2010-02-23 - 16:05
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Balyoz
Güvenlik Harekatı Planı'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmayı, ''Bu hukuk
süreci değil, siyasal hesaplaşma sürecidir'' diye değerlendirdi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Balyoz
Güvenlik Harekatı Planı'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmayı, ''Bu hukuk
süreci değil, siyasal hesaplaşma sürecidir'' diye değerlendirdi. Baykal,
''faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde, bu çapta bir tasfiye, sindirme
operasyonu gerçekleşmediğini'' belirterek, ''Sabaha karşı 4'te kapınız
çalındığında 'olsa olsa sütçüdür' diyebiliyorsanız demokrasi vardır'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grubunda ekonomideki gelişmeleri ve eski kuvvet
komutanlarının gözaltına alınmasını değerlendirdi.
Konuşmasına, alkışlar ve tezahüratlar arasında başlayan Baykal,
salondakilere ''Bu hafta başka bir havanız var, hayrola? İş çığırından çıktıkça,
özgüveniniz, umudunuz, inancınız daha da artıyor, Türkiye'yi daha çok sahip
çıkıyorsunuz'' diye seslendi.
Yönetmen Semih Kaplanoğlu'nun, ''Bal'' adlı filmiyle, Berlin'de Altın Ayı
ödülü olmasına da değinen Baykal, Türkiye'deki sanatçıların, sinemacıların,
evrensel ölçülerde başarılı çalışmalar yaptığı gerçeğinin bir kez daha
sergilendiğini söyledi. Böyle haberlere çok ihtiyaçları olduğunu dile getiren
Baykal, Kaplanoğlu ve ekip arkadaşlarını kutladı.
Uluslararası ekonomi derecelendirme kuruluşlarının, sevindirici
haberlerine tanık olduklarını belirten Baykal, bugün Türkiye'ye ''ekonomik
tablonuz iyi'' diyerek referans veren uluslararası kuruluşların, kriz öncesinde
de dünyayı krize sokan ülke ve kuruluşlara aynı şekilde olumlu notlar verdiğini
söyledi. Baykal, ''Çünkü onlar başka işle meşguldür, ekonominin temeliyle,
üretici, tüketici, esnaf, sanayiciyle meşgul değildir. Onlar işe, borç, alacak,
borç ödeme tablosu içinde bakarlar, finans ilgi alanıdır, ekonominin acısını
çeken insanlar, onların ilgi alanında değildir'' dedi.
Baykal, bir yandan ülke ekonomisiyle ilgili güzel haberler gelirken,
diğer yandan Türkiye'nin işsizlikte dünya ikinci olduğunu, ekonomisi daralan
ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. Baykal, Eylül 2008-Eylül 2009 arasında
işsiz sayısının 795 bin arttığını dile getirerek, tasfiye edilen, kapatılan
şirket sayısının da artış gösterdiğini anlattı.
Çiftçinin, gübre fiyatlarına gelen ani artışın şokunu yaşadığını ifade
eden Baykal, Hükümetin gübre fiyatlarını arttırmasını, kendilerinin suç üstü
olarak Türkiye'ye ilan ettiklerini söyledi. Baykal, çiftçinin kan ağladığını,
''vurun abalıya'' şeklinde eli böğründe perişan olduğunu savundu.
Baykal, TEKEL işçilerine, ''saygın ve örnek mücadelesi'' nedeniyle bir
kez daha şükranlarını sunduğunu belirterek, TEKEL işçilerinin, Türkiye'yi
sarstığını, insanları, uykudan uyandırmaya başladığını vurguladı.
En kritik döneme girildiğini belirten Baykal, ''İnşallah sağduyu, insaf,
demokratik sorumluluk duygusu hakim olacaktır. AKP'nin içindeki duyarlılık,
inşallah artık harekete geçecektir. Ve bu dayatmacı, zorba, aldırmayan, kaba
tavrı, despotik tutumu, inşallah önümüzdeki günlerde hep beraber etkisiz
kılacağız'' diye konuştu.
Baykal, ''CHP'nin yaklaşan iktidarında 4-C maskaralığının'' olmayacağını
dile getirdi.
Türkiye'nin, Cumhuriyet tarihi boyunca isyanlar, darbeler, çok köklü
acılar, travmalar, iç çekişmeler yaşadığını, ihtilal girişimleri yapıldığını
vurgulayan Baykal, ''Ama bu 80 yılı aşkın tarihi süreç içesinde 1 gün bile
Türkiye'de, dün, önceki gün yaşanan olaylarla karşı karşıya kalınmamıştır''
dedi.
Baykal, ilk kez Türkiye'de, yargının, yargı karşısına Hükümet kararıyla
çıkarıldığını öne sürerek, ''Kimse bir aldatmacaya alet olmasın, bu olayların
arkasında sanmayın ki hukuk duyarlılığı içinde harekete geçen başka hukukçular
vardır. Bu olayların arkasında, doğrudan siyaset vardır. Türkiye'nin bu içine
girdiği süreç; adaletin, yargının siyasalaşmakta olduğunu, siyasetin, yargıyı
kendi amaçları için artık fiilen kullanmaya başladığını bize göstermektedir.
Bunun sonucunda Türkiye'de ilk kez kuvvet komutanları, ordu komutanları gözaltına
alınmıştır'' görüşünü savundu.
Baykal, bildiği kadarıyla hiçbir demokratik ülkede, bu kadar büyük,
çarpıcı bir operasyon olmadığını ifade etti.
Deniz Baykal, ihtilaller, isyanlar yaşayan Türkiye'de böyle bir olay
gerçekleşmediğini, büyük olayların yaşandığı ülkelerde dahil böyle bir manzara
ortaya çıkmadığını, askeri müdahalenin olduğu Yunanistan'da böyle bir tablonun
görülmediğini söyledi. Baykal, faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde, bu çapta
bir tasfiye, sindirme operasyonu gerçekleşmediğini dile getirdi.
Demokrasi ve hukuk devletini, ''öngörülebilirlik rejimi'' olarak
nitelendiren Baykal, ''Sabaha karşı 4'te kapınız çalındığı zaman, 'olsa olsa
sütçüdür' diyebiliyorsanız, demokrasi vardır. Sabaha karşı 4'te ister hukuk
adamı, ister siyaset adamı, gazeteci, emekli asker, görevde asker olun, kapı
çalındığında 'eyvah geldiler' demek durumunda kalıyorsanız, eğer korku sizin
ruhunuza işlediyse ve bunda haklıysanız, o ülke demokratik ülke olmaktan çıkmış
demektir'' görüşünü dile getirdi.
Tutuklamalar karşısında vatandaşın doğal olarak ''Niçin?'' diye sorduğunu
vurgulayan Baykal, şöyle devam etti:
''(Bunlar, önümüzdeki aylarda darbe yapacaklardı, bir darbe girişimi
içindeydiler, şimdi elleri tutuldu, o nedenle gözaltına alındılar) mı diyoruz?
Aklı başında hiç kimse bu insanların böyle bir darbe gerçekleştirme çalışması
içinde şu anda bulundukları kanaatinde değil. Bunlar, geçmişte güç ellerindeyken,
darbe yapmaya fiilen giriştiler ve yapamadılar, bu anlaşıldı, şimdi hesap sormak
üzere mi gözaltına alıyoruz? 2003'te bu iş olmuş, 7 yıl boyunca bu insanlar, bu
darbe projesini ortaya koyduklarında, bunu kendi Silahlı Kuvvetler düzeni içinde
birilerinden mi sakladılar, o zamanki askeri hiyerarşi, Genelkurmay Başkanı,
diğer askeri yetkililer bundan haberdar değil miydi? Onların yaptıkları iş,
Silahlı Kuvvetlerin bir kurum olarak, ortak sorumluluğu içinde yapılmış bir iş
miydi değil miydi? Bunlar onlardan ayrı bir iş yapıyordu, gizli mi yapıyorlardı?
Bir askeri tatbikat vesilesiyle, aslında bir askeri darbeye yönelik bir proje
ortaya koymuşlar. Bu tatbikattan, Genelkurmayın, bütün yetkililerin, Milli
Savunma Bakanı'nın haberi var, saklı gizli bir şey değil. Bu arada 'sen askeri
darbe planlaması yapıyorsun' diye düşünmüşler? 7 yıl sonra mı düşündünüz? O zaman
niye harekete geçmediniz? 7 yıl boyunca neyi beklediniz? 'Bilmiyorduk, yeni
öğrendik' Allah Allah, her şey ortada, resmi bir tatbikat uygulaması, gizli,
kapalı bir olay yok, açık bir olay var. O açık olay, darbe hazırlığıymış. Bu
hazırlığı sadece bu 48 kişi mi yapmış? Bu 48 kişi bunu yaparken, onların
kumandanları, amirleri, onların bakanları, başbakanları neredeymiş?''
Baykal, yapılan işin arkasında, gelecekte bir darbeyi önlemek için tedbir
almanın yatmadığını, geçmişte kimsenin haberdar olmadığı gizli bir darbe
organizasyonuyla ilgili hesap sormanın bulunduğunu söyledi.
O zamanki komutanlardan hesap sorulduğunu vurgulayan Baykal, o zamanki
komutanların da ''pijamasını giymiş, ayağına terliğini geçirmiş, televizyon
seyrettiğini'' ifade etti.
''7 yıl geçmiş aradan, emekliye ayrılmış, hesabı şimdi mi soruyorsun?''
diyen Baykal, şunları kaydetti:
''Şimdi birileri, hangi ihtiyaçtaysa, bu konuda dava açma kararı
almışlar. Çok çeşitli teoriler var, o ihtiyacın neden hissedildiği konusunda. Ama
hiçbir zaman hukukun gereği budur anlayışı yok. Kimisi diyor ki, 'muhtemel parti
kapatma davasına karşı gözdağı vermek üzere düğmeye basıldı.' İnsanların
hayatlarıyla, özgürlükleriyle, kendi siyasi hesaplarınız için uğraşmayı nasıl
kabul edebilirsiniz, nasıl bunu gerçekleştirebilirsiniz? Bu kadar ucuz mu bu
işler? Türkiye böyle bir manzaranın içinde. Sen, 'darbe düşüncesiyle tatbikat
yaptılar' diye 7 yıl sonra hesap soruyorsun, fiilen askeri müdahaleyi
gerçekleştirenler hakkında niçin harekete geçmiyorsun? 'Anayasanın geçici 15.
maddesi hukuk koruması getiriyor' diyorsan, aylar öncesinden 'kaldıralım' dedik.
'Kafanın arkasında darbe projesi var' diye insanları toplayıp, hesap sormaya
kalkıyorsun. Bu hukuk süreci değildir, bu bir siyasal hesaplaşma sürecidir.''
Baykal, bunu 2 gün önce AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan'ın
açıkça ifade ettiğini, açıklamaların, ağızdan kaçmış bir söz olmadığını
söyledi.
Doğan'ın, ''Biraz oyumuz gerilirse, Ergenekoncular çok kötü intikam
alır...Bu memlekette kimin kızının başının örtülü olduğu, kimin çocuğu imam
hatibe gidiyor, kim namazında, oruç duyuyor, hepsini fişlemişler'' dediğini
belirten Baykal, aralarında namazında, niyazında, orucunu tutan, muhafazakar
milyonlarca insan bulunduğunu kaydetti.
''Kimin haddine bunu fişlemek?'' diyen Baykal, partilileri, kendilerini
destekleyenler arasında da milyonlarca başörtülü olduğunu söyledi. Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kim kimi fişliyor, ne biçim laf bu? Kendilerini haklılık zemini bulmak
için böylesine iftiralar, haksızlıklar yapmaktan geri kalmıyorlar. İnsanları
korkutacak. 'Şimdi biz onları fişliyoruz' diyor. Bu, olayın çok açık, dürüst
şekilde ifade edilmesidir. 'Geçmişte bize yapıldı' dediği işler, hiçbir şekilde
bugün kimsenin içine sindirebileceği işler değildir. Hiç böyle bir ayırımı,
uygulamayı kabul etmek mümkün değildir. Bugün yaşanan olayları, sakın ha kimse
'hukuktu, demokrasinin işleyişi' diye izah etmeye kalkmasın. Bunun altında, bir
hesaplaşma duygusu, kararı, bir intikam alma hevesi, arayışı var.
'Ergenekon' dediğimiz de aslında budur. Türkiye manzarasına baktığımız
zaman, sanki Türkiye'de darbe yapıldı. Duymadık, haberimiz yok ama Türkiye
manzarasına bakınca bir darbe yapıldığı duygusu, düşüncesi var. Ya da Türkiye
işgal edildi, yabancı güçler, Türkiye'ye el koydu, kendi çıkarları doğrultusunda,
bu memleketi allak bullak etmek üzere her yere elini uzatmaya başladılar. Yani
Malta sürgünleri yeniden Türkiye'nin gündemine geliyor. Türkiye'yi kendi
amaçlarına hizmet eder noktaya sürükleyebilmek için, uydurma suçlamalar
dolayısıyla hesap sorabilmek için, yargılayacağız diye geçmişte İstanbul'u işgal
eden yabancı gücün girişimiyle bu memleketin evlatları toplanmış Malta'ya sürgüne
gönderilmiştir. En ağır suçlamalar ortaya atılmıştı. Daha sonra yargılamalardan
hiçbir şey ortaya çıkmadı. Hepsi şerefli vatansever insanlar olarak topluma
döndüler. Şimdi Türkiye tekrar böyle bir tabloya doğru sürüklenmek isteniyor. Bu
manzara başka türlü izah edilemez. '' (16:05)
Güvenlik Harekatı Planı'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmayı, ''Bu hukuk
süreci değil, siyasal hesaplaşma sürecidir'' diye değerlendirdi. Baykal,
''faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde, bu çapta bir tasfiye, sindirme
operasyonu gerçekleşmediğini'' belirterek, ''Sabaha karşı 4'te kapınız
çalındığında 'olsa olsa sütçüdür' diyebiliyorsanız demokrasi vardır'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grubunda ekonomideki gelişmeleri ve eski kuvvet
komutanlarının gözaltına alınmasını değerlendirdi.
Konuşmasına, alkışlar ve tezahüratlar arasında başlayan Baykal,
salondakilere ''Bu hafta başka bir havanız var, hayrola? İş çığırından çıktıkça,
özgüveniniz, umudunuz, inancınız daha da artıyor, Türkiye'yi daha çok sahip
çıkıyorsunuz'' diye seslendi.
Yönetmen Semih Kaplanoğlu'nun, ''Bal'' adlı filmiyle, Berlin'de Altın Ayı
ödülü olmasına da değinen Baykal, Türkiye'deki sanatçıların, sinemacıların,
evrensel ölçülerde başarılı çalışmalar yaptığı gerçeğinin bir kez daha
sergilendiğini söyledi. Böyle haberlere çok ihtiyaçları olduğunu dile getiren
Baykal, Kaplanoğlu ve ekip arkadaşlarını kutladı.
Uluslararası ekonomi derecelendirme kuruluşlarının, sevindirici
haberlerine tanık olduklarını belirten Baykal, bugün Türkiye'ye ''ekonomik
tablonuz iyi'' diyerek referans veren uluslararası kuruluşların, kriz öncesinde
de dünyayı krize sokan ülke ve kuruluşlara aynı şekilde olumlu notlar verdiğini
söyledi. Baykal, ''Çünkü onlar başka işle meşguldür, ekonominin temeliyle,
üretici, tüketici, esnaf, sanayiciyle meşgul değildir. Onlar işe, borç, alacak,
borç ödeme tablosu içinde bakarlar, finans ilgi alanıdır, ekonominin acısını
çeken insanlar, onların ilgi alanında değildir'' dedi.
Baykal, bir yandan ülke ekonomisiyle ilgili güzel haberler gelirken,
diğer yandan Türkiye'nin işsizlikte dünya ikinci olduğunu, ekonomisi daralan
ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. Baykal, Eylül 2008-Eylül 2009 arasında
işsiz sayısının 795 bin arttığını dile getirerek, tasfiye edilen, kapatılan
şirket sayısının da artış gösterdiğini anlattı.
Çiftçinin, gübre fiyatlarına gelen ani artışın şokunu yaşadığını ifade
eden Baykal, Hükümetin gübre fiyatlarını arttırmasını, kendilerinin suç üstü
olarak Türkiye'ye ilan ettiklerini söyledi. Baykal, çiftçinin kan ağladığını,
''vurun abalıya'' şeklinde eli böğründe perişan olduğunu savundu.
Baykal, TEKEL işçilerine, ''saygın ve örnek mücadelesi'' nedeniyle bir
kez daha şükranlarını sunduğunu belirterek, TEKEL işçilerinin, Türkiye'yi
sarstığını, insanları, uykudan uyandırmaya başladığını vurguladı.
En kritik döneme girildiğini belirten Baykal, ''İnşallah sağduyu, insaf,
demokratik sorumluluk duygusu hakim olacaktır. AKP'nin içindeki duyarlılık,
inşallah artık harekete geçecektir. Ve bu dayatmacı, zorba, aldırmayan, kaba
tavrı, despotik tutumu, inşallah önümüzdeki günlerde hep beraber etkisiz
kılacağız'' diye konuştu.
Baykal, ''CHP'nin yaklaşan iktidarında 4-C maskaralığının'' olmayacağını
dile getirdi.
Türkiye'nin, Cumhuriyet tarihi boyunca isyanlar, darbeler, çok köklü
acılar, travmalar, iç çekişmeler yaşadığını, ihtilal girişimleri yapıldığını
vurgulayan Baykal, ''Ama bu 80 yılı aşkın tarihi süreç içesinde 1 gün bile
Türkiye'de, dün, önceki gün yaşanan olaylarla karşı karşıya kalınmamıştır''
dedi.
Baykal, ilk kez Türkiye'de, yargının, yargı karşısına Hükümet kararıyla
çıkarıldığını öne sürerek, ''Kimse bir aldatmacaya alet olmasın, bu olayların
arkasında sanmayın ki hukuk duyarlılığı içinde harekete geçen başka hukukçular
vardır. Bu olayların arkasında, doğrudan siyaset vardır. Türkiye'nin bu içine
girdiği süreç; adaletin, yargının siyasalaşmakta olduğunu, siyasetin, yargıyı
kendi amaçları için artık fiilen kullanmaya başladığını bize göstermektedir.
Bunun sonucunda Türkiye'de ilk kez kuvvet komutanları, ordu komutanları gözaltına
alınmıştır'' görüşünü savundu.
Baykal, bildiği kadarıyla hiçbir demokratik ülkede, bu kadar büyük,
çarpıcı bir operasyon olmadığını ifade etti.
Deniz Baykal, ihtilaller, isyanlar yaşayan Türkiye'de böyle bir olay
gerçekleşmediğini, büyük olayların yaşandığı ülkelerde dahil böyle bir manzara
ortaya çıkmadığını, askeri müdahalenin olduğu Yunanistan'da böyle bir tablonun
görülmediğini söyledi. Baykal, faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde, bu çapta
bir tasfiye, sindirme operasyonu gerçekleşmediğini dile getirdi.
Demokrasi ve hukuk devletini, ''öngörülebilirlik rejimi'' olarak
nitelendiren Baykal, ''Sabaha karşı 4'te kapınız çalındığı zaman, 'olsa olsa
sütçüdür' diyebiliyorsanız, demokrasi vardır. Sabaha karşı 4'te ister hukuk
adamı, ister siyaset adamı, gazeteci, emekli asker, görevde asker olun, kapı
çalındığında 'eyvah geldiler' demek durumunda kalıyorsanız, eğer korku sizin
ruhunuza işlediyse ve bunda haklıysanız, o ülke demokratik ülke olmaktan çıkmış
demektir'' görüşünü dile getirdi.
Tutuklamalar karşısında vatandaşın doğal olarak ''Niçin?'' diye sorduğunu
vurgulayan Baykal, şöyle devam etti:
''(Bunlar, önümüzdeki aylarda darbe yapacaklardı, bir darbe girişimi
içindeydiler, şimdi elleri tutuldu, o nedenle gözaltına alındılar) mı diyoruz?
Aklı başında hiç kimse bu insanların böyle bir darbe gerçekleştirme çalışması
içinde şu anda bulundukları kanaatinde değil. Bunlar, geçmişte güç ellerindeyken,
darbe yapmaya fiilen giriştiler ve yapamadılar, bu anlaşıldı, şimdi hesap sormak
üzere mi gözaltına alıyoruz? 2003'te bu iş olmuş, 7 yıl boyunca bu insanlar, bu
darbe projesini ortaya koyduklarında, bunu kendi Silahlı Kuvvetler düzeni içinde
birilerinden mi sakladılar, o zamanki askeri hiyerarşi, Genelkurmay Başkanı,
diğer askeri yetkililer bundan haberdar değil miydi? Onların yaptıkları iş,
Silahlı Kuvvetlerin bir kurum olarak, ortak sorumluluğu içinde yapılmış bir iş
miydi değil miydi? Bunlar onlardan ayrı bir iş yapıyordu, gizli mi yapıyorlardı?
Bir askeri tatbikat vesilesiyle, aslında bir askeri darbeye yönelik bir proje
ortaya koymuşlar. Bu tatbikattan, Genelkurmayın, bütün yetkililerin, Milli
Savunma Bakanı'nın haberi var, saklı gizli bir şey değil. Bu arada 'sen askeri
darbe planlaması yapıyorsun' diye düşünmüşler? 7 yıl sonra mı düşündünüz? O zaman
niye harekete geçmediniz? 7 yıl boyunca neyi beklediniz? 'Bilmiyorduk, yeni
öğrendik' Allah Allah, her şey ortada, resmi bir tatbikat uygulaması, gizli,
kapalı bir olay yok, açık bir olay var. O açık olay, darbe hazırlığıymış. Bu
hazırlığı sadece bu 48 kişi mi yapmış? Bu 48 kişi bunu yaparken, onların
kumandanları, amirleri, onların bakanları, başbakanları neredeymiş?''
Baykal, yapılan işin arkasında, gelecekte bir darbeyi önlemek için tedbir
almanın yatmadığını, geçmişte kimsenin haberdar olmadığı gizli bir darbe
organizasyonuyla ilgili hesap sormanın bulunduğunu söyledi.
O zamanki komutanlardan hesap sorulduğunu vurgulayan Baykal, o zamanki
komutanların da ''pijamasını giymiş, ayağına terliğini geçirmiş, televizyon
seyrettiğini'' ifade etti.
''7 yıl geçmiş aradan, emekliye ayrılmış, hesabı şimdi mi soruyorsun?''
diyen Baykal, şunları kaydetti:
''Şimdi birileri, hangi ihtiyaçtaysa, bu konuda dava açma kararı
almışlar. Çok çeşitli teoriler var, o ihtiyacın neden hissedildiği konusunda. Ama
hiçbir zaman hukukun gereği budur anlayışı yok. Kimisi diyor ki, 'muhtemel parti
kapatma davasına karşı gözdağı vermek üzere düğmeye basıldı.' İnsanların
hayatlarıyla, özgürlükleriyle, kendi siyasi hesaplarınız için uğraşmayı nasıl
kabul edebilirsiniz, nasıl bunu gerçekleştirebilirsiniz? Bu kadar ucuz mu bu
işler? Türkiye böyle bir manzaranın içinde. Sen, 'darbe düşüncesiyle tatbikat
yaptılar' diye 7 yıl sonra hesap soruyorsun, fiilen askeri müdahaleyi
gerçekleştirenler hakkında niçin harekete geçmiyorsun? 'Anayasanın geçici 15.
maddesi hukuk koruması getiriyor' diyorsan, aylar öncesinden 'kaldıralım' dedik.
'Kafanın arkasında darbe projesi var' diye insanları toplayıp, hesap sormaya
kalkıyorsun. Bu hukuk süreci değildir, bu bir siyasal hesaplaşma sürecidir.''
Baykal, bunu 2 gün önce AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan'ın
açıkça ifade ettiğini, açıklamaların, ağızdan kaçmış bir söz olmadığını
söyledi.
Doğan'ın, ''Biraz oyumuz gerilirse, Ergenekoncular çok kötü intikam
alır...Bu memlekette kimin kızının başının örtülü olduğu, kimin çocuğu imam
hatibe gidiyor, kim namazında, oruç duyuyor, hepsini fişlemişler'' dediğini
belirten Baykal, aralarında namazında, niyazında, orucunu tutan, muhafazakar
milyonlarca insan bulunduğunu kaydetti.
''Kimin haddine bunu fişlemek?'' diyen Baykal, partilileri, kendilerini
destekleyenler arasında da milyonlarca başörtülü olduğunu söyledi. Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kim kimi fişliyor, ne biçim laf bu? Kendilerini haklılık zemini bulmak
için böylesine iftiralar, haksızlıklar yapmaktan geri kalmıyorlar. İnsanları
korkutacak. 'Şimdi biz onları fişliyoruz' diyor. Bu, olayın çok açık, dürüst
şekilde ifade edilmesidir. 'Geçmişte bize yapıldı' dediği işler, hiçbir şekilde
bugün kimsenin içine sindirebileceği işler değildir. Hiç böyle bir ayırımı,
uygulamayı kabul etmek mümkün değildir. Bugün yaşanan olayları, sakın ha kimse
'hukuktu, demokrasinin işleyişi' diye izah etmeye kalkmasın. Bunun altında, bir
hesaplaşma duygusu, kararı, bir intikam alma hevesi, arayışı var.
'Ergenekon' dediğimiz de aslında budur. Türkiye manzarasına baktığımız
zaman, sanki Türkiye'de darbe yapıldı. Duymadık, haberimiz yok ama Türkiye
manzarasına bakınca bir darbe yapıldığı duygusu, düşüncesi var. Ya da Türkiye
işgal edildi, yabancı güçler, Türkiye'ye el koydu, kendi çıkarları doğrultusunda,
bu memleketi allak bullak etmek üzere her yere elini uzatmaya başladılar. Yani
Malta sürgünleri yeniden Türkiye'nin gündemine geliyor. Türkiye'yi kendi
amaçlarına hizmet eder noktaya sürükleyebilmek için, uydurma suçlamalar
dolayısıyla hesap sorabilmek için, yargılayacağız diye geçmişte İstanbul'u işgal
eden yabancı gücün girişimiyle bu memleketin evlatları toplanmış Malta'ya sürgüne
gönderilmiştir. En ağır suçlamalar ortaya atılmıştı. Daha sonra yargılamalardan
hiçbir şey ortaya çıkmadı. Hepsi şerefli vatansever insanlar olarak topluma
döndüler. Şimdi Türkiye tekrar böyle bir tabloya doğru sürüklenmek isteniyor. Bu
manzara başka türlü izah edilemez. '' (16:05)
