2006-10-03 - 14:10
Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, ''Son zamanlarda açık, hazırlanmış, planlanmış bir polemik savaşı, adeta bir beyan savaşı yaşıyoruz'' dedi.
Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu,''Son zamanlarda açık,
hazırlanmış, planlanmış bir polemik savaşı, adeta bir beyan savaşı yaşıyoruz'' dedi.
Anavatan Partisi TBMM Grup Toplantı Salonu'na Mumcu'nun talimatıyla
getirilen bir fotoğraf, polis memurlarınca görülmek istendi. İçtüzüğe göre
''herhangi bir afişin grup salonunda açılamayacağını'' belirten polisler,
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Ömer Abuşoğlu ve bazı milletvekillerinin
tepkisiyle karşılaştı.
Grup salonundan polislerin çıkmasının ardından Mumcu, konuşması sırasında,
getirilen ''iftar çadırı'' fotoğraflarını dinleyicilere gösterdi.
Mumcu, yaptığı konuşmada, herkesin bir takım dertlerden, bir sancı bir
ağrının varlığından bahsettiğini belirterek, ''Evet karın bölgesinde bir ağrı var
ama bu ülser ağrısı mı kanser ağrısı mı, apandis ağrısı mı konusunda herkesin bir
diğerinden farklı yorumu var'' dedi.
Son tartışmaların birinin ''Türkiye'de irtica var mı, yok mu?'' diğer bir
tartışmanın ise ''laikliğin önemi'' üzerinden yürütülmeye çalışıldığını belirten
Mumcu, ''Son zamanlarda açık, hazırlanmış, planlanmış bir polemik savaşı, adeta
bir beyan savaşı yaşıyoruz'' diye konuştu.
Demokrasinin; bir kurallar ve kurumlar bileşimi olduğunu kaydeden Mumcu,
''Kuralların işlemediğini, kurumların çalışmadığını, kurallar ve kurallar
arasındaki ilişkinin verimli bir şekilde yürütülemediğini kim söylüyor? Bu
ülkenin Genelkurmay Başkanı... Kim söylüyor? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bu ülkenin
Başbakanı... Hepsi şikayet ediyor. Kim neden şikayet ediyor? Adını koyalım. Nedir
bu imalarla konuşmak? Birilerinin seçtiği ve birilerinin kaderini emanet ettiği
insanlar, birbirleriyle ima yoluyla mı konuşacaklar? Nedir açık konuşamadığınız
şey? Nedir bu karın gurultusunun sebebi?'' diye sordu.
Erkan Mumcu, şöyle devam etti:
''Biz bu devletin Anayasada tarif edilen 4 temel ilke üzerinde kurulu bir
Cumhuriyet olduğuna inanıyoruz ve bu 4 temel ilkenin birbirinin diğerine feda
edilmeyecek kadar değerli ve önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti;
laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu ülke, tek başına laik bir ülke
değildir, tek başına demokratik bir ülke değildir tek başına cumhuriyet bir ülke
de değildir. Hepsi bir arada olmalı, biri olmadan diğerleri asla olamaz.
Bunlardan biri adına diğerinden fedakarlık etmemizi kimse bizden istemesin,
beklemesin.''
CUMHURBAŞKANI SEZER'İN KONUŞMASI...
Laikliğin tanımının yapılmasına çok da gerek olmadığına yönelik
Cumhurbaşkanının sözüne katıldıklarını belirten Mumcu, şöyle devam etti:
''Cumhurbaşkanımız aynı konuşmasında bu tanımı zorunlu kılacak sözlerde
bulunuyor. Diyor ki laiklik adına gerekirse temel hak ve özgürlüklerden kısıtlama
yapılabilir. Hoppala... Çok özür diliyorum. Okumuş, yazmış, eli kaleme, kitaba
değen herkesten rica ediyorum. Dünyanın neresinde laiklik adına temel hak ve
özgürlüklerinin kısıtlanabileceğinden söz edilmiştir. Bu laikliği biz mi icat
ettik? Bu laiklik Batı uygarlığının icadı. Dolayısıyla bunu bizden daha ileri
yaşatan demokrasiler var.''
LAİKLİĞİN TANIMI
İnsanlar istedikleri gibi inanmaları, inandıkları gibi ibadet etmeleri
gerektiğine dikkati çeken Mumcu, ''İnsanlar, birinin tarif ettiği, birinin
gösterdiği gibi inanmaya ya da inanmamaya mecbur bırakılmamalıdır. Yani laiklik;
devletin din karşısında mesafeli durup, herhangi bir din telakkisiyle hukukunu
düzenlemeyip, bütün inanç biçimleri karşısında eş, yansız, tarafsız durabilmesi
tutumudur. Laiklik; kişinin temel hak ve özgürlüklerinden bir kısıtlamak, tam
anlamıyla temel hak ve özgürlüklerini doya doya özgürce, kimsenin baskısı altında
kalmadan kullanabilmek demektir'' diye konuştu.
Mumcu, şöyle devam etti:
''Laikliği millete doğru anlatmadığınız zaman, laikliği milletin gündelik
hayatında içine sindire sindire yaşayabildiği bir değer olmadan çıkartma yönünde
ne yazık ki kastettiğinizin de dışında kastetmeden de zarar veriyorsunuz. Bunu
görün artık. Bu ülkede laiklik irtica tartışmalarının kışkırtılmış olmasının bu
hükümetin bu ülkeye armağan ettiğini görün artık. Bugün bu ülkede son derece
adaletsiz bir biçimde parti devleti uygulamalarına tanık oluyorsak, bunun
arkasındaki süreci anlayın artık.''
28 ŞUBAT PSİKOLOJİSİ
''(Muhtar bile yapmayız, muhtar olmasına bile izin vermeyiz) dediklerinizin,
günün birinde selam durmaya mecbur olduğunuz Başbakan olarak karşınıza çıkacağını
görün'' diyen Mumcu, milletle, demokrasiyle inatlaşılmaması gerektiğini söyledi.
Mumcu, şöyle konuştu:
''Anlayın, hatalarınızı, yanlışlarınızı görün. Aynı yanlışlarla aynı şeyleri
tekrar edip durmayın. Bu ülkeye 28 şubat psikolojisine benzer bir psikoloji
yeniden hatırlatacak her şey, bu ülkede ne laikliğin, ne demokrasinin, ne
cumhuriyetin lehine olmayacaktır. Milli iradeyle inatlaşmayın, milletle
inatlaşmayın. Herkes demokrasinin, hukukun çizdiği yerde dursun, herkes görevi
bilsin.
Çok net olarak söylüyorum, aksini iddia edecek kim varsa çıksın meydana...
Tarihimizin hiçbir devresinde Cumhuriyette olduğu kadar Müslüman olmadık,
olamadık. Bize Müslümanlığımızı doyasıya yaşama konforunu, anlama, hissetme
özgürlüğünü Cumhuriyet verdi. Millet bunun farkında. Bu ülkedeki camilerin yüzde
90'ı Cumhuriyetin eseri, cuma namazı kılınıyorsa bugün köylerde bunu bu
Cumhuriyet yaptı. Bütün çocuklar devlet okullarında ücretsiz okuyabilme imkanı
bulabiliyorlarsa, din dersi alabiliyorlarsa bu Cumhuriyetin eseri. Milletimiz
dinini de Cumhuriyetini de seviyor.''
''MESELENİN ASLI CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİDİR''
''Meselenin aslı Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Tartışmanın kökeninde yatan
şey budur'' diyen Mumcu, ''Kim kimden neyi saklamayı çalışıyor?'' diye sordu.
Mumcu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ne demeye çalışıyorsunuz? 'Bu Meclis bu çoğunluğuyla Cumhurbaşkanı'nı
seçmesin' demeye çalışıyorsunuz. Ya nasıl olsun, ha onu söyleyemiyorsunuz. 'Halk
seçsin' demeye diliniz varmıyor. Çünkü rejimi millet iradesine bir türlü emanet
edemiyorsunuz. Cumhuriyet, cumhurun rejimi olarak kuruldu beyefendiler. Bu
Cumhuriyeti kuran Atatürk'ün bize gösterdiği iki hedefi vardı. İstiklal-i tam,
hakimiyeti milliye... Bu kadar korkmayın. Yani bağımsız ve millet egemenliğinde
bir devlet olacaksınız. Cumhuriyet budur.''
BAŞKBAKAN ERDOĞAN'IN ABD ZİYARETİ
Mumcu, partisinin grup toplantısında, Başbakan Erdoğan'ın ABD'ye yaptığı
Ziyareti de değerlendirdi.
ABD'nin Kuzey Irak'a hamilik yapabilecek bir Türkiye aradığını ifade eden
Mumcu, ''ABD'nin stratejik ortaklıktan anladığı, baktığı nokta budur. Kendisi
açısından da doğaldır. Hiçbir ülke, kendi çıkarlarının gözetilmesi dolayısıyla
suçlanamaz. Siz kendi çıkarlarınızı korumak için ne yapıyorsunuz? Oraya bakın''
diye konuştu.
Mumcu, Başbakan Erdoğan ile Bush'un 1 saat 40 dakika süren görüşmesinden
çıkan bir tek söz bulunmadığını savunarak, şunları söyledi:
''Ne var? Sayın Başbakan, (Bush'un) gözlerindeki kararlılığı görmüş. Ne
mutlu bize. Sayın Başbakan'ın, terör, PKK ile mücadele konusunda umudu artmış.
Demek ki umudunu yitirmişti. Alıştılar, 'Gözüme bak anla' tarzında ima, göz
kırpma siyasetine... Orada da bu işlerin böyle yürüdüğüne inanıyorlar. ABD
Başkanı apaçık söylüyor.
Başbakan, Irak konusunda Türkiye'nin verdiği desteğin öneminin altını
çizerken, 'En çok insan kaybeden ülke biziz' diyor. O esnada ABD Başkanı,
Erdoğan'ın dizine vurarak, 'İşte stratejik ortaklık böyle bir şeydir' diyor.
Soruyorum size ey millet! Bu sizin içinize siniyor mu? Bunun büyük bir başarı,
zafer gibi gösterilmesi, sizin içinize siniyor mu? Ortak vizyon belgesinde PKK
ile mücadelede tek kelime bile bahsedilmemiş olması, sizin içinize siniyor mu?
Ama ben bundan memnun oldum. Şunun için memnun oldum; ülkelerin, kendi
güvenliklerini başkalarına ihale ederek, başkalarıyla pazarlık konusu ederek
sağlayamayacaklarını, bu ülkenin yöneticileri, akademisyenleri, siyasetçileri net
bir biçimde görmüş olurlar.''
PKK dosyasının ABD'ye götürülmesinin abes olduğunu öne süren Mumcu, ''Niye
Başkan ile görüşmede bu konu ele alınmadı? Çünkü başka bir görüşmede bir zarf
daha verilecek'' dedi.
Mumcu, Türkiye'nin Ortadoğu'da görmesi istenilen işlevi, siyaset kurumunun
görmeyeceğini ifade ederek, ''Dolayısıyla onların beklediği işlevi görecek kurum
kimse, eğer bir destek verilecekse, eğer içinde bir şeyler olan zarf açılacaksa,
o, Genelkurmay Başkanı'nın zarfında açılacak. Tam bağımsız bir ülke böyle
olabilir mi?'' diye sordu.
Mumcu, tam bağımsız bir ülkenin sağlam bir ekonomisi olması gerektiğini
ifade ederek, ekonomideki her şeyin, yabancıların insafına bırakıldığını söyledi.
Mumcu, Türkiye'nin, şu an dünyanın en çok borçlu ülkelerinden biri olduğunu, cari
açığın dünya rekoru kırdığını kaydetti.
GENELKURMAY BAŞKANI'NIN SÖZLERİ
Erkan Mumcu, ''Başbakan Erdoğan'ın uyanıklık yapıp Genelkurmay Başkanı'na
gözdağı verdiğini'' ileri sürerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Konuşmalarına dikkat edin; 'Bundan ekonomi zarar görür'... Bu düpedüz
şantajdır. Bunun anlamı budur. Demokrasi hiç umurunda değil. Böyle bir
başbakanlık yapılabilir mi? Muhalefet Partisi Genel Başkanı olarak ben ne
yapayım? Aynı kişiliksizliği, aynı omurgasızlığı 28 Şubat sürecinde de aynı
biçimde gösteren bu adamların yanında mı durayım, karşısında mı durayım? Bu
adamların yanında dursam, demokrasiye kıyamam. Karşısında dursam, demokrasiye
zerre kadar saygıları, sadakatleri yok, onurları yok.''
Bu hükümetin, ''Benden sonra tufan'' dediğini ileri süren Mumcu, ''ABD'de
yaptıkları şey şudur; (tamam, biz Irak projeksiyonunda senle mutabıkız. Bize
dokunma, bizi delikten aşağı süpürme.) Denilen şey budur. Ey millet! Aç gözünü''
dedi.
Erkan Mumcu, Başbakan Erdoğan'ın, ''Askerlik yan gelip yatma yeri değil''
sözünü de eleştirerek, ''Şimdi ne yapıyorsunuz? Şimdi, bu ülkenin evlatlarının
canları üzerinden pis bir pazarlık yapıyorsunuz, adi bir pazarlık yapıyorsunuz.
Bunu din ve diyanet adına yapıyorsunuz'' diye konuştu
Mumcu, ramazan günü milletin duygularını rencide etmeye kimsenin hakkı
bulunmadığını anlatarak, artık bu ülkede, din ve laiklik hakkında konuşan
herkesin, net tanımlarla konuşması gerektiğini söyledi.
''Din başka bir şeydir, irtica başka bir şeydir. Dindar başka bir şeydir,
dinci başka bir şeydir, mürteci başka bir şeydir, karıştırmayacaksınız'' diyen
Mumcu,. kurunun yanında yaşın da yanmaması gerektiğini vurguladı.
İFTAR ÇADIRLARI
Başbakan Erdoğan'ın iftar çadırlarında kullanılan fotoğraflarını grupta
bulunanlara gösteren Erkan Mumcu, geçen yıl Anadolu Ajansı'nın, belediyelerin
ramazan etkinliklerini listelediğini söyledi. Bu etkinliklerin hepsinin, iaşe ve
ibate dağıtmaya ayarlı olduğunu ileri süren Mumcu, şöyle devam etti:
''Millet iş bulmaktan, emeğiyle geçinmekten, emeğinin karşılığını alıp insan
gibi yaşayabilmekten umudunu kesti. İktidar, devlet imkanlarını kullanarak, o
imkanın gerçek sahibi olan milleti, iaşe ve ibate bağımlısı haline getirecek bir
politikanın kurbanı ediyor. (İrtica var) diyorsanız, irtica budur, irticanın
daniskası budur. Milletin erzak yardımına bağımlı hale getirilmiş olması,
milletin imkanları milletten çalınarak ama millete bir lütuf gibi tekrar gıdım
gıdım dağıtılması, bir kısmının dağıtılıp, bir kısmının yandaşlara dağıtılması,
ülkenin karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikedir.''
hazırlanmış, planlanmış bir polemik savaşı, adeta bir beyan savaşı yaşıyoruz'' dedi.
Anavatan Partisi TBMM Grup Toplantı Salonu'na Mumcu'nun talimatıyla
getirilen bir fotoğraf, polis memurlarınca görülmek istendi. İçtüzüğe göre
''herhangi bir afişin grup salonunda açılamayacağını'' belirten polisler,
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Ömer Abuşoğlu ve bazı milletvekillerinin
tepkisiyle karşılaştı.
Grup salonundan polislerin çıkmasının ardından Mumcu, konuşması sırasında,
getirilen ''iftar çadırı'' fotoğraflarını dinleyicilere gösterdi.
Mumcu, yaptığı konuşmada, herkesin bir takım dertlerden, bir sancı bir
ağrının varlığından bahsettiğini belirterek, ''Evet karın bölgesinde bir ağrı var
ama bu ülser ağrısı mı kanser ağrısı mı, apandis ağrısı mı konusunda herkesin bir
diğerinden farklı yorumu var'' dedi.
Son tartışmaların birinin ''Türkiye'de irtica var mı, yok mu?'' diğer bir
tartışmanın ise ''laikliğin önemi'' üzerinden yürütülmeye çalışıldığını belirten
Mumcu, ''Son zamanlarda açık, hazırlanmış, planlanmış bir polemik savaşı, adeta
bir beyan savaşı yaşıyoruz'' diye konuştu.
Demokrasinin; bir kurallar ve kurumlar bileşimi olduğunu kaydeden Mumcu,
''Kuralların işlemediğini, kurumların çalışmadığını, kurallar ve kurallar
arasındaki ilişkinin verimli bir şekilde yürütülemediğini kim söylüyor? Bu
ülkenin Genelkurmay Başkanı... Kim söylüyor? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bu ülkenin
Başbakanı... Hepsi şikayet ediyor. Kim neden şikayet ediyor? Adını koyalım. Nedir
bu imalarla konuşmak? Birilerinin seçtiği ve birilerinin kaderini emanet ettiği
insanlar, birbirleriyle ima yoluyla mı konuşacaklar? Nedir açık konuşamadığınız
şey? Nedir bu karın gurultusunun sebebi?'' diye sordu.
Erkan Mumcu, şöyle devam etti:
''Biz bu devletin Anayasada tarif edilen 4 temel ilke üzerinde kurulu bir
Cumhuriyet olduğuna inanıyoruz ve bu 4 temel ilkenin birbirinin diğerine feda
edilmeyecek kadar değerli ve önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti;
laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu ülke, tek başına laik bir ülke
değildir, tek başına demokratik bir ülke değildir tek başına cumhuriyet bir ülke
de değildir. Hepsi bir arada olmalı, biri olmadan diğerleri asla olamaz.
Bunlardan biri adına diğerinden fedakarlık etmemizi kimse bizden istemesin,
beklemesin.''
CUMHURBAŞKANI SEZER'İN KONUŞMASI...
Laikliğin tanımının yapılmasına çok da gerek olmadığına yönelik
Cumhurbaşkanının sözüne katıldıklarını belirten Mumcu, şöyle devam etti:
''Cumhurbaşkanımız aynı konuşmasında bu tanımı zorunlu kılacak sözlerde
bulunuyor. Diyor ki laiklik adına gerekirse temel hak ve özgürlüklerden kısıtlama
yapılabilir. Hoppala... Çok özür diliyorum. Okumuş, yazmış, eli kaleme, kitaba
değen herkesten rica ediyorum. Dünyanın neresinde laiklik adına temel hak ve
özgürlüklerinin kısıtlanabileceğinden söz edilmiştir. Bu laikliği biz mi icat
ettik? Bu laiklik Batı uygarlığının icadı. Dolayısıyla bunu bizden daha ileri
yaşatan demokrasiler var.''
LAİKLİĞİN TANIMI
İnsanlar istedikleri gibi inanmaları, inandıkları gibi ibadet etmeleri
gerektiğine dikkati çeken Mumcu, ''İnsanlar, birinin tarif ettiği, birinin
gösterdiği gibi inanmaya ya da inanmamaya mecbur bırakılmamalıdır. Yani laiklik;
devletin din karşısında mesafeli durup, herhangi bir din telakkisiyle hukukunu
düzenlemeyip, bütün inanç biçimleri karşısında eş, yansız, tarafsız durabilmesi
tutumudur. Laiklik; kişinin temel hak ve özgürlüklerinden bir kısıtlamak, tam
anlamıyla temel hak ve özgürlüklerini doya doya özgürce, kimsenin baskısı altında
kalmadan kullanabilmek demektir'' diye konuştu.
Mumcu, şöyle devam etti:
''Laikliği millete doğru anlatmadığınız zaman, laikliği milletin gündelik
hayatında içine sindire sindire yaşayabildiği bir değer olmadan çıkartma yönünde
ne yazık ki kastettiğinizin de dışında kastetmeden de zarar veriyorsunuz. Bunu
görün artık. Bu ülkede laiklik irtica tartışmalarının kışkırtılmış olmasının bu
hükümetin bu ülkeye armağan ettiğini görün artık. Bugün bu ülkede son derece
adaletsiz bir biçimde parti devleti uygulamalarına tanık oluyorsak, bunun
arkasındaki süreci anlayın artık.''
28 ŞUBAT PSİKOLOJİSİ
''(Muhtar bile yapmayız, muhtar olmasına bile izin vermeyiz) dediklerinizin,
günün birinde selam durmaya mecbur olduğunuz Başbakan olarak karşınıza çıkacağını
görün'' diyen Mumcu, milletle, demokrasiyle inatlaşılmaması gerektiğini söyledi.
Mumcu, şöyle konuştu:
''Anlayın, hatalarınızı, yanlışlarınızı görün. Aynı yanlışlarla aynı şeyleri
tekrar edip durmayın. Bu ülkeye 28 şubat psikolojisine benzer bir psikoloji
yeniden hatırlatacak her şey, bu ülkede ne laikliğin, ne demokrasinin, ne
cumhuriyetin lehine olmayacaktır. Milli iradeyle inatlaşmayın, milletle
inatlaşmayın. Herkes demokrasinin, hukukun çizdiği yerde dursun, herkes görevi
bilsin.
Çok net olarak söylüyorum, aksini iddia edecek kim varsa çıksın meydana...
Tarihimizin hiçbir devresinde Cumhuriyette olduğu kadar Müslüman olmadık,
olamadık. Bize Müslümanlığımızı doyasıya yaşama konforunu, anlama, hissetme
özgürlüğünü Cumhuriyet verdi. Millet bunun farkında. Bu ülkedeki camilerin yüzde
90'ı Cumhuriyetin eseri, cuma namazı kılınıyorsa bugün köylerde bunu bu
Cumhuriyet yaptı. Bütün çocuklar devlet okullarında ücretsiz okuyabilme imkanı
bulabiliyorlarsa, din dersi alabiliyorlarsa bu Cumhuriyetin eseri. Milletimiz
dinini de Cumhuriyetini de seviyor.''
''MESELENİN ASLI CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİDİR''
''Meselenin aslı Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Tartışmanın kökeninde yatan
şey budur'' diyen Mumcu, ''Kim kimden neyi saklamayı çalışıyor?'' diye sordu.
Mumcu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ne demeye çalışıyorsunuz? 'Bu Meclis bu çoğunluğuyla Cumhurbaşkanı'nı
seçmesin' demeye çalışıyorsunuz. Ya nasıl olsun, ha onu söyleyemiyorsunuz. 'Halk
seçsin' demeye diliniz varmıyor. Çünkü rejimi millet iradesine bir türlü emanet
edemiyorsunuz. Cumhuriyet, cumhurun rejimi olarak kuruldu beyefendiler. Bu
Cumhuriyeti kuran Atatürk'ün bize gösterdiği iki hedefi vardı. İstiklal-i tam,
hakimiyeti milliye... Bu kadar korkmayın. Yani bağımsız ve millet egemenliğinde
bir devlet olacaksınız. Cumhuriyet budur.''
BAŞKBAKAN ERDOĞAN'IN ABD ZİYARETİ
Mumcu, partisinin grup toplantısında, Başbakan Erdoğan'ın ABD'ye yaptığı
Ziyareti de değerlendirdi.
ABD'nin Kuzey Irak'a hamilik yapabilecek bir Türkiye aradığını ifade eden
Mumcu, ''ABD'nin stratejik ortaklıktan anladığı, baktığı nokta budur. Kendisi
açısından da doğaldır. Hiçbir ülke, kendi çıkarlarının gözetilmesi dolayısıyla
suçlanamaz. Siz kendi çıkarlarınızı korumak için ne yapıyorsunuz? Oraya bakın''
diye konuştu.
Mumcu, Başbakan Erdoğan ile Bush'un 1 saat 40 dakika süren görüşmesinden
çıkan bir tek söz bulunmadığını savunarak, şunları söyledi:
''Ne var? Sayın Başbakan, (Bush'un) gözlerindeki kararlılığı görmüş. Ne
mutlu bize. Sayın Başbakan'ın, terör, PKK ile mücadele konusunda umudu artmış.
Demek ki umudunu yitirmişti. Alıştılar, 'Gözüme bak anla' tarzında ima, göz
kırpma siyasetine... Orada da bu işlerin böyle yürüdüğüne inanıyorlar. ABD
Başkanı apaçık söylüyor.
Başbakan, Irak konusunda Türkiye'nin verdiği desteğin öneminin altını
çizerken, 'En çok insan kaybeden ülke biziz' diyor. O esnada ABD Başkanı,
Erdoğan'ın dizine vurarak, 'İşte stratejik ortaklık böyle bir şeydir' diyor.
Soruyorum size ey millet! Bu sizin içinize siniyor mu? Bunun büyük bir başarı,
zafer gibi gösterilmesi, sizin içinize siniyor mu? Ortak vizyon belgesinde PKK
ile mücadelede tek kelime bile bahsedilmemiş olması, sizin içinize siniyor mu?
Ama ben bundan memnun oldum. Şunun için memnun oldum; ülkelerin, kendi
güvenliklerini başkalarına ihale ederek, başkalarıyla pazarlık konusu ederek
sağlayamayacaklarını, bu ülkenin yöneticileri, akademisyenleri, siyasetçileri net
bir biçimde görmüş olurlar.''
PKK dosyasının ABD'ye götürülmesinin abes olduğunu öne süren Mumcu, ''Niye
Başkan ile görüşmede bu konu ele alınmadı? Çünkü başka bir görüşmede bir zarf
daha verilecek'' dedi.
Mumcu, Türkiye'nin Ortadoğu'da görmesi istenilen işlevi, siyaset kurumunun
görmeyeceğini ifade ederek, ''Dolayısıyla onların beklediği işlevi görecek kurum
kimse, eğer bir destek verilecekse, eğer içinde bir şeyler olan zarf açılacaksa,
o, Genelkurmay Başkanı'nın zarfında açılacak. Tam bağımsız bir ülke böyle
olabilir mi?'' diye sordu.
Mumcu, tam bağımsız bir ülkenin sağlam bir ekonomisi olması gerektiğini
ifade ederek, ekonomideki her şeyin, yabancıların insafına bırakıldığını söyledi.
Mumcu, Türkiye'nin, şu an dünyanın en çok borçlu ülkelerinden biri olduğunu, cari
açığın dünya rekoru kırdığını kaydetti.
GENELKURMAY BAŞKANI'NIN SÖZLERİ
Erkan Mumcu, ''Başbakan Erdoğan'ın uyanıklık yapıp Genelkurmay Başkanı'na
gözdağı verdiğini'' ileri sürerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Konuşmalarına dikkat edin; 'Bundan ekonomi zarar görür'... Bu düpedüz
şantajdır. Bunun anlamı budur. Demokrasi hiç umurunda değil. Böyle bir
başbakanlık yapılabilir mi? Muhalefet Partisi Genel Başkanı olarak ben ne
yapayım? Aynı kişiliksizliği, aynı omurgasızlığı 28 Şubat sürecinde de aynı
biçimde gösteren bu adamların yanında mı durayım, karşısında mı durayım? Bu
adamların yanında dursam, demokrasiye kıyamam. Karşısında dursam, demokrasiye
zerre kadar saygıları, sadakatleri yok, onurları yok.''
Bu hükümetin, ''Benden sonra tufan'' dediğini ileri süren Mumcu, ''ABD'de
yaptıkları şey şudur; (tamam, biz Irak projeksiyonunda senle mutabıkız. Bize
dokunma, bizi delikten aşağı süpürme.) Denilen şey budur. Ey millet! Aç gözünü''
dedi.
Erkan Mumcu, Başbakan Erdoğan'ın, ''Askerlik yan gelip yatma yeri değil''
sözünü de eleştirerek, ''Şimdi ne yapıyorsunuz? Şimdi, bu ülkenin evlatlarının
canları üzerinden pis bir pazarlık yapıyorsunuz, adi bir pazarlık yapıyorsunuz.
Bunu din ve diyanet adına yapıyorsunuz'' diye konuştu
Mumcu, ramazan günü milletin duygularını rencide etmeye kimsenin hakkı
bulunmadığını anlatarak, artık bu ülkede, din ve laiklik hakkında konuşan
herkesin, net tanımlarla konuşması gerektiğini söyledi.
''Din başka bir şeydir, irtica başka bir şeydir. Dindar başka bir şeydir,
dinci başka bir şeydir, mürteci başka bir şeydir, karıştırmayacaksınız'' diyen
Mumcu,. kurunun yanında yaşın da yanmaması gerektiğini vurguladı.
İFTAR ÇADIRLARI
Başbakan Erdoğan'ın iftar çadırlarında kullanılan fotoğraflarını grupta
bulunanlara gösteren Erkan Mumcu, geçen yıl Anadolu Ajansı'nın, belediyelerin
ramazan etkinliklerini listelediğini söyledi. Bu etkinliklerin hepsinin, iaşe ve
ibate dağıtmaya ayarlı olduğunu ileri süren Mumcu, şöyle devam etti:
''Millet iş bulmaktan, emeğiyle geçinmekten, emeğinin karşılığını alıp insan
gibi yaşayabilmekten umudunu kesti. İktidar, devlet imkanlarını kullanarak, o
imkanın gerçek sahibi olan milleti, iaşe ve ibate bağımlısı haline getirecek bir
politikanın kurbanı ediyor. (İrtica var) diyorsanız, irtica budur, irticanın
daniskası budur. Milletin erzak yardımına bağımlı hale getirilmiş olması,
milletin imkanları milletten çalınarak ama millete bir lütuf gibi tekrar gıdım
gıdım dağıtılması, bir kısmının dağıtılıp, bir kısmının yandaşlara dağıtılması,
ülkenin karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikedir.''
