2013-03-13 - 13:30
CHP'Lİ ÖZEL'İN BASIN TOPLANTISI?
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve CHP Malatya Milletvekili Veli Ağababa ile birlikte parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "Kamuoyunda Askeri Casusluk Davası olarak bilinen ve 16 Nisan'da 2.Silivri Çadırı kurulacak olan bu dava üzerinden çok ciddi bir psikolojik harekât yürütülmektedir." dedi
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve CHP Malatya Milletvekili Veli Ağababa ile birlikte parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "Kamuoyunda Askeri Casusluk Davası olarak bilinen ve 16 Nisan'da 2.Silivri Çadırı kurulacak olan bu dava üzerinden çok ciddi bir psikolojik harekât yürütülmektedir." dedi

Belli yayın organları tarafından bu dava sürekli 'casusluk, fuhuş, şantaj, tehdit' kelimeleriyle kamuoyunda anılarak, davanın bu şekilde zihinlerde yer etmesine yönelik sistemli bir kara propaganda başlatıldığını savunan CHP'li Özel, "Nitekim davanın sanıkları ile yaptığımız görüşmelerdeki tutanaklarımız ve iddianamenin ortaya çıkardığı gerçek bunun büyük çaplı bir tasfiye operasyonu olduğunu ortaya koymaktadır." diye konuştu

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, sözlerine şöyle devam etti:

"Bizler, CHP cezaevleri İnceleme ve İzleme Komisyonu üyeleri olarak bugüne kadar birçok cezaevini ziyaret ettik ve bugüne kadar yaptığımız ziyaretlerde; Hiçbir bölge ayrımı yapmadan, Suçun türünü ayırmadan, Suçlunun menşesine bakmadan, Sağcı solcu demeden, KCK'lı ve PKK'lı demeden, Hizbullah hükümlüsü demeden, tutuklu ve hükümlüleri cezaevlerinde ziyaret ettik. Etmeye de devam edeceğiz.

Bu kapsamda yaptığımız ziyaretlerden bir kaçı da bu davanın sanıklarına yönelikti. Askeri Casusluk Davası kapsamında tutuklu bulunan sanıkları, hem İzmir Ege Ordu Komutanlığı Askeri Cezaevinde hem de İzmir Şakran Kadın Kapalı ve Buca F Tipi cezaevlerinde toplamda 6 kez ziyaret ettik ve her bir ziyaretimizde bu davaya ilişkin farklı bir hikâyeye tanık olduk. İddianamenin yayınlanmasının ardından ise yaptığımız ziyaretlerde bir kez daha gördük ki; bu dava askeri ile bürokratı ile bir tasfiyenin diğer adı.

Dijital komplolar cenneti haline dönüşen ülkemizde devam eden benzer davalardaki sürecin bir benzeri bu davada yaşanıyor. Asılsız suçlamalar, dijital belgeler, CD'ler, hard diskler? Örneğin; Buzdolaplarının üzerinde, arkasında bulunan CD'ler bu davada buzdolaplarının üzerindeki siyah poşetlere, aynı marka hard disklere dönüşüyor. Yüzlerce asker, yüzlerce sivil, bürokrat şimdi bir çetenin üyesi olmakla hem de casusluk, şantaj ve fuhuş çetesinin üyesi olmakla suçlanıyor!

Ve şöyle bir geriye dönük baktığınızda, görüyorsunuz ki; bu davanın da konusu olan casusluktan dolayı, Türk Ordusunda şimdiye kadar 1 kişi bile atılma cezasını almamış. Ama İzmir'deki davada 253 TSK mensubu, sayıları 500'lere yaklaşan bürokrat ve birçok sivil sanık/ mağdur casuslukla, fuhuşla, şantajla suçlanıyor. Bunlardan 57 tanesi Ege Ordu Komutanlığı Askerî Cezaevinde tutukluydu. Toplamda 85 tutuklunun bulunduğu bu davada, sanıklar tam dokuz ay iddianame beklediler. Ve bu insanlar bu süre zarfında, casus, şantajcı ve fuhuş çetesi olarak basına lanse edildiler.
Ve altını bir kez daha çizmek isteriz ki; Askeri Casusluk davasının İstanbul'da görülen duruşmaları bittiğinde davanın ismini teşkil eden casusluk suçlamasından ceza alan bir kişi bile olmadı! Bu dava ile ilgili bugüne kadar birçok rapor yayınladık. Kamuoyunu bilgilendirmeye çalıştık.

En son Şubat ayının sonunda, aralarında şizofreni tedavisinde dünyaca ün kazanmış, Prof.Dr. Tabip Albay Tayfun Uzbay'ın da bulunduğu 5'i muvazzaf asker, 1'i eskort olduğu iddia edilen kadın, toplam 6 kişi tahliye edildi. Şimdi diğer sanıklar ve mağdurlar da adalet bekliyor.
Davanın kapsamına baktığımızda; Askerlerden, bürokratlardan ve sivillerden oluşan sözde bir örgütün olduğunu görüyoruz. Sizlere dağıttığımız birer kopyadan da görebileceğiniz gibi, bu kişiler her nedense birbirini tanımıyor! Birçok askerimiz suçlanıyor ve onlar için casusluk suçlaması idamdan daha ağır bir ceza...!

Orduya yirmi yıl, otuz yıl, kırk yıl şerefle hizmet etmiş subaylar, komutanlar, 23 yaşındaki bir kızın emrinde oldukları bir örgüte üye olmakla suçlanıyorlar. Örgütün lideri olduğu iddia edilen Bilgin Özkaynak ile de, bağlı oldukları iddia edilen Narin K. ile de ne bir ses kaydı, ne bir temas, görüşme ne aynı mekânda bulunmuşluk ne de fiziki takip sonucu elde edilen bir somut delil ortada yok. Bilgin Özkaynak veya Narin K. İle ya da cezaevindekilerle ya da başka herhangi biri ile bir tane telefon kaydı, bir fiziki takip belgesi, en ufak bir delilde yok.

Görüştüğümüz askerlerin hemen hepsi, "Şehit olmak hepimizin aklındaydı ama casus olmak nereden çıktı" diye soruyorlar. Bu kadar başarılı ve kritik görevde olan personel şu an görevini yapamıyor hem orduya ve ülkeye faydalı olamıyorlar, hem de yetenekleri köreltiliyor. Bu kişilere yapılan operasyonla birliklerindeki yani silahlı kuvvetlerin en kritik bilgisayarların imajları alınmış oldu ve ileri askeri gizlikteki pek çok belge şu an polisin ve savcıların elinde bulunuyor. Sözde casusluk davasının iddianamesine konu olan ama hiçbir şekilde ifadelerine dahi başvurulmayan yüzlerce üst düzey bürokratta var.

Sözde Casusluk örgütüne Eskort Kızlar aracılığı ile belge verdiği iddia edilen bürokratlar arasında kimler var? Vali yardımcılarından Kaymakamlara, Daire başkanlarından, Uzmanlara, Baş denetçilere, Müsteşar yardımcılarından, hukuk müşavirlerine ve Genel müdürlerden Başmüfettişlere kadar birçok isim yer alıyor. Kimisi, İçişleri Bakanlığı'ndan, kimisi Dışişleri Bakanlığı'ndan. Maliye Bakanlığı'ndan, Turizm Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Merkez Bankası, MİT, SPK; Sayıştay, SGK, Devlet Personel, gibi kurumlarda üst düzey yönetici, kimisi memur, kimisi sadece hizmetli yüzlerce kamu personeli iddianamede. Ancak bu bürokratların hiçbiri bu davada ne şüpheli, ne de sanık! Üstelik İddianamede adı geçen bu bürokratların ifadelerine dahi başvurulmamış!

Şimdi, birilerinin çıkıp bu kişilerin ifadelerine neden hiç başvurulmadığını açıklamasını bekliyoruz. Burada ilginç olan, devletin neredeyse tüm kurumlarından bürokratlar bu iddianamede suç işlemiş ve sözde örgüt üyesi gibi gösterilirken, yalnızca iki kurumdan hiçbir personelin adının yer almamasıdır. Tahmin edeceğiniz gibi bu kurumlar: Emniyet ve Yargı'dır. Bu iddianame göstermektedir, devleti tasfiye operasyonu büyümüştür. Ortada bir çete vardır! Ama bu çete kamuoyunun bildiğinin aksine, ne askerler ne de bu bürokratlardır! Ve açıkça görülmektedir ki; bu iddianame savcılar dışında kişiler tarafından, dışarıdan hazırlanmıştır.

Bu iddianameye savcılar dahi bu belgeleri okumadan koymuşlardır! Kes yapıştır yaparken ya yanlışlık yapılmıştır ya da çok yakında büyük bir gözaltı dalgası olacaktır. Her iki durumda da bu davanın; Ergenekon ve Balyoz davası dışında kalan güneşin altındaki tüm askeri ve sivil bürokrasiye yönelik olduğu artık kesinleşmiştir. Özel Yetkili Mahkemelerin mevcut davalarla ulaşamadığı tüm askeri ve sivil bürokrasi bu davada toplanmıştır.
Bu dava ile herkese dokunulabilir mesajı verilmiş ve TSK'da birçok istifa yaşanmıştır ve emeklilikler artmıştır. Açıklanan iddianame ile bütün devlet fişlenmiştir, Birileri bulunan hard diskleri toptan satın almıştır. Şimdi hükümet tarafından, bu davanın bilgilerinin nasıl toplandığına ilişkin bir açıklama bekliyoruz." şeklinde konuştu.

CHP'li Ağbaba ise bugüne kadar 12 Eylül ve 28 Şubat'la ilgili kitaplar yayınlandığını ifade ederek, ''Ama bu dönemle ilgili kitapların çok daha kalın olacağını düşünüyorum." dedi

CHP'li Demir de ''Türkiye komplo içerisinde'' ifadesini kullandı. Demir, Polisin İzmir'de genç bir kızın evine gidip arama izni olmadan arama yaptığını belirterek Polislerden birisi 'bulduk' diyor ve mutfaktaki poşeti alıyor. Diğer odalara bakmadan apar topar kızı alıp götürüyorlar." diye konuştu.

22 yaşındaki bu genç kızın iddianamede örgütün 3 numaralı örgüt yöneticisi olduğu ve altında da albaylar, binbaşılar bulunduğunu söyleyen Demir, "Bu genç kızımız hiçbirini tanımıyor ve görmemiş, ancak hala içeride bulunmaktadır." dedi

H. Alper Durmaz