2007-11-21 - 17:50
Grup Başkanı Ahmet Türk, partisinin grup toplantısında bir konuşma yaptı.
Bazı yazar, bilim adamı ve avukatların destek vermek üzere katıldıkları
DTP Grup toplantısı, DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'ün konuşmasıyla başladı.
Türk, Türkiye Barış Meclisi üyelerinden katılım olduğunu belirterek,
''Türkiye'yi, halkımızı esenliğe çıkarmanın yolunu, formüllerini hep birlikte
tartışacağız'' dedi.
Barış, demokrasi, kardeşlik, eşitlik ve özgürlüğün temel ilkeleri
olduğunu belirten Türk, bu ilkelerinden hiçbir zaman ödün
vermeyeceklerini bildirdi.
Türk, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından DTP'nin kapatılmasına
yönelik açılan davayı ise ''talihsizlik'' olarak değerlendirdi.
Parti kapatmaların demokratik ülkelerde yaşanmaması gerektiğini savunan
Türk, ''Son derece hukuk dışı olan bu yaklaşım biçimi, aslında öteden
beri sürdürülen bir linç politikasının sonucudur. Bunu, partiyi
susturmaya yönelik anlayışların, yargıya yansıması olarak değerlendirmek
gerekir'' ifadesini kullandı.
Geçmişte bazı partilerin kapatıldığını anımsatan Türk, şunları söyledi:
''Kapatılan partilerden biri de bugün iktidarda olan ve geçmişte bu
partide önemli görevler üstlenmiş olan siyasetçilerin partisidir. Bugün
Türkiye'de bu parti yüzde 47 oyla iktidar olarak Türkiye Cumhuriyetinin
yönetiminde olan bir parti. Demek ki partilerin kapatılması çok önemli
değil. Eğer bir parti halk tarafından destek görüyorsa, bu partiyi
kapatmanın pratikte ve işleyişte hiçbir yararı olmadığı görülmektedir.
Partimize yönelik kapatma girişimleri, son dönemde bizlere yönelik
geliştirilen siyasi linç kampanyasından kesinlikle bağımsız değildir.
Bunun etkisindedir. Biz bu konuda, aklıselimin hakim geleceğine, halk
tarafından kurulmuş ve milyonlarca insanın desteklediği bir partinin
siyasi linç sürecinde kurban edilerek, Türkiye'nin demokratik
geleceğinin karartılmayacağına inanıyoruz. Düşüncelerin kendini temsil
ve örgütlenme imkanı sağlanmazsa, bu düzenin adı demokrasi olmaz. Ancak
bütün bu haksız ve hukuksuz girişimlere rağmen bizler Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının yani halklarımızın aleyhine olduğumuz hiçbir
projenin altına imza koymayız, ödün vermeyiz.''
''DOKUNULMAZLIK ZIRHINA BÜRÜNMEK İSTEMİYORUZ''
''Bizi demokrasi dışına itmeye çalışanların emelleri asla
gerçekleşmeyecektir. Ve biz her koşulda demokrasiyi savunacağız'' diyen
Türk, ''Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının hazırladığı iddianameyi çok
dikkatle okudum. İddianamede 'DTP niye bunu söylemedi? DTP niye bunu
kınamadı? DTP niye bunu yapmadı?' suçlamaları var. Benim düşüncem
nerede? İradem nerede? Siyasi anlayışım nerede? Varlığım nerede? Bunu
yargılama hakkına sahip değiliz biz. DTP'nin şiddeti çağrıştıracak
hiçbir bilgiye, belgeye sahip olmadığı iddianamede ortaya konuluyor''
dedi.
1994 yılında dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra korucu ve
itirafçıların ifadeleri alınarak dosya hazırlandığını belirten Türk,
şimdi aynı süreçle karşı karşıya olduklarını, demokrasi dışı bir
eylemleri bulunmadığını söyledi.
Türk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bu ülkenin bankalarını hortumlayanlar, bu ülkede bizzat katliamları
gerçekleştirenler, adam öldürenler, rüşvet yiyenler, devleti
dolandıranlar hepsi dokunulmazlık zırhına bürünerek siyaset yapmaya
çalıştılar. Ve hesap vermekten kaçındılar. O zaman dokunulmazlıkları
kaldırılması için çaba göstermeyenler, bugün dokunulmazlıkların
kaldırılması için adeta bir ortaklaşmayı yaratmak için çaba
gösteriyorlar.
Evet, biz de dokunulmazlık zırhına bürünmek istemiyoruz. Ancak
demokraside bir kural bir kaide var. Fikir ve düşüncenin özgürce topluma
yansıtılması için tedbirler alınmalıdır. Demokratik rejimlerde fikirler
ve düşünceler özgür olmadığı zaman o ülkede özgürlüklerden söz edilemez.
Gelin o zaman düşünce ve fikir özgürlüğünü sağlayalım, bütün
dokunulmazlığı kaldıralım. Ama bugün tam tersi yapılmak isteniyor.
Düşünceyi mahkum etmek, özgürlüğü mahkum etmek, aklı ve mantığı bir
yerlere teslim etmek için çaba sarf ediliyor. Gelin, özgürlükçü
demokratik bir ortamın yaratılması için çaba gösterelim.''
Kürt sorununun çözümünde, askeri yöntemler dışında sivil siyaset yönünün
öne çıkmaya başladığını, bu yönde bir tartışma ortamının ortaya
çıkmasını önemsediklerini belirten Türk, ''Askeri, sivil yöntemlerin
dışında da bir sorunun gündeme gelmesi tartışılması önemlidir. Aklın ve
sağduyunun öne çıkması, en aşılmaz dediğimiz sorunların çözümünde bile
hepimize büyük imkanlar sunacaktır'' diye konuştu.
Türk, şunları kaydetti:''PKK'ya silah bıraktırma süreci, ortaklaşacağımız
bir projeyle kamuoyunun, basının ve siyasi partilerin desteğiyle elbette ki pozitif
bir sonucu oluşturabilir. Şimdi bazı siyasiler, silah bıraktırmaya
yönelik söylemlerin neredeyse vatana ihanet olduğunu seslendirmeye
başladı. Onlara sormak lazım, vatan evlatlarının her gün canını
yitirmesine neden olan sorunu çözmek mi yoksa bu sorunun can havliyle
devam etmesini savunmak mı vatana ihanettir.
Kimse, savaş ve kan üzerinden siyaset yapmamalıdır. Biz elimizi taşın
altına koyduğumuzu, değişim ve gelişim projesinde görev almaya hazır
olduğumuzu çok defa ifade ettik. Bugün yine bu noktada olduğumuzu
belirtmek isteriz. Partimize yönelik, siyasi, etik dışı saldırılar devam
ettikçe, rolümüzü oynamamız giderek zorlaşacaktır. Biz tercihimizi
demokrasiden yana yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Görüşlerimiz kalıcı
görüşlerdir. Lütfen artık kavganın değil barışın dilini konuşalım.
Yüreği yanan analara ilaç olacak formülü getirelim. Hiçbir şey için geç
kalınmış değildir.''
YAZAR ve BİLİM ADAMLARINDAN DTP'YE DESTEK
Bazı yazar, bilim adamı ve avukatlar, DTP Grup toplantısına katılarak,
partinin kapatılmasına karşı destek verdiler.
Yazar Vedat Türkali, kürsüden yaptığı konuşmada, ''Artık laf bitti.
Aslında yapması gerekenleri yapmayanlar, insanlığa karşı inat ediyor''
dedi. Türkler ve Kürtlerin birbirini öldürerek bir yere varamayacağını
vurgulayan Türkali, ''DEP kapatıldığı zaman Londra'da bana sordular. Ben
de 'Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülük' dedim. Bir yangın vardı, onu
söndürmeye çalıştığımız hortumu kestiler. Neye maloldu? Kaç genç
mezarına maloldu? Bunu yapanlar yüreklerinde ne taşıyorlar?'' diye
konuştu. Umutsuz olmadığını ifade eden Türkali, Kürt'ün de Türk'ün
de gözünün açıldığını ve gerçek düşmanı gördüklerini söyledi.
MURATHAN MUNGAN: ''YALNIZ OLMADIKLARINI SÖYLEMEK İÇİN BURADAYIM''
Şair ve Yazar Murathan Mungan, artık askeri darbeler istemediğini
belirterek, Türkiye'de bir an önce barış kültürü oluşturulması
gerektiğini ifade etti. Sivil çözümlerin baskıya uğramamasını isteyen
Mungan, ''Ben Türkçenin şairi ve yazarıyım. Ama dünyanın bütün
insanlarının, rüyalarını gördükleri dilde eğitim görmelerini istiyorum''
dedi. Mungan, bir aydın değil, vicdan sahibi bir insan olarak
konuştuğunu kaydederek, şunları söyledi:
''DTP'nin Meclis dışına sürülmeye çalışılması, aynı zamanda adaletin,
siyasetin ve medyanın da askerleştirilmesi sürecinin bir parçasıdır. Çok
ağır bedeller ödeyerek Meclise girmeyi başarmış ve sivil siyaset yapmak
isteyen, barış için bir imkan olan DTP'nin uğradığı sıkı denetim ve sıkı
takipte yalnız olmadıklarını söylemek için buradayım.
Barış kültünün yerleşmesi ve sivil itirazların kurumlaşması, barış
içinde birarada yaşanması için gereken şey, sorunun parlamenter sistem
içinde çözülmesi.''
Avukat Mebuse Tekay, ''Kürt sorununun silahlarla değil, barışçıl
yollarla çözülmesini istiyorum'' dedi. Tekay, DTP'nin kapatılmasına
ilişkin davada avukat olarak görev almak istediğini söyledi.
DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, ''Burada oluşan bu gücün karşısında hiçbir
engel duramaz. Bu güç, Türkiye'de barışın ve özgürlüğün teminatıdır''
dedi.
NURAY MERT: "GÜÇ OLSUN DA GEÇ OLMASIN"
Yazar Nuray Mert, ''Yalnız olmadığınızın altını çizmek için buradayız.
Türkçede bir söz var, 'Geç olsun da güç olmasın...' Ben 'güç olsun da
geç olmasın' diyorum. Sizi yalnız bırakmamak için buradayız. Siz de bizi
yalnız bırakmayın'' dedi.
Türkiye Barış Meclisi adına konuşan Prof. Dr. Cengiz Güleç, diyalog ve
demokrasinin önemine işaret ederek, sorunların bu çerçevede çözülmesini
istedi. Güleç, ''DTP'ye yönelik baskıları kınadıklarını'' da ifade etti.
DTP Grup toplantısı, DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'ün konuşmasıyla başladı.
Türk, Türkiye Barış Meclisi üyelerinden katılım olduğunu belirterek,
''Türkiye'yi, halkımızı esenliğe çıkarmanın yolunu, formüllerini hep birlikte
tartışacağız'' dedi.
Barış, demokrasi, kardeşlik, eşitlik ve özgürlüğün temel ilkeleri
olduğunu belirten Türk, bu ilkelerinden hiçbir zaman ödün
vermeyeceklerini bildirdi.
Türk, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından DTP'nin kapatılmasına
yönelik açılan davayı ise ''talihsizlik'' olarak değerlendirdi.
Parti kapatmaların demokratik ülkelerde yaşanmaması gerektiğini savunan
Türk, ''Son derece hukuk dışı olan bu yaklaşım biçimi, aslında öteden
beri sürdürülen bir linç politikasının sonucudur. Bunu, partiyi
susturmaya yönelik anlayışların, yargıya yansıması olarak değerlendirmek
gerekir'' ifadesini kullandı.
Geçmişte bazı partilerin kapatıldığını anımsatan Türk, şunları söyledi:
''Kapatılan partilerden biri de bugün iktidarda olan ve geçmişte bu
partide önemli görevler üstlenmiş olan siyasetçilerin partisidir. Bugün
Türkiye'de bu parti yüzde 47 oyla iktidar olarak Türkiye Cumhuriyetinin
yönetiminde olan bir parti. Demek ki partilerin kapatılması çok önemli
değil. Eğer bir parti halk tarafından destek görüyorsa, bu partiyi
kapatmanın pratikte ve işleyişte hiçbir yararı olmadığı görülmektedir.
Partimize yönelik kapatma girişimleri, son dönemde bizlere yönelik
geliştirilen siyasi linç kampanyasından kesinlikle bağımsız değildir.
Bunun etkisindedir. Biz bu konuda, aklıselimin hakim geleceğine, halk
tarafından kurulmuş ve milyonlarca insanın desteklediği bir partinin
siyasi linç sürecinde kurban edilerek, Türkiye'nin demokratik
geleceğinin karartılmayacağına inanıyoruz. Düşüncelerin kendini temsil
ve örgütlenme imkanı sağlanmazsa, bu düzenin adı demokrasi olmaz. Ancak
bütün bu haksız ve hukuksuz girişimlere rağmen bizler Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarının yani halklarımızın aleyhine olduğumuz hiçbir
projenin altına imza koymayız, ödün vermeyiz.''
''DOKUNULMAZLIK ZIRHINA BÜRÜNMEK İSTEMİYORUZ''
''Bizi demokrasi dışına itmeye çalışanların emelleri asla
gerçekleşmeyecektir. Ve biz her koşulda demokrasiyi savunacağız'' diyen
Türk, ''Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının hazırladığı iddianameyi çok
dikkatle okudum. İddianamede 'DTP niye bunu söylemedi? DTP niye bunu
kınamadı? DTP niye bunu yapmadı?' suçlamaları var. Benim düşüncem
nerede? İradem nerede? Siyasi anlayışım nerede? Varlığım nerede? Bunu
yargılama hakkına sahip değiliz biz. DTP'nin şiddeti çağrıştıracak
hiçbir bilgiye, belgeye sahip olmadığı iddianamede ortaya konuluyor''
dedi.
1994 yılında dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra korucu ve
itirafçıların ifadeleri alınarak dosya hazırlandığını belirten Türk,
şimdi aynı süreçle karşı karşıya olduklarını, demokrasi dışı bir
eylemleri bulunmadığını söyledi.
Türk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bu ülkenin bankalarını hortumlayanlar, bu ülkede bizzat katliamları
gerçekleştirenler, adam öldürenler, rüşvet yiyenler, devleti
dolandıranlar hepsi dokunulmazlık zırhına bürünerek siyaset yapmaya
çalıştılar. Ve hesap vermekten kaçındılar. O zaman dokunulmazlıkları
kaldırılması için çaba göstermeyenler, bugün dokunulmazlıkların
kaldırılması için adeta bir ortaklaşmayı yaratmak için çaba
gösteriyorlar.
Evet, biz de dokunulmazlık zırhına bürünmek istemiyoruz. Ancak
demokraside bir kural bir kaide var. Fikir ve düşüncenin özgürce topluma
yansıtılması için tedbirler alınmalıdır. Demokratik rejimlerde fikirler
ve düşünceler özgür olmadığı zaman o ülkede özgürlüklerden söz edilemez.
Gelin o zaman düşünce ve fikir özgürlüğünü sağlayalım, bütün
dokunulmazlığı kaldıralım. Ama bugün tam tersi yapılmak isteniyor.
Düşünceyi mahkum etmek, özgürlüğü mahkum etmek, aklı ve mantığı bir
yerlere teslim etmek için çaba sarf ediliyor. Gelin, özgürlükçü
demokratik bir ortamın yaratılması için çaba gösterelim.''
Kürt sorununun çözümünde, askeri yöntemler dışında sivil siyaset yönünün
öne çıkmaya başladığını, bu yönde bir tartışma ortamının ortaya
çıkmasını önemsediklerini belirten Türk, ''Askeri, sivil yöntemlerin
dışında da bir sorunun gündeme gelmesi tartışılması önemlidir. Aklın ve
sağduyunun öne çıkması, en aşılmaz dediğimiz sorunların çözümünde bile
hepimize büyük imkanlar sunacaktır'' diye konuştu.
Türk, şunları kaydetti:''PKK'ya silah bıraktırma süreci, ortaklaşacağımız
bir projeyle kamuoyunun, basının ve siyasi partilerin desteğiyle elbette ki pozitif
bir sonucu oluşturabilir. Şimdi bazı siyasiler, silah bıraktırmaya
yönelik söylemlerin neredeyse vatana ihanet olduğunu seslendirmeye
başladı. Onlara sormak lazım, vatan evlatlarının her gün canını
yitirmesine neden olan sorunu çözmek mi yoksa bu sorunun can havliyle
devam etmesini savunmak mı vatana ihanettir.
Kimse, savaş ve kan üzerinden siyaset yapmamalıdır. Biz elimizi taşın
altına koyduğumuzu, değişim ve gelişim projesinde görev almaya hazır
olduğumuzu çok defa ifade ettik. Bugün yine bu noktada olduğumuzu
belirtmek isteriz. Partimize yönelik, siyasi, etik dışı saldırılar devam
ettikçe, rolümüzü oynamamız giderek zorlaşacaktır. Biz tercihimizi
demokrasiden yana yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Görüşlerimiz kalıcı
görüşlerdir. Lütfen artık kavganın değil barışın dilini konuşalım.
Yüreği yanan analara ilaç olacak formülü getirelim. Hiçbir şey için geç
kalınmış değildir.''
YAZAR ve BİLİM ADAMLARINDAN DTP'YE DESTEK
Bazı yazar, bilim adamı ve avukatlar, DTP Grup toplantısına katılarak,
partinin kapatılmasına karşı destek verdiler.
Yazar Vedat Türkali, kürsüden yaptığı konuşmada, ''Artık laf bitti.
Aslında yapması gerekenleri yapmayanlar, insanlığa karşı inat ediyor''
dedi. Türkler ve Kürtlerin birbirini öldürerek bir yere varamayacağını
vurgulayan Türkali, ''DEP kapatıldığı zaman Londra'da bana sordular. Ben
de 'Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülük' dedim. Bir yangın vardı, onu
söndürmeye çalıştığımız hortumu kestiler. Neye maloldu? Kaç genç
mezarına maloldu? Bunu yapanlar yüreklerinde ne taşıyorlar?'' diye
konuştu. Umutsuz olmadığını ifade eden Türkali, Kürt'ün de Türk'ün
de gözünün açıldığını ve gerçek düşmanı gördüklerini söyledi.
MURATHAN MUNGAN: ''YALNIZ OLMADIKLARINI SÖYLEMEK İÇİN BURADAYIM''
Şair ve Yazar Murathan Mungan, artık askeri darbeler istemediğini
belirterek, Türkiye'de bir an önce barış kültürü oluşturulması
gerektiğini ifade etti. Sivil çözümlerin baskıya uğramamasını isteyen
Mungan, ''Ben Türkçenin şairi ve yazarıyım. Ama dünyanın bütün
insanlarının, rüyalarını gördükleri dilde eğitim görmelerini istiyorum''
dedi. Mungan, bir aydın değil, vicdan sahibi bir insan olarak
konuştuğunu kaydederek, şunları söyledi:
''DTP'nin Meclis dışına sürülmeye çalışılması, aynı zamanda adaletin,
siyasetin ve medyanın da askerleştirilmesi sürecinin bir parçasıdır. Çok
ağır bedeller ödeyerek Meclise girmeyi başarmış ve sivil siyaset yapmak
isteyen, barış için bir imkan olan DTP'nin uğradığı sıkı denetim ve sıkı
takipte yalnız olmadıklarını söylemek için buradayım.
Barış kültünün yerleşmesi ve sivil itirazların kurumlaşması, barış
içinde birarada yaşanması için gereken şey, sorunun parlamenter sistem
içinde çözülmesi.''
Avukat Mebuse Tekay, ''Kürt sorununun silahlarla değil, barışçıl
yollarla çözülmesini istiyorum'' dedi. Tekay, DTP'nin kapatılmasına
ilişkin davada avukat olarak görev almak istediğini söyledi.
DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, ''Burada oluşan bu gücün karşısında hiçbir
engel duramaz. Bu güç, Türkiye'de barışın ve özgürlüğün teminatıdır''
dedi.
NURAY MERT: "GÜÇ OLSUN DA GEÇ OLMASIN"
Yazar Nuray Mert, ''Yalnız olmadığınızın altını çizmek için buradayız.
Türkçede bir söz var, 'Geç olsun da güç olmasın...' Ben 'güç olsun da
geç olmasın' diyorum. Sizi yalnız bırakmamak için buradayız. Siz de bizi
yalnız bırakmayın'' dedi.
Türkiye Barış Meclisi adına konuşan Prof. Dr. Cengiz Güleç, diyalog ve
demokrasinin önemine işaret ederek, sorunların bu çerçevede çözülmesini
istedi. Güleç, ''DTP'ye yönelik baskıları kınadıklarını'' da ifade etti.
