2007-08-28 - 18:20
CUMHURBAŞKANI SEÇİLEN ABDULLAH GÜL GENEL KURULDA ANDİÇTİ
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptığı teşekkür konuşmasında ''Görevde bulunacağım süre içerisinde hiçbir ayrım yapmaksızın bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağım. Tarafsızlığımı titizlikle koruyacağım ve devlet organlarının uyumlu çalışmasını sağlamak için elimden gelen bütün gayreti göstereceğim'' dedi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül,
TBMM Genel Kurulu'nda andiçti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptığı teşekkür konuşmasında ''Görevde
bulunacağım süre içerisinde hiçbir ayrım yapmaksızın bütün vatandaşlarımızı
kucaklayacağım. Tarafsızlığımı titizlikle koruyacağım ve devlet organlarının uyumlu
çalışmasını sağlamak için elimden gelen bütün gayreti göstereceğim'' dedi.

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanı Köksal Toptan'ın başkanlığında
saat 18.00'de toplandı. TBMM Başkanı Toptan, andiçme töreni hakkında
bilgi verdikten sonra, Gül'ün Genel Kurula girmek üzere olduğu duyuruldu.
''En yaşlı başkanvekili'' sıfatıyla Eyyüp Cenap Gülpınar eşliğinde
Başkanlık Divanı arkasındaki kapıdan Genel Kurul Salonuna giren Gül,
ayakta karşılandı. Gül, salona girdikten sonra andiçmek üzere doğrudan
kürsüye geldi.

Gül, daha sonra Anayasa'nın 103. maddesinde ifade edilen şu ant metnini
okudu:
''Cumhurbaşkanı sıfatıyla, devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın
ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız
egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye,
Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik cumhuriyet ilkesine bağlı
kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı
içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması
ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyeti'nin şan ve şerefini
korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine
getirmek için bütün gücümle çalışacağıma, büyük Türk milleti ve tarih
huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.''

Gül'ün andiçmesini, Genel Kurulda bulunan milletvekilleri ve konuklar
ayakta izledi. Bu sırada TBMM Başkanvekili Gülpınar, Gül'ün sağ
tarafında ayakta bekledi.

Genel Kurulda İstiklal Marşı okunurken, TBMM ön bahçesinde bulunan
askeri bando da İstiklal Marşı çaldı ve bu sırada göndere
Cumhurbaşkanlığı Forsu çekildi.

Andiçme sona erdikten sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası
tarafından İstiklal Marşı seslendirildi. İstiklal Marşı'nın ardından
Cumhurbaşkanı Gül, bir teşekkür konuşması yaptı.

''BÜYÜK ATATÜRK'ÜN HEDEFİ, DAİMA AKLIMIZDA OLMALI''

Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Genel Kurulunda andiçmesinin ardından yaptığı
teşekkür konuşmasına, ''Ülkemiz demokrasisinin ne kadar olgunlaştığını
hem kendimize hem de bütün dünyaya bir kez daha gösterme fırsatı
bulduğumuz bir dönemden geçiyoruz'' diyerek başladı.

Kısa bir süre önce bütün dünyanın takdirle izlediği bir genel seçim
yapıldığını ve bugün de cumhurbaşkanı seçiminin en güzel biçimde
tamamlandığını belirterek Gül, ''Beni ülkemizin 11. cumhurbaşkanı olarak
seçen yüce heyetinize en içten şükran duygularımı sunuyorum'' diye
konuştu. Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:
''Bizler Türk milleti olarak, nice büyük devletler kurmuş, cihanşümul
imparatorluklara sahip olmuş bir milletin, şerefli bir tarihin
mirasçılarıyız. Başta devletin değişik kademelerinde yer alanlar olmak
üzere, hepimiz, ilelebet yaşatmaya kararlı olduğumuz Türkiye
Cumhuriyeti'nin daha da güçlenmesi için elbirliğiyle çalışmalıyız.
Cumhuriyetin kurucusu Büyük Atatürk'ün koyduğu, 'Türkiye Cumhuriyeti'ni
muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma' hedefi daima aklımızda
olmalı.
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bugünlere, varlığını ve gücünü
pekiştirerek ulaşmış bulunuyor. Biz bu Cumhuriyeti kolay kurmadık,
bugünlere zahmetsiz gelmedik. Aziz vatanımızın her karış toprağının
şehit kanlarıyla sulanmış olması, bunun kanıtıdır. Cumhuriyetimizi kuran
kadronun, önce saldırgan güçlere karşı bir İstiklal Savaşı vermesi,
ardından da ülkemizi çağdaş milletler topluluğunun saygın bir üyesi
yapmak üzere olağanüstü çabalar göstermesi gerekti. O dönemde ne büyük
fedakarlıklara katlanıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu yüce Meclis,
o fedakar kadronun hepimize armağanıdır.''

''TARAFSIZLIĞIMI TİTİZLİKLE KORUYACAĞIM''

TBMM'nin milletin iradesiyle oluşan ve varlığıyla o iradeyi temsil eden,
ülkemizin bugünü ve geleceğiyle ilgili bütün kararların alındığı yegane
çatı olduğuna işaret eden Abdullah Gül, ''Yüksek katılımla gerçekleşen
son genel seçimin oluşturduğu heyetiniz, milli iradeyi en geniş ve en
güçlü bir biçimde temsil etmektedir. Demokrasimizin katılımcılık ve
temsil özellikleri, bu seçimle daha da güçlenmiştir. Sizler gibi geniş
temsil kabiliyetine sahip bir heyetin takdirlerine mazhar olmayı, kendim
için büyük bir onur sayıyorum. Üstlendiğim şerefli görevin sorumluluğunu
yerine getirirken, milletimizin siz değerli temsilcilerinin desteğine
her zaman ihtiyaç duyacağım tabiidir'' diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve
bugüne kadarki tüm cumhurbaşkanlarını saygıyla, ahirete intikal edenleri
rahmetle andığını ve millet adına hepsine şükranlarını sunduğunu ifade
eden Gül, ''Görevimin zorluğunun idrakindeyim. Cumhurbaşkanı devletin
başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini
temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli
çalışmasını gözetir. Bunları yerine getirmek, bir anayasal
gerekliliktir. Görevde bulunacağım süre içerisinde hiçbir ayırım
yapmaksızın bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağım. Tarafsızlığımı
titizlikle koruyacağım ve devlet organlarının uyumlu çalışmasını
sağlamak için elimden gelen bütün gayreti göstereceğim'' dedi.

''LAİKLİK İLKESİNİN DEĞERİ...''

''Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Anayasamızın değişmez hükümleriyle belirlenmiş bu nitelikler bir
bütündür ve her biri hiç kuşkusuz Cumhuriyetimizin temel değerleridir.
Bu ilkelerin hepsini, hiçbir ayrımcılığa tabi tutmadan savunmak ve her
fırsatta güçlendirmeye çalışmak azmi ve kararlılığı içinde olacağım''
diyen Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden laiklik, bir hak ve özgürlükler
sistemi olan demokrasi içerisinde farklı hayat tarzları için
özgürleştirici bir model olduğu kadar, bir sosyal barış kuralıdır da...
Yalnız bu kadar da değil; hemen her toplumda zaman zaman baş gösteren
çatışma ve kavga unsurlarını daha baştan ortadan kaldırmanın en kestirme
yolu da yine laiklik ilkesine bağlılıktır. İçinde yer aldığımız
coğrafyaya özgü gerçekleri ve hassasiyetleri düşündüğümüzde, din ve
vicdan özgürlüğünü de içinde barındıran laiklik ilkesinin değerini daha
iyi kavramış oluruz.
Dikkatlerinizi çekmek istediğim önemli konuların en başında demokratik
sisteme duyulması gereken güven geliyor. Vatandaşın yöneticilerini
kendisinin seçtiği demokratik sistem, hukukun evrensel ilkelerine bağlı,
hak arama yollarının açık olduğu, temel hak ve özgürlüklerin bireysel
veya örgütlü olarak sonuna kadar kullanılabildiği bir yapıdır. Ülkelerin
gelişmesi ve insanların mutluluğu için asgari şart, açık bir topluma
dönüşmektir. Anayasamızda da yer alan, fikir ve ifade özgürlüğü, din ve
vicdan özgürlüğü, insanlarımızın onurlu bir hayat sürdürebilmelerinin de
teminatıdır. Şiddeti beslemeyen her türlü fikrin serbestçe ve korkusuzca
ifade edilebildiği bir açık toplum olma hedefinden asla sapmamalıyız.
Çağdaş dünya, nicedir, özgürlüklerden korkmamayı öğrendi; bizler de
özgürlüklerimize en hayati değerlerimiz olarak her durumda sahip
çıkmalıyız.''

''ÇOĞULCULUKLA BESLENDİĞİ ORANDA...''

Günümüz dünyasında, farklı özelliklerin vurgulandığı, değişiklikten ve
çeşitlilikten korkulmayan bir anlayışın daha fazla kabul görmeye
başladığını dile getiren Gül, ''Bizi millet yapan değerler yerli yerinde
ise anayasal düzenin temel ilkeleri yerleşmiş ve herkes tarafından
gözetiliyor ise böyle bir ortamda, farklılık ve çeşitliliklerimiz bizim
için zafiyet unsuru değil, aksine en büyük zenginliğimiz olacaktır. Bu
gerçeği görebilirsek, birlik ve beraberliğimizi, dirlik ve düzenimizi
daha da sağlamlaştırabiliriz. Demokratik kültürümüz çoğulculukla
beslendiği oranda, bizi biz yapan değerlere daha kolay sahip
çıkabiliriz'' dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, şunları söyledi:
''Hepimizin bildiği gibi, devlet, insanların mutluluğunu, huzurunu,
refahını, güvenini sağlamak için vardır. Bir tek vatandaşının dahi, din,
dil ve etnik özellikleri yüzünden ya da ekonomik durumu nedeniyle
kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını, horlandığını hissettiği bir
ülke, çağdaş bir ülke olma vasfı taşıdığını iddia edemez.
Devlet görevinde, üzerine titrenmesi gereken en önemli nokta, insan
odaklı bir hizmet anlayışının hakimiyeti olmalıdır. Asıl olan vatandaşın
doğuşuyla kazandığı temel haklarıdır. Bu da devlet adına hareket eden,
her kademeden bürokratların, her eğilimden siyasilerin, öncelikle
vatandaşın hak ve hukukunu korumakla görevli olduklarının bilincinde
bulunmalarını gerektirir.
Kadın-erkek eşitliğinin tam olarak sağlandığı, kadınlarımızın hayatın
her alanına aktif olarak katılabildiği şartların gerçekleştirilmesi
öncelikli hedefimiz olmalıdır. Bu amaca hizmet edecek her adımınıza
destek olacağımı bilmenizi isterim.''

"YÜCE MECLİS'İN DESTEĞİNİ HER ZAMAN ARAYACAĞIM"

Gül, ''Bana tevdi ettiğiniz bu onurlu görevi yerine getirirken,
milletimizin ve onun iradesinin yansıdığı Yüce Meclisin desteğini her
zaman ve her şartta arayacağım'' dedi.

Gül, teşekkür konuşmasında, ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi
ve sosyal barışın sürdürülmesini sağlayan en önemli unsurların başında
adalet duygusunun, vatandaşlar arasında yerleşmesinin geldiğini söyledi.
Hukuk devleti olmanın temelinde adalet ilkesinin bulunduğuna
dikkati çeken Gül, ''Türkiye Cumhuriyeti, adalet mekanizmasının en
süratli biçimde işlediği, insanların hak duygularının zedelenmediği,
vicdanların tatmin olduğu bir devlet olmak zorundadır; bunu sağlayacak
olan da siz değerli milletvekillerinin kararlılığıdır'' diye konuştu.

Vatandaşları devletine kopmaz bağlarla bağlayacak, demokratik sisteme
sahip çıkma ihtiyacını artıracak, gurur ve onurunu takviye edecek olan
unsurun, güçlü bir toplumsal güven duygusu olduğunu belirten Gül,
toplumsal güveni sarsan hastalıkların başında yolsuzluk ve
haksızlıkların geldiğini, yolsuzluk ve haksızlığın ortadan
kaldırılmasının en etkili yönteminin ise kamu hayatında şeffaflığın
sağlanması olduğunu ifade etti. Gül, ''Her vatandaş, ihtiyacı olan her
bilgiye en kısa sürede erişebilmelidir. Bireylerin doğru bilgiye
ulaşabilmesinin en kestirme yolu ise bağımsız, tarafsız ve sorumluluğunu
müdrik bir medyanın varlığından geçer'' dedi.

Gül, şöyle devam etti:
''Çağdaş bir hukuk sistemine, şeffaflık ve istikrara sahip olması,
Türkiye'nin gücüne güç katacak, dünyanın diğer ülkeleri gözündeki
saygınlığını artıracaktır. Kendine güvenen bireylere ve güçlü bir toplum
yapısına sahip olabilmek için, eğitimde, ekonomide, kamu görevlerinde,
devlet imkanlarından yararlanmada, hemen her alanda, fırsat eşitliğinin
bütün vatandaşlara sağlanması elzemdir.''

AVRUPA BİRLİĞİ HEDEFİ

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin, hedefini doğru seçtiğini, o hedefe
ulaşma yolunda şimdiye kadar büyük mesafeler kat ettiğini belirterek
şunları söyledi:
''3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerine başladığımız Avrupa
Birliği yolunda kararlı bir biçimde ve kendi irademizle yürümeye devam
etmeliyiz. Avrupa Birliği üyeliği hedefi, siyasi ve ekonomik reformları
daha ciddi bir kararlılıkla gerçekleştirmemiz, ülkemiz için gereklidir.
Avrupa'daki siyasi konjonktür her zaman değişebilir. Bizim için önemli
olan, çağdaş standartlara ulaşabilmek için gerekirse müzakere
fasıllarını kendimiz açıp kapama iradesini gösterebilmemizdir.
Reformlarını aksatmadan hayata geçirerek Avrupa Birliği ile her alanda
uyum sağlamış bir Türkiye, zamanı geldiğinde, kendi tercihini kendisi
yapacaktır. Reformlarımızı, başkaları istiyor diye değil, kendimiz,
kendi halkımız için gerçekleştirmeliyiz. Kendini yenilemiş güçlü bir
Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda önüne çıkartılacak engelleri aşması
çok daha kolay olacağı gibi, zaman içerisinde o engellerin de fazla bir
anlamı kalmayacaktır. Bunu başarmak bizim elimizdedir.''

''TÜRKİYE, ÇEVRESİNDE GÜVENLİ BİR ADA OLMALI''

Cumhuriyetin 100. yıldönümüne erişildiğinde, güçlü ve sarsılmaz
demokratik kurumları, istikrara kavuşmuş dev ekonomik gücü, birbirine
güvenen insanları ve farklılığı zenginlik sayan anlayışın kökleşmiş
olduğu toplum yapısıyla, Türkiye'nin, dünyanın en önde gelen
ülkelerinden biri olacağına inandığını ifade eden Gül, güçlü bir
demokrasiye, güçlü bir ekonomiye ve güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip
olan Türkiye'nin, bu özellikleriyle, hem kendi vatandaşlarını mutlu
edeceğini, hem de bölgesine huzur ve istikrar getireceğini söyledi. Gül,
''Riskli bir coğrafyada yaşıyoruz; bu coğrafyada, Türkiye, çevresi ve
dışarıdan bakanlar için tam anlamıyla güvenli bir ada olmalıdır'' dedi.
Gül, şöyle devam etti:
''Bunun için de bu hafta boyunca kutlayacağımız zaferlerimizi borçlu
olduğumuz, dünyanın takdir ve gıptayla baktığı, bağımsızlığımızın
sembolü, güçlü, modern ve etkili Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılık
gücünün yüksek tutulması, ulusal bekamızın kaçınılmaz gereğidir.
Asayiş ve huzurumuzun güvencesi olan fedakar emniyet güçlerimizi de yeni
ortaya çıkan güvenliği bozucu eylemler karşısında daha da
güçlendirmeliyiz. Unutmayalım; Vatandaşı rahat ve huzur içerisinde
başını yastığa koymayan bir ülkenin kalkınması, refah düzeyini artırması
mümkün değildir.
Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü tehdit eden terörist eylemlere karşı
etkili mücadelemiz, büyük bir kararlılıkla sürdürülecektir. Bu uğurda
verdiğimiz şehitler, kaybettiğimiz vatan evlatları, hepimizin yüreğini
dağlıyor. Ateş düştüğü yeri yakar, ama devletimiz acıları dindirmek,
ateşi söndürmek için vardır. Şehit aileleri ve yakınlarının,
şehitlerimizin bizlere birer emaneti olduğunu hiçbir zaman
unutmayacağız.''

''YURTTA SULH, CİHANDA SULH''

''Yurtta sulh, cihanda sulh, bundan böyle de temel ilkemiz olmalıdır''
diyen Gül, ''Doğusu ve batısıyla, güneyi ve kuzeyiyle bütün ülkenin eşit
şartlar içerisinde refahı paylaşması, huzur ve istikrarı
yaygınlaştıracak, bireyler arasında kardeşlik duygularını pekiştirecek,
birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştıracaktır'' dedi.

Gül, şunları söyledi:
''Yakın ve uzak komşularımızla, karşılıklı güven ve saygıya dayalı
onurlu bir işbirliği zemini oluşturmalıyız. Türk devletleri ve
topluluklarıyla ilişkilerimizi tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum ve
özel bir hassasiyetle takip edeceğim. Komşularımızla ilişkilerimizi her
zamankinden daha büyük bir kararlılıkla sürdürürken, dünyadaki
gelişmelere de kayıtsız kalmadan, inisiyatifi her zaman elimizde tutacak
aktif politikalar uygulamalıyız.''

''REKABET GÜCÜ OLAN, VERİMLİLİĞİ ESAS ALAN EKONOMİ...''

Cumhurbaşkanı Gül, herkesin, sosyal devlet anlayışının gereklerinin
neler olduğunun, sosyal güvenlik sisteminin daha da yaygınlaştırılması
ihtiyacının, sağlık alanında alınacak mesafeler bulunduğunun, eğitim,
bilim ve teknoloji alanlarında yeni atılımlar yapılması gerektiğinin
farkında olduğunu belirterek, ''İstikrara kavuşmuş, uluslararası rekabet
gücünü yakalamış ekonomimizin dengelerini bundan böyle de korumalıyız.
İçe kapalı ekonomilerin, günümüz dünyasında ayakta kalma şansı yoktur;
tam rekabetin kanalları, içeride ve dışarıda daima açık olmalıdır.
İnsanımızın özlenen bir refah düzeyine kavuşmasının ve ülkemizin
övünülecek bir noktaya taşınmasının en önemli unsuru, rekabet gücü olan,
etkinlik ve verimliliği esas alan bir ekonomidir'' diye konuştu.

Gül, sözlerini şöyle tamamladı:
''Sözlerime son verirken, kararlılığımı bir kez daha en güçlü biçimde
ifade etmek isterim. Bana tevdi ettiğiniz bu onurlu görevi yerine
getirirken milletimizin ve onun iradesinin yansıdığı Yüce Meclisin
desteğini her zaman ve her şartta arayacağım. Kapım herkese açık olacak.
Aralarında ayırım gözetmeksizin, bütün siyasi partiler ve sivil toplum
kuruluşlarıyla yakın bir işbirliği içerisinde olacağım.
Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin üzerine titreyeceğim. Şeffaflık
içinde, tam bir tarafsızlıkla, bütün vatandaşlarımı kucaklayarak yoluma
devam edeceğim. Gücüm yettiğince, vatandaşlarımın huzuru, ülkemin
esenliği yolunda çaba sarf edeceğim. Kimsenin kimseyi ezmediği,
keyfiliğin hüküm sürmediği, hak kullanımı açısından zayıfla güçlü
arasında hiçbir fark bulunmayan, vatandaşın haklarının korunup
kollandığı, içeride güçlü, dışarıda saygın bir Türkiye ideali için var
gücümle çalışacağım.
Bu uğurda Allah beni mahcup etmesin. Asil milletimizi ve sizleri en
derin saygı, sevgi ve minnet duygularıyla yeniden selamlıyorum.''