2010-12-02 - 14:50
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplanan Genel Kurulda, milletvekilleri gündemdışı söz aldı. Gündemdışı konuşmalara Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yanıt verdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer,
bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının, özürlü kişilerin özürlülük derecelerini
belirlemede farklı uygulaması olduğunu anımsatarak, ''Sağlık Bakanlığıyla,
vatandaşların her iki kurumdan ayrı ayrı rapor almalarına neden olan bu
bürokratik süreci kısaltmak mümkün mü, tek raporla bu sorun çözülebilir mi diye
bir çalışma yürütüyoruz'' dedi.

TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplanan Genel Kurulda,
milletvekilleri gündemdışı söz aldı.

CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü
dolayısıyla yaptığı gündemdışı konuşmada, Türkiye'de 8,5 milyon engelli
vatandaşın bulunduğunu anımsattı.

Herkesin, trafik kazası, hastalık gibi nedenlerle engelli olabileceğini
belirten Ayhan, milletvekilleri olarak engellilere karşı daha duyarlı olmaları
gerektiğini ifade etti.

Ayhan, 38 bin engelli kadrosunun halen boş olduğunu, Özürlüler İdaresi
Başkanlığının gelecek yılki bütçesinin yetersiz kaldığını belirterek, bunun,
engellilerin istihdam sorununun çözümünün bir başka bahara kalacağı anlamına
geldiğini söyledi. Ayhan, kamunun, engellilerin eğitimine yönelik gereken
yatırımı yapmadığını, proje üretmediğini ifade ederek, ''Engelliler eğitimi
vahiyle mi alacak'' diye sordu.

Sağlık Bakanlığına göre engelli bir vatandaşın, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığına göre engelli olmadığını dile getiren Ayhan, çalışan
engellilerin yüzde 61'inin kayıtdışı çalıştığını söyledi.

Milletvekilleri, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla yerinden söz
aldı.

CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz, özürlülerin kaderine terk
edildiğini, bu işin başındaki bakanların duyarsız olduğunu, 50 bin özürlü
kadrosunun bekletildiğini öne sürdü.

AK Parti Konya Milletvekili Orhan Erdem, hükümetleri döneminde bu alanda
birçok başarılı hizmetler yapıldığını ifade ederek, bunlar hakkında bilgi verdi.
Erdem, ancak daha yapacakları şeylerin de bulunduğunu belirterek, ''Öncelikle
kafamızdaki engellerin kalkması gerekir'' diye konuştu.

CHP Adana Milletvekili Hulusi Güvel ise engelli vatandaşların, eğitimden
başlayan oldukça kronikleşmiş sorunlarının bulunduğunu, yüzde 88'inin eğitim
hakkından yararlanamadığını, yüzde 80'inin iş gücüne katılamadığını belirtti.
Güvel, devletin, bu konularda üzerine düşeni yerine getiremediğini ifade etti.

Konuşmalara, hükümet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer
yanıt verdi.

Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının, özürlülerin özürlülük derecelerini
belirlemede farklı uygulaması olduğunu belirten Dinçer, bu uygulamanın da makul
ve kabul edilebilir gerekçesinin bulunduğunu söyledi.

Sağlık Bakanlığının, herhangi bir özürlüye, özürlülük derecesini
belirleyen bir rapor verdiğinde, fiziki olarak ne oranda özürü olduğunu tespit
ettiğini belirten Dinçer, bakanlığının ise maliyetle ilgili, maaş bağlayacağından
bu raporu esas almadığını anlattı.

Dinçer, kendileri için özürlünün, özürlülüğüyle çalışıp çalışamayacağının
esas olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

''Özürlülük derecesi Sağlık Bakanlığına göre yüzde 60-70 olmasına rağmen
çalışmasına mani bir durum yoksa onun maliyetini belirleyen derecesi daha düşük
çıkar, malullük emeklilik maaşı bağlamayız. Çalışma Bakanlığının verdiği rapor,
onun iş yapma gücünün kaybıyla ilgili rapordur. Orada verilen özürlülük
derecesinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kabul edilip
edilmediğiyle ilgili tartışma çok anlamlı olmaz.

Buna rağmen biz, Sağlık Bakanlığıyla, acaba vatandaşların her iki
kurumdan ayrı ayrı rapor almalarını sağlayan bu bürokratik süreci kısaltmak
mümkün mü, tek raporla bu sorun çözülebilir mi diye bir çalışma yürütüyoruz. Tek
raporla her iki dereceyi de belirleme imkanı çıkarsa vatandaşlara daha az
bürokratik hizmeti sunma fırsatımız olacak.''

AK Parti İstanbul Milletvekili Güldal Akşit ise Türk kadınına seçme ve
seçilme hakkı verilmesinin yıldönümü dolayısıyla gündemdışı söz aldı.

Türkiye'de kadın hakları konusunda temel belge olan Medeni Yasa'nın
1926'da kabul edilmesiyle kadınların ekonomik, siyasal haklara kavuşturulduğunu,
eşitsizlik ve ayrımcılığın kaldırılması için önemli adım atıldığını anlatan
Akşit, ''1926-1934 yılları arasındaki gerçekleştiren Atatürk devrimleriyle
kadınların eğitim, hukuk, aile, çalışma, sosyal yaşam, siyasette erkeklerle eşit
haklara sahip olması hedeflendi'' dedi.

Son genel seçimlerde TBMM'de 50 kadın milletvekilinin yer aldığını
anımsatan Akşit, Türkiye'de kadınların siyasetteki konumunun arzu edilen düzeye
henüz ulaşamadığını vurguladı. Akşit, bunun nedenlerinden bazılarını, ''siyaseti,
erkeklere ait gören anlayış, kadınların aile sorumlulukları, geleneksel
rollerinin ağırlığı, eğitim düzeyi'' olarak sıraladı.

Akşit, kadınların siyaset ve yönetim kademelerindeki temsil oranlarının
yükselmesinin Türkiye'ye güç kazandıracağına işaret etti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç, lisans ve yayın izinlerinin, kanun ve yönetmelikler kapsamında, şartları
sağlayan kuruluşlara verildiğini anımsatarak, kuruluşlar arasında herhangi bir
ayrımcılık yapılmadığını belirtti.

TBMM Genel Kurulunda, CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, ''Televizyon
kanallarına, lisans ve yayın izinlerinde ayrımcılık yapıldığı'' iddialarına dair
gündemdışı söz aldı.

RTÜK'ün, bugüne kadar yandaş olmayan televizyonlara hukuk dışı
davranışlar uyguladığını öne süren Mengü, herkesin bunu bildiğini, yıllardır bu
sorunun çözülemediğini belirtti.

Ulusal Kanal'ın, kablo lisans ve yayın izni için 2007'de başvuruda
bulunduğunu ancak enteresan gerekçelerle oyalandığını öne süren Mengü, RTÜK'ün
daha sonra kablo lisans ve yayın izni verdiğini kaydetti. Mengü, TÜRKSAT'ın bu
kuruluşa, uyduda yer vermesi gerekirken, ''Çok doluyuz, yer bulamıyoruz''
dediğini ifade etti.

Gündemdışı konuşmalara Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç
yanıt verdi.

Lisans ve yayın izinlerinin, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun'un ilgili maddesi ve yönetmelikler kapsamında, şartları
sağlayan radyo ve televizyon kuruluşlarına verildiğini anımsatan Arınç,
kuruluşlar arasında herhangi bir ayrımcılık yapılmadığını belirtti.

Arınç, Türkiye'de karasal, kablo, uydu, IPTV ortamlarından yapılan radyo,
televizyon yayınlarının lisanslandığını ifade etti.

Bugüne kadar kanal ve frekans ihaleleri yapılamadığı için karasal
ortamdan yayın yapan kuruluşlara henüz lisans verilemediğine işaret eden Arınç,
karasal ortamdan başvurusu bulunan kuruluşları şöyle sıraladı: ''Ulusal
televizyon 24, bölgesel televizyon 15, yerel televizyon 210, ulusal radyo 35,
bölgesel radyo 98, yerel radyo 928.''

Arınç, uydudan yayın için yapılan başvuruların, tarafsızlık ve hakkaniyet
ölçülerinde üst kurulca değerlendirildiğini ifade ederek, medya alanındaki
yoğunlaşmalar dikkate alınarak, zaman zaman detaylı incelenmesi gereken durumlar
ortaya çıktığı için lisans verme süresinin uzayabildiğini kaydetti.

Bu yılın başında uydudan lisans başvurusunda bulunan kuruluşlarla ilgili
çalışma yapıldığını, üst kurulca değerlendirildiğini belirten Arınç, başvurusu
bulunan tüm kuruluşların, dosyalarını tamamlaması kararı alındığını söyledi.

Arınç, 2001'de 34, 2002'de 21, 2003'te 3, 2004'te 8, 2005'te 16, 2006'da
17, 2007'de 7, 2008'de 22, 2009'da 10, 2010'da 13 televizyona uydudan yayın
lisans ve izni verildiğini bildirdi. Arınç, 2001'de 17, 2002'de 20, 2003'te 2,
2004'te 3, 2005'te 3, 2006'da 2, 2007'de 1, 2008'de 2, 2009'da 1, 2010'da 2 olmak
üzere 53 radyoya uydudan yayın lisansı ve izni verildiğini kaydetti.

Kablodan yapılan yayınlarla ilgili de bilgi veren Arınç, kablolu yayın
lisans ve izinlerinin ise 2005'te 4, 2006'ta 3, 2007'de 5, 2008'de 5, 2009'da 2
ve 2010'da 1 olduğunu belirtti.

IPTV yayın lisans ve izni için yapılan 33 yayın kuruluşunun başvurusunun
da incelendiğini dile getiren Arınç, dosyalar tamamlandıktan sonra bu kuruluşlara
5 yıl süreyle IPTV yayın lisans ve izninin verileceğini vurguladı.

Arınç, Ulusal Kanal ile ilgili haksızlık, erteleme, gecikme söz konusuysa
bunu derhal gidereceklerini ifade etti.

RTÜK Kanunu Tasarısı'nın, TBMM Anayasa Komisyonunda kabul edildiğini
anımsatan Arınç, ''Ümit ediyorum ki kısa zamanda Genel Kurulda görüşülüp,
kanunlaştığında 1994'te çıkarılan bu kanunun pek çok boşluğunu, ahenksizliğini de
gidermiş olacağız, televizyonların lisans konusu çözümlenmiş olacak, AB
yönergeleri çerçevesinde, yeni, çağdaş bir kanuna kavuşmuş olacağız'' diye
konuştu.

Bakan Arınç, Dünya Engelliler Günü'ne yönelik gündemdışı konuşmayı da
yanıtladı. Arınç, engelli yurttaşları düşünmeleri gerektiğini, istatistiklerin
8,5 milyon engellinin olduğunu gösterdiğini kaydetti.

Özürlüler Yasası'nın çıkarılmasının, engellilere haklarının verilmesi,
yaşamlarının daha da iyileştirilmesi için ciddi bir adım olduğunu kaydeden Arınç,
son anayasa değişikliğiyle de engellilere yönelik pozitif ayrımcılığın
tescillendiğini ifade etti.

Arınç, bugüne kadar yapılanların, engellilerin tüm sorunlarını çözecek
kadar kapsamlı olmadığını vurgulayarak, bu vatandaşların sorunlarının
giderilmesinin, Hükümet ve parlamentonun önceliği olduğunu vurguladı. Arınç,
2011'de önemli ölçüde engelli kadrosunun doldurulacağını bildirdi.

Bülent Arınç, özürlülere yönelik yasal düzenlemeler hakkında da bilgi
verdi.

Kadınların, Avrupa ülkelerinin birçoğundan önce ilk kez seçme ve seçilme
hakkını elde ederek, Mecliste temsil hakkını kazandığını belirten Arınç, ''Büyük
Atatürk'ün kadınlara verdiği bu haklarla, Türk kadını için yeni dönem başlamış,
bu haklarla kadınlarımız toplumsal ve sosyal hayattaki rolü ve statüsünü çok daha
yukarılara çıkarmıştır'' diye konuştu.

TBMM Genel Kurulunda, MHP'nin, Sayıştayın
Türkiye'nin Atık Yönetimi Raporunun, CHP'nin de Hidroelektirik Santralleriyle
(HES) ilgili araştırma önergesinin bugün görüşülmesi önerileri reddedildi.

Genel Kurulda, gündem dışı konuşmaların ardından, MHP Grubunun,
Sayıştayın Türkiye'de Atık Yönetimi Raporunun bugün görüşülmesi önerisi ele
alındı. Öneri lehinde söz alan MHP Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı,
Türkiye'nin, gelişmişlik düzeyi ile uygun olmayan bir atık yönetimiyle karşı
karşıya olduğunu savundu.

Nalcı, müeyyide mekanizmasının etkin kullanımının önündeki engellerin
kaldırılması, ilgili mevzuatta da gerekli düzenlemelerin yapılmasını gerektiğini
kaydetti. Yetki karmaşasının da ortadan kaldırılmasını isteyen Nalcı, ''Etkin
denetimi sağlayamadığımız sürece çevre katliamının önüne geçemeyiz'' dedi.

AK Parti Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı, yılda 34 milyon
ton belediye, 17,5 milyon ton sanayi atığının söz konusu olduğunu, insanın yılda
kendi kilosunun 10 katına kadar evsel atık üretebildiğini kaydetti.

Evsel ve sanayi atıklarında AK Parti döneminde ciddi performans
sağlandığını söyleyen Fındıklı, bu konuda yapılan çalışmalarla ilgili bilgi
verdi. Fındıklı, Meclisin gündeminin daha önceden belirlendiğini söyleyerek,
önerinin zamanlamasına katılmadıklarını söyledi.

CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz, iktidar ile Çevre ve Orman
Bakanlığının konuyla ilgili uygulamalarını eleştirdi. ''2 bin HES'in Karadeniz'de
ne işi var?'' diye soran Ağyüz, ''İnsanların yaşamını, geleceğini ellerinden
almaya çalışıyorsunuz. Her şeyi sattınız şimdi doğa kaldı. Doğayı, kentleri
tahrip ediyorsunuz'' diye konuştu.

AK Parti Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk, ''1994'den önce İstanbul'da
sular akmıyordu, insanlar öldü, çöpler toplanmıyordu, İzmir'de arsenikli suyu
içirdiniz, bunları unutuyorsunuz'' dedi.

Çevreye uyumlu atıkların yönetimi için 117 belediye birliği
oluşturulduğunu anımsatan Öztürk, 2002 yılında 130 bin ton ambalaj atığı
toplandığını, bugün ise bu rakamın 2,5 milyon ton olduğunu kaydetti.

''Gözünüzü kumun içine sokmayın, biraz yapılanları görün'' diyen Öztürk,
İskenderun Belediyesinin ''ihaleye uygun olmayan şekilde çöp toplattığını''
savundu.

MHP'nin önerisi reddedildi.

Ardından CHP'nin HES'lerle ilgili araştırma önergesinin bugün ele
alınması önerisi görüşüldü. CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin, alternatif
elektrik kaynakları çerçevesinde HES'lere ihtiyaç olduğunu, kendilerinin de bunun
farkında olduğunu dile getirdi.

Bugüne kadar yapılan HES'lerle ilgili projelerde çevresel boyutunun,
orman ve mera alanlarının dikkate alınmadığını ileri süren Ergin, HES'lerin
inşaat atıklarının da bir sorun olduğunu dile getirdi.

Ergin, ''Toprağımıza, suyumuza, evlatlarımızın, ülkemizin geleceğine
sahip olabilmek için bu önergenin kabul edilmesi gerekmektedir'' dedi.

MHP Bursa Milletvekili Necati Özensoy, HES'lerin doğayı tahrip etmemesine
dikkat edilmesi gerektiğini kaydederek, yenilenebilir enerjiyle ilgili kanunun
bir an önce çıkarılması gerektiğini belirtti.

Özensoy, enerji politikalarının milli politikalar haline getirilmesini
isteyerek, muhalefetin de katkısının sağlanmasını istedi.

AK Parti Rize Milletvekili Ali Bayramoğlu, Türkiye'nin yerli enerji
kaynaklarına ihtiyacı olduğunu ifade etti. Bayramoğlu, ''Ormanların talan
edilmesi varsa, çevreye etkili, duyarsız yatırımlar varsa buna karşı çıkalım ama
bilgileri doğru alalım. 'Ormanlar talan ediliyor' derseniz bu yanlış bir
ifadedir'' diye konuştu.

Türkiye'nin neresinde HES yapılırsa yapılsın, gerek bu konuyla ilgili
sivil toplum kuruluşları gerekse ''kışkırtılmış insanların'' her bölgede buna
karşı çıkmasının ''doğal olduğunu'' ifade eden Bayramoğlu, ''İkizdere Vadisinin
SİT alanı ilan edilmesinin hiç bir hukuki mesnedi olmadığını'' ileri sürdü.

MHP Ordu Milletvekili Murat Özkan, ''(HES tahribat yapmıyor) demek,
burada sermayenin sesi olmaktan öte gitmeyen bir anlayıştır'' dedi.

CHP Grubunun da önerisi reddedildi.

TBMM Genel Kurulunda, Sayıştay Kanunu Tasarısının görüşmelerine
geçildi.

TBMM Genel Kurulunda, ''WikiLeaks belgeleri''
tartışıldı.

CHP Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli, Genel Kurulda Sayıştay Kanun
Teklifi'nin görüşmeleri sırasında verdiği önerge üzerinde söz aldı.

İçli, ''WikiLeaks belgeleri''nde bazı KİT'lerle ilgili yolsuzluk
iddialarının yer aldığını ifade ederek, dünyanın çalkalandığını, TBMM'nin bu
konuya el atması gerektiğini belirtti.

Özelleştirmelerle ilgili iddiaların ciddiye alınıp alınmadığını,
savcıların belgelerle ilgili dava açmayı düşünüp düşünmediğini soran İçli, bunun
bir siyasi parti değil, ülke sorunu olduğunu kaydetti.

Devlet Bakanı Egemen Bağış, sataşma olduğu gerekçesiyle kürsüye çıktı ve
''önceden Teksas, Tommiks okunurken şimdi WikiLeaks okunduğunu'' söyledi.

Bağış, İçli'nin gösterdiği heyecanı, CHP Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu'nun da gösterdiğini, ''ne idüğü belirsiz bir takım belgelere
dayanarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hesaplarıyla ilgili bilgi
istediğini'' ifade etti.

''Hele diğer belgeleri görelim, eğer Mecliste bir görüşme gerekiyorsa onu
sizin kadar biz de isteriz, bundan şüpheniz olmasın'' diyen Bağış, şunları
kaydetti:

''Ama daha hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan, süzmece şekilde bir
yerlere sızdırıldığı çok net şekilde gözüken belgelerden dolayı böyle polemik
yaratmanın hiç kimseye faydası yok.

Sizin partinizle ilgili de çok ağır ithamlar var ama ben başkasının
sızdırdığı kriptoya bakarak değer vermem. Siz koskoca ABD'nin gizli belgelerini
ciddiye almayabilirsiniz diyorsanız, ABD'yi bu kadar gözünüzde büyütmeyin.
Sızıntı olayından sonra ABD'nin ilk özür dilediği kişi Türkiye Cumhuriyeti'nin
Dışişleri Bakanı olmuştur. Bundan sonraki süreci hep beraber takip edeceğiz. Bu
kutsal çatı altında, ne iktidar ne de muhalefet partilerinin, kendilerini ABD
veya başka devletlerin buradaki diplomatlarına beğendirme gibi çabası yoktur. Siz
tekrar Teksas, Tommiks okumaya dönün, WikiLeaksleri de çok fazla abartmayın.''

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ise sataşma gerekçesiyle söz alarak
Bağış'a yanıt verdi. Hamzaçebi, Kılıçdaroğlu'nun, ''Sayın Başbakan, İsviçre
bankalarında parası olmadığını ispat etsin'' demediğini belirterek, ispatın,
iddia eden tarafa, ABD'ye ait olduğunu ifade etti.

Hamzaçebi, bu konunun TBMM'nin üzerinde duracağı bir konu olmadığını, bir
takım kağıt, belge, yazılar üzerine TBMM'nin harekete geçmek zorunda olmadığını
belirtti.

Sataşma olduğu gerekçesiyle söz alan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da
kendi bilgi ve kaynaklarına dayanarak eleştirilerini sürdüreceklerini kaydetti.

Vural, eleştirilerini Hükümetin attığı adımlar üzerinden yaptıklarını,
Erdoğan'ın ''Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanı olmasını, Yahudi Cesaret Madalyası
almasını'' eleştirdiklerini kaydederek, ''Umarım Hükümet Türkiye'ye, Türk
milletinin tarihi, kimliği, değerleri, ihtiyaçlarından bakar, Washington,
Brüksel, Erivan, Erbil merkezli projelerden bakmaz'' dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç ise Erdoğan'ın ''Yahudi Cesaret
Madalyası'' almadığını, Avrupa, ABD, Ortadoğu'dan bölge ve dünya barışına
katkılar nedeniyle pek çok madalya, ödül, plaket aldığını söyledi. ABD'den bir
vakıftan ödül alındığını ancak bir vakfın üyeleri arasında Yahudilerin
bulunmasının, ödülün kabul edilmemesini gerektirmediğini kaydeden Kılıç, ''Yahudi
olan her şey kötüdür'' gibi din odaklı, ayrımcı bir bakış açısında olmadıklarını
belirtti.

Vural ise Erdoğan'ın ''Yahudi Cesaret Madalyası'' aldığı iddiasını
yineleyerek, elindeki netbooktan fotoğraf gösterdi.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da sataşma olduğu gerekçesiyle
yaptığı konuşmada, bu sanal gündemin Türkiye'nin gündemi gibi sürekli
yayımlanmasını, ülkenin gerçek sorunlarının dışına çıkılmasının doğru bulmadığını
ifade etti. Kaplan, ''sızıntı bilgiler üzerine Mecliste, havanda su dövülmemesi
gerektiğini'' kaydetti.

Sayıştay Kanunu Teklifi'nin görüşmeleri 56'ncı madde üzerinden devam
ediyor.
(14.53)