2010-10-12 - 15:19
BDP eş başkanı Gültan Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Diyarbakır
Cezaevinde, 12 Eylül darbe döneminde işkence gören mağdurların, Diyarbakır
Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, bunun tarihi bir olay olduğunu ifade
etti.
BDP eş başkanı Gültan Kışanak, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevinde
yaşananlarla yüzleşmeden ''Kürt sorununun'' çözülmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Diyarbakır
Cezaevinde, 12 Eylül darbe döneminde işkence gören mağdurların, Diyarbakır
Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, bunun tarihi bir olay olduğunu ifade
etti.
Söz konusu dönemde, Diyarbakır Cezaevinde ''Vahşet düzeyinde insanlık
suçu işlendiğini'' belirten Kışanak, ''Orada, Kürt halkını kimlik olarak mahkum
etmek istediler. Orada yaşananlar adli birer vakadan ibaret değil, sistematik bir
insanlık suçudur. Diyarbakır Cezaevinde yaşananlarla yüzleşmeden, Kürt sorununun
çözülmesi mümkün değildir'' diye konuştu.
Suç duyurusunun hukuksal olarak sağlıklı bir şekilde işlemesini arzu
etiklerini anlatan Kışanak, bu kapsamda siyasi aktörlerin de sorumluluk alması
gerektiğini kaydetti. Bu konuda Mecliste bir araştırma komisyonu açılması
gerektiğini belirten Kışanak, ''Parlamento, Türkiye'nin bu en büyük kara lekesini
temizlemeli. Orası insanlık müzesine dönüştürülmeli ve halktan özür dilenmeli''
dedi. Kışanak, bunun ardından, Mecliste, ''Gerçeklerle yüzleşme komisyonu'' adı
altında daha kapsamlı bir komisyonun da kurulmasını istediklerini söyledi.
Gültan Kışanak, son dönemlerde Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Uğur Mumcu,
Turgut Özal'ın ölüm nedenlerinin araştırılması konusunda bir tartışma
yürütüldüğünü hatırlattı. Bu ölümlerin gerçek nedenlerinin ortaya çıkarılmasının
şart olduğunu anlatan Kışanak, parlamentonun bu konuda da sorumluluk alması ve
meclis araştırması açması gerektiğini vurguladı.
Bu konuların aydınlatılması için özellikle 1990'lı yılların mercek altına
alınması gerektiğini belirten Kışanak, Türkiye'de 1990'lı yıllarda bir ''Savaş
politikası'' kararı alındığını, bu kararın 1992'li yıllarda uygulanmaya
başlandığını öne sürdü. Kışanak, ''JİTEM konusunda net söylemlerde bulunan bir
kişi var. 'Ben kurdum, Hizbullah'ı da ben yönettim' diyor. Hükümet ne yapıyor?''
dedi. Gültan Kışanak, yalnızca arşivlerdeki MGK tutanaklarının okunmasının bile
bu olayların açığa çıkması için yeterli olacağını öne sürdü.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan
Evren için, ''11 Eylül'de kanı durdurabilirlerdi. Durdurmadılar, çünkü Evren,
Çankaya'ya çıkmak istiyordu'' şeklinde ifadeler kullandığını belirten Kışanak,
şunları söyledi:
''1992 konseptine onay vererek, yani kanı durdurmayarak, şiddet
politikasına sonuna kadar geçit veren Demirel de Çankaya'ya kanlı bir yoldan
tırmandı. Bugün yaşadığımız gelişmeleri kaygıyla izliyoruz. Bugün de yine
Çankaya'ya çıkmak isteyen bir Başbakan var. Acaba Çankaya'nın yolu kanlı bir yol
mu olacak, bu ülkenin evlatlarının ölümleri pahasına mı olacak yoksa barış,
demokrasi ve çözümle mi olacak? Bunu Türkiye kamuoyu merak ediyor.''
''Kürt sorununun'' çözümüne ilişkin tartışmaların özellikle referandumdan
sonra arttığını anlatan Kışanak, ''Anadilde eğitim ve demokratik özerklik
konularının daha umut verici düzeyde'' dile getirildiğini, ancak hükümetin bu
konuda olumlu bakış açısına sahip olmadığını öne sürdü.
Hükümetin, sorunun çözümü için ''dünya turuna çıktığını'' savunan
Kışanak, ''Oysa Kürt sorunu burada yaşanıyor. Uluslararası arenada Türkiye'nin
neyini pazarlıyorlar, neyi peşkeş çekiyorlar, karşılığında ne istiyorlar? Kamuoyu
bunları bilmiyor'' dedi.
TSK unsurlarının, sınır ötesi harekat düzenlemesi konusunda hükümete
verilen yetkinin uzatılmasını öngören tezkereye değinen Kışanak, bunun,
''Türkiye'de defalarca denenen ancak çözümsüz kalmış bir yol'' olduğunu iddia
etti. Kışanak, ''Bir taraftan PKK'ya 'Güçlerini sınır dışına çıkar' diyorsun,
diğer taraftan sınır ötesi operasyon düzenliyorsun'' şeklinde konuştu.
Hükümetin, söz konusu tezkere ile ilgili görüşmeleri kapalı oturumda
yapmak istediğini belirten Kışanak, ''Tezkere ile ilgili görüşmelerin kapalı
oturumda yapılmasına karşıyız. Bu görüşmelerin kamuoyuna açık olması gerekiyor''
dedi.
Kışanak ayrıca, zorunlu din dersi ile türban konusundaki tartışmaların,
''İnanç özgürlüğü temelinde yaşanan problemler olduğunu, bu sorunların ancak yeni
bir anayasa ile çözülebileceğini'' sözlerine ekledi. (15.19)
yaşananlarla yüzleşmeden ''Kürt sorununun'' çözülmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Diyarbakır
Cezaevinde, 12 Eylül darbe döneminde işkence gören mağdurların, Diyarbakır
Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, bunun tarihi bir olay olduğunu ifade
etti.
Söz konusu dönemde, Diyarbakır Cezaevinde ''Vahşet düzeyinde insanlık
suçu işlendiğini'' belirten Kışanak, ''Orada, Kürt halkını kimlik olarak mahkum
etmek istediler. Orada yaşananlar adli birer vakadan ibaret değil, sistematik bir
insanlık suçudur. Diyarbakır Cezaevinde yaşananlarla yüzleşmeden, Kürt sorununun
çözülmesi mümkün değildir'' diye konuştu.
Suç duyurusunun hukuksal olarak sağlıklı bir şekilde işlemesini arzu
etiklerini anlatan Kışanak, bu kapsamda siyasi aktörlerin de sorumluluk alması
gerektiğini kaydetti. Bu konuda Mecliste bir araştırma komisyonu açılması
gerektiğini belirten Kışanak, ''Parlamento, Türkiye'nin bu en büyük kara lekesini
temizlemeli. Orası insanlık müzesine dönüştürülmeli ve halktan özür dilenmeli''
dedi. Kışanak, bunun ardından, Mecliste, ''Gerçeklerle yüzleşme komisyonu'' adı
altında daha kapsamlı bir komisyonun da kurulmasını istediklerini söyledi.
Gültan Kışanak, son dönemlerde Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Uğur Mumcu,
Turgut Özal'ın ölüm nedenlerinin araştırılması konusunda bir tartışma
yürütüldüğünü hatırlattı. Bu ölümlerin gerçek nedenlerinin ortaya çıkarılmasının
şart olduğunu anlatan Kışanak, parlamentonun bu konuda da sorumluluk alması ve
meclis araştırması açması gerektiğini vurguladı.
Bu konuların aydınlatılması için özellikle 1990'lı yılların mercek altına
alınması gerektiğini belirten Kışanak, Türkiye'de 1990'lı yıllarda bir ''Savaş
politikası'' kararı alındığını, bu kararın 1992'li yıllarda uygulanmaya
başlandığını öne sürdü. Kışanak, ''JİTEM konusunda net söylemlerde bulunan bir
kişi var. 'Ben kurdum, Hizbullah'ı da ben yönettim' diyor. Hükümet ne yapıyor?''
dedi. Gültan Kışanak, yalnızca arşivlerdeki MGK tutanaklarının okunmasının bile
bu olayların açığa çıkması için yeterli olacağını öne sürdü.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan
Evren için, ''11 Eylül'de kanı durdurabilirlerdi. Durdurmadılar, çünkü Evren,
Çankaya'ya çıkmak istiyordu'' şeklinde ifadeler kullandığını belirten Kışanak,
şunları söyledi:
''1992 konseptine onay vererek, yani kanı durdurmayarak, şiddet
politikasına sonuna kadar geçit veren Demirel de Çankaya'ya kanlı bir yoldan
tırmandı. Bugün yaşadığımız gelişmeleri kaygıyla izliyoruz. Bugün de yine
Çankaya'ya çıkmak isteyen bir Başbakan var. Acaba Çankaya'nın yolu kanlı bir yol
mu olacak, bu ülkenin evlatlarının ölümleri pahasına mı olacak yoksa barış,
demokrasi ve çözümle mi olacak? Bunu Türkiye kamuoyu merak ediyor.''
''Kürt sorununun'' çözümüne ilişkin tartışmaların özellikle referandumdan
sonra arttığını anlatan Kışanak, ''Anadilde eğitim ve demokratik özerklik
konularının daha umut verici düzeyde'' dile getirildiğini, ancak hükümetin bu
konuda olumlu bakış açısına sahip olmadığını öne sürdü.
Hükümetin, sorunun çözümü için ''dünya turuna çıktığını'' savunan
Kışanak, ''Oysa Kürt sorunu burada yaşanıyor. Uluslararası arenada Türkiye'nin
neyini pazarlıyorlar, neyi peşkeş çekiyorlar, karşılığında ne istiyorlar? Kamuoyu
bunları bilmiyor'' dedi.
TSK unsurlarının, sınır ötesi harekat düzenlemesi konusunda hükümete
verilen yetkinin uzatılmasını öngören tezkereye değinen Kışanak, bunun,
''Türkiye'de defalarca denenen ancak çözümsüz kalmış bir yol'' olduğunu iddia
etti. Kışanak, ''Bir taraftan PKK'ya 'Güçlerini sınır dışına çıkar' diyorsun,
diğer taraftan sınır ötesi operasyon düzenliyorsun'' şeklinde konuştu.
Hükümetin, söz konusu tezkere ile ilgili görüşmeleri kapalı oturumda
yapmak istediğini belirten Kışanak, ''Tezkere ile ilgili görüşmelerin kapalı
oturumda yapılmasına karşıyız. Bu görüşmelerin kamuoyuna açık olması gerekiyor''
dedi.
Kışanak ayrıca, zorunlu din dersi ile türban konusundaki tartışmaların,
''İnanç özgürlüğü temelinde yaşanan problemler olduğunu, bu sorunların ancak yeni
bir anayasa ile çözülebileceğini'' sözlerine ekledi. (15.19)
