2006-10-17 - 16:20
Fransa Parlamentosu'nda kabul edilen Ermeni Soykırımı Yasası'na karşı hükümetin boş sözlerin ötesinde ciddi bir tavır sergilenmediğini öne süren Baykal "Sadece kuru gürültü, yüksek perdeden tepki ifadeleriyle yetinilmektedir. Türkiye'nin, kalıcı olarak etkin ve yeni bir tavrın içine girmesine ihtiyaç vardır" diye konuştu.
Bir topluma ''soykırımı yaptı'' demenin çok ağır bir itham olduğunu belirten
Baykal, ''Kimsenin Türkiye'ye (soykırım yaptın) diye iftira etmeye hakkı yoktur''
dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Baykal partisinin grup toplantısına
başlarken, geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hastaneye kaldırılan Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a ''geçmiş olsun'' diledi.
Önemli bir durum olmadığının anlaşıldığını kaydeden Baykal, ''İnsanlık hali,
yoğun çalışanlarda böyle durumlar görülebilir. Sayın Başbakanın da bir sıkıntı
içine girdiğini ve hastaneye kaldırıldığını öğrendik. Kendisine 'geçmiş olsun'
dileklerimi ifade etmek isterim. Acil şifalar diliyorum. Bir an önce sağlığına
kavuşarak görevinin başına geçmesi, hepimizin içten dileğidir'' diye konuştu.
Baykal, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi eski başkanı Füsun Sayek ile
eski çalışma bakanlarından Prof. Dr. Cahit Talas'ın vefatından duyduğu üzüntüyü
de dile getirerek, Sayek ve Talas'ın, alanlarında çok değerli çalışmalar
yaptıklarını kaydetti.
Konuşmasında, Ermeni soykırımı iddialarına ve Fransa'daki gelişmelere de
değinen Baykal, Türkiye'nin arşivlerini dünyaya açmayı kabul ettiğini
anımsatarak, şunları söyledi:
''Bizim, gerçeğin ortaya çıkmasından kaçınacak hiçbir suçluluk duygumuz
yok. Gerçek neyse onu kabul etmeye hazırız. Ama bize gerçeği gösterin,
kanıtlayın. Soykırım iddiası, uluorta herkesin aklına geldiği zaman yönelteceği
bir itham değildir. (Ölüm oldu, kıyım, katliam oldu, bu soykırımdır) bunlar doğru
sözler değil. Soykırım, uluslararası hukukta çok özel anlamı olan bir kavramdır.
Bu kavramı işkence, eziyet için, yaşanan acı olaylar için uluorta kullanmak
mümkün değildir.''
Türkiye'ye yönelik tek taraflı, uluorta ithamları baskılarla kabul
ettirmeye, bir yafta takmaya, damga vurmaya dönük bir anlayışın söz konusu
olduğunu belirten Baykal, ''Acı olaylar yaşandı hiç kuşku yok. Ama 1915'te
yaşanmış bu olaylar, aradan neredeyse 100 yıl geçtikten sonra bir topluma yönelik
iftira olarak kabul ettirilmek istenemez. Bunu anlayışla karşılamamız mümkün
değil'' diye konuştu.
''SIRADA, SÜRYANİ VE PONTUS İDDİALARI VAR'
Baykal, 1915'te yaşanan olaylarla ilgili olarak 50 yıl sonra birdenbire
soykırım iddialarının ortaya atılmaya başladığını, bu süreçte 1960'lı yıllardan
itibaren büyük çoğunluğu Fransa'da olmak üzere 30 Türk diplomatın katledildiğini
anımsattı.
Bunun altında ''Türkiye'ye yönelik bir Ermeni soykırımı yaftası asma
çabasının yattığını'' ifade eden Baykal, şimdiye kadar 17 ülkenin parlamentosunda
Türkiye'nin soykırım yaptığı yönünde karar alındığına, bu ülkelerin, 10'unun AB
üyesi olduğuna dikkati çekti.
Ermeni soykırımı iddialarının arkasından, Süryani ve Pontus soykırımı
iddialarının gündeme getirileceğini ve bunun için uygun zamanın beklendiğini
savunan Baykal, şöyle devam etti:
''Dünyanın, aradan 100 yıla yakın bir süre geçtikten sonra, birdenbire
Türkiye'nin soykırım yaptığını kabul ederek Türkiye'ye yönelik bir uluslararası
kuşatmayı sürdürüyor olmasının anlamı nedir? İnsanlığın bu son dönemlerde
yaşadığı acı olayların, karanlık tarihin içinden dünya bula bula Türkiye'nin,
1915 yıllarında 1. Dünya Savaşı'nda Rusya ile savaşırken, içerdeki azınlıkların
'Artık günümüz geldi, bu fırsatı değerlendirmeliyiz, bu ortamda bu meseleyi
çözelim' anlayışı içinde harekete geçmesi ve bu hareket karşısında etkisiz
kılınması olayının ötesinde hatırlanacak başka olay kalmadı mı?
Vietnam'da, Cezayir'de yaşananlardan Afrika'da yaşananlara kadar insanlığın
vicdanını rahatlatmak için aydınlatılmasına ihtiyaç hissedilen başka olay mı
kalmadı? Niçin Türkiye, niçin bu olay, niçin bir Müslüman devletin böyle
kuşatılıp baskı altına alınması gerçeği? Ne yatıyor bunun altında?''
Deniz Baykal, ''Bu olay, 2 Hristiyan ülke arasında yaşanmış olsaydı,
zannediyor musunuz ki bu şekilde gündeme gelirdi? Bunları söylemekten üzüntü
duyuyorum ama bunları yok saymak mümkün değil'' diye konuştu.
''BATI İLE İLİŞKİ, ÜZÜNTÜ VERİCİ NOKTADA''
Gelinen noktada Türkiye'nin Batı ile ilişkisinin üzüntü verici bir nitelik
kazanmaya başladığını ifade eden Baykal, Ermeni soykırımı iddiasının bu çerçevede
çok önemli bir gelişme olarak değerlendirildiğini, herkesin anlamasını istedi.
Bir topluma ''soykırımı yaptı'' demenin çok ağır bir itham olduğunu belirten
Baykal, ''Kimsenin Türkiye'ye (soykırım yaptın) diye iftira etmeye hakkı yoktur''
dedi.
Erdal İnönü'nün, ''Doğrunun, daima ortaya çıkma gibi bir huyu vardır''
sözünü anımsatan Baykal, soykırım iddiasının yetmediğini, şimdi ''bu iddianın
tersinin söylenmesini yasaklama'' anlayışıyla harekete geçildiğini söyledi.
Fransa'da sözde Ermeni soykırımını suç sayan yasanın Ulusal Mecliste kabul
edildiğini, ancak ülkedeki saygın kuruluşların buna karşı çıktığını hatırlatan
Baykal, ''Ama işin esasına sahip çıkmaya devam edildi. Yasa parlamentodan geçti.
Ancak burada ilginç bir çatlama görülüyor, bu çok önemli'' diye konuştu. Baykal,
Fransa'da ve Avrupa'da pekçok çevrenin, Ermeni soykırımına karşı çıkmayı suç
sayan anlayışı reddetmeye başladığını ve bunun önemli bir gelişme olduğunu
söyledi.
''VİCDANININ SESİNİ DİNLE AVRUPA''
''Naziler suç işlememiştir, soykırım yapmamıştır'' diyenlerin
cezalandırıldığını kaydeden Baykal, ''Vicdanın rahat. Niçin, çünkü onlar
soykırımı işlemiştir. Türklere gelince demiyorsun. Niye demiyorsun, vicdanın
rahat değil. O vicdanının sesini dinle Avrupa... Bu, Türkiye'ye yönelik çok
haksız bir süreç, en küçük ödün vermeden kararlılıkla göğüslemek zorundayız.''
Fransa'da 2001 yılında ''Türkler, Ermenilere soykırım yapmıştır'' diye karar
alınınca, bu ülkenin, savunma sanayi ihalelerine girmesinin engellendiğini ve üst
düzey ilişkilerin askıya alındığını belirten Baykal, AK Parti'nin, ''devlette
süreklilik'' ilkesini bir yana bırakarak, bu kararı kaldırdığını söyledi.
Baykal, Hükümet'in, ''pasif, teslimiyetçi, göze girmeye çalışan bir
üsluptan çıkıp, ülkesinin hakkına, hukukuna sahip çıkan bir tavır içine
girmesini'' talep edeceklerini kaydetti.
Boş sözlerin ötesinde ciddi bir tavır sergilenmediğini, etkin bir yaptırımın
yürürlüğe konmadığını öne süren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sadece kuru gürültü, yüksek perdeden tepki ifadeleriyle yetinilmektedir.
Türkiye'nin, kalıcı olarak etkin ve yeni bir tavrın içine girmesine ihtiyaç
vardır. Elbette hassas bir konudur, alacağımız önlemlerin Türkiye'yi yaralamaması
lazımdır. Türkiye'nin geleceğe yönelik atacağı adımları, dünyaya gösterme
mecburiyeti vardır. Bunu yapmazsak hiçbir yere varmak mümkün değildir.''
Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) ve Adalet Divanı'nda
hukuk mücadelesi verebileceğini anlatan Baykal, Fransa'daki Türk vatandaşlarının
da sistematik biçimde yasayı ihlal edebilecekleri söyledi.
ERMENİ KÖKENLİ T.C VATANDAŞLARI
Baykal, tepki verilirken dikkat edilmesi gereken noktalar da olduğunu
belirterek, şöyle konuştu:
''Bütün bunları yaparken, bir tek şeyi yapmamalıyız. Sakın ha Türkiye'de
yaşayan Ermeni kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik bir husumet,
bir tepki, bir olumsuz davranış içinde olmamalıyız. O insanlar, bu toprakların
çocuklarıdır, bu vatanın çocuğudur, hep beraberiz. Etnik köken farkı olabilir,
inanç farkı olabilir, mezhep farkı olabilir, bunların bir önemi yok. Herkes, bu
toprağın çocuğudur, herkese bu anlayışla bakmak zorundayız. Onları bu anlayışla
kucaklamak durumundayız.
Bir tek Ermeni vatandaşımızın bir telinin bile en küçük bir zarar
görmemesini sağlamak, hepimizin en önemli sorumluluğudur. Bu konuyu, biz etkisiz
kılarız. Yeter ki teslimiyetçi bir anlayış içine girmeyelim, birilerinin suyuna
sürüklenmeyi kabul etmeyelim. Hakkımızı koruyalım. Hakkımızı koruyacağımız en
sağlam zeminlerden biridir bu.''
"KİM BASTI DÜĞMEYE"
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 301. maddeyle
ilgili tartışmaları değerlendirdi.
Bu maddenin sadece Türkiye'de bulunan, garip, hiçbir ülkede eşi benzeri
bulunmayan bir madde olmadığını, AB ülkelerinde de 301. maddenin benzerinin
olduğunu ifade eden Baykal, ''Türkiye'deki madde, İtalya'daki maddenin aynen
tercümesidir'' dedi.
Türkiye'de 301. maddenin yaygın bir kullanıma sahip olmadığını, sadece Hrant
Dink'in mahkum olduğunu anlatan Baykal, onun dışında herhangi bir tutuklama ve
mahkumiyet olmadığını kaydetti. ''Ama bu, dünya çapında meşhur bir madde oldu.
Sanki bu insan haklarının, demokrasinin, Aşil'in topu'' diyen Baykal, şöyle
konuştu:
''Bu madde varsa demokrasi yok, bu madde varsa insan hakları yok, bu madde
varsa hiçbir şey yok. Bu madde, en meşhur madde oldu. Kullanılmış değil.
Avrupa'da örneği var. Hayır, bu kalkacak. Niye kalkacak? Niye bu kadar meşhur bu
madde? Bilen bilmeyen herkes 301. maddeyle yatıp kalkıyor. Kim bastı düğmeye?
Birisi basmış, başka türlü anlamak mümkün mü?''
''SİZİ NİYE RAHATSIZ EDİYOR?''
Baykal, 301. maddenin, Türklüğe yönelik hakareti koruduğunu ifade ederek,
''Bu, sizi niye bu kadar rahatsız ediyor? Bunun, insan hakları, düşünce
özgürlüğü, demokrasiyle ne ilgisi var?'' diye sordu.
''Tahkir ve tezyif edilmemeyi talep etmek hakkımız değil mi?'' diyen Baykal,
''Önüne gelen Türkiye'ye sövüp sayacak mı? Kendi elimizle kendi yasamızı
değiştirerek, Türkiye'ye hakaret edilmesini serbest mi bırakacağız'' dedi.
''DUVARDAN ALIP, AVRUPA'YA TAŞIDINIZ''
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, 301. maddenin
değiştirilebileceği yönünde basına yansıyan açıklamalarına değinen Baykal,
işsizliğin, terörün, her şeyin, yeni bir talep ortaya çıkıncaya kadar
unutulduğunu, ''güneşin açtığını, bulutların dağıldığını'' söyledi. Baykal,
''Siz, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' yazısını duvardan alıp millete
indirecektiniz. Duvardan alıp, Avrupa'ya taşıdınız'' dedi.
Baykal, 301. maddenin kaldırılmasıyla demokratikleşme sürecinin müthiş
atılım yapacağı yönündeki değerlendirmelere katılmadığını belirterek, bu maddeyle
ilgili kendisiyle görüşen AB'li yetkililere de ''kusura bakmayın'' dediğini, bu
kişilerin de kızıp üzüldüklerini anlattı.
''DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLE HİÇ ALAKASI YOK''
Hükümetin, 301. maddede çok büyük bir hatanın içinde olduğunu savunan
Baykal, ''Bakmayın, Türkiye'de bir sürü insanın, vay 301'in kalkması
'demokrasinin önünü açacak, özgürlüğün önünü açacak' falan dediklerine... Hiç
alakası yok. Türkiye'nin bir kez daha teslim olduğunu tescil edecek. Başka hiçbir
anlamı yok'' dedi.
Demokrasi sorununu Türkiye'nin kendisinin çözeceğini ifade eden Baykal, ''12
Eylülden sonra biz AB'den mi destek alarak, demokrasi mücadelesini tekrar rayına
oturtmaya çalıştık?'' dedi.
Baykal, demokrasinin tekrar geri getirilmesi için mücadele verdiğini, bunu
Türkiye'nin kendi iradesiyle, kendi kararıyla yaptığını ifade ederek,
''Eksiğimizi, noksanımızı da tamamlayacağız. Ama biz tamamlayacağız'' diye
konuştu.
Deniz Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Vakıflar Yasa
Tasarısına yönelik eleştirilerini sıraladı.
Baykal, AB üyeliği için KKTC'de Maraş'ın verilmek, 301. maddenin
kaldırılmak, limanların açılmak, Vakıflar Tasarısının yasalaştırılmak istendiğini
söyledi.
Türkiye'de farklı inanç ve dine mensup kişilerin de eşit haklara sahip
olduğunu ifade eden Baykal, ''Hepimiz eşitiz ancak bazı cemaatler biraz daha
eşit... Azınlıkların eksik hukuku yok, artı, ek hukuk var'' dedi.
Baykal, Müslüman Türk vatandaşların kullanmadığı bazı hakları, azınlık
mensubu Türk vatandaşlarının kullanabildiğine işaret etti.
Ermeni ve Rum vatandaşlarına karşı olmadıklarını dile getiren Baykal,
demokrasinin, cemaat anlayışını yaygınlaştırarak mı, bireysel hukuku genişleterek
mi ilerleyeceğini sordu.
''SAFDİLLİK, ACİZLİK''
Baykal, vakıfların yeni mülk edinmesinin mümkün kılınması, temsilcilikler
açılması, yeni örgütlenme modeliyle takviye edilmesinin, demokrasi ile ilgisi
bulunmadığını, bunun altında yatanın ne olduğunu bildiklerini söyledi. Baykal,
bunun altında yatanı görmezlikten gelmenin, safdillik ve acizlik olduğunu
savundu.
Vakıfların denetiminin ortadan kaldırılmasının, dışarıdan mali destek
sağlanmasının, kendini, hukukunu bilen bir ülkede olamayacağını belirten Baykal,
bunların arkasında iyi niyetin bulunmadığını kaydetti.
''AYNI PROJENİN HİZMETİNDELER''
Terör tehdidinin sürdüğüne dikkati çeken Baykal, ''güvenlik güçlerinin, 1
Ekimden bu yana PKK ile 8 kez çatışmaya girdiğini, 7 güvenlik görevlisinin şehit
olduğunu'' bildirdi.
Silah bırakılmasının, yeni bir dönem olarak tanımlanmak istendiğini ifade
eden Baykal, isim vermeden DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın açıklamalarına
değindi.
Bir muhalefet partisinin genel başkanının, ''dağda silah atmak yerine, ovada
siyaset yapsınlar'' yönündeki açıklamasının, iyi niyetli ve temiz bir düşünce
olduğunu belirten Baykal, şöyle konuştu:
''Dağda çiçekler açsın, böcekler dolaşsın, kelebekler uçsun... Bunlar güzel
ama Türkiye'nin yaşadığı gerçekler var, 30 bin vatandaşımız var. Sayın Genel
Başkan, 'Yanlış anlaşıldım, Baykal beni anlamadı' dedi. Sayın Başkan, yanlış
anlaşılmadınız, yanlış konuştunuz, tıpkı Papa gibi. Ovada siyaset olsun, güzel
temenni. Dağda terör yapan ile ovada siyaset yapan birbirine karşı mı,
alternatifi mi? Aynı projenin hizmetinde, ikisini de birleştiren siyasi proje
var, bu proje için çalışıyorlar. DEHAP'tan, DTP'ye kadar PKK'nın uzantısı siyaset
yapıyor. Bunları görmüyor muyuz? Dağdaki, aşağıdakiyle birlikte el ele çalışıyor.
Proje tek; Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü parçalama projesi... Millet tanımını
değiştirip, daha ırkçı bir tanım gelecek.
Bölücü yaklaşımlara kol kanat gererseniz, bunları idare, teşvik ve himaye
ederseniz, bindiğiniz dalı kesersiniz, Türkiye'ye zarar verirsiniz.''
''SİZ KENDİNİZİ ANLIYOR MUSUNUZ?''
Baykal, genel affa karşı çıkmadıklarını ancak çatışmanın gerçekten bitmesi
halinde bunun olabileceğini belirtti.
Projenin merkezinde hükümetin, Başbakanın olduğunu öne süren Baykal,
''Eyaletle yönetilmeli'' diyen bir Başbakanın işbaşında bulunduğunu söyledi.
Baykal, Vakıflar Yasa Tasarısı, 301. madde ve diğer gelişmelerin,
Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün zafiyete uğratılmasını öngören açılımlar olduğunu
söyledi.
Kurguyu planlayanların çok etkili olduğunu, herkesi devreye sokabildiğini
kaydeden Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Genel Başkan, 'Baykal beni anlamadı' diyor. Kusura bakmayın ben sizi
anlamıyorum. Siz, kendinizi anlıyor musunuz bilmiyorum. Bu yaptığınız açıklamalar
güven verici değil. Sizi yeterince anlayan var, Başbakan, Dışişleri Bakanı,
DTP'liler anlıyor, herkes anlıyor, destekliyor. İmralı'daki Öcalan anlıyor. Bu
kadar anlayan varsa, sizi anlamayan birileri de olsun. Biz anlamıyoruz,
anlamamaya da devam edeceğiz.''
Baykal, ''Kimsenin Türkiye'ye (soykırım yaptın) diye iftira etmeye hakkı yoktur''
dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Baykal partisinin grup toplantısına
başlarken, geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hastaneye kaldırılan Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a ''geçmiş olsun'' diledi.
Önemli bir durum olmadığının anlaşıldığını kaydeden Baykal, ''İnsanlık hali,
yoğun çalışanlarda böyle durumlar görülebilir. Sayın Başbakanın da bir sıkıntı
içine girdiğini ve hastaneye kaldırıldığını öğrendik. Kendisine 'geçmiş olsun'
dileklerimi ifade etmek isterim. Acil şifalar diliyorum. Bir an önce sağlığına
kavuşarak görevinin başına geçmesi, hepimizin içten dileğidir'' diye konuştu.
Baykal, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi eski başkanı Füsun Sayek ile
eski çalışma bakanlarından Prof. Dr. Cahit Talas'ın vefatından duyduğu üzüntüyü
de dile getirerek, Sayek ve Talas'ın, alanlarında çok değerli çalışmalar
yaptıklarını kaydetti.
Konuşmasında, Ermeni soykırımı iddialarına ve Fransa'daki gelişmelere de
değinen Baykal, Türkiye'nin arşivlerini dünyaya açmayı kabul ettiğini
anımsatarak, şunları söyledi:
''Bizim, gerçeğin ortaya çıkmasından kaçınacak hiçbir suçluluk duygumuz
yok. Gerçek neyse onu kabul etmeye hazırız. Ama bize gerçeği gösterin,
kanıtlayın. Soykırım iddiası, uluorta herkesin aklına geldiği zaman yönelteceği
bir itham değildir. (Ölüm oldu, kıyım, katliam oldu, bu soykırımdır) bunlar doğru
sözler değil. Soykırım, uluslararası hukukta çok özel anlamı olan bir kavramdır.
Bu kavramı işkence, eziyet için, yaşanan acı olaylar için uluorta kullanmak
mümkün değildir.''
Türkiye'ye yönelik tek taraflı, uluorta ithamları baskılarla kabul
ettirmeye, bir yafta takmaya, damga vurmaya dönük bir anlayışın söz konusu
olduğunu belirten Baykal, ''Acı olaylar yaşandı hiç kuşku yok. Ama 1915'te
yaşanmış bu olaylar, aradan neredeyse 100 yıl geçtikten sonra bir topluma yönelik
iftira olarak kabul ettirilmek istenemez. Bunu anlayışla karşılamamız mümkün
değil'' diye konuştu.
''SIRADA, SÜRYANİ VE PONTUS İDDİALARI VAR'
Baykal, 1915'te yaşanan olaylarla ilgili olarak 50 yıl sonra birdenbire
soykırım iddialarının ortaya atılmaya başladığını, bu süreçte 1960'lı yıllardan
itibaren büyük çoğunluğu Fransa'da olmak üzere 30 Türk diplomatın katledildiğini
anımsattı.
Bunun altında ''Türkiye'ye yönelik bir Ermeni soykırımı yaftası asma
çabasının yattığını'' ifade eden Baykal, şimdiye kadar 17 ülkenin parlamentosunda
Türkiye'nin soykırım yaptığı yönünde karar alındığına, bu ülkelerin, 10'unun AB
üyesi olduğuna dikkati çekti.
Ermeni soykırımı iddialarının arkasından, Süryani ve Pontus soykırımı
iddialarının gündeme getirileceğini ve bunun için uygun zamanın beklendiğini
savunan Baykal, şöyle devam etti:
''Dünyanın, aradan 100 yıla yakın bir süre geçtikten sonra, birdenbire
Türkiye'nin soykırım yaptığını kabul ederek Türkiye'ye yönelik bir uluslararası
kuşatmayı sürdürüyor olmasının anlamı nedir? İnsanlığın bu son dönemlerde
yaşadığı acı olayların, karanlık tarihin içinden dünya bula bula Türkiye'nin,
1915 yıllarında 1. Dünya Savaşı'nda Rusya ile savaşırken, içerdeki azınlıkların
'Artık günümüz geldi, bu fırsatı değerlendirmeliyiz, bu ortamda bu meseleyi
çözelim' anlayışı içinde harekete geçmesi ve bu hareket karşısında etkisiz
kılınması olayının ötesinde hatırlanacak başka olay kalmadı mı?
Vietnam'da, Cezayir'de yaşananlardan Afrika'da yaşananlara kadar insanlığın
vicdanını rahatlatmak için aydınlatılmasına ihtiyaç hissedilen başka olay mı
kalmadı? Niçin Türkiye, niçin bu olay, niçin bir Müslüman devletin böyle
kuşatılıp baskı altına alınması gerçeği? Ne yatıyor bunun altında?''
Deniz Baykal, ''Bu olay, 2 Hristiyan ülke arasında yaşanmış olsaydı,
zannediyor musunuz ki bu şekilde gündeme gelirdi? Bunları söylemekten üzüntü
duyuyorum ama bunları yok saymak mümkün değil'' diye konuştu.
''BATI İLE İLİŞKİ, ÜZÜNTÜ VERİCİ NOKTADA''
Gelinen noktada Türkiye'nin Batı ile ilişkisinin üzüntü verici bir nitelik
kazanmaya başladığını ifade eden Baykal, Ermeni soykırımı iddiasının bu çerçevede
çok önemli bir gelişme olarak değerlendirildiğini, herkesin anlamasını istedi.
Bir topluma ''soykırımı yaptı'' demenin çok ağır bir itham olduğunu belirten
Baykal, ''Kimsenin Türkiye'ye (soykırım yaptın) diye iftira etmeye hakkı yoktur''
dedi.
Erdal İnönü'nün, ''Doğrunun, daima ortaya çıkma gibi bir huyu vardır''
sözünü anımsatan Baykal, soykırım iddiasının yetmediğini, şimdi ''bu iddianın
tersinin söylenmesini yasaklama'' anlayışıyla harekete geçildiğini söyledi.
Fransa'da sözde Ermeni soykırımını suç sayan yasanın Ulusal Mecliste kabul
edildiğini, ancak ülkedeki saygın kuruluşların buna karşı çıktığını hatırlatan
Baykal, ''Ama işin esasına sahip çıkmaya devam edildi. Yasa parlamentodan geçti.
Ancak burada ilginç bir çatlama görülüyor, bu çok önemli'' diye konuştu. Baykal,
Fransa'da ve Avrupa'da pekçok çevrenin, Ermeni soykırımına karşı çıkmayı suç
sayan anlayışı reddetmeye başladığını ve bunun önemli bir gelişme olduğunu
söyledi.
''VİCDANININ SESİNİ DİNLE AVRUPA''
''Naziler suç işlememiştir, soykırım yapmamıştır'' diyenlerin
cezalandırıldığını kaydeden Baykal, ''Vicdanın rahat. Niçin, çünkü onlar
soykırımı işlemiştir. Türklere gelince demiyorsun. Niye demiyorsun, vicdanın
rahat değil. O vicdanının sesini dinle Avrupa... Bu, Türkiye'ye yönelik çok
haksız bir süreç, en küçük ödün vermeden kararlılıkla göğüslemek zorundayız.''
Fransa'da 2001 yılında ''Türkler, Ermenilere soykırım yapmıştır'' diye karar
alınınca, bu ülkenin, savunma sanayi ihalelerine girmesinin engellendiğini ve üst
düzey ilişkilerin askıya alındığını belirten Baykal, AK Parti'nin, ''devlette
süreklilik'' ilkesini bir yana bırakarak, bu kararı kaldırdığını söyledi.
Baykal, Hükümet'in, ''pasif, teslimiyetçi, göze girmeye çalışan bir
üsluptan çıkıp, ülkesinin hakkına, hukukuna sahip çıkan bir tavır içine
girmesini'' talep edeceklerini kaydetti.
Boş sözlerin ötesinde ciddi bir tavır sergilenmediğini, etkin bir yaptırımın
yürürlüğe konmadığını öne süren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sadece kuru gürültü, yüksek perdeden tepki ifadeleriyle yetinilmektedir.
Türkiye'nin, kalıcı olarak etkin ve yeni bir tavrın içine girmesine ihtiyaç
vardır. Elbette hassas bir konudur, alacağımız önlemlerin Türkiye'yi yaralamaması
lazımdır. Türkiye'nin geleceğe yönelik atacağı adımları, dünyaya gösterme
mecburiyeti vardır. Bunu yapmazsak hiçbir yere varmak mümkün değildir.''
Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) ve Adalet Divanı'nda
hukuk mücadelesi verebileceğini anlatan Baykal, Fransa'daki Türk vatandaşlarının
da sistematik biçimde yasayı ihlal edebilecekleri söyledi.
ERMENİ KÖKENLİ T.C VATANDAŞLARI
Baykal, tepki verilirken dikkat edilmesi gereken noktalar da olduğunu
belirterek, şöyle konuştu:
''Bütün bunları yaparken, bir tek şeyi yapmamalıyız. Sakın ha Türkiye'de
yaşayan Ermeni kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik bir husumet,
bir tepki, bir olumsuz davranış içinde olmamalıyız. O insanlar, bu toprakların
çocuklarıdır, bu vatanın çocuğudur, hep beraberiz. Etnik köken farkı olabilir,
inanç farkı olabilir, mezhep farkı olabilir, bunların bir önemi yok. Herkes, bu
toprağın çocuğudur, herkese bu anlayışla bakmak zorundayız. Onları bu anlayışla
kucaklamak durumundayız.
Bir tek Ermeni vatandaşımızın bir telinin bile en küçük bir zarar
görmemesini sağlamak, hepimizin en önemli sorumluluğudur. Bu konuyu, biz etkisiz
kılarız. Yeter ki teslimiyetçi bir anlayış içine girmeyelim, birilerinin suyuna
sürüklenmeyi kabul etmeyelim. Hakkımızı koruyalım. Hakkımızı koruyacağımız en
sağlam zeminlerden biridir bu.''
"KİM BASTI DÜĞMEYE"
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 301. maddeyle
ilgili tartışmaları değerlendirdi.
Bu maddenin sadece Türkiye'de bulunan, garip, hiçbir ülkede eşi benzeri
bulunmayan bir madde olmadığını, AB ülkelerinde de 301. maddenin benzerinin
olduğunu ifade eden Baykal, ''Türkiye'deki madde, İtalya'daki maddenin aynen
tercümesidir'' dedi.
Türkiye'de 301. maddenin yaygın bir kullanıma sahip olmadığını, sadece Hrant
Dink'in mahkum olduğunu anlatan Baykal, onun dışında herhangi bir tutuklama ve
mahkumiyet olmadığını kaydetti. ''Ama bu, dünya çapında meşhur bir madde oldu.
Sanki bu insan haklarının, demokrasinin, Aşil'in topu'' diyen Baykal, şöyle
konuştu:
''Bu madde varsa demokrasi yok, bu madde varsa insan hakları yok, bu madde
varsa hiçbir şey yok. Bu madde, en meşhur madde oldu. Kullanılmış değil.
Avrupa'da örneği var. Hayır, bu kalkacak. Niye kalkacak? Niye bu kadar meşhur bu
madde? Bilen bilmeyen herkes 301. maddeyle yatıp kalkıyor. Kim bastı düğmeye?
Birisi basmış, başka türlü anlamak mümkün mü?''
''SİZİ NİYE RAHATSIZ EDİYOR?''
Baykal, 301. maddenin, Türklüğe yönelik hakareti koruduğunu ifade ederek,
''Bu, sizi niye bu kadar rahatsız ediyor? Bunun, insan hakları, düşünce
özgürlüğü, demokrasiyle ne ilgisi var?'' diye sordu.
''Tahkir ve tezyif edilmemeyi talep etmek hakkımız değil mi?'' diyen Baykal,
''Önüne gelen Türkiye'ye sövüp sayacak mı? Kendi elimizle kendi yasamızı
değiştirerek, Türkiye'ye hakaret edilmesini serbest mi bırakacağız'' dedi.
''DUVARDAN ALIP, AVRUPA'YA TAŞIDINIZ''
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, 301. maddenin
değiştirilebileceği yönünde basına yansıyan açıklamalarına değinen Baykal,
işsizliğin, terörün, her şeyin, yeni bir talep ortaya çıkıncaya kadar
unutulduğunu, ''güneşin açtığını, bulutların dağıldığını'' söyledi. Baykal,
''Siz, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' yazısını duvardan alıp millete
indirecektiniz. Duvardan alıp, Avrupa'ya taşıdınız'' dedi.
Baykal, 301. maddenin kaldırılmasıyla demokratikleşme sürecinin müthiş
atılım yapacağı yönündeki değerlendirmelere katılmadığını belirterek, bu maddeyle
ilgili kendisiyle görüşen AB'li yetkililere de ''kusura bakmayın'' dediğini, bu
kişilerin de kızıp üzüldüklerini anlattı.
''DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLE HİÇ ALAKASI YOK''
Hükümetin, 301. maddede çok büyük bir hatanın içinde olduğunu savunan
Baykal, ''Bakmayın, Türkiye'de bir sürü insanın, vay 301'in kalkması
'demokrasinin önünü açacak, özgürlüğün önünü açacak' falan dediklerine... Hiç
alakası yok. Türkiye'nin bir kez daha teslim olduğunu tescil edecek. Başka hiçbir
anlamı yok'' dedi.
Demokrasi sorununu Türkiye'nin kendisinin çözeceğini ifade eden Baykal, ''12
Eylülden sonra biz AB'den mi destek alarak, demokrasi mücadelesini tekrar rayına
oturtmaya çalıştık?'' dedi.
Baykal, demokrasinin tekrar geri getirilmesi için mücadele verdiğini, bunu
Türkiye'nin kendi iradesiyle, kendi kararıyla yaptığını ifade ederek,
''Eksiğimizi, noksanımızı da tamamlayacağız. Ama biz tamamlayacağız'' diye
konuştu.
Deniz Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Vakıflar Yasa
Tasarısına yönelik eleştirilerini sıraladı.
Baykal, AB üyeliği için KKTC'de Maraş'ın verilmek, 301. maddenin
kaldırılmak, limanların açılmak, Vakıflar Tasarısının yasalaştırılmak istendiğini
söyledi.
Türkiye'de farklı inanç ve dine mensup kişilerin de eşit haklara sahip
olduğunu ifade eden Baykal, ''Hepimiz eşitiz ancak bazı cemaatler biraz daha
eşit... Azınlıkların eksik hukuku yok, artı, ek hukuk var'' dedi.
Baykal, Müslüman Türk vatandaşların kullanmadığı bazı hakları, azınlık
mensubu Türk vatandaşlarının kullanabildiğine işaret etti.
Ermeni ve Rum vatandaşlarına karşı olmadıklarını dile getiren Baykal,
demokrasinin, cemaat anlayışını yaygınlaştırarak mı, bireysel hukuku genişleterek
mi ilerleyeceğini sordu.
''SAFDİLLİK, ACİZLİK''
Baykal, vakıfların yeni mülk edinmesinin mümkün kılınması, temsilcilikler
açılması, yeni örgütlenme modeliyle takviye edilmesinin, demokrasi ile ilgisi
bulunmadığını, bunun altında yatanın ne olduğunu bildiklerini söyledi. Baykal,
bunun altında yatanı görmezlikten gelmenin, safdillik ve acizlik olduğunu
savundu.
Vakıfların denetiminin ortadan kaldırılmasının, dışarıdan mali destek
sağlanmasının, kendini, hukukunu bilen bir ülkede olamayacağını belirten Baykal,
bunların arkasında iyi niyetin bulunmadığını kaydetti.
''AYNI PROJENİN HİZMETİNDELER''
Terör tehdidinin sürdüğüne dikkati çeken Baykal, ''güvenlik güçlerinin, 1
Ekimden bu yana PKK ile 8 kez çatışmaya girdiğini, 7 güvenlik görevlisinin şehit
olduğunu'' bildirdi.
Silah bırakılmasının, yeni bir dönem olarak tanımlanmak istendiğini ifade
eden Baykal, isim vermeden DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın açıklamalarına
değindi.
Bir muhalefet partisinin genel başkanının, ''dağda silah atmak yerine, ovada
siyaset yapsınlar'' yönündeki açıklamasının, iyi niyetli ve temiz bir düşünce
olduğunu belirten Baykal, şöyle konuştu:
''Dağda çiçekler açsın, böcekler dolaşsın, kelebekler uçsun... Bunlar güzel
ama Türkiye'nin yaşadığı gerçekler var, 30 bin vatandaşımız var. Sayın Genel
Başkan, 'Yanlış anlaşıldım, Baykal beni anlamadı' dedi. Sayın Başkan, yanlış
anlaşılmadınız, yanlış konuştunuz, tıpkı Papa gibi. Ovada siyaset olsun, güzel
temenni. Dağda terör yapan ile ovada siyaset yapan birbirine karşı mı,
alternatifi mi? Aynı projenin hizmetinde, ikisini de birleştiren siyasi proje
var, bu proje için çalışıyorlar. DEHAP'tan, DTP'ye kadar PKK'nın uzantısı siyaset
yapıyor. Bunları görmüyor muyuz? Dağdaki, aşağıdakiyle birlikte el ele çalışıyor.
Proje tek; Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü parçalama projesi... Millet tanımını
değiştirip, daha ırkçı bir tanım gelecek.
Bölücü yaklaşımlara kol kanat gererseniz, bunları idare, teşvik ve himaye
ederseniz, bindiğiniz dalı kesersiniz, Türkiye'ye zarar verirsiniz.''
''SİZ KENDİNİZİ ANLIYOR MUSUNUZ?''
Baykal, genel affa karşı çıkmadıklarını ancak çatışmanın gerçekten bitmesi
halinde bunun olabileceğini belirtti.
Projenin merkezinde hükümetin, Başbakanın olduğunu öne süren Baykal,
''Eyaletle yönetilmeli'' diyen bir Başbakanın işbaşında bulunduğunu söyledi.
Baykal, Vakıflar Yasa Tasarısı, 301. madde ve diğer gelişmelerin,
Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün zafiyete uğratılmasını öngören açılımlar olduğunu
söyledi.
Kurguyu planlayanların çok etkili olduğunu, herkesi devreye sokabildiğini
kaydeden Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Genel Başkan, 'Baykal beni anlamadı' diyor. Kusura bakmayın ben sizi
anlamıyorum. Siz, kendinizi anlıyor musunuz bilmiyorum. Bu yaptığınız açıklamalar
güven verici değil. Sizi yeterince anlayan var, Başbakan, Dışişleri Bakanı,
DTP'liler anlıyor, herkes anlıyor, destekliyor. İmralı'daki Öcalan anlıyor. Bu
kadar anlayan varsa, sizi anlamayan birileri de olsun. Biz anlamıyoruz,
anlamamaya da devam edeceğiz.''
