2014-04-23 - 21:53
TBMM'NİN 94. AÇILIŞ YIL DÖNÜMÜ RESEPSİYONU...
TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve eşi Gülten Çiçek, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Meclis'in 94. açılış yıl dönümü dolayısıyla Meclis'te resepsiyon verdi. Resepsiyona Başbakan, Bakanlar Kurulu üyeleri, Milletvekilleri, Kuvvet Komutanları, TBMM Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcıları, TBMM idari Teşkilatı yöneticileri, Üniversite Rektörleri, baro başkanları, büyükelçiler ve yabnacı konuklar katıldı. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, konukları Şeref Kapısı önünde karşıladı.
Meclis, açılışının 94. yılını resepsiyonla kutladı.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve eşi Gülten Çiçek, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Meclis'in 94. açılış yıl dönümü dolayısıyla Meclis'te resepsiyon verdi.

Bu yıl resepsiyon ilk kez Tören Salonu yerine Şeref Salonu'nda yapıldı.

Çiçek ve eşi, davetlileri kapıda karşılayarak, tek tek tokalaştı.

Resepsiyona liderlerden ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geldi. Bahçeli'den sonra resepsiyona, CHP milletvekilleriyle birlikte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldı. Liderlerden salona son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan giriş yaparken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Erdoğan'dan kısa bir süre sonra resepsiyonda yer aldı. Gül ve Erdoğan, geçen yılkinden farklı olarak bu yıl resepsiyona eşsiz katıldı.

Gül, Çiçek çiftiyle birlikte salonu dolaştı. MHP Genel Başkanı Bahçeli ile bir süre konuşan Gül, daha sonra kuvvet komutanları ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun bulunduğu bölüme gitti.

Gül, Çiçek ve komutanlar, burada bir süre sohbet etti. Resepsiyonun yapıldığı salonun gündeme gelmesi üzerine Çiçek, diğer salonun daha dar olduğunu söyledi. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk, "Burası daha iyi olmuş. Daha yüksek, daha havadar" dedi.

Gül, Çankaya Köşkü'nde süvari takımı olarak kurulan atlı birliklerin törenlerde yer almasını da gündeme getirdi. Gül, "Atları koşturmaya başladık. İki yıl önce başladı ama bizim orası yokuş olduğu için yokuşu çıkamaz dediler. Atlar arabadan daha kolay, rahat çıkıyorlar. Ata yakışan şekilde üniformalar üzerinde çalışacağız herhalde. Maksat tarihi yaşatmak" dedi.

Orgeneral Öztürk de "Atın bir şekilde devlet töreninde olmadığı bir Türk geleneği olabilir mi?" diye sordu.

Burada gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakan Gül, "Sonra konuşuruz. Buradaki sohbetimizi bozmayın" diye karşılık verdi.

Resepsiyona bakanlar, AK Parti, CHP, MHP, BDP, HDP milletvekilleri, kuvvet komutanları, Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Erbil, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, DSP Genel Başkanı Masum Türker, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Riccardone'nin de bulunduğu yabancı misyon temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, dört eski bakanla ilgili Meclis Soruşturması açılması konusunda, "Önemi olan soruşturulmasıdır ve soruşturulacak. Geri kalanın önemi yok" dedi.

Çiçek, TBMM'nin 94. açılış yıl dönümü dolayısıyla verdiği resepsiyonda gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. AK Parti'den dört eski bakanla ilgili Soruşturma Önergesi'ni değiştirmesini isteyip istemediği yönündeki soruya Çiçek, "Mühim olan işin soruşturulmasıdır ve soruşturulacak. Geri kalanın önemi yok" karşılığını verdi.

Bir gazetecinin "Ama uyarılarınız oldu herhalde. Çünkü siz inceletiyordunuz hukukçularınıza" sorusuna Çiçek, "Usul tabii önemli. Ama esas da önemli. Usul, esası bütün boyutlarıyla ortaya çıkarmak içindir. Bu konu, Meclis'in gündemindedir. Bir iki günlük bir mesele...Tüm boyutlarıyla ele alınacak. Bunda tereddüt yok" dedi.

Çiçek, "Önergede eksiklik olduğunu mu söylediniz? Onun üzerine mi yeniden ele alma gereği duydular?" sorusu üzerine, "Hayır. Eksiklik varsa, zaten soruşturma sırasında ortaya çıkar. Mühim olan bu sürecin başlaması. Süreç de başlamış oluyor. Bence önemli olan kısmı orasıdır" diye konuştu.

Çiçek, bir gazetecinin "sizin de şantaj kasetiniz olduğu söylendi" sözleri üzerine, "Bu tür konuşmalara tarafsız bir Meclis başkanı olarak cevap vermem çok zor olur. Ben dikkat ediyorsanız bu göreve geldiğimden beri genellikle kuralları konuşuyorum. Kurallarda mutabık kalırsak, olayları da şahısları da değerlendirmek kolaylaşır" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin, "Ülkemizi herhangi bir sıkıntıya sokmayacak nihai kararımızı veririz, adımı atarız" dedi.

Başbakan Erdoğan, TBMM'nin 94. açılış yıl dönümü resepsiyonunda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bugün yayımladığı 1915 olaylarına ilişkin mesajının geniş yankı uyandırdığının belirtilmesi üzerine Başbakan Erdoğan, ABD'nin yapacağı açıklamaya bakacaklarını ama farklı birşey beklemediğini, temennisinin aynı istikamette olduğunu söyledi.

ABD'nin yapacağı açıklamanın normalleşme sürecini hızlandırmasını dileyen Erdoğan, Almanya mahkemesinin verdiği bir karar olduğunu hatırlatarak, "Her alanda işi normalleşmeye götürelim diyoruz" dedi.

Ortadoğu'daki Hamas-Fetih buluşması ve İsrail ile Türkiye arasındaki görüşmelerde temennisinin 2014-2015 yılında önemli adımların atılması yönünde olduğunu belirten Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun büyük gayret içinde çalıştığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine de Dağlık Karabağ meselesinin öncelikli konuları arasında yer aldığını vurgulayarak, "Dağlık Karabağ meselesi çözülmeden bizim iktidarımızda, o konuda 'evet' diyemeyiz. Orada ciddi bir haksızlık var, Karabağ meselesi çözülmesi lazım" ifadelerini kullandı.

El Fetih ve Hamas arasındaki görüşmelerde anlaşmaya varıldığını ifade eden Erdoğan, "Anlaştılar, bu akşam bir telefon görüşmesi yapacağız, detayları hakkında kendilerinden bilgi alacağım. Aradılar, buraya geldiğim için görüşemedim, akşam görüşeceğiz" dedi.

Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bir soru üzerine de yarın AK Parti Büyük Kongre delegeleriyle istişare toplantısı olduğunu anımsatarak, daha sonra da Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeleriyle çalışacağını ve ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bir araya gelerek, konuyu değerlendireceğini söyledi.

Erdoğan, "Ülkemizi herhangi bir sıkıntıya sokmayacak nihai kararımızı veririz, adımı atarız" dedi.

Bir gazetecinin "sizin kişisel olarak gönlünüzden geçiyor mu?" sorusuna da Başbakan Erdoğan, "Senin gönlünden ne geçiyor, bir vatandaş olarak" dedi.

Erdoğan, "Ben şimdi istişarelerimi yapıyorum, hepsi bunların istişareye dayalı olacak. Bundan önceki de istişareler neticesinde oldu. Türkiye genelinde geniş kapsamlı kamuoyu araştırmaları yaptık, onun neticesinde kararımızı verdik. Bugün de yine en geniş anlamda istişarelerimizi yapacağız, ondan sonra da nihai kararı verelim ki ülkemizde herhangi bir kaosa fırsat vermeden en güzel şekilde, en ideal şekilde seçimimizi gerçekleştirelim" diye konuştu.

Dar bölge seçim sistemine ilişkin bir soru üzerine de Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bugün yine kürsüde barajı konuştular. Onlara sorun 'Sayın Başbakan diyor ki yüzde 5 barajla daraltılmış bölge sistemi, alternatif bir sistem daha çalışıyoruz, barajı tamamen kaldıralım, dar bölge sistemi. 550 bölge, 550 milletvekili, buyurun. Ben alternatifler getiriyorum ama bunlarda alternatif var mı? Yok. Biz bu alternatiflerin nerelerde uygulandığını onu da söylüyoruz, Avrupa'nın birçok ülkelerinde daraltılmış bölge sistemi var, İngiltere, ABD dar bölge sistemini uyguluyor. Şu anda arkadaşlarım çalışmalarını sona erdirmek üzereler, simülasyonları yapıyorlar, ondan sonra da biz nihai kararımızı verip, ona göre bu sistemlerden biriyle gireceksek bunu Meclis'e aktaracağız. Yok aynen gidelim diyorsak, 10 barajı duruyor, o zaman onunla gideriz. Mesele burada ideal olanı yakalamak ve ülkemizde daha katılımcı bir demokrasi anlayışı getirebilmek."

Muhalefetin seçim sistemine desteği olmazsa bu düzenlemeyi tek başlarına getirebileceklerini belirten Erdoğan, bu düzenlemenin anayasa ile alakalı olmadığını, sadece yasal düzenleme gerektirdiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanlığına adaylığına ilişkin anket olup olmadığı sorusuna Erdoğan, şu ana kadar bir anket çalışması yaptırmadığını belirtti.

Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine de İsrail ile Türkiye arasındaki tazminatlara ilişkin görüşmelerin devam ettiğini bildirdi.

Erdoğan, Suriye sınırları içerisindeki Türkiye toprağı Süleyman Şah Türbesi'ne yardım götüren konvoyun Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından alıkonulduğu iddialarının hatırlatılması üzerine de "Hayır, hayır. Şu anda generaller burada, böyle birşey yok. Yarım saat, bir saat öncesine kadar böyle birşey yoktu, şu anda olduysa haberim yok" diye konuştu.

Twitter'ın buzladığı hesaplara ayarlar değiştirilerek giriş yapıldığının belirtilmesi üzerine de Erdoğan, "Ben düşüncemi söyledim, verdikleri sözleri yerine getirdiler, getirdiler. Getirmedikleri takdirde aynı yerdeyiz biz, gereğini yaparız. Yapabildiğimiz kadarıyla. Bazıları diyor ki 'kapatsanız da girebiliyorlar' falan ama herşeyden önce bir vergi kaçakçısı şirket Türkiye'de faaliyet gösteremez, ofisi yok, faaliyet gösteremez, gereği neyse o yapılır. Olay artık tek yönlü değil, birçok yönlü" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Erdoğan, 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'na ilişkin sendikaların talepleri ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun da "hükümetin tansiyonu yükselttiğine" dair açıklamaları olduğunun hatırlatılması üzerine şöyle konuştu:

"Tansiyonu başta anamuhalefet partisinin genel başkanı yükseltiyor. Sendika dediğimiz zaman Türkiye'de sadece DİSK, KESK yok, sadece onların paslaştığı sendikalar yok. Türkiye'nin en büyük sendikası TÜRK-İŞ, ikinci sırada HAK-İŞ. TÜRK-İŞ 'Kadıköy'de yapacağız' diyor, HAK-İŞ 'Kayseri'de yapacağım' diyor. Memur-Sen memurlar arasında bir numaralı sendika, Kamu-Sen bunlarla beraber hareket etmiyor. Sağolsun anamuhalefetin genel başkanı diyor ki '2010'de bir olay oldu mu?' diyor. Bunlar galiba bakar kör, olmadı olur mu? O zaman HAK-İŞ'ten şu andaki genel başkanı yanılmıyorsam o zaman kolu kırılmıştı, Mustafa Kumlu o zaman sahneden mi atılmıştı, öyle bir durum oldu. Gerek Kumlu, gerekse HAK-İŞ'in genel başkanı darbe yiyenlerden oldu. Bunlar olayları takip etmiyorlar, herkesi kör-sağır zannediyorlar.

Biz, biliyoruz ki bu işte üzmenin anlamı yok, huzur içinde gelirsin Yenikapı'da gel mitingini yap. Her türlü ulaşım var, metro, deniz var, otobüsler var. O gün ücretsiz olarak bütün taşıma işlerini de yapabiliriz dedik. Ama kalkıp burası 'kutsal meydanımızdır' diyorlar ki böyle birşey yok. Böyle bir kutsiyet herhangi bir meydana zaten atfedemeyiz, burası tüm milletindir, tüm İstanbullularındır, böyle bir bayramı kimsenin kimseye zehir etmeye hakkı yok. Miting alanını belirleyecek merci mülki amirdir, talepler geldikten sonra değerlendirmesini yapar, ondan sonra miting alanı olarak 'buyrun size Yenikapı, Maltepe' der. Bu yıl son olarak Kadıköy'de yapılacak, bundan sonra da Kadıköy'de yok. Niye? Çünkü, gerçekten esnafımızın, halkımızın rahatsız olacağı yerleri bizim artık kaldırmamız lazım. AK Partili belediyelere şunu da söyledik, 'sizler uygun, butik meydanlar' yapın. Onlar şimdi yeni planlamalarında bu tür şeylerin hazırlıklarını da yapıyorlar."

Erdoğan, yasaları çiğneyenlere karşı devletin yapılması gereken neyse bunu yaptığını, sorumluluk mevkinde bulunanlar olarak da sorumluluklarının bilinciyle hareket ettiklerini söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin İstanbul'a 2 büyük meydan yaptığını, mitinglerin oralarda yapılabileceğini belirten Erdoğan, "Ama dert başka, dert; yasaları çiğnemek olduğu zaman, kusura bakmayın... Kimsenin, kimsenin özgürlük alanına girmeye hakkı yoktur, bu bir özgürlük mücadelesi olmaz, bu bir bayram olmaz. Bugünü tatil günü ilan eden biziz, bu iktidar. Bugüne kadar gelen iktidarlar bunu ilan etmedi, her türlü şeyi vereceksin ama bunlar hala..." diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Taksim kararının idari bir karar olduğu yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine de "Zaten onlar neyin yasaları çiğnemek olduğunu, neyin olmadığını hala anlamış değil" ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 1915 olaylarıyla ilgili mesajına ilişkin, "Tarih siyah ve beyazlardan oluşmaz. Gri bir alanda herkesin, geçmiş acıları paylaşabilme erdemini göstermesi lazım. Aslında bugün yapılan aynı zamanda bir çağrıdır. Bu çağrımız ümit ederiz ki karşılığını bulur" dedi.

Davutoğlu, TBMM'nin 94. açılış yıl dönümü resepsiyonunda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Davutoğlu, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 1915 olaylarına ilişkin yaptığı açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine, son 4, 5 yıllık sürecin takip edildiğinde bugün yapılan açıklamanın, bu sürecin doğal bir sonucu veya bir parçası olduğunun rahatlıkla görülebileceğini ifade etti. Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bazıları için bir sürpriz niteliği taşımış olabilir ama bizim tarihe bakışımız, tarih içindeki olayları değerlendirme biçimimiz ve yaşanılan savaşlar her ne gerekçeyle yaşanmış olursa olsun, acıların insanlığın acısı olduğu konusundaki insani ve evrensel bakış açımız herkesin malumu.

2009'da Ermenistan ile protokoller imzalandığı gün eğer bir konuşma imkanı, o zaman biz karşılıklı birer açıklama yapmak istemiştik. O günde bu muhtevaya benzer bir açıklama planlamıştık. Çünkü adil hafıza ve bu temelde bütün kayıpların etnik ve dini temeli gözetilmeksizin, ayrımı gözetilmeksizin, bütün kayıpların aynı ölçüde insanlık kaybı olarak değerlendirilmesine dönük tutumumuz açık. Zaten Sayın Başbakınımızın ve Meclimizin 2005 yılında yaptığı çağrıda bunun bir parçasıydı. Dolayısıyla bunun konjonktürel bir boyutu yok. Bugün bazı yorumlar gördüm. Bu açıklamanın yapılacağını sadece ve sadece sayın Başbakanımız ve Dışişleri Bakanlığımız ile Başbakanlık'tan çok dar, bir kaç kişilik bu metin üzerinde çalışan arkadaşlar ilgiliydi. Metin daha önce hazırlanmış."

Davutoğlu, "Bu metin ne zaman hazırlanmaya başlandı?" sorusu üzerine, bütün bu süreç içinde bir planlama yaptıklarını ifade ederek, onların detaylarına girmek istemediğini söyledi.

Son yurt dışı seyahatine giderken Başbakan ile bu konuda istişarede bulunduğunu belirten Davutoğlu, şunları söyledi:

"Son çalışmaları yaptık, sayın Başbakanımıza arz ettik, uygun gördüler. Dün akşam itibariyle metne son şeklini vermiştik. Türkiye hiçbir açıklamayı, hiçbir siyasi pozisyonu herhangi bir baskı altında yapmaz ve almaz. Kesinlikle hiçbir konjonktürel boyutu yok. Tamamiyle 2005'ten beri Meclisimizin ortak açıklamasına, o günden bugüne takip ettiğimiz siyasi anlayışa, tarihi olaylara yaklaşımımıza bakarsanız bunu görürsünüz. O bakımdan tamamiyle bu şekilde değerlendirilmesi icap eder. Tarih siyahlardan ve beyazlardan oluşmaz, gri bir alanda herkesin geçmiş acıları paylaşabilme erdemini göstermesi lazım. Aslında bugün yapılan açıklama aynı zamanda bir çağrıdır. Biz nasıl ortak coğrafyayı yıllarca paylaştığımız Ermeniler ile onların acılarını paylaşmak şeklinde bir yaklaşım benimsemişsek, aynı yaklaşımın bütün taraflarca benimsenmesi tarihi bir çatışma alanı olmaktan çıkartır. Ortak sevinçlerimizin, ortak başarılarımızın ki bin yıllık Anadolu tarihinin 900 yılı Türkler'in, Ermeniler'in ortak başarılarıyla, eserleriyle doludur. O başarılara o eserlere ve o tarihin pozitif yönüne atıfta bulunarak, geleceği inşa edebiliriz. Bu çağrımız ümit ederiz ki karşılığını bulur.

Biliyorum yurt dışından gelen tepkilerde de bunun sürpriz mahiyetinde bir etkisi oldu. Ama bizim bu açıklamayı sayın Başbakanımızın yapma iradesini gösterirken ki tutumu da son yıllardaki zaten açık olan tutumumuz da aşikardır. Benim Erivan'a giderken verdiğim mesajda, daha önceki birçok çalışmalarda da zaten bu çizgimiz son derece açıktır. Bu çizginin esası 2005'te TBMM'nin yaptığı ortak açıklamadır. Bu çerçevede biz ümit ederiz herkes böylesine evrensel ve kuşatıcı bir dil benimser. Çatışmacı değil, barışcıl bir dil kullanır ve yeni bir tarihi birlikte yazarız. Ümidimiz o."

Gazetecilerin, Ermeni diasporasının açıklamanın ardından "ambalaj" ifadelerini kullandığını belirtmesi üzerine Davutoğlu, son yıllarda Ermeni diasporasıyla birçok görüşmeler yaptığını, bundan sonra da yapacağını vurguladı.

Ermeni diasporasının tek bir sesten oluşmadığına, onun içinde de tartışmalar, birçok farklı yaklaşımlar bulunduğuna işaret eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bizimle çok rahat konuşabilen yurt dışında Ermeni dostlarımız oldu. Bunları çok rahat paylaşabildiğimiz. Ben evvelki sene Büyükelçiler Konferansı'nda... Şimdi onlar unutulduğu için bu adım sanki konjonktürel görülüyor. İki sene önce Fransa'da bu konular tartışılırken, Büyükelçiler Konferansı'nda, 'bizim için yabancı diaspora yoktur. Anadolu'dan göçen herkes bizim diasporamızdır' demiştim. Şimdi bütün o sürecin devamı. Diasporayı da tek bir kutuptan, tek bir yaklaşımdan ibaret görmemek lazım. Bazen çok sesi çıkanlar azınlığı temsil eder. Sessiz çoğunluk aslında o mesajı alır ama konuşma ihtiyacı hissetmez. Bu tür durumlarda en sertlik yanlıları en çok sesi çıkanlar olur. Bütün taraflarda böyledir. Halbuki toplumun genelinin, Türkiye için de bu geçerli, Ermeni toplumu için de geçerli. Genelinin böyle bir uzlaşıdan yana olduğunu ben biliyorum. Diasporanın genelinin de bu uzlaşıdan yana olduğunu biliyorum. Hrant Dink rahmetli katledildiğinde, öldürüldüğünde o zaman Türkiye'ye gelen Ermeni diasporası liderlerinin nasıl büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını biliyoruz. Çünkü o zihinlerdeki Türkiye ile zihinlerdeki Türk toplumu ile, karşılaştıkları Türk toplumu aynı değildi. Şimdi biz bu yolla aslında zihinlerdeki o prangaları da kırıyoruz. Tarihin ve tarihe yaklaşım biçimindeki yanlışlıkların prangalarını kırmaya çalışıyoruz. Birinci Dünya Savaşı büyük acıların yaşandığı dönemlerdir. Yeni Zelanda, Avustralya, 36 ülkenin savunma bakanı şu anda Türkiye'de, Çanakkale Savaşı dolayısıyla. Bunların üzerinden bir dostluk inşa ediliyorsa bin yıla yakın aynı toprağı aynı mekanı komşular olarak paylaşmış Türkler ve Ermeniler'in de bir barış inşa etmesi zor değil. Çağrımız, sayın Başbakınımızın bugün açıklamasıyla yapılan çağrı aynı zamanda hem ortak ve insancıl bir yaklaşım sergileyelim çağrısıdır ama aynı zamanda geleceğe dönük olarak da birlikte bir gelecek inşa edelim çağrısıdır. Onun için bu çağrının ben havada kalmayacağına eminim. Ermeni diasporasının büyük çoğunluğunun da bu çağrıyı paylaştığına eminim. Ama o büyük çoğunluktansa ilk tepkiyi verenler daha sertlik yanlıları olur. Onu da doğal görmek lazım."

Davutoğlu, "Süleyman Şah Türbesi'ne giden askeri konvoyu IŞİD'in durdurduğu" yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine, şöyle konuştu:

"Haberler yanlış. Bakın bu tabii şimdi dikkat çekiyor ama 1921'den bu yana oradaki askerimizin lojistik ihtiyacı karşılanır ve o yıllardan bu yana Suriye ile ilişkilerimiz iyi olsun kötü olsun, bizim hiçbir zaman taviz vermediğimiz ve hiçbir zaman da vermeyeceğimiz husus şudur; oradaki askerlerimizin güvenliği için ne tedbir alınması gerekiyorsa yapılır. Belli dönemlerde rutin değişimler yapılır. Yani oradaki askerler alınır, başka askerler götürülür. Durumun, ihtiyacın mahiyetine göre de orası tahkim edilir ve olan budur. Bunu 'herhangi birisi konvoyu durdurdu', bu tür bakmamak lazım."

"Ulaştı mı takviye, ikmal yapıldı mı?" sorusuna Davutoğlu, "Bu konuda bilgi vermem... Yani orada daha süren bir süreç var? Bir güvenlik konusudur, detay veremem ama hedef hasıl olmuştur" yanıtını verdi.

"Yine aynı sayıda mı asker gidiyor?" sorusu üzerine de Davutoğlu, "O detaylar müsaade edin de yani bunlar güvenlik meseleleri. Bazılarının kötü niyetli dinlemeleri olabilir ama bizden bu açıklamayı beklemezsiniz" dedi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, "Kriptolu telefonu üreten kurumla sertifikayı üreten kurum aynı olmamalı" dedi.

TBMM'nin 94. açılış yıl dönümü resepsiyonunda gazetecilerin kriptolu telefonlarla ilgili soruları üzerine, kriptonun üretildiği yer ile sertifikanın üretildiği yerin aynı olmaması gerektiğini söyledi.

Şu anda bunun aynı olduğunu ve bunun ciddi bir güvenlik açığı yarattığını belirten Işık, "Normalde kurumların sertifikayı kendisinin üretmesi lazım. Onunla ilgili çalışmalar sürüyor" dedi.

***HBAERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***