nedenle verilen ihlal kararı sayısının 493 olduğunu vurguladı.
Ergin, AİHM Sekretaryası'nın verdiği bilgiye göre, 31 Aralık 2011 tarihi itibarıyla, Türkiye aleyhine yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamadığı iddiasına ilişkin 2 bin 500'den fazla başvurunun, daire gündemine kaydedildiğini, bunlardan 330'unun Türkiye'ye tebliğ edildiğini dile getirdi.
Bakan Ergin, çatışmalı çıkar alanlarını düzenleyerek, toplumdaki ihtilafları çözmek gibi kritik bir rolü bulunan yargının, adalet beklentilerine zamanında ve hızla yanıt vermesinin, sosyal barışın sağlanması için büyük önem taşıdığını anlattı.
Ergin, ''Gündemimizde bulunan makul sürede yargılama sorununu da içerecek biçimde, sistemin sorunlarına bütüncül bir perspektifle çözüm üreten yargı reformu stratejimiz ve buna bağlı oluşturduğumuz eylem planımız, geride bıraktığımız zaman zarfında büyük ölçüde amacına ulaştı'' diye konuştu.
''Ölçüsüz eleştirileriyle tepki çeken Avrupa Komisyonu'nun son İlerleme Raporu bile bu gerçeği teyit ve teslim etmek durumunda kalmıştır'' diyen Bakan Ergin, şöyle devam etti:
''Bu temel belgelerle çerçevesi çizilen önceliklere uygun olarak, uluslararası standartların gerisinde kalan, güncelliğini yitirerek ihtiyaçlara cevap vermekte zorlanan mevzuatımız gözden geçirilmiş, pek çok temel kanun yenilenmiştir. Son 2 yıl içinde üç ayrı mevzuat paketiyle yüksek yargı organlarının kapasitesi artırılmış, mahkemelerin iş yükünü azaltacak, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yürütülmesini sağlayacak pek çok önemli değişiklik yapılmıştır.
Son 4 yılda Yargıtay'a yıllık ortalama 650 bin dosya gelmiş, bunlardan her yıl 550 dosya incelenerek karara bağlanmış, her yıl 100 bin dosya, arşivde bekleyen dosyalara eklenmiştir. 2007 yılı başında arşivde bekleyen dosya sayısı 650 bin iken bu sayı 2011 sonunda 1 milyon 150 bine çıktı. Ancak yüksek yargının kurumsal kapasitesinin arttırılmasının sonucu olarak, incelenmeyi bekleyen dosya sayısı 1 milyon 150 binden 880 binin altına inerek 2011 yılı rakamlarına göre bu yıl iş yükü üçte bir oranında azaltılmıştır. Yargının hızlandırılması amacıyla devam eden çalışmaların nihayetinde, temyiz aşaması da dahil olmak üzere bu süreyi ortalama 12 aya indirmekte kararlıyız.''
Tasarı hakkında bilgi veren Ergin, tasarıyla kurulması öngörülen komisyonun, idari kurul şeklinde çalışmalarını yürüteceğini, inceleme süreci ve uygulayacağı usulün idari nitelikte olup, kararlarının yargı denetimine tabi olacağını belirtti. Ergin, komisyonun görevinin adli bir görev olmadığını ifade etti.
Ergin, uluslararası hukukun; altına inilemeyecek ancak ülke gerçekleri ışığında yorumlanıp geliştirilebilecek bir standart olduğunu dile getirdi.
Bugün dünyada birçok devletin, artan ve çeşitlenen toplumsal ihtiyaçları karşılamada, yargı sistemlerini gözden geçirme, özellikle artan iş yükü sorunu karşısında daha etkin ve kaliteli bir sisteme ulaşmak için reform çalışmaları yürüttüğünü belirten Ergin, ''Bu çaba, hukukun kadim ve evrensel ilkelerine, bu ilkelerin çağdaş yorumuna, temel hak ve özgürlüklere, odağına insanı alan adalet politikalarının giderek artan önemine dayanmaktadır'' dedi.
Ergin, sözlerini şöyle tamamladı:
''Tasarı, geçmişte adalet kapısına müracaat etmiş ama o kapı önünde bekletilmiş, mağduriyet yaşamış ve bu nedenle devletiyle nizalı duruma düşmüş vatandaşlarımızla bir kucaklaşma, haklarını temin ve teslim etme aracıdır. Bu yönüyle mahkeme önündeki tek taraflı deklarasyon ve dostane çözüm süreçlerinden nitelik olarak bir farkı bulunmamakla beraber, bu çözümün kendi iç hukukumuz içinde üretilebilmiş olması elbette anlamlı olacaktır. Uzun yargılamaya ilişkin haklı yakınmaları bulunan vatandaşlarımıza kurulacak komisyonun yapacağı inceleme sonucunda tazminat ödenerek, manevi zararlarının bir an önce karşılanması sağlanacaktır. Benzer mağduriyetlerin gelecekte yaşanmaması, yargı sistemimizin güven veren adalet vizyonumuza uygun olarak önüne gelen ihtilaflara süratle yanıt verebilmesi için büyük mesafeler katettiğimiz adli reform çabalarımız da hız kesmeden devam edecektir.''
Ergin'in konuşmasının ardından BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, bu konunun, tazminata indirgenemeyeceğini ifade ederek, tasarının görüşülemeyeceğini savundu. Kaplan'ın talebi üzerine Genel Kurul'da usul tartışması açıldı.x
TBMM Genel Kurulu'nda, BDP ve CHP, yargılama sürelerinin uzunluğu nedeniyle tazminat ödenmesine ilişkin yasa tasarısının, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle geri çekilmesini istedi.
Genel Kurul'da, ''Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da Edilememesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı'' üzerinde görüşmeler sürüyor.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler başlamadan önce söz alan BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, tasarının Anayasa'ya ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözleşmesi'ne aykırı olduğu gerekçesiyle görüşülemeyeceğini savunarak, bu konuda usul tartışması açılmasını talep etti. Bunun üzerine TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, usul tartışması açtı.
Kaplan, evrensel hukukun ulusal hukukun üstünde olduğunu, kimseye özgürlüğü karşısında para verilemeyeceğini söyledi. Tasarının Anayasa ve evrensel hukuka aykırı olduğunu ve Meclis'te görüşülemeyeceğini ileri süren Kaplan, bu nedenle yasa Meclis'ten çıksa bile kadük kalacağını savundu.
MHP Konya Milletvekili Faruk Bal, tasarının sorunlara çare aramadığını, sonuçlarla uğraşmak gibi garip bir mantıkla geldiğini söyledi. Ancak, ''Tasarı Meclis'te görüşülemez'' fikrine katılmadığını belirten Bal, ''Yasa bu Meclis'te görüşülmeyecek de nerede görüşülecek-'' dedi.
AK Parti İstanbul Milletvekili Bülent Turan, tasarının Anayasa ve uluslararası hukuka aykırı olmadığını, aksine, Türkiye'nin AİHM kararı doğrultusunda iç hukukta düzenlemeye gittiğini belirtti.
CHP İstanbul Milletvekili Milletvekili Sezgin Tanrıklu, ''Türkiye'de yargı bir çok insanı perişan etti, biz de AİHM'i perişan ettik'' dedi.
Tasarıda yargı süreci devam eden vakalarla ilgili olarak bir idari kurul oluşturulduğuna işaret eden Tanrıkulu, ''Bu, Anayasa'ya aykırıdır. Çünkü yargılama devam ediyor. İdari kurul, devam eden yargılamalarla ilgili olarak bir karar veremez. Mahkemenin uygulamasını denetleyecek ve memurlardan oluşacak bir idari kurul kurulamaz'' diye konuştu. Tanrıkulu, tasarının geri çekilmesini talep etti.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ise tasarının Anayasaya aykırılığının komisyonda itiraz olarak ileri sürüldüğünü, uzunca bir değerlendirdirmeden sonra yapılan oylama ile Anayasaya aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldığını söyledi. İyimaya ayrıca, Genel Kurul'da bir usul tartışması içinde Anayasaya aykırılık tartışması yapılamayacağını, bu tartışmanın ancak bir önerge ile yapılabileceğini ifade etti.
TBMM Başkanvekili Mumcu, Başkanlık Divanı'nın bir tasarıyı geri çekmek gibi yetkisinin olmadığını belirterek, görüşmelere devam edileceğini söyledi.
Tasarının tümü üzerinde söz alan BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, tutuklamanın, tedbirden çok cezaya dönüştüğü, özellikle özel yetkili mahkemelerde tutukluluğun sistematik hale geldiğini dile getirdi. Dora, tasarının mağduriyetleri önlemeyeceğini, yeni mağduriyetlerin yolunu açacağını ileri sürdü.
CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, yargılamalardaki ihlaller sonucu tazminat ödemek yerine, ihlallerin önlenmesine yönelik çalışma yapılması gerektiğini, ancak tasarının bu yönde hazırlanmadığını vurguladı. Hak ihlallerine karşı kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğine dikkati çeken Yılmaz, ''Tasarıda uzun yargılamanın önlenmesine karşı bir yaptırım yok. Sadece tazminat ödenmesi yoluyla geçici çözüm yaratılmaktadır. Tasarının maddelerinde Anayasaya aykırılık dahil pek çok sakınca var. Bunları komisyonda tartıştık ama önerilerimizi kabul ettiremedik. Tasarı günü kurtarmaya yöneliktir. Gerçek anlamda AHİM'in ülkemizden istediği yükümlülükleri yerine getirmemektedir'' diye konuştu.
MHP Grubu adına söz alan Konya Milletvekili Faruk Bal, 10 yıl boyunca yargının personel sorununun çözülemediğini, personelin motivasyonunun bozulduğunu savundu.
Bal, hakim, savcı, katip, mübaşir, sanık ve mağdurun, yargının üzerindeki siyasal güçten, siyasallaşmış yargıdan, adaletin gerçekleşmemesinden korktuğunu söyledi.
AK Parti'nin yargının yükü üzerine yük bindirdiğini ifade eden Bal, bir davanın en az dört kez yargının önüne geldiğini, böylece yargının iş yükünün arttığını belirtti.
Bal, yargının siyasallaştığını, hantallaştığını ileri sürdü.
Tasarıya yönelik eleştirilerini dile getiren Bal, ''Bu tasarıyla, uzun yargılama nedeniyle Türkiye'nin mahkumiyete müstahak özürlü yargısının olduğunu inkar ediyorsunuz. Tasarı, iktidarınızda vahşi şekilde görülen uzun tutukluluk halleriyle insanların hürriyetlerinden olmalarının da ikrarıdır. Yargı bu işleri beceremiyor, bunu yürütme olarak yapayım mantığıyla bu tasarıyı getiriyorsunuz'' dedi.
Bal, tasarının, parlamenter demokratik sisteme, hukuk devletine, yargının bağımsızlığına, tarafsızlığına aykırı olduğunu savunarak, ''Hukuk ve demokrasiyle ilgili ne kadar ilke varsa aykırıdır. Çözüm mü istiyorsunuz; hükümetin yetkisinde bir organla değil, idari davalarda Danıştay'a, hukuk, ceza davalarında Yargıtay'ın ilgili dairelerine, bunları beğenmiyorsanız Anayasa Mahkemesi'ne verin. Bu iş hükümetin değil, yargının işidir. Tasarıyla, siz, sivrisinekleri avlamakla meşgulsünüz, asıl olan bataklığı kurutmaktır'' diye konuştu.
*** HABERİN DEVAMINI İLGİLİ DÖKÜMANLARDA BULABİLİRSİNİZ***
