2013-04-19 - 13:00
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÖZTRAK'IN BASIN TOPLANTISI?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin ekonomide hızla 1990'ların yanlışlarına döndüğü, 2001'den sonra atılan güvenlik çapalarının tek tek gevşetildiğini belirterek, "Hükümeti uyarıyorum. İzlediğiniz yol, yol değildir. Tarih geçmişten ders alınmaz ise tekerrür eder. Buna karşın, Başbakan'ın siyasi şantaj ve ekonomi gündemini karartma amacıyla yaptığı hamleyi, ülke için hayırlı bir girişime çevirebiliriz. Bunun yolu sadece 57. Hükümet döneminin değil; bizim önerdiğimiz gibi, 1990'lardan 2013'e kadar tüm dönemin fotoğrafını çekecek bir Araştırma Komisyonu kurmaktır. Bununla ak koyun kara koyun görünsün istiyoruz" dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin ekonomide hızla 1990'ların yanlışlarına döndüğü, 2001'den sonra atılan güvenlik çapalarının tek tek gevşetildiğini belirterek, "Hükümeti uyarıyorum. İzlediğiniz yol, yol değildir. Tarih geçmişten ders alınmaz ise tekerrür eder. Buna karşın, Başbakan'ın siyasi şantaj ve ekonomi gündemini karartma amacıyla yaptığı hamleyi, ülke için hayırlı bir girişime çevirebiliriz. Bunun yolu sadece 57. Hükümet döneminin değil; bizim önerdiğimiz gibi, 1990'lardan 2013'e kadar tüm dönemin fotoğrafını çekecek bir Araştırma Komisyonu kurmaktır. Bununla ak koyun kara koyun görünsün istiyoruz" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2001 kriziyle ilgili olarak bir araştırma komisyonu kurulacağı yönündeki açıklamalarını değerlendirdi. 2000 yılının Kasım ayında ve 2001 yılının Şubat ayında yaşanan krizlerin 1990'lı yıllarda izlenen yanlış politikaların sonucu olduğunu, bu döneme ilişkin inceleme ve soruşturmaların yapılıp davaların açıldığını, açılan soruşturmaların bir kısmının AKP Hükümeti döneminde yürütüldüğünü kaydeden Öztrak, bu süreçte sorumluların yargı karşısında kendilerine isnat edilen suçlarla yüzleştiğini söyledi.

Krizin hemen ardından açıklanan "Türkiye'nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nın hem tasarımında hem de yönetiminde görev aldığını hatırlatan Öztrak, o dönem uygulanan programın, siyaset ve bürokrasinin de yoğun çabasıyla, başarıya ulaştığını ifade ederek, "Türkiye ekonomisi 2001'de üççeyrek daraldıktan sonra hızla toparlanmaya başladı. 2002 sonunda yüzde 6,2'lik yüksek bir büyümeyi yakaladık. 2001'de yüzde 68'e çıkan enflasyon, 2002'de yüzde 29'a düşürüldü. 2001'de yüzde 96 olan Hazine'nin borçlanma faiz oranı, 2002'de yüzde 63'e indi. Bunlar tek bir yılda oldu" dedi.

AKP Hükümeti'nin iktidara geldiği dönemde, işe elinin altındaki başarılı bir ekonomi programıyla başladığını, 2003'ten itibaren de esmeye başlayan olağanüstü küresel rüzgârı arkasına alarak bugünlere kadar geldiğini söyleyen Öztrak, "O günleri yaşayanlar bunları anlatmayınca, AKP Hükümeti de kendini her şeyin başı ve sonu zannediyor. Başbakan, şeytanın kibir tuzağına düşüyor" ifadelerini kullandı.

2001'den sonra uygulanan programın en başarılı ayaklarından birisinin de bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması olduğunu belirten Öztrak, sözkonusu dönemde TMSF'ye devredilen bankaların çözümlenmesi, özel bankaların daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması ve sistemin gözetim-denetim çerçevesinin güçlendirilmesine yönelik önemli adımlar atıldığını söyledi. Bu süreçte, AKP'nin iktidara geldiği 2002 sonuna kadar toplam 24 bankaya el konulduğunu, bankacılık sistemindeki "kanserli hücrelerin" temizlendiğini belirten Öztrak, bu bankaların TMSF'ye devir zararının 17,3 milyar dolar olduğunu, buna karşın "AKP Hükümeti döneminde" el konan İmar Bankası'nın devir zararının 5,9 milyar doları bulduğunu kaydetti. İmar Bankası'nın devir zararının, diğer 24 bankanın devir zararının yüzde 34'ü kadar olduğuna dikkat çeken Öztrak, 25 bankanın toplam devir zararının 23,2 milyar dolar olduğunu söyledi.

Yapılan operasyonların kamuya maliyetinin BDDK'nın verilerinden net olarak görülebildiğini belirten Öztrak, "Başbakan Erdoğan'ın batan bankaların maliyeti konusunda verdiği rakamlar BDDK'nın verdiği rakamlar ile uyumlu değil. Başbakan 2001 krizinde batan bankaların maliyetinin 111 katrilyon TL olduğunu bunun faizi ile beraber 231 katrilyon tuttuğunu söylüyor. BDDK'nın verilerine baktığımızda ise TMSF'ye devredilen bankaların çözüm maliyetinin toplam 22,5 milyar dolar olduğu bunun 17,3 milyar dolarının kamu kaynaklarından; geriye kalan 5,2 milyar dolarının ise özel sektörden sağlandığını görüyoruz. Başbakan'ın faiziyle beraber 231 katrilyonluk hesaba nasıl ulaşıyor? Bu 231 katrilyonun içinde neler var? Bunun hesabını açıkça kamuoyuna vermelidir. Bir Başbakana rakam istismarı yakışmaz" diye konuştu.

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nı hazırlarken, bir takım önemli çapalar tasarladıklarını, TBMM'nin de bunları uygun görerek yasal düzenlemeler yaptığını belirten Öztrak, "siyasetin ekonominin günlük işleyişine müdahalesini ortadan kaldırmak için" Merkez Bankası ile düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsızlığını sağlayan düzenlemeler gerçekleştirildiğini kaydetti ve sözlerine şöyle devam etti:

"Ancak geldiğimiz noktada hem Merkez Bankası, hem de düzenleyici denetleyici kurumlar Başbakan'ın iki dudağına bakan kurumlara dönüştü. Başbakan geçtiğimiz haftalarda, 'Faizi yüksek buluyorum' dedi. Merkez Bankası bu hafta içinde faizi 50 baz puan indirerek bu emrin gereğini yerine getirdi."

Öztrak, 2000 ve 2001 krizlerine yol açan kamu maliyesindeki disiplinsizliğe hızla dönüş yapıldığını da belirterek, "Meclise arka arkaya getirilen yasa tasarıları ile 2002'de çıkarılan Kamu Borç Yönetimi ve Finansman Kanunu adeta işlevsiz hale getiriliyor. Seçimler yaklaşırken Hazine'nin verdiği borç garantilerinin kapsamı sürekli genişletilerek, devletin koşullu yükümlülükleri artırılıyor. Kamu yönetiminde şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele için yapılan en önemli düzenlemelerden birisi de Kamu İhale ve Kontrol Kanunu idi. 10 yıllık AKP iktidarında bu yasada 25 kez değişiklik yapıldı. Kanunda istisnaları düzenleyen maddeler alfabenin (t) harfine kadar geldi. Dört istisna daha yapılırsa alfabede harf kalmayacak" dedi.

Öztrak, kamu ihalelerinin kime verileceğine Başbakan'ın karar verdiğini, köprü ve otoyol ihalelerini "ucuz" diyerek iptal eden Başbakan'ın, yine "ucuz" bulduğu Başkent Doğalgaz ihalesini onayladığını ifade ederek, "Sayın Başbakan'a soruyoruz. Başkent gaz bu fiyata nasıl gitti? Siz ihaleleri alanların kimliğine göre mi karar veriyorsunuz, Sayın Başbakan?" diye sordu.

Kanun gereği, özelleştirmelerde yapılan değer tespitlerinin, özelleştirme tamamlandıktan sonra kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyleyen Öztrak, AKP iktidarında yapılan 38 milyar dolarlık özelleştirmeye ilişkin "tek bir değer tespit raporunun bile" henüz yayımlanmadığını, Özelleştirme İdaresi'nin "Başkent Doğalgaz İhalesi'ne ilişkin değer tespit raporunu" yayımlayarak işe başlayabileceğini belirtti. Öztrak, "Sayıştay raporları Meclise gelmiyor. Bütçeler Meclis denetiminden kaçırılıyor" dedi.

Türkiye'nin, hızla "1990'ların yanlışlarına döndüğü", 2001'den sonra atılan "güvenlik çapalarının tek tek gevşetildiği" değerlendirmesinde bulunan Öztrak, "Ben Hükümeti uyarıyorum. İzlediğiniz yol, yol değildir. Tarih geçmişten ders alınmaz ise tekerrür eder. Buna karşın, Başbakan'ın siyasi şantaj ve ekonomi gündemini karartma amacıyla yaptığı hamleyi, ülke için hayırlı bir girişime çevirebiliriz. Bunun yolu sadece 57. Hükümet döneminin değil; bizim önerdiğimiz gibi, 1990'lardan 2013'e kadar tüm dönemin fotoğrafını çekecek bir Araştırma Komisyonu kurmaktır" önerisinde bulundu.
AKP'nin iktidarda olduğu 10 yıllık dönemde 7 kez mali af ilan edildiğini, vergisini zamanında ödeyen vatandaşı cezalandıran bu uygulamanın AKP iktidarında gelenek haline geldiğini ifade eden Öztrak, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın yaptığı açıklamayla gündeme gelen "Varlık Barışı" konusunda şunları belirtti:

"Varlık Barışı' denilerek özellikle yurtdışında kayıt dışında parası bulunanlara bu paraları Türkiye'ye getirmeleri ve aklamaları için yeniden bir imkân getiriliyor. Dün Maliye Bakanı katıldığı bir TV programında yapılan bu düzenlemenin vergi gelirlerine çok büyük katkısı olmayacağını, asıl amacın Türkiye'nin bilançosunu düzeltmek olduğunu söyledi. Bu, en hafif tabiriyle komik bir gerekçe... Biliyorsunuz 2008'de de AKP Hükümeti benzer bir varlık affı uygulamış ve kayıt dışı paraları aklamıştı. Peki, bu aklama neticesinde Türkiye'nin bilançosu düzeldi mi?"

Türkiye'nin finansal varlık ve yükümlülükleri arasındaki farkı gösteren "finansal döviz açık pozisyonunun 2008 sonunda 200 milyar dolar olduğunu, bu rakamın 2013 yılı Şubat ayı itibariyle 426,2 milyar dolara çıktığını belirten Öztrak, bilançodaki açığın iki kattan fazla arttığının altını çizdi. Aynı dönemde Türkiye'nin kısa vadeli dış borç stokunun da iki kat arttığını ifade eden Öztrak, Maliye Bakanı Şimşek'e seslenerek, "Yapılan mali aflar ile ülkenin bilançosunu düzeltmez Sayın Bakan. Düzelecek olsaydı, iktidarınızda yapılan 7 mali affa rağmen, ülkenin döviz açık pozisyonu 5 kat, kısa vadeli dış borç stoku 7 kat artmazdı. Dolayısıyla Sayın Maliye Bakanının gerekçesi sağlam bir gerekçe değildir. Bu da ister istemez bizim kuşkularımızı artırıyor" dedi.

CHP'li Öztrak, hafta içinde açıklanan işsizlik verilerine göre 23 ay aranın ardından genç işsizlik oranının yeniden yüzde 20'nin üstüne çıktığını, açıklanan rakamların 2013'ün ilk ayında çalışmak isteyen her beş gençten birisinin iş bulamadığını ortaya koyduğunu söyledi. Bu hafta açıklanan 2013'ün ilk üç ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe sonuçlarının da AKP'nin harcamalara "tam gaz devam ettiğini" gösterdiğini belirten Öztrak, ilk bakışta gelirlerde artış var gibi göründüğünü ama bu artışın nedenlerinin endişe yarattığını kaydetti. Öztrak, şöyle devam etti:

"İlk olarak ithalden alınan KDV'de çok ciddi bir artış var. Yılın ilk üç ayında, geçen yılın aynı dönemine göre, ithalden alınan KDV yüzde 36,1 artış gösterdi. İç talep canlanıyorsa bile bunun ithalata gittiği, yerli değil, yurtdışındaki üreticilere yaradığı anlaşılıyor. Gelirleri etkileyen bir diğer faktör BOTAŞ'tan yapılan tahsilatlar. Maliye Bakanının yaptığı açıklamalardan, BOTAŞ'ın geçmiş yıllara ait 1,3 milyar TL'lik vergi borcunun bu yıl ödendiği anlaşılıyor. Bu bazlı gelir artışlarının sürekli değil bir defalık olduğunu gösteriyor. Üçüncü bir neden geçtiğimiz yıl Eylül ayında yapılan ÖTV zammı ve vergi artışları. Bazdan kaynaklanan nedenlerle bu yılın ilk üç ayındaki tahsilatlar geçen yılın aynı döneminin üzerinde. Ancak bu yılın Eylül ayından itibaren dâhilde alınan dolaylı vergiler karşılaştırılabilir olacak. Tüm bunlar gelirlerdeki artışı bu yılın ilk üç ayında yüksek gösteriyor. Piyasalar buna bakarak rahat davranabilir ama bu harcama performansı ile mali disiplinden bahsetmek mümkün değil."

Öztrak, CHP olarak Türkiye'yi karış karış gezdiklerini, sanayici ve işadamlarının sıkıntılarını yerinde dinlediklerini belirterek, "Sayın Genel Başkanımız Bursa, Malatya, Kayseri, Adana ve Ankara'da iş adamlarıyla bir araya geldi. Gelecek hafta da Tekirdağ'da iş adamları ile bir araya geliyor" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını da cevapladı. Bir gazetecinin CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç'ın istifasıyla ilgili sorusu üzerine Öztrak, şunları kaydetti:

"Parti yönetimi bir takımdır, o takımın bir teknik direktörü vardır, o takımın oyuncuları vardır. Şu anda merkez yönetimindeki oyuncular, Genel Başkan tarafından, teknik direktör tarafından seçilmektedir. Teknik direktörün öngördüğü gibi oynayamayan arkadaşlarda değişiklik yapmak da teknik direktörün en doğal hakkıdır." diye konuştu.

H. Alper Durmaz