2012-01-03 - 16:11
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam'ın başkanlığında toplandı. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Irak sınırında meydana gelen olaya ilişkin Hükümet adına gündemdışı söz aldı.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Irak sınırındaki olaya ilişkin, hukuk devletinin gereği olarak adli ve idari tahkikatların başlatıldığını, olayla ilgili tüm soru işaretlerinin aydınlığa kavuşturulacağını bildirdi.
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam'ın başkanlığında toplandı. Başbakan Yardımcısı Atalay, Irak sınırında meydana gelen olaya ilişkin Hükümet adına gündemdışı söz aldı. Atalay, olağanüstü gelişmelerde Meclisi bilgilendirmeyi önemli gördüklerini ifade ederek, olayla ilgili şu bilgileri verdi:
''28 Aralık Çarşamba gecesi Uludere ilçemizin olduğu bölgede 3 köyümüzden vatandaşlarımız, Irak sınırları içinde terörist zannıyla, hava operasyonuyla bombalanmış ve 35 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Sonradan bu vatandaşlarımızın kaçakçılık faaliyeti ile sınırımızın ötesinde bulundukları anlaşılmıştır. Ülkemizi tümünü üzüntüye boğan bu müessif olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerimize başsağlığı diliyorum. Her bir vatandaşımızın üzüntüsü tüm Türkiye'nin üzüntüsüdür.''
Atalay, hükümetin olayları öğrendikten sonra gelişmeleri an be an takip ettiğini dile getirerek, ''Sayın Başbakanımız ilk saatler itibarı ile Genelkurmay Başkanımızdan, İçişleri Bakanımızdan ve Şırnak Valimizden bilgi almıştır. Olayın hemen sonrasında Şırnak Valisi ve kriz merkezi tarafından yapılan açıklamalarda, o aşamada derlenen bilgiler kamuoyuna aktarılmıştır. Olayın tüm yönleri ile araştırıldığı ve gerekli her türlü tahkikatın başlatılmış olduğu ifade edilmiştir'' dedi.
Hukuk devletinin gereği olarak adli ve idari tahkikatların başladığını bildiren Atalay, olayla ilgili tüm soru işaretlerinin aydınlığa kavuşturulacağını söyledi. Atalay, şöyle devam etti:
''Esasen terörle mücadele süreci içinde, hukukun içinde olmaya çok büyük özen gösterilmiştir. Seçim sonrası bu yaz döneminde, Temmuz ayında başlayan terör olayları sonrası, 17 Ağustostan itibaren ciddi bir sınırötesi operasyon başlatılmıştır. Bu operasyonlar bugün de devam etmektedir. Bu süreçte hiçbir sivil vatandaşımız zarar görmemiş, azami hassasiyet gösterilmiştir. Biz hükümet olarak, güvenlik birimlerimiz, bir yandan terörle mücadele sürecini yürütürken, diğer yandan vatandaşımızın korunması ve gözetilmesi, hukukun içinde olma ve demokratikleşme sürecini de paralel olarak birlikte yürütmüşüzdür.''
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Uludere yaşanan olayın ardından taziyeye gitmek istedikleri zaman bir milletvekilinin tehdidine maruz kaldıklarını ifade ederek, ''Bu Meclisin içinde, bugün üye bulunan birisi bize oradan tehdit savuruyor. 'Bakan gelmesin, halk silahlı, sakın buralara gelmesin...' Bu bir şanssızlıktır. Devlet her yere gider. Bu ülkenin her sınırının içine biz gideriz. Ve hepsine gittik'' dedi.
Atalay, TBMM Genel Kurulunda, Irak sınırında yaşanan olaya ilişkin şu bilgileri verdi:
''17 Ağustos'tan itibaren sınır ötesi hava harekatı devam etmektedir. Hedefler 2 tür tespitle vurulmaktadır. Birincisi, önceden istihbaratı ve koordinatları tespit edilmiş, terörist kampı, barınma ve diğer tesislerin belli bir hedefler, değerlendirme ve analizleri sürecinden sonra vurulmaktadır. Kuzey Irak'taki pek çok tesis vesaire bu şekilde vurulmaktadır. İkincisi ise özellikle sınır bölgesinde teröristler tarafından kullanılan geçiş yolları düzenli olarak insansız hava araçları tarafından kontrol altında tutulmakta, bu esnada tespit edilen hareketlere, gerekli değerlendirmeden sonra işlem yapılmaktadır. Nitekim yine aynı gün içinde olayla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığınca yapılan açıklamada o noktada düzenlenen harekatın gerekçelerine ve icra tarzına ilişkin yanlış anlamalara ve değerlendirmelere mahal verilmemesi adına ayrıntılı izahata yer verilmiştir.''
TSK'nın dürüst ve şeffaf bir şekilde olup bitenleri anlattığını bildiren Atalay, Genelkurmay Başkanlığından aldığı bilgiler çerçevesinde olayı detaylı olarak anlatmak istediğini söyledi. Atalay, İnsansız hava aracı (İHA) ile tespit edilen görüntülerin yetki verilen merkezlerde incelendiğini ve analiz edildikten sonra hedef yeri ve niteliği itibarı ile uygun vasıtalarla ateş altına alındığını veya birliklerce operasyon yapıldığını bildirdi.
Atalay, ''28 Aralık 2011 gecesi, Irak sınırları içinde hududumuza doğru bir grubun hareket halinde olduğuna dair İHA'lardan gelen görüntülerin ulaşması üzerine, terörist olduğu değerlendirilen bu gruba önce ikaz ve hedefin teyidi için saat 19.35 ve saat 19.45'te olmak üzere iki defa aydınlatma ve tahrip mermisi, sınır hattı üzerindeki muhtemel geçiş güzergahına atılmış, herhangi bir ikazın gelmemesi, grubun aynı tertipte intikaline devam etmesi üzerine Hava Kuvvetleri uçakları ile grup ateş altına alınmıştır'' açıklamasında bulundu.
Atalay, sözlerine şöyle devam etti:
''Grubun terörist olarak değerlendirilmesinde aşağıdaki hususlar etkili olmuştur. Sinat-Haftanin bölgesindeki bölücü terör örgütünün yıllardır kontrol altında bulundurduğu, dağ kadrosunun Zaho ve Dohuk ile lojistik irtibatını sağlayan, yurtiçinde Cudi Dağı, Beytüşşebap ve Bestler-Dereler bölgelerine terörist aktarımına imkan veren Şırnak bölgesindeki karakol ve üs bölgelerine saldırı için kullanılan üstlenme alanı olması, ayrıca tamamen sivil halktan arındırılmış ve bölücü terör örgütü mensuplarına terk edilmiş bir bölgenin olması. Orada köy falan yok. Hiçbir sivil yerleşimi yok. Bölücü terör örgütü ile irtibatı olmayan ve izin almayan kişilerin Sinat-Haftanin bölgesine girebilmesinin oldukça güç olması ve olay öncesinde Haftanin bölgesindeki bölücü teröristlerin, Uludere, Ortasu ve Gülyazı bölgelerinde konuşlu askeri birlikler hakkında araştırma yapması, Ortasu mücavir alanında Türkiye'ye aktarılması planlanan bir grup bölücü terör örgütü mensubunun beklediği, Kandil ve Zap bölgelerinden Haftanin'e gönderilen grupların bölgede toplanmış oldukları yönündeki istihbarat bilgilerinin Gülyazı ve Ortasu'da eylem planlaması olabileceği değerlendirmesini güçlendirmesi. Bölgedeki teröristlerin telsiz görüşmelerinde dikkat çeken bir artışın tespit edilmesi. Olayın geçtiği bölgede bugüne kadar bu denli kalabalık kaçakçı grupların hareketinin tespit edilmesi geçmiş dönemlerde bölücü terör örgütünün kamuoyunda büyük tepki yapacak türdeki Dağlıca 21 Ekim 2007, Aktütün 3 Ekim 2008, Gediktepe 19 Haziran 2010, Hantepe 20 Temmuz 2010, Çukurca 19 Ekim 2011 gibi saldırılarını Irak'ın Kuzeyinde kalabalık gruplar toplayarak, yük hayvanları ile birlikte ülkemiz topraklarına sızarak gerçekleştirilmesi. Bu hususlar ışığında geçmişte Dağlıca, Aktütün, Hantepe ve Çukurca'da yaşanan acı tecrübeler dikkate alınarak geç kalındığı takdirde birliklerimize karşı yapılacak bir saldırıya tedbir alınmaması soncunun doğurabileceği değerlendirilmesi ile önce topçu ile uyarı atışı yapılmasına, sonuç alınmazsa Hava Kuvvetlerinin uçakları ile ateş altına alınmasına karar verilmiştir.''
''Yakın dönemde kamuoyuna ulaşan görüntülerde silahlı teröristleri daha sağ almak isteyen, üşüyen teröriste parkasını veren, sahip olduğumuz silah ve teçhizatı kullanarak kısa sürede etkisiz hale getirebileceğimiz teröristleri sağ ele geçirmek için saatlerce iknaya etmeye çalışan bir mücadele anlayışına sahip olan TSK'nın sivil halkı bilerek ateş altına alacağını düşünmek bir gaflettir, haksızlıktır, insafsızlıktır'' diyen Atalay, ''Olayda kaçakçılık yapan sivil vatandaşların yasa dışı olarak olayın meydana geldiği sınır ötesindeki girilmemesi gereken bir bölgeyi kullanmaları ve bunun sonucunda hayatlarını kaybetmiş olmaları büyük bir talihsizliktir. Silahlı kuvvetlerimiz de bu konuda zaten başsağlığı dileklerini iletmiştir'' açıklamasında bulundu.
Atalay, şunları söyledi:
''TSK'nın operasyon öncesi tespit-teyit ve değerlendirmenin yanısıra mukabele safhalarını da dikkatle takip ettiğidir. Burada Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği üzere kastı mahsusa bulunduğu, devletin vatandaşını bilerek bombaladığı yönündeki suçlayıcı beyanları bir kez daha reddediyor, bu yönde yorum ve beyanlarda bulunanları aklı selime davet ediyorum. Olayın hemen arkasından yapılan haksız benzetmeler, ithamlar ve yanlış haberler olayın açıklığa çıkmasına hizmet etmemektedir. Bugün Türkiye farklı bir Türkiye... Bugün vatandaşı öne alan, insanı öne alan bir ülke var. Bugün şeffaflık var. Kendisi ile hesaplaşan, eskiden yaptığı işkenceleri, kendi adına yapılan işte faili meçhulleri araştıran bir Türkiye var. Devletin, vatandaşını kasıtlı şekilde bombalayacağını gibi bir şey düşünmek çok büyük haksızlıktır. Kendimize, Türkiye'ye haksızlıktır.''
Türkiye'nin terörle mücadele ettiğini hatırlatan Atalay, ''Terörle mücadelemizin ilkesi bile öldüren değil, yaşatmayı hedef almaktır. Biz bunun için çok uğraştık. Devlet eski kodlarını çok değiştirdi. Kucak açtı. Devlet terör olmasın diye elinden geleni yapıyor. Devlet, insanı yaşatmak için vatandaşını kazanmak için uğraşıyor'' dedi.
Atalay, şöyle dvam etti:
''Bütün kurumlarımız, bütün hassasiyetini gösterdi. Gerekli idari, adli işlemler başlatıldı. Tekrar ifade ediyorum; biz de bunu parti olarak MKYK toplantımız vardı, orada parti sözcümüz zaten açıkladı. Kurumlarımız arasında sorun varmış gibi...
Terörle Mücadele Yüksek Kurulu başkanı olarak ifade edeyim. Devletimiz bugünkü kadar kurumlar arası koordinasyonu, eşgüdümü, birlikteliği ve dayanışmayı hiçbir zaman sağlamamıştır. Her şey tek tek konuşulur ve o yapılır. Her kurumumuz kendi üstüne düşeni yapar. Bugün böyle bir noktadayız.''
Olaydan sonra köye gittiklerini anlatan Atalay, şöyle konuştu:
''Biz, 31 Aralık Cumartesi günü Tarım Bakanımız ve Kalkınma Bakanımızla, grup başkanvekili ve bölge milletvekillerimiz ile köye gittik. Orada üzücü olayda hayatlarını kaybedenlerin ailelerine taziyede bulunduk. Onlara teşekkür ediyoruz. Bir büyük odada Alihan'ın aile büyükleri, bütün cenaze sahipleri toplandı. Biz orada onlarla uzun bir görüşme yaptık. Başbakanımız da orada telefonla onlarla görüştü. Onlara acılarının bizim acımız olduğunu söyledi ve herkese başsağlığı diledi. Ben o köylülere, o bölge insanına teşekkür ediyorum. O günkü misafirperverlikleri, cömertlikleri, helikopter kalkacağı için sofralarında uzun kalamadık ama o kısa süre içinde koca bir sofra köy odasına hazırlattılar.''
Atalay, ''Burada tahrikler neticesinde kaymakama gösterilen tepkide Uludereli ve o köylü vatandaşlarımızın hiçbir dahli yoktur. Cizre'den, Şırnak'tan başka yerlerden getirilen organize edilen militanlar bunu yapmıştır. O olaydan sonra da köylü orayı terk etmiştir. Biz onları teselliye ve taziyeye gittik. O köylüler bize kaymakamla ilgili olaydan dolayı üzüntülerini ifade ettiler. Ülkemiz böyle, insanımız böyle. Yeter ki biz bunların kıymetini ve kardeşliğimizi korumayı bilelim ve onlara değer verelim'' diye konuştu.
Atalay, TBMM'de milletvekili olarak bulunan bir kişinin kendilerinin taziyeye gitmemesi için tehdit savurduğunu belirterek, ''Biz oraya gitmeden bir talihsizliktir; en değerli kürsülerden biri olan bu Meclis kürsüsünde konuşma özgürlüğünün, masuniyetinin olduğu... Bu Meclisin içinde, bugün üye bulunan birisi bize oradan tehdit savuruyor. 'Bakan gelmesin, halk silahlı, sakın buralara gelmesin.' Bu bir şanssızlıktır. Devlet her yere gider. Bu ülkenin her sınırının içine biz gideriz. Ve hepsine gittik. O köylerin, o kasabaların hepsine ben gittim. Ve o gün hepimiz oradaydık. Biz gideriz. Biz onların gidemediği yerlere de gideriz. Kimse haddini bilmeyen böyle sözleri bir daha milletvekili de olsa söylemesin. O ayıbı kimseye yakıştırmam ben'' ifadelerini kullandı.
Bakanlar Kurulu'nda, Uludere'de yaşananların geniş şekilde ele alındığını anlatan Atalay, hükümetin hayatını kaybedenlerin aileleri ve geride kalanlar için elinden geleni yapacağını söyledi. Atalay, gelecek hafta bölgeye tekrar gidileceğini ve çalışmaların tamamlanmasını kendisinin takip edeceğini dile getirerek, ''Kanunlarla da hüküm altına alınan, tazminat da dahil, diğer konuları çalışıyoruz. O aileler, o evlatlar bizim evlatlarımızdır. Bir yandan yaralarımızı sararken, diğer yandan soruşturmayı neticelendireceğiz. Bu bizim en büyük vicdani sorumluluğumuzdur. Yitirilen evlatlarımızın tabutlarının üstüne zorla örgüt bayrağı örttürenlerin, cenazeleri propaganda vesilesine dönüştürmeye çalışanların, ailelerden aldığı 'cenazelerimize, acımıza artık karışmayın' cevabı bizim vicdanımızı rahatlatan önemli noktadır'' dedi.
Şırnak Valisinin o gün cenaze ortamında, kargaşa meydana gelmemesi için elinden geleni yaptığını söyleyen Atalay, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Biz hükümet olarak şunu diyoruz: Biz bu konulara hukukun içinde adaletle, dürüstlükle yaklaşıyoruz. Öncelikle yaralarımızı saracağız. Terör belasından milletimizi kurtarmak için ne gerekiyorsa, yapmaya devam edeceğiz. Aralıksız devam eden operasyonlarla terör örgütüne ağır zayiat verilmiştir, verilmektedir, devam etmiştir, devam edecektir. Şu an PKK ve terör unsurları için hiçbir yer güvenli alan değildir ve olmayacaktır. Kışın ve yazın operasyonlarımız devam edecek ara vermiyoruz ve vermeyeceğiz. Ama demokratikleşme adımlarını da devam ettireceğiz. Vatandaşımıza sahip olma, haklarını, hukukunu geliştirme çalışmalarımız da devam edecek. Sadece güvenlik tedbirleri ve terör ile irtibatlı sorunların çözülemeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti bunu biliyor. Onun için yine sosyal projelerimiz var. Tüm vatandaşların demokratik haklarının artırılması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu kapsamda yeni anayasa gündemimizin en önemli maddelerinden bir olarak Meclisin önünde duruyor. Terörle mücadelede hukukun üstünlüğü ve demokratik değerlerden hiçbir taviz vermeyeceğimizin bir kez daha altını çizmek istiyorum.
Bu vesile ile Mecliste grubu bulunan tüm partilere terör belasından kurtulmuş demokrasi ve hukuk devleti çerçevesinde sorunların üstesinden gelme kabiliyetini güçlendirmiş Türkiye için birlikte çaba göstermeye davet ediyorum.''
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, 'Aktörleri farklı olabilir ama bir rol paylaşımıyla Türkiye, adeta bir noktaya doğru sürüklenmek istenmektedir'' dedi.
TBMM Genel Kurulunda, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın Şırnak Uludere'de 35 kişinin yaşamını yitirdiği olayla ilgili bilgi vermesinin ardından gruplar adına da birer milletvekili görüşlerini ifade etti.
MHP Grubu adına konuşan Vural, Türkiye'nin terörle mücadelesinin hukuki, siyasi ve demokratik meşruiyetinin hep olduğunu belirterek, bugüne kadarki bütün hükümetlerin terörle mücadele ederken demokratik ve hukuki meşruiyeti aşmadan bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüğünü anlattı.
Terörle mücadelenin içinden cımbızla bazı olayları alıp, bu olayları çarpıtmak ve terörle mücadeleyi sorgulatmanın psikolojik bir harekatın sonucu olduğunu anlatan Vural, şöyle konuştu:
''Türkiye'nin bugüne kadar sürdürdüğü terörle mücadelede, halkı teröristten ayırmasını bilmiş ve buna özen göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu münferit olaylarla birlikte 'devlet katliam yaptı' diye suçlamak isteyenler, böyle bir olaydan nemalanmak isteyenlerin ülkeyi nereye götürmek istediğini dikkate almalıyız. Olayı, münferit olayın ötesinde daha büyük bir siyasal oyunun parçası olarak ele almak ve bu yönüyle terörle mücadeleyi meşruiyet dışı gösterip 'TSK silahı bıraksın, yapamıyor' demek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmek için böyle bir olayı kullanmak isteyenleri de deşifre etmemiz gerekmektedir. Terörle mücadele ederken siyasal amaçları meşrulaştırmak, terör örgütünün istediklerini 'Kim ne istiyorsa hepsini vereceğiz, cebimizden vereceğiz' diyenler, terör örgütünün siyasal amaçlarına ulaşması noktasında aynı hedefte buluşuyorsa... Bugün 'devlet katliam yaptı' diyenler ile siyasal çözüm arayışlarını, 'kim ne istiyorsa hepsini vereceğiz' diyenlerin bizi götürmek istediği istikamette hangi noktada buluştukları çok iyi tahlil etmeliyiz.
Türkiye terörle mücadele ederken yeni Habur ve açılımları gündeme getirmek isteyenler, böyle bir olayı kullanarak 'siyasal çözüm yapmak lazım, silahla olmuyor' diyenlerin aynı eksende buluşturmak istediklerini göremiyor muyuz- Türkiye, Habur rezaletlerini kapatmışken, yeni Habur rezaletlerini çözüm diye sunanlar, içi boş açılımlarla cini şişeden çıkartıp, kendi kaderini tayin hakkı isteyecek derecede cürete düşenler, bugün geldiğimiz noktada bunu yapıyorsa, acaba böyle bir olayı Türkiye'nin terörle mücadelesini anlamsızlaştırmak isteyenlerle aynı eksende buluşmuş olmuyor mu-
Aktörleri farklı olabilir ama bir rol paylaşımıyla Türkiye, adeta bir noktaya doğru sürüklenmek istenmektedir. Türkiye'yi bölmek isteyen, insanımızı öldüren terör örgütüyle mücadele bizim en meşru hakkımızdır.''
PKK'nın ekonomik kaynaklarını kaçakçılıktan elde ettiğini belirten Vural, ''Kaçakçılık meşru mudur- Terörle müçadele topyekün mücadele gerektirmektedir. Kaçakçılık nasıl hoş görülebilir- Sadece PKK'nın izniyle dolaşılan bölgede kaçakçılık yapılıyorsa, bu kaynaklar nereye gidiyor- Hükümetin bununla mücadele etmesi lazım. Kaçakçılığın meşru gösterilmesi ne kadar yanlışsa, o bölgedeki insanların kaçakçılığa yönlendirilmesi de o kadar yanlıştır. Oradaki insanları ekonomik olarak güçlendirecek projeleriniz nerede- Hani bir eli yağda, bir eli baldaydı'' dedi.
Uludere kaymakamına reva görülen muamelenin herkesi derinden yaraladığını ifade eden Vural, ''Oradaki devleti, kaymakamı koruyamıyoruz oradaki vatandaşı nasıl koruyacağız'' diye sordu.
BDP Grubu adına konuşan Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, ''Ben bugün bu kürsüden vicdanı olanlara seslenmek istiyorum. Vicdanı olmayanlara söylenecek söz kalmadı zaten. Hükümeti, devleti, medyası, Parlamentonun büyük çoğunluğu, bu vicdan muhasebesinde sınıfta kalındı'' dedi.
O köyde ne yaşandığını anlamak isteyenlere seslenmek istediğini ifade eden Kışanak, ''Göz göre göre, açık, planlı bir katliamla karşı karşıyayız. Bu gerçeği gizlemeye hiç kimsenin yalanı yetmeyecek'' diye konuştu.
Savaş uçaklarının bomba attığında, insanhların saklanmak için katırların karnının altına girdiğini iddia eden Kışanak, şöyle konuştu:
''Herkes biliyor, neyin kaçakçılığı, bir paket sigaranın kaçakçılığı mı olur- Buralarda trilyonları götürürken, devletin cebindekini çar çur ederken, vergi kaçakçılığı yapılırken kaçakçılıktan bahsetmiyorsunuz. Bir ekmek için oraya giden mi kaçakçı- Orada köylülerin evi Türkiye sınırında, tarlaları Suriye tarafında. Her gün sınırı geçiyorlar. Yok mu vicdanınız, insanlığınız- Senelerdir orada karakolun gözü önünde, devletin yetkililerinin bilgisi dahilinde açıkça yapılan bir faaliyeti 'bilmedik, görmedik, terörist zannettik, operasyon kazası' diyecek kadar mı insanlığınızdan çıktınız, vicdanlarınız köreldi.''
Kışanak, yaşamını yitiren 35 kişinin 19'unun çoçuk olduğunu iddia ederek, ''Biz bu Hükümet'ten 20 saat sonra 'operasyon kazası' lafını duyduk. Kimsiniz be, kimsiniz siz- Ne terörü, ne terörle mücadelesi- 90 yıldır terörle mücadele diye yapmadığınız katliam mı kaldı- Göz göre göre karakolun gözü önünde gitmiş 35 canı dönüşte katlederek Kürt halkına gözdağı vermeyi düşünenler, görecek ki bu katliamın altında kendileri kalacak'' diye konuştu.
Gültan Kışanak, kendisine laf atan bir AK Parti milletvekiline, ''Kes sesini'' diye bağırdı. Kışanak, ''Birileri bize diyor ki 'kök salmanıza izin vermeyeceğiz.' Neyin kök salması- Biz bu topraklarda bin yıllardır varız, bundan sonra da var olacağız. Köklerimiz burada zaten. Neyin kök salmasına izin vermiyorsunuz-'' dedi. (16.11)
**** HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Mehmet Sağlam'ın başkanlığında toplandı. Başbakan Yardımcısı Atalay, Irak sınırında meydana gelen olaya ilişkin Hükümet adına gündemdışı söz aldı. Atalay, olağanüstü gelişmelerde Meclisi bilgilendirmeyi önemli gördüklerini ifade ederek, olayla ilgili şu bilgileri verdi:
''28 Aralık Çarşamba gecesi Uludere ilçemizin olduğu bölgede 3 köyümüzden vatandaşlarımız, Irak sınırları içinde terörist zannıyla, hava operasyonuyla bombalanmış ve 35 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Sonradan bu vatandaşlarımızın kaçakçılık faaliyeti ile sınırımızın ötesinde bulundukları anlaşılmıştır. Ülkemizi tümünü üzüntüye boğan bu müessif olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerimize başsağlığı diliyorum. Her bir vatandaşımızın üzüntüsü tüm Türkiye'nin üzüntüsüdür.''
Atalay, hükümetin olayları öğrendikten sonra gelişmeleri an be an takip ettiğini dile getirerek, ''Sayın Başbakanımız ilk saatler itibarı ile Genelkurmay Başkanımızdan, İçişleri Bakanımızdan ve Şırnak Valimizden bilgi almıştır. Olayın hemen sonrasında Şırnak Valisi ve kriz merkezi tarafından yapılan açıklamalarda, o aşamada derlenen bilgiler kamuoyuna aktarılmıştır. Olayın tüm yönleri ile araştırıldığı ve gerekli her türlü tahkikatın başlatılmış olduğu ifade edilmiştir'' dedi.
Hukuk devletinin gereği olarak adli ve idari tahkikatların başladığını bildiren Atalay, olayla ilgili tüm soru işaretlerinin aydınlığa kavuşturulacağını söyledi. Atalay, şöyle devam etti:
''Esasen terörle mücadele süreci içinde, hukukun içinde olmaya çok büyük özen gösterilmiştir. Seçim sonrası bu yaz döneminde, Temmuz ayında başlayan terör olayları sonrası, 17 Ağustostan itibaren ciddi bir sınırötesi operasyon başlatılmıştır. Bu operasyonlar bugün de devam etmektedir. Bu süreçte hiçbir sivil vatandaşımız zarar görmemiş, azami hassasiyet gösterilmiştir. Biz hükümet olarak, güvenlik birimlerimiz, bir yandan terörle mücadele sürecini yürütürken, diğer yandan vatandaşımızın korunması ve gözetilmesi, hukukun içinde olma ve demokratikleşme sürecini de paralel olarak birlikte yürütmüşüzdür.''
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Uludere yaşanan olayın ardından taziyeye gitmek istedikleri zaman bir milletvekilinin tehdidine maruz kaldıklarını ifade ederek, ''Bu Meclisin içinde, bugün üye bulunan birisi bize oradan tehdit savuruyor. 'Bakan gelmesin, halk silahlı, sakın buralara gelmesin...' Bu bir şanssızlıktır. Devlet her yere gider. Bu ülkenin her sınırının içine biz gideriz. Ve hepsine gittik'' dedi.
Atalay, TBMM Genel Kurulunda, Irak sınırında yaşanan olaya ilişkin şu bilgileri verdi:
''17 Ağustos'tan itibaren sınır ötesi hava harekatı devam etmektedir. Hedefler 2 tür tespitle vurulmaktadır. Birincisi, önceden istihbaratı ve koordinatları tespit edilmiş, terörist kampı, barınma ve diğer tesislerin belli bir hedefler, değerlendirme ve analizleri sürecinden sonra vurulmaktadır. Kuzey Irak'taki pek çok tesis vesaire bu şekilde vurulmaktadır. İkincisi ise özellikle sınır bölgesinde teröristler tarafından kullanılan geçiş yolları düzenli olarak insansız hava araçları tarafından kontrol altında tutulmakta, bu esnada tespit edilen hareketlere, gerekli değerlendirmeden sonra işlem yapılmaktadır. Nitekim yine aynı gün içinde olayla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığınca yapılan açıklamada o noktada düzenlenen harekatın gerekçelerine ve icra tarzına ilişkin yanlış anlamalara ve değerlendirmelere mahal verilmemesi adına ayrıntılı izahata yer verilmiştir.''
TSK'nın dürüst ve şeffaf bir şekilde olup bitenleri anlattığını bildiren Atalay, Genelkurmay Başkanlığından aldığı bilgiler çerçevesinde olayı detaylı olarak anlatmak istediğini söyledi. Atalay, İnsansız hava aracı (İHA) ile tespit edilen görüntülerin yetki verilen merkezlerde incelendiğini ve analiz edildikten sonra hedef yeri ve niteliği itibarı ile uygun vasıtalarla ateş altına alındığını veya birliklerce operasyon yapıldığını bildirdi.
Atalay, ''28 Aralık 2011 gecesi, Irak sınırları içinde hududumuza doğru bir grubun hareket halinde olduğuna dair İHA'lardan gelen görüntülerin ulaşması üzerine, terörist olduğu değerlendirilen bu gruba önce ikaz ve hedefin teyidi için saat 19.35 ve saat 19.45'te olmak üzere iki defa aydınlatma ve tahrip mermisi, sınır hattı üzerindeki muhtemel geçiş güzergahına atılmış, herhangi bir ikazın gelmemesi, grubun aynı tertipte intikaline devam etmesi üzerine Hava Kuvvetleri uçakları ile grup ateş altına alınmıştır'' açıklamasında bulundu.
Atalay, sözlerine şöyle devam etti:
''Grubun terörist olarak değerlendirilmesinde aşağıdaki hususlar etkili olmuştur. Sinat-Haftanin bölgesindeki bölücü terör örgütünün yıllardır kontrol altında bulundurduğu, dağ kadrosunun Zaho ve Dohuk ile lojistik irtibatını sağlayan, yurtiçinde Cudi Dağı, Beytüşşebap ve Bestler-Dereler bölgelerine terörist aktarımına imkan veren Şırnak bölgesindeki karakol ve üs bölgelerine saldırı için kullanılan üstlenme alanı olması, ayrıca tamamen sivil halktan arındırılmış ve bölücü terör örgütü mensuplarına terk edilmiş bir bölgenin olması. Orada köy falan yok. Hiçbir sivil yerleşimi yok. Bölücü terör örgütü ile irtibatı olmayan ve izin almayan kişilerin Sinat-Haftanin bölgesine girebilmesinin oldukça güç olması ve olay öncesinde Haftanin bölgesindeki bölücü teröristlerin, Uludere, Ortasu ve Gülyazı bölgelerinde konuşlu askeri birlikler hakkında araştırma yapması, Ortasu mücavir alanında Türkiye'ye aktarılması planlanan bir grup bölücü terör örgütü mensubunun beklediği, Kandil ve Zap bölgelerinden Haftanin'e gönderilen grupların bölgede toplanmış oldukları yönündeki istihbarat bilgilerinin Gülyazı ve Ortasu'da eylem planlaması olabileceği değerlendirmesini güçlendirmesi. Bölgedeki teröristlerin telsiz görüşmelerinde dikkat çeken bir artışın tespit edilmesi. Olayın geçtiği bölgede bugüne kadar bu denli kalabalık kaçakçı grupların hareketinin tespit edilmesi geçmiş dönemlerde bölücü terör örgütünün kamuoyunda büyük tepki yapacak türdeki Dağlıca 21 Ekim 2007, Aktütün 3 Ekim 2008, Gediktepe 19 Haziran 2010, Hantepe 20 Temmuz 2010, Çukurca 19 Ekim 2011 gibi saldırılarını Irak'ın Kuzeyinde kalabalık gruplar toplayarak, yük hayvanları ile birlikte ülkemiz topraklarına sızarak gerçekleştirilmesi. Bu hususlar ışığında geçmişte Dağlıca, Aktütün, Hantepe ve Çukurca'da yaşanan acı tecrübeler dikkate alınarak geç kalındığı takdirde birliklerimize karşı yapılacak bir saldırıya tedbir alınmaması soncunun doğurabileceği değerlendirilmesi ile önce topçu ile uyarı atışı yapılmasına, sonuç alınmazsa Hava Kuvvetlerinin uçakları ile ateş altına alınmasına karar verilmiştir.''
''Yakın dönemde kamuoyuna ulaşan görüntülerde silahlı teröristleri daha sağ almak isteyen, üşüyen teröriste parkasını veren, sahip olduğumuz silah ve teçhizatı kullanarak kısa sürede etkisiz hale getirebileceğimiz teröristleri sağ ele geçirmek için saatlerce iknaya etmeye çalışan bir mücadele anlayışına sahip olan TSK'nın sivil halkı bilerek ateş altına alacağını düşünmek bir gaflettir, haksızlıktır, insafsızlıktır'' diyen Atalay, ''Olayda kaçakçılık yapan sivil vatandaşların yasa dışı olarak olayın meydana geldiği sınır ötesindeki girilmemesi gereken bir bölgeyi kullanmaları ve bunun sonucunda hayatlarını kaybetmiş olmaları büyük bir talihsizliktir. Silahlı kuvvetlerimiz de bu konuda zaten başsağlığı dileklerini iletmiştir'' açıklamasında bulundu.
Atalay, şunları söyledi:
''TSK'nın operasyon öncesi tespit-teyit ve değerlendirmenin yanısıra mukabele safhalarını da dikkatle takip ettiğidir. Burada Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği üzere kastı mahsusa bulunduğu, devletin vatandaşını bilerek bombaladığı yönündeki suçlayıcı beyanları bir kez daha reddediyor, bu yönde yorum ve beyanlarda bulunanları aklı selime davet ediyorum. Olayın hemen arkasından yapılan haksız benzetmeler, ithamlar ve yanlış haberler olayın açıklığa çıkmasına hizmet etmemektedir. Bugün Türkiye farklı bir Türkiye... Bugün vatandaşı öne alan, insanı öne alan bir ülke var. Bugün şeffaflık var. Kendisi ile hesaplaşan, eskiden yaptığı işkenceleri, kendi adına yapılan işte faili meçhulleri araştıran bir Türkiye var. Devletin, vatandaşını kasıtlı şekilde bombalayacağını gibi bir şey düşünmek çok büyük haksızlıktır. Kendimize, Türkiye'ye haksızlıktır.''
Türkiye'nin terörle mücadele ettiğini hatırlatan Atalay, ''Terörle mücadelemizin ilkesi bile öldüren değil, yaşatmayı hedef almaktır. Biz bunun için çok uğraştık. Devlet eski kodlarını çok değiştirdi. Kucak açtı. Devlet terör olmasın diye elinden geleni yapıyor. Devlet, insanı yaşatmak için vatandaşını kazanmak için uğraşıyor'' dedi.
Atalay, şöyle dvam etti:
''Bütün kurumlarımız, bütün hassasiyetini gösterdi. Gerekli idari, adli işlemler başlatıldı. Tekrar ifade ediyorum; biz de bunu parti olarak MKYK toplantımız vardı, orada parti sözcümüz zaten açıkladı. Kurumlarımız arasında sorun varmış gibi...
Terörle Mücadele Yüksek Kurulu başkanı olarak ifade edeyim. Devletimiz bugünkü kadar kurumlar arası koordinasyonu, eşgüdümü, birlikteliği ve dayanışmayı hiçbir zaman sağlamamıştır. Her şey tek tek konuşulur ve o yapılır. Her kurumumuz kendi üstüne düşeni yapar. Bugün böyle bir noktadayız.''
Olaydan sonra köye gittiklerini anlatan Atalay, şöyle konuştu:
''Biz, 31 Aralık Cumartesi günü Tarım Bakanımız ve Kalkınma Bakanımızla, grup başkanvekili ve bölge milletvekillerimiz ile köye gittik. Orada üzücü olayda hayatlarını kaybedenlerin ailelerine taziyede bulunduk. Onlara teşekkür ediyoruz. Bir büyük odada Alihan'ın aile büyükleri, bütün cenaze sahipleri toplandı. Biz orada onlarla uzun bir görüşme yaptık. Başbakanımız da orada telefonla onlarla görüştü. Onlara acılarının bizim acımız olduğunu söyledi ve herkese başsağlığı diledi. Ben o köylülere, o bölge insanına teşekkür ediyorum. O günkü misafirperverlikleri, cömertlikleri, helikopter kalkacağı için sofralarında uzun kalamadık ama o kısa süre içinde koca bir sofra köy odasına hazırlattılar.''
Atalay, ''Burada tahrikler neticesinde kaymakama gösterilen tepkide Uludereli ve o köylü vatandaşlarımızın hiçbir dahli yoktur. Cizre'den, Şırnak'tan başka yerlerden getirilen organize edilen militanlar bunu yapmıştır. O olaydan sonra da köylü orayı terk etmiştir. Biz onları teselliye ve taziyeye gittik. O köylüler bize kaymakamla ilgili olaydan dolayı üzüntülerini ifade ettiler. Ülkemiz böyle, insanımız böyle. Yeter ki biz bunların kıymetini ve kardeşliğimizi korumayı bilelim ve onlara değer verelim'' diye konuştu.
Atalay, TBMM'de milletvekili olarak bulunan bir kişinin kendilerinin taziyeye gitmemesi için tehdit savurduğunu belirterek, ''Biz oraya gitmeden bir talihsizliktir; en değerli kürsülerden biri olan bu Meclis kürsüsünde konuşma özgürlüğünün, masuniyetinin olduğu... Bu Meclisin içinde, bugün üye bulunan birisi bize oradan tehdit savuruyor. 'Bakan gelmesin, halk silahlı, sakın buralara gelmesin.' Bu bir şanssızlıktır. Devlet her yere gider. Bu ülkenin her sınırının içine biz gideriz. Ve hepsine gittik. O köylerin, o kasabaların hepsine ben gittim. Ve o gün hepimiz oradaydık. Biz gideriz. Biz onların gidemediği yerlere de gideriz. Kimse haddini bilmeyen böyle sözleri bir daha milletvekili de olsa söylemesin. O ayıbı kimseye yakıştırmam ben'' ifadelerini kullandı.
Bakanlar Kurulu'nda, Uludere'de yaşananların geniş şekilde ele alındığını anlatan Atalay, hükümetin hayatını kaybedenlerin aileleri ve geride kalanlar için elinden geleni yapacağını söyledi. Atalay, gelecek hafta bölgeye tekrar gidileceğini ve çalışmaların tamamlanmasını kendisinin takip edeceğini dile getirerek, ''Kanunlarla da hüküm altına alınan, tazminat da dahil, diğer konuları çalışıyoruz. O aileler, o evlatlar bizim evlatlarımızdır. Bir yandan yaralarımızı sararken, diğer yandan soruşturmayı neticelendireceğiz. Bu bizim en büyük vicdani sorumluluğumuzdur. Yitirilen evlatlarımızın tabutlarının üstüne zorla örgüt bayrağı örttürenlerin, cenazeleri propaganda vesilesine dönüştürmeye çalışanların, ailelerden aldığı 'cenazelerimize, acımıza artık karışmayın' cevabı bizim vicdanımızı rahatlatan önemli noktadır'' dedi.
Şırnak Valisinin o gün cenaze ortamında, kargaşa meydana gelmemesi için elinden geleni yaptığını söyleyen Atalay, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Biz hükümet olarak şunu diyoruz: Biz bu konulara hukukun içinde adaletle, dürüstlükle yaklaşıyoruz. Öncelikle yaralarımızı saracağız. Terör belasından milletimizi kurtarmak için ne gerekiyorsa, yapmaya devam edeceğiz. Aralıksız devam eden operasyonlarla terör örgütüne ağır zayiat verilmiştir, verilmektedir, devam etmiştir, devam edecektir. Şu an PKK ve terör unsurları için hiçbir yer güvenli alan değildir ve olmayacaktır. Kışın ve yazın operasyonlarımız devam edecek ara vermiyoruz ve vermeyeceğiz. Ama demokratikleşme adımlarını da devam ettireceğiz. Vatandaşımıza sahip olma, haklarını, hukukunu geliştirme çalışmalarımız da devam edecek. Sadece güvenlik tedbirleri ve terör ile irtibatlı sorunların çözülemeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti bunu biliyor. Onun için yine sosyal projelerimiz var. Tüm vatandaşların demokratik haklarının artırılması için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu kapsamda yeni anayasa gündemimizin en önemli maddelerinden bir olarak Meclisin önünde duruyor. Terörle mücadelede hukukun üstünlüğü ve demokratik değerlerden hiçbir taviz vermeyeceğimizin bir kez daha altını çizmek istiyorum.
Bu vesile ile Mecliste grubu bulunan tüm partilere terör belasından kurtulmuş demokrasi ve hukuk devleti çerçevesinde sorunların üstesinden gelme kabiliyetini güçlendirmiş Türkiye için birlikte çaba göstermeye davet ediyorum.''
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, 'Aktörleri farklı olabilir ama bir rol paylaşımıyla Türkiye, adeta bir noktaya doğru sürüklenmek istenmektedir'' dedi.
TBMM Genel Kurulunda, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın Şırnak Uludere'de 35 kişinin yaşamını yitirdiği olayla ilgili bilgi vermesinin ardından gruplar adına da birer milletvekili görüşlerini ifade etti.
MHP Grubu adına konuşan Vural, Türkiye'nin terörle mücadelesinin hukuki, siyasi ve demokratik meşruiyetinin hep olduğunu belirterek, bugüne kadarki bütün hükümetlerin terörle mücadele ederken demokratik ve hukuki meşruiyeti aşmadan bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüğünü anlattı.
Terörle mücadelenin içinden cımbızla bazı olayları alıp, bu olayları çarpıtmak ve terörle mücadeleyi sorgulatmanın psikolojik bir harekatın sonucu olduğunu anlatan Vural, şöyle konuştu:
''Türkiye'nin bugüne kadar sürdürdüğü terörle mücadelede, halkı teröristten ayırmasını bilmiş ve buna özen göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu münferit olaylarla birlikte 'devlet katliam yaptı' diye suçlamak isteyenler, böyle bir olaydan nemalanmak isteyenlerin ülkeyi nereye götürmek istediğini dikkate almalıyız. Olayı, münferit olayın ötesinde daha büyük bir siyasal oyunun parçası olarak ele almak ve bu yönüyle terörle mücadeleyi meşruiyet dışı gösterip 'TSK silahı bıraksın, yapamıyor' demek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmek için böyle bir olayı kullanmak isteyenleri de deşifre etmemiz gerekmektedir. Terörle mücadele ederken siyasal amaçları meşrulaştırmak, terör örgütünün istediklerini 'Kim ne istiyorsa hepsini vereceğiz, cebimizden vereceğiz' diyenler, terör örgütünün siyasal amaçlarına ulaşması noktasında aynı hedefte buluşuyorsa... Bugün 'devlet katliam yaptı' diyenler ile siyasal çözüm arayışlarını, 'kim ne istiyorsa hepsini vereceğiz' diyenlerin bizi götürmek istediği istikamette hangi noktada buluştukları çok iyi tahlil etmeliyiz.
Türkiye terörle mücadele ederken yeni Habur ve açılımları gündeme getirmek isteyenler, böyle bir olayı kullanarak 'siyasal çözüm yapmak lazım, silahla olmuyor' diyenlerin aynı eksende buluşturmak istediklerini göremiyor muyuz- Türkiye, Habur rezaletlerini kapatmışken, yeni Habur rezaletlerini çözüm diye sunanlar, içi boş açılımlarla cini şişeden çıkartıp, kendi kaderini tayin hakkı isteyecek derecede cürete düşenler, bugün geldiğimiz noktada bunu yapıyorsa, acaba böyle bir olayı Türkiye'nin terörle mücadelesini anlamsızlaştırmak isteyenlerle aynı eksende buluşmuş olmuyor mu-
Aktörleri farklı olabilir ama bir rol paylaşımıyla Türkiye, adeta bir noktaya doğru sürüklenmek istenmektedir. Türkiye'yi bölmek isteyen, insanımızı öldüren terör örgütüyle mücadele bizim en meşru hakkımızdır.''
PKK'nın ekonomik kaynaklarını kaçakçılıktan elde ettiğini belirten Vural, ''Kaçakçılık meşru mudur- Terörle müçadele topyekün mücadele gerektirmektedir. Kaçakçılık nasıl hoş görülebilir- Sadece PKK'nın izniyle dolaşılan bölgede kaçakçılık yapılıyorsa, bu kaynaklar nereye gidiyor- Hükümetin bununla mücadele etmesi lazım. Kaçakçılığın meşru gösterilmesi ne kadar yanlışsa, o bölgedeki insanların kaçakçılığa yönlendirilmesi de o kadar yanlıştır. Oradaki insanları ekonomik olarak güçlendirecek projeleriniz nerede- Hani bir eli yağda, bir eli baldaydı'' dedi.
Uludere kaymakamına reva görülen muamelenin herkesi derinden yaraladığını ifade eden Vural, ''Oradaki devleti, kaymakamı koruyamıyoruz oradaki vatandaşı nasıl koruyacağız'' diye sordu.
BDP Grubu adına konuşan Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, ''Ben bugün bu kürsüden vicdanı olanlara seslenmek istiyorum. Vicdanı olmayanlara söylenecek söz kalmadı zaten. Hükümeti, devleti, medyası, Parlamentonun büyük çoğunluğu, bu vicdan muhasebesinde sınıfta kalındı'' dedi.
O köyde ne yaşandığını anlamak isteyenlere seslenmek istediğini ifade eden Kışanak, ''Göz göre göre, açık, planlı bir katliamla karşı karşıyayız. Bu gerçeği gizlemeye hiç kimsenin yalanı yetmeyecek'' diye konuştu.
Savaş uçaklarının bomba attığında, insanhların saklanmak için katırların karnının altına girdiğini iddia eden Kışanak, şöyle konuştu:
''Herkes biliyor, neyin kaçakçılığı, bir paket sigaranın kaçakçılığı mı olur- Buralarda trilyonları götürürken, devletin cebindekini çar çur ederken, vergi kaçakçılığı yapılırken kaçakçılıktan bahsetmiyorsunuz. Bir ekmek için oraya giden mi kaçakçı- Orada köylülerin evi Türkiye sınırında, tarlaları Suriye tarafında. Her gün sınırı geçiyorlar. Yok mu vicdanınız, insanlığınız- Senelerdir orada karakolun gözü önünde, devletin yetkililerinin bilgisi dahilinde açıkça yapılan bir faaliyeti 'bilmedik, görmedik, terörist zannettik, operasyon kazası' diyecek kadar mı insanlığınızdan çıktınız, vicdanlarınız köreldi.''
Kışanak, yaşamını yitiren 35 kişinin 19'unun çoçuk olduğunu iddia ederek, ''Biz bu Hükümet'ten 20 saat sonra 'operasyon kazası' lafını duyduk. Kimsiniz be, kimsiniz siz- Ne terörü, ne terörle mücadelesi- 90 yıldır terörle mücadele diye yapmadığınız katliam mı kaldı- Göz göre göre karakolun gözü önünde gitmiş 35 canı dönüşte katlederek Kürt halkına gözdağı vermeyi düşünenler, görecek ki bu katliamın altında kendileri kalacak'' diye konuştu.
Gültan Kışanak, kendisine laf atan bir AK Parti milletvekiline, ''Kes sesini'' diye bağırdı. Kışanak, ''Birileri bize diyor ki 'kök salmanıza izin vermeyeceğiz.' Neyin kök salması- Biz bu topraklarda bin yıllardır varız, bundan sonra da var olacağız. Köklerimiz burada zaten. Neyin kök salmasına izin vermiyorsunuz-'' dedi. (16.11)
**** HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
