2006-04-14 - 23:50
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın sonunda hazırlanan Boğaziçi Deklarasyonu'nda, ''Biz, farklı kültür ve medeniyetler arasında çatışmanın değil, işbirliği ve karşılıklı hoşgörünün artırılması gerektiğine inanıyoruz'' denildi.
Türkiye'nin inisiyatifiyle simgesel olarak yayınlanan ve TBMM
Başkanı Bülent Arınç'ın okuduğu deklarasyondaki değerlendirmeler
şöyle:
''Dünyamız büyük sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.
Küreselleşme hem büyük fırsatları, hem de problemleri içinde
barındıran bir süreçtir. Geçmişte mümkün olmayan yeni iletişim
kanalları, farklı kültür ve dini gelenekleri birbirine
yaklaştırmaktadır.
Bununla birlikte küreselleşme aynı zamanda yeni ayrımlar
yaratmaktadır. Küreselleşmenin ekonomik maliyeti, bütün dünya
toplumları tarafından hissedilmekte, kültürel ve siyasi aynı zamanda
ulusal kimliğe karşı bir tehdit olarak da algılanmaktadır.
Küçülen dünyamız, barış ve istikrarın temini için daha fazla çaba
göstermek zorundadır. Bütün dünya toplumları açlık, cehalet, çocuk
ölümleri, savaşlar, terörizm, işkence, insan ticareti, uyuşturucu,
ekonomik adaletsizlik, yolsuzluk ve ayrımcılık gibi sorunlarla karşı
karşıya bulunuyor. Bu sorunların çözümü için bir tarafta köklü
değerlere, öte tarafta işlevsel mekanizmalara ihtiyacımız vardır.
Köklü değerlere dayanmayan mekanizmaların çözüm üretmesi, işlevsel
hale getirilmeyen değerlerin ise anlamını muhafaza etmesi mümkün
değildir. Biz İslam toplumlarını temsil eden İslam Konferansı Örgütü
Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak bu değerlere sahip olduğumuza,
gerekli mekanizmaları da işler hale getirebileceğimize inanmaktayız.
Meşru sorun ve taleplerin, meşru yollarla çözüme kavuşturulması,
demokratik, özgür ve eşitlikçi bir toplumun ön şartıdır.
Parlamentolar, toplumun meşru talep ve beklentilerini karşılamak için
kurulmuşlardır. Parlamentolar, toplumsal değerlerin işlevsel
mekanizmalar aracılığıyla hayata geçirilmesini temin etmekle
yükümlüdürler.
Toplumların sivil inisiyatif ve taleplerini temsil eden
parlamentolar, devlet ile toplum, yöneten ile yönetilen arasındaki en
önemli temsil mekanizmalarıdır. Parlamentoların temsil ettiği halk
iradesi, toplumsal düzen ve barışın vazgeçilmez şartıdır.
-ORTAK DEĞERLER-
İslam kültür ve medeniyetinin temel değerleri, aynı zamanda
evrensel değerlerdir. Adalet, barış, eşitlik, ötekine saygı, hukukun
üstünlüğü, hesap verebilirlik, ailevi ve ahlaki değerler, bütün
insanlığın paylaştığı değerlerdir. İnsanlığın geleceği, bu ortak
değerler üzerinde yükselecektir. İnsani değerlere kayıtsız bir dünya,
ilerlemenin ve medeniliğin temsilcisi olamaz. Bu değerlerin yön
vermediği bir dünya kaosun, terörün, umutsuzluğun, adaletsizliğin
dünyası olabilir.
Evrensel insani değerlerin yol gösterdiği bir dünyanın inşası için
bütün dünya toplumlarının dayanışma içinde olması gerekir. Farklı
kültür ve medeniyetler arasındaki dini, tarihi ve siyasi farklılıklar,
çatışmanın zemini olmamalıdır. Demokratik bir dünya, herkesin aynı
şekilde düşündüğü ve yaşadığı bir dünya değildir. Demokrasi, farklı
düşüncelerin bir arada yaşaması rejimidir. Adil ve eşitlikçi bir dünya
düzeni, farklı toplum ve kültürlerin bir arada yaşama iradesi
göstermesiyle mümkün olabilir. Biz, farklılıkları koruyarak bir arada
yaşamanın mümkün olduğuna inanıyoruz.
İslam dünyası, evrensel değerleri, zengin tarihi mirası, genç
nüfusu, dinamik toplum yapısı ve doğal kaynaklarıyla büyük fırsatlar
ve sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Müslüman ülkeler adil bir
dünya sisteminin inşasına katkıda bulunmayı hedeflemelidirler. Küresel
gelişmeleri doğru okuyabilen Müslüman toplumlar, tarihin pasif ve
reaksiyoner değil, yapıcı ve dinamik aktörleri olmalıdırlar.
İslam geleneği; adil, eşitlikçi ve erdemli bir toplumun inşası
için gerekli ilkeleri koymuş, katılımcı ve temsil yönetiminin
sürekliliğini garanti altına almıştır. İslam toplumlarının zengin
yönetim geleneği ve çok kültürlülük tecrübesi, bu ilkeler ışığında
ortaya çıkmış ve geniş bir coğrafyada hayat alanı bulmuştur. Bu
tecrübe sayesinde Müslümanlar, farklı topluluklarla bir arada barış
içinde yaşamışlardır.
-''ÇÖZÜM, ÖNCELİKLE MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN GÖREVİ''-
Müslüman toplumlar ve yöneticiler fakirlik, yolsuzluk, cehalet,
salgın hastalıklar, gelir dağılım eşitsizliği, şiddet ve terörizm gibi
sorunları aşmak için maddi ve manevi değerlerini seferber etmelidir.
Bu sorunlar iç ve dış pek çok faktöre bağlıdır. Fakat bunların çözümü
öncelikle Müslüman toplumların görevidir. İslam dünyasındaki sorunları
çözmek için başkalarını suçlamak, kurban edilmişlik psikolojisiyle
hareket etmek, şiddete başvurmak çözüm değildir.
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak
İslam dünyasının kendi sorunlarını çözecek enerji ve imkanlara sahip
olduğuna inanıyoruz. Bunu gerçekleştirmek için sahip olduğumuz
evrensel değerleri etkin mekanizmalarla buluşturmak hepimizin ortak
görevidir.
Biz farklı kültür ve medeniyetler arasında çatışmanın değil,
işbirliği ve karşılıklı hoşgörünün artırılması gerektiğine inanıyoruz.
Medeniyetlerin bir arada barış içinde yaşamasının ön şartı tarafların
eşit olduğunu kabul etmektir. Dini ve kültürel farklılıklara saygı
göstermek bütün toplumların ortak görevidir.
Son zamanlarda yükselişe geçen İslam karşıtlığına karşı bütün
sivil toplum örgütlerini ve siyasi aktörleri sağduyulu davranmaya
çağırıyoruz. İslam karşıtlığı, tıpkı anti-semitizm ve ırkçılık gibi
bir insanlık suçu olarak kabul edilmelidir. Bir toplumu dini ve
kültürel tercihlerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutmak, onların kutsal
değerlerini hafife ve hatta alaya almak ne insani, ne de siyasi
değerlerle bağdaştırılabilir. Kültürel farklılıklar, göç, entegrasyon,
şiddet ve terörizm gibi sorunlar ancak eşit taraflar arasında
yapılacak kapsamlı işbirlikleriyle aşılabilir. Bunun için kamuoyuna ve
siyasi liderliğe büyük görevler düşmektedir.
İslam ve batı toplumlarının kanaat önderleri, sivil toplum
kuruluşları ve siyasi liderlerinin çatışmaları önleyecek, barış ve
istikrarı temin edecek adımlar atması gerekmektedir. Bunun için
öncelikle Avrupa-merkezci tarih ve siyaset algısının yeniden gözden
geçirilmesi, Müslüman toplumların dini ve kültürel hassasiyetlerine
saygı gösterilmesi, meşru siyasi taleplerinin karşılanması hayati
öneme sahiptir.
-ORTAK ÇABA-
İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmek için din, dil,
ırk ayrımı yapmadan tüm insanlığın ortak bir çaba içinde bulunması
gerekmektedir. İnsanlığın ortak değerleri, ortak iyide yarışan
toplumların katkılarıyla hayat bulacaktır. Toplumların sivil talep ve
tercihlerini temsil eden parlamentolar bu ortak iyinin inşasında
merkezi bir role sahiptirler.
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak, tüm
insanlığı medeniyetlerin ittifakına ve dünya barışının yeniden
inşasına katkıda bulunmaya davet ediyoruz.''
Konferans, Kuran-ı Kerim okunmasının ardından sona erdi.
*Türkiye'nin inisiyatifiyle simgesel olarak yayınlanan "Boğaziçi Deklarasyonu'nun" tam metni "İlgili Dokümanlar" bölümünde yer almaktadır..
Başkanı Bülent Arınç'ın okuduğu deklarasyondaki değerlendirmeler
şöyle:
''Dünyamız büyük sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.
Küreselleşme hem büyük fırsatları, hem de problemleri içinde
barındıran bir süreçtir. Geçmişte mümkün olmayan yeni iletişim
kanalları, farklı kültür ve dini gelenekleri birbirine
yaklaştırmaktadır.
Bununla birlikte küreselleşme aynı zamanda yeni ayrımlar
yaratmaktadır. Küreselleşmenin ekonomik maliyeti, bütün dünya
toplumları tarafından hissedilmekte, kültürel ve siyasi aynı zamanda
ulusal kimliğe karşı bir tehdit olarak da algılanmaktadır.
Küçülen dünyamız, barış ve istikrarın temini için daha fazla çaba
göstermek zorundadır. Bütün dünya toplumları açlık, cehalet, çocuk
ölümleri, savaşlar, terörizm, işkence, insan ticareti, uyuşturucu,
ekonomik adaletsizlik, yolsuzluk ve ayrımcılık gibi sorunlarla karşı
karşıya bulunuyor. Bu sorunların çözümü için bir tarafta köklü
değerlere, öte tarafta işlevsel mekanizmalara ihtiyacımız vardır.
Köklü değerlere dayanmayan mekanizmaların çözüm üretmesi, işlevsel
hale getirilmeyen değerlerin ise anlamını muhafaza etmesi mümkün
değildir. Biz İslam toplumlarını temsil eden İslam Konferansı Örgütü
Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak bu değerlere sahip olduğumuza,
gerekli mekanizmaları da işler hale getirebileceğimize inanmaktayız.
Meşru sorun ve taleplerin, meşru yollarla çözüme kavuşturulması,
demokratik, özgür ve eşitlikçi bir toplumun ön şartıdır.
Parlamentolar, toplumun meşru talep ve beklentilerini karşılamak için
kurulmuşlardır. Parlamentolar, toplumsal değerlerin işlevsel
mekanizmalar aracılığıyla hayata geçirilmesini temin etmekle
yükümlüdürler.
Toplumların sivil inisiyatif ve taleplerini temsil eden
parlamentolar, devlet ile toplum, yöneten ile yönetilen arasındaki en
önemli temsil mekanizmalarıdır. Parlamentoların temsil ettiği halk
iradesi, toplumsal düzen ve barışın vazgeçilmez şartıdır.
-ORTAK DEĞERLER-
İslam kültür ve medeniyetinin temel değerleri, aynı zamanda
evrensel değerlerdir. Adalet, barış, eşitlik, ötekine saygı, hukukun
üstünlüğü, hesap verebilirlik, ailevi ve ahlaki değerler, bütün
insanlığın paylaştığı değerlerdir. İnsanlığın geleceği, bu ortak
değerler üzerinde yükselecektir. İnsani değerlere kayıtsız bir dünya,
ilerlemenin ve medeniliğin temsilcisi olamaz. Bu değerlerin yön
vermediği bir dünya kaosun, terörün, umutsuzluğun, adaletsizliğin
dünyası olabilir.
Evrensel insani değerlerin yol gösterdiği bir dünyanın inşası için
bütün dünya toplumlarının dayanışma içinde olması gerekir. Farklı
kültür ve medeniyetler arasındaki dini, tarihi ve siyasi farklılıklar,
çatışmanın zemini olmamalıdır. Demokratik bir dünya, herkesin aynı
şekilde düşündüğü ve yaşadığı bir dünya değildir. Demokrasi, farklı
düşüncelerin bir arada yaşaması rejimidir. Adil ve eşitlikçi bir dünya
düzeni, farklı toplum ve kültürlerin bir arada yaşama iradesi
göstermesiyle mümkün olabilir. Biz, farklılıkları koruyarak bir arada
yaşamanın mümkün olduğuna inanıyoruz.
İslam dünyası, evrensel değerleri, zengin tarihi mirası, genç
nüfusu, dinamik toplum yapısı ve doğal kaynaklarıyla büyük fırsatlar
ve sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Müslüman ülkeler adil bir
dünya sisteminin inşasına katkıda bulunmayı hedeflemelidirler. Küresel
gelişmeleri doğru okuyabilen Müslüman toplumlar, tarihin pasif ve
reaksiyoner değil, yapıcı ve dinamik aktörleri olmalıdırlar.
İslam geleneği; adil, eşitlikçi ve erdemli bir toplumun inşası
için gerekli ilkeleri koymuş, katılımcı ve temsil yönetiminin
sürekliliğini garanti altına almıştır. İslam toplumlarının zengin
yönetim geleneği ve çok kültürlülük tecrübesi, bu ilkeler ışığında
ortaya çıkmış ve geniş bir coğrafyada hayat alanı bulmuştur. Bu
tecrübe sayesinde Müslümanlar, farklı topluluklarla bir arada barış
içinde yaşamışlardır.
-''ÇÖZÜM, ÖNCELİKLE MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN GÖREVİ''-
Müslüman toplumlar ve yöneticiler fakirlik, yolsuzluk, cehalet,
salgın hastalıklar, gelir dağılım eşitsizliği, şiddet ve terörizm gibi
sorunları aşmak için maddi ve manevi değerlerini seferber etmelidir.
Bu sorunlar iç ve dış pek çok faktöre bağlıdır. Fakat bunların çözümü
öncelikle Müslüman toplumların görevidir. İslam dünyasındaki sorunları
çözmek için başkalarını suçlamak, kurban edilmişlik psikolojisiyle
hareket etmek, şiddete başvurmak çözüm değildir.
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak
İslam dünyasının kendi sorunlarını çözecek enerji ve imkanlara sahip
olduğuna inanıyoruz. Bunu gerçekleştirmek için sahip olduğumuz
evrensel değerleri etkin mekanizmalarla buluşturmak hepimizin ortak
görevidir.
Biz farklı kültür ve medeniyetler arasında çatışmanın değil,
işbirliği ve karşılıklı hoşgörünün artırılması gerektiğine inanıyoruz.
Medeniyetlerin bir arada barış içinde yaşamasının ön şartı tarafların
eşit olduğunu kabul etmektir. Dini ve kültürel farklılıklara saygı
göstermek bütün toplumların ortak görevidir.
Son zamanlarda yükselişe geçen İslam karşıtlığına karşı bütün
sivil toplum örgütlerini ve siyasi aktörleri sağduyulu davranmaya
çağırıyoruz. İslam karşıtlığı, tıpkı anti-semitizm ve ırkçılık gibi
bir insanlık suçu olarak kabul edilmelidir. Bir toplumu dini ve
kültürel tercihlerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutmak, onların kutsal
değerlerini hafife ve hatta alaya almak ne insani, ne de siyasi
değerlerle bağdaştırılabilir. Kültürel farklılıklar, göç, entegrasyon,
şiddet ve terörizm gibi sorunlar ancak eşit taraflar arasında
yapılacak kapsamlı işbirlikleriyle aşılabilir. Bunun için kamuoyuna ve
siyasi liderliğe büyük görevler düşmektedir.
İslam ve batı toplumlarının kanaat önderleri, sivil toplum
kuruluşları ve siyasi liderlerinin çatışmaları önleyecek, barış ve
istikrarı temin edecek adımlar atması gerekmektedir. Bunun için
öncelikle Avrupa-merkezci tarih ve siyaset algısının yeniden gözden
geçirilmesi, Müslüman toplumların dini ve kültürel hassasiyetlerine
saygı gösterilmesi, meşru siyasi taleplerinin karşılanması hayati
öneme sahiptir.
-ORTAK ÇABA-
İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmek için din, dil,
ırk ayrımı yapmadan tüm insanlığın ortak bir çaba içinde bulunması
gerekmektedir. İnsanlığın ortak değerleri, ortak iyide yarışan
toplumların katkılarıyla hayat bulacaktır. Toplumların sivil talep ve
tercihlerini temsil eden parlamentolar bu ortak iyinin inşasında
merkezi bir role sahiptirler.
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak, tüm
insanlığı medeniyetlerin ittifakına ve dünya barışının yeniden
inşasına katkıda bulunmaya davet ediyoruz.''
Konferans, Kuran-ı Kerim okunmasının ardından sona erdi.
*Türkiye'nin inisiyatifiyle simgesel olarak yayınlanan "Boğaziçi Deklarasyonu'nun" tam metni "İlgili Dokümanlar" bölümünde yer almaktadır..
