2015-03-18 - 17:10
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu'nda, 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 100. yıl dönümü dolayısıyla özel oturumun ardından gündemdışı konuşmalara geçildi. Meclis Başkanı Cemil Çiçek, yerini Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı'ya bıraktı. Gündemdışı söz alan milletvekilleri de konuşmalarını Çanakkale Deniz Zaferi'nin 100. yıl dönümüne ayırdı.
TBMM Genel Kurulu'nda, 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 100. yıl dönümü dolayısıyla özel oturumun ardından gündemdışı konuşmalara geçildi. Meclis Başkanı Cemil Çiçek, yerini Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı'ya bıraktı. Gündemdışı söz alan milletvekilleri de konuşmalarını Çanakkale Deniz Zaferi'nin 100. yıl dönümüne ayırdı.

HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel'in "soykırım" ifadesi, TBMM Genel Kurulunda tartışmaya yol açtı.

CHP Ankara Milletvekili İzzet Çetin, tarihin akışını değiştirme niteliği taşıyan Çanakkale Savaşı'nın 1. Dünya Savaşı'nın en kritik aşamalarından birini oluşturduğunu belirterek, her türlü yokluğa ve olumsuzluğa rağmen canını dişine takarak savaşan şehitlerin ölümsüzleştiğini söyledi.

Çetin, Çanakkale Savaşı'nın, tarihin gördüğü en büyük devrimci olan Atatürk'ün, Yarbay Mustafa Kemal olarak tarih sahnesine çıkmasına sebep olduğunu ifade ederek, "Bugün tarihi çarpıtan, yok sayan, tarihi olayları kendi ideolojileri çerçevesinde dönüştürüp eğip büken bir anlayış var. Bu anlayış uzunca bir süre Çanakkale Zaferi ve Atatürk'ün tarihsel önemini hafifletmek için çok çaba sarfetti. Atatürk ilke ve devrimleri ile Cumhuriyet'in kazanımları konusunda rahatsız olanlar ile emperyalist çıkarcıların yelkenlerine rüzgar taşıyanlar da aynı anlayışın mensuplarıdır. Bugün Atatürk'ün adından rahatsız olanlar, aynı zamanda Çanakkale Zaferi ve Kurtuluş Savaşı'ndan rahatsız olanlardır" dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Çanakkale Zaferi nedeniyle okuttuğu hutbede Atatürk'ten bahsetmediğini ifade eden Çetin, "oturduğu koltuğu, yaşadığı şatafatı Atatürk'e borçlu olan birisinin Atatürk'ü yok sayması, görmezden gelmesi ve rahatsız olmasının ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken vahim durum" olduğunu söyledi.

MHP Ankara Milletvekili Mustafa Erdem de Çanakkale'de yedi düvele haddini bildirenlerin dünya hayatında ahireti tercih edip, mallarını ve canlarını ortaya koyduğunu belirterek,"Çanakkale'yi geçilmez yapan hadise, inanmanın ne anlama geldiğini, vatanın ne anlama geldiğini bilme ruhudur. Onlar öylesine inanmış insanlardı ki vatan olmadan devlet olmayacağını, devlet olmadan özgürce yaşamanın ve onurlu bir insan olma imkanının bulunmadığını biliyorlardı" diye konuştu.

AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ ise Çanakkale'nin Kurtuluş Savaşı direncinin nüvesi olduğunu dile getirerek, "Çanakkale'deki direnç fidanı, milli mücadelede dal budak salmıştır. Çanakkale, bizim için azmin fark edildiği, Sakarya ise azmin zafere dönüştüğü cephedir. Eğer Çanakkale'de mağlup olsaydık, Birinci Dünya Savaşı'nın sonuçları bizim için daha acı olacak ve belki de Anadolu topraklarını tamamen kaybetmiş olacaktık" görüşünü kaydetti.

Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, tarihi bir gün yaşandığını ifade ederek, "Çanakkale Zaferi, tarihten silinmek istenen bir milletin vatanını ve mevcudiyetini canı pahasına da olsa nasıl savunacağını göstermesi bakımından ibret alınması gereken bir ilham kaynağıdır. Çanakkale Zaferi bu memlekette yaşayan herkesin kardeş olduğunun ve aynı kaderi paylaşmış olmasının en güzel ve en acı gerçeğidir. Çanakkale Zaferi süreci aynı kardeşlik duygusunu diğer ülkelerin insanları için hissettiğimizi ispat ettiğimiz, dünya tarihine örnek olan bir destandır" dedi.

Milletvekilleri ve kendilerini izleyenlere herkese seslendiğini kaydeden Bahçekapılı, şöyle konuştu:

"Bu vatanın, ülkenin, tarihimizin hangi acılarla dolu olduğunu ve acıların hangi zaferlerle örüldüğünü anlamak, vatanın her bir karış toprağı için gençlerimizin nasıl toprağa düştüğünü anlamak için Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nı görmek gerekiyor. Oraya gidip her defasında, Mehmet Akif Ersoy'un dediği gibi 'Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker/Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer' diye haykırmak gerekiyor. Ben de Çanakkale Zaferi'ne giden yolda kurulan kardeşliğin geleceğimize ışık tutmasını diliyorum. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi gururla anıyorum, onlarla onur duyuyorum ve anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Ben bir şehit torunuyum. Seferberlik yıllarında Trabzon, Maçka, Mağura, bugünkü adıyla Örnekalan Köyü'nden seferberliğe giden ve bir daha geri dönemeyen Mustafaoğulları'ndan dört kardeşten biri olan ve Filistin cephesinde şehit olan öz dedem İbrahim Efendi'yi ve diğer kardeşleri olan Çanakkale'de, Sarıkamış'ta şehit olan Kazım Efendi'yi, Mehmet Efendi'yi ve Kamil Efendi'yi sevgiyle anıyorum."

MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, söz alarak, özel oturumda söz alan HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel'in "...savaşan Ermeniler, sürgüne, soykırıma uğratılan Ermeniler gerçekliğini ve bugün hala acısını çektiğimiz ve Hrant gibi değerli aydınlarımızın katledilmesine yol açan Ermeni politikamızı sorgulamalıyız?" dediğini belirterek, "Ermenilerin soykırıma uğratıldığı gibi bir iddia içerisinde yer aldı. Bunun TBMM'de bu şekilde söylenmesini kabul etmemiz mümkün değil. Çanakkale Savaşlarını andığımız, 252 bin şehitten bahsettiğimiz bir dönemde, devletine ihanet eden, Van'da, Zeytun'da, Yozgat'ta, İzmit'te isyan edip devletine baş kaldıranlara karşı uluslararası hukukun da verdiği bir uygulamayı yapan devlete karşı'"soykırım' kelimesini kullanmasını kabul etmemiz mümkün değil. Tutanaklardan çıkarılsın" dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı da konuyla ilgili olarak, "1915'te Osmanlı topraklarında büyük dramlar, acılar yaşanmıştır, Ermeniler acı da yaşamıştır, katliam da yapmıştır. Aynı şekilde Anadolu'nun başka yerlerinde de yaşanan olaylar, felaketler söz konusudur. Bunlara ilişkin, tarihçilerin söyleyeceği çok söz olabilir, çok farklı iddialar olabilir ama Meclis'te, milleti temsil eden iradenin parçası olan bu yerde, Ermeni Diasporasının farklı amaçlara matuf, tarihi de çarpıtarak dile getirdiği tarzda 'soykırım' ifadesinin kullanılmasını talihsizlik olarak görüyor ve metinden çıkarılmasını talep ediyorum" diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da tarihi tarihçilere bırakmak gerektiğini ifade ederek, geçmişte Anadolu topraklarında halklar arasında istenmeye olaylar yaşandığını söyledi. Altay, "Ermeni soykırımı" ifadesini kabul ve tasvip etmediklerini ifade ederek, "Elbette ki Ermenilerin öldürüldüğünü, karşılıklı öldürmelerin, şunun, bunun olduğunu, tehcirin yaşandığını biliyoruz, bunda bir sorun yok. Ama TBMM'de 'Ermeni soykırımı' ifadesinin doğru olmayacağı kanaatindeyiz" görüşünü belirtti.

Tüzel ise söz alarak Meclis'te demokratik işleyiş açısından hem milletvekillerinin hem de grupların düşünce özgürlüğü ve değerlendirme serbestisi çerçevesinde görüşlerini hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın ifade etmesi gerektiğini söyledi. Tüzel, şöyle konuştu:

"Ermeniler konusu hem Meclisimiz açısından hem ülkemiz halkları açısından son derece hassas bir konu. Kimse Ermenilere düşmanlık gibi bir kötülüğü üstüne almak istemiyor. Bu duyguları paylaşıyoruz ancak tarihimizde yaşanmış acı olaylar var. Bu, uluslararası yargı kararlarıyla 'soykırım' olarak adlandırılmış değil. Belki de orada bir 'gerçeklik' lafı yerine, 'bu türden uluslararası toplumun da tartıştığı iddialar' şeklinde ifade edilebilir. Eğer barış içerisinde yaşayacak, geleceğe yürüyeceksek, halkların kardeşliğini sağlayacaksak bir 24 Nisan gibi tarihte, adeta üstüne tüy dikercesine gidip Çanakkale'de Anzakları anma, hatırlama adına bu tarihi oraya atfetmek, bu anma törenlerini orada yapmak değildir. Bütün açık yürekliliğimizle, tarih yazıcılarıyla, işte siyasetçileriyle 24 Nisan'ı bütün gerçeklikleri, yaşanmışlıkları, eleştirileriyle masaya yatırmalıyız. O zaman işte bugün Ermeni kardeşlerimiz huzur ve güven içerisinde, hani güvercin tedirginliği olmadan yaşayabileceklerdir. Yoksa, 1 milyon Ermeni nüfusun bugün binlerle ifade edilen sayılara düşmüş olması, bu onların sorunu değil. Tıpkı Kürtlerin yaşadığı acılar gibi bizim sorunumuz. Eğer 'soykırım' kelimesi böyle bir hassasiyet yaratıyorsa ki bu hassasiyeti anlıyorum. Hiçbir şekilde kullandığımız ifadeler bizlerin kardeşliğine, ortak yaşamına, barışına ve bu geçmişi soruşturmadaki ortak sorumluluğumuza halel getirmemeli. Bu açıdan da bunu 'iddialar' şeklinde düzeltmek benim ve Grubum açısından sorun teşkil etmez."

Halaçoğlu'nun itirazını sürdürmesi üzerine Bahçekapılı, "soykırım" kelimesini tutanaktan çıkarma yetkisi bulunmadığını, bunun ancak Başkanlık Divanı kararıyla mümkün olacağını söyledi.

Daha sonra TBMM Genel Kurulu'nda, HDP'nin, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci hakkında verdiği Gensoru Önergesi'nin görüşülmesine başlandı.

Genel Kurul'da, gündemdışı konuşmaların ardından gündeme geçildi.

HDP'nin, "Türkiye?nin son dönemde ekonomik ve istihdama yönelik göstergelerinin kötüye gittiği" iddiasıyla Zeybekci hakkında verdiği Gensoru'nun gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelere geçildi.

İlk sözü, önerge sahipleri adına HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel aldı.

MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu, "Türkiye'ye benzer 27 ülkede dolar yüzde 6 artmışken Türkiye'de yüzde 14 arttı ve neredeyse yüzde 20'lere yaklaştı. Bu gizli devalüasyondur" dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda, HDP'nin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci hakkında verdiği gensoru önergesi üzerinde konuşan HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Türkiye'nin yüzde 10'luk kesiminin ekonomisinin çok iyi, mutlu ama yüzde 90'lık kesiminin çok kötü olduğunu iddia etti.

İktidarın yaptıklarının hesap verebilirliğinin olması gerektiğine işaret eden Tuncel, "Ayakkabı kutularından çıkan paraların, hırsızlığın hesabı verilmemiştir" dedi. Tuncel, ekonomideki krizin, görünenden çok daha derin olduğunu iddia ederek, AK Parti'nin seçim nedeniyle krizi gölgelemek amacıyla tedbir aldığını ancak halkın artık gerçeği bildiğini kaydetti.

HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, bugün birilerinin eli yağda, balda iken, milyonlarca insanın borç batağında olduğunu savunarak, "Türkiye, ekonomide darboğazdan geçiyor, çarşafa dolanma hali var" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı her açıklamadan sonra doların kuruş kuruş arttığını kaydeden Tüzel, yılbaşından bu yana yüzde 16 civarında örtülü bir devalüasyon yaşandığını ileri sürdü. Tüzel, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, New York'ta tavsiye aldıktan sonra Merkez Bankası ile toplantı yaptığını ve işin tatlıya bağlandığını ancak yaşananların ülke ekonomisine maliyetinin 80 milyar lirayı aştığını savundu.

Levent Tüzel, "(Kim haksız zenginleşti?) diye sormalıyız, ardından da kim vatan haini sorusunu sormalıyız. Dış güçlerin müdahaleleri ile bile olsa, birileri olağanüstü zenginleşiyorsa, ülkemize yapılacak en büyük kötülük buradadır ve bunun da açıklanması gerekiyor" dedi.

Ekonomide yaşanan olumsuz tablo karşısında sermayenin kendisine yol bulacağını ancak ezilen işçi ve emek sınıfının manzarasının hiç de iyi olmayacağına dikkati çeken Tüzel, Hükümetin Soma, Ermenek ve Zonguldak'ta emekçilere verdiği hiç bir sözü tutmadığını iddia etti. Tüzel, AK Parti iktidarlarında, Cumhuriyet tarihinin en düşük büyüme oranlarının gerçekleştiğini, dolar kurunun bir yılda 2.63'e yükseldiğini ve bunda Hükümetin sorumluluğun olması gerektiğini söyledi.

MHP Grubu adına konuşan İzmir milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ise Türkiye ekonomisinde, faiz tartışmasından daha derinlerde büyük sorun olduğunu, ülke ekonomisinin bıçak sırtında olduğunu iddia etti.

Ülkedeki risklerin, yabancıların sıcak parasının ülkeye gelmesinde engel teşkil ettiğini ifade eden Tanrıkulu, "Dolar durup dururken artmadı, 16 Ocak'ta 2.30 olan dolar kuru şimdi 2.6 oldu. Beştepe'de işi tatlıya bağlama brifingi verildi ve oradaki sunumda verilen bilgiler gerçeği yansıtıyor" dedi.

Tanrıkulu, Türkiye'ye benzer 27 ülkede dolar yüzde 6 artmışken Türkiye'de yüzde 14 arttığını, bunun neredeyse yüzde 20'lere yaklaştığını iddia ederek, "Bu da gizli devalüasyondur. Süleyman Şah gibi, nasıl manevi birtakım değerler korunamıyorsa, Türk Lirası da korunamıyor. Önümüzdeki günlerde bunun ithalatta faturası olacak, içeride faturası olacak ve sonuçta enflasyon artacak" diye konuştu.

Bu süreçte kredi kartı faiz oranlarına da dikkat edilmesi gerektiğine işaret eden Tanrıkulu, bu oranın aylık olarak yüzde 2, yıllık olarak ise yüzde 30'ları bulduğunu ileri sürdü.

MHP'li Tanrıkulu, Türkiye'nin "kırılgan beşli" içinde yer aldığını ifade ederek, "Faiz lobisi kim? Bu, hep söyleniyor. 12 yıldır bu ülkede hem Hükümet hem Merkez Bankası kriz söylemiyle, yüksek faiz düşük kur politikası uygulayarak gerçek faiz lobisini yarattı, bu politikalar sonucunda da gerçek faiz lobisi oluştu" dedi.

Eskiden kamu borçlu iken, şimdi özel sektörün borçlu olduğunu kaydeden Tanrıkulu, "Daha önce borçların yüzde 60'ı kamunundu, şimdi borçların yüzde 70'i özel sektörde, yani Türkiye'nin borçları azalmadı, yer değiştirdi" diye konuştu.

CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, Türkiye'de ekonominin iyi gitmediğini, sorunları kaynağının büyüme modeli olduğunu söyledi.

Sarı, TBMM Genel Kurulu'nda, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci hakkında verilen Gensoru üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye'de ekonominin iyi gitmediğini ileri sürerek, "AKP iktidarları boyunca Türkiye'nin büyüme rekorları kırdığı söylemi doğru değildir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri yılda ortalama yüzde 5 büyürken, AKP iktidarları döneminde ise yüzde 4,8 büyümüş. Türkiye hem tarihsel ortalamalar kadar büyümedi hem de gelişmiş ülkelerden daha az büyüdü. Büyüme son üç yılda ise çok çok düştü, işsizlik arttı" dedi.

Ekonomide yaşanan sorunların kaynağının büyüme modeli olduğunu savunan Sarı, büyüme modelinin ihracata değil ithalata bağlı olduğunu ve cari işlemler açığı verdiğini ifade etti. Sarı, şöyle konuştu:

"Bir birim büyümek için verilen cari işlemler açığı sürekli artıyor. Türkiye bunu taşıyamaz. Bu Türk ekonomisinin yapısal sorunudur ve bir an önce ele alınmalıdır. Bu model sürdürülemez ve bir an önce radikal müdahalelerde bulunmak gerekir. Maastricht kriterlerini tutturmuş görünüyorsunuz ama toplam borçluluk artıyor. 2002 yılında özel sektörün sadece 43 milyar dolar borcu vardı. Yani, Cumhuriyet kurulduğundan 2002 yılına kadar gelen bütün hükümetlerde özel sektörde 43 milyar dolar stok borç birikmişti. Sizin döneminizde bu, 278 milyar dolara çıktı, en az 5-6 kat. Bu gayet normal. Bir balon gibi düşünün, ekonominin bir tarafını sıkıyorsunuz, kamu sektörünü sıkıyorsunuz, kamu borçlanmıyor ama ekonominin borç yaratma dinamiği devam ediyor, o zaman balonun öbür tarafı şişiyor. Balonun öbür tarafı kim, özel sektör... Bize ne diyemezsiniz. 2001'de olduğu gibi bir sabah kalkıverirsiniz ki özel sektör borçları kamu borçları haline dönüşmüş. Bu ekonominin kırılganlığını artırıyor. Paranın yönü değişiyor. Para güvenli limanlara gidiyor. Faiz tartışmalarına buradan bakacağız. Ulusal para yüzde 10 değer kaybetti. Bunun reel sektöre zararı 18 milyar dolar. Bunu reel sektöre yaşatmaya kimsenin hakkı yok. İdeolojik ve siyasal duruşumuzu bir tarafa bırakalım."

Faiz tartışmalarına işaret eden Sarı, "Merkez Bankası zor durumda; bir yandan siyasal iktidarın baskısı, bir yandan piyasanın gerekleri....Faizi aşağıya indirelim diye Merkez Bankası'nın bağımsızlığına halel getirip baskı yaratmak bir müddet sonra ikincil piyasada faizlerin yükselmesine neden oluyor" görüşünü savundu.

AK Parti Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz de Ekonomi Bakanlığı'nın ekonomide hedeflere ulaşılmasına destek verdiğini belirterek, ekonomideki tek başarının büyüme olmadığını, ihracatta tüm zamanların rekorunun kırıldığını söyledi. "Sayın Bakan'a verilen Gensoru'nun sebebi, niye ihracat rakamlarının bu kadar arttığı..." diyen Demiröz, iki yılı aşkındır süren teşvik sistemi sayesinde yatırımlar açısından önemli kazanımlar elde edildiğini vurguladı.

Demiröz, "Artık Türkiye'yi katma değer yaratmayan, düşük teknoloji ve montaja dayalı yatırımların gerçekleştirildiği fasoncu edilgen ülke olmaktan çıkarıyoruz. Bu anlayışla hazırladığımız teşvik sistemi, sanayimizin ihtiyaç duyduğu yapısal dönüşümün sağlanması ve dışa bağımlı üretim çıkmazından kurtulması açısından kullandığımız önemli bir enstrümandır. Ülkemize 2002 yılına kadar toplam 14, 6 milyar doğrudan yabancı yatırım gelmişken, 2003 başından bugüne kadar 150 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım girişi olmuştur. 2014'teki doğrudan yabancı yatırım girişlerinin yüzde 70'e yakını AB kaynaklıdır" diye konuştu.

Ekonomi Bakanlığı'nın amacının yatırımcılara daha uygun yatırım ortamı oluşturmak olduğuna işaret eden Demiröz, bugüne kadar olduğu gibi özel sektörle birlikte bu amaç doğrultusundaki çalışmaların gelecek dönemde de devam edeceğini kaydetti.

Demiröz, 2014 yılında ithalat cephesinde de sevindirici gelişimeler elde edildiğini belirterek, dış ticaret açığının azaltıldığını ifade etti. Demiröz, "Nihat Zeybekci yönetiminde Ekonomi Bakanlığı ülke ekonomisini hem küresel hem de bölgesel sorunlara rağmen sağlam şekilde yönetmeye devam ediyor" dedi.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***