2008-07-15 - 12:00
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada özellikle AK Parti kadrosunun milletle kader birliği bulunduğunu belirterek, ''Bu birlikteliği bozmak isteyenler, her şeyden önce kendi sorunlarını, millet nezdinde düştükleri o büyük meşruiyet krizini gözden geçirmeleri gerekir'' dedi.
AK Parti TBMM Grubu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti'nin özellikle grup toplantılarının; sadece Türkiye'nin ihtiyaçlarının, bu ihtiyaçların nasıl giderileceğinin konuşulduğu, paylaşıldığı bir zemin olduğunu söyledi. AK Parti grubunun gündeminin, her zaman milletin gerçek gündemi olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ulusal ve uluslararası çıkarlarımızı geliştirmek için yaptığımız çalışmalardır bunlar. Türkiye'nin sevinçlerini büyütmek, Türkiye'nin saygınlığını artırmak, Türkiye'nin imkan ve kaynaklarını zenginleştirmek, geliştirmek için gece gündüz, yaz kış demeden çalışan, ülkesine hizmete kendisini adamış bir kadrodur, bu kadro. Özellikle bu kadronun milletimizle kader birliği vardır. Bu birlikteliğini bozmak isteyenler, her şeyden önce kendi sorunlarını, millet nezdinde düştükleri o büyük meşruiyet krizini gözden geçirmeleri gerekir.
Meşruiyet krizinden kurtulmak için yanlış üstüne yanlış yapanlar, bu ülkenin bahtını açan, ufkunu ağartan AK Parti'ye kara çalmaya çalışarak,
aralarındaki mesafeyi sürekli olarak her gün daha fazla açtıklarının farkına varamıyorlar. Defalarca tecrübe edilmiştir ki ''ak'' olana 'kara' deme siyaseti tutmamış, millet nezdinde, milletin vicdanında makes (yansıma) bulmamıştır, bulmayacaktır.
Bizim bütün eylemlerimiz, bütün fiillerimiz, bütün icraatımız her gün, her an milletimizin şaşmaz terazisinde ölçülüyor, biçiliyor, tartılıyor.
Şartlar ne olursa olsun, her zeminde, her fırsatta ülkemizin hukukunu savunmaya çalıştıkça, gözümüzü ülkemizin bütünlüğünden, gelecek
ideallerinden ayırmadıkça, gerilimi artırma çabaları, gerçek gündemi saptırma gayretleri boşa çıkıyor.'
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Türkiye'nin güven ve istikrarını değil, sadece belli bir zümrenin siyasi menfaatlerini düşünerek hareket edenler, maskeleriyle birlikte deşifre oluyorlar'' diye konuştu.
Daha önce de defalarca söylediğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir kez daha söylüyoruz; Türkiye ağırlıklarından kurtuldukça, Türkiye bu maskelerden arındıkça, demokratik istikrar ve güven muhkem hale
geldikçe Türkiye'nin şahlanışını kimse durdurmaya muktedir olamaz.
Geçtiğimiz hafta daha evvel defalarca sahnelenen kirli oyun, bir kez daha sahnelenmek istendi. İstanbul'da huzur ve istikrarımıza yönelik,
alçak bir saldırıyla hain bir terör eylemiyle bir kez daha sarsıldık, üzüldük. 3 polisimizin şahadetiyle yüreklerimiz yandı. Ama bu menfur
saldırıyı gerçekleştiren o karanlık eller, karanlık senaryoları içinde boğuldular. Bu menfur saldırıda kahramanca mücadele ederek şehit olan
polis kardeşlerimize, yavrularımıza bir kaz daha Allah'tan rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağolsun diyorum.
Biz, birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece bu tür terörist eylemler, şüphesiz ki akamete uğramaya mahkum olacaktır. İnanıyorum ki
demokrasiyle güçlenen bu ülke, bütün direncini yeniden toplayarak başta siyaset kurumu olmak üzere, bütün kurumlarımızın duyarlı çalışmalarıyla
oynan oyunları bertaraf edecek güce milletimiz sahiptir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.''
-GÜVEN VE İSTİKRAR-
Türkiye Cumhuriyeti'nin, modern dünya ile birlikte medeniyet yürüyüşünü sürdürme kararında olan, demokrasi tecrübesi hiç de küçümsenemeyecek büyük bir ülke olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Çalkantılı bir bölgede, barış ve istikrar unsuru olan Türkiye, gelişme ve kalkınma sürecini aynı kararlılıkla aynı hızla, asla herhangi bir kesintiye uğramadan, bu ülkenin demokrasiye bir pamuk ipliği ile bağlı olmadığını göstermek suretiyle hesapları boşa çıkartacaktır.
Birlik ve beraberliğini korudukça, asıl gücünü daha iyi fark eden aziz milletimiz, bu ülkede emniyet içinde, güven ve istikrar içinde sonsuzadek yaşayacaktır. Kimse endişe içinde olmasın; Türkiye demokrasiden, hukuk devletinden, evrensel insan haklarında geriye doğru tek bir adım atmayacaktır.
Dünya nezdinde Türkiye'yi küçük düşürmek için kasıtlı bir hesap içinde olanlar, Türkiye'den dünyaya bir kaos fotoğrafı vererek, bu yolla
kendilerine alan açılacağını düşünüyorlarsa bilsinler ki büyük bir hüsran içindedirler.
AK parti'yi uluslararası güçlerle işbirliği halinde gösterme gayreti içerisinde olanlar, sadece bir iftira kampanyasının figüranlarıdır. Bunu
da gayet iyi bilsinler.
5,5 yıl önce Türkiye neredeydi bugün nerede? 5,5 yıl önce gündemi belirlenen bir Türkiye vardı, bugünse dünyada gündem belirleyen ülkeler
arasında olan bir Türkiye var. 5,5 yıl önce milli geliri, GSYH'sı 1 olan Türkiye vardı, bugünse 3 olan Türkiye var. Aş bu kadar büyüdü, ekmek bu
kadar büyüdü. İşbirliği içerisinde olan Türkiye bu mu? Ve bunu hiç bir zaman belli bir zemine oturtamayan acizler, bu ifadelerde Türkiye'ye
yaklaşım içerisinde oluyorlar. Hiçbir zaman şu andaki AK Parti iktidarı, Türkiye'nin çıkarlarının, menfaatlerinin pazarlığı girişiminde
bulunmamıştır. Tam aksine 'Türkiye'ye dünyadaki bu ilişkiler içerisinde acaba daha büyük bir zemini nasıl oluştururuz' bunun gayreti içerisinde
olmuştur.''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin müteahhitlik sektörünün, dünyada ABD ve Çin'den sonra 3.
sıraya çıktığını bildirerek, ''Eğer iyi ilişkiler olmamış olsaydı bu zemini yakalayamazdık. İşte onun için 36 milyar dolar olan ihracatımız 124 milyar dolara ulaşmıştır. Eğer bu ilişkiler olmamış olsaydı bizler bunu yakalayamazdık'' diye konuştu.
Türkiye'nin büyük uğraşlarla, büyük fedakarlıklarla büyük hedeflere, demokratik istikrar içinde güvenle bu zemini yakaladığını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Şimdi buradan feragat etmemiz mümkün değildir. Bu noktadan geriye gidiş olmayacaktır. Vicdan sahibi hiç kimse, bu ülkenin karanlık
koridorlara dönmesine göz yummayacak, izin vermeyecektir.
İçinden geçtiğimiz süreçte siyasi aktörlerin temel görevi, demokratik siyaseti savunmak ve siyasetin imkanlarını genişletmek, büyütmektir.
Siyaseti ve siyasetçiyi değersiz kılma gayreti içinde olanlar, şunu bilmelidirler ki siyaseti gerçek manada savunanlar, bunlar karşısında
suskun kalmayacaktır. Siyaseti erdemli bir faaliyet, saygın bir hizmet vesilesi olarak hep birlikte muhafaza etmeliyiz. Bundan asla taviz
veremeyiz. Zira mutlaka konuşarak, her türlü şiddeti dışlayarak, medeni bir üslupla meselelerimizin çözümü noktasında siyaset dışında bir yolu
bizler kabul etmedik, bundan sonra da kabul etmeyeceğiz.
Daha iyi, daha adil, daha özgürlükçü bir toplum idealinin gerçekleştirilmesinin meşru zemini siyasettir, demokrasidir. Siyaset kurumunun itibarının korunması, bir ülke için hayati önemdedir. İşte, AK Parti Türkiye'ye bunu kazandırmıştır.
Türkiye'de her fırsatta kurumların yıpratılmaması gerektiğini ifade edenler, siyaset kurumana yönelik yıpratmalara sessiz kalmamalıdır. Eğer
demokrasi gibi bir derdimiz varsa, demokrasinin bütün kurum ve kurullarıyla yaşatılmasını istiyorsak, siyaset kurumuna da en az diğer
kurumsal yapılar kadar hassasiyet göstermemiz gerektiğinin farkına varmalıyız.''
-SİYASETİN KURUMSALLAŞMASI-
Başbakan Erdoğan, 50-60 yıl kesintisiz siyasi hayatına devam eden partilerin bulunmadığı bir ülkede siyasetin nasıl kurumsallaşabileceği
sorusunu yönelterek, ''Kendi siyasi tarihimize bir bakalım; siyaset kurumsallaşmadan demokrasi nasıl kurumsallaşacak? Buna bir dikkat
edelim'' diye konuştu.
Bu konuda özeleştiri yapılmasını da isteyen Erdoğan, şöyle devam etti:
''Ama bu özeleştiriyi sadece siyasetin içinde olanlar değil, siyasetin dışında olanlar da yapmalıdır. Çünkü, onlar da siyasetin endirekt bir
uzvudur, endirekt bir mensubudur. Sadece seçilenler değil, seçenler de siyasetin bir aktörüdür. Bunu böyle bilmeliyiz. Siyaset, bu noktada bir
bütündür. Onu birbirinden ayıramayız.
Demokrasinin üst seviyede kurumsallaştığı ülkelere baktığımızda, asırlık siyasi partilerle karşılaşırız. Gelenekler üzerine oturan, kalıcı ve
kuşatıcı teamüller inşa etmiş partilerdir bunlar. Siyasete dışarıdan müdahalelerin normalleştiği bir siyasi iklimdeyse bu türden gelenekler,
teamüller oluşturmak zordur. İşte Türkiye bunun bedelini ödemiştir yıllardır, on yıllardır.
Demokratik siyasetin asli unsurları, siyasi partilerdir. Bu, Anayasamızda yer alıyor. Bu güzel bir şey ama Anayasamızın sayfaları arasında kalmamalıdır. Özellikle demokrasiyi kökleştirmenin bir yolu da siyasi parti geleneklerini kökleştirmektir. Bunu da başarmaya mecburuz.''
-UZLAŞMA VE YARIŞMA-
Birilerinin siyaseti tümüyle çatışma üzerinden yürütme arzusunda olabileceğini ifade eden Erdoğan, oysa siyasetin özünün çatışma
olmadığını belirtti. Demokratik siyasetin özünün, medeni anlamda yarışma ve uzlaşma olduğuna işaret eden Erdoğan, ''Ama uzlaşma hiç bir zaman
yüzde 100 değildir. Nedir? Kısmi azamisinin üzerinde mutabık kaldığı bir konudur. Bunu başarmak durumundayız'' dedi. Bu noktada pozitif bir
rekabet içinde bulunulmasının kendileri için asıl hedef olması gerektiğini kaydeden Erdoğan, ''Biz, siyaseti daha iyi, daha demokratik,
daha özgür, daha müreffeh bir toplum arayışının tek mümkün yolu olarak görüyoruz. Bu yolun tahrip edilmesine var gücümüzle karşı çıkıyoruz''
diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, geçmişte siyasetin yıpranmasına seyirci kalan siyasi aktörlerin, nasıl kendi sonlarını hazırladıklarının, millet tarafından
nasıl tasfiye edildiklerinin hep birlikte görüldüğünü söyledi. Erdoğan, ''Bugün siyasetin yıpratılmasına sessiz kalan hatta bu yıpratma
ameliyesine destek veren siyasetçileri de hiç şüphesiz, açık söylüyorum; aynı akıbet beklemektedir ve bundan kaçmak mümkün değil'' dedi.
-''AVUKAT-SAVCI''-
Erdoğan, konuşmasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP sözcülerini de eleştirdi. Erdoğan, şunları söyledi:
''Arzu etmem ama söylemek durumundayım. İşte şurada, anamuhalefet partisinin lider ve sözcülerinin son günlerdeki gayretkeşliğini, tarih
kaydetmiştir. Millet bunları da kayda almıştır. Hukuki süreç henüz işlerken, demokratik siyasi sürece darbe vurma iddiasıyla soruşturulan
illegal yapılanmaların avukatlığına soyunmak, ancak demokratik hukuk devleti anlayışına inancı zayıf olan bir siyasi anlayışın kalkışabileceği bir iştir. Bu tür siyasetçilerin ve böyle bir siyaset tarzının, siyasete verdiği zararı, demokrasiye verdiği zararı, hukuka verdiği zararı herhalde başka kimse veremez.
İktidarı yıpratmak uğruna bindiği dalı kesen, içinde bulunduğu gemiyi batırmaya çalışan siyasetçi tipi, soruyorum size; bu millete ne
verebilir? Bunların bu millete verebileceği bir şey var mı? Demokrasi, hukuk, anayasal düzen hepimiz için olmazsa olmaz varlık zeminidir. İşte
bu noktada bizler, milletimizle birlikte aynı çizgideyiz. Hiçbir sıkıntımız yok.
İzliyor ve değerlendirmesini de buna göre yapıyor, çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş veya kimler kimlerin avukatlığına soyunmuş... Bu
çok önemli. Biz kendimize hiç bir vasıf tayin etmemişken, bize de savcılık görevini sağolsun yine onlar veriyorlar. Bu da güzel bir şey.
Niye? Savcı millet adına vardır. İddia makamı millet adına oradadır ve biz de millet adına hakkı aramanın, hakkı savunmanın gayreti içerisindeyiz. Eğer bu anlamda savcılıksa, evet savcıyım.''
Türkiye'de 10 yıllar boyunca uygulanan emek ve emekçi karşıtı politikaları kırmak, emeğe hak ettiği değeri verebilmek için her türlü maddi ve sosyal hakkı teslim etme noktasında, tarihi uygulamalara imza attıklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bu gücümüz nispetinde oldu. Gücümüz neye elveriyorsa o nispette oldu.
Biz emanetçiyiz, milletin emaneti şu anda bizim elimizde. Biz şu anda bu emaneti tasarruf ediyoruz. Bunu eğer adil bir şekilde, iyi planlamak
suretiyle finans yönetimini başarılı bir şekilde sürdüremezsek, bizden önceki dönemlerde Türkiye'nin ödediği bedelleri yeniden öderiz. Biz
ülkemizi bu noktaya getirmek istemiyoruz. Biz darphanede geceleri para basmak suretiyle Türk lirasının değerini düşürüp, vatandaşın cebindeki
parayı sinsice çalan bir iktidar olmadık, olmayacağız. O rakamların yanına konan her sıfır benim vatandaşımın cebindeki paranın çalınmasıydı. Bunu kimse konuşmuyor. Bu 6 tane sıfırın atılması olayını kimse konuşmuyor. Dikkat edin bu unutuluyor. AK Parti iktidarını, 'İşbirlikçi' diye ifade edenlere söylüyorum. Önce aklınızı başınıza alın. Aklınızı ısmarlama bir yerlere vermişsiniz. Başınıza alın. 6 tane sıfırı atmak suretiyle Türk lirasına değer kazandıran kim? AK Parti iktidarı. Bu yeri kaybettiren kim. AK Parti'den önceki iktidarlar. Bu iktidarlarda kimlerin olduğu bellidir.''
-KEY ÖDEMELERİ-
KEY'i herkesin unuttuğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Bu kesintileri, kimse hatırladı mı? Gündemde böyle bir şey var mıydı?''
diye sordu.
Erdoğan, rafları düzenlerken bunu gördüklerini vurgulayarak, şöyle konuşu:
''Tozlu rafların arasından biz çıkardık, biz haykırdık. Dedik ki 'Kardeşim senin böyle bir alacağın var, haberin var mı?' Nereden bilsin,
haberi yok. İlginçtir, 1 Ocak 1987 yılından itibaren bu başlamış. Kaç yıl olmuş, 21 yıl. Bunlar güya çalışanları konut sahibi edindirmek için
yapılmış. 1996 yılına kadar bu kesintiler yapılmış. Ondan sonra da bu hükümetler ki bu hükümetlerin içinde olmayan yok. Şu andaki parlamentoda
olanların hepsi bunun içinde. Baktılar ki 'Biz bu konutu yapamayacağız'... Bunlar AK Parti iktidarı değil ki kalksınlar 320 bin tane konut yapsınlar. Biz şimdi 10, 15, 20 yıl vadeyle konutlar yapıyoruz. Şu ana kadar da 170 bin konutu sahibine teslim ettik.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KEY ödemelerine ilişkin düzgün bir kayıt tutulmadığını da kaydederek, ''Bir sıkıntı da burada. Kayıtlar
korunmamış. Bankacılık teamüllerine hiç uyulmamış. Böyle bir sıkıntımız yok. Hiçbir mazereti kabul etmeyeceğiz. 2007 yılında ilgili yasayı da
yönetmeliği de çıkardık. Hak sahipleri büyük ölçüde tespit edildi. Bu paraları da hak sahiplerine ödemeye başlıyoruz'' diye konuştu.
Dün Bakanlar Kurulunda Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'e talimat verdiğini, bu sabah da kendisini aradığını dile getiren Erdoğan, Bakan Şimşek'in ilgili arkadaşlarına talimatı verdiğini ve bu konuda ödemelere başlanacağını söylediğini kaydetti.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Şimdi bunlar Ziraat Bankası tarafından ödenmeye başlıyor. CD'ler, vesaire hepsi Ziraat Bankasına gönderilmiş durumda. Böylece 8,5 milyon
vatandaşımız bundan istifade edecek. Peki rakam nedir? 2 milyar 850 milyon YTL. Yaklaşık 3 milyar YTL. Bu rakamı ödemeye başlayacağız.
İnanıyorum ki belki buradan tek tek bakıldığında çok cüzi bir şey elde edilecek, ama piyasalara ciddi manada rahatlama getirecek. 2 hafta
içinde Ziraat Bankası aracılığıyla bu paraların ödenmesine başlanacak.
Böylece devlet önemli bir yükten kurtulmuş olacak. Bunun çalışanlara hayırlı olmasını temenni ediyorum.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Grup toplantısında yaptığı konuşmasının tamamı haberin "İlgili Dokümanlar" bölümünde yer almaktadır.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti'nin özellikle grup toplantılarının; sadece Türkiye'nin ihtiyaçlarının, bu ihtiyaçların nasıl giderileceğinin konuşulduğu, paylaşıldığı bir zemin olduğunu söyledi. AK Parti grubunun gündeminin, her zaman milletin gerçek gündemi olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ulusal ve uluslararası çıkarlarımızı geliştirmek için yaptığımız çalışmalardır bunlar. Türkiye'nin sevinçlerini büyütmek, Türkiye'nin saygınlığını artırmak, Türkiye'nin imkan ve kaynaklarını zenginleştirmek, geliştirmek için gece gündüz, yaz kış demeden çalışan, ülkesine hizmete kendisini adamış bir kadrodur, bu kadro. Özellikle bu kadronun milletimizle kader birliği vardır. Bu birlikteliğini bozmak isteyenler, her şeyden önce kendi sorunlarını, millet nezdinde düştükleri o büyük meşruiyet krizini gözden geçirmeleri gerekir.
Meşruiyet krizinden kurtulmak için yanlış üstüne yanlış yapanlar, bu ülkenin bahtını açan, ufkunu ağartan AK Parti'ye kara çalmaya çalışarak,
aralarındaki mesafeyi sürekli olarak her gün daha fazla açtıklarının farkına varamıyorlar. Defalarca tecrübe edilmiştir ki ''ak'' olana 'kara' deme siyaseti tutmamış, millet nezdinde, milletin vicdanında makes (yansıma) bulmamıştır, bulmayacaktır.
Bizim bütün eylemlerimiz, bütün fiillerimiz, bütün icraatımız her gün, her an milletimizin şaşmaz terazisinde ölçülüyor, biçiliyor, tartılıyor.
Şartlar ne olursa olsun, her zeminde, her fırsatta ülkemizin hukukunu savunmaya çalıştıkça, gözümüzü ülkemizin bütünlüğünden, gelecek
ideallerinden ayırmadıkça, gerilimi artırma çabaları, gerçek gündemi saptırma gayretleri boşa çıkıyor.'
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Türkiye'nin güven ve istikrarını değil, sadece belli bir zümrenin siyasi menfaatlerini düşünerek hareket edenler, maskeleriyle birlikte deşifre oluyorlar'' diye konuştu.
Daha önce de defalarca söylediğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir kez daha söylüyoruz; Türkiye ağırlıklarından kurtuldukça, Türkiye bu maskelerden arındıkça, demokratik istikrar ve güven muhkem hale
geldikçe Türkiye'nin şahlanışını kimse durdurmaya muktedir olamaz.
Geçtiğimiz hafta daha evvel defalarca sahnelenen kirli oyun, bir kez daha sahnelenmek istendi. İstanbul'da huzur ve istikrarımıza yönelik,
alçak bir saldırıyla hain bir terör eylemiyle bir kez daha sarsıldık, üzüldük. 3 polisimizin şahadetiyle yüreklerimiz yandı. Ama bu menfur
saldırıyı gerçekleştiren o karanlık eller, karanlık senaryoları içinde boğuldular. Bu menfur saldırıda kahramanca mücadele ederek şehit olan
polis kardeşlerimize, yavrularımıza bir kaz daha Allah'tan rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağolsun diyorum.
Biz, birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece bu tür terörist eylemler, şüphesiz ki akamete uğramaya mahkum olacaktır. İnanıyorum ki
demokrasiyle güçlenen bu ülke, bütün direncini yeniden toplayarak başta siyaset kurumu olmak üzere, bütün kurumlarımızın duyarlı çalışmalarıyla
oynan oyunları bertaraf edecek güce milletimiz sahiptir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.''
-GÜVEN VE İSTİKRAR-
Türkiye Cumhuriyeti'nin, modern dünya ile birlikte medeniyet yürüyüşünü sürdürme kararında olan, demokrasi tecrübesi hiç de küçümsenemeyecek büyük bir ülke olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Çalkantılı bir bölgede, barış ve istikrar unsuru olan Türkiye, gelişme ve kalkınma sürecini aynı kararlılıkla aynı hızla, asla herhangi bir kesintiye uğramadan, bu ülkenin demokrasiye bir pamuk ipliği ile bağlı olmadığını göstermek suretiyle hesapları boşa çıkartacaktır.
Birlik ve beraberliğini korudukça, asıl gücünü daha iyi fark eden aziz milletimiz, bu ülkede emniyet içinde, güven ve istikrar içinde sonsuzadek yaşayacaktır. Kimse endişe içinde olmasın; Türkiye demokrasiden, hukuk devletinden, evrensel insan haklarında geriye doğru tek bir adım atmayacaktır.
Dünya nezdinde Türkiye'yi küçük düşürmek için kasıtlı bir hesap içinde olanlar, Türkiye'den dünyaya bir kaos fotoğrafı vererek, bu yolla
kendilerine alan açılacağını düşünüyorlarsa bilsinler ki büyük bir hüsran içindedirler.
AK parti'yi uluslararası güçlerle işbirliği halinde gösterme gayreti içerisinde olanlar, sadece bir iftira kampanyasının figüranlarıdır. Bunu
da gayet iyi bilsinler.
5,5 yıl önce Türkiye neredeydi bugün nerede? 5,5 yıl önce gündemi belirlenen bir Türkiye vardı, bugünse dünyada gündem belirleyen ülkeler
arasında olan bir Türkiye var. 5,5 yıl önce milli geliri, GSYH'sı 1 olan Türkiye vardı, bugünse 3 olan Türkiye var. Aş bu kadar büyüdü, ekmek bu
kadar büyüdü. İşbirliği içerisinde olan Türkiye bu mu? Ve bunu hiç bir zaman belli bir zemine oturtamayan acizler, bu ifadelerde Türkiye'ye
yaklaşım içerisinde oluyorlar. Hiçbir zaman şu andaki AK Parti iktidarı, Türkiye'nin çıkarlarının, menfaatlerinin pazarlığı girişiminde
bulunmamıştır. Tam aksine 'Türkiye'ye dünyadaki bu ilişkiler içerisinde acaba daha büyük bir zemini nasıl oluştururuz' bunun gayreti içerisinde
olmuştur.''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin müteahhitlik sektörünün, dünyada ABD ve Çin'den sonra 3.
sıraya çıktığını bildirerek, ''Eğer iyi ilişkiler olmamış olsaydı bu zemini yakalayamazdık. İşte onun için 36 milyar dolar olan ihracatımız 124 milyar dolara ulaşmıştır. Eğer bu ilişkiler olmamış olsaydı bizler bunu yakalayamazdık'' diye konuştu.
Türkiye'nin büyük uğraşlarla, büyük fedakarlıklarla büyük hedeflere, demokratik istikrar içinde güvenle bu zemini yakaladığını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Şimdi buradan feragat etmemiz mümkün değildir. Bu noktadan geriye gidiş olmayacaktır. Vicdan sahibi hiç kimse, bu ülkenin karanlık
koridorlara dönmesine göz yummayacak, izin vermeyecektir.
İçinden geçtiğimiz süreçte siyasi aktörlerin temel görevi, demokratik siyaseti savunmak ve siyasetin imkanlarını genişletmek, büyütmektir.
Siyaseti ve siyasetçiyi değersiz kılma gayreti içinde olanlar, şunu bilmelidirler ki siyaseti gerçek manada savunanlar, bunlar karşısında
suskun kalmayacaktır. Siyaseti erdemli bir faaliyet, saygın bir hizmet vesilesi olarak hep birlikte muhafaza etmeliyiz. Bundan asla taviz
veremeyiz. Zira mutlaka konuşarak, her türlü şiddeti dışlayarak, medeni bir üslupla meselelerimizin çözümü noktasında siyaset dışında bir yolu
bizler kabul etmedik, bundan sonra da kabul etmeyeceğiz.
Daha iyi, daha adil, daha özgürlükçü bir toplum idealinin gerçekleştirilmesinin meşru zemini siyasettir, demokrasidir. Siyaset kurumunun itibarının korunması, bir ülke için hayati önemdedir. İşte, AK Parti Türkiye'ye bunu kazandırmıştır.
Türkiye'de her fırsatta kurumların yıpratılmaması gerektiğini ifade edenler, siyaset kurumana yönelik yıpratmalara sessiz kalmamalıdır. Eğer
demokrasi gibi bir derdimiz varsa, demokrasinin bütün kurum ve kurullarıyla yaşatılmasını istiyorsak, siyaset kurumuna da en az diğer
kurumsal yapılar kadar hassasiyet göstermemiz gerektiğinin farkına varmalıyız.''
-SİYASETİN KURUMSALLAŞMASI-
Başbakan Erdoğan, 50-60 yıl kesintisiz siyasi hayatına devam eden partilerin bulunmadığı bir ülkede siyasetin nasıl kurumsallaşabileceği
sorusunu yönelterek, ''Kendi siyasi tarihimize bir bakalım; siyaset kurumsallaşmadan demokrasi nasıl kurumsallaşacak? Buna bir dikkat
edelim'' diye konuştu.
Bu konuda özeleştiri yapılmasını da isteyen Erdoğan, şöyle devam etti:
''Ama bu özeleştiriyi sadece siyasetin içinde olanlar değil, siyasetin dışında olanlar da yapmalıdır. Çünkü, onlar da siyasetin endirekt bir
uzvudur, endirekt bir mensubudur. Sadece seçilenler değil, seçenler de siyasetin bir aktörüdür. Bunu böyle bilmeliyiz. Siyaset, bu noktada bir
bütündür. Onu birbirinden ayıramayız.
Demokrasinin üst seviyede kurumsallaştığı ülkelere baktığımızda, asırlık siyasi partilerle karşılaşırız. Gelenekler üzerine oturan, kalıcı ve
kuşatıcı teamüller inşa etmiş partilerdir bunlar. Siyasete dışarıdan müdahalelerin normalleştiği bir siyasi iklimdeyse bu türden gelenekler,
teamüller oluşturmak zordur. İşte Türkiye bunun bedelini ödemiştir yıllardır, on yıllardır.
Demokratik siyasetin asli unsurları, siyasi partilerdir. Bu, Anayasamızda yer alıyor. Bu güzel bir şey ama Anayasamızın sayfaları arasında kalmamalıdır. Özellikle demokrasiyi kökleştirmenin bir yolu da siyasi parti geleneklerini kökleştirmektir. Bunu da başarmaya mecburuz.''
-UZLAŞMA VE YARIŞMA-
Birilerinin siyaseti tümüyle çatışma üzerinden yürütme arzusunda olabileceğini ifade eden Erdoğan, oysa siyasetin özünün çatışma
olmadığını belirtti. Demokratik siyasetin özünün, medeni anlamda yarışma ve uzlaşma olduğuna işaret eden Erdoğan, ''Ama uzlaşma hiç bir zaman
yüzde 100 değildir. Nedir? Kısmi azamisinin üzerinde mutabık kaldığı bir konudur. Bunu başarmak durumundayız'' dedi. Bu noktada pozitif bir
rekabet içinde bulunulmasının kendileri için asıl hedef olması gerektiğini kaydeden Erdoğan, ''Biz, siyaseti daha iyi, daha demokratik,
daha özgür, daha müreffeh bir toplum arayışının tek mümkün yolu olarak görüyoruz. Bu yolun tahrip edilmesine var gücümüzle karşı çıkıyoruz''
diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, geçmişte siyasetin yıpranmasına seyirci kalan siyasi aktörlerin, nasıl kendi sonlarını hazırladıklarının, millet tarafından
nasıl tasfiye edildiklerinin hep birlikte görüldüğünü söyledi. Erdoğan, ''Bugün siyasetin yıpratılmasına sessiz kalan hatta bu yıpratma
ameliyesine destek veren siyasetçileri de hiç şüphesiz, açık söylüyorum; aynı akıbet beklemektedir ve bundan kaçmak mümkün değil'' dedi.
-''AVUKAT-SAVCI''-
Erdoğan, konuşmasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP sözcülerini de eleştirdi. Erdoğan, şunları söyledi:
''Arzu etmem ama söylemek durumundayım. İşte şurada, anamuhalefet partisinin lider ve sözcülerinin son günlerdeki gayretkeşliğini, tarih
kaydetmiştir. Millet bunları da kayda almıştır. Hukuki süreç henüz işlerken, demokratik siyasi sürece darbe vurma iddiasıyla soruşturulan
illegal yapılanmaların avukatlığına soyunmak, ancak demokratik hukuk devleti anlayışına inancı zayıf olan bir siyasi anlayışın kalkışabileceği bir iştir. Bu tür siyasetçilerin ve böyle bir siyaset tarzının, siyasete verdiği zararı, demokrasiye verdiği zararı, hukuka verdiği zararı herhalde başka kimse veremez.
İktidarı yıpratmak uğruna bindiği dalı kesen, içinde bulunduğu gemiyi batırmaya çalışan siyasetçi tipi, soruyorum size; bu millete ne
verebilir? Bunların bu millete verebileceği bir şey var mı? Demokrasi, hukuk, anayasal düzen hepimiz için olmazsa olmaz varlık zeminidir. İşte
bu noktada bizler, milletimizle birlikte aynı çizgideyiz. Hiçbir sıkıntımız yok.
İzliyor ve değerlendirmesini de buna göre yapıyor, çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş veya kimler kimlerin avukatlığına soyunmuş... Bu
çok önemli. Biz kendimize hiç bir vasıf tayin etmemişken, bize de savcılık görevini sağolsun yine onlar veriyorlar. Bu da güzel bir şey.
Niye? Savcı millet adına vardır. İddia makamı millet adına oradadır ve biz de millet adına hakkı aramanın, hakkı savunmanın gayreti içerisindeyiz. Eğer bu anlamda savcılıksa, evet savcıyım.''
Türkiye'de 10 yıllar boyunca uygulanan emek ve emekçi karşıtı politikaları kırmak, emeğe hak ettiği değeri verebilmek için her türlü maddi ve sosyal hakkı teslim etme noktasında, tarihi uygulamalara imza attıklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bu gücümüz nispetinde oldu. Gücümüz neye elveriyorsa o nispette oldu.
Biz emanetçiyiz, milletin emaneti şu anda bizim elimizde. Biz şu anda bu emaneti tasarruf ediyoruz. Bunu eğer adil bir şekilde, iyi planlamak
suretiyle finans yönetimini başarılı bir şekilde sürdüremezsek, bizden önceki dönemlerde Türkiye'nin ödediği bedelleri yeniden öderiz. Biz
ülkemizi bu noktaya getirmek istemiyoruz. Biz darphanede geceleri para basmak suretiyle Türk lirasının değerini düşürüp, vatandaşın cebindeki
parayı sinsice çalan bir iktidar olmadık, olmayacağız. O rakamların yanına konan her sıfır benim vatandaşımın cebindeki paranın çalınmasıydı. Bunu kimse konuşmuyor. Bu 6 tane sıfırın atılması olayını kimse konuşmuyor. Dikkat edin bu unutuluyor. AK Parti iktidarını, 'İşbirlikçi' diye ifade edenlere söylüyorum. Önce aklınızı başınıza alın. Aklınızı ısmarlama bir yerlere vermişsiniz. Başınıza alın. 6 tane sıfırı atmak suretiyle Türk lirasına değer kazandıran kim? AK Parti iktidarı. Bu yeri kaybettiren kim. AK Parti'den önceki iktidarlar. Bu iktidarlarda kimlerin olduğu bellidir.''
-KEY ÖDEMELERİ-
KEY'i herkesin unuttuğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Bu kesintileri, kimse hatırladı mı? Gündemde böyle bir şey var mıydı?''
diye sordu.
Erdoğan, rafları düzenlerken bunu gördüklerini vurgulayarak, şöyle konuşu:
''Tozlu rafların arasından biz çıkardık, biz haykırdık. Dedik ki 'Kardeşim senin böyle bir alacağın var, haberin var mı?' Nereden bilsin,
haberi yok. İlginçtir, 1 Ocak 1987 yılından itibaren bu başlamış. Kaç yıl olmuş, 21 yıl. Bunlar güya çalışanları konut sahibi edindirmek için
yapılmış. 1996 yılına kadar bu kesintiler yapılmış. Ondan sonra da bu hükümetler ki bu hükümetlerin içinde olmayan yok. Şu andaki parlamentoda
olanların hepsi bunun içinde. Baktılar ki 'Biz bu konutu yapamayacağız'... Bunlar AK Parti iktidarı değil ki kalksınlar 320 bin tane konut yapsınlar. Biz şimdi 10, 15, 20 yıl vadeyle konutlar yapıyoruz. Şu ana kadar da 170 bin konutu sahibine teslim ettik.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KEY ödemelerine ilişkin düzgün bir kayıt tutulmadığını da kaydederek, ''Bir sıkıntı da burada. Kayıtlar
korunmamış. Bankacılık teamüllerine hiç uyulmamış. Böyle bir sıkıntımız yok. Hiçbir mazereti kabul etmeyeceğiz. 2007 yılında ilgili yasayı da
yönetmeliği de çıkardık. Hak sahipleri büyük ölçüde tespit edildi. Bu paraları da hak sahiplerine ödemeye başlıyoruz'' diye konuştu.
Dün Bakanlar Kurulunda Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'e talimat verdiğini, bu sabah da kendisini aradığını dile getiren Erdoğan, Bakan Şimşek'in ilgili arkadaşlarına talimatı verdiğini ve bu konuda ödemelere başlanacağını söylediğini kaydetti.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Şimdi bunlar Ziraat Bankası tarafından ödenmeye başlıyor. CD'ler, vesaire hepsi Ziraat Bankasına gönderilmiş durumda. Böylece 8,5 milyon
vatandaşımız bundan istifade edecek. Peki rakam nedir? 2 milyar 850 milyon YTL. Yaklaşık 3 milyar YTL. Bu rakamı ödemeye başlayacağız.
İnanıyorum ki belki buradan tek tek bakıldığında çok cüzi bir şey elde edilecek, ama piyasalara ciddi manada rahatlama getirecek. 2 hafta
içinde Ziraat Bankası aracılığıyla bu paraların ödenmesine başlanacak.
Böylece devlet önemli bir yükten kurtulmuş olacak. Bunun çalışanlara hayırlı olmasını temenni ediyorum.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Grup toplantısında yaptığı konuşmasının tamamı haberin "İlgili Dokümanlar" bölümünde yer almaktadır.
