2013-06-30 - 20:56
Türkiye Ermenileri Patriği Genel Vekili Ruhani Meclis Başkanı Başpiskopos Aram Ateşyan, "Dünya arabulucu olmalı ve insanlık ortak paydasında yeni bir Suriye inşa edilmeli. Bu acilen gerçekleşmeli yoksa oradaki yangın şu anda kendilerini güvende hisseden ülkeleri de içine alacak şekilde büyüyebilir" dedi.
TBMM'nin ev sahipliğinde Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİT PA) 22. Genel Kurulu'nun, "Diyalog ve İşbirliğinin Artırılması: Irkçılık, Yabancı Düşmanlığı ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Dünyaya Ortak Bir Mesaj" başlıklı özel oturumunda konuşan Ateşyan, uluslararası toplumu Suriye konusunda duyarlılığa çağırdı.
Ateşyan, "Barış dualarımızı yineliyoruz, dünya politikacılarını da merhamete davet ediyoruz. Kendi ülkelerinin çıkarlarını bir an unutup, Suriye'de yok olan insanlığın çıkarını gözetsinler" diye konuştu.
Suriye'deki krizin silah ve şiddetten uzak bir şekilde diyalog yoluyla çözülmesi, uluslararası toplumun siyasal ve sosyal düzeyde çözüm yolunda olumlu bir şekilde müdahale etmesi gerektiğine inandıklarını anlatan Ateşyan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Eğer biz dışarıdakiler Suriye'de barışı istiyorsak, bir düşünün Suriye'deki insanlar barışı ne kadar çok arzuluyor olmalı. Eminim bunu en çok savaşanlar istiyorlar ama bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Bir şiddet girdabına kapılmış, bir yıkımdan ötekine savrulup duruyorlar. Savaşı onlar başlattı ama onlar duruduramayacaklar, insanlığın onlara uzanacak eline ihtiyaçları var. Dünya arabulucu olmalı ve insanlık ortak paydasında yeni bir Suriye inşa edilmeli. Bu acilen gerçekleşmeli yoksa oradaki yangın şu anda kendilerini güvende hisseden ülkeleri de içine alacak şekilde büyüyebilir."
"Suriye, bir insanlık laboratuvarına dönüşmüştür" ifadesini kullanan Ateşyan, "Oradaki çatışmaların analizi bize şunu gösteriyor. Kendi halkının sadece bir kısmını mutlu eden hiçbir devlet güvence altında değildir. Adaletsizliğe uğradığını düşünen kitleleri sonsuza kadar baskıyla durduramazsınız" diye konuştu.
Ortadoğu'da çatışmalar yaşanan İslam ülkelerindeki azınlıkların durumuna da değinen Aram Ateşyan, "Çoğunluğu Müslüman olan halkların yaşadığı Ortadoğu ve Arap ülkelerinde, kaderini yaşadığı ülkenin kaderine bağlamış Hristiyan azınlıklar da yaşanan bu çatışma ortamında ziyadesiyle tedirgin olmakta ve zararlara uğramakta. Yaşanan bu karmaşa ortamında azınlık diye tanımlanan toplumların hedef tahtası haline gelmesinde, Batı dünyasındaki İslam karşıtı akımların sorumsuzluklarının bir tahrik unsuru olduğu da göz ardı edilemez" değerlendirmesinde bulundu.
"Her insanın dini ve etnik kimliği onun en değerli hazinesidir" diyen Ateşyan, "İnançlara ve kutsal değerlere hakaret etmeyi, onları küçük görmeyi, aşağılamayı, karikatürlerle alay konusu yapmayı özgürlük gibi kutsal bir değerle bağdaştırmak doğru değildir" dedi.
Fener Rum Patriği Bartholomeos'da yaptığı konuşmada "Diyalog ve işbirliği, sadece bireysel veya kurumsal seçimlerden ibaret değil. Aslında diyalog ve işbirliği tek seçimimizdir. Eğer ki şiddet ve terör döngüsünü kırmak istiyorsak, tek seçeneğimiz; kurumsal ve bireysel düzeyde değişimi getirmek için tek umudumuz budur." dedi.
Bartholomeos, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi'nin (AGITPA) 22. Genel Kurulu kapsamında düzenlenen "Diyalog ve İşbirliğinin Artırılması: Irkçılık, Yabancı Düşmanlığı ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Dünyaya Ortak Bir Mesaj" başlıklı oturumda, insanlar arasında çatışmaları yaratanın, dini farklılıklar olmadığına işaret ederek, "Eğer insanlar arasındaki çatışmalar, dinler arasındaki farklılıklardan kaynaklanıyor olsaydı, o zaman aynı dine inananlar arasında hiçbir şekilde gerilim olmaması gerekirdi. Biliyoruz ki çok sayıda çatışma ve savaş, aynı dine inanları bile aynı bölgede olanları bile bölmüştür" diye konuştu.
Laik düşünürlerin, her zaman dini bir günah keçisi olarak gösterdiğini ve dünyayı "zehirleyen" çeşitli sorunlardan dini sorumlu tuttuğunu dile getiren Bartholomeos, "Tabii ki belli bir dereceye kadar bu eleştirmenler haklı olabilirler, ancak asıl mesele din değildir; temel problem mutlakiyetçilik ve korkudur" dedi.
Bartholomeos, saygı perspektifinin zıddının korku, korkunun sonucunun köktendincilik ve ırkçılık olduğunu belirterek, zenofobi ve hoşgörüsüzlük mücadelesinde bütün dinlerin aktif bir rol üstlenmesi, yabancılaştırma ve dışlanma bariyerlerini birlikte yıkması gerektiğini söyledi.
Barholomeos, şu görüşleri dile getirdi:
"Dini cemaatler ve dini liderler, aynı zamanda siyasi yetkililer ve sosyal rol modeller olarak, bölünme yerine diyaloğu, aşırılık yerine hoşgörüyü, ayrımcılık yerine uzlaşmayı seçmek gibi bir görevimiz var. Sürekli olarak insani işlerde alternatif yollar aramalı ve ötekinin korkusunu reddedip, farklı olanı kabullenme fikrini yerleştirmeye çalışmalıyız. Diyalog ve işbirliği, sadece bireysel veya kurumsal seçimlerden ibaret değil. Aslında diyalog ve işbirliği tek seçimimizdir. Eğer ki şiddet ve terör döngüsünü kırmak istiyorsak, tek seçeneğimiz; kurumsal ve bireysel düzeyde değişimi getirmek için tek umudumuz budur. Bir arada yaşama kültürü, iletişim kültürü olmasını istiyorsak, işbirliği ve diyalog, önümüze bakarken, en temel ilkelerimiz olmalıdır. Bu türden diyalog ve işbirliği, farklı dini inançlardan, farklı kültürel geçmişten kişileri, bulundukları izole konumdan çıkarır ve karşılıklı saygı, anlayış ve kabul sürecine onları hazırlar. Bu türden bir ortaklık takip ettiğimizde, bütün farklılıklarımıza ve bütün bölünmüşlüklerimize rağmen ortak yaşama yollarını bulabileceğiz."
Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva ise gerçekleştirdiği konuşmasında diyaloğun, farklılıklar, barış ve işbirliği içinde birlikte var olmanın ve birlikte yaşama kültürü oluşturma aracı olduğunu belirterek, "Temel amaç, birlikte barış içinde yaşama kültürü oluşturmaktır. Diyalog, bunların yollarından sadece biridir." dedi.
Birlikte var olma kültürünün, bu konuda ortak istek ve iradenin bulunduğu ortamda yaşayabileceğine ve bunu, olmazsa olmaz altyapı unsuru olarak kayda geçirmek gerektiğine işaret eden Haleva, şunları söyledi:
"Beni üzen, hatta bir ölçüde hayalkırıklığına da sevk eden bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çok muteber üniversitelerimizden birinde, taşıdığı ünvana bakarak kendisinin çağcıl bir aydın olabileceğini düşündüğümüz ve çağcıl, aydın gençler yetiştirilmesinde birincil önemde etkili olabileceğini sandığımız profesör sıfatlı bir zat, geçenlerde Taksim gösterilerine katılanlara hitaben: 'Yahudi, Ermeni ve Rumsanız, Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı, anlayışla karşılıyorum. Lütfen, soyunuzu araştırın' demiş, diyebilmiştir.
Ülkenin toplumsal barış ve uzlaşmaya, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda, olayların hiç ilgisi yokken, dinsel etnisite ayrımcılığı ve ötekileştirme temelli yorumlamanın, kime ne faydası olabileceğini takdirlerinize sunmak istiyorum. Kuşkusuz, bu durumu genelleştirecek değilim ama bu, herkese, öğrenimli çevrelerde bile daha ne kadar çok çalışmamız gerektiğini gösteriyor olsa gerek."
Süryani Katolik Kilisesi Patrik Vekili Yusuf Sağ da diyalog konusunda dünyanın değişik yerlerindeki din adamlarının enerji harcadığını ve insanlara bunun anlatılması gerektiğini belirterek, "İnsanlar arasındaki diyaloğun, yediğimiz ekmek, içtiğimiz sudan daha önemli konumda olduğunu herkes idrak etmek zorunda. Din önderleri olarak, dünyadaki sosyal çatışmaların temelini araştırmamızın zamanı gelmemiş midir?" dedi.
Herkesin, kendi dini inancını özgürce yaşaması gerektiğini ve karşısındakileri olduğu gibi kabul etmesi gerektiğini vurgulayan Sağ, dünya üzerinde 8,5 milyar insan yaşadığını ve her insanın başlı başına bir dünya olduğunu söyledi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürü Mehmet Paçacı da dünyanın, bölgenin, toplum ve cemaatlerin zor günlerden geçtiğine değinerek, "Onların gerçek sorunlarını dile getirmek, bölgemize ve bütün insanlığın barışına ve güvenliğine katkı sağlamak üzere bir araya geldik" diye konuştu.
"Modern zamanlarda ne yazık ki insanları iradeleri dışında sahip oldukları özelliklerinden dolayı kınamak, ayıplamak aşağılamak ya da yüceltmek kendisi gibi olanları ya da kendisine benzemeyenleri ötekileştirme düşüncesinin temelinde ırkçılık yatmaktadır" ifadesini kullanan Paçacı, ırkçılığın insanlığın huzurunu bozan bir hastalık halini aldığını ve yayıldığını üzüntüyle takip ettilerini kaydetti.
Medeniyetler arası çatışmanın, dünyadaki ferasetli seslerin yardımıyla şimdilik sadece söylem düzeyinde kaldığını belirten Paçacı, "Ancak bu tehlike savuşturulurken, İslam medeniyet havzasında bulunan unsurlar arasında yen bir fitne ateşi yakılarak medeniyet için bir çatışma istenmektedir. Medeniyet için bir çatışmadan medet ummaya başlayan çevreleri görüyoruz. Bu defa Müslüman coğrafyasında dine, mezhebe ve etnik farklılılar derinleştirilmekte ve çatışmalar körüklenmektedir" ifadelerini kullandı.
AGİTPA Türk Grubu Eski Başkanı ve Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Alaattin Büyükkaya ise Türkiye'nin, bir kimliğin diğerine üstün görülmediği, çeşitli dinlerin ve kültürlerin mozaiği niteliğinde bir ülke olduğunu söyledi.
"20. yüzyıl maalesef büyük dramlarla acılara sahne olmuştur" diyen Büyükkaya, şunları kaydetti:
"Maalesef yaşananları geri çeviremiyoruz ama Türkiye ırkçılık, yabancı düşmanlığı, islamofobi ve antisemitizme karşı sürdürdüğü mücadelesini kararlılıkla hep sürdürmüştür. Medeniyetimiz camilerin, kiliselerin, havraların aynı cadde üzerinde yan yana barış içinde var oldukları bir anlayışı yaşatmaktadır. Türkiye toprakları yüzyıllar boyunca çan, ezan ve hazan sesinin birbirinin özgürlüğüne kastetmeden özgürce yükseldiği topraklar olmuştur."
İstanbul'un dinler ve kültürler arası ilişkiler açısından örnek bir şehir olduğunu vurgulayan Büyükkaya, "Birbirimizi asırlardır değiştirmedik, değiştiremedik de, asırlarca da değiştiremeyiz ama birbirimizi olduğumuz gibi kabul edip, birbirimize saygı duyup, birbirimizle helalleşip, ortak paydalarımızda birlikte ter dökerek oluşturduğumuz mirasta elbette ki hepimiz kazanacağız" diye konuştu.
Ateşyan, "Barış dualarımızı yineliyoruz, dünya politikacılarını da merhamete davet ediyoruz. Kendi ülkelerinin çıkarlarını bir an unutup, Suriye'de yok olan insanlığın çıkarını gözetsinler" diye konuştu.
Suriye'deki krizin silah ve şiddetten uzak bir şekilde diyalog yoluyla çözülmesi, uluslararası toplumun siyasal ve sosyal düzeyde çözüm yolunda olumlu bir şekilde müdahale etmesi gerektiğine inandıklarını anlatan Ateşyan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Eğer biz dışarıdakiler Suriye'de barışı istiyorsak, bir düşünün Suriye'deki insanlar barışı ne kadar çok arzuluyor olmalı. Eminim bunu en çok savaşanlar istiyorlar ama bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Bir şiddet girdabına kapılmış, bir yıkımdan ötekine savrulup duruyorlar. Savaşı onlar başlattı ama onlar duruduramayacaklar, insanlığın onlara uzanacak eline ihtiyaçları var. Dünya arabulucu olmalı ve insanlık ortak paydasında yeni bir Suriye inşa edilmeli. Bu acilen gerçekleşmeli yoksa oradaki yangın şu anda kendilerini güvende hisseden ülkeleri de içine alacak şekilde büyüyebilir."
"Suriye, bir insanlık laboratuvarına dönüşmüştür" ifadesini kullanan Ateşyan, "Oradaki çatışmaların analizi bize şunu gösteriyor. Kendi halkının sadece bir kısmını mutlu eden hiçbir devlet güvence altında değildir. Adaletsizliğe uğradığını düşünen kitleleri sonsuza kadar baskıyla durduramazsınız" diye konuştu.
Ortadoğu'da çatışmalar yaşanan İslam ülkelerindeki azınlıkların durumuna da değinen Aram Ateşyan, "Çoğunluğu Müslüman olan halkların yaşadığı Ortadoğu ve Arap ülkelerinde, kaderini yaşadığı ülkenin kaderine bağlamış Hristiyan azınlıklar da yaşanan bu çatışma ortamında ziyadesiyle tedirgin olmakta ve zararlara uğramakta. Yaşanan bu karmaşa ortamında azınlık diye tanımlanan toplumların hedef tahtası haline gelmesinde, Batı dünyasındaki İslam karşıtı akımların sorumsuzluklarının bir tahrik unsuru olduğu da göz ardı edilemez" değerlendirmesinde bulundu.
"Her insanın dini ve etnik kimliği onun en değerli hazinesidir" diyen Ateşyan, "İnançlara ve kutsal değerlere hakaret etmeyi, onları küçük görmeyi, aşağılamayı, karikatürlerle alay konusu yapmayı özgürlük gibi kutsal bir değerle bağdaştırmak doğru değildir" dedi.
Fener Rum Patriği Bartholomeos'da yaptığı konuşmada "Diyalog ve işbirliği, sadece bireysel veya kurumsal seçimlerden ibaret değil. Aslında diyalog ve işbirliği tek seçimimizdir. Eğer ki şiddet ve terör döngüsünü kırmak istiyorsak, tek seçeneğimiz; kurumsal ve bireysel düzeyde değişimi getirmek için tek umudumuz budur." dedi.
Bartholomeos, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi'nin (AGITPA) 22. Genel Kurulu kapsamında düzenlenen "Diyalog ve İşbirliğinin Artırılması: Irkçılık, Yabancı Düşmanlığı ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Dünyaya Ortak Bir Mesaj" başlıklı oturumda, insanlar arasında çatışmaları yaratanın, dini farklılıklar olmadığına işaret ederek, "Eğer insanlar arasındaki çatışmalar, dinler arasındaki farklılıklardan kaynaklanıyor olsaydı, o zaman aynı dine inananlar arasında hiçbir şekilde gerilim olmaması gerekirdi. Biliyoruz ki çok sayıda çatışma ve savaş, aynı dine inanları bile aynı bölgede olanları bile bölmüştür" diye konuştu.
Laik düşünürlerin, her zaman dini bir günah keçisi olarak gösterdiğini ve dünyayı "zehirleyen" çeşitli sorunlardan dini sorumlu tuttuğunu dile getiren Bartholomeos, "Tabii ki belli bir dereceye kadar bu eleştirmenler haklı olabilirler, ancak asıl mesele din değildir; temel problem mutlakiyetçilik ve korkudur" dedi.
Bartholomeos, saygı perspektifinin zıddının korku, korkunun sonucunun köktendincilik ve ırkçılık olduğunu belirterek, zenofobi ve hoşgörüsüzlük mücadelesinde bütün dinlerin aktif bir rol üstlenmesi, yabancılaştırma ve dışlanma bariyerlerini birlikte yıkması gerektiğini söyledi.
Barholomeos, şu görüşleri dile getirdi:
"Dini cemaatler ve dini liderler, aynı zamanda siyasi yetkililer ve sosyal rol modeller olarak, bölünme yerine diyaloğu, aşırılık yerine hoşgörüyü, ayrımcılık yerine uzlaşmayı seçmek gibi bir görevimiz var. Sürekli olarak insani işlerde alternatif yollar aramalı ve ötekinin korkusunu reddedip, farklı olanı kabullenme fikrini yerleştirmeye çalışmalıyız. Diyalog ve işbirliği, sadece bireysel veya kurumsal seçimlerden ibaret değil. Aslında diyalog ve işbirliği tek seçimimizdir. Eğer ki şiddet ve terör döngüsünü kırmak istiyorsak, tek seçeneğimiz; kurumsal ve bireysel düzeyde değişimi getirmek için tek umudumuz budur. Bir arada yaşama kültürü, iletişim kültürü olmasını istiyorsak, işbirliği ve diyalog, önümüze bakarken, en temel ilkelerimiz olmalıdır. Bu türden diyalog ve işbirliği, farklı dini inançlardan, farklı kültürel geçmişten kişileri, bulundukları izole konumdan çıkarır ve karşılıklı saygı, anlayış ve kabul sürecine onları hazırlar. Bu türden bir ortaklık takip ettiğimizde, bütün farklılıklarımıza ve bütün bölünmüşlüklerimize rağmen ortak yaşama yollarını bulabileceğiz."
Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva ise gerçekleştirdiği konuşmasında diyaloğun, farklılıklar, barış ve işbirliği içinde birlikte var olmanın ve birlikte yaşama kültürü oluşturma aracı olduğunu belirterek, "Temel amaç, birlikte barış içinde yaşama kültürü oluşturmaktır. Diyalog, bunların yollarından sadece biridir." dedi.
Birlikte var olma kültürünün, bu konuda ortak istek ve iradenin bulunduğu ortamda yaşayabileceğine ve bunu, olmazsa olmaz altyapı unsuru olarak kayda geçirmek gerektiğine işaret eden Haleva, şunları söyledi:
"Beni üzen, hatta bir ölçüde hayalkırıklığına da sevk eden bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çok muteber üniversitelerimizden birinde, taşıdığı ünvana bakarak kendisinin çağcıl bir aydın olabileceğini düşündüğümüz ve çağcıl, aydın gençler yetiştirilmesinde birincil önemde etkili olabileceğini sandığımız profesör sıfatlı bir zat, geçenlerde Taksim gösterilerine katılanlara hitaben: 'Yahudi, Ermeni ve Rumsanız, Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı, anlayışla karşılıyorum. Lütfen, soyunuzu araştırın' demiş, diyebilmiştir.
Ülkenin toplumsal barış ve uzlaşmaya, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda, olayların hiç ilgisi yokken, dinsel etnisite ayrımcılığı ve ötekileştirme temelli yorumlamanın, kime ne faydası olabileceğini takdirlerinize sunmak istiyorum. Kuşkusuz, bu durumu genelleştirecek değilim ama bu, herkese, öğrenimli çevrelerde bile daha ne kadar çok çalışmamız gerektiğini gösteriyor olsa gerek."
Süryani Katolik Kilisesi Patrik Vekili Yusuf Sağ da diyalog konusunda dünyanın değişik yerlerindeki din adamlarının enerji harcadığını ve insanlara bunun anlatılması gerektiğini belirterek, "İnsanlar arasındaki diyaloğun, yediğimiz ekmek, içtiğimiz sudan daha önemli konumda olduğunu herkes idrak etmek zorunda. Din önderleri olarak, dünyadaki sosyal çatışmaların temelini araştırmamızın zamanı gelmemiş midir?" dedi.
Herkesin, kendi dini inancını özgürce yaşaması gerektiğini ve karşısındakileri olduğu gibi kabul etmesi gerektiğini vurgulayan Sağ, dünya üzerinde 8,5 milyar insan yaşadığını ve her insanın başlı başına bir dünya olduğunu söyledi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürü Mehmet Paçacı da dünyanın, bölgenin, toplum ve cemaatlerin zor günlerden geçtiğine değinerek, "Onların gerçek sorunlarını dile getirmek, bölgemize ve bütün insanlığın barışına ve güvenliğine katkı sağlamak üzere bir araya geldik" diye konuştu.
"Modern zamanlarda ne yazık ki insanları iradeleri dışında sahip oldukları özelliklerinden dolayı kınamak, ayıplamak aşağılamak ya da yüceltmek kendisi gibi olanları ya da kendisine benzemeyenleri ötekileştirme düşüncesinin temelinde ırkçılık yatmaktadır" ifadesini kullanan Paçacı, ırkçılığın insanlığın huzurunu bozan bir hastalık halini aldığını ve yayıldığını üzüntüyle takip ettilerini kaydetti.
Medeniyetler arası çatışmanın, dünyadaki ferasetli seslerin yardımıyla şimdilik sadece söylem düzeyinde kaldığını belirten Paçacı, "Ancak bu tehlike savuşturulurken, İslam medeniyet havzasında bulunan unsurlar arasında yen bir fitne ateşi yakılarak medeniyet için bir çatışma istenmektedir. Medeniyet için bir çatışmadan medet ummaya başlayan çevreleri görüyoruz. Bu defa Müslüman coğrafyasında dine, mezhebe ve etnik farklılılar derinleştirilmekte ve çatışmalar körüklenmektedir" ifadelerini kullandı.
AGİTPA Türk Grubu Eski Başkanı ve Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Alaattin Büyükkaya ise Türkiye'nin, bir kimliğin diğerine üstün görülmediği, çeşitli dinlerin ve kültürlerin mozaiği niteliğinde bir ülke olduğunu söyledi.
"20. yüzyıl maalesef büyük dramlarla acılara sahne olmuştur" diyen Büyükkaya, şunları kaydetti:
"Maalesef yaşananları geri çeviremiyoruz ama Türkiye ırkçılık, yabancı düşmanlığı, islamofobi ve antisemitizme karşı sürdürdüğü mücadelesini kararlılıkla hep sürdürmüştür. Medeniyetimiz camilerin, kiliselerin, havraların aynı cadde üzerinde yan yana barış içinde var oldukları bir anlayışı yaşatmaktadır. Türkiye toprakları yüzyıllar boyunca çan, ezan ve hazan sesinin birbirinin özgürlüğüne kastetmeden özgürce yükseldiği topraklar olmuştur."
İstanbul'un dinler ve kültürler arası ilişkiler açısından örnek bir şehir olduğunu vurgulayan Büyükkaya, "Birbirimizi asırlardır değiştirmedik, değiştiremedik de, asırlarca da değiştiremeyiz ama birbirimizi olduğumuz gibi kabul edip, birbirimize saygı duyup, birbirimizle helalleşip, ortak paydalarımızda birlikte ter dökerek oluşturduğumuz mirasta elbette ki hepimiz kazanacağız" diye konuştu.
