2012-10-18 - 13:45
TBMM DARBE VE MUHTIRALARI ARAŞTIRMA KOMİSYONU...
AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş'ın başkanlığında toplanan TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, Prof. Dr. Erdoğan'ı, Prof. Dr. Servet Armağanı ve Prof. Dr. Doğu Ergil ve gazeteci Uğur Dündar'ı dinledi.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, 28 Şubat'ın ahlaki sorumlusunun, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olduğunu söyledi.

AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş'ın başkanlığında toplanan TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, Prof. Dr. Erdoğan'ı,
Prof. Dr. Servet Armağanı ve Prof. Dr. Doğu Ergil'i dinledi.

O dönem, 28 Şubat sürecine direnen ve karşı tutum sergileyen yazılar yazdığını ifade eden Erdoğan, 28 Şubat'ın Türkiye'nin darbeler ve muhtıralar tarihinde farklı görünmesine rağmen arkasındaki saikin aynı olduğunu savundu.

Türkiye'de anayasal hukuki düzen ile yazılı olmayan arka plan düzeninin bulunduğunu dile getiren Erdoğan, ''Anayasalar, yapılan düzenlemelerle arka plana uydurulmaya çalışılıyor. Epeyce uydurdular. Toplum temel arka plandan uzaklaşınca o gücün buraya müdahale edip yeniden rayına sokma isteği var. Türkiye'deki darbeler aslında rejimin orijinal halinin restorasyonuna yöneliktir'' dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hukuki yapasının, 1960 darbesinden sonra sistem içindeki durumunun pekiştirildiğini anlatan Erdoğan, TSK'nın hukuki sisteminin, sivil bir anlayışla kökten değiştirilmesi gerektiğini, bu yapılmaması durumunda meselenin bir yönünün eksik kalacağını kaydetti.

28 Şubat sürecinde çıkartılan ''Başbakanlık Kriz Yönetmeliği'' ile Türkiye'nin anayasal düzeninin baştan başa değiştirildiğini, yetkilerin MGK Genel Sekreterliği'ne verildiğini vurgulayan Erdoğan, o süreçte kamuoyunda ''5'li çete'' diye adlandırılan kooperatif örgütler ile medyanın arka plan devleti ile anlaştığını, demokratik süreci baltalamak için uğraştığını söyledi.

''28 Şubat süreci çok başarılı oldu'' diyen Erdoğan, gündeme sokulan militan demokrasi ve irtica gibi konuların yakın zamana kadar siyasi gündemi belirlediğine dikkati çekti.

Militan demokrasi kavramı ile istenmeyen partilerin tasnif edildiğini dile getiren Erdoğan, bunda medya ve üniversitelerin de ayıbının bulunduğunu belirtti.

Erdoğan, ''Üniversitelerde fetva veren hocalar çıktı. 28 Şubat, 5'li çete, medya, üniversite ve yargının desteği olmadan başarılamazdı'' dedi.

Darbelerin olmaması için askeri vesayete dayanak oluşturan anayasa ve yasalardaki değişikliklerin yapılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, askeri eğitim müfredatının sivil bir anlayışla yeniden ele alınmasını önerdi.


Bu müfredatın askerlikle ilgili teknik bilgileri içermediğini, tamamen ideolojik olduğunu savunan Erdoğan, müfredatın tamamen değiştirilmesi gerektiğini bildirdi.

Erdoğan, ''Orduya bakışımızda kültürel bazı kodlarımız var ki, bunlar askerlerin sistem üzerindeki söz ve kontrol denemelerine insanların aykırı bakmamasına yol açıyor. Anayasa'da askerlik hizmetini, zorunlu vatan hizmeti olarak sayılıyor. Vatan hizmeti kavramı, kültürel bir kavramdır. Askerlikle ilgili teknik bir işi biz kutsallıkla ilişkilendiriyoruz. Resmi kurumlarda hiç tahsil görmeyenler, ilk siyasi kültürlerini askeriyede alıyorlar. İtaat kültürünü askeriyede alıyorlar'' diye konuştu.

Türkiye'nin AB'ye üye olmayacağını iddia eden Erdoğan, yine de Türkiye'nin batı dünyasıyla birlikte olarak kendi sistemini onarabileceğini anlattı.

Erdoğan, üniversitelerde bazı bölümlerde Atatürk İlke ve İnkılapları dersinin verilmesini de eleştirerek, bunun kaldırılması gerektiğini söyledi.

28 Şubat sürecinin dindarların devlete bakış açısında bir değişiklik yapıp yapmadığına ilişkin soru üzerine Erdoğan, ''AK Parti'nin iktidar olmasıyla devlete karşı eski mesafeli duruş ortadan kalktı. Hatta devletin bazı yanlışları bile savunulur hale gelindi. Bu beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı'' dedi.

Erdoğan, derin devletin yeni anayasa yapım sürecini baltalayıp baltalamayacağına ilişkin bir soru üzerine de ''Derin devleti sizin daha iyi bilmesi gerekir. Bu engel AK Parti'den bile gelebilir. Ben Başbakan'ı ve AKP yönetimini yeni anayasa konusunda istekli görmüyorum. Bu işten AK Parti cayabilir'' ifadelerini kullandı.

Başka bir soru üzerine de Erdoğan, 28 Şubat sürecinde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i çok eleştirdiğini, bu yüzden başına çok bela geldiğini, Demirel'in talimatıyla YÖK yönetimi tarafından hakkında soruşturma başlatıldığını ve davalar açıldığını anlattı. Erdoğan, ''28 Şubat sürecinin ahlaki sorumlusu Süleyman Demirel'dir'' dedi.

Erdoğan, Demirel'in içinden geldiği geleneğe sahip çıkması durumunda 28 Şubat'ın yaşanmayacağını iddia etti.

Mustafa Erdoğan, ABD'nin 28 Şubat'ı doğrudan doğruya kurguladığına da inanmadığını söyledi.

Erdoğan, Fazilet Partisi'nin kapatılması istemiyle açılan dava sürecinde katıldığı ve sabaha kadar süren bir televizyon programı sonrası cezaevinde olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile gazeteci Nuray Mert'in kendisini telefonla arayarak teşekkürlerini ilettiklerini ifade etti.

Yaklaşık bir ay boyunca da sokakta birçok vatandaşın boynuna sarılarak, ''Allah razı olsun'' dediklerini anlatan Erdoğan, bu sırada duygulu anlar yaşadı. Komisyon üyesi AK Parti İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık, Erdoğan'a su ve mendil verdi. Bir süre sonra sakinleşen Erdoğan, konuşmasını sürdürdü.

Dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün konuşmaları nedeniyle kendisi hakkında çok sayıda soruşturma açtığını anlatan Erdoğan, ''Kendisini önceden de tanırım, sinsi bir adamdı...Normal ortamda görüşünü açıklamayan ancak eline güç geçtiğinde haşin davranan bir kişi'' değerlendirmesinde bulundu.

Turgut Özal'ın ölümü ile ilgili bir soru üzerine de Erdoğan, Özal'ın vefatının yenilik istemeyen kesimleri sevindirdiğini söyledi. Özal'ın vefatının silahlı kuvvetler içerisindeki bir cunta tarafından kullanıldığını ileri süren Erdoğan, ''28 Şubat'ı, Özal'ın ölümüyle başlayan geriye gidişin bir halkası olarak görüyorum'' ifadelerini kullandı.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, Prof. Dr. Servet Armağan ile Prof. Dr. Doğu Ergil'i dinledi.

AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş'ın başkanlığında toplanan TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, ilk olarak Prof. Dr. Armağan'ı dinledi.

Armağan, 12 Eylül darbesi sonrası 3 yıl süreyle akademisyenlik görevinden, 28 Şubat sürecinde ise Harran Üniversitesi rektörlüğünden uzaklaştırıldığını ve yaptığı hukuk mücadelesini anlattı.

Hukuk mücadelesini kazanmasına rağmen görevine iade edilmediğini bildiren Armağan, Harran Üniversitesi rektörü iken 1 general ve 4 albayın karşı çıkmasına rağmen üniversitede denetleme yaptığını kaydetti. Armağan, heyetle arasında şiddetli tartışmalar yaşandığını dile getirdi.

Harran Üniversitesi Rektörü iken Ziraat Fakültesi'nde bir ineğin ölümü nedeniyle hakkında soruşturma açılmasının hatırlatılması üzerine Armağan, Ceylanpınar Üretme Çiftliği'nden fakültedeki dersler için 10 tane inek aldıklarını, hastalanması üzerine de ineklerden birinin kendisinden habersiz kesildiğini, etlerin de satılarak paranın üniversite kasasına aktarıldığını hatırlattı.

''Devlet malına zarar verme'' nedeniyle açılan davanın düştüğünü belirten Armağan, dava sürecinde mahkeme heyetinin de bu suçlamaya güldüğünü söyledi.

Armağan, ayrıca rektörlük görevinden uzaklaştırılmasına konu olan öğretim üyelerine baskı ve üniversiteden uzaklaştırılma yönündeki iddialar ve bu yönde açılan mahkeme süreçlerine ilişkin de açıklamalarda bulundu.

Komisyon daha sonra Prof. Dr. Doğu Ergil'i dinledi.

Türkiye'de yerleşik olarak bir darbe alt yapısının oluşturulduğunu anlatan Ergil, askerlerin zamanı geldiğinde bu alt yapıyı harekete geçirmek suretiyle darbe yaptıklarını savundu.

Emin Çölaşan'ın hakkında çok sayıda gerçeği yansıtmayan yazılar yazdığını, kendisinin de bunlara karşı direndiğini anlatan Ergil, ''Şükürler olsun ki ben direndim ve toplum da gerçeği gördü'' dedi.

Çölaşan hakkında bir kaç tane dava açtığını, bu davaların çoğunu da kazandığını dile getiren Ergil, ''Ama o dönemdeki yargı sistemi onu kollayarak beni hain kategorisinde tutarak onu cezalandırmadı. Tekzip gönderiyorsunuz, basın savcısı onu yayınlatmıyor'' diye konuştu.

''Ben yıllarca küçük çocuğumu arabama bindirmeden önce onu apartmanın demir kapısı arkasında bırakıp, sokağın bir ucuna bakıp, sağa sola bakıp, bomba var mı diye arabanın altına bakıp arabamı çalıştırdıktan sonra çocuğumu bindirirdim. Yıllarca böyle yaptım'' diyen Ergil, ''Darbe denilen şey sadece mevcut iktidarı değiştirmek değildir. Darbecinin ezerek toplumu bir sürü haline getirmesidir. Darbeciler toplumu bir sürü haline getirdi. Bizim eleştirmemiz gereken budur. Buna üniversite de basın da alet oldu'' ifadelerini kullandı.

''Kürt sorunu'' ile ilgili yaptığı ve TOBB Başkanı Yalım Erez tarafından desteklenen çalışması hakkında da bilgi veren Ergil, araştırmanın sonucuna o günkü toplumun hazır olmadığını söyledi.

Ergil, araştırmanın DGM'den alınan ''sakıncalı değildir'' onayı ile yayımlandığını sözlerine ekledi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, gazeteci yazar Uğur Dündar'ı dinledi.

Evrensel meslek ilkelerine sıkı sıkıya bağlanmanın bedelinin ağır olduğunu savunan Dündar, en özgür gazeteciliği Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde yaptığını söyledi.

Tansu Çiller'in devlet bakanlığı, dışişleri bakanlığı, başbakan ve başbakan yardımcılığı yaptığı dönemde yaşadıklarına ancak korku filmlerinde rastlanabileceğini savunan Dündar, ''Yaşadıklarımdan belki kendisinin hiç haberi olmamıştır ama birileri bana ve ailemi o korkunç yılları onun adına yaşattı'' ifadesini kullandı.

''Refahyol hükümetinin ardından işbaşına gelen hükümetin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ve kardeşi Turgut Yılmaz'ın da hışmına uğramaktan kurtulamadığını'' ileri süren Dündar, tek suçunun halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet etmek olduğunu söyledi.

28 Şubat süreci olarak bilinen dönemde sadece yolsuzluk haberlerinin peşinden koşmadığını aktaran Dündar, ''Mütedeyyin ve muhafazakar insanlarımızın dini duygularını sömüren, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'dinden beslenenler' deyimiyle tanımladığı din bezirganlarıyla ilgili haberler de yaptım'' dedi.

2002 seçimlerinden önce Başbakan Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal arasındaki açık oturumu da tam bir tarafsızlık duygusuyla yönettiğini ifade eden Dündar, Erdoğan'la Başbakan olmasından sonra en çok röportaj yapan gazetecinin de kendisi olduğunu söyledi.

Star TV'den ayrılırken, Aydın Doğan'ın kendisine ''Seni işten çıkarıyorum'' diyemediğini, kendisinin mesleki ve kişisel özelliklerini sıraladığını anlatan Dündar, Doğan'ın kendisi yüzünden yeni bir ağır vergi cezasına uğramak istemediğini savundu.

Dündar, Aydın Doğan'ın kendisine spor yazarı olması konusunda öneride bulunduğunu da aktardı.

Mehmet Bican'ın, ''28 Şubat'ta devrilmek'' adlı kitabında Tansu Çiller'in kendisine yapılan muhalefete karşılık, ''dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile darbe yapacağım, bunları devireceğim'' dediğinin yer aldığını anlatan Dündar, Güreş döneminde ağır cezada yargılandığını söyledi.

Dündar, ''Belkide genelkurmay başkanının ağır cezada yargılattığı tek gazeteciyim'' dedi.

Uğur Dündar, 1993 yılında bir hudut karakolunun PKK'nın saldırısına uğradığını, kendisinin de kaçakçılıkla mücadele için çukura yapılan karakolların yerlerinin değiştirilmesi gerektiğini söylediğini, tek suçunun bu olduğunu belirtti.

Bunun üzerine Güreş'in, Ertuğrul Özkök'le ''Eğer böyle haberleri yapmaya devam ederse, kendisini divanı harbe veririm'' diye haber gönderdiğini ileten Dündar, ''İyi ki o dönemde darbe olmamış yoksa herhalde Doğan Güreş paşa beni kurşuna dizdirirdi'' değerlendirmesinde bulundu.

''Andıç olayı'' ile ilgili bir soru üzerine Dündar, ''Duvara yatak resmi yapar karşısına geçer mışıl mışıl uyurum. Cevabını veremeyeceğim hiç bir soru yok'' dedi.

''Andıç, hazırlayanlar açısından, sahte belge düzenleyenler açısından gerçekten utanılması gereken, yüz kızartıcı bir durumdur'' diyen Dündar, şöyle konuştu:

''Ama o günün görünen gerçeği andıç değildir. Görünen, Bingöl'de şehit edilen 33 asker başta olmak üzere, binlerce güvenlik görevlisi askerimizi, polisimizi, acımasızca katletmiş bir terör örgütünün sağ kolu yakalanıyor ve sorgulanıyor. Bir gün önce ilk duyuruyu bir gazete yaptı. Yani ilk duyuruyu televizyon yapmadı...Bunu doğrulatmak için Şemdin Sakık'a ulaşmak gerekir. İfade geliyor, 'şunlar şunlar söyleniyor' diyor. Nasıl gelirse öyle vermek durumundasınız. Yapacağınız meslektaşlarınıza cevap için ekranın açık olduğunu söylemektir, bunu yaptık mı yaptık.''

Bütün iktidar dönemlerinde Şemdin Sakık'la bunların gerçek olup olmadığın ortaya koymak için röportaj başvurusunda bulunduğunu ifade eden Dündar, bu haber yapıldıktan sonra, haklarında hiç bir şekilde suç duyurusunda bulunulmadığını söyledi.

Mehmet Ali Şahin'in adalet bakanı olduğu dönemde, Şemdin Sakık'la röportaj izni verdiğini belirten Dündar, ''Sayın Bakan, 'nelerin konuşulacağını bilmek istediklerini' söyledi, bende soruları hazırladım geçtim, bunun içinde andıç olayı da vardı. Ancak, daha sonra kendisine çok saygı duyarım, kendisinden gelen cevap bu, 'Genelkurmay Başkanı sayın Yaşar Büyükanıt şimdilik bu röportajı uygun görmüyor' diyor. Önce izin verildi ama sonradan uygun verilmediği söylendi, sonra düşündüm sorgunun yapıldığı tarihte 7. Kolordu'nun komutanı Yaşar Büyükanıt'tı. Yaşar Büyükanıt'ın emrindeki subaylar sorguluyor, oradan genelkurmaya geçiliyor. Genelkurmay'a geçildikten sonra karargahta böyle bir oynama yapıldıysa, yapanların suçudur. Eğer kolordu da 'Şemdin Sakık böyle konuştu' diye geçilmişse o kolordunun suçudur, onu takdir edecek makam ben değilim'' diye konuştu.

Akın Birdal'a silahlı saldırı sonrası cezaevine gittiğini ve azmettirici Cengiz Ersever'le röportaj yaptığını ancak Ersever'in konuşmadığını bildiren Dündar, ''Ersever'in de arkasında Yeşil olduğu biliniyordu, Yeşil'in de o tarihte Ankara'da bir garnizonda saklandığına dair bilgiler geldi. Bunu ilgili yerlere ilettim, ancak bulunamadı'' dedi.

Dündar, Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen bir ifade metninde tahribat yapılacağının aklının ucuna gelmediğini de söyledi.

Hayatında hiç kimseden talimat almadığını ve maniple edilmediğini ifade eden Dündar, en özgür gazeteciliği ise Bülent Ecevit'in başbakan olduğu dönemlerde yaptığını dile getirdi.

Dündar, ''Türkiye'yi darbeye sürükleyen sürecin ardında, ülkenin kaynaklarının, üretime, istihdama yönlendirilmesi yerine, yolsuzluk ekonomisini sürdüren zihniyettir. darbelere zemin hazırlayan en önemli neden, Türkiye'yi kasıp kavuran, krizlere sürükleyen, başbakanların üzerine yazar kasa fırlattıran, binlerce kepengin kapatılmasına neden olan yolsuzluk çarkıdır' dedi.

İSKİ skandalını ortaya çıkardığını ve bunun bir milat olduğunu savunan Dündar, bu olayla birlikte Refah Partisi'nin oylarının arttığını savundu.

Türkiye'de istifa müessesinin çalışmadığını belirten Dündar, ''Eğer bu çalışsaydı, herhalde askerde darbe yapacak zemini zor bulurdu. O sürecin mağduruyum, ezber bozuyorum farkındayım ama mağduruyum'' dedi.

Dündar, Aydın Doğan'a uygulanan vergi cezalarının haksız olduğuna dair elinde bir belge olup olmadığının sorulması üzerine ise ''Havada uçan kuşlar bile Aydın Doğan'a neden vergi cezası verildiğini biliyor. Aydın Doğan'ın vergi kaçıracağını gözümle görsem inanmam'' değerlendirmesinde bulundu.

''Fadime Şahin'le ilgili yayınların'' sorulması üzerine Dündar, orada iki toplumsal figürün yasalar karşısında suç teşkil eden görüntüleri olduğunu savundu.

Komisyonda, ''kişilerin özel hayatı ve Deniz Baykal'la ilgili kasetin gündeme gelmesi'' üzerine ise ''Sayın Baykal'ın kasetinin hazırlanması komplodur, ne amaçla yapıldığı ortadadır'' yanıtını verdi.

Dündar, bir soru üzerine Necmettin Erbakan'la son televizyon programını da kendisinin yaptığını hatırlattı.

Dündar, komisyona Fethullah Gülen'in kendisine gönderdiği ve teşekkür içeren bir mektubu okudu.