2013-02-25 - 13:38
MHP'Lİ YENİÇERİ'NİN BASIN TOPLANTISI?
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında İmralı Görüşmeleri ve Başbakan Erdoğan'ın Milliyetçilik üzerine söylediği sözler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında İmralı Görüşmeleri ve Başbakan Erdoğan'ın Milliyetçilik üzerine söylediği sözler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, AK Parti'nin yeni hazırladığı 4. yargı paketiyle terör örgütünün propagandasının yapılması, övülmesi, teröre ve şiddete yönelten konuşma ve tahrikler yapmasının suç olmaktan çıkarıldığını savundu. "Neredeyse silahlı terör dışındaki her tür eylem ve tahrik serbest hale getiriliyor." dedi

MHP'li Yeniçeri, "Aciz AKP hükümeti, devleti ve milleti terör karşısında, Öcalan önünde diz çöktürmüştür. Başbakan Erdoğan terörü Türkiye'nin Genelkurmay Başkanıyla değil PKK terör örgütünün Başkanıyla görüşür, görüştürür hale gelmiştir." dedi

MHP'li Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:

"Siyasetin gündemi bir süredir PKK ile AKP'nin temas, görüşme ve söylemlerine kilitlenmiş durumdaydı. 'kim gidecek, heyette kimler yer alacak, İmralı'daki terörist başı ne diyecek?' tartışmaları, televizyon programlarını ve manşetleri işgal etmiştir. Bizzat Başbakan Erdoğan'ın İmralı'ya gidiş sürecinin her aşamasına müdahalesi sonucunda 2. İmralı protokol heyetinin Öcalan'ı tavaf etmesi sağlanmıştır.

Bizzat hükümetin seçtiği İmralı heyetindeki üç BDP'linin kılık, kıyafet ve duruşlarıyla verdikleri mesaj ilginçti. Sanki müebbet hapse mahkûm bir katliamcı başının ziyaretine değil de bir devlet başkanının huzuruna çıkan protokol heyeti gibiydiler. BDP heyetinin, Öcalan'a götürdüğü anayasa kitabı ve Darbeleri Araştırma Komisyonu Raporlarıyla ekleri İmralı'da neyin kotarıldığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Hükümet BDP'lilere bu izni vererek, resmen Türkiye Cumhuriyeti'nin idari yapısını, kimliğini, anayasasını ve coğrafyasını terörist başının görüş ve düşüncelerine açmış olmaktadır. Türkiye'nin yönetimi defacto olarak Ankara'daki Erdoğan otoritesi ile İmralı'daki Öcalan otoritesi arasında paylaşılmış durumdadır. İmralı'daki müebbette hükümlü terörist, AKP tarafından Türk siyasetine fiilen taşınmış durumdadır.

Aciz AKP hükümeti, devleti ve milleti terör karşısında, Öcalan önünde diz çöktürmüştür. Başbakan Erdoğan terörü Türkiye'nin Genelkurmay Başkanıyla değil PKK terör örgütünün Başkanıyla görüşür, görüştürür hale gelmiştir. Sayın Başbakan! Öcalan kim oluyor da, onun ayağına kendi tabirinle devleti gönderiyorsun? Ve siz kim oluyorsunuz da devleti Öcalan adlı kırk bin kişinin katiliyle tartışmaya açtırıyorsunuz?

Terörü bitirmek için devlet ve elinizdeki güç yetmiyor mu? Sizi milletten bebek katili ile birlikte sorunları çözeceğiz, ülkeyi birlikte yöneteceğiz diyerek mi destek aldınız? Beş Adım Hükümet Bir Adım PKK Atıyor! Açık ya da dolaylı olarak AKP'nin terörist başına kısa vadede hapishane şartlarını iyileştirme, orta ve uzun vadede de siyasete dâhil etme sözü verdiği anlaşılmaktadır. Bu güvencenin verilmesinden sonra terör örgütünün başı görüşme sürece dâhil olmuştur. AKP hükümetinin terörü İmralı'daki cinayet şebekesinin başıyla görüşerek çözme kararı doğal olarak bir al-ver sürecini de birlikte getirmiştir.

AKP'nin 'herkese keyfi olarak istediği dilde savunma yapma hakkı' veren yasa tasarısını "kimlik"; "Büyük Şehir Yasa Tasarısını" "Özerk Kürdistan" sorununu belli ölçüde çözmek için attığı adımlardı. Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun raporunun sonuç kısmında "Gerçekleri Araştırma Komisyonu" kurulması teklifi, Öcalan'ın daha önce önerdiği "Hakikatleri Araştırma Komisyonu" talebinin yerine getirilmesi anlamına geliyordu.

4. Yargı paketinde TMK'nın 6 ve 7 maddelerinin değiştirilmesini PKK'lılar sabırla bekliyorlar. Nitekim Atlantik Konseyi'nin "Kürt Sorunu" raporunu kaleme alan David L. Philips, Türkiye'ye bu konuda yaptığı önerilerde de bu hususa yer vermişti. Philips, "Türk Ceza Yasası'nın 216'ıncı maddesinde değişiklik yaparak "etnik amaçlı tahrik"in suç olmaktan çıkarılmalı; 217'inci maddeyi değiştirerek "halkı kanunlara uymamaya tahrik" edenlere verilen cezaların düşürülmesiniz" diye görüş beyan etmişti.

AKP'nin yeni hazırladığı 4. yargı paketiyle terör örgütünün propagandası, övülmesi, teröre ve şiddete yönelten konuşma ve tahrikler yapılması suç olmaktan çıkarılıyor. Neredeyse silahlı terör dışındaki her tür eylem ve tahrik serbest hale getiriliyor. Hükümet bütün bu adımları atarken İmralı'daki kitle katliamcısı Öcalan, BDP heyeti ile görüşmelerinin ardından şu mesajı vermiştir: "Bu görüşme tarihi bir adımdır, tarihi bir süreç yaşıyoruz. Tüm taraflar çok dikkatli olmalıdır. Devletin elinde tutsaklar var. PKK'nın da elinde tutsaklar var. PKK tutsaklara iyi davranmalıdır. Umarım tutsaklar bir an önce serbest kalır".

Bülent Arınç'ın PKK elindeki devlet görevlilerinin bırakılması yönünde beklenti olduğunu söylemesi "Ayrıca serbest kalabileceklerse biz ulaşmadan onlara bir şekilde kendileri özgürlüğüne kavuşacak olursa bundan da sevinç duyarız" sözlerinin ardından Öcalan'dan böyle bir açıklama gelmesi ilginçtir. Hükümet ve Başbakan Erdoğan, bütün umudunu İmralı'daki katliamcı başına bağlamıştır. AKP'li yetkililer can kulağıyla İmralı'dan gelecek habere kilitlenmiş durumdadır. Sanki ortada iki eşit taraf yani iki devlet var. Bunlar savaşmış yenişememişler, ellerinde bulunan tutsakları serbest bırakmalarından söz ediliyor.

İşin daha ilginci terör tekelini fiilen elinde tutan Murat Karayılan, Abdullah Öcalan'ın tek taraflı bir çağrı değil her iki tarafa çağrı anlamına gelen yeni bir 'Yol Haritası' sunmasından söz etmesidir. Bu sözler, Öcalan'ın yalnız PKK terör örgütüne değil AKP hükümetine de yol göstermesi, önderlik etmesi anlamına geliyor. Öcalan'ı, her iki tarafın yani PKK ve T.C Devletinin üstünde bir konuma koyuyor. AKP'nin devleti ve milleti düşürdüğü durum işte budur. Bedeli ne olursa olsun şehit katilleriyle sözleşme yapmak doğru değildir. Vatana kast edenlerle vatan pazarlığı yapmak herhangi bir vatanseverin yapacağı iş değildir. Türk milleti AKP/PKK Komplosuyla Karşı Karşıyadır!

Hakan Fidan'ın Oslo görüşmeleri sırasında Başbakan Erdoğan ile (Başkan) Öcalan'ın görüşlerinin %95 oranında uyuştuğundan söz etmişti. İmralı'da uzun süredir yürütülen görüşmeler sonucunda Öcalan ve Erdoğan zihniyetinin bir mutabakata vardığı anlaşılıyor. AKP ile PKK arasında varılan bu mutabakatın halka nasıl pazarlanacağı noktasında sorun olduğu anlaşılıyor. Bu manada da hem PKK/BDP/KCK taraftarlarının hem de AKP ve işbirlikçilerinin Türk halkının algısını birlikte yönetme kararı aldıkları anlaşılıyor. Bağımsız Kürdistan için yola çıkan Öcalan ve PKK'nın, bu hedeften vazgeçtiği sık sık söylenir. Öcalan, bağımsızlık yerine, önce "demokratik cumhuriyet" ardından da "demokratik özerklik" taleplerini dile getirdi.

DTK bu noktadan hareketle "özerklik bildirgesi" yayınlamış BDP'de bunu desteklemişti. BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak, "Yolumuz dümdüz özerk Kürdistan" diyerek durumu açıklığa kavuşturmuştu. Terörist Öcalan, Yeni yol haritasında ise yeniden reddedilmemek için "özerklik" talebine yer vermediği biliniyor. Özerklik kavramından söz etmeden özerk yapı ve uygulamalar talep edildiği açıktır.

Bu konuda önemli ilerlemeler kaydedildiğini söyleyenler vardır. Artık aşama "bu ilerlemeden çıkan sonuçların hükümet tarafından kamuoyuna nasıl pazarlanacağı üzerinde strateji belirlenmek" noktasına geldiğini dile getirenler vardır. İddialara göre A. Öcalan'ın BDP'ye anayasada Kürtçe eğitim konusunda ısrar etmemeleri haberini yolladığını, demokratik özerklik konusunda ısrar etmemelerini Türkiye'nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına koyduğu çekinceleri kaldırması ile meselenin zaten çözüleceğini söylediğini ifade etmektedir. Kürdistan Teali ve İslam Teali Zihniyetinin Uzantıları El Ele Vermiştir!

Her iki zihniyetin Türkiye'nin milli ve üniter yapısını tasfiye konusunda anlaştığı, ancak bunun yöntemi, halka kabul ettirilme biçimi ve zamanlaması konusunda aralarında itilaf olduğu anlaşılmaktadır. 20. yüzyılda Türk Milliyetçiliğine karşı olanlar Türklerin önce Avrupa'dan sonra da Anadolu'dan sürülmesini öngören Şark Sorununun taraftarlarıdır. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı sömürgeci ve işbirlikçilere bu imkânı vermedi. Sömürgeciler geldikleri gibi gittiler. İşgalci düşmanla işbirliği yapanların önderleri de 150'likler listesine girerek ülkeyi geçici olarak terk ettiler.

İşgalci güçlerle işbirliği yapanların söylemlerinden bazılarına burada değinmek yararlı olacaktır. Şeyhülislam Dürrizade, "Milliyetçileri öldürenler gazi sayılır. Bu yolda ölenler de şehit" diye fetva vermiştir. Divitli Eşref Hoca, "İngilizlere meydana okumak en büyük küfürdür" demiştir. Delibaş Mehmet: "Kim Kemalci milliyetçilerle bir olursa, Yunan'a karşı gelirse şeran Kafirdir. Teali İslam Derneği Bildirisi: Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara'dadır. Kuvayı Milliyetçiler kudurmuş hayvandır.

Edirne Tem Gazetesinden: Müftü Hilmi Efendi Selimiye Camisinde, hürriyetin ve adaletin saygı değer temsilcisi olan Venizelos hazretlerinin sağlığı için güzel bir dua okumuş ve hazır bulunanlar, şükran duygularını belirterek duaya katılmışlardır. Bu sözler bugünlerde birilerinin ettiği sözlere ne kadar da benziyor! Midyat konuşmasında Başbakan Erdoğan "Kim ki; kendi ırkının, kavminin, kendi kabilesinin diğerlerinden üstün olduğunu iddia ediyorsa o kişi şeytanın izindedir? Etnik milliyetçiliği kim yaparsa yapsın o sapkınlığın içindedir, fesat içindedir, fitne peşindedir." şeklindeki sözleri doğrudur.

Bu sözler ne kadar doğru ise aşağıdaki sözler de o kadar vahim ve düşmancadır. Başbakan Erdoğan şöyle diyor: "Biz etnik milliyetçiliği kabul etmiyoruz. Türk milliyetçiliğine de Kürt milliyetçiliğine de karşıyız? Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız". Başbakan Erdoğan hem "Kürt, Türk, Çerkez, Gürcü, Laz" kelimelerini ağzından bırakmıyor hem de etnikçiliğe karşı olduğunu söylüyor. Etnikçiliğe karşı olanlar etnisiteleri kışkırtmazlar. Etnik vurgu yapan konuşma yapmazlar.

Türk milliyetçiliğine karşı olmak ise Türk milletine karşı olmaktadır. Türk düşmanlığı yapmaktır. Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almak aynı zamanda Müslümanlığı da ayaklar altına almak anlamına gelmektedir. İslam tarihinin üçte ikisinin aynı zamanda Türk tarihi olduğunu bazı kesimlerin bilmesinde yarar vardır. Türk Milliyetçiliğini ayakaltına almaya kalkışanlar tarih boyunca hep ayakaltında kalmışlardır. Son olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti bunun kanıtıdır. Başbakan Erdoğan'ın üzerine yemin ettiği Türk milleti kavramını niçin kullanmadığı da böylece anlaşılmış oluyor. Başbakan Erdoğan bu sözleriyle resmen Türk düşmanlığı yapmaktadır.

Başbakan Erdoğan, şehit kanlarından rengini alan şanlı Türk Bayrağına da Türkiye Bayrağı demeye özel bir özen gösteriyor! Başbakan Erdoğan, bu tavırları ve Türk milliyetçiliğini ayakaltına alma arzusunu İstiklal Savaşı sırasında ortaya koymuş olsaydı 150'likler listesinin başına yazılmayı hak ederdi. Başbakan Erdoğan, BOP Eşbaşkanı olarak Türk milletinin çıkarları konusunda yeterli hassasiyeti göstermemesi anlaşılırdır. BOP Eşbaşkanlığı ve Türk Milliyetçiliği; Küresel çıkarlar ve Milli çıkarlar birbirinin karşıtıdır. Birisine adanmak diğerini karalamayı gerektirir.

Bu arada Başbakan Erdoğan'ın bu sözleri Rize'de de söyleyeceğini dile getirmiştir. Sayın Başbakan çok iyi olur. Yalnız Rize'de değil Türkiye'nin her yerinde Türk Milletinin evlatlarına 'size ve sizin çıkarlarınıza karşıyım, BOP'un yanındayım, eş-başkanıyım? Öcalan'ın muhatabıyım' sözlerini etmeniz yararlı olacaktır. Başbakan Türk Milletinden bu sözleri dolaysıyla derhal özür dilemelidir!" dedi

H. Alper Durmaz