2016-08-17 - 15:00
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasının başında, 17 Ağustos depremini yaşayan bazı depremzedelerin grup toplantı salonunda olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, ülke yönetiminde olanların riskleri görmesi ve tedbirleri bugünden alması gerektiğini söyledi.
"Biz ne yapıyoruz? Deprem olduktan sonra tedbir alıyoruz." diyen Kılıçdaroğlu, sorumluluk makamında bulunanların gerekli duyarlılıklarla hareket etmesini ve bilimsel veriler ışığında gerekli önlemleri almasını istedi.
Depreme yönelik acil toplanma alanlarının amaçları dışında kullanıldığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Sevgili vatandaşım senin de sorumluluğun var. Önlem almayanları iktidara getirmeyeceksin. Kendi riskini, kendin doğuruyorsun. Önlemleri almayanlar, yetkili olduğu halde yetkilerini kullanmayanlar kimlerdir? Bunun takdiri vatandaşlarımıza ait. Bu takdirin çok iyi yapılması gerekir." diye konuştu.
Türkiye'nin tarihinin en derin krizlerini yaşadığını, herkesin bu konuda dikkatli olması gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "14 yılın sonunda nasıl oluyor da Türkiye bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalıyor? Bu ortam nasıl oluştu? Ve bu ortam Türkiye'nin başına nasıl bela oldu? Hepimizin düşünmesi gereken temel konulardan biri de budur. 14 yıldır bu ülkeyi kimler yönetiyor? Kimler Türkiye'yi bu hale getirdi. Ağlıyoruz, insanlarımız öldü, şehitlerimiz var diyoruz. Niçin oldu? Nasıl oldu? Bu soruyu kendimize soracağız. Eğer çocuklarımıza güzel bir ülke bırakacaksak bu soruyu sormak zorundayız." değerlendirmesini yaptı.
Çağdaş ve demokrasisi gelişmiş ülkelerin geçmişi çok iyi analiz ettiğini belirten Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin de geçmişini çok iyi analiz etmesi, hatalarından ders çıkarması ve bu hataları bir daha tekrarlamaması gerektiğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, "Umarım darbe sonrasında da güçlü bir özeleştiri olur. Hatalar bir daha tekrar edilmez ve Türkiye geleceğini daha sağlıklı inşa eder." dedi.
15 Temmuz darbe girişimi ve sonrası süreçte en dik duran kurumun TBMM olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, parlamentonun bombalar altında darbecilere direndiğine dikkati çekti.
Meclis'teki dört siyasi partinin de darbeye karşı ortak bir tavır sergilediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, 26 Temmuz'da darbenin araştırılması için de oy birliğiyle bir komisyon kurulduğunu hatırlattı.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bugün 17 Ağustos. MHP, HDP ve CHP komisyona üyelerini verdiler. Üye vermeyen sadece Adalet ve Kalkınma Partisi. Şu soruyu sormak zorundayım Binali Bey'e; neden siz bu araştırma komisyonuna milletvekili görevlendirmiyorsunuz? Hangi gerekçe ile görevlendirmiyorsunuz? Bu darbe girişiminin siyasal ayağının ortaya çıkarılması lazım. Bu darbe girişiminin ana sorumlularının ortaya çıkması lazım. Parlamento bunu çıkarmazsa kim çıkaracak? Yargı. Yargının ne olacağını bilmiyoruz. Ama bu parlamento bombalandı, mahkemeler değil. Yasama organın, TBMM'nin bu olayı araştırması lazım. Pek çok kişiyi davet etmesi, neydi, ne oldu, kimler destekledi bu FETÖ denen terör örgütünü, kimler yerleştirdi bunları devletin bütün kademelerine, bunları parlamentonun sorgulaması, araştırması lazım. Biz bunu araştırmazsak görevimizi yapmamış oluruz."
Geçmişin iyi analiz edilmesi, sorumluların ortaya çıkarılması ve bir daha darbeye teşebbüs edilmesinin önünün kesilmesi için parlamentonun da güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, CHP olarak yıllarca F tipi örgütlenmeden söz ettiklerini, devletin tüm kademelerine yerleştikleri uyarısında bulunduklarını anlattı.
Kılıçdaroğlu, "Bizim güzel bir sözümüz var; bir musibet bin nasihattan evladır diye. Bu musibet başımıza geldi, demek ki bizim bir şeyler yapmamız lazım. Ne yapmamız lazım? Bunu düşünür, siyasetçiler olarak gereğini yerine getirirsek emin olun, bu ülkede bir daha darbe olmaz." diye konuştu.
Darbeyi önlemenin öncelikli koşullarından birinin camiye, kışlaya ve adliyeye siyaset sokmamak olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmede bulundu:
"Cami bir siyasi partinin arka bahçesine dönüşür mü? Böyle bir şey olur mu? Bu vatandaşı ayrıştırmaktır. Kışlaya siyaseti sokarsanız Türkiye darbeden kurtulamaz. Adliyeye siyaseti sokarsanız, 'bu hakim bizim partiden beni beraat ettirdi, bu hakim başka partiden beni mahkum ettirdi', böyle adalet olmaz. Yargıtay'a 160 üye atandığında bu kürsüden dedim ki, siz yanlış yapıyorsunuz, Yargıtay'a 160 militan atadınız dedim. Bağırdılar, çağırdılar, üstüme geldiler, 'yanlış yapıyorsun' dediler. Şimdi o 160 militanın tamamını Yargıtay'dan çıkardılar. Biz ne söyledik? Adalete siyaseti bulaştırmayın dedik."
Yaşananların laikliğin önemini de bir kez daha ortaya koyduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, herkesin birbirinin inancına ve ibadet özgürlüğüne saygılı olması gerektiğine işaret etti. Kılıçdaroğlu, "79 milyon yurttaşın arasında bir Allah'ın kulu çıkıp da 'ben ibadetimi özgürce yerine getiremiyorum' diyorsa, gel kardeşim beni bul. Vallahi de billahi de önüne düşeceğim, ibadetini özgürce yerine getirinceye kadar senin yanında olacağım ve senin hakkını savunacağım." dedi.
Darbelerin önlenmesinin bir diğer koşulunun da ülkede tam demokrasiyi tesis etmek olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, Türk milletinin birinci sınıf demokrasiye layık olduğunu ve bunu yakalamak için de ülkenin darbe hukukundan arındırılması gerektiğini belirtti.
Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Yüzde 10 seçim barajını kim getirdi? 12 Eylül'de darbe yapanlar getirdi. Peki, darbeye karşı mıyız? Hepimiz diyoruz ki darbeye karşıyız. O zaman bu darbe hukukunu değiştirelim. 'Yok. Bu kalsın, bunu değiştirmeyelim'. Madem ki demokrasiyi savunuyoruz, madem ki Türkiye darbe hukukundan arındırılsın diyoruz, o zaman bu seçim sistemini değiştireceğiz. Bu yüzde 10 seçim barajı ayıbından Türkiye demokrasisini kurtarmamız lazım. Çağrım bütün siyasi partilere. Tam demokrasinin kurallarından birisi de parlamenter sistemi güçlendirmektir. 'Meclis çok güçlü' diyorlar. Meclis güçle değil arkadaşlar. Buradan özellikle Sayın Meclis Başkanı'na çağrı yapmak istiyorum. Milletvekilleri soru önergeleri veriyorlar, İçtüzük'e göre soru önergelerinin 15 gün içinde cevaplanması lazım. Biz bıraktık 15 günü, 15 ayı, 20 ay, 3 yıl, 4 yıl yanıtlanmayan soru önergeleri var. Bu parlamentonun itibarına gölge düşürmektir. Eğer bir bakan 15 gün içinde soru önergelerine cevap vermiyorsa, Meclis Başkanı'nın çıkıp, 'Sayın Bakan derhal istifa et.' demesi lazım."
Bürokratların Meclis'teki komisyonlardan gelen davetlere de gerektiği gibi katılım göstermediğini ileri süren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu kuruldu. Bugünler için çok hayati bir komisyon. Bugüne kadar hiçbir bürokrat gelip bu komisyona bilgi vermiş değil. Meclis Başkanı'na ve Sayın Binali Yıldırım'a sormak istiyorum; istihbaratın başında olan kişi, TBMM'ye gelip bilgi vermiyorsa, bilgi vermemenin güvencesi onu destekleyen bakan ve başbakandır. Siyasetçi gideceksin kardeşim dediği andan itibaren Meclis'e gelir. Bürokratlar TBMM'ye gelip her türlü sorunun cevabını vermeli."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Öyle bir atmosfer yaratıldı ki çok tehlikeli. Hakim önüne gelen kişiyi, savcının gönderdiği kişiyi adeta tutuklamak zorunda hissediyor kendini. Tutuklamazsa 'FETÖ'cü diyecekler bana' diyor. Böyle bir yargı olmaz. Türkiye'nin bu atmosferden süratle çıkması lazım." dedi.
Liyakat sisteminin özünde bilgi, birikim ve deneyim olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, liyakatın olmadığı yerde devletin çökeceğini söyledi.
"Bugün eğer Türkiye bu noktaya taşınmışsa, liyakat sistemi çöktüğü için taşınmıştır." diyen Kılıçdaroğlu, kendisinin bunu defalarca dile getirmesinin ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş'un "Evet, devlette liyakat sistemi olacak, bilgi birikimi olacak, vatana, bayrağa saygı ve bağlılık olacak" dediğini anımsattı.
Ardından bugün bir KHK yayımlandığını ve özel harekat polislerinin alımında KPSS şartının kaldırıldığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Niye girmeyecekler? Ayakkabı boyacısının oğlu giriyor, genel müdürün de oğlu giriyor. Diğerlerinin de çocukları giriyor. Manavın, bakkalın, simitçinin de çocuğu giriyor. Hakkarili'nin de Şırnaklı'nın da çocuğu bu sınava giriyor, 'başarılı olursam devlette iyi bir yere gelirim' diyor. Ama diyorlar ki 'şimdi OHAL var, biz bir yolunu bulalım, özel harekatçı alacaksak bunlar sınavlara girmesin.' Nasıl seçeceksin? 'Bizim partilere sesleneceğim, gelin çocuklar sizi özel harekatçı yapayım.' Bu doğru değildir. Bir adam sözünün eri olmak zorundadır. Sayın Numan Kurtulmuş?a sesleniyorum: Sözünün eriysen ve bu sözünün arkasında duruyorsan Bakanlar Kurulu adına bu açıklamayı yapıyorsan bu uygulamayı ya değiştir ya da o görevden ayrıl arkadaş. İstifa et, onurlu bir tavır takın. 'Ben liyakatı söyledim, bunlar liyakata uymadılar, benim bu hükümette görev yapmamın bir anlamı kalmadı' de ve adam gibi istifa et. Ben bunu istiyorum. Liyakat budur."
"Liyakatı nasıl sağlarız?" sorusunu soran Kemal Kılıçdaroğlu, liyakatın özünde sorgulayıcı eğitim sistemi bulunduğuna dikkati çekti.
Geçtiğimiz günlerde 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, "Aklımızı, fikrimizi bir kişiye teslim etmemeliyiz." dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Aklımızı, fikrimizi bir kişiye teslim edersek, biz aklımızı kullanmıyoruz anlamına gelir. Çünkü ordan ne gelirse, 'ben sadece ona uyacağım.' Yani insanın robotlaşması demektir. Neden aklımızı bir kişiye teslim etmeyelim? Çünkü aklınızı kullanın, Yüce Yaradan da 'aklınızı kullanmıyor musunuz?' diyor. Aklımızı kullanacağız. Ama bunu eğitimle yapacağız. Yine bugünlerde çok sık kullanılıyor, üst akıldan söz ediliyor, sen de akıl yoksa üst akıldan söz edersin... Aklımızı kullanmanın yolu sorgulayıcı eğitimden geçer. Aklı, fikri, vicdanı hür çocuklar yetiştirmeliyiz. Elin oğlu Mars'a gidiyor biz hala aklımızı birisine kiraya veriyoruz."
Türkiye?nin en temel sorunlarından birinin varolan eğitim sistemi olduğunu tekrarlayan Kılıçdaroğlu, bu sistem değişmedikçe çağdaş uygarlığın yakalanamayacağını söyledi.
Bir başka önemli konunun da yargının bağımsızlığı olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, "Öyle bir atmosfer yaratıldı ki çok tehlikeli. Hakim önüne gelen kişiyi, savcının gönderdiği kişiyi adeta tutuklamak zorunda hissediyor kendini. Tutuklamazsa 'FETÖ'cü diyecekler bana' diyor. O açıdan kim geliyorsa atın hapse. Böyle bir yargı olmaz. Türkiye'nin bu atmosferden süratle çıkması lazım." değerlendirmesini yaptı.
Yargının deliller ışığında, hukukun üstünlüğüne göre karar vermesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, bunun yapılmadığı zaman kurunun yanında yaşın da yanacağını bildirdi.
"Bir mazlumun hapse girmesinden, bin suçlunun aramızda gezmesi daha evladır." dendiğini belirten Kılıçdaroğlu, mağdur yaratmanın son derece ağır bir sorumluluk gerektirdiğini ifade etti.
Böyle bir sorumluluğun altına hiç kimsenin girmemesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının bu açıdan çok önemli olduğunu dile getirdi.
OHAL kapsamında KHK'lar çıkarıldığını ve parlamentonun bu işin dışında tutulduğunu aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, "Şimdi gazeteciler hapiste, gazeteler, televizyonlar kapatılıyor. Bunu demokratik dünyaya anlatamazsınız. Bir gazeteciyi niye hapse atıyorsunuz? 'Gülen örgütünü savundu' diye. Bırak yazılarıyla yardım edeni, çıkıp TBMM kürsüsünden övgüler düzen adamlar var peki bunlara ne yapacaksınız?" açıklamasını yaptı.
Gazetecinin düşüncesi benimsenmese bile özgürlüğün timsali olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Gazetecilerin hapse atılması asla doğru değildir. Gazeteci elbette yargılanır. Tutuksuz yargılarsın, yurt dışına çıkış yasağı koyar, pasaportuna el koyarsın yargılarsın. Bir gazeteciyi hapse atmak, gazeteleri, televizyonları kapatmak darbecilerle aynı çizgiye düşmek demektir. Eğer hukukun üstünlüğünü savunuyorsak, medya özgürlüğünü sonuna kadar savunmak durumundayız. Kalemini kullanan bir gazeteciyi hapse atmayı asla doğru bulmuyorum. Darbe girişimi suç. Suçlu nasıl yargılanacak? Hukukun üstünlüğü ilkesi içerisinde tüm bu sürecin yapılması lazım. Baskı işkence görürlerse bunlar, bütün çabalar boşa gider. O nedenle hukukun üstünlüğü çok önemlidir."
Birini sevmeyen bir kişinin "Bu FETÖ?cü" diye ihbarda bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bunu "tehlikeli bir süreç" olarak değerlendirdi.
Kılıçdaroğlu, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sanatçıların işine son verildiğini, bu sanatçıların tamamının ödüllü ve bütün hayatlarının demokrasi üzerine olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "Bir olayı, OHAL'i fırsat bilip, sanatçıyı, gazeteciyi hapse atmak, tutuklamak, işinden etmek, çoluk çocuğunu aç bırakmak Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışır mı? Beğenirsin veya beğenmezsin, evine ekmek götürecek. Hiçbir siyasetçi sanatçıyla uğraşmasın, sanatçı özgür dünyanın adamıdır. Sanatçı herkesi eleştirir. Sorun, sanatçıya konu olmayacaksın siyasetçiysen. Eğer konu olursan sanatçı seni eleştirir." dedi.
30 Temmuz?da Erzurum?da bir gazeteciyi gözaltına almak için polislerin evine gittiğini ancak bu kişiyi bulamayınca karısını gözaltına aldıklarını ileri süren Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:
"(Kocan gelene kadar bizimlesin) diyorlar. Kadının ne günahı var, kocasını git yakala, sen polissin. Bu tür olaylar devletin üzerine gölge düşüren uygulamalardır. Gazi Üniversitesi?nden bir profesör, Betül Yazar hocamız. Profesörlüğünü bile FETÖ'cüleri mahkemeye vererek almış, FETÖ'cü diye bunu da açığa alıyorlar. Pes yani. Çünkü birisi ihbar etmiştir. Bizim önceki genel başkanımızın kızını da gidip FETÖ?cü diye gözaltına almak istediler. Akıl var, mantık var."
Sakarya'da şeker hastası bir öğretmenin gözaltında hayatını kaybettiğini, sonrasında ailesinin namazını kıldıracak bir imam bile bulamadığını öne süren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Daha bu yargılanmamış, suçlu olup olmadığı bilinmiyor. Bu Türkiye'ye, insan haklarına yakışır mı? Suçlu olduğu olmadığı belli değil. Nasıl bu insanı toptan suçlu ilan edersiniz." diye konuştu.
Akıncılar Üssü?ne çağırılan Yüzbaşı Özkan Hekim'in, darbeye karşı çıktığı için arkadan vurulduğunu ancak yinede hain ilan edildiğini savunan Kılıçdaroğlu, Hekim'in mahkemece hain olmadığının tespit edildiğini anlattı.
Bu tür olayların doğru olmadığını ve üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "Şimdi bir de başka bir şey başladı. Bütün bu olayları 17-25'e endeksleyen bir anlayış başladı. Şunu söyleyeyim; kimse 17-25 olaylarını aklamaya yeltenmesin. O ayrı yerde duruyor, o da yargılanacak. Darbeciler nasıl yargılanıyorsa, devleti soyanların da yargılanması lazım." dedi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasının son bölümünde Hakkari ve Şırnak'ın ilçe yapılması kararına değindi.
Kılıçdaroğlu, salonda bulunan çok sayıda Hakkari ve Şırnaklı'nın tezahüratları altında, "Hakkari bizim kadim illerimizden biridir. 1936 yılında il olmuştur. Şırnak, 1990 yılında. Ne Şırnak?ın ne Hakkari?nin il kapsamı dışına çıkarılmasını parti olarak asla doğru bulmuyoruz ve bunun mücadelesini vereceğiz." ifadesini kullandı.
İki ilin güvenlik nedeniyle ilçe yapılacağının ve yeni iki il kurulacağının söylendiğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bunun kadar abes bir düşünce olamaz. Hakkari'nin, Şırnak'ın güvenliğini sağlayamıyorsan, hükümette ne işin var? Güvenlik nedeniyle Yüksekova ve Cizre il olsun diyorsanız, itirazımız yok. Şırnak da Hakkari de Yüksekova da Cizre de il olsun. Cumhuriyet tarihinde bir ilin il vasfından çıkarılması, Osman Bölükbaşı'nın bir ilden milletvekili seçilmesiyle başlamıştı ve Kırşehir ilçe yapılmıştı. Bu ayıbı sonra demokrasi temizlemiştir. Şırnak'ı, Hakkari'yi neden il olmaktan çıkarıyorsunuz? Verdiğiniz bir hak geri alınmaz. Umuyorum ve diliyorum, ortak aklı egemen kılarız, 4 siyasi parti de 81 il değil, 83 il kararını alır."
Konuşmasının başında, 17 Ağustos depremini yaşayan bazı depremzedelerin grup toplantı salonunda olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, ülke yönetiminde olanların riskleri görmesi ve tedbirleri bugünden alması gerektiğini söyledi.
"Biz ne yapıyoruz? Deprem olduktan sonra tedbir alıyoruz." diyen Kılıçdaroğlu, sorumluluk makamında bulunanların gerekli duyarlılıklarla hareket etmesini ve bilimsel veriler ışığında gerekli önlemleri almasını istedi.
Depreme yönelik acil toplanma alanlarının amaçları dışında kullanıldığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Sevgili vatandaşım senin de sorumluluğun var. Önlem almayanları iktidara getirmeyeceksin. Kendi riskini, kendin doğuruyorsun. Önlemleri almayanlar, yetkili olduğu halde yetkilerini kullanmayanlar kimlerdir? Bunun takdiri vatandaşlarımıza ait. Bu takdirin çok iyi yapılması gerekir." diye konuştu.
Türkiye'nin tarihinin en derin krizlerini yaşadığını, herkesin bu konuda dikkatli olması gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "14 yılın sonunda nasıl oluyor da Türkiye bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalıyor? Bu ortam nasıl oluştu? Ve bu ortam Türkiye'nin başına nasıl bela oldu? Hepimizin düşünmesi gereken temel konulardan biri de budur. 14 yıldır bu ülkeyi kimler yönetiyor? Kimler Türkiye'yi bu hale getirdi. Ağlıyoruz, insanlarımız öldü, şehitlerimiz var diyoruz. Niçin oldu? Nasıl oldu? Bu soruyu kendimize soracağız. Eğer çocuklarımıza güzel bir ülke bırakacaksak bu soruyu sormak zorundayız." değerlendirmesini yaptı.
Çağdaş ve demokrasisi gelişmiş ülkelerin geçmişi çok iyi analiz ettiğini belirten Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin de geçmişini çok iyi analiz etmesi, hatalarından ders çıkarması ve bu hataları bir daha tekrarlamaması gerektiğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, "Umarım darbe sonrasında da güçlü bir özeleştiri olur. Hatalar bir daha tekrar edilmez ve Türkiye geleceğini daha sağlıklı inşa eder." dedi.
15 Temmuz darbe girişimi ve sonrası süreçte en dik duran kurumun TBMM olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, parlamentonun bombalar altında darbecilere direndiğine dikkati çekti.
Meclis'teki dört siyasi partinin de darbeye karşı ortak bir tavır sergilediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, 26 Temmuz'da darbenin araştırılması için de oy birliğiyle bir komisyon kurulduğunu hatırlattı.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bugün 17 Ağustos. MHP, HDP ve CHP komisyona üyelerini verdiler. Üye vermeyen sadece Adalet ve Kalkınma Partisi. Şu soruyu sormak zorundayım Binali Bey'e; neden siz bu araştırma komisyonuna milletvekili görevlendirmiyorsunuz? Hangi gerekçe ile görevlendirmiyorsunuz? Bu darbe girişiminin siyasal ayağının ortaya çıkarılması lazım. Bu darbe girişiminin ana sorumlularının ortaya çıkması lazım. Parlamento bunu çıkarmazsa kim çıkaracak? Yargı. Yargının ne olacağını bilmiyoruz. Ama bu parlamento bombalandı, mahkemeler değil. Yasama organın, TBMM'nin bu olayı araştırması lazım. Pek çok kişiyi davet etmesi, neydi, ne oldu, kimler destekledi bu FETÖ denen terör örgütünü, kimler yerleştirdi bunları devletin bütün kademelerine, bunları parlamentonun sorgulaması, araştırması lazım. Biz bunu araştırmazsak görevimizi yapmamış oluruz."
Geçmişin iyi analiz edilmesi, sorumluların ortaya çıkarılması ve bir daha darbeye teşebbüs edilmesinin önünün kesilmesi için parlamentonun da güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, CHP olarak yıllarca F tipi örgütlenmeden söz ettiklerini, devletin tüm kademelerine yerleştikleri uyarısında bulunduklarını anlattı.
Kılıçdaroğlu, "Bizim güzel bir sözümüz var; bir musibet bin nasihattan evladır diye. Bu musibet başımıza geldi, demek ki bizim bir şeyler yapmamız lazım. Ne yapmamız lazım? Bunu düşünür, siyasetçiler olarak gereğini yerine getirirsek emin olun, bu ülkede bir daha darbe olmaz." diye konuştu.
Darbeyi önlemenin öncelikli koşullarından birinin camiye, kışlaya ve adliyeye siyaset sokmamak olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmede bulundu:
"Cami bir siyasi partinin arka bahçesine dönüşür mü? Böyle bir şey olur mu? Bu vatandaşı ayrıştırmaktır. Kışlaya siyaseti sokarsanız Türkiye darbeden kurtulamaz. Adliyeye siyaseti sokarsanız, 'bu hakim bizim partiden beni beraat ettirdi, bu hakim başka partiden beni mahkum ettirdi', böyle adalet olmaz. Yargıtay'a 160 üye atandığında bu kürsüden dedim ki, siz yanlış yapıyorsunuz, Yargıtay'a 160 militan atadınız dedim. Bağırdılar, çağırdılar, üstüme geldiler, 'yanlış yapıyorsun' dediler. Şimdi o 160 militanın tamamını Yargıtay'dan çıkardılar. Biz ne söyledik? Adalete siyaseti bulaştırmayın dedik."
Yaşananların laikliğin önemini de bir kez daha ortaya koyduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, herkesin birbirinin inancına ve ibadet özgürlüğüne saygılı olması gerektiğine işaret etti. Kılıçdaroğlu, "79 milyon yurttaşın arasında bir Allah'ın kulu çıkıp da 'ben ibadetimi özgürce yerine getiremiyorum' diyorsa, gel kardeşim beni bul. Vallahi de billahi de önüne düşeceğim, ibadetini özgürce yerine getirinceye kadar senin yanında olacağım ve senin hakkını savunacağım." dedi.
Darbelerin önlenmesinin bir diğer koşulunun da ülkede tam demokrasiyi tesis etmek olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, Türk milletinin birinci sınıf demokrasiye layık olduğunu ve bunu yakalamak için de ülkenin darbe hukukundan arındırılması gerektiğini belirtti.
Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Yüzde 10 seçim barajını kim getirdi? 12 Eylül'de darbe yapanlar getirdi. Peki, darbeye karşı mıyız? Hepimiz diyoruz ki darbeye karşıyız. O zaman bu darbe hukukunu değiştirelim. 'Yok. Bu kalsın, bunu değiştirmeyelim'. Madem ki demokrasiyi savunuyoruz, madem ki Türkiye darbe hukukundan arındırılsın diyoruz, o zaman bu seçim sistemini değiştireceğiz. Bu yüzde 10 seçim barajı ayıbından Türkiye demokrasisini kurtarmamız lazım. Çağrım bütün siyasi partilere. Tam demokrasinin kurallarından birisi de parlamenter sistemi güçlendirmektir. 'Meclis çok güçlü' diyorlar. Meclis güçle değil arkadaşlar. Buradan özellikle Sayın Meclis Başkanı'na çağrı yapmak istiyorum. Milletvekilleri soru önergeleri veriyorlar, İçtüzük'e göre soru önergelerinin 15 gün içinde cevaplanması lazım. Biz bıraktık 15 günü, 15 ayı, 20 ay, 3 yıl, 4 yıl yanıtlanmayan soru önergeleri var. Bu parlamentonun itibarına gölge düşürmektir. Eğer bir bakan 15 gün içinde soru önergelerine cevap vermiyorsa, Meclis Başkanı'nın çıkıp, 'Sayın Bakan derhal istifa et.' demesi lazım."
Bürokratların Meclis'teki komisyonlardan gelen davetlere de gerektiği gibi katılım göstermediğini ileri süren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu kuruldu. Bugünler için çok hayati bir komisyon. Bugüne kadar hiçbir bürokrat gelip bu komisyona bilgi vermiş değil. Meclis Başkanı'na ve Sayın Binali Yıldırım'a sormak istiyorum; istihbaratın başında olan kişi, TBMM'ye gelip bilgi vermiyorsa, bilgi vermemenin güvencesi onu destekleyen bakan ve başbakandır. Siyasetçi gideceksin kardeşim dediği andan itibaren Meclis'e gelir. Bürokratlar TBMM'ye gelip her türlü sorunun cevabını vermeli."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Öyle bir atmosfer yaratıldı ki çok tehlikeli. Hakim önüne gelen kişiyi, savcının gönderdiği kişiyi adeta tutuklamak zorunda hissediyor kendini. Tutuklamazsa 'FETÖ'cü diyecekler bana' diyor. Böyle bir yargı olmaz. Türkiye'nin bu atmosferden süratle çıkması lazım." dedi.
Liyakat sisteminin özünde bilgi, birikim ve deneyim olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, liyakatın olmadığı yerde devletin çökeceğini söyledi.
"Bugün eğer Türkiye bu noktaya taşınmışsa, liyakat sistemi çöktüğü için taşınmıştır." diyen Kılıçdaroğlu, kendisinin bunu defalarca dile getirmesinin ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş'un "Evet, devlette liyakat sistemi olacak, bilgi birikimi olacak, vatana, bayrağa saygı ve bağlılık olacak" dediğini anımsattı.
Ardından bugün bir KHK yayımlandığını ve özel harekat polislerinin alımında KPSS şartının kaldırıldığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Niye girmeyecekler? Ayakkabı boyacısının oğlu giriyor, genel müdürün de oğlu giriyor. Diğerlerinin de çocukları giriyor. Manavın, bakkalın, simitçinin de çocuğu giriyor. Hakkarili'nin de Şırnaklı'nın da çocuğu bu sınava giriyor, 'başarılı olursam devlette iyi bir yere gelirim' diyor. Ama diyorlar ki 'şimdi OHAL var, biz bir yolunu bulalım, özel harekatçı alacaksak bunlar sınavlara girmesin.' Nasıl seçeceksin? 'Bizim partilere sesleneceğim, gelin çocuklar sizi özel harekatçı yapayım.' Bu doğru değildir. Bir adam sözünün eri olmak zorundadır. Sayın Numan Kurtulmuş?a sesleniyorum: Sözünün eriysen ve bu sözünün arkasında duruyorsan Bakanlar Kurulu adına bu açıklamayı yapıyorsan bu uygulamayı ya değiştir ya da o görevden ayrıl arkadaş. İstifa et, onurlu bir tavır takın. 'Ben liyakatı söyledim, bunlar liyakata uymadılar, benim bu hükümette görev yapmamın bir anlamı kalmadı' de ve adam gibi istifa et. Ben bunu istiyorum. Liyakat budur."
"Liyakatı nasıl sağlarız?" sorusunu soran Kemal Kılıçdaroğlu, liyakatın özünde sorgulayıcı eğitim sistemi bulunduğuna dikkati çekti.
Geçtiğimiz günlerde 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, "Aklımızı, fikrimizi bir kişiye teslim etmemeliyiz." dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Aklımızı, fikrimizi bir kişiye teslim edersek, biz aklımızı kullanmıyoruz anlamına gelir. Çünkü ordan ne gelirse, 'ben sadece ona uyacağım.' Yani insanın robotlaşması demektir. Neden aklımızı bir kişiye teslim etmeyelim? Çünkü aklınızı kullanın, Yüce Yaradan da 'aklınızı kullanmıyor musunuz?' diyor. Aklımızı kullanacağız. Ama bunu eğitimle yapacağız. Yine bugünlerde çok sık kullanılıyor, üst akıldan söz ediliyor, sen de akıl yoksa üst akıldan söz edersin... Aklımızı kullanmanın yolu sorgulayıcı eğitimden geçer. Aklı, fikri, vicdanı hür çocuklar yetiştirmeliyiz. Elin oğlu Mars'a gidiyor biz hala aklımızı birisine kiraya veriyoruz."
Türkiye?nin en temel sorunlarından birinin varolan eğitim sistemi olduğunu tekrarlayan Kılıçdaroğlu, bu sistem değişmedikçe çağdaş uygarlığın yakalanamayacağını söyledi.
Bir başka önemli konunun da yargının bağımsızlığı olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, "Öyle bir atmosfer yaratıldı ki çok tehlikeli. Hakim önüne gelen kişiyi, savcının gönderdiği kişiyi adeta tutuklamak zorunda hissediyor kendini. Tutuklamazsa 'FETÖ'cü diyecekler bana' diyor. O açıdan kim geliyorsa atın hapse. Böyle bir yargı olmaz. Türkiye'nin bu atmosferden süratle çıkması lazım." değerlendirmesini yaptı.
Yargının deliller ışığında, hukukun üstünlüğüne göre karar vermesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, bunun yapılmadığı zaman kurunun yanında yaşın da yanacağını bildirdi.
"Bir mazlumun hapse girmesinden, bin suçlunun aramızda gezmesi daha evladır." dendiğini belirten Kılıçdaroğlu, mağdur yaratmanın son derece ağır bir sorumluluk gerektirdiğini ifade etti.
Böyle bir sorumluluğun altına hiç kimsenin girmemesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının bu açıdan çok önemli olduğunu dile getirdi.
OHAL kapsamında KHK'lar çıkarıldığını ve parlamentonun bu işin dışında tutulduğunu aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, "Şimdi gazeteciler hapiste, gazeteler, televizyonlar kapatılıyor. Bunu demokratik dünyaya anlatamazsınız. Bir gazeteciyi niye hapse atıyorsunuz? 'Gülen örgütünü savundu' diye. Bırak yazılarıyla yardım edeni, çıkıp TBMM kürsüsünden övgüler düzen adamlar var peki bunlara ne yapacaksınız?" açıklamasını yaptı.
Gazetecinin düşüncesi benimsenmese bile özgürlüğün timsali olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Gazetecilerin hapse atılması asla doğru değildir. Gazeteci elbette yargılanır. Tutuksuz yargılarsın, yurt dışına çıkış yasağı koyar, pasaportuna el koyarsın yargılarsın. Bir gazeteciyi hapse atmak, gazeteleri, televizyonları kapatmak darbecilerle aynı çizgiye düşmek demektir. Eğer hukukun üstünlüğünü savunuyorsak, medya özgürlüğünü sonuna kadar savunmak durumundayız. Kalemini kullanan bir gazeteciyi hapse atmayı asla doğru bulmuyorum. Darbe girişimi suç. Suçlu nasıl yargılanacak? Hukukun üstünlüğü ilkesi içerisinde tüm bu sürecin yapılması lazım. Baskı işkence görürlerse bunlar, bütün çabalar boşa gider. O nedenle hukukun üstünlüğü çok önemlidir."
Birini sevmeyen bir kişinin "Bu FETÖ?cü" diye ihbarda bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bunu "tehlikeli bir süreç" olarak değerlendirdi.
Kılıçdaroğlu, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sanatçıların işine son verildiğini, bu sanatçıların tamamının ödüllü ve bütün hayatlarının demokrasi üzerine olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "Bir olayı, OHAL'i fırsat bilip, sanatçıyı, gazeteciyi hapse atmak, tutuklamak, işinden etmek, çoluk çocuğunu aç bırakmak Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışır mı? Beğenirsin veya beğenmezsin, evine ekmek götürecek. Hiçbir siyasetçi sanatçıyla uğraşmasın, sanatçı özgür dünyanın adamıdır. Sanatçı herkesi eleştirir. Sorun, sanatçıya konu olmayacaksın siyasetçiysen. Eğer konu olursan sanatçı seni eleştirir." dedi.
30 Temmuz?da Erzurum?da bir gazeteciyi gözaltına almak için polislerin evine gittiğini ancak bu kişiyi bulamayınca karısını gözaltına aldıklarını ileri süren Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:
"(Kocan gelene kadar bizimlesin) diyorlar. Kadının ne günahı var, kocasını git yakala, sen polissin. Bu tür olaylar devletin üzerine gölge düşüren uygulamalardır. Gazi Üniversitesi?nden bir profesör, Betül Yazar hocamız. Profesörlüğünü bile FETÖ'cüleri mahkemeye vererek almış, FETÖ'cü diye bunu da açığa alıyorlar. Pes yani. Çünkü birisi ihbar etmiştir. Bizim önceki genel başkanımızın kızını da gidip FETÖ?cü diye gözaltına almak istediler. Akıl var, mantık var."
Sakarya'da şeker hastası bir öğretmenin gözaltında hayatını kaybettiğini, sonrasında ailesinin namazını kıldıracak bir imam bile bulamadığını öne süren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Daha bu yargılanmamış, suçlu olup olmadığı bilinmiyor. Bu Türkiye'ye, insan haklarına yakışır mı? Suçlu olduğu olmadığı belli değil. Nasıl bu insanı toptan suçlu ilan edersiniz." diye konuştu.
Akıncılar Üssü?ne çağırılan Yüzbaşı Özkan Hekim'in, darbeye karşı çıktığı için arkadan vurulduğunu ancak yinede hain ilan edildiğini savunan Kılıçdaroğlu, Hekim'in mahkemece hain olmadığının tespit edildiğini anlattı.
Bu tür olayların doğru olmadığını ve üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "Şimdi bir de başka bir şey başladı. Bütün bu olayları 17-25'e endeksleyen bir anlayış başladı. Şunu söyleyeyim; kimse 17-25 olaylarını aklamaya yeltenmesin. O ayrı yerde duruyor, o da yargılanacak. Darbeciler nasıl yargılanıyorsa, devleti soyanların da yargılanması lazım." dedi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasının son bölümünde Hakkari ve Şırnak'ın ilçe yapılması kararına değindi.
Kılıçdaroğlu, salonda bulunan çok sayıda Hakkari ve Şırnaklı'nın tezahüratları altında, "Hakkari bizim kadim illerimizden biridir. 1936 yılında il olmuştur. Şırnak, 1990 yılında. Ne Şırnak?ın ne Hakkari?nin il kapsamı dışına çıkarılmasını parti olarak asla doğru bulmuyoruz ve bunun mücadelesini vereceğiz." ifadesini kullandı.
İki ilin güvenlik nedeniyle ilçe yapılacağının ve yeni iki il kurulacağının söylendiğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bunun kadar abes bir düşünce olamaz. Hakkari'nin, Şırnak'ın güvenliğini sağlayamıyorsan, hükümette ne işin var? Güvenlik nedeniyle Yüksekova ve Cizre il olsun diyorsanız, itirazımız yok. Şırnak da Hakkari de Yüksekova da Cizre de il olsun. Cumhuriyet tarihinde bir ilin il vasfından çıkarılması, Osman Bölükbaşı'nın bir ilden milletvekili seçilmesiyle başlamıştı ve Kırşehir ilçe yapılmıştı. Bu ayıbı sonra demokrasi temizlemiştir. Şırnak'ı, Hakkari'yi neden il olmaktan çıkarıyorsunuz? Verdiğiniz bir hak geri alınmaz. Umuyorum ve diliyorum, ortak aklı egemen kılarız, 4 siyasi parti de 81 il değil, 83 il kararını alır."
