2007-03-20 - 15:30
CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL: ''İDDİALARIMIZIN BELGESİ DE DAYANAĞI DA VARDIR''
Baykal, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, ''İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hesaplarının bir banka şubesinde toplandığı, bu bankanın şube müdürünün Başbakanlık örtülü ödeneğinin başına getirildiği'' yönündeki iddialarıyla ilgili bazı açıklamalar yapıldığını, bazı açıklamaların da yapılmadığını söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iddialarının
belgesi ve dayanağı olduğunu ifade ederek, ''Namerttir dedin mi, kimse
ispatlayamayacak. Eğer ispatlarsa, o zaman senin mertliğin kuşkulu hale gelir''
dedi.
Baykal, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, ''İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin hesaplarının bir banka şubesinde toplandığı, bu bankanın
şube müdürünün Başbakanlık örtülü ödeneğinin başına getirildiği'' yönündeki
iddialarıyla ilgili bazı açıklamalar yapıldığını, bazı açıklamaların da
yapılmadığını söyledi.
''Bir bankacılık öyküsü anlattık'' diyen Baykal, bir bankanın bir şubesinde
görev almış bir insanın, nasıl bir kariyer tırmanışı içine girdiğini, bugün
nerede bulunduğunu anlattıklarını kaydetti.
Baykal, İstanbul'da belediyelerin bir havuz oluşturdukları, bu havuza
çeşitli belediye kaynaklarından aktarımlar yapıldığı, bu hesaptaki paraların
değişik kişilerin üzerinden geçirilerek bağlantıları bir gölgeli ortama
çekildikten sonra belli merkezlerde belli siyasi amaçlarla kullanıldığı,
olayların merkezinde yer alan bankanın yöneticisinin bugün Başbakanlık örtülü
ödeneğinden sorumlu yönetici haline getirildiği iddiaları bulunduğunu yineledi.

-''(HAVUZ) LAFI İLK KEZ RESMİ BELGEYE GEÇTİ''-

İddialar karşısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili kişinin hiçbir
şey söylemediğini kaydeden Baykal, ''Ama AKP yöneticileri, 'bunları kanıtlamayan
namerttir. Belgesini gösterin' dediler. Şimdi bu arkadaşlarımıza istedikleri
belgeleri göstermek istiyorum'' dedi.
İstanbul Valiliğinin, Başbakanlık'a 9 Nisan 1999'da gönderdiği yazıyı okuyan
Baykal, yazıda ''kasıtlı olarak devlete ödenmesi gereken vergilerin ödenmediğini,
kartların güvenlik sistemlerinin kasıtlı olarak BELBİM A.Ş çalışanlarınca
devreden çıkarılarak günlük bilgisayar veri çıkışları raporlarının alınmadığı ve
böylece her ay yaklaşık 3-4 trilyona yakın paranın, partiye yakın firmalar
tarafından havuz hesaplarına aktarıldığını, -havuz lafının benim bildiğim
kadarıyla ilk kez resmi belgeye geçişinin örneğidir- bu hesaplardan da adı geçen
partinin kuryeleri vasıtasıyla paranın, partiye ve Recep Tayyip Erdoğan'a
gittiğini içeren dosyanın araştırılması istenmektedir'' denildiğini söyledi.

-''AL SANA BELGE''-

Bu yazının, Başbakanlık, Maliye ve İçişleri bakanlıklarına gönderildiğini
ifade eden Baykal, ''Belge bu, al sana belge'' diye konuştu.
Mülkiye müfettişleri ve hesap uzmanlarınca konuyla ilgili inceleme
yapıldığını, konunun yargıya intikal ettiğini belirten Deniz Baykal, Danıştayın,
Recep Tayyip Erdoğan'ın aralarında bulunduğu kişiler için dava açılması kararı
verdiğini ve kararda ''İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşlarının
çeşitli ajanslar vasıtasıyla, başta falan televizyon kanalı olmak üzere
televizyon kuruluşlarına kaynak oluşturmak için spot filmler yapılmasına ilişkin
ihaleleri, mevzuata aykırı yapmışlardır'' denildiğini kaydetti.
İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı raporlarından da alıntı yapan ve
raporlarda, ''Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi
ve sosyal bir görüşten kaynaklanan bir amaçla cürüm işlemek için devasa teşekkül
oluşturduğuna'' yer verildiğini savunan Baykal, konunun yargıya intikal ettiğini
belirtti.

-DSP AFFI...-

Bu sırada, ''DSP affı çıktığını ve iktidar değişikliği olduğunu, bu yargı
sürecinin doğru dürüst işletilip sonuçlandırılamadığını'' ileri süren CHP lideri
Baykal, ''Bugün karşı karşıya bulunduğumuz manzara, ortadaki bu büyük iddiaların
yeterince incelenip sonuçlandırılamamış olmasından kaynaklanan bir manzaradır.
Eğer DSP affı çıkmamış olsaydı, eğer iktidar olanaklarıyla yargı süreci çeşitli
şekillerde engellenmemiş olsaydı, bugün bambaşka bir tabloyla karşı karşıya
kalacaktık'' dedi.
Belediye hesaplarının toplandığı banka şubesinin müdürünün, ''sahte resmi
belge düzenleme'' suçundan mahkum olduğunu ifade eden Baykal, buna ilişkin Ankara
9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını da göstererek, bazı bölümlerini okudu.

-''BİR ZİHNİYETİN YANSIMASI MIDIR?''-

Başbakanın en yakındaki, en güvendiği ve mali işlerini emanet ettiği
kişinin, evrakta sahtekarlıktan mahkum olduğunu anlatan Deniz Baykal, şöyle
konuştu:
''Bu konuyla ilgili bizim iddialarımızın belgesi de vardır, dayanağı da
vardır. Bütün bunlarla ilgili hiç kimsenin hiçbir şüphe ifade etmesine imkan
verecek bir durum kesinlikle yoktur. Durum çok açıktır. AKP yetkililerine
soruyorum: 'Bunu ispatlamayan namerttir' diyordu. Peki ispatlarsak sen nesin?''
İddialı sözlerle meydan okumanın güzel olduğunu ama bir dayanağı olması
gerektiğini kaydeden Baykal, şöyle devam etti:
''(Namerttir) dedin mi, kimse ispatlayamayacak. Eğer ispatlarsa, o zaman
senin mertliğin kuşkulu hale gelir. Bu, güç bir durum. Taraflar susuyor, Başbakan
susuyor, birisine görev vermişler 'konuş, bizi savun' demişler. Neyi savunacak,
nasıl savunacak, savunulabilir gibi değil. Bu, acı bir tablodur, Bu, bir Türkiye
manzarasıdır, AKP fotoğrafıdır. Bula bula koca Türkiye'de devletin en önemli, en
dürüstlük gerektiren, -çünkü yargı denetimi yok- başbakansın diye senin sütüne
havale edilmiş, bu yoksul milletin trilyonlarca lirasının başına, koca 70
milyonun içinden bula bula evrakta sahtekarlıktan mahkum olmuş birisini mi
getiriyorsun? Niye getiriyorsun? Bu sadece bir tayinle ilgili takdir hatasından
mı ibarettir? Acaba bir zihniyetin yansıması mıdır?
Niye böyle oluyor? 'Bilmiyordum, üzüntü duydum. Çok affedersiniz bir daha
olmaz' falan mı diyorlar. Hayır, herkes ne yaptığını biliyor, bile bile yapıyor.
Böyle bir kadroyla çalışmanın bu memleketin hayrına olabileceğine inanmak mümkün
mü? Böyle bir kadronun eline, bu milletin parası pulu emanet edilebilir mi?
Edildi. Yanlış yapıldı, yanlış... Bu gerçeği görüyoruz, bunu anlatmaya
çalışıyoruz.''

-''NEVRUZ'U GERİLİM GÜNÜNE DÖNÜŞTÜRMEK İSTEYENLER...''-

CHP Genel Başkanı Baykal, Türkiye'nin bağımsız yaşama iradesini ortaya
koyduğu 18 Mart'ın, Çanakkale savaşlarının anıldığı gün olmaktan çıktığını,
ulusal bütünlük ve bağımsızlık için canını vermiş olan şehitleri anma gününe
dönüştüğünü; şehitleri anmak için en güzel tarihin 18 Mart olacağını kaydetti.
Nevruz Bayramını, gerilim ve kaygı gününe dönüştürmek isteyenlerin
bulunduğuna dikkati çeken Baykal, halkın sağduyulu davranarak bu oyunlara
gelmemesini istedi.
Deniz Baykal, toplumun bugünlere gelmesine katkı vermiş olan yaşlılara
şükranlarını sunarak, bu kişilerin sorunlarına sahip çıkılması gerektiğini
söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bir radyoda ''milleti rencide edici
üslupta'' konuştuğunu söyleyen Baykal, Erdoğan'ın, 30 bin kişinin ölümünden
doğrudan sorumlu tutulması gereken bir kişiye, ''sayın'' diye hitap ettiğini
ifade etti.
Baykal, ''Bülent Ecevit gibi, çok nazik bir kişidir, herkese sayın diye
hitap eder, dikkatsizlik içinde bir kez ağzından kaçar. Ancak Erdoğan'ın, herkese
nazik ve saygılı ifade kullandığı söylenemez'' dedi.

-''BAŞBAKAN'IN AĞZINA YAKIŞMIYOR''-

Erdoğan'ın, masum, namuslu insanlara ağır hakaretlerde bulunabildiğini ileri
süren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Herkese hakaret etmekte beis görmüyor, 30 bin kişinin katiline 'sayın'
diyor, yetmiyor bir kez daha diyor. Sadece 'sayın' demekle kalmıyor, katil
tarafından şehit edilenlere 'kelle' diyor. Bu, bir psikolojinin, siyasetin,
kişiliğin mi yansıması?
Sayın Başbakan'ın, Türkiye'de yaşanan olaylarla ilgili hangi anlayışta
olduğunu hatırlıyoruz. Başbakan'ın, alt-üst kimlik tartışmalarını, Diyarbakır
konuşmalarını, 'eyalet sistemi uygundur'' sözünü, Terörle Mücadele Yasası'na,
'sayın' dediği kişiye af çıkarmaya dönük madde konulmasını, eve dönüş yasasını
hatırlıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın ağzına, bunu söylemek hiçbir
şekilde yakışmıyor.''

-''O SAYIN İSE BU MİLLET NE?''-

Baykal, Erdoğan'ın böyle bir söylemi kullanmasının, şehitlere ve 72 milyona
saygısızlık olduğunu ifade ederek, ''Eğer o sayın ise bu millet ne?'' diye sordu.
Bir başbakanın kafasında, böyle bir kişiye ''sayın'' diye yer ayıracak bir
zihniyet varsa millete nasıl bakacağını soran Baykal, Erdoğan'dan, derhal
milletten özür dilemesini istedi.
DTP yöneticilerinin, aynı söylemi kullandığı için mahkum edildiğini
anımsatan Baykal, ''Başbakan söyleyince ne oluyor? Eğer Başbakan inanmıyorsa özür
dilemeli ya da o anlayıştaysa onu söyleyecek cesareti sergileyebilmeli, 'evet
sayındır' demeli'' diye konuştu.

-CD'Yİ GÖSTERDİ-

AK Parti yöneticilerinin, 'hık mık' diyerek, bin dereden su getirip
''kıvırmaya çalıştığını'' öne süren Baykal, elindeki CD'yi göstererek, ''İşte
size belge'' dedi. Baykal, Erdoğan'ın konuşmasının yer aldığını söylediği CD'nin,
dinlenebileceğini ifade etti.
''Radyo mülakatını yapanın, dinleyenlerin ve kaydının yaşadığını'' belirten
Baykal, Başbakanı savunmak isteyenlerin ise ''kayıtlar delil kabul edilemez''
dediğini kaydetti. Baykal, ''Böyle zafiyet ve aczi Allah kimsenin başına
vermesin'' dedi.

-''HANGİ EL O BAYRAĞI EĞEBİLİR''-

Baykal, Erdoğan'ın ''cumhurbaşkanı olmak istemesinin doğru olmadığını''
ifade ederek, cumhurbaşkanının, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü sahiplenmesi,
savunması, Anayasa'ya inanması, özünü benimsemesi gerektiğini vurguladı.
Anayasa'ya inanmayan bir kişinin cumhurbaşkanı olamayacağını ifade eden
Baykal, Anayasa'nın özünün tartışılması gerektiğini söyleyen kişinin geleceği
yerin cumhurbaşkanlığı olmadığını kaydetti.
Baykal, Hikmetyar'ın önünde diz çökenlerin, Yasin El Kadı'ya kefil olanların
da cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini belirtti.
15 yılda 30 bin kişinin ölümüne neden olan bir kişiye, iki kez ''sayın''
diyen birinin cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini ifade eden Baykal, ''Sadece
cumhurbaşkanlarının önünde Türk bayrağı eğilir. Öcalan'a 'sayın' diyen bir
insanın önünde Türk bayrağı eğilemez. Hangi el, hangi vicdan eğebilir o bayrağı''
dedi.

-''BENİ EN İYİ ANLAYAN ERDOĞAN''-

Baykal, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmamasının, demokrasiye aykırı değil,
demokrasinin özüne, ruhuna uygun olduğunu savundu.
Böyle bir yanlışlık olmayacağını ifade eden Baykal, bunu, özel bir
istihbarat, bilgiye değil, sağduyuya, akla, mantığa dayanarak söylediğini
kaydetti.
Kendisini en iyi anlayanın Erdoğan olduğunu belirten Baykal, şöyle konuştu:
''Cumhurbaşkanı olmamalı, olmayacak yönündeki değerlendirmelerimi en iyi
anlayacak kişi Başbakan'ın kendisidir. Başbakan, bilmektedir ki ben doğruyu,
olması gerekeni söylüyorum. O da onun gereğini yapacaktır. Erdoğan'ın
cumhurbaşkanı olmaması Türkiye'nin yararınadır. Türkiye'nin yararına olan her
şey, CHP'nin yararınadır.
Çanakkale savaşlarının yıldönümünü geride bıraktık, bütün dünyaya
Çanakkale'nin geçilmeyeceğini gösterdik. Ankara'da geçilmemelidir. Çanakkale'yi
geçemeyenlerin çeşitli vesilelerle Ankara'ya uzanabilmeleri, kendi amaçlarına
Ankara'yı kullanabilir bir noktaya gelmeleri, hiçbir şekilde kabul edilemez.
Çanakkale'yi savunduk, Ankara'yı da savunacağız. Hattı müdafaa yoktur, sathı
müdafaa vardır. Satıh da bütün vatan, Türkiye'dir.''

-''İÇERDEN DIŞARDAN ÇÜRÜTÜYOR''-

Ataköy marinanın bulunduğu yerde büyük bir soygun yapıldığını söyleyen
Baykal, bu ihalenin iptal edilmesi gerektiğini kaydetti.
Baykal, yolsuzluk ve soygunun, AK Parti'yi içerden, dışardan, tabandan,
tavandan çürüttüğünü öne sürdü.