2009-06-16 - 12:10
MHP GRUP TOPLANTISI?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''AKP'nin sahte ampulü ile Deniz Feneri'nin sararmış ışığı aynı kirli yolu aydınlatmaktadır'' dedi. Bahçeli, İsrail ile hiçbir gizli anlaşmaları olmadığını belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bu konudaki iddiasını da ispatlamak durumunda olduğunu söyledi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''AKP'nin sahte ampulü ile Deniz Feneri'nin sararmış
ışığı aynı kirli yolu aydınlatmaktadır'' dedi. Bahçeli, İsrail ile hiçbir gizli anlaşmaları olmadığını belirterek,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bu konudaki iddiasını da ispatlamak durumunda olduğunu söyledi.

Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, ÖSS'nin,
dünyanın eş zamanlı yapılan en kapsamlı sınavı olabileceğini ifade ederek, 1
milyon 349 bin 423 gencin katıldığı sınava ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Binlerce gencin yükseköğrenime girme şansı bulamayacağını, bu durumun
yıllardan beri ülkenin yalnızca eğitim alanında değil, sosyal sonuçları
itibariyle de kanayan bir yarası durumunda olduğunu söyleyen Bahçeli, 8 yıl
ilköğretim, 4 yıl ortaöğretim görerek 12 yılın sonunda 18 yaşında mezun olan
gençlerin sıkıntılarının, toplumun ortak sorunu olarak görülmesi gerektiğini
vurguladı.

Dershanelere en az okullar kadar ihtiyaç olduğunu, dershanelerin milli
eğitim sisteminin açıklarını dolduran ve destekleyen önemli bir fonksiyon
üstlendiğini belirten Bahçeli, ''Ne var ki, bu uygulama giderek milli eğitim
sitemini tali, dershane kültürünü esas haline getirme yolunda hayli mesafe
almıştır. Bu konuda özellikle Milli Eğitim Bakanlığı ciddi, kapsamlı ve köklü
değişikliklere kısa sürede gidemez ve uygulayamazsa, gençleri yükseköğrenime
hazırlayan değil, dershaneleri destekleyen kurumlar haline dönüşecektir. Gidişat
bunu işaret etmektedir'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın, ''öyle bir sistem var ki okulda öğrendiği bilgiden
imtihan edilmiyor, onun dışında bir bilgiyle imtihana tabi tutuluyor'' diyerek
sistemden şikayetçi olduğunu belirten Bahçeli, şöyle devam etti:

''Parti programımızda üniversitelerin; ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan
gücünü yetiştiren, araştırma yaparak bilim ve teknoloji üreten, toplumsal
gelişmeye önderlik eden, bilimsel yöntemlerle meselelere çözüm üreten ve dünya
üniversiteleriyle yarışan eğitim kurumları haline getirilmesi esas alınmıştır.
Bu hedefe ulaşmanın ilk ve en önemli şartı, elbette ki yetişmiş genç nüfusu
üniversite kapısına kadar getiren sistemin yaygınlığı, kalitesi ve verimliliğinin
artırılmasına bağlıdır.

Bu itibarla, üniversite sisteminin vazgeçilemez insan kaynağını daha
fazla ihmal etmemiz düşünülmemelidir. Münferit başarılar haricinde,
üniversitelere 12 yıl boyunca öğrenci yetiştiren milli eğitim sistemi mutlaka
gözden geçirilmelidir. Üniversite giriş sınavının kaldırılarak, yerine
ortaöğretim başarısını ve ortaöğretim sonunda yapılacak 'Olgunlaşma Sınavını'
esas alan ve fırsat eşitliğini gözeten üniversiteye geçiş sistemi üzerinde
çalışmalar başlatılmalıdır.''

"ALMANYA'DA SONUÇLANAN DAVA..."

Bahçeli, bir süredir iktidar ile ana muhalefetin birbirini yolsuzlukla
suçlayan tartışmaları olduğunu anımsatarak, ''Bildiğiniz gibi 'Allah'tan korkan
ve kuldan utanan bir iktidar' vaad ederek, 'hortumları kestik' diyerek, yaklaşık
7 yıl önce temiz ve namuslu yönetim sözü veren AKP, iddialarının aksine bugün
yolsuzlukların da odağı haline gelmiştir. Özellikle son zamanlarda yaşanan
gelişmeler yıllardır süregelen adam kayırma, rant sağlama, devlet imkanlarını
peşkeş çekme, yandaşları himaye olarak görülen ahlaki yozlaşmanın bütün
boyutlarının gözler önüne serilmeye başladığını göstermektedir. Bunlardan en
önemlisi, Almanya'daki soydaşlarımızın tertemiz vicdanlarını istismar ederek
gerçekleştirilen zekat ve sadaka soygunculuğunun Alman mahkemelerince hukuken
belgelenmesi olmuştur'' diye konuştu.

Almanya'da yargılananların bir bölümünün mahkum olduğuna değinen Bahçeli,
şunları kaydetti:

''Ancak işin vahameti, dava kapsamında hakkında suç iddia edilen
şahısların bir bölümünün Türkiye'de bulunuyor olmasıdır. Alman Mahkemesi bizim
vatandaşlarımızın ve soydaşlarımızın karıştığı bir hukuki süreci sonuçlandırmış,
verdiği karar ve yaptığı açıklamalarla milletimizi ve adalet sistemimizi açıkça
töhmet altında bırakmıştır. Bu durumda sorumlu bir siyasal iktidarın yapması
gereken, iddialara konu olan suçun Türkiye'deki ayağının da ortaya çıkması için
adaleti acilen harekete geçirmek ve konuyu sonuna kadar takip etmek olmalıdır.

Oysa gelişmeler bunu doğrulamamış, ucu AKP'ye de dayandığı söylenen bu
davanın, Türkiye uzantılarını ortaya çıkarmamak için hükümet tarafından işin
ağırdan alındığına, dava dosyasının intikali ve tercümesinde yavaş davranıldığına
dair haklı bir kanaat hasıl olmuştur. Dava konusu olan şahısların bir kısmının
ideolojik anlamda ortak bir siyasi amaç için birlikte mücadele ettikleri; bir
kısmının iktidar partisinin desteği ile kamu kurumlarında kadro buldukları ve
hatta bazılarının ticari ve siyasi ortaklıklarına kız alıp verme şeklinde tecelli
etmiş bir aile yakınlaşmasını da katmış oldukları görülmektedir.

İlgili yasa gereği Adalet ve Kalkınma Partisi kontenjanından Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu Başkanlığına seçilen bir şahısla ilgili yaşanan
tartışmalar, dürüstlüğü ağzından düşürmeyen AKP zihniyetinin gerçek yüzünü ortaya
çıkartması bakımından anlamlı olmuştur.''

''BAŞBAKANIN BİZZAT AVUKAT ROLÜNE SOYUNDUĞU...''

''Türk milletinin yardımlaşma geleneğini ve temiz din duygularını
hırsızlık aracı haline getiren Deniz Feneri soygunculuğu karşısında Başbakan
Erdoğan'ın 'temiz bir arkadaş' olduğunu söyleyerek kefil olduğu RTÜK Başkanını
korumak için çırpınması yadırganmamalıdır'' diyen Bahçeli, hakkında çok ciddi
iddialar bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından mal varlığı üzerine tedbir
konulan bu kişinin yargı sürecinin selameti ve asgari ahlakın gereği olarak kamu
görevinden istifa etmesinin gerekmediğini savunan Başbakan'ın bu tavrı karşısında
şaşırmadıklarını ifade etti.

Bahçeli, ''Bu konuda Başbakan Yardımcısı olan hükümet üyesinin durumu
vicdanına sindiremeyip, açıkça ve yüksek sesle haklı eleştiri ve istifa çağrısı
'kendi görüşü' olduğu gerekçesiyle Başbakan Erdoğan'dan dönmüş ve bu noktada
Başbakan aslında kendisine yakışanı yapmıştır. AKP bünyesinde bulunan sağduyu
sahibi insanların Başbakan'a itidal ve adalet yolunu gösterememeleri,
gösterenlerin de yalnız kalmaları, Başbakanın giderek kirlenen ve kirlendikçe
öfkesi artan siyaseti açısından en büyük bir talihsizliktir. Bu tartışmalar,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin atadığı bir görevlinin işgal ettiği makamdan
soruşturmanın selameti ve aklanması açısından istifa etmekten kaçınmasının
nedenini ve bu cüreti kimden aldığını ortaya koymuştur. Başbakan'ın bu konudaki
konumuna ayarlama yaparak kamu adına savcılık değil, bizzat avukat rolüne
soyunduğu bu süreçte ortaya çıkan gerçek şudur: AKP'nin sahte ampulü ile deniz
fenerinin sararmış ışığı aynı kirli yolu aydınlatmaktadır'' diye konuştu.

''ŞAYET BU OLAY KAPATILMAK İSTENİRSE...''

MHP, olarak bütün yasa dışı oluşumların, çetelerin, organize suç
örgütlerinin, hırsızın, arsızın, sahtekarın üzerine kararlılıkla gidilmesinden
memnun olacaklarını ve alkışlayacaklarını söyleyen Bahçeli, şunları söyledi:

''Ancak arka bahçesindeki yandaşlarının etrafa saçılmış pisliklerini çöpe
atacağı ve adalete havale edeceği yerde, halının altına süpürmeye çalışanların
varlığını gördükçe, namus ve ahlak iddialarının göz boyamadan öteye
geçemeyeceğini de biliriz. Bu olayın bütün yönleriyle ortaya çıkartılması,
ticari, siyasi ve ahlaki boyutlarının incelenerek aklanılması halinde Adalet ve
Kalkınma Partisi'nin lekeli siyaset sicilinin tıkanmış damarlarından biri belki
temizlenmiş olacaktır. Şayet bu olay kapatılmak istenirse, durmak yok yola devam
denilerek yandaşlarla beraber yürüdükleri yolsuzluk yolunda karşılarına utanç
belgesi ve mahkeme safahatı olarak sürekli çıkacaktır.''

Devlet Bahçeli,''Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kısaltması olan AKP
yerine AK Parti denilerek ne siyaset ağaracaktır, ne çalınmış kara lekeler, laf
ebeliği ile ak-pak hale gelecektir. AKP de desek, AK Parti de desek, yüzünüz hep
kara kalacak ve ilelebet de böyle anılacaktır'' dedi.

''İSRAİL İLE HİÇBİR GİZLİ ANLAŞMA YOK''

MHP'nin mayın yasasına haklı tepkileri karşısında Başbakan Erdoğan'ın,
dikkatleri başka yerlere çekmeye çalıştığını anlatan Bahçeli, konuşmasını şöyle
sürdürdü: :

''(Başbakan), Bunun için ortağı olduğumuz 57. Hükümet döneminde İsrail
ile gizli anlaşmalar yapıldığı, gizlilik kaydı olmasa bunların açıklanabileceği
yalanına sarılmıştır. Başbakan'ın siyasi ahlak zafiyetinin derinliğini gösteren
bu hezeyan karşısında, bizim dönemimizde İsrail ile yapılmış hiçbir gizli anlaşma
olmadığını buradan açıkça belirtmek ve kendisini dürüst ve namuslu olmaya davet
etmek isterim. Edep ve mertlik tartışmasıyla bu hasletlere sahip olduğu izlenimi
yaratmaya çalışan Başbakan'ın şimdi yapması gereken, mertliğin gereğini yerine
getirerek, iddia ettiği gibi böyle bir anlaşma varsa bunu açıklamak, ya da özür
dileme erdemini göstermeye çalışmak olacaktır. İddiasının arkasında durarak
kamuoyu önünde olduğunu söylediği bu anlaşmayı açıklamak veya özür dilemek
Başbakan için kaçamayacağı bir ahlaki zorunluluktur.

Aleni iftirasına kılıf olarak 'gizlilik kaydı' yalanına sığınmaya
yeltenmek Başbakan'ı, bu ahlaki vecibeden kurtaramayacaktır. Başbakan siyasi
ahlaktan, onur ve haysiyetten nasibini aldıysa bu iddiasını ispatlamak
durumundadır. Bunu yapamadığı takdirde, yalandan medet uman müfteri Başbakan
sıfatını kabul ettiği anlaşılacak ve partisinin isminin başındaki 'AK'
yakıştırması ile 'adımız da alnımız da aktır' söyleminin içi boş bir aldatmaca
olduğu gerçeği milli vicdanda tescil edilecektir. Karar ve tercih
Başbakanındır.''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Genelkurmay Başkanlığında hazırlandığı iddia edilen
ve basına sızdırılan belgeye ilişkin, ''İddialar Türk Silahlı Kuvvetlerini zan ve töhmet altında
bırakacak kadar ağır ve ciddidir'' dedi.

Bahçeli, AK Parti ile beraber 7 yıla yaklaşan sürenin bilgi ve haber kirliliği olarak
hatırlanacağını söyledi.

''Siyasete, adalete, üniversiteye, emniyete ve orduya olan güvenin
azaltılmak istendiği karmaşık senaryolar özellikle son yıllarda bütün yönleriyle
sahnelenmek istenmektedir'' diyen Bahçeli, ''Bu itibarla, her söylentiye, her
iddiaya hatta belge adındaki yayınlara ihtiyatla bakmak, çabuk karar vermeden,
yanlış bir şeyler söylemeden konuları hukuk çerçevesinde çözmek ve sonuçlandırmak
en makul yol ve yöntem olmalıdır'' ifadesini kullandı.

Bahçeli, 2 yıldır yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan bir
şahsın bürosunda bulunduğu ileri sürülen belgenin gazetede yayınlandığını
anımsattı.

Yayınlanan belgeye önem kazandıran konunun yayının yasallığından da önce,
doğru çıkması halinde metnin içeriği ve siyasal hayat için taşıdığı tehdit
olduğuna işaret eden Bahçeli, ''Genelkurmay Başkanlığına bağlı bir birim
tarafından 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' başlığı ile hazırlandığı iddia
edilen bu belgede hükümete yönelik demokrasi dışı müdahale arayışı açıkça
görülmektedir'' diye konuştu.

İddiaların Türk Silahlı Kuvvetlerini zan ve töhmet altında bırakacak
kadar ağır ve ciddi olduğunu belirten Bahçeli, olayın aydınlatılması için
Genelkurmay Askeri Savcılığının vakit kaybetmeden soruşturma başlatmış olmasının
bu açıdan son derece önemli olduğuna dikkati çekti.

''KUŞKULARIN ORTADAN KALDIRILMASI İÇİN...''

Soruşturmanın süratle tamamlanması ve sonuçlarının kamuoyuyla
paylaşılması, bu güzide kurum hakkında oluşan bütün kuşkuların ortadan
kaldırılması için kaçınılmaz hale geldiğini dile getiren Bahçeli şöyle devam
etti:

''Konu, askeri yargının kısa sürede çözemeyeceği boyutlara ve kapsama
ulaşmış ise sivil yargının konuya derhal el atması demokratik hayatımızın ve Türk
Silahlı Kuvvetlerinin itibarı açısından zorunlu ve gereklidir. Ancak, haberin
doğru olması kadar, yanlış çıkması da vahim sonuçlar doğuracak gelişmelere
davetiye çıkartmaktadır.

Bu durumda ise bazı mihrakların Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı tam bir
psikolojik savaş hali ilan etmiş oldukları ortaya çıkacaktır. Böylesi bir gelişme
halinde, bunların kim oldukları, nereden güç aldıkları, kim tarafından
yönetildikleri, neyi amaçladıkları, hangi kurumların içine sinmiş ve sızmış
oldukları gibi konuların ayrıntılı soruşturulması ve sonuçlandırılması hükümetin,
istihbarat ve emniyet birimlerinin ve adalet teşkilatının sorumluluğundadır.

Bu konuda, en mahrem devlet belgelerini ve mahkeme evrakını, sorgulama
kayıtlarını yayınlayanlar hakkında hükümetin geçmişte hareketsiz kalmış olduğu
düşünülürse bu kanaldan sonuç alınması zor görünmektedir. Bu durumda zan ve
töhmet altında kalacak ve bunun hesabını verecek olan da hükümet olacaktır.

Her iki ihtimalde de soruşturmanın sonuçlarını beklemek ve sorumluların
adalet önünde hesap vereceği sürecin açılmasını takip etmekten başka bu aşamada
yapacak ve söyleyeceğimiz yoktur.''

MHP'nin, gerekçesi ve niyeti ne olursa olsun demokrasinin yaralanmasına,
sekteye uğramasına izin vermeyeceğini belirten Bahçeli, bu niyet sahiplerine
karşı duracağını söyledi. Bahçeli, TSK'ya yönelik karalama ve lekeleme
kampanyalarına ısrarla karşı çıkacaklarını ifade ederek, milli güvenlik açısından
asla vazgeçemeyecekleri bu kuruma ve mensuplarına sahip çıkmaya devam
edeceklerini kaydetti.

"AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ"

MHP lideri Bahçeli, 4-7 Haziranda yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerine
de değindi. Seçimlerle önümüzdeki beş yıllık süre için AB'nin yasama organının
yeni siyasi kompozisyonu belirlediğini belirten Bahçeli, seçim sonuçlarının
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan partiler ile ırkçı, İslam ve göçmen
düşmanlığı yapan partilerin kazançlı çıktığını ve Parlamento'daki konumlarını
güçlendiklerini ortaya koyduğunu söyledi.

Bahçeli, ''Bu bakımdan, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden Türkiye
karşıtlarının güçlenerek çıkmalarının sanal bir zeminde yürütülen sözde müzakere
sürecinde Türkiye için bir önem taşımadığı söylenemeyecektir'' dedi.

''Lozan Antlaşmasına aykırı olarak Türk vatandaşı olmayan metropolitlerin
atanmasına ses çıkarmadıklarını bizzat kendisi söyleyen Başbakan, bu konuda
Patriğe hile yolunu da gösterdiklerini ve bunların Türk vatandaşlığına geçme
başvurusu yapmalarını önerdiklerini açıklayarak, Lozan Antlaşmasının Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı'nın eliyle delindiğini ikrar etmekten çekinmemiştir'' diyen
Bahçeli, şöyle devam etti:

''Başbakan'ın sözleri, AB'den sorumlu Bakan'ın 'Heybeliada Ruhban
Okulu'nun Avrupa istediği için değil, insan hakları sorunu olarak açılması
gerektiği' yönündeki beyanlarıyla birlikte ele alındığında, AKP hükümetinin Türk
kamuoyunun tepkisini yumuşatacak bir zemin hazırlayarak, bu iki konudaki AB
dayatmasının gereğini yapmaya hazır olduğu sonucu çıkmaktadır.

Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi eşit haklara sahip bir üye olarak içine
almaya niyetli olmadığı artık bütün çıplaklığıyla anlaşılmıştır. Sanal müzakere
sürecinde Türkiye'nin tam üyeliği nihai hedef olmaktan çıkarılmış, bu müzakereler
AKP hükümetinin de rızasıyla böyle bir zeminde başlatılmıştır.''

"DOLMABAHÇE GÖRÜŞMESİ"

Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar
Büyükanıt arasındaki Dolmabahçe görüşmesinin esrarını koruduğunu bildirdi.

Dolmabahçe'de iki yetkili arasında devlet işleri ve güvenlik konularında
mahrem bir görüşme yapıldıysa, bunun devlet sırrı kapsamında kamuoyuna
açıklanmamasının devlet geleneklerinin doğal bir icabı sayılabileceğini belirten
Bahçeli, ''Ancak, Başbakan'ın Genelkurmay Başkanı isterse bunu açıklayabileceğini
söylemesi, ele alınan konuların göreve ilişkin devlet sırrı kapsamına
giremeyeceğini göstermektedir. Hal böyle ise Dolmabahçe görüşmesinde demokratik
rejimi ilgilendiren bazı hassas konuların veya çok özel şahsi meselelerin ele
alındığı tahmininde bulunmak yanlış sayılamayacaktır. Bu durumda görüşmenin
içeriğinin açıklanmaması, bu konudaki spekülasyonları daha da arttıracak, herkes
kendisine göre bir kanaat oluşturacak ve bir sonuca varacaktır. Bu bakımdan
konunun çok ciddi bir demokrasi sorununa dönüşmesini önlemek ve görüşmenin iki
tarafını ve temsil ettikleri kurumları şaibe altında kalmaktan kurtarmak
bakımından, sır perdesinin kaldırılması gerekli ve kaçınılmaz olacaktır'' dedi.

"EKONOMİK KRİZ"

Bahçeli, son günlerde bazı ekonomik verilerin iyimser beklentilere neden
olduğu, krizin dibinin görüldüğü ve krizden çıkış sürecinin başladığı yönünde
yorumlarda bir artış yaşandığını belirterek, bunun aşırı bir iyimserlik olduğunu
söyledi.

Parti olarak, ekonomik krizle ilgili görüşlerini pek çok kere kamuoyu ile
paylaştıklarını anımsatan Bahçeli, AK Parti Hükümeti'nin ekonomiyi istila eden
krizi ortadan kaldıracak inancı, gücü ve kararlılığının olmadığını savundu.
Bahçeli, şöyle dedi:

''Ekonomideki sorunlara makul ve objektif hamlelerle derinlikli ve
teferruatlı çareler üretmekten çok uzak olan AKP hükümeti, politikalarına hakim
olan ağır ve atıl görünümle hiçbir meselenin üstesinden gelememiştir.
Tesadüflerin bileşkesinde siyasal zemin bulan bu kafa yapısının, artık ülkemize
yapacağı, katacağı ve sağlayacağı hiçbir değerin olmadığını milletimiz net olarak
anlamıştır. Bu zamana kadar krizi küçümseyip bize bir şey olmaz diyerek,
avantajları birer birer kaybeden hükümet şimdi son çırpınışlarla görmezden
geldiği krize karşı çözüm arayışlarına başlamıştır. Bu kısır ve vizyonsuz
anlayışın iktidar olarak milletimizin gündemini meşgul etmesini de en büyük
talihsizlik olarak değerlendiriyoruz.''

Bahçeli, konuşmasının sonunda, Jandarma teşkilatının kuruluşunun 170.
yılını kutladı.