2011-12-09 - 12:44
2012 YILI BÜTÇESİ TBMM GENEL KURULU'NDA...
TBMM Genel Kurulunda, 2012 yılı bütçe tasarısının ilk tur görüşmeleri başladı.
TBMM Genel Kurulunda, 2012 yılı bütçe tasarısının ilk tur görüşmeleri başladı.

TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam başkanlığında toplanan Genel Kurulda, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, MİT, MGK Genel Sekreterliğinin bütçeleri görüşülüyor.

Bugün yapılacak ikinci tur görüşmelerde ise RTÜK, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezİ, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu'nun bütçeleri ele alınacak.

MHP Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk, ''yargının, iktidarın arka bahçesine çevrildiğini'' öne sürerek, ''Şimdi ise ayrık sesleri temizlemekle meşguldürler'' dedi.

MHP milletvekilleri, TBMM Genel Kurulunda görüşülen Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, MİT, MGK Genel Sekreterliği bütçeleri üzerinde söz aldı.

MHP İstanbul Milletvekili Atilla Kaya, Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, ''Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü, AK Parti'den ayrı tutmayacağını, bir parçası olarak değerlendireceğini'' söyledi.

Kaya, milletvekillerinin, Anayasaya göre büyük Türk milleti önünde yemin ederken, Cumhurbaşkanı'nın büyük Türk milleti ve tarih huzurunda and içtiğini anımsattı.

En üst temsil makamında olan kişinin, devlet, millet ve tarih şuuruna sahip olması gerektiğini dile getiren Kaya, Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın altın tahtıyla Türkiye'ye geldiğini, bayrağını astırdığını, Cumhurbaşkanı'nı ayağına çağırdığını ifade etti.

Kaya, bir kişide tarih bilincinin olup olmamasının, onun devlet ve millet anlayışını doğrudan belirlediğini kaydederek, AK Parti geleneğinde, felsefi anlamda devlet anlayışına rastlanmadığını, tarih şuurunun olmadığını ileri sürdü. Kaya, bu zihniyete göre devletin şirket olduğunu, siyasetin amacının da hisse senetlerini kendi adamlarının arasında dağıtmaktan öteye geçemeyeceğini savundu.

Cumhurbaşkanı Gül'ün şike cezalarını indiren yasayı iade etmesini de değerlendiren Kaya, Gül'ün, adalet duygusunun kimler tarafından saldırıya uğradığını, kimler için kişiye özel yasalar çıkarıldığını unuttuğunu öne sürdü. Kaya, bu tavrı, ''ikircikli ve çift standartlı'' olarak değerlendirerek, ''Madem adaletlidir o halde Türklüğe hakareti düzenleyen 301. maddenin değiştirilmesinde aynı hassasiyeti neden göstermemiştir-'' diye sordu.

TBMM Başkanlığı bütçesi üzerinde söz alan MHP Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz, Meclisin yasama işlevini layıkıyla yerine getiremediğini ifade etti.

İçtüzüğün eskidiğini, 1973'de yapılan İçtüzüğün 37 yılda sistematiğini ve ruhunu kaybettiğini kaydeden Korkmaz, Meclis çalışmalarında milletvekilinin katılımcı, hür iradesinin ortaya çıkmadığını, Genel Kurul ve komisyonların verimli çalışmadığını savundu.

Korkmaz, en az anayasa kadar önemli olan İçtüzük değişikliğinin, bir türlü gerçekleştirilmediğini dile getirerek, bu koşullarda Meclisin sivil ve demokratik anayasa yapmasının mümkün olup olmadığını sordu.

Meclis TV'nin yayın süresinin sınırlandırılmasını da eleştiren Korkmaz, AK Parti'nin en baştan beri, bütün televizyonların sansür uyguladığı dönemde Meclis TV'nin farklı sesleri yayınlamasından rahatsızlık duyduğunu iddia etti.

Korkmaz, ''Meclis TV'yi gündüz yayında tutma gerekçeniz saat 19.00'dan sonra ortadan mı kalkıyor-'' diye sordu.

Korkmaz, KHK'lar ile kadrolaşma ve devletin yeniden yapılandırıldığını, kanun yapma yetkisinin, Meclisin elinden alındığını, iktidarın, ''Meclisin devre dışı bırakıldığı'' iddialarına tatmin edeci cevap vermediğini söyledi. Korkmaz, Meclisin, KHK ile devre dışı bırakılmasının, sistem krizine yol açma riskine yol açabileceğini ifade etti.

Nevzat Korkmaz, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e, ''Milletvekillerinin soru önergelerini denetlediğiniz kadar cevapların da tatmin edici olup olmadığını denetlemeniz gerekmez mi- AKP'nin değil tüm gruplarının başkanısınız. Milletvekillerini uyardığınız kadar ilgili kurumları da uyarmanız gerekmez mi-'' diye seslendi.

Meclis personelinin bazı taleplerini de sıralayan Korkmaz, 4-C'lilerin ücret eşitsizliğinin kaldırılmasını, nöbet ve mesai ücreti ödenmesini, kadroda öncelik tanınmasını, milletvekili danışmanlarının kıdem tazminatı ve kadro verilmesini, ikinci danışmanların, maaşlarının öğrenim durumlarına göre belirlenmesini istediğini anlattı.

Korkmaz, Sayıştayın içi boşaltılarak vitrin malzemesine çevrildiğini, denetim raporlarının sümenaltı edildiğini, AK Parti'nin baskıları sonucu ''görüntü var, ses yok'' durumunda olduğunu öne sürdü. Korkmaz, ''AKP, Sayıştayın üzerinden elini çek'' dedi.

Milletvekillerinin statü, özlük haklarını belirleyen düzenlemenin bir an önce Meclis gündemine getirilmesini isteyen Korkmaz, kendi sorununu çözemeyen milletvekillerinin, toplumun sorunlarını da çözemeyeceğini belirtti.


MHP Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk, iktidarın, ''bir yandan yüksek yargıyı yapılandırma maskesi altında arka bahçesi yaptığını, diğer yandan hedefledikleri yargıç-savcı kadrolarında değişiklik gerçekleştirdiğini'' savundu.

Öztürk, ''Sınır kapısında portatif mahkeme kuran hükümet, artık aç-kapa artema reklamına döndürdü yargıyı'' dedi.

HSYK'nın, bu kürsüden bu konular dile getirildiğinde, ''Bizden özür dilesin'' dediğini ifade eden Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Niye- Arka bahçe olmadınız mı- Farklı sanıklara farklı davranmıyor musunuz- Başbakan 'ben falanca davanın savcısıyım' dediğinde 'savcılardan özür dile' dediniz de biz mi duymadık- Başbakan 'ben çeteleri içeri tıktım' dediğinde 'bağımsız mahkemelerin yargıçlarının tutuklama kararlarına şaibe bulaştırma özür dile' mi dediniz- Adalet Bakanı 'yargı yalnızca yargıçlara bırakılmayacak kadar önemlidir' dediğinde 'yargı yalnızca yargıçlara ve yasaya bırakılması gerekecek kadar önemlidir özür dile' dediniz de sesiniz mi duyulmadı- Bugün bu bir realitedir. İnkar edilemeyecek kadar önemli bir realite. Yargı maalesef iktidarın arka bahçesine çevrilmiş şimdi ise ayrık sesleri temizlemekle meşguldürler. Meclise, onun çatısı altında bulunan parti ve milletvekili görüşlerine iktidar adına cevap verecek kadar gözü dönmüş bir arka bahçe olunmuştur. HSYK Başkanı, o bir saatte nasıl atamaların tamamlandığının cevabını versin önce.

HSYK Başkanı, HSYK seçimlerinde yargıçlar üzerinde nasıl baskı kurulduğunun savunmasını yapabilecek mi ona baksın önce. HSYK Başkanı Almanya'dan sesini duyuran Türkiye'deki yanar söner fenerlere başka, siyaseten yargılananlara başka davranan yargıçların yasaları nasıl okudukları, nasıl anladıklarını yorumlasın hele bir önce. Savcılar soruşturma baskısıyla davalardan alınıyor, bunu anlayacağımız bir şekilde anlatmayı denesin önce. Artık HSYK, Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı kadar iktidarın kadrosu olmuştur. Arka bahçe yapmak istediğiniz yargı, dikkat etmezseniz sizi bir kısım güçlerin arka bahçesi yapacak.''

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri de istihbaratın, hayati bir olgu olduğuna işaret etti.

Yasa dışı dinlenen yargı, gazeteci, siyasetçi, diplomatın haddi hesabının olmadığını belirten Yeniçeri, bu komplonun sadece siyasetçilere değil, devlete ve demokrasiye karşı yapıldığını belirtti.

Yeniçeri, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in ses kaydının ortaya çıktığını, Genelkurmay Başkanı'nın dinlediği bir ülkede, bu durumu hiç kimsenin izah edemeyeceğini belirtti.

MİT'in millilikten uzaklaştığını, siyasallaştığını öne süren Yeniçeri, ''İstihbaratın milliliği yerine MİT, AKP'lileşmiş; AKP neredeyse MİT'leşmiştir'' dedi.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, ''10 yıllık iktidarı döneminde bir takım vesayetleri etkisiz kılmaya çalışan AKP, bu döneminde sonunda parti ve polis devletini oluşturmuştur'' dedi.

CHP milletvekilleri, TBMM Genel Kurulunda görüşülen Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, MİT, MGK Genel Sekreterliği bütçeleri üzerinde söz aldı.

CHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum, parlamentoların bütçe ve yasa yapma gibi temel işlevleri bulunduğunu söyledi.

Meclisin diğer bir temel işlevi olan ''denetimi'' yerine getiremediğini savunan Batum, AK Parti milletvekillerine, ''Bunu bu hale sokan siz çoğunluk partisi oldunuz. 1 Ekim 2011'de toplanan bu Meclisin, Anayasa Komisyonu üyesiyim. Bu komisyon bir kez toplandı. Komisyon Başkanı'nın şahsi kusuru değil bu, maalesef sizlerin TBMM'ye bakışınızın bir sonucu, zihniyetin bir sonucu'' diye konuştu.

Batum, 12 Eylül referandumunun ardından verilen sözlerin hiçbirinin gerçekleşmediğini öne sürerek, ''Referandumdan sonra Anayasa'da yazılı haklar bile anlamsız hale geldi. Kişi dokunulmazlığı, basın özgürlüğü kalmadı. Sayenizde işçilerin, çiftçilerin, iş adamlarının, gazetecilerin hiçbir gerçek hakkı kalmadı'' dedi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, tutuklu gazeteciler için, ''terörist onlar, adam öldürdü'' dediğini ileri süren Batum, şöyle devam etti:

''İki örnek verdi. O iki örneği 63 gazeteciye teşmil ederek sizler çılgınca alkışladınız. Bazen, 'bu iktidar iyi ki yasa yapmıyor' diye düşündüğümüz de olmuyor değil. Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri takip ettim. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için 'güçlenen ve büyüyen Türkiye'yi en yüksek düzeyde temsil eden makamdır' denildi. Bu Sayın Cumhurbaşkanı, 89 yurtdışı gezisi yapmış 700 basın mensubu 183 akademisyen katılmış. Bütçe için 138 milyon 700 bin TL öngörülmüş. Sayın Mustafa İsen, (Cumhurbaşkanlığı Genel sekreteri) 'akademisyen ve basın mensuplarının çoğu masraflarını kendileri karşılıyor' dedi. 'Çoğu' harika bir kavram. Cumhurbaşkanlığı bütçesi sayesinde böyle bir kavramı bütçe literatürüne soktunuz.''

CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan da ''AKP iktidarının bugüne kadar ki tüm uygulamalarında olduğu gibi Sayıştay'ı da kontrol etme mantığıyla hareket ettiğini'' öne sürdü. Tezcan, ''Sayıştay'ın uluslararası standartlara göre sahip olması gereken bağımsızlığı ortadan kaldırılmıştır'' görüşünü savundu.

Sayıştay'da ''hızlı bir kadrolaşma yaşandığı'' iddiasında bulunan Tezcan, ''Hangi bakanının hangi Sayıştay denetçisi olan akrabası yolsuzluk, iş takibinden soruşturma geçiriyor arıyın bulun'' diye konuştu.

Tezcan'ın konuşmasının ardından ''sataşma'' gerekçesiyle söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, geçmiş dönemde Danıştayda sınav sisteminin yazılı ve mülakattan oluştuğunu anımsattı. Danıştayın sınava ilişkin teamülü değiştirerek mülakatlarda kamera zorunluluğu getirdiğine dikkati çeken Canikli, ''Bu tarihten önce yapılan mülakatlarda o sınavı yapanlar kendilerine yandaş mı aldılar- Bu sorunun cevabı 'evet' ise bizim dönemdekilere de 'evet' diyoruz. 'Hayır' ise böyle bir iddiada bulunmak tek kelimeyle iftiradır. Son derece gayriciddi eleştiriler'' şeklinde konuştu.

Canikli'nin sözleri üzerine ''sataşma olduğu'' gerekçesiyle kürsüye tekrar gelen CHP'li Tezcan, Danıştay'ın geleneksel uygulamaya yönelik teamülü 2009'da değiştirdiğine dikkati çekerek, ''Siz 2002'de iktidara geldiniz. 2009'a kadar ne oldu-'' sorusunu yöneltti.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise ''Anayasa Mahkemesinin, 12 Eylül referandumunun ardından 12 Eylül zihniyetini güçlü bir şekilde yürütür hale geldiğini'' öne sürdü.

''İşçiye, memura karşı güçlüden yana taraf olan bir Anayasa Mahkemesi var'' diyen Tanrıkulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''12 Eylül tüm kurumları zapturapt altına almanın adıdır. Bakınız Anayasa Mahkemesinin TRT ve TÜBİTAK ile ilgili kararlarına. Bu kurumların özerkliklerinin yok edilmesine katkı sunmuştur. 'Oyların eşit çıktığı durumlarda başkanın oyu üstün sayılır' diye bir şey dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bunu da siz başardınız. Anayasa Mahkemesinin, referandumun üzerinden daha 1 yıl geçmeden hükümetin emrine girdiği ve noter dairesi haline geldiği ortaya çıkmıştır.''

CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, ''Artık Sayın Başbakan mutlu olabilir, yargı ayağında pranga olmayacaktır. Aksine iktidarın diktatörlüğünün yolunu açacaktır. Anayasa Mahkemesine 'en üst yargı organı' unvanı verilmeye çalıştırarak, yüksek yargıda ast-üst ilişkisi yaratılmaya çalışılıyor. Yargıtay'a atanan yargıçların ardından dosya bakma süreci hızlandı mı- Hayır'' diye konuştu.

CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, ''Hükümetin Danıştay konusunda da muradına ermek üzere olduğunu'' söyledi.

Bu yılın Ekim ayı itibarıyla Danıştaydaki dosya sayısının 224 bin olduğunu, bu rakamın gelecek ay içerisinde 270 bine çıkacağını savunan Dibek, ''2010'dan 2011'e 190 bin dosya devretmişti. Yasa yetmedi bir de kalktınız KHK çıkardınız. İşte işin özü o. Orada Danıştay Başkanı seçilebilmek için aday olabileceklerin süresini yarıya indirdiniz. Bu tablonun Danıştayda huzursuzluk yarattığını biliyorum. Niye bu kadar çok dava açıyor vatandaş, bunu sordunuz mu kendinize-'' görüşünü ifade etti.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart da ''AK Parti'li belediyelerin soruşturulmasının devlet ve iktidar gücüyle engellendiğini'' ileri sürdü.

''Buna mukabil başta CHP olmak üzere muhalefet belediyelerine yönelik terör estiriliyor'' diyen Kart, şöyle konuştu:

''12 Eylül döneminin ürünü 105 temel kanuna dokunmak istemeyen bir iktidar ile karşı karşıyayız. Tutuklu sayısı hükümlü sayısını yakalıyor. Cumhuriyet savcılarının önemli bir bölümü artık hükümetin ajanı haline gelmiş. Saç kesme eyleminden terör suçu yaratan savcılar var. Hükümet, Bilimler Akademisine atama yapmak istiyor. Hükümet bilimden, akıldan korkuyor.

Türkiye'de yıllardır istihbarat ağırlıklı bir yapılanma söz konusu. Demokratik açılım yapma iddiasındaki hükümet, bu açılımı Polis Akademisi ve İçişleri Bakanı'na tevdi ediyor.''

Kart'ın sözleri üzerine, ''sataşma'' gerekçesiyle kürsüye gelen AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, ''Burada söylenen sözler yenilir yutulur değil. Ancak parti devleti konumuna gelirsek, sayın konuşmacı mensup olduğu partinin geçmişine baksın. Tek parti devleti, CHP'nin tek başına iktidar olduğu dönemde olmuştur başka da olmamıştır'' diye konuştu.

''Kadrolaşma'' iddialarına da değinen Aydın, ''Kadrolaşmayı dile getirenler kendilerine baksınlar. Aynı partiye mensup bir Sayın Adalet Bakanının 5 bin kadroya ilişkin sözlerine baksınlar'' ifadesini kullandı. Aydın, 12 eylül zihniyetini ortadan kaldırmaya yönelik referandumda CHP'nin 'hayır' oyu verdiğini hatırlatmak istediğini söyledi.

Aydın'ın ardından, ''partinin tüzel kişiliğine hakaret edildiği'' gerekçesiyle söz isteyen CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, ''CHP'nin 7 kişinin bir araya gelerek damga puluyla, İçişlerine Bakanlığına müracaatla kurulmadığını'' söyledi. CHP'nin ''bir direniş ve devrimin partisi'' olduğunu belirten İnce, ''Bu parti 5 yıldızlı otellerin lobilerinde kurulmamıştır, savaş meydanlarında kurulmuştur. 5 yıldızlı otellerin lobilerinde kurulan partilerle karşılaştırmayın. CHP'nin tek parti dönemini işinize geldiği gibi kullanıyorsunuz. Kendisini mirasçısı saydığınız Celal Bayar o dönemde bu partinin içinde değil miydi- Buradan size ekmek çıkmaz. Günümüze gelelim. Siz Kenan Evren ile aynı kafadasınız'' diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da yerinden söz alarak, herkesin her söylenene cevap vermek zorunda olmadığını belirterek, ''(Yağmur yağıyor) desek sataşmadan dolayı söz istenecek. Başbakanlık Müsteşarı, MİT Müsteşarı nerede- Yargıtay'dan da temsilci yok. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletinse bu adamlar buraya gelip yılda bir kez milletvekillerinin huzuruna çıksınlar. MİT Müsteşarı Oslo'da görüşmelerde değilse gelsin buraya'' dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal da yerinde ayağa kalkarak, ''kadrolaşma'' ve ''parti devleti'' iddialarına tepki gösterdi.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, MİT'in, Oslo'da görüşmeler yaptığını savunarak, ''İyi ettiniz, Allah sizden razı olsun. Bu çalışmaları nerede yaptıysanız, tekrar o irade bu çalışmaları sürdürmelidir'' dedi.

TBMM Genel Kurulunda, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, MİT ve MGK Genel Sekreterliği bütçelerinin görüşmeleri devam ediyor.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanlığı, TBMM bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, MGK Genel Sekreterliğinin lağvedilmesi gerektiğini savundu.

''Bir ülkede hem anayasaya karşı olacaksınız, 'ihtilalciler yaptı' diyeceksin hem de onların yaptığı Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarından nemalanıp iktidar olacaksınız, böyle çifte standart olmaz'' diyen Sakık, Meclisin bu iki yasayı bir an önce değiştirmesi gerektiğini ifade etti.

MİT'in, Oslo'da görüşmeler yaptığına işaret eden Sakık, ''İyi ettiniz, Allah sizden razı olsun, siyaset dünyasına bakmayın kıskançtır, yapamadıkları şeyi bir başkası yaptıklarında kıyameti koparırlar. Siz görüştünüz, sonra görüşmeler askıya alındı. Korkmayın, halk sizin arkanızdadır. Toplum artık bu ülkede kan ve şiddetin durmasını istiyor. Siyaset dünyası buradan nemalanıyor. Siz yolunuza devam edin, burada iktidar hesabınız yok. Bu çalışmaları Oslo mu, Kandil mi, Süleymaniye mi, başka Avrupa ülkelerinde nerede yaptıysanız tekrar o irade bu çalışmaları sürdürmelidir. Türkiye'nin ihtiyacı olan tek şey budur'' diye konuştu.

Sakık, 1920'lerdeki ilk Meclisi özlediklerini, çünkü orada halkın iradesinin bulunduğunu, farklılıkların olduğu ilk anayasayı da özlediklerini kaydetti. Sakık, 1924'ten sonra ret ve inkarın olduğunu savundu.

BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, bundan önceki 9 bütçede olduğu gibi bu bütçenin de eksiklikler ve yanlışlara rağmen AK Parti'nin sayısal çoğunluğuyla kabul edileceğini, muhalefetin söylediklerinin dikkate alınmayacağını savundu.

Bozlak, AK Parti'nin, ustalık döneminde demokratik ve Kürt açılımından vazgeçtiğini, geçmiş hükümetleri taklide, çözüme değil, çözümsüzlüğe yöneldiğini ileri sürdü.

Anamuhalefet liderinin dünkü konuşmasında Libya'daki ölümlerden bahsettiğini, Fas, Mısır, Suriye'deki halkların özgürlük taleplerinden yana olduğunu, bu ülkelerin halklarının barış içinde yaşamalarını istediğini anımsatan Bozlak, Kürt halkından, onların özgürlük taleplerinden hiç bahsetmemesinin ise kendisini üzdüğünü söyledi. Bozlak, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Öyle anlaşılıyor ki Sayın Genel Başkan, kendisini alabildiğince CHP'nin klasik politikasına kaptırmıştır. Dersim'de Seyit Rıza olayını gündeme getiren CHP'li sayın milletvekiline küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Dersim katliamının hesabını CHP üzerinden, devletten soracağını düşünüyorsan, bana göre yanılıyorsun. Çünkü, CHP, Şükrü Kaya, Fethi Okyar, İsmet Paşa, Celal Bayar, Mustafa Kemal'ın partisidir. Dersim katliamının yaşandığı yılların tek partisidir, devleti tek başına yöneten partidir. Paris'te düzenlenen Kürt konferansına katıldığı için partiden ihraç edilen 7 milletvekilinin durumuna düşmeyesin.''

Bozlak, yargısı bağımsız olmayan, iktidarın yönlendirmesiyle haraket eden ülkelerde toplumsal barış, adalet, devlete güven olmayacağını, rejimin totoriterleşeceğini kaydederek, ''Yargıdan eller çekilmeli, kimse yargıyı, kendisinin arka bahçesi haline getirmeye çalışmamalıdır'' dedi.



Habur'da ''mobil'' mahkeme kurulduğuna yönelik açıklamalara işaret eden Bozlak, ''Habur'daki mahkeme kelle mi aldı, idam kararı mı verdi, barışa katkıya ön ayak olacak bir karardan başka hangi kararı verdi- İstiklal Mahkemelerinden niye bahsetmiyorsunuz, Şeyh Sait'in, Seyit Rıza'nın kellesini alan. İstiklal Mahkemelerinin meşhur yargıcı Kılıç Ali'den, Ali Çetinkaya'dan niye bahsetmiyorsunuz-'' diye sordu.

+++ Devamını İlgili Dökümanlarda Bulabilirsiniz+++