2010-02-16 - 13:48
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ''Habur
girişleriyle ilgili olarak, o dönem hiç bir parti yetkilimiz, hiç bir hükümet
yetkilisiyle, hakim ve savcılar konusunda, ima düzeyinde dahi bir görüşme
yapmamış, bir taahhüt talep etmemiş, herhangi bir taahhüt de almamıştır'' dedi.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ''Habur
girişleriyle ilgili olarak, o dönem hiç bir parti yetkilimiz, hiç bir hükümet
yetkilisiyle, hakim ve savcılar konusunda, ima düzeyinde dahi bir görüşme
yapmamış, bir taahhüt talep etmemiş, herhangi bir taahhüt de almamıştır'' dedi.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''demokratik
açılım''ın başlatıldığı günlerden sonra, özellikle meselenin Habur'da tıkandığı
ve Habur sonrası sürecin işlemediği yönünde tartışmalar olduğunu belirtti.
Selahattin Demirtaş, ''Habur konusunda, hakim ve savcıların İçişleri
Bakanlığınca daha önceden ayarlandığı'' yönündeki iddialara ilişkin şunları
söyledi:
''Geçmiş dönemde DTP'nin sözcülüğünü de yapmış kişilerden birisi olarak
net bir şekilde belirtiyorum ki Habur girişleriyle ilgili olarak, o dönem hiç bir
parti yetkilimiz, hiç bir hükümet yetkilisiyle, hakim ve savcılar konusunda, ima
düzeyinde dahi, bir görüşme yapmamış, bir taahhüt talep etmemiş, herhangi bir
taahhüt de almamıştır.
Sayın Ahmet Türk'ün de belirttiği gibi, bu konuda Sayın İçişleri Bakanı
ile yapılan görüşmenin içeriği, sadece orada birikecek kalabalığın herhangi bir
kaosa, karmaşaya yol açmaması konusundadır. Bunun ötesinde ima dahi
edilmemiştir.
Sayın Hatip Dicle'nin, duyum üzerine aldığı bu bilgilerin yanlış
olduğunu, kendisine de ifade etmek durumundayım. Ancak Dicle, Habur'da
yaşananların aslında hukuka uygun olduğunu, yasaların, toplumsal barışa hizmet
edecek şekilde uygulandığı yönünde beyan vermek istemiştir.''
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, dün
yurdun çeşitli yerlerinde yaşanan gerginliklerin nedeninin, Hükümetin
politikalarından kaynaklandığını iddia ederek, ''Eğer Hükümet bizim gösterdiğimiz
duyarlılığı gösterseydi, 15 Şubat, sendrom olmaktan çıkabilirdi'' dedi.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün, terör
örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin 11. yılı olduğunu,
yıldönümünde, kendilerinin ısrarla, gerilimden uzak bir şekilde özgürce
tartışılabilinen bir atmosfer yaratmak istediklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'nin bir çok kentinde yaşanan
gösterilerden partilerini sorumlu tuttuğunu savunan Demirtaş, aslında gerilimin,
Hükümetin yürüttüğü operasyonlardan, politikalardan kaynaklandığını iddia etti.
Hükümetin bu konuda duyarlı davranmadığını öne süren Demirtaş, terör
örgütü elebaşı için ''sayın'' ifadesini kullandığı konuşmasında, şunları
söyledi:
''Eğer, Hükümet bizim gösterdiğimiz duyarlılığı gösterseydi, 15 Şubat
sendrom olmaktan çıkabilirdi. 11 yıldır, İmralı üzerinde yürütülen gerilim
politikası bilinçlidir.
Uluslararası operasyonu gerçekleştiren güçlerin hedefi, Türkiye içinde
etnik bir çatışma çıkarıp, bunun üzerinde Türkiye'yi teslim almaktı. Eğer geride
bıraktığımız 11 yılda Türkiye'de çok büyük iç çatışmalar yaşanmamışsa, bunda
elbette ki bizlerin, Öcalan'ın payının olduğu görülmesi gerekiyor. Türkiye
kendini hapsetmiştir İmralı'ya. İmralı sistemi, Türkiye'nin çıkarlarına hizmet
etmiyor. Bu nedenle İmralı sistemine son verilmelidir, ev hapsi dahil Türkiye'nin
barışını sağlayacak formüller gündeme alınmalıdır.''
Hükümetin demokratik açılımda cesur davranması gerektiğini, ancak bu
cesaretin gösterilemediğini öne süren Demirtaş, ''Habur'da yaşananlar insanidir.
Ya bunu çıkıp açıkça savunun ya da elinizin 'Haburu' ile bu işe karışmayın''
dedi. CHP ve MHP'yi de eleştiren Demirtaş, ''Onlar, PKK'lıların dağdan canlı
inmelerini hazmedemiyor'' dedi.
AKPM'DE, BDP'Lİ ÜYE DE OLMALI
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlığına Mevlüt
Çavuşoğlu'nun seçilmesinden mutluluk duyduklarını belirten Demirtaş, ancak bu
Meclisteki üyeler arasında, ısrarlarına rağmen, BDP'den milletvekili olmadığını,
bu konuda Çavuşoğlu'nun duyarlı davranması gerektiğini söyledi.
Bölgesel Diller Sözleşmesinin, bu meclisin bir sözleşmesi olduğunu
belirten Demirtaş, ''Madem Başkanısınız, Türkiye bu dönemde bunu da imzalasın.
Söz konusu demokrasi ve insan hakları olunca, aslında Sayın Başbakan, 'CHP ve MHP
ruh ikizi' demişti. Söz konusu bu başlıklar olunca biz de diyoruz ki 'ruh üçüzü
haline geliyorsunuz.' Mesele Kürt sorunu olduğunda bir bakıyorsunuz ki üç parti
de bir araya gelmiş, tek yumurta üçüzü olabilmiştir'' diye konuştu.
BDP olarak cezaevlerindeki şartları yakından takip ettiklerini belirten
Demirtaş, Türkiye'de, cezaevlerinde ciddi sorunlar yaşandığını söyledi. Demirtaş,
Van cezaevinde Kürtçe gazete okuyan bir tutukluya bile bin liranın üzerinde ceza
verildiğini savundu. AK Parti'nin iktidara geldiği günlerde Türkiye'de tutuklu ve
hükümlü sayısının 59 bin 500 olduğunu, 7 yılda bu rakamın 116 bin 340'a
ulaştığını ifade eden Demirtaş, Adalet Bakanlığı'nın, cezaevlerinde sorunu, daha
fazla cezaevi yaparak çözmeye çalıştığını iddia etti.
DANIŞTAYIN KATSAYI KARARI
Danıştay'ın katsayı kararına da değinen Demirtaş, ''Katsayı ile ilgili
yetki, tamamen YÖK'tedir. Ancak Danıştay YÖK'ün yetkisini tanımıyor. Türkiye'de
meslek lisesi öğrencilerin çoğu yoksul aile çocuklarıdır. Çocuklarının bir an
önce meslek sahibi olabilmesi düşüncesiyle o liseleri tercih etmiş ailelerdir. Bu
liselerde imam hatiplerin payı yüzde 4'tür. Yüzde 4'e dayanarak bütün meslek
liseliler mağdur edilmektedir. YÖK'ün kararının Danıştay tarafından bozulması
haksızlıktır'' diye konuştu. Demirtaş, bu konunun çözümü için YÖK kanununda
yapılacak bir deşikliği destekleyeceklerini söyledi.
Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan, TEKEL işçilerin istihdamında
belediyelerin de devreye girebileceği yönündeki açıklamasının ardından Diyarbakır
Belediye Başkanı Osman Baydemir'in bir fizibilite çalışması içine girdiğini ifade
etti.(13:48)
girişleriyle ilgili olarak, o dönem hiç bir parti yetkilimiz, hiç bir hükümet
yetkilisiyle, hakim ve savcılar konusunda, ima düzeyinde dahi bir görüşme
yapmamış, bir taahhüt talep etmemiş, herhangi bir taahhüt de almamıştır'' dedi.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''demokratik
açılım''ın başlatıldığı günlerden sonra, özellikle meselenin Habur'da tıkandığı
ve Habur sonrası sürecin işlemediği yönünde tartışmalar olduğunu belirtti.
Selahattin Demirtaş, ''Habur konusunda, hakim ve savcıların İçişleri
Bakanlığınca daha önceden ayarlandığı'' yönündeki iddialara ilişkin şunları
söyledi:
''Geçmiş dönemde DTP'nin sözcülüğünü de yapmış kişilerden birisi olarak
net bir şekilde belirtiyorum ki Habur girişleriyle ilgili olarak, o dönem hiç bir
parti yetkilimiz, hiç bir hükümet yetkilisiyle, hakim ve savcılar konusunda, ima
düzeyinde dahi, bir görüşme yapmamış, bir taahhüt talep etmemiş, herhangi bir
taahhüt de almamıştır.
Sayın Ahmet Türk'ün de belirttiği gibi, bu konuda Sayın İçişleri Bakanı
ile yapılan görüşmenin içeriği, sadece orada birikecek kalabalığın herhangi bir
kaosa, karmaşaya yol açmaması konusundadır. Bunun ötesinde ima dahi
edilmemiştir.
Sayın Hatip Dicle'nin, duyum üzerine aldığı bu bilgilerin yanlış
olduğunu, kendisine de ifade etmek durumundayım. Ancak Dicle, Habur'da
yaşananların aslında hukuka uygun olduğunu, yasaların, toplumsal barışa hizmet
edecek şekilde uygulandığı yönünde beyan vermek istemiştir.''
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, dün
yurdun çeşitli yerlerinde yaşanan gerginliklerin nedeninin, Hükümetin
politikalarından kaynaklandığını iddia ederek, ''Eğer Hükümet bizim gösterdiğimiz
duyarlılığı gösterseydi, 15 Şubat, sendrom olmaktan çıkabilirdi'' dedi.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün, terör
örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin 11. yılı olduğunu,
yıldönümünde, kendilerinin ısrarla, gerilimden uzak bir şekilde özgürce
tartışılabilinen bir atmosfer yaratmak istediklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'nin bir çok kentinde yaşanan
gösterilerden partilerini sorumlu tuttuğunu savunan Demirtaş, aslında gerilimin,
Hükümetin yürüttüğü operasyonlardan, politikalardan kaynaklandığını iddia etti.
Hükümetin bu konuda duyarlı davranmadığını öne süren Demirtaş, terör
örgütü elebaşı için ''sayın'' ifadesini kullandığı konuşmasında, şunları
söyledi:
''Eğer, Hükümet bizim gösterdiğimiz duyarlılığı gösterseydi, 15 Şubat
sendrom olmaktan çıkabilirdi. 11 yıldır, İmralı üzerinde yürütülen gerilim
politikası bilinçlidir.
Uluslararası operasyonu gerçekleştiren güçlerin hedefi, Türkiye içinde
etnik bir çatışma çıkarıp, bunun üzerinde Türkiye'yi teslim almaktı. Eğer geride
bıraktığımız 11 yılda Türkiye'de çok büyük iç çatışmalar yaşanmamışsa, bunda
elbette ki bizlerin, Öcalan'ın payının olduğu görülmesi gerekiyor. Türkiye
kendini hapsetmiştir İmralı'ya. İmralı sistemi, Türkiye'nin çıkarlarına hizmet
etmiyor. Bu nedenle İmralı sistemine son verilmelidir, ev hapsi dahil Türkiye'nin
barışını sağlayacak formüller gündeme alınmalıdır.''
Hükümetin demokratik açılımda cesur davranması gerektiğini, ancak bu
cesaretin gösterilemediğini öne süren Demirtaş, ''Habur'da yaşananlar insanidir.
Ya bunu çıkıp açıkça savunun ya da elinizin 'Haburu' ile bu işe karışmayın''
dedi. CHP ve MHP'yi de eleştiren Demirtaş, ''Onlar, PKK'lıların dağdan canlı
inmelerini hazmedemiyor'' dedi.
AKPM'DE, BDP'Lİ ÜYE DE OLMALI
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlığına Mevlüt
Çavuşoğlu'nun seçilmesinden mutluluk duyduklarını belirten Demirtaş, ancak bu
Meclisteki üyeler arasında, ısrarlarına rağmen, BDP'den milletvekili olmadığını,
bu konuda Çavuşoğlu'nun duyarlı davranması gerektiğini söyledi.
Bölgesel Diller Sözleşmesinin, bu meclisin bir sözleşmesi olduğunu
belirten Demirtaş, ''Madem Başkanısınız, Türkiye bu dönemde bunu da imzalasın.
Söz konusu demokrasi ve insan hakları olunca, aslında Sayın Başbakan, 'CHP ve MHP
ruh ikizi' demişti. Söz konusu bu başlıklar olunca biz de diyoruz ki 'ruh üçüzü
haline geliyorsunuz.' Mesele Kürt sorunu olduğunda bir bakıyorsunuz ki üç parti
de bir araya gelmiş, tek yumurta üçüzü olabilmiştir'' diye konuştu.
BDP olarak cezaevlerindeki şartları yakından takip ettiklerini belirten
Demirtaş, Türkiye'de, cezaevlerinde ciddi sorunlar yaşandığını söyledi. Demirtaş,
Van cezaevinde Kürtçe gazete okuyan bir tutukluya bile bin liranın üzerinde ceza
verildiğini savundu. AK Parti'nin iktidara geldiği günlerde Türkiye'de tutuklu ve
hükümlü sayısının 59 bin 500 olduğunu, 7 yılda bu rakamın 116 bin 340'a
ulaştığını ifade eden Demirtaş, Adalet Bakanlığı'nın, cezaevlerinde sorunu, daha
fazla cezaevi yaparak çözmeye çalıştığını iddia etti.
DANIŞTAYIN KATSAYI KARARI
Danıştay'ın katsayı kararına da değinen Demirtaş, ''Katsayı ile ilgili
yetki, tamamen YÖK'tedir. Ancak Danıştay YÖK'ün yetkisini tanımıyor. Türkiye'de
meslek lisesi öğrencilerin çoğu yoksul aile çocuklarıdır. Çocuklarının bir an
önce meslek sahibi olabilmesi düşüncesiyle o liseleri tercih etmiş ailelerdir. Bu
liselerde imam hatiplerin payı yüzde 4'tür. Yüzde 4'e dayanarak bütün meslek
liseliler mağdur edilmektedir. YÖK'ün kararının Danıştay tarafından bozulması
haksızlıktır'' diye konuştu. Demirtaş, bu konunun çözümü için YÖK kanununda
yapılacak bir deşikliği destekleyeceklerini söyledi.
Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan, TEKEL işçilerin istihdamında
belediyelerin de devreye girebileceği yönündeki açıklamasının ardından Diyarbakır
Belediye Başkanı Osman Baydemir'in bir fizibilite çalışması içine girdiğini ifade
etti.(13:48)
